Şunun için etiket arşivi: sanat

4-istanbul-uluslararasi-dans-festivaliAmerika’dan Çin’e, Avrupa’dan Asya’ya dünyanın dört bir tarafından 5.000 dans severin katılacağı festivalde İtalya’dan ünlü Latin orkestrası La Maxima 79 ve Küba’lı Salsa grubu FClan konser verecek. ABD, İtalya, Fransa, İspanya, İngiltere, Hollanda, Belçika, Almanya, Polonya, Meksika, Brezilya, Rusya, Ukrayna, G.Kore, Singapur, Norveç, İsveç, Finlandiya, Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’nin en ünlü 80 dans grubu ise akşamları gösteriler sergileyecek. Gündüzleri Zumba, Latin Dansları (Salsa, Cha cha cha, Bachata, Kizomba, Zouk) Tango, Flamenko, Swing, Jazz, Hip Hop, Oryantal, Zeybek- Harmandalı, Roman-Oryantal, Sirtaki gibi danslar konusunda isteyenlere eğitim verilecek.

Profesyoneller için dünyaca ünlü dansçılarla aynı sahneye paylaşma imkanına sahip olunacak 8-12 saatlik Bootcampların düzenleneceği ve gece boyunca 4 farklı salonda Salsa, Bachata, Kizomba ve Latin müzikleri ile sabaha kadar sürecek partilerin gerçekleştirileceği 4. İstanbul Uluslararası Dans Festivali, 2 – 6 Nisan 2015 tarihleri arasında Hilton Istanbul Bosphorus Hotel’de gerçekleştirilecek.

dünya-tiyatrolar-günüDünya Tiyatro Günü 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından yaratıldı. Her yıl 27 Mart günü ITI merkezleri ve dünya çapında tiyatro grupları tarafından kutlanmaktadır. Pek çok ulusal ve uluslararası etkinlik kutlamalarda yer almaktadır. En önemli etkinliklerden biri, dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarın yazdığıevrensel bildirgedir. İlk bildirge 1962’de Jean Cocteau (Fransa) tarafından yazılmıştır.

Kabulü

Dönemin ITI başkanı olan Arvi Kivimaa tarafından önce Helsinki, sonra da Viyana’da yapılan 9. ITI Konferansında ortaya atılan ‘tiyatrolar günü’ fikri, İskandinav ülkelerinden gelen desteğin de etkisiyle hayata geçirildi. Kabul edilişinden sonra her yıl, Paris’te 1962 tarihli Uluslar Tiyatrosu’nun (Theatre of Nations) da açılış günü olan 27 Mart günü, ITI’nin şu an sayısı 100’ü bulan dünya çapındaki merkezlerinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı.

Hedefi

UNESCO tarafından kurulan ITI’nin “sahne sanatları bağlamında, dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini arttırmak, gelişim sürecinde sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak, insanlar arasındaki barış ve dostluğun sağlanması ve artmasını gerçekleştirmek adına karşılıklı anlayışı geliştirmek, UNESCO’nun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunmak” gibi hedefleri, Dünya Tiyatro Günü’nde bir kez daha hatırlatılmaktadır. Her yıl tiyatro ve tiyatroyla ortak çalışan diğer sanat disiplinlerinden gelen üstün başarılı bir sanatçı bu gün için bir konuşma yapmaya davet edilmektedir. Uluslararası Bildirge olarak görülen bu konuşmanın metni 20’den fazla dile çevrilmekte, pek çok gazetede yayınlanmakta ve dünya üzerindeki pek çok tiyatro grubunun oyunundan önce okunmaktadır. Pek çok televizyon ve radyo kanalı bu bildirgeyi beş kıtanın her köşesindeki dinleyicilere ulaştırmaktadır.

Dünya Tiyatro Günü tiyatro dünyasındaki insanlar için sahne sanatlarının insanları bir araya getirici gücünü kutlamak, seyirciyle daha iyi bir iletişim kurmak ve insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Dünya Tiyatro Günü’nde yapılan etkinlikler, uluslararası işlevlerinin yanı sıra ulusal ve bölgesel tiyatro gruplarının bir araya gelmesinde de rol oynamaktadır.

Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirgesi

Jean Cocteau ilk bildirgenin yazarıdır. 1993’te Venezuela ITI Merkezi 1962’den 1993’e kadar yayınlanan tüm bildirgeleri biri özgün dillerinde, diğeri İspanyolca olmak üzere iki antoloji halinde yayımlamıştır. Uluslararası Bildirge’nin yanı sıra, ITI dünyanın hemen her yerinde büyük gösteriler ve festivaller düzenlemektedir.

canakkale-zaferiÇANAKKALE Deniz Zaferi’nin 100’ncü yıl dönümü kutlamaları kapsamında döneme ait 55 fotoğraf, Genelkurmay arşivlerinden ilk kez çıkarılarak sergilendi.

Çanakkale’de 100 yıl önce tarihin akışını değiştiren, ülkelerin kaderini belirleyen savaşın 100’üncü yıldönümünde, Genelkurmay arşivlerinden 55 fotoğraf çıkarıldı. Güzel Sanatlar Galerisi’nde açılan sergide döneme ait fotoğraflar, ilk kez gösterildi. Vali Yardımcısı Hüseyin Kulözü, Belediye Başkan Vekili Bige Şimşek, İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Dokuz, Çanakkale Savaşları Gelibolu Alan Başkanı Mehmet Gürkan, 2015 Koordinasyon Merkezi Genel Sekreteri Mahmut Akkuş ile sanatseverler sergiye yoğun ilgi gösterdi.

Çanakkale Savaşları Gelibolu Alan Başkanı Mehmet Gürkan, “İlk kez Genelkurmay arşivlerinden çıkarılmış 55 fotoğrafla bu sergi, 100 yılın önemine ithafen halkımızın beğenisine sunuldu. 55 fotoğraf bizim bugüne kadar görmediğimiz eserler ile önemli anları tekrar yaşatıyor” dedi.

Sergi, 10 Nisan’a kadar gezilebilecek.

Kadıköy Yeldeğirmeni’nde bulunan Don Kişot İşgal Evi, 4-19 Nisan tarihleri arasında ilki düzenlenecek bağımsız bir sanat festivaline ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

donkişot

Don Kişot Sanat Festivali İnisiyatifi’nin festival çağrısı şu şekilde:

“Beklenmedik herşey !!!
Beklenmedik sanat, beklenmedik sanatçı, beklenmedik mekan, beklenmedik sokak…
Beklenmedik bir festival yapıyoruz ama siz bekleniyorsunuz…
Don Kişot Sosyal Merkezi, sanata ve sanatçıya uygulanan baskılara, sansüre, galerilerin ve sahnelerin ticaret merkezi haline gelmesine karşı çıkıyor.
Sosyal medya üzerinden yaptığı açık çağrılarla aynı fikirleri ve hisleri paylaşan sanatçılarla bir araya gelmeyi başardı Don Kişot.
Şimdi ise izleyicilerle buluşup sanatçı izleyici arasındaki mesafeyi kaldırmayı hedefliyor.
Don Kişotun hedeflerine, hayallerine ortak olun.
Festivalde, öncesinde, sonrasında hepimizin evinde görüşmek, güzel karşılaşmaları gerçekleştirmek dileklerimizle…”

Don Kişot Sanat Festivali İnisiyatifi

Detaylı bilgi için tıklayınız

Kaynak :onedio.com

alaçatı-ot-festivaliAlaçatı Sanat ve Kültür Derneği tarafından organize edilen Alaçatı Ot Festivali 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında 6. kez tüm doğaseverleri Alaçatı’da buluşturacak.

6. Alaçatı Ot Festivali Programı

26 Mart 2015, 12:00 Kalp Dostu Bitkiler ve Kalp Sağlığını Koruyucu Beslenme
Konuşmacı: Doç. Dr. Cevad Şekuri
Yer: Köstem Otel

26 Mart 2015, 14:00 Biyoçeşitlilik: Önemi ve Korunması
Konuşmacı: Dr. Ayfer Tan
Yer: Köstem Otel

26 Mart 2015, 16:00 Türkiye’de Biyokaçakçılık ve Biyokaçakçılıkla Mücadelenin Önemi
Konuşmacı: Hüsniye Kılıçarslan – OSB Biyoteknoloji Şube Müdürü
Yer: Köstem Otel

27 Mart 2015, 12:00 Otların Gücü: Metabolizmayı Hızlandıran ve Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Otlar ve Bitkiler
Konuşmacı: Prof. Dr. Mithat Bahçeci – Endokronoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzamnı
Yer: Köstem Otel

27 Mart 2015, 12:00 Ebegümeci Konulu Bilimsel Söyleşi
Konuşmacı: Dr. Ruhan Aşkın Uzel – Gıda İşleme Bölümü Yaşar Üniversitesi MYO
Yer: İmrenhan Otel

27 Mart 2015, 14:00 Sakız Ağacı Sunumu
Konuşmacı: Ahmet Keçeci – Çeşme İlçe Ziraat Odası
Yer: İmrenhan Otel

27 Mart 2015, 14:00 GDO ve Toplum Sağlığı
Konuşmacı: Doç. Dr. Alev Haleki – EÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü
Yer: Köstem Otel

28 Mart 2015, 14:00 Otlar ve Bitkiler Nede Soframızda Olmalı?
Konuşmacı: Dr. Tuncay Filiz – Dahiliye Uzmanı
Yer: Köstem Otel

28 Mart 2015, 14:00 Beslenme ve Gıda İçin Biyoçeşitlilik
Konuşmacı: Dr. Ali Osman Sarı
Konu: Beslenme ve Gıda İçin Biyoçeşitlilik Proje Sunuları ve Proje Posterlerinin Sergilenmesi
Yer: İmrenhan Otel
Konuşmacı: Teresa Borelli
Konu: Küresel Beslenme ve Gıda İçin Biyoçeşitlilik Proje Tanıtımı
Yer: İmrenhan Otel
Konuşmacı: Dr. İsa Özkan
Konu: Türkiye, Brezilya, Kenya, Sri Lanka Beslenme ve Gıda İçin Biyoçeşitlilik Proje Çalışmaları ve Beslenme ve Gıda İçin Biyoçeşitlilik Poster Oturumu
Yer: İmrenhan Otel

Etkinlikler

26 – 27 – 28 Mart 2015, 08:30 Doğa Yürüyüşleri – Otları Tanıma ve Toplama Gezileri
Toplanma Yeri: Belediye Önü

26 – 27 – 28 Mart 2015, 11:00 Uygulama Bahçesi Tanıtım Ziyareti
Yer: Belediye Uygulama Bahçesi

27 Mart 2015 18:00 Basın Toplantısı
Yer: İmrenhan Otel

28 Mart 2015, 15:00 Alaçatı Ot Festivali Korteji

28 Mart 2015, 17:00 Basın Müze Gezisi
Zeytinler Müze Ziyareti

28 Mart 2015, 10:00 Sakız Fidan Dikimi

Atölyeler

26 Mart 2015, 11:00 Yemek
Konuşmacı: Ayşenur Mıhçı
Yer: Asma Yaprağı Restoran
27 Mart 2015, 16:00 Bitki Çayları
Konuşmacı: Teapot
Yer: Köstem Otel
26 Mart 2015, 15:00 Mutfakta Ebegümeci
Konuşmacı: Dilek Yetkiner
Yer: Ev Baharat
28 Mart 2015, 12:00 Zeytinyağı Tadımı
Konuşmacı: Feyza Üstüner – Gıda Mühendisi
Yer: Köstem Otel
27 Mart 2015, 10:30 Enginarlı Beğendi
Konuşmacı: Mustafa Dumanlıdağ
Yer: Alaçatı Palas
28 Mart 2015, 10:30 Çocuklarla Balık Atölyesi
Konuşmacı: Süleyman Dilsiz
Yer: Alaçatı Palas
27 Mart 2015, 15:00 Rakı ve Balık
Konuşmacı:
Süleyman Dilsiz
Yer: Ev Baharat
28 Mart 2015, 13:30 Otlar ve Zeytinyağı
Konuşmacı: Vedat Başaran
Yer: Alaçatı Palas

Eğlence

27 Mart 2015, 17:15 Çeşme Sokak Tiyatrosu
Yer: Değirmen Altı Sanat Galerisi Meydanı

27 Mart 2015, 19:00 Açılış Kokteyli
Yer: Göz Lounge

28 Mart 2015, 19:30 Yemek – Anason Orkestrası
Yer: Dutlu Kahve

29 Mart 2015, 13:00 Konser ve Sarı Zeybek Dans Gösterisi
Yer: Amfi Tiyatro

29 Mart 2015, 15:00 Festival Kapanış Konseri
Çeşme TSM
Yer: Amfi Tiyatro

29 Mart 2015, 16:00 Ödül & Kapanış Töreni
Yer: Amfi Tiyatro

29 Mart 2015, 19:00 After Party
DJ by Göz Lounge
Yer: Göz Lounge

Hukukcular Arasi Fotograf YarismasiTürkiye Barolar Birliği’nin (TBB) 2015 yılı Avukatlar Günü dolayısıyla düzenlediği Hukukçular Arası Fotoğraf Yarışması sonuçlandı.

Ara Güler, Coşkun Aral ve Haluk Çobanoğlu’ndan oluşan Seçici Kurul, Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri Av. Güneş Gürseler ile Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Sabri Erdal Güngör’ün koordinasyonunda İstanbul’da bir araya gelerek ödül verilecek ve sergilenecek fotoğrafları belirledi. Hukukçular Arası Fotoğraf Yarışması’nın ödül töreni 6 Nisan 2015 Pazartesi günü Ankara’da, Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde saat 16.00’da başlayacak program çerçevesinde sahiplerine verilecek. Ödül töreninin ardından sergi açılışı gerçekleştirilecek.

Ödüle ve sergilenmeye değer bulunan fotoğraflar; eser sahibi, mesleği, fotoğrafın adı, ili sıralamasına göre şöyle:

Birinci: Ece Başaran Küçük, Avukat – Evcilik Oyunu – İstanbul
İkinci: Ahmet Zengin, Stajyer Avukat – Gülümse – İstanbul
Üçüncü: Onur Aksoy, Avukat – Gün Batımı – İstanbul
Mansiyon: Mehmet Emre Günay, Avukat – Mutluluk – İstanbul
Mansiyon: Önder Budak, Avukat – Gökyüzüne İlk Kim Dokunacak – İstanbul
Mansiyon: Enes Akın, Hukuk Fakültesi Öğrencisi – Ali – İstanbul

mese-sarkilariAğaçların şarkılarını dinleme fırsatınız oldu mu hiç? Kökleriyle toprağa sarılan, tabiatın koca çocuklarının söyleyecekleri var! Mucizevi varoluşlarıyla ağaçların melodilerini getirdik size.

Almanya’nın Münih şehrinde doğmuş Bartholomäus Traubeck oldukça başarılı bir sanatçı. Yaptığı çalışma ile meşe, akçaağaç, ceviz ve kayın dahil olmak üzere yedi farklı Avusturya ağacının halkalarının üzerindeki kodlanmış verileri müziğe dönüştürmüş. Aşağıda dinleyeceğiniz şey ise meşe ağacının yaş halkalarına kodlanmış verinin sesleri. Her ağaç, halkaların karakteristiği, sağlamlığı, kalınlığı ve büyüme oranı gibi değişkenler yüzünden oldukça özel seslere sahipler.

haftanin-sanat-etkinlikleriRus balesinin en seçkin topluluklarından Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu, “Coppelia” adlı eseri ile 27- 29 Mart tarihleri arasında, saat 21.00’de TİM Show Center’da olacak.

İSTANBUL

– “Mavi Sular Karma Resim Sergisi” 25 Mart’a kadar Venüs Sanat Galerisi’nde izlenebilir. (216) 565 3572

– “Nevruz” adlı karma sergi Galeri Apel’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2927236

– Nermin Er sergisi Galeri Nev’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2521525

– Mehwish Iqbal’ın “Subliminal Manzaralar” adlı sergisi 28 Mart’a kadar Kare Art Galeri’de görülebilir. (0212) 2197719

– Sema Talay’ın “Patlamalar” adlı kişisel resim sergisi Gergedan Sanat’ta 28 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 292 0650

– Zeki Kıral’ın resim sergisi Galeri İdil’de 28 Mart’a kadar izlenebilir. (212) 283 23 83

– Bedri Baykam, Erden Cantürk, Philippe Deutsch, Koray Erkaya, Damien Guillaume, Tetsuro Higashi, Uwe Ommer, Arto Pazat ve Hugh Holland ’ın eserlerinin yer aldığı “Çırılçıplak” adlı grup sergisi 29 Mart’a kadar Piramid Sanat’ta görülebilir. (212) 2973121

– İsa Çelik Resim Sergisi 29 Mart’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde görülebilir. (212) 249 01 50

– Gencay Kasapçı’nın “Noktanın Sonsuzluğu 2” adlı resim ve heykel sergisi Galeri Selvin’de 29 Mart’a kadar izlenebilir. (212) 263 74 81

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Kostantinos Kerestetzis ’in resim sergisi 29 Mart’a kadar Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun İstiklal Caddesi’nde yer alan Sismanoglio Megaro binasında izlenebilir. (212) 244 9335

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Nilüfer Moayeri’nin “Doğu-Batı Koridorunda Kadın” adlı sergisi Pera Sanat Galerisi’nde 30 Mart’a kadar görülebilir. (212) 245 3008

– Hale Şakar Ürkmezgil’in heykel, Işıl Özışık’ın resim sergileri Doku Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 246 2496

– Tuba Önder Demircioğlu’nun “Tuba Ağacı” adlı sergisi 31 Mart’a kadar Galeri/MİZ’de izlenebilir. (0212) 241 7666

– Funda Tarakçıoğlu’nun “AŞKSANATSAVAŞ” adlı sergisi 2 Nisan’a kadar Niş Art Galeri’de görülebilir. (212) 232 25 82

– Ali Kazma’nın “Zamancı” adlı sergisi Galeri ARTER’de 5 Nisan’a kadar görülebilir. (0212) 2433767

– Dilek Işıksel’in “Düş Bahçesi” adlı sergisi Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde 5 Nisan’a kadar görülebilir. (216) 418 38 06

– Rahmi Aksungur’un “Heykel Sergisi” 7 Nisan’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 265 81 58

– Ayla Turan’ın “Su’dan Toz’dan Renkler” adlı resim sergisi Venüs Sanat Galerisi’nde 8 Nisan’a kadar görülebilir. (216) 565 3572

– Özlem Paker’in “Bitmeyen Yolculuk” adlı solo sergisi Türker Art’ta 9 Nisan’a kadar görülebilir. (212) 296 53 25

– “Ünal Kuş Resim Sergisi” 10 Nisan’a kadar İstanbul Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

– Atilla Galip Pınar’ın “Öz // Essence” adlı 4. kişisel sergisi Galeri İlayda’da 12 Nisan’a kadar görülebilir. (212) 227 92 92

– Tolga Sezen’in fotoğraf sergisi 14 Nisan’a kadar Antik Hotel’de görülebilir. (212) 638 5858

– Robert Montgomery’nin kişisel sergisi 18 Nisan’a kadar İstanbul’74’te görülebilir. (0212) 243 3948

– Ara Güler’le Erol Deran’ın “Objektiften Tuvale Nostalji” adlı sergisi 18 Nisan’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 265 3851

– Altan Bal’ın “Kamyoncular” adlı fotoğraf sergisi 26 Mart-19 Nisan tarihleri arasında İTÜ Rektörlük Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 285 66 77

– “Taştaki Gizemli Yaşam” sergisi 25 Nisan’a kadar Maçka Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 240 80 23

– “Çağdaş Sanat 1985” isimli sergi Mine Sanat Galerisi’nde 2 Mayıs’a kadar izlenebilir.

– Niekolaas Johannes Lekkerkerk küratörlüğünde hazırlanan “Sesle Avlanan” adlı sergi 16 Mayıs’a kadar Akbank Sanat’ta izlenebilir. (212) 252 3500

– “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadınlar” adlı sergi 22 Mayıs’a kadar Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde görülebilir. (212) 219 16 97

– Burhan Doğançay’ın “Picture The World” sergisi 7 Haziran’a kadar Doğançay Müzesi’nde görülebilir. (212) 244 7770

– “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz” ad- lı retrospektif sergi İstanbul Modern’de 28 Haziran’a kadar Süreli Sergiler Salonu’nda görülebilir. (212) 334 7300

ANKARA

– Farago – resim – 26 Mart’a dek – Ankara HiltonSA’da. (0312 236 21 22)

– Senem Aker Ensari – seramik – 27 Mart’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

– Cezmi Orhan – resim – 28 Mart’a dek – Galeri Akdeniz’de. (0 312 441 29 99)

– Tülin Koçkanlı Kuntsal – resim – 30 Mart’a dek – Stillife Art’ta. (0 312 441 01 45)

– Abdurrahman Kaplan – resim – 2 Nisan’a dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0 312 418 02 53)

– Ruhsar Karaoğlu Uçar – resim – 6 Nisan’a dek – Sepa Sanat Galeri’nde. (0 312 473 06 47)

– Tunç Tanışık – resim – 4 Nisan’a dek – Sevgi Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 26 34)

– Ezgi Yemenicioğlu Negir – resim – 10 Nisan’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

ADANA

– Portakal Çiçeği Karnavalı kapsamında düzenlenen, “Adana’nın Gelinleri” konulu öykülü resim sergisi 75. Yıl Sanat Galerisi’nde sürüyor. Son 50 yıl içinde evlenerek Adana’ya yerleşen dünyanın birçok ülkesinden kadınları konu alan projenin ilk ayağında 9 kadının öyküsü, Altınoran Düşünce ve Sanat Platformu’nun çalışmalarıyla sunuluyor. (0322 2280012)

– Armağan Arpaç’ın, “Kolaj” adlı sergisi bugün 17.00 AÇS Sanat Galerisi’nde açılacak. Sanatseverler Arpaç’ın çok sayıda renkli kolaj çalışmasının yer aldığı sergiyi 31 Mart tarihine dek izleyebilecek. (0322 4534445)

– Mesut Yavuz’un, “Adana Devlet Tiyatrosu Sahne ve Festival Fotoğrafları MS:10 2005-2015” adlı fotoğraf sergisi Sinema Sanatı ve Fotoğraf Derneği Galerisi’nde sürüyor. Yavuz’un siyah-beyaz ve renkli görüntü çalışmalarının yer aldığı sergi 20 Nisan’a dek izlenebilecek. (0322 4570065)

MERSİN

– Yahya Bağcı’nın resim sergisi Altamira Sanat Galerisi’nde sürüyor. Bağcı’nın çok sayıda yağlıboya çalışmasının yer aldığı sergi 9 Nisan tarihine dek izlenime açık olacak. (0324 2330312)

– Ressam Gülçin Öntaş’ın, MTSO Sanat Galerisi’ndeki resim sergisi sürüyor. Öntaş’ın yağlıboya çalışmalarının yer aldığı sergi hafta boyu izlenime açık olacak. (0324 2389500)

GAZİANTEP

– Ressam Şefkat İşlegen’in, “Değiş/imler” temalı resim sergisi Sanko Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sanatçı İşlegen’in, linol baskı ve akrilik tekniği kullanarak ortaya çıkardığı ve mono print tarzında soyut çalışmalara yer verdiği eserlerinin yer aldığı sergi 27 Mart tarihine dek her gün 10.00-22.00 saatleri arasında izlenebilecek. (0342 3666066)

İZMİR

– Bedri Karayağmurlar’ın resim sergisi 1 Nisan’a kadar Galeri-A’ da.

– Tuna Buket’in resim sergisi, 20 Mart’a kadar Pelin Sanat Galerisi’nde.

– Zahit Büyükişliyen, Yalçın Gökçebağ, Fevzi Karakoç, Kayıhan Keskinok ile Fahri Sümer’in resimleri 28 Mart’a kadar Selçuk Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi’nde.

– Oğuz Yıldız’ın, Ekin Aka, Melih Saka, Gözde Yenipazarlı, Serdar Ağır, Emre Döker ile Duygu Özsüphandağ Yayman’la birlikte hazırladığı “Bir varmış bir yokmuş – Masal değil gerçek” fotoğraf performansı 19 Mart’a kadar Konak Belediyesi Alsancak Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde. – Hürmüz Aslantürk’ün “Sonbahar Anadolu” adlı bakır rölyef ve resimlerinden oluşan sergisi, 19 Şubat’ta Çetin Emeç Sanat Gelerisi’nde açılacak.

MÜZİK

– Nardis Jazz Club’te bugün saat 21.30’da Asena Akan Band, salı saat 21.30’da Dave Allen Trio, çarşamba yine 21.30’da Kamil Erdem Quintet, perşembe 21.30’da Çağıl Kaya Band, cuma saat 22.30’da Ece Göksu 4tet, cumartesi ise yine 22.30’da Sibel Köse 5tet konserleri var. (0212 232 98 30)

– Millî Reasürans Konser Salonu’nda Parlayan Yıldızlar Oğulcan Yılmaz konseri var. (212 316 10 83)

– garajistanbul’da cuma saat 20.30’da Bülent Ortaçgil – Erkan Oğur – İsmail Hakkı Demircioğlu; cumartesi saat 20.00’de Shahram, Bijan ve Hengameh konseri var. (0212 244 44 99)

– The Mekân’da cuma saat 22.00’de BabaZula konseri var. (0212 243 1141)

– Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da Selin Damar; salı saat 22.30’da Komik Günler; çarşamba saat 22.30’da Gece, ardından Özge Fışkın; perşembe saat 22.30’da Bulutsuzluk Özlemi; cuma saat 22.30’da Pinhani, ardından Koray Candemir, cumartesi saat 22.00’de

– Hollandalı rock grubu Birth of Joy, ardından Soul Stuff konseri var. (0212 245 10 48)

– Volkswagen Arena’da salı saat 20.00’de Arash – Ebru Gündeş konseri var. (0212 377 67 00)

– Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde Mehmet Atlı ve Anadolu Quartet konseri var. (0216 336 29 07)

– CRR Konser Salonu’nda bugün saat 20.00’de Cengiz Özkan ile Ustalar’dan Türküler, salı saat 20.00’de Erdal Erzincan ve Bağlama Orkestrası, perşembe saat 20.00’de Ivo Pagorolich, cuma saat 20.00’de CRR Senfoni Orkestrası ve Tasmin Little konseri var. (0212 232 98 30)

– Jolly Joker İstanbul’da yarın saat 21.00’de Öykü Gürman, çarşamba saat 22.00’de Yıldız Tilbe, cuma saat 22.00’de Selami Şahin, cumartesi saat 22.00’de Halil Sezai konserleri var. (0212 249 0749)

– Salon IKSV’de yarın saat 21.30’da The Secret Trio, cuma saat 21.30’da Phronesis, cumartesi saat 21.30’da Baby Dee konserleri var. (0212 334 0752)

– Beyrut Performance’ta cuma saat 21.30’da Yaşar, cumartesi saat 21.30’da Model konserleri var. (0216 374 2424)

TİYATRO

İSTANBUL

– Devlet Tiyatroları Bahçelievler Belediyesi Nurettin Topçu K.M’de “Sevgili Hayat” cuma 20.00, “Barış Gezegeni” pazar 13.00. Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Cimri” cuma 20.00, cumartesi 20.00, pazar 15.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz (Kim Korkar Mikroptan)” cumartesi 14.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de Çöl Fırtınaları salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00 )

– İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Ölü Adamın Cep Telefonu” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Piti” pazar 12.00. Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde “Komşum Hitler” perşembe 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Büskivi Adam” pazar 12.00. GOP Ferit Egemen Sahnesi’nde “Kedi ile Palyaço” perşembe 14.00. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Şekerpare” çarşamba, perşembe 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Balon” pazar 12.00. Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde “Ölü Ordunun Generali” perşembe, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Alaaddin’in Sihirli Lambası” pazar 12.00. Kâğıthane Küçük Kemal Sahnesi’nde “Bir Gün Ayakkabımın Teki” perşembe 14.00. (0 212 455 39 20)

– Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Külhanbeyi Müzikali” perşembe 20.30, “Sokak Kızı İrma” cuma 20.30, “Kaç Baba Kaç” cumartesi 20.30, “Güneşin Çocukları” pazar 11.00, “Hizmetçiler” pazar 15.30. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” çarşamba 20.30, “Hizmetçiler” perşembe 20.30, “Şişman Domuz” pazar 15.30. (0 212 414 96 47)

– Ortaoyuncular’da “Masal Müfettişi” Cuma 20.00, “Peradaki Hayalet” cumartesi 20.00 (0 212 251 18 65)

– Dostlar Tiyatrosu, “Ben Bertolt Brecht”u Trump Kültür ve Gösteri Merkezi’nde bugün 20.30’da, “Bir Delinin Hatıra Defteri”ni salı 20.30’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde, çarşamba 20.30’da Kartal Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi’nde, perşembe 20.00’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, cuma ve cumartesi 20.30’da.

– Kenter Tiyatrosu’nda sahneleyecek. (0 212 246 35 89) Tiyatro Pera’da “İki Oyun İki Ülke” cuma, cumartesi 20.00, pazar 18.30’da.

– Oyun Atölyesi’nde “Testosteron” pazartesi, salı 20.30, “Yeraltından Notlar” çarşamba 20.30, “Kim Korkar Hain Kurttan” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

– Kumbaracı50’de “FO’nun Kadınları” bugün 20.30, “Soytarım Lear” bugün ve salı 20.30, “Öğüt” salı 20.30, “Gökten Gelen Adam” çarşamba, perşembe 20.30, “O.B.E.B.” cuma 20.30, “Sorunlu İnsan Kaynağı” cumartesi 19.30, “Bir İdam Mahkûmunun Son Günü” cumartesi 20.30’da. (0 212 243 50 51)

ANKARA

– Altındağ Tiyatrosu’nda, “Miyhavlar Tiyatrosu” adlı çocuk oyunu 24, 26 Mart’ta saat 11.00’de, “Aklımdaki Kadınlar” adlı oyun 25, 26, 27 Mart’ta saat 20.00’de, 28 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te, “Nalınlar” adlı oyun 31 Mart’ta saat 20.00’de. (0 312 316 59 02)

– Büyük Tiyatro’da, “Hedda Gabler” adlı oyun 17, 24, 27, 31 Mart’ta saat 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 324 22 10)

– Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Sarı Naciye” adlı oyun 24, 25, 26, 27, 28, 31 Mart’ta saat 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 240 00 91)

– Küçük Tiyatro’da, Neşe’ Dert’ Aşk” adlı oyun 27, 31 Mart’ta saat 20.00’de, 28 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 311 11 69)

Kaynak: Cumhuriyet

Geçtiğimiz yıl bakanlıktan alınan hibeyle çekilen Türkiye’nin ilk animasyon (3D) filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ilk hafta sonu sadece 1 kişi izledi.

uzay kuvvetleri

Kültür Bakanlığı’nın sinema, televizyon, dizi, yayıncılık ihracatında 1 milyar dolar seviyesine ulaşabilmek için dağıttığı hibeler sayesinde çekilen filmlerin sayısı katlanarak büyüyor. Sinema sektörüne yeni yüzler, yeni yönetmen ve yapımcılar kazandırmak amacıyla dağıtılan hibeler diğer yandan da hayal kırıklığına neden olan projeleri beyaz perdeye çıkarıyor.

Türkiye Gazetesi’nden Güven Adalı’nın haberine ve Kültür Bakanlığı Sinema Denetleme Kurumu verilerine göre, 2013 yılında gösterime giren 85 yerli uzun metraj filmin 26’sına yani yüzde 30’una devlet destek verdi. 2014’te ise 168 Türk filmi sinemada izleyicilerle buluştu. Kaç adet filmin devlet desteği aldığı henüz açıklanmasa da bu rakamın 50’yi geçmesi bekleniyor.

FİLMİ 12 KİŞİ İZLEDİ

Geçtiğimiz yıl gişede rekor hasılat ve izleyici rakamlarına ulaşan filmler çıkartan Türk sineması, sadece birkaç salonda gösterime giren, 1.000 kişinin bile izlemediği onlarca filme de tanıklık etti. Hayal kırıklığına neden olan filmler arasında yalnızca 12 seyirciyi sinemaya çekerek 72 TL gişe hasılatı elde edebilen ‘Rüzgârla Bir’ en dikkat çeken yapıt oldu.

Mayıs 2014’te izleyiciyle buluşan Türkiye’nin ilk animasyon filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ise sadece 522 kişi izledi. 2 hafta gösterimde kalan ve 90 salonda izleyici ile buluşan film 3 bin 805 TL hasılat elde edebildi. (Box Office Türkiye)   

EN AZ 700 BİN TL GEREKİYOR

Bir film için azami 700 bin liraya ihtiyaç duyulduğunu belirten uzmanlar, gişede hayal kırıklığına uğrayan filmlerin düşük bütçeli yapımlar olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu filmlerin büyük bölümü ise ya devlet desteği ya da banka kredisi ile çekiliyor. ‘Sonsuz’ filminde ve nisan ayında vizyona girecek ‘Sonsuz Bir Aşk’ta başrol oynayan, yaz aylarında çekilecek yeni bir filmde de yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanan aktör Ferhat Gündoğdu, devlet desteğinin sinema sektörü için çok önemli olduğunu fakat doğru projelerin desteklenmediğini ifade etti. Gişede başarısız olan filmleri izlemediğini fakat desteklerin yanlış projelere kaymış olması ile başarısız filmlerin çekilebildiğini söyleyen Gündoğdu, “Maalesef kaliteli filmlerimiz sinemada seyirci toplayamıyor. Küfür ile güldüren filmlerin gişede daha başarılı olduklarını görüyoruz. Eminim ki gişede başarısız olmuş fakat senaryo ve oyuncularıyla başarılı filmler de vardır. Fakat devlet desteğini alarak başarısız projeler sinema perdesine çıkabiliyor” dedi.

sınıfta kalanlar

HANGİ KRİTERLER ARANIYOR?

Bir senaryonun Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alabilmesi için desteklenmeye uygun bulunması gerekiyor. Senaryonun destek almaya uygun olup olmadığını belirleyen kurul ise senarist, yönetmen ve sinema sektörüne gönül verenlerden oluşuyor. Bu kurulda seçiciler her 2 yılda bir değişiyor. Eğer senaryo kurulun beğenisini kazanamazsa destek alamıyor. İlk defa film çekenler için ise özel bir kategori bulunuyor. Hem film sayısını artırmak hem de film çekmek isteyen yeni yetenekleri sektöre kazandırmak isteyen bakanlık, filmin çekilebilir olacağından emin olmak için bu defa en azından yapımcının deneyimli olmasını istiyor. Kuruldan geçer not alan senaryonun % 50 bütçesi bakanlık tarafından karşılanıyor.

Kaynak : onedio.com

Van Gölü sahilindeki 5 bin yıllık antik kentin, koruma altına alınmadığı takdirde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı belirtildi.

5-bin-yillik-antik-kent-

Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5 bin yıl önce yerleşim alanı olarak kullanılan ve bir dönem Doğu Anadolu Bölgesi’nde hüküm süren Urartu Krallığı’na da ev sahipliği yapan Van Gölü sahilindeki antik kentin, 1986 yılında Kültür Bakanlığı tarafından tescillendiğini anlattı.

Günümüzde bir bölümü toprak altında, geri kalanı ise gölün içinde bulunan antik kentin, bir şehir ve yerleşim biriminin bütün izlerini bünyesinde barındırdığını vurgulayan Demirtaş, Tatvan’ın tarihini yansıtan alanın, kaçak kazı yapanlardan ve ticari emelleri için kullanmak isteyenlerden korunması gerektiğini söyledi.

vangölüantik kenti

 

Demirtaş, bu anlamda, gerek Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun gerekse Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın alanın turizme kazandırılması için harekete geçmesi gerektiğini bildirerek, şöyle konuştu:

“Tatvan’da, ilçenin tarihi olmadığına dair bir yanılgı var. Halbuki bilinenin aksine Tatvan, 5 bin yıllık tarihe sahip bir ilçemiz. Bitlis’in yanı başında olması da bunu ispat ediyor. Geçmişi Bitlis kadar görkemli olmasa da yapılan araştırmalarda M.Ö. 3 bin yıllarına dayananan çok sayıda buluntu elde eldildi. Ayrıca ilçede iki  antik kent var. Bunlardan biri Şahmiran köyünde diğeri ise şu an plaj olarak kullanılan Van Gölü sahilindedir. Resmi kaynaklarda ve yazışmalarda da buraları ‘Tatvan Antik Kenti’ olarak geçiyor. Kayaların üzerine oyulmuş nişler, geometrik şekil, işaret ve resimler var. Bu bulgular antik kent denildiğinde ilk akla gelen özelliklerdir ve bütün bunlar 1986 yılında tescillenmiş.”

van-gölü-taihi-kalıntı

 

Geçmiş yıllardaki araştırmalarda, Van Gölü sahilindeki alanda, kayaların oyulmasıyla yapılan odalar ile çok sayıda arkeolojik kalıntı bulunduğuna değinen Demirtaş, tandır ve silo gibi mahsen görevi gören onlarca yapının ise aradan geçen süre zarfında toprak altında kaldığını ifade etti.

Demirtaş, yapılacak kazı çalışmasıyla antik kentin tamamen ortaya çıkacağını bildirerek, “Buradaki şehir resmi kazılarla ortaya çıkarıldığında sadece Tatvan veBitlis’in değil Türkiye’nin çehresi değişecek. Burası dünyanın ilgi odağı haline gelecek” dedi.

antik kent van gölü

 

Tahribatın önlenmesi gerekiyor

Antik kentin bulunduğu alanın koruma altında olmaması nedeniyle büyük oranda tahrip edildiğine dikkati çeken Demirtaş, şöyle devam etti:

“Alanı imara açmak, burada tatil köyü yapmak, sondajla su çıkarmak isteyenler var. Ayrıca define avcıları da yaptıkları kazılarla alana büyük zarar veriyor. Antik kentin bulunduğu alandaki tahribatın durdurulması için ortak proje hazırlanarak koruma altına alınması gerekiyor. Tarihimiz ve geleceğimiz yok ediliyor. Bunlara sahip çıkamazsak, geleceğimize de sahip çıkamayız. Buranın imara açılması belki 3-5 kişiye fayda sağlar. Ancak bu antik kentin korunması Tatvan’a, bölgeye ve ülkeye fayda sağlar. Bu nedenle burada kapsamlı bir çalışma yapılması ve tahribatın önlenmesi gerekiyor.”

antik

 

Demirtaş, Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 2010 yılında alanda inceleme yapıldığını ve söz konusu bölgenin “birinci derecede arkeolojik sit alanı” olarak kayıt altına alındığına işaret ederek, aynı kurulun 2011 yılında gerçekleştirdiği çalışmada ise “arkeolojk sit alanı değil, doğal sit alanı” olduğu yönünde karar verdiğini kaydetti.

2011 yılında hazırlanan raporun gerçeklik payı bulunmadığını savunan Demirtaş, kendisinin bir süre önce yaptığı incelemelerde bulduğu arkeolojik kalıntıları kamera kaydıyla belgelediğini ve istenildiği takdirde bunu kurulla paylaşabileceğini sözlerine ekledi.

van gölü

van antik

Bu soru tarihsel olarak filozofların yanıt aradığı en önemli sorulardan birisidir.

matrix

İnsanların çoğu aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar, daha doğrusu gerçek diye bir sorunları yoktur. Çünkü çoğu zaman gerçeğe ulaşma çabası riskli ve tehlikelidir. Bu yüzden sistem tarafından kendilerine sunulan sanal gerçekliği yaşamayı tercih ederler. Çoğu insanın sorunu, içinde bulunduğu konumu korumak ve geliştirmektir. Bunun için, gerçek olmadıklarını bilseler de inanırlar ya da inanmış görünürler. Ȍyleyse toplumun bütünü için gerçek ya da gerçeklik diye bir kavram söz konusu değildir.

Gerçeği ve hakikati arayanların başına ise tarihsel olarak hep kötü şeyler gelmiştir. Gerçek, sistemin düşmanıdır, onu en ince yerinden kırar dağıtır.

Gerçek kavramının tarihsel olarak birçok alanda kullanıldığını, ama anlamlarının değiştiğini görebiliriz. Felsefe, din, sanat, bilim gerçek kavramını kullanır. Bu kavramlar halk dilinde ise içiçe geçmiştir ve yanlış kullanılmaktadır.

matrix1

“Günlük dilde de çoğu kez “gerçek” sözcüğü ‘hakikat’ ve ‘doğru’ sözcükleriyle eşanlamlı kullanılır. Ancak, felsefi kavramlar söz konusu olduğunda, ‘gerçek’ deyimiyle ‘hakikat’ ve ‘doğru’ deyimlerini birbirinden ayırmak gerekir.

Gerçek: İnsan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşey,

Hakikat: Nesnel gerçekliğin, bilinçteki, kendine uygun kavramsal yansısı,

Doğru: Bu kavramın, hem gerçeğe hem de düşünme yasalarına uygun oluşudur.” (http://www.historicalsense.com)

Materyalist felsefeye göre herşey maddeden gelmekte ve madde olarak devam etmektedir. İdealizm ve materyalizm gerçeğin doğasını araştırır ve farklı sonuçlara varırlar. Bu konuda temel soru sudur: “Gerçeklik nedir ve neden oluşur?”

Dinler ise, gerçek kavramını kutsal kitaplarda dile getirilen düşüncelerle eşitlerler. Ve ona itaat edilmesini, sorgulanmamasını isterler. İdealist bir düşünce biçimidir bu. Çünkü din olgusu yalnızca düşüncede vardır; bilincin dışında bir madde olarak evrende yer almaz. Çünkü gerçek daima somuttur; soyut değildir.

“Bu anlamda gerçek deyimi, ‘özdek’ ve ‘nesne’ deyimleriyle de ilişkilidir. ‘Ȍzdek, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir.’ Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Bir kuram (teori)’ın doğru olup olmadığını pratikle, eş deyişle gerçekle deneyerek anlarız. Yapmamız gereken, gerçekleri tasarımlarımıza uydurmaya çalışmak değil, tersine, tasarımlarımızı gerçeklere uygun kılmak böylelikle hakikati elde etmektir.” (Yıldırım, Ders Notları)

Gerçek, her zaman somut ve nesneldir. Diyalektik materyalist anlayışta “gerçeklik-yanılsama” üzerinde de çalışılır.

Postmodernizmde ise, evrensellik, bütünsellik, nesnellik, gerçek tezlerinden uzaklaşılmıştır. Postmodernist düşünürler, nesnel gerçekliğin, bizim algıladığımızdan daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu iddia ederler. Postmodernist anlayışta, gerçeklik, materyalist anlayışta olduğu gibi bilincimizin dışında var olan birşey değildir ve gerçekliği biz biçimlendiririz.

Gerçek ve “sanal gerçek”

Matrix-

Matrix filminin ünlü bir sahnesinde, filmin bir kahramanı kaşığı bakışıyla büken diğerine şöyle der: “Aslında kaşık yoktur.”

Gerçekte böyle midir?

Aslında kaşık vardır, ama kaşığın bükülmesi eylemi yoktur. Bu bir illüzyondur yalnızca beyinde öyleymiş gibi algılanmaktadır. Ama öyleymiş gibi algılandığı için, onu algılayanın gözünde “gerçek” olarak nitelenebilir. İşte manipülasyon da böyle birşeydir, tıpkı kaşık gibi gerçeğin bükülmüş ve başka birşeye dönüşmüş şekliyle gösterilmesidir.

Bundan aşağı yukarı bin yıl önce yaşamış İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah şöyle demiştir: “Hiçbir şey gerçek değilse, her şeye izin verilmiştir.”

Gerçekten hiçbir şey gerçek değil midir? Her şey bir yanılsamadan mı ibarettir? Yoksa gerçek, algıladığımız kadar mı vardır? Eğer her şeye izin verildiyse, zaten orada gerçeği bulmak çok güçtür. Sabbah’ın bu mesajı Matrix filmindeki “Aslında kaşık yoktur.”mesajıyla örtüşüyor. Çünkü Sabbah’in bence sözünü ettiği de bu illüzyon ve sanal gerçeklik dünyasıdır. Gerçeğin üzerinin örtüldüğü, manipüle edildiği bir yerde de, hiçbir insan kendisi olamaz.

Çok sonraları Dostoyevski, idealist bir bakış açısıyla bunu şöyle ifade etmiştir: “Eğer tanrı yoksa, her şeye izin verilmiştir.”

Dostoyevski’nin sözlerini biraz değiştirerek şöyle de diyebiliriz: “Eğer gerçek yoksa, her şeye izin verilmiştir.” Çünkü eğer bir insan gerçekliği yaşamıyorsa, özünde kendisini de yaşamıyor demektir; o bir başkasının hayatını yaşamakta ve bunu da ona biçilen rol kadar bunu yapabilmektedir. O zaman artık o kendisi değildir, tıpkı gerçeğin tersine çevrilmesi gibi. Gerçeğin olmadığı bir yerde, özünde insan da gerçek değildir. O kendine yabancılaşmış bir madde yığınıdır sadece.

Her şey bir simulasyondan mı ibaret?

Simulasyon kuramını geliştirmiş olan Jean Baudrillard’a göre ise simulakrum, orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan birşeyin kopyasını anlatan bir terimdir. Baudrillard, gerçeğin çöktüğünü ve onun yerini “hipergerçeklik”in aldığını ve bir simulasyon çağına girildiğini savunur. Bu hipergerçeklik, hem sistem hem de gönderen olarak ortadan kaldırıp model düzeyine yükselttiği gerçeği yok etmektedir. (Baudrillard, 2003: 58)

“Baudrillard’ın bu konuda ortaya attığı en önemli kavramlardan birisi “gerçeklik ilkesi””kavramıdır. Gerçeklik ilkesi tamamen zihinde oluşan, düşünsel bir süreçtir. Bu algıya göreamaç, umut, geleceğe yönelik düşler şekillendirilir. Gerçeğin ne olduğu konusunda yanıltılan ya da gerçeklik algısı saptırılan bireyler, artık tercihlerini gerçek olmayan fakat gerçekmiş gibi onun yerini alan şey’ler üzerinden yapmaktadırlar. Bu bağlamda en büyük saf simülakrlar da Din ve Politikadır. (”M. Yiğit Ersoydan, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”)

Baudrillard, Disneyland’i bütün simulakr düzenlerinin içiçe geçmiş olduğu kusursuz bir model olarak niteler; ona göre burası bir fantazm oyunu ve bir illüzyondur.

“Sanal gerçeklik, en basit şekliyle, bilgisayarda canlandırılan üç boyutlu görüntülerin, bazı aygıtların yardımıyla insanlara “gerçek bir dünya” gibi gösterilmesidir. Bugün birçok alanda farklı amaçlarla kullanılan bu teknolojiye, bu nedenle “yapay gerçeklik”, “sanal dünyalar”, “sanal ortamlar” gibi isimler de verilmektedir. Sanal gerçekliğin en önemli özelliği, özel aletler kullanan bir kişinin gördüğü görüntüyü gerçek zannederek, aldanmasıdır. Bu nedenle son yıllarda sanal gerçeklik ifadesinin İngilizce karşılığının başında “immersive” kelimesi de kullanılmaktadır ve bu kelimenin anlamı “dalmak, kaptırmak”tır. (Immersive Virtual Reality: Kaptıran Sanal Gerçeklik)

Bugün birçok insan “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamakta ve sanal dünyada yaşamaktadır. Ȍzellikle internetin yaygınlaşması ve teknolojinin ilerlemesi, “sanal ortamlar”, “yapay gerçeklik” gibi kavramların daha sık duyulmasını da beraberinde getirmiştir. Bilgisayar oyunları, chat ortamları da ve daha pekçok şey, kişiyi kendisine yabancılaştırmakta ve onun “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamasına neden olmaktadır.

“Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuç ne fark ederdi ki?” (Orwell, 2003: 197)

Resmi ideolojinin egemen olduğu rejimlerde ise, yine sistem kendi ideolojik aygıtları eliyle “sanal bir gerçeklik” yaratır ve toplum algılayışında bunun gerçeğin yerini almasına çalışır. Gerçeği savunarak “sanal gerçekliğe ve yalanlara” karşı çıkan kişiler ise cezalandırılırlar. Çünkü sisteme göre “gerçeklik” yoktur, yalnızca kendi “sanal gerçekliği” gerçektir.

Gerçek ve manipulasyon

Medya, iktidarın elindeki en önemli manipülasyon araçlarından birisidir. Althusser’in belirttiği gibi, devletin ideolojik aygitlarından birisidir. Küreselleşme ile birlikte dünyanın her yerinde anaakım medyada yer alan haberler de tek tipleşmiştir. Ȍrneğin sistemin çıkarına denk düşen silahlı gruplar “özgürlük savaşçısı”, sisteme aykırı olanlar ise “terörist” ilan edilir. Herşey, tek merkezden ilan edilir ve dünyanın dört bir yanındaki medyada aynı haber ve yorumlar yer alır. Burada ölçü gerçek veya doğru değil, sistemin çıkarlarıdır; bunun için gerçek ve hakikat manipüle edilir.

Baudrillard, bu manipülasyonu ve yanılsamayı çok güzel açıklayarak şöyle der: “Gündelik haberler, tarihin yok olmasına hizmet eden en önemli tezgâhtır.” (Baudrillard, 2005: 120)

Resmi ideolojinin egemen olduğu ülkelerde, gerçek tamamen tersine çevrilmiştir. Resmi tarih kitapları, egemen ideolojinin sanal kahramanlık ve zafer öyküleriyle doludur. Gerçek artık “gerçek olmayan”dır. İnsanlar küçük yaştan itibaren okulda ve heryerde, toplum içinde buna inandırılır.

Orwell’in ünlü “1984” adlı kitabında, gerçek kavramı sık sık sorgulanır. Yazar, sistem tarafından yaratılan “sanal gerçeklik” kavramının nasıl gerçeğin yerine geçirilmeye çalışıldığnı son derece çarpıcı olarak anlatır bu yapıtında. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karışmıştır. “Gerçek”, Büyük Birader’in sözleri ve ideolojisidir; bunlar da konjonktüre göre değişebilir.

Kitapta şöyle bir diyalog var:

“Winston: Büyük birader diye biri gerçekten var mı?

O’brien: Bu var olmakla neyi kastettiğine bağlı.

Winston: Demek istediğim, o benim gibi var mı?”

O’brien: Sen yoksun.” (Orwell, 2003: 303)

Burada gerçek kavramı, toplumun hafızasında sanal gerçeklik ile yer değiştirmiştir. Daha doğrusu sisteme göre toplumun hafızası yoktur, tek tek bireylerin de… O hafızayı, sistemin kendisi oluşturur. Buna göre, gerçek olan tek sey sistemin kendisidir, bireyler bir vida işlevi bile görmezler bu anlayışa göre.

Sahi kendi gerçekliğimizi mi yaşıyoruz, yoksa simulakr bir dünyada mıyız?

* İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah’ın sőzü.

Referanslar

Orwell, GEORGE, (2003), “1984”, Editora Companhia da Letras, Saõ Paulo, Brazil.

Baudrillard, JEAN (2005), “Şeytana Satılan Ruh ve Kötülüğün Egemenliği”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Baudrillard, JEAN (2003), “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Ersoydan, M. Yiğit, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”http://www.academia.edu

Yıldırım, ȌMER: “Felsefeye Giriş” ve “Çağdaş Felsefe Tarihi” ders notlarından, Atatürk Űniversitesi.

historicalsense.com
felsefetasi.com

 

 

 

 

Kaynak : dunyalilar.org , Erol ANAR

 

”… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.”  diyor  Pasi Sahlberg.

finlandiya ve eğitim

 

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

finlandiyada ders

 

-1-

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.

Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

-2-

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

-3-

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

-4-

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

-5-

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

-6-

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

-7-

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

-8-

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

-9-

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük.

Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

Kaynak: Eğitimpedia