Şunun için etiket arşivi: Rusya

“Editör: Demek ki neymiş yağız hırsız ev sahbini bastırıyormuş. Bize ait olanı al/çal, sergile geri isteyince de neredeyse değil, aleni olarak “Şantajcı” muamelesi yap. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.”

İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye’nin yurt dışındaki müzelerde bulunan arkeolojik eserleri geri almak için yabancı ülkelerin müze ve arkeologlarına şantaj yaptığını öne sürdü.

Gazete ayrıca Kültür Bakanlığı’nı “kültürel şovenizm” uygulamakla suçladı.

The Guardian, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan yabancı ülkelerdeki kültürel varlıklarını Türkiye’ye getirmek için son birkaç yılda adeta seferberlik başlatan Eruğrul Günay liderliğindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca talep edilen kültür varlıklarını iade etmek istemeyen Berlin, Paris ve New York’un müze ve arkeoloji adamlarını, Türkiye’de arkeolojik kazı yapma izinlerini yenilememekle tehdit etti. Bakanlık ayrıca bu kentlerdeki müzelere hiçbir sanat ve kültür eserini ödünç vermeme tehdidinde bulunduğini öne sürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri için ’Türkiye kültür savaşı açtı’ ifadesini kullanan gazete, 1829’dan bu yana Türkiye’nin en önemli arkeoloji alanlarında kazılar yapan Alman Arkeoloji Enstitüsü, Berlin Müzesi’nde bulunan 3 bin 300 yıllık dev Hitit sfenksin verilmemesi halinde Türkiye’nin kendilerini yeni kazı izni vermemek veya izinlerini uzatmamakla tehdit ettiğini öne sürdü. Enstitü, sfenksin Türkiye’ye iade edilmesinden sonra bazı kazı izinlerinin yenilendiğini iddia etti.

Berlin’de bulunan ve ünlü Bergama Tapınağı’nın sergilendiği Bergama Müzesi’nin bağlı olduğu Prusya Kültürel Miras Vakfı Başkanı Hermann Parzinger de, Ankara’yı ’Kirli siyasi oyunlarla bilimsel çalışmaların geleceğini tehlikeye atmakla’ suçladı. Parzinger, “Türkiye bize arkeologlarımızı ülkeden dışarı atma şantajı uyguluyor. Son olarak arkeolojik kazı alanlarına alt yapı hizmeti vermemekle tehdit ettiler” dedi.

The Guardian, Türkiye’nin arasının bazı arkeolojik eserleri geri vermeyi reddeden Paris’teki Louvre Müzesi ve Ankara’nın yasa dışı yollara yurtdışına çıkarıldığını söylediği 18 parçalık Norbert Shimmel koleksiyonunu iade etmeyen New York Metropolitan Muzesi ile de kötü olduğunu belirterek, “Ankara bir süre önce Paris’e Fransız arkeologların kazı izinlerini iptal ederek misilleme yaptı” diye yazdı.

Kaynak :[-]

Genç küratörlere destek vermek, güncel sanat alanında yeni projeleri teşvik etmek ve küratöryal çalışmalara olan ilgiyi arttırmak için gerçekleştirilen Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012’yi Meksika’lı Alejandra Labastida kazandı.
Bu yıl ilk kez düzenlenen yarışmaya; Belçika, Bulgaristan, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, İtalya, Polonya, Portekiz, Romanya, İskoçya, Sırbistan, İspanya, İsveç, İsviçre, Hollanda, Birleşik Krallık, Türkiye, Mısır, Fas, Senegal, İran, Rusya, Ukrayna, Avustralya, Yeni Zellanda, Brezilya, Guatemala Cumhuriyeti, Meksika, ABD, Kanada, Singapur, Tayvan ve Japonya gibi ülkelerden 100’ü aşkın küratör başvurdu.Kudüs Al-Ma’mal Güncel Sanat Vakfı Direktörü ve Darat Al Funun, Khalid Shoman Vakfı Sanat Direktörü Jack Persekian, CCA Glasgow Direktörü ve Glasgow School of Art Öğretim Görevlisi Francis McKee ve küratör Başak Şenova’dan oluşan yarışma jürisi tarafından yapılan değerlendirme sonucu, Alejandra Labastida birinciliğe layık görüldü.Alejandra Labastida’nın sunduğu sergi önerisinin kavramsal çerçevesinde yer alan fikirleri son derece zengin bulan jüri, projeyi öne çıkaran kavramların; kendine mal etme, olaylara atıfta bulunma, tarihsel parçalar ve olayları yorumlama olduğunu belirttu.Alejandra Labastida’nın yarışmada birincilik kazanan sergisi; 19 Şubat – 27 Nisan 2013 tarihleri arasında Akbank Sanat’da gerçekleştirilecek. Sergi kapsamında performanslar, konferanslar ve gösterimler düzenlenecek.

Alejandra Labastida 


Alejandra Labastida (Meksika, 1979) Iberoamericana Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Estetik, sanat kuramı ve felsefe konularındaki eğitimine devam ederken küratöryel araştırma ve çalışmaları, sanat ve siyasetin kesişme noktaları üzerine odaklanmaktadır. 54. Venedik Bienali’nde (2011) Meksika Pavyonu’nun asistan küratörlüğünü yapmıştır. 7. Berlin Bienali’nde (2012) “İhtiyaç Zamanlarında Küratörlük” başlıklı Küratöryel Çalıştay’a katılmıştır. Halen, 2008 yılından bu yana Küratörlük Bölümü’nde çalışmakta olduğu Meksika MUAC’ta (Üniversite Güncel Sanat Müzesi) Yardımcı Küratör olarak görev almaktadır. Yakın zamandaki küratöryel projeleri Petit mal, Ergo materia, Arte Povera, For the love of dissent ve A partir de mañana, Todo’yu içermektedir.

Mısır’ın başkenti Kahire, ” Kahire Avrupa Film Panoraması ” festivaline ev sahipliği yapıyor

Mısır’ın başkenti Kahire, bu yıl beşincisi düzenlenen, 22 Avrupa ülkesinden 26 film ve 30 animasyon filmi gösteriminin yapılacağı ”Kahire Avrupa Film Panoraması” festivaline ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin de Boşnak yönetmen Aida Begic’in “Çocuklar” (Djeca) adlı filmiyle katılacağı festival 3-9 Ekim tarihlerinde düzenlenecek.

Yapımcı ve aynı zamanda festivalin organizatörü Marianne Khoury ”Çocuklar” filminin Türkiye, Bosna, Almanya ve Fransa ortak yapımı, uzun metrajlı bir film olduğunu söyledi.

Cannes Film Festivali jüri özel ödülü ve Saraybosna Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazanan film, Bosnalı iki yetim çocuğun ahlaki değerlerini yitirmiş bir toplum içerisindeki hayat hikayelerini anlatıyor.

Khoury filmle ilgili yaptığı değerlendirmede “Film Bosnalı Müslümanların savaş sırasında yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Yönetmenin kullandığı gelişmiş ses teknolojileriyle silah ve patlama sesleri en güzel şekilde veriliyor. Bu seslerin çocukların psikolojisine yaptığı etkiler gözler önüne seriliyor” ifadelerine yer verdi.

Türk sinemasının uluslararası bir kaliteye ulaştığını ifade eden Khoury, Türk sinemacılarla birlikte çalışmak ve bu kaliteli filmleri Mısırlı sinemaseverlerle buluşturmak istediklerini söyledi.

İlk olarak 2004 yılında düzenlenen festivalle ulaşılmak istenen hedef konusunda “Mısır izleyicisini Amerikan filmleri dışında farklı kaliteli filmlerle buluşturmayı amaçlıyoruz. Cannes, Berlin ve Toronto gibi uluslararası film festivallerinde ödül kazanmış filmlerle sanatsal zevk düzeyini yükseltmeye çalışıyoruz” dedi.

Festivali düzenleyenlerin, kültürün, toplumun gelişmesi ve yaratıcı fikirlerin ortaya atılmasında çok önemli bir rol oynadığına inandıklarını söyleyen Khoury, “Uluslararası Mısır Filmleri” şirketinin 2004 yılında bu inançla yola çıktığını ifade etti.

Khoury, “Festivalle birlikte Mısır halkı dünya çapında düzenlenen festivallerde ödül almış en yenifilmleri ve belgeselleri izleme olanağı buluyor” dedi.

“Kahire Avrupa Film Panoraması” Ken Loach’ın yönetmenliğini yaptığı ve 2012  Cannes Film Festivali jüri ödülünü kazanan İngiliz yapımı “Meleklerin Payı” (The Angel’s Share) filmi ile açılacak.

Festival süresince gösterilecek filmler arasında Paulo Taviana ve Vittorio Taviana;nın yönettiği “Sezar Ölmeli” (Cesare deve morire) adlı hapishane ve mahkumları anlatan İtalyan filmi de yer alıyor.

Toplam 56 filmin gösteriminin yapılacağı festivale katılacak ülkeler arasında Türkiye, Fransa, Almanya, Hollanda, Bosna, Rusya, Belçika, İsviçre, İspanya, Norveç, İsveç, Romanya ve Polonya yer alıyor.

Tango severler, 4-8 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek 9. Uluslararası İstanbul Tango Festivali’nde bir araya gelecek

9.istanbul uluslararası tango festivali

2004 yılından beri her yıl düzenlenmekte olan festivale bu yıl da dünyaca ünlü bir çok sanatçı katılıyor.

Gündüz milongaları ve normal milongalarda günde toplam 13 saat dans etme imkanı olacak festivalde gündüz milongaları saat 13:30 – 18:30; gece milongaları ise 22:00 – 04:00 veya 05:00 arasında yapılacak.

Tüm danslar klasik tango seçimleri eşliğinde olacak ve elektronik tango müziği kullanılmayacak.

FESTİVAL DERSLERİ
Festivalde 4 usta sanatçı çiftten toplam 32 atölye çalışması sunulacak. Atölyeler konuları arasındaki uyuma göre gruplar (blok) altında toplanmış. Her blokta 4 ders var ve her ders ayrı sanatçı tarafından öğretilecek.
Derslere eşsiz veya eşli katılabilirsiniz. Eşli katılanlar diledikleri dersleri seçebilirler. Eşsiz katılanların bloklardan seçim yapmaları gerekiyor.

FESTİVALE KATILACAK SANATÇILAR
Sebastian Arce & Mariana Montes
Ruben Veliz & Sabrina Veliz
Bruno Tombari & Mariangeles Camaano
Mariano Otero & Alejandra Heredia
Orquesta Solo Tango
Giuseppe Clemente (Italya) – DJ 4 Tem Milonga
Marcelo Rojas (Bs.As.) – DJ 5-6-7 Tem Milonga
Armando Geday (Lübnan) – DJ 8 Tem Milonga
Olga Agapova (Rusya) – DJ 5 Tem Tango-Cafe
Mara Uzun (Romanya)- DJ 6 Tem Tango-Cafe
Olga Agapova (Rusya) – DJ 5 Tem Tango-Cafe
Mara Uzun (Romanya)- DJ 6 Tem Tango-Cafe
Ali Işıklı (Türkiye) – DJ 7 Tem Tango-Cafe
Olga Agapova (Rusya) – DJ 5 Tem Tango-Cafe
Mara Uzun (Romanya)- DJ 6 Tem Tango-Cafe
Ali Işıklı (Türkiye) – DJ 7 Tem Tango-Cafe
Ramo & GoGo – DJ 8 Tem Tango-Cafe

Derslere katılım ve festival hakkında detaylı bilgiye www.istanbultangofestival.com adresinden ulaşılabilir.

Tanıtım Videosu


Kaynak : [-]

Çağdaş ve modern sanat alanında dünyanın en önemli fuarı olarak kabul edilen ‘Art Basel’a Türkiye, Rusya ve Çin’den yoğun katılım dikkat çekiyor

Her yıl İsviçre’nin Basel kentinde yapılan Art Basel fuarı bu yıl 43’üncü kez kapılarını sanatsever ve koleksiyonculara açtı. Resmî olarak 12 Haziran Salı günü başlayan fuara ilk iki gün sadece özel davetliler, sanatçılar ve koleksiyoncular kabul edildi. Böylelikle VIP sayılan kişilere sanat eserlerini daha rahat inceleme ve satın alma olanağı yaratılmış oldu.

Toplam 36 ülkeden 2 bin 500’ün üzerinde sanatçı ve 300’ün üzerinde galerinin buluştuğu Art Basel’da bu yıl Türkiye’den katılan galeri yok. Fuarda yer alan sanatçıların yüzde 23 gibi önemli bir kısmı Amerika Birleşik Devletleri’nden. ABD’yi Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinden sanatçılar izliyor.

Fuarın yeni alıcı profili

Türkiye galeri olarak temsil edilmemesine karşın, özellikle İstanbul’dan gelen ziyaretçi ve koleksiyoncuları ile fuarda adından en çok söz ettiren ülkelerden biri oldu.

New York’un önde gelen sanat galerilerinden Cheim&Read’in ortaklarından Adam Sheffer, Türklerin sanattan çok iyi anladığını belirterek, “Özellikle son yıllarda Türk koleksiyoncular pazara alıcı olarak yoğun olarak girdiler. İstanbul’da dünya çapında eser toplayan koleksiyoncular var. Dikkat çekecek ölçüde iyi alım yapıyorlar. Ayrıca Çinliler ve Ruslar da sanat piyasasının yeni alıcıları. Özellikle Art Basel’a bu ülkelerden her yıl daha çok sanat koleksiyoncusu ve koleksiyoncu olmaya aday sanat severler geliyor” dedi.

 ‘Türkler Batı tarzına yakın’

Türkiye ve Türk koleksiyoncuları ile ilgili olarak, Türkiye’nin Batılı tarz sanat geçmişine vurgu yapan Sheffer, “Türk sanat koleksiyoncuları yılların birikimi olan bilgi ve kültür derinliği ile bu konudaki herhangi bir Batılıdan hiç de farklı değiller. Türkler kültür olarak Çinlilerden çok farklı. Batı sanatına yatkınlar. Türklerin Paris ekolünden gelen Komet gibi, Fahrünnisa Zeyd gibi dünya piyasalarında rekor fiyatlara eserleri satılan çok önemli sanatçıları var. Türkiye’deki müzelerde önemli eserleri bulunuyor. Yılların birikimi ile bu konuda çok eğitimliler sanat konusunda özel bir zevke sahipler” şeklinde konuştu.

Fuarın özel ziyaretçilere açık olan ilk iki günündeki ziyaretçi profili Adam Sheffer’in sanatın yeni alıcı kitlesiyle ilgili olarak söylediklerini kanıtlar nitelikteydi. Ziyaretçilerin çoğunun Türkiye, Rusya, Çin, Güney Amerika, Ortadoğu ve Orta Asya gibi Batılı ülkeler dışından gelenlerden oluştuğu görüldü.

 Basel halkından sanata destek örgüsü

Basel halkı sanata olan saygı ve desteğini Ren nehri üzerindeki Wettstein köprüsünün korkuluklarına el örgüsü rengarenk kılıflar geçirerek gösterdi. El örgüsü ile süslenen köprüye geliş ve gidiş istikametinde yaklaşık bir kilometrelik örgü malzeme kullanılmış oldu. (Deutsche Welle Türkçe)

 

Kaynak: [-] 

Bir süre önce ” Ülkemizde 1300 festival olduğunu biliyor muydunuz?” başlığıyla yaptığımız haberi hatırlarsınız… İşte ne yazık ki sanatın beşiği Bakırköyümüzde de o festivallerden biri var. Elinde o kadar imkan olmasına rağmen Bakırköy yerel yönetiminin yaptığı 12. Bakırköy Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali (!) ve içeriği aşağıda (Editör)

Bakırköy Belediyesi  12. Bakırköy Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali 31 Mayıs-5 Haziran 2012 tarihleri arasında yapılacak.

Bakırköy Festivali

Geleneksel kültürel değerlerin unutulmasını önlemek, çeşitli ülkelerden gelen misafirlere ülkemizin ve insanımızın zenginliklerini, konukseverliğini, kültürel ve sanatsal değerlerini,turizmini uluslararası alanda tanıtmaktan onur duyduklarını belirten Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen,” Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ,”Yurtta Sulh,Cihanda Sulh” sözü bize her zaman önder olmuş,ulusça ilkelerimizin başında barış ve dostluk gelmiştir. Bu anlamda da Bakırköy’ümüzde 12. Uluslararası Bakırköy Kültür ve Sanat Festivali’ni düzenlemenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ülkemizden ekiplerin yanı sıra halk oyunları bölümünde festivale Sırbistan,Yunanistan,Ürdün,Sierra Leone, Arnavutluk, Rusya, Makedonya, Polonya, Ukrayna, Cezayir, Hindistan, Slovakya ve Güney Kore olmak üzere toplam 14 ülke katılacak. Festival sırasında ayrıca Bakırköy Halk Eğitim Merkezi katkısı ile sergiler açılacak,konserler düzenlenecek. Ayrıca festivalin düzenlenmesinde emeği geçen Gökmeydan Halk Oyunları Kulübü’ne de teşekkür ediyorum.”şeklinde konuştu.

FESTİVAL PROGRAMI

Bakırköy Belediyesi Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ruhsan Tezkan da festival programıyla ilgili şu şekilde bilgi verdi: 31 Mayıs günü sat 20.00’de hoş geldiniz resepsiyonu ile başlayacak festivalde, 1 Haziran-Cuma günü 14.00’de Bakırköy Halk Eğitim Merkezi’nin Osmaniye Salı Pazarı içinde sergi açılışı olacak, Yeşilköy ve Osmaniye’de festival yürüyüşleri olacak, akşam da Fildamı Gösteri Merkezi’nde Belkıs Akkale yönetimindeki Bakırköy Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu konseri, Belediye Başkanımız Ateş Ünal Erzen’in açılış konuşması,ülkelerin halk oyunları gösterileri gerçekleşecek. 2 Haziran –Cumartesi günü saat 17.00’de Ataköy’ün 3 farklı mahallesinde festival yürüyüşü,20.30’da Fildamı Gösteri Merkezi’nde sürpriz sanatçı konseri ve ülke gösterileri yapılacak. 3 Haziran-Pazar günü de 19.30’da Osmaniye’de festival yürüyüşü ile 20.30’da Fildamı Gösteri Merkezi’nde sürpriz sanatçı konseri ve ülke gösterileri ile devam edilecek.4 Haziran-Pazartesi günü tarihi ve turistik yerleri gezecek ekipler 5 Haziran Salı günü ülkemizden ayrılacaklar.

Kaynak : [-]

”Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali”, 14–25 Mayıs tarihleri arasında Antalya Devlet Tiyatrosu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.

Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali

Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, DT, Antalya’da düzenlenecek festivalle, Türkiye’nin tarihi ve sanatsal dokusunu uluslararası bir platformda paylaşmayı, günümüz tiyatrosunu geçmişin sahnesinde sergilemeyi ve gelecek yıllarda bölgedeki antik tiyatrolarda yeni deneyimlerle seyirciyi buluşturmayı amaçlıyor.

Festival kapsamında bugüne kadar Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Rusya, Gürcistan, İtalya, Küba ve Slovakya’dan katılan farklı tiyatro gruplarının sahnelediği 16 değişik oyunla 34 temsil verilirken, 21 bin sanatsever de tiyatroyla buluştu.

”Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali”nde, 7’si yabancı, 5’i yerli 12 değişik oyun, 20 temsil ve 3 atölye çalışması sahnelenecek.

Festivalde, Ankara, İstanbul, Trabzon Devlet Tiyatroları’nın yanı sıra İtalya, Hollanda, Rusya, KKTC, Romanya, İsviçre ve Çin’den katılan tiyatro grupları farklı oyunlarıyla sanatseverlerin karşısına çıkacak.

15 yaşındaki kemancımız İspanya’da birinci oldu!

Elvin Hoxha

Genç Keman Virtüözü Elvin Hoxha, klasik müziğin en prestijli festivallerinden biri olan “Noche en Madrid “festivalinde yaşları 7-27 arasında değişen 53 rakibini geride bırakarak birinciliği kazandı.

Elvin Hoxha,  Güher-Süher Pekinel tarafından başlatılan ve Onduline Avrasya tarafından desteklenen “Dünya Sahnelerinde Genç Yetenekler” projesi kapsamında seçilen ve burs alan yetenekli gençlerden biri…

Türkiye’nin müzik alanında üstün yetenekli gençlerini keşfetmek amacıyla Güher-Süher Pekinel tarafından başlatılan ve Onduline Avrasya tarafından desteklenen “Dünya Sahnelerinde Genç Yetenekler” projesi, Türkiye’ye gurur yaşatmaya devam ediyor. Bilkent ÜniversitesiMüzik ve Sahne Sanatları Lisesi, Keman SanatDalı öğrencisi olan Elvin Hoxha, Madrid’de gerçekleşen 2.Uluslararası “Noche en Madrid “festivali yarışmasında  53 yarışmacıyı geride bırakarak birinci oldu. Genç keman virtüözü Elvin Hoxha, dünyanın en saygın müzik festivallerinden biri olan ve İspanya, İsrail, İtalya, Yeni Zelanda,Romanya, Meksika, Yunanistan, Sırbistan, Rusya,Ukrayna, Belarusya, Azerbaycan, Türkiye, Çin gibi dünyanın her yanından yarışmaya katılan 7-27 yaşları arasındaki rakiplerini geride bıraktı.

Elvin Hoxha Konserde

1997 yılında dünyaya gelen Elvin Hoxha, 2006’daMoskova’da düzenlenen ‘Uluslararası Klasik Kültür Mirası Yarışması’nda birincilik, 2007’de ‘2. Gülden Turalı Keman Yarışması’nda birincilik ve ‘Türk Bestecisi Özel Ödülü’ sahibi. 2009’da Polonya’daki ‘Uluslararası 11. Lipinski-Wieniawski Genç Kemancı Yarışması’nda dünya ikincisi ve Andante2010 Klasik Müzik Ödülleri’nden ‘Yılın Çıkış Yapan Genç Müzisyeni’ de seçilen Elvin Hoxha Ganiyev, 2008’de Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Bursu ile de ödüllendirildi.  Elvin Hoxha yeni hedefi olan Eylül 2012’de İsviçre’de yapılacak ‘Young Musicians Tchaikovsky Keman Yarışması’na hazırlanıyor.

Dünyanın en saygın piyano virtüözleri arasında yerlerini alan Güher&Süher Pekinel’in vizyonları ışığında ve Onduline Avrasya’nın desteğiyle, Türkiye’nin müzik alanında “üstün yetenekli gençlerini keşfetmek”  için başlatılan proje, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Mersin veEskişehir’de bulunan konservatuvarlarda gerçekleştirilmişti. Konservatuvarların piyano, keman, çello, flüt, klarinet ve kompozisyon bölümü öğrencileri arasında yapılan seçimler aralarında Elvin Hoxha bulunduğu yetenekli gençleri belirlenmiş ve bu gençlere çeşitli burslar verilerek enstrüman desteği sağlanmıştı.

Milliyet.com.tr

Türkiye, Anadolu’dan kaçırılan tarihi eserleri iade etmeyen ünlü İngiliz ve Amerikan müzelerinin geçici sergilerine parça vermeme kararı aldı. Bu kararla zora giren müzeler arasında Metropolitan ve British Museum var.

Yayın şirketi Umberto Allemandi bünyesindeki Londra merkezli kültür sanat dergisi The Art Newspaper, mart sayısında, Türkiye’nin geri istediği eserler iade edilene dek Amerikan ve İngiliz müzelerinin geçici sergilerine eser ödünç vermeyi durdurduğunu yazdı. Derginin haberine göre Londra’daki dünyaca ünlü British Museum, 15 Nisan 2012’ye kadar sürecek “Hac: İslam’ın Kalbine Yolculuk” sergisi için Topkapı Sarayı’ndan, Türbeler Müzesi’yle Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden toplam 35 adet eseri geçici olarak sergilemek üzere istedi.

Varolan anlaşmalar aracılığıyla Türkiye’den geçici sergiler için ödünç eser alabilen müze, serginin açılmasına az bir zaman kala Türk resmi makamlarından “Hayır” cevabını aldı. Dergi, Kültür Bakanlığı’nın eserlerin gönderilmesini engellediğini öne sürerek “Türkiye’nin Anadolu’dan kaçırılan eserlerin iadesi konusunda giderek genişleyen kampanyasının bir parçası olarak, söz konusu eserleri koleksiyonunda bulunduran müzelere eser verilmesi önleniyor” dedi.
Türkiye, British Museum’un milattan önce birinci yüzyıla ait üzerinde Kral Antiochus’un Herakles-Verenthragna’yı selamlarken tasvir edildiği zeytinyağı üretmede kullanılan mermer silindiri istiyor. Adıyaman Selik beldesi yakınlarında bir tarlada 1882’de bulunan 1 metre 23 santim yüksekliğinde ortası delik silindir, bölgede çalışmasına izin verilen Mezopatamya uzmanı ünlü İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından 1911’de satın alındı. Woolley, 1. Dünya Savaşı’nın karmaşası içerinde eseri Suriye götürdü. 1927’de Suriye’yi mandacı güç olarak yöneten Fransa’nın izniyle silindir British Museum’a satıldı.

Haberde “2005’te Türkiye eserin iadesini talep etse de bu talepte ısrarcı olunmadı. İki ülke arasında da eser ödünç verme işlemleri devam etti” ifadelerine yer verildi. Dergiye konuşan müzenin sözcüsü, uzun hazırlıkla meydana getirilen serginin başarısı için sorunu çözme yolundaki girişimleri şöyle anlattı: “Silindirin geri verilmesi için müze görüşmeye hazırdı. Fakat mütevelli heyeti mülkiyetin transferini istemedi.”

Sergiyi askıya aldılar
Londra’daki The Victoria and Albert Museum da Türkiye’den gelecek eserlerin kritik önemde olduğu “Osmanlılar” sergisini, anlaşmazlık nedeniyle askıya aldı. 2014’te açılması planlanan ve İstanbul’un fethinden 19. yüzyılın sonlarına dek Osmanlı sanatının gelişimini ele alacak serginin hazırlıklarının durdurulmasının nedeni; Sidamara lahitinden çalınan Eros’un başı… İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen, milattan önce üçüncü yüzyıla ait Sidamara lahitinden 1882’de İngiliz arkeolog Charles Wilson tarafından koparılan aşk tanrısı Eros’un başı, 1933’den beri Londra’daki müzede sergileniyor. Müze sözcüsü, Wilson’ın ailesinin Eros’un başını müzeye bağışladığını anımsatarak “müzenin eserin mülkiyetini devredemeyeceğini” öne sürdü. Sözcü, “iade sorununun halledilmesiyle serginin hazırlıklarının ilerleyeceğini umut ettiğini” belirtti.

Türkiye’nin Londra Kültür ve Turizm Müşaviri Tolga Tüylüoğlu, British Museum ve The Victoria and Albert Museum’dan iki eserin iadesinin istendiğini doğruladı. Tüylüoğlu, İngiliz ve Türk sanat kurumları arasındaki “iyi ilişkileri” vurgularken, Türk hükümetinin “sergilere ödünç eserleri tartışmadan önce” antik iki parçayla ilgili meselenin çözümünü istediğini belirtti.

Yunanistan’a yöneldi
New York’ta bulunan dünyanın en büyük müzelerinden The Metropolitan da 14 Mart’ta açılacak “Bizans ve İslam” sergisi için yaşanan sorunları gözönüne alıp Türkiye’den eser talep etmekten kaçındı. Dergiye konuşan bir müze yetkilisi, Türkiye’nin iadesini istediği antik döneme ait bir düzine eserini varlığını doğrularken parçaların ismini vermedi. Yetkili “Konu Türk makamlarıyla görüşülüyor”demekle yetinirken, müzenin sergi için pek çok parçayı Atina’daki Benaki müzesinden istediği öğrenildi.

Bakanlık: İade etmeyene eser yok
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’den götürülen eserleri,istenmesine rağmen iade etmeyen müzelere, geçici de olsatarihi eser verilmemesi kararı aldı.

Türkiye kaçırılan bu eserleri istiyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü verilerine göre ABD, Almanya, Rusya Federasyonu, Hırvatistan, Danimarka, İtalya, Fransa, İsviçre, Sırbistan-Karadağ, Bulgaristan, Ukrayna ve İngiltere gibi birçok ülkede Türkiye’den kaçırılan tarihi eserler bulunuyor. Kültür ve Turizm ile Dışişleri bakanlıklarının koordineli çalışmalarıyla, müzelerde sergilenen, müzayedelerde satışa çıkarılan veya gümrüklerde ele geçirilen eserlerin takibi yapılıyor, iadesi isteniyor, dava açılıyor ve satışlar durduruluyor.

Türkiye’ye getirilen eserler:
– Avusturya’da 2010’da bir otobüste ele geçirilen Roma ve Bizans dönemine ait 316 parça.
– Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve Roma dönemine ait heykel, stel ve lahit parçalarından oluşan 23 eser.
– İngiltere’den getirilen, Efes Antik kentinden götürülmüş Roma dönemine ait 1 yüzük.
– Almanya’nın Münih kentinde ele geçirilen 4 adet sikke.
– Almanya Nünberg’de ele geçirilen 2 adet mermer stel parçası.
– İzmir’deki Agora deposundan 2004’te çalınan ve yine Almanya’da bulunan mermer erkek heykel başı.
– Denizli’deki Laodikya antik kentinden çalınan ve İsviçre’de buluhah bronz heykele ait el.
İadesi istenenler:
– Boğazköy Sfenksi: Osmanlı Devleti döneminde onarım için götürülen ve geri getirilmeyen sfenks Berlin Müzesi’nde bulunuyor.
– Bergama Zeus Sunağı: Alman arkeolog Human’ın 1871’de yaptığı izinsiz kazı sonucu Berlin’e götürüldü.
– Truva Hazineleri: Alman arkeolog Schliemann’ın 1869 – 1871 yıllarında yaptığı kazılarda bulunan hazine, Osmanlı makamlarının izni olmadan kaçırıldı. Eserler yaklaşık 20 yıldır Rusya’daki Puşkin Müzesi’nde.
– Lidya eserleri: New York Metropolitan Müzesi’nde sergileniyor. Geri alınması için açılan dava sonuçlanmadı.
– Kuran Sayfaları: Nuruosmaniye Kütüphanesi’nden çalınan 210 sayfa, Princeton Üniversitesi’nde tutuluyor. Ayrıca bir yaprağı Mısır’da, iki yaprağı Yfıskfujf/yfjs David Sampling Müzesi’nde, iki yaprağı İngiltere’de bir şahsın elinde bulunuyor.
– ABD’deki J. Paul Getty Müzesi’nde, Türkiye’den kaçırılmış çok sayıda eser bulunuyor.
– Paris Louvre Müzesi’nde olduğu tespit edilen Ayasofya Cami Haziresi’ndeki Sultan II. Selim Türbesi’nin girişindeki çiniler için dava açıldı.
– Afyonkarahisar’daki Tatarlı Tümülüsü’ne ait M.Ö. 453 tarihli 4 adet boyalı ahşap friz, Almanya’nın Münih şehrindeki Archaologische Staatssammlung Müzesi’nde teşhirde. Parçalarının iadesi için girişimler sürüyor.
– İtalya’da bulunan Lidya yazıtının geri getirilmesi işlemleri sürüyor.
– Rusya’da ele geçen, Türkiye kökenli Bizans dönemine ait gümüş haç ve altın bileziğin iadesi isteniyor.
– Antalya Kumluca’daki kiliseden 1963’te kaçırılan, çoğunluğunu dini amaçlı gümüş kapların oluşturduğu tarihi eserler, Washington’daki Dumbarton Oaks Müzesi’nde sergileniyor.
– Marmara Balıkesir Saraylı beldesindeki açık hava müzesinden çalınan mermer imparator heykel başı ile Kocaeli Müzesi Müdürlüğü fuar alanından çalınan heykel başı aranıyor.
– Almanya’da bir müzayedede satışa çıkarılan Hitit dönemine ait mezar steli parçası, orthostat parçası ve 3 adet minyatür Hitit arabası için dava açıldı.
– İngiltere’deki Bonham Müzayedeevi’ndeki satışı durdurulan Lidya dönemine ait gümüş “kyathosun”un (kepçe) iadesi için çalışmalar sürüyor.

UNESCO sözleşmesi iadeyi öngörüyor
Yurt dışına kaçak kazı ve yasadışı yollarla götürülen tarihi eserlerin iadesi, 1970 UNESCO sözleşmesi ve ikili görüşmelerle yapılıyor. İkili görüşmelerdeki iade talebi kabul edilmediği zaman, Dışişleri Bakanlığı tarafından sağlanan avukatlık firmaları aracılığıyla dava yoluna gidiliyor. Avrupa’da düzenlenen birçok müzayede de bakanlık tarafından takip ediliyor. Ayrıca, müze ve ören yerlerinden çalınan eserlerin yurt dışına çıkışlarının önlenmesi ve kaçakçıların yakalanması için fotoğraflı envanter bilgileri, Başbakanlık, Gümrük, Denizcilik müsteşarlıkları ve İçişleri ile Dışişleri gibi kurumlara gönderiliyor.

 

Kaynak: http://www.sabah.com.tr

Sergei M. Eisenstein bir film yönetmeni ve kuramcısı olarak her iki alanda da bir dahi olduğunu kanıtlamış bir sanatçıdır.

Eisenstein, diğer insanların göremediği, etrafındaki ışığı görme yetisine sahiptir. Bunu kendisi şöyle tanımlamaktadır:

 

“Bir şey okuduğum ya da düşündüğüm zamanlarda zihnimde, diğer insanlardan farklı olarak bazı canlı resimler belirmektedir. Bunlar genel olarak görsel görüntülerin geniş bir bileşimi olarak karşımıza çıkar. Keskin görsel bir bellek ve uzun, şiddetli bir gündüz rüyası pratiği, sizi düşüncelerinizi ve belleğinizi resimsel görüntüler içinde izlemeye zorlayacaktır. Şimdi bile, yazı yazarken, bundan farklı bir şey yapmıyorum. Görüşlerimin önünde görsel görüntü ve olayların aralıksız geçişi canlanıyor. İlk ve önde gelen bu izlenimler aracı, çektirici bir yoğunluk ile yeniden üretilirler. Yeniden üretim gibi bir konu ve nesne hakkında yazarken bunları düşünüyorum. Şimdi yaklaşık üç yüz tane insan birimi bana bu şekilde yardım etmektedir. Yeniden üretim konusunda çok ender olarak duygularımla yetinirim. Benim mizansenlerim ya da çerçeve kompozisyonumun ayırt edici görsel yoğunluğunun büyük ölçüde bu pratiğe bağlı olduğuna kuşku yoktur.”

Eisenstein, henüz küçük bir çocukken bile keskin zekasıyla –ve bilinçsizce yaptığı mizah- ile ilgi çekmeye başlamıştı. Henüz sekiz yaşında bir çocukken sözcüklere dayanan mizah öğelerini yerli yerinde kullanmaya başlamıştı. Onun sözcüklerle erken başlayan diyalogu, daha sonraki yıllarda özellikle kurgu çalışmalarında kendini belli edecektir.

Yine işitsel-müzikal kurgu buluşu daha sonra onun tarafından gerçekleştirilecektir.

 

Anne ve babasından sonra, Eisenstein’ın üzerinde en fazla etkide bulunan kişi bakıcısıdır. Onu perili masalların ve efsanelerin büyülü dünyasını tanıtıyor ve onu Riya’daki sinemalar götürüyordu.

Birinci Dünya savaşı sırasında 16 yaşında iken, yerel hastaneleri ziyaret ederek yaralı askerlerin çizimlerini yapmaya başladı. Çizimleri, onun çocukluğundan beri en büyük eğlencesi olmuştu.

Çocukluk yıllarında, çizime ek olarak sisli havalarda alan derinliği üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Yakın çekim, alan yerleştirmesi, gibi bir film öğelerinin temel olgularını bu dönemde yaptığı çalışmaları esas olarak gerçekleştirmiştir.

O, çocukken yaşadığı bir çok deneyimini, daha sonra filmlerine de yansıtacaktır.

Eisenstein filmlerinin diğer bir karakteristik özelliğinin çıkış noktası “Bu onun tarafından (zalimlik okyanusu) olarak adlandırılır.” Çok küçükken gördüğü ilk filmlerinden birinden kaynaklanmaktadır. Barbarca öldürmeler onun kendi filmlerinin ortak noktasıdır. Grev Filmi’ndeki işçiler bir mezbahadaki öküzler gibi öldürülmekte ve çocuklar çatıdan fırlatılmaktadır. Potemkin Zırhlısı’nda kalabalık bir bütün olarak katledilmektir. Alexander Nevsky filminde adamlar ve çocuklar ateşin içine atılmaktadır. Korkunç İvan’da ise zehirlenmekte ve hançerlenmektedir. Bezhin Çayırı’nda da bir çocuk öz babası tarafından öldürülür.

 

Eisenstein sadece yaşadıklarının değil aynı zamanda okuduğu kitaplarının da etkisinde kalmıştır. Onu etkileyen kitapların başında genel olarak Fransız Devrimi’ni konu alan Dumas’ın romanları gelmektedir. Miğret’in iki ciltlik “history of frenc revolution” kitabı onun Devrim ile olan ilk doğrudan ilişkisidir. Daha sonra Victor Hugo’nun Les Miserable (sefiller) gelecektir. Eisenstein Riga’da düzenli olarak tiyatro ve operalara gitmiş, bu sayede Hansel ve Gratel, Götz van Berlichinson ve Wallenstein’den Madame Sans-Geneye kadar tüm oyun ve operaları bilgi dağarcığına eklemiştir. 1913 yılında, turnedeki Nezlobin Tiyatrosu’nun yapımı olan Turandot oyununu görmesi onun için dönüm noktası olmuştur. “Ondan sonra, tiyatro benim için karşı konulmaz heyecan veren bir tutkuya dönüştü.” Ancak babasının kendisi için seçmiş olduğu mühendislik okuluna kaydoldu. Bu eğitim 1915 sonbaharına kadar devam etmiştir. Devrim eğitimini yarıda bırakmasına neden olmuştur.

 

DEVRİM

Eisenstein’ın Devrim’e kadar lan öğrencilik dönemi olaysız geçmiştir. Mühendisliği bırakmasına karşın “disiplinli bir düşünme yöntemi” ve “matematiksel kesinlik” olgusunu her zaman taşımıştır.

İÇ SAVAŞ

İç savaş sırasında aldığı ilk görev Pedrograd’ın dış bölgelerindeki hemen hemen kullanım dışı kalmış telefon ağlarını yeniden oluşturmaktı. Onun kamptaki görevlerinden biri Neva üzerinde bir köprü inşa etmekti. Eisenstein’ın erken dönem estetik düşüncesi yavaş yavaş belirmeye başlayacaktır.

TİYATRODAN FİLME GEÇİŞ

Eisenstein 22 yaşında idi ve kendisini tiyatroya admış durumdaydı. The Mexican’ın provaları sırasında işinden başka hiçbir şeyle ilgilenmezdi. Bu dönemlerde çok çalışıyordu, gördüğü her şeye ilgi duyuyor, izlenimler ediniyordu, kendisini her alanda yetiştiriyordu. Dolayısıyla da başka sanat dallarında eğilim içine girmişti. Ve çalışmalarını gittikçe artırıyordu. Bir sonraki yapı, Pletynov’un Precipice’ydi. Eisenstein görevi bir önceki oyunda olduğu gibi oyunun dekor ve kostüm tasarımını yapmaktı. Kendisini ifade edebilmek için yeni yollar arıyordu. Bu sayede sinemaya doğru birkaç adım daha atmış olacaktı. Son keşfi ile sahne mucidi olarak sivrilecekti.

1921 yılında sahne yönetimi ile ilgili bir devlet okulu açılır. Eisenstein sınavlarda başarı kazanarak Meyerhold’un öğrencisi olur. Meyerhold Eisenstein üzerinde büyük bir etkide bulunacak ve onun yaratıcı çalışmalar yapmasına ön ayak olacaktır. Onun hazırlıksız konuşması ve bilimsel olarak hesaplı planlaması daha sonra Potemkin Zırhlısı filminin fenomenini oluşturacaktır.

1923 yılında “çarpıcı kurgu” kuramının evrimi sanatın etkin gücünün ölçüm birimini oluşturmaya yöneliktir.

GREV

Eisenstein film yapımına başladığında, sinema tarihinin henüz 30 yıllık bir geçmişi vardır. Bu dönemde filmin, yalnızca teknik açıdan bir saygınlığı vardı ve diğer sanatlar arsında yeni yeni sivrilmeye başlıyordu. Fransa’da George Meles kendi filmlerini yaratmıştır. Max Linder ülkesinde ve yurt dışında onun izinden ilerliyordu. Feuillade’nin filmleri ortaya çıkmış ve Abel Gance, film dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Almanya göz alıcı bir ilerleme içindeydi. Dışavurumculuk akım doğmuştu ve varlığını kabul ettirmeye çalışıyordu. ABD’de ise yılda ortalama 467 film yapılmaktaydı.

 

Eisenstein yaratıcı bir sanatçı olarak gelişimi üzerinde önemli rol oynayan üç öğe mevcuttur. Bunlar:

 

Amerikan yönetmen David Wark Griffith “Sovyet sinemasında kurgu gelişimi konusunda büyük bir rol “oynamıştır. O yakın çekim ve paralel kurguyu kullanmıştır. Eisenstein ise yakın çekimi daha ileri götürerek sembolik anlamlar yüklemiştir. İkincisi ise Alman dışavurumcu filmler ve son olarak Sovyet sinemasının kendisidir.

O DÖNEMDEKİ SOVYET SİNEMASI:

Birinci Dünya savaşında bile Rus sineması uluslar arası bir süre sahipti. Savaş sona erdiğinde Rusya’da iki binin üzerinde sinema salonu vardı. Evlere dağıtılan yaklaşık on iki milyon metre filmin yalnızca %30’u dışarıdan gelmekte idi.

Devrimden sonra film endüstrisinin ulusallaşması için bir girişim başlatıldı. Böylece yurtdışına karşı sistematik bir direnç sağlanmış oldu. Yabancı filmlerin gösterimleri yasaklandı. Komünist kurallar işlerlik kazanmaya başladı. Filmlerde devrimsel bir içerik görülmeye başlandı. Kuleşov, 1920’de ünlü atölyesini oluşturmuştur. Dziga Vertov, Kino-Pravda (sinema-gerçek) haber-gerçek dizisine başlamıştır. Lef dergisinde Vertov’un Kino glaz (sinema-göz) manifestosu ile birlikte Eisenstein’ın çarpıcı kurgu üzerine yazıları yayınladı.

Grev filmi “diktatörlüğe doğru” dizisindeki filmlerin birisidir. Dizi, sekiz filmden oluşmaktadır. Filmler, sürgünler ve kaçışlarla sonuçlanan, yasaklanmış politik yayınları kendisine malzeme olarak almıştır. Grev üzerine yapılacak olan film, dizi içinde beşincisidir. Başlangıçtan itibaren filmin üç temel özelliğinin sınırları çizilmiştir. Gerçek bir tarihi olay olarak değil, grevin genel bir resminin sunulması; bireysel kahramanlar yerine, işçilerin kapitalistlerle çatışma içinde olarak topluca kahramanlaştırılması; filmin oluşum yönteminin çarpıcı kurgu temeline göre yapılması.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikri oluşturması temeline dayanır. Jean Mitry bunu şöyle tanımlamaktadır:

“Ona göre kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

POTEMKİN ZIRHLISI

 

Potemkin Zırhlısı filmi Eisenstein’ın yaratıcı bir sanatçı olarak yazdığı evrimde çok önemli bir yet tutmaktadır. Onun çalışmaları yine iki görünüme aktarmak gerekir. Filmin kendisi yaratımı ve onun hemen sonrasında ayrıntılı bir şekilde çözümlenmesi Eisenstein matematik ve fizik kurallarını uygulayarak film çözümlemesini son derece bilimsel olara yapmaktadır. Eisenstein’a göre Potemkin Zırhlısı filminin etrafındaki doğrulardan biri onun sanatsal ve entelektüel yeterliliğidir.

Eisenstein Potemkin Zırhlısı filmini yaparken tutku derecesinde film sanatını oluşumunun yeni sanatsal teknikler arayışı içindedir. O devrimsel düşüncelerini sinematografik araçlarla ifade edebilmek için sabırsızlanmaktadır. Picaso ile ortak bir düşüncesi vardır.”Ben bakmıyorum, buluyorum” Daha sonra Picaso’ya ekleme yapacaktır. “Bulduktan sonra bakıyorum”

OLAYLARIN BELİRLENMESİ

1905 devriminin yıldönümü için yapımı planlanan dizideki başlıca filmlerin ikisi “Ocak’ın Dokuzu ve 1905 Yılı” isimlerini taşıyordu. Onlar Haziran 1924’te gerçekleşecekti. Ancak 1925 yılının bahar aylarına yaklaşılmış olmasına rağmen filmlerin yönetimi için henüz kimse atanmamıştı. Grev filminin bitmesinden sonra komite üyeleri bu görevi Eisenstein’a vermek istediler. Eisenstein filmi istedikten sonra hemen çalışmalara başlar. O, 1905’teki olayların devrimsel kayıtlarını çok iyi biliyordu.

1905’in özgün senaryosunda Potemkin İsyanı küçük bir bölüm olarak yerini almıştı. Yarım sayfalık bu bölüm tüm film için gerçekleştirilecek sekiz yüz çekimin yalnızca 44 çekimini oluşturuyordu.

Çekim 31 Mart 1925’te Leninstad Nevsky görünümü sahnesiyle başlıyordu. 1905’teki Grev’de olduğu gibi buradaki elektrik jeneratör ünitesi yakılmıştı. Film kötü bir havada çekiliyordu. Değerli zamanı boşa harcamamak için gün batımıyla güneye yönelmişti. Eisenstein ekibini Odesa ve Sivastopol’a kaydırdı. Burada yerleşim çekimi yapılacaktı. Tüm devrimi özetleyen Potemkin isyanı burada çekilecekti.

UZAMIN PARADİGMASI VE ZAMANIN PENÇESİ

Film için gerekli ilk şey Potemkin’i temsil edecek olan bir zırhlının bulunmasıydı. Gerçek gemi sökülüp parçalara ayrılmıştı. Karadeniz be Batlık Donanması içinde böyle bir zırhlıyı bulabilmek olanaklı değildi. Ancak Eisenstein’ın yönetmen yardımcısı Lİyasha Kriyukov On iki Havari adlı bir kardeş gemi buldu. Bu Sivastopol açıklarında demirlenmiş olan silahsız bir zırhlı idi. Eksikleri vardı tamir edildi. Tüm bölümler On iki havarinin güvertesinde çekilecekti. Buna şiddetli isyan tasviri bölümü de dahildir. Film zor şartlar altında gerçekleştiriliyordu, film güverte açısıyla çekilirken çerçevede, arkadaki kayalar görülüyordu. Sorunu çözen yine Kriyukov oldu. Gemiyi 90 derece döndürerek mutlak bir şekilde durağan olması gerekiyordu., “film kadrosu hem uzam hem de zamanın prangası ve zamanın penceresi bizim serbestçe hareket etmemizi engelliyordu” diyecekti.

Bütün olumsuzluklara rağmen, film rekor kabul edilebilecek bir hızla ilerliyordu. Örneğin 75 çekimden oluşan Odesa’daki basamak sekansı tek bir günde çekildi. Filmin tamamı 5200m. idi ve kurgu dahil, film üç ay içinde bitirildi. “Bir hayal gibi görülüyor fakat doğru” diyecekti Eisenstein.

Oyunculuk sorununu, Eisenstein’ın tiyatrocu arkadaşı Strach’a verdi. Strach, her yeri dolaştı. Onun getirdiklerini Eisenstein beğenmemişti, ancak gemide film çalışmalarına devam ederken otelde ateşçi olan daha sonra film kadrosuna elektrikçi olarak alındı. Ve bu adamı doktor rolüne aldı. Bahçivan’da aynı şekilde bulundu.

Eisenstein’ın daha sonra söylediğine göre film, başlangıçtaki çıkış noktasından tamamen farklı bir yapıda ilerliyordu. Her bir basamağı kendi yaratıcı yeteneğine bağlı olarak oluşturmaya başlamıştı.

Strach’un yayınlamış anılarında Eisenstein’ın kurguyu film çekimi bitmeden yaptığı ifadesi yer almaktadır.

Kurtlu-çürümüş et bölümü, senaryoda olduğu gibidir. Dr. Smirnov’un otantik konuşmaları gerçeğe uygun bir şekilde oluşturulmuştur. Benzer olarak papazın düşerek ölmesi de gerçeğe uygundur.

Daha sonra taştan yapılmış aslanların ünlü kurgu sekansı gelir. Buradaki değişik görünümdeki üç heykel aslanın peş peşe gösterilmesi, katliamı protesto etmek için kitlelerin uyanışı şeklinde tek bir düşünceyi temsil etmektedir.

Filmdeki diğer üç önemli sekans, Eisenstein’ın yaratıcı yöntemlerini anlamada değerli bir yardımcı olacaktır; bunlar katran, basamaklar ve deniz sekanslarıdır.

Odesa Basamakları’ndaki katliam sahnesi, bu yine olayın gerçek bir temsilidir.- Diğer katliam sahnelerinde olduğu gibi Eisenstein kendisine göre temellendirmiştir. Sekans, birkaç kademe tüm senaryodan farklı olarak gerçekleştirilmiştir. Bunun nedeni daha önce görmüş olduğumuz, onun çocukluk ve gençlik yıllarından gelen bir düşünce yapısı olarak, bu sahnenin duyumsal temelinin oluşturulmasıdır.

-Merdivenlerin görünümü bende bir sahne görünümü fikri yarattı. Yönetmenlik hayal gücüm ile yeni bir görünüm oluşturacaktır. Kalabalığın panik halinde basamaklardan inmesi merdivenin kendisi hakkında edindiğim ilk izlenimlerin bir şekilde işlenmesinde başka bir şey değildi.

Üçüncü evre –kurgu evresi- filmdeki yoğunluk ve duyum yüklü atmosferin yeniden yaratımı ile ilgili idi. Strauch’un belirttiğine göre, Eisenstein basamaklarda ilgili sahneyi üç gün boyunca yazmış ve yalnızca bir günde çekimini tamamlamıştır.

Odesa basamakları sekansında heyecanlı ve öngörülemeyen bir koşul bulunmaktadır. –Her şeyin daha önceden kesin bir şekilde hesaplandığını ve acelesi olmayan bir soğukkanlılıkla optimum koşullara ulaşıldığı izlenimi vermektedir. Bu, filmin en göz alıcı özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun kompozisyonun ve duyumsal kalitesinin organik birliği. Eisenstein, çözümlemesinde insanların ve kitlelerin çılgın koşulların duyumsal etkisinin nasıl olduğunu göstermektedir.

Estetik alanında “altın orta” olarak bilinen ilke üzerinde meydana gelen ara vermeler ile başarıya başarıya ulaşır. Ayrıntıların bu kesinliği ve tam oluşumu kendiliğinden meydana gelen şaşırtıcı bir oluşumdur.

Son olarak deniz sisi sekansı, Vakulinçuk’un vücudunun etrafındaki ağlaşmaların bir sahnesinin özgün algılaması beklenmedik birisinin limana çöreklenmesi ve çekimin durmasına yol açması ile tamamen şans eseri genişletilmiştir. Odesa’daki diğer film birimleri hava şartlarının çekim yapmaya olanak tanımadığını düşünerek otellerine kapanıp domino oyunu oynamaya koyulmuşken, Eisenstein ve Tusebir kayık kiralamışlar ve tüm karşı çıkmalara karşın, sisle kaplı limanda çekime başlamışlardı. Sonu. Aşırı derecede şaşırtıcı olmuştur. Ve kurguya gelindiği zaman Eisenstein onu muhteşem bir etki için kullanmıştır- sis, sembolik cenaze töreninde tüm ağıt sekansının duygusal yoğunluğunu artırmak için kullanılacaktır.

Filmin ilk kesim gösterimi yazarlar, gazeteciler, donanma liderleri ve Lunachorsky’nında bulunduğu seçkin bir izleyici topluluğu için bir stüdyoda geçekleştirilmiştir.

Gösterimin sonunda Lunachorsky’ın konuşması: “Bizler tarihi kültürel bir olaya tanıklık ediyoruz. Yeni bir sanat doğmuştur. Bugünden sonra geleceğin büyük sanatı olan film sanatından söz edilecektir…”

Film, Eisenstein’ın sonsuz ayrıntılı çözümlemesini içermektedir. Eisenstein kendisi romantik geleneğin içinde görülür, ancak yapı olarak “Gerçekçi” yapıya sahiptir.

Potemkin zırhlısı, Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarının bir sonucu olarak görülmektedir. Tiyatro çalışmalarında duyumun yükseltilmesi yöntemini özümsemiştir.

Kurgu tekniğinden bir dil oluşumuna geçilirken, Eisenstein selülid üzerindeki tek bir fikrin genel düşünceden, tür içerikten soyutlanamayacağını keşfetmiştir.

O, kurguyu “bağımsız çekimlerin çarpışmasından oluşan bir fikir” olarak tanımlamaktadır. Bu çekimler birbirlerine karşıt yapıdadır. Onun çalışmalarını anlayabilmek için çarpışan-kurgu fikrini özümsemek gerekir. Eisenstein, kurgu parçalarının ardıllığını öne doğru hareket eden makinenin motorunun içsel yanmasının patlama dizisine benzetmektedir. Kesişen iki çekim arasındaki çarpışma, aynı zamanda kompozisyon içinde bir çatışmaya yol açacaktır. İli çarpışan çekimin bu kesişmesi, dünyada “Rus Kesimi” olarak bilinen “çarpıcı” kurgu oluşumudur.

Potemkin zırhlısı filmi aynı zamanda karşı süremli (kontrapuantal) bir temele dayana diğer bir yeni kurgu biçimini de içermektedir. Eisenstein bunu “tonal” (titremsel) kurgu terimi ile ifade eder.

Potemkin Zırhlısı filminin diğer bir özelliği yakın çekimlerin ve ayrıntılı çekimlerin etkin bir şekilde kullanılmasıdır. Eisenstein, Griffith’sen farklı olarak “yakın çekim yöntemi” kesinlik temeline oturtmaktadır.Onun yakın çekim düşüncesinin çocukluğunda odasındaki lale ve iç savaş sırasındaki Kholm yakınındaki köyde geçirdiği gecelerde belirginlik kazandığını daha önce belirtmiştir.

Son olarak, Potemkin Zırhlısı filmindeki önemli sanatsal buluşları arasında Eisenstein’ın zamanı dramatik bir şekilde ele almasının belirtilmesi gerekmektedir. Bu, bağlı olduğu sekanslara dinamizm katmaktadır.

EKİM

Ekim filminin çekim senaryosunun hazırlanma aşamaları, Potemkin Zırhlısı filminden daha ayrıntılı olarak yapılmıtşır.Ekim filmi, çıkış noktası açısından Diktatörlüğe Doğru dizisinin bir yapımı olan Grev filmi ile bağlantılıdır. Herkes başka bir Potemkin beklentisi içindeyken, Eisenstein’ın niyeti tamamen farklı olmuştur. Her ne kadar Ekim filminde, Potemkin gibi tarihi olayların sıralanması temeline dayanıyorsa da, Eisenstein, olayları abartmadan özgürce bir film denetimine girişmek istemiştir. Kendi buluş ve sistemini bu filme uygulama amacı taşıyordu. Böylece “arı sinema anahtarını” kullanabileceğini düşünmektedir.

Ekim filminde, Potemkin’den farklı olarak yeni sinematografik öğeler tanıtılmıştı. Ekim filmi, soyut fikirlerin ifade edilmesi için bir dizi formüller bütünü içermektedir.

Petrograd’da Kornilov’un marşı sekansı, en açıklayıcı örneklerden birisidir. Eisenstein, burada Kornilov2un temel askerlik düşüncesini yansıtmak istemiştir. Bunu “tanrı adına” bolşevizme karşı olarak General’in “kutsal savaşı” mitinin açıklama şeklinde görülür.’ Dinsel görüntülerin kurgu sekansı’.

Ekim filmi “entelektüel kurgu”nun örneklerinin tam bir farklılığını içermektedir, bu metafizik formüllerin bir bütün alanıdır. Örnek olarak Kevensky’nın gücünün artması. Kış Sarayı’nın basamaklarını, tamamen aynı adım atma biçemiyle hicvetmektedir.

Eisenstein, duyumsal etki oluşturma amacı ile belgesel olayları “dinamikleştirme” girişiminde bulunmaktadır. Böylece Sovyetler Kongresi ile Motosiklet Bataryasının birliği, bisiklet tekerlerinin soyut bir şekilde dönmesinin çekimleriyle dinamikleştirilmiştir.

Ekim filminin diğer bir özelliği, Eisenstein’ın ses etkisini görsel olarak kullanma girişiminde bulunduğu bir yapım olmuştur. Aurora zırhlısından ateş edilmesi, ritmik bir açılış ve diyaframın kapanması ile filmleştirilmiştir.

Ekim sayısız oranlamanın bulunduğu bir deneysel film olarak kalmaktadır. Ancak Eisenstein, her zaman için yaşamdan daha büyük terimlerle düşündüğü için bu göz alıcı bir yapım olara karşımıza çıkar.

1928

Eisenstein, Ekim filminde kurguya değinmiş olmasına rağmen, onun gizil güçlerini ortaya koymamıştı henüz. Madem ki “entelektüel film “olanaklıydı, öyleyse neden Marx’ın kapital kitabının ekran gösterimi yapılmasın. Ekim 1927, mart 1928 aralığında bu olanakları araştırdı. Ekim filmindeki sinematografik dili “felsefe alanına” kaydırmayı amaçlıyordu.

Bu dönemde Eisenstein’ın Sovyet sinemasındaki konumu çok sağlam değildi, lef dergisi işle çatışma içindeydi.

GENEL ÇİZGİ (GENERALNAYA LINYA)

1928 Haziran’ında, Eisenstein, Genel Çizgi filminin yapımına kaldığı yerden devam etmeye başlayacaktır.

Yeniden bir deney filmi yapmaya niyetlidir. Fakat bu kez kitlesel izleyicilerin kolayca anlayabilecekleri bir yapım gerçekleştirilecektir. Film ilk biçimde, köylerdeki koşullar hakkında bir matem niteliği taşımaktadır. Tarımsal yapımın değişim dönemi.

Eisenstein, filmin olaylarının odak noktası olarak ilk kez bir kahramana –Marfa Lapkina- yer verecektir.

Boğanın inekle çiftleştiği sahne –öncelsiz ve fantastik bir sahne olarak ilkel barbarlığı içinde görkemli bir şekilde barındırmaktadır.

 

Filmin üç merkezi simgesi, bilgisizlik ve yoksulluk simgesine karşıt bir inanç zeminine oturtulmaktadır. Filmin kavramları üzerinde başka bir etki, Eisenstein’ın kendinden geçme biçimlerine ilgisidir. Bu ara, Potemkin Zırhlısı yapımından miras kalmıştır.

Eisenstein’ın kurgu fikirleri üzerindeki önemli bir etki Japonların Kabuki tiyatrosundan gelmektedir.

YURT DIŞINDA

Acıyı bilen yolculuğu çekendir,

Bugün, dünya monoton ve küçük
Dün, bugün, her zaman, bize hayalimizi gördürür
Sıkıntı çölünün ortasında bir vaha korkusu!

BAUDELAIRE

Sovyetler Birliği’nden ayrılan Eisenstein’ın elinde yalnızca Genel Çizgi filminin kopyası ve nakit olarak yirmi beş dolar bulunuyordu. Önce Almanya’ya ardından İsviçre’ye ve daha sonra Hollwood’a gitmeyi planlıyordu.

Berlin!de görkemli bir şekilde karşılandı. Buradan İsviçre’ye geçerek Sinema üzerine uluslar arası bir kongreye katıldı. Kası ayının başında Paris’e gitti. Eisenstein’ın Paris’te tanıştığı kişiler içinde en önemli buluşması James Joyce ile olmuştur. Geleneksel edebiyat kalıplarını kıran bir yazar olarak ona hayranlık duymaktadır.

Eisenstein Paris’te kaldığı sıralarda en etkin film şirketlerinden biri için film yapmanın olanaklarını araştırdı. Fransa’ya onların daveti üzerine gelmişti. Ancak yapımcılarla anlaşmaya varamadı. Ticari sinemaya karşıydı.

AMERİKA YOLUNDA

Eisenstein, ABD’ye vardığında, daha önceden umduğu gibi en iyi oteller, “doğru” insanlarla toplantılar, halkla ilişkiler fotoğrafları gibi şeylerin hiçbiri ile karşılanmadı. Ancak onu en çok şaşırtan şey çok geniş bir izleyici kitlesinden varlığı idi.

Kaldığı otelden çıktıktan sonra yaptığı ilk iş Broadway’in kalabalık caddelerinde yürümekti; şehrin atmosferini özümsemeye buradan başlayacaktı. Her zamanki gibi, yalnızca zihni ile değil, tüm duyumlarıyla etrafında olup bitenleri algılıyordu.

Eisenstein kendisini hayal kırıklığına uğratan deneyimler nedeniyle kırgındır. Ancak yine de kendinde yeni bir maceraya atılacak gücü bulmaktadır.

Meksika onun Flaherty ile karşılaşmadan önce de çok ilgisini çeken bir ülke olagelmiştir. John Reed’in röportajlarından, Amerikalı yazar Albert Rhys Williams öykülerine kadar konuyla ilgili sayısız kitap okumuştur. Diego Rivera’nın fresk yeniden yapımları ve öyküler onu Meksika’da Yaşam konulu bir film yapmaya itmektedir. Eisenstein, Charlie Chaplin’den sponsor bulma konusunda yardım ister. Chaplin ona Upton Sinclair’i önerecektir.

5 Aralık 1930’da Tisse ve Alexzandrov ile birlikte Meksika sınırını geçerler.

YAŞASIN MEKSİKA!

Eisenstein, Meksika’da Ölüm Günü Karnavalına tanık olacaktı. Ülkenin tanıtımı üzerine bir film yapmayı planlıyordu.

Yolculuğu boyunca yaşadığı güçlüklere karşı yaşamın ve tarihin gizemlerini ortaya çıkarıyordu: Horoz dövüşleri, pagan Kızılderili dansları, Katolik papazlara adaklar, keşişlerin koyu sofulukları, tarihi piramitler ve daha sayısız ilgi çekici özellikleri tanıyordu.

Onu hayran bırakan Meksika’nın diğer bir görünümü ise geçmiş ile geleceğin birbirine karışmasıydı. Meksika’nın olağanüstü lineer bir yapısı vardır. Çevrenizdeki her şeyde grafiksel bir şiddet ve saflık bulabilirsiniz: askerlerin beyaz gömleklerinin kare kesimi ve şapkalarının eğriliği simgeler olarak gözükür. Her şeyde grafiksel bir tamlık bulunur.

Eisenstein yaşantısının bu döneminde ölümle her zaman olduğun dan daha fazla ilgilenmektedir. Meksika’daki her şey onu birincil öğeler götürmektedir.

Ölüm düşüncesi Meksika var olduğundan beri mevcuttur. Başlangıçta Eisenstein’nı çeken Ölüm Günü olmuştur. Ancak her yerde ölümün üzerinde zafer kazanan yaşamdan izler görülmektedir. Eisenstein, destansı filmlerde duyumların yorumlamasını yaparken burada edindiği deneyimleri kullanacaktır.

Eisenstein’ın düşüncesine göre, Que Viva Mexico! (yaşasın Meksika) dikey düzlemde kronolojik sıraya göre değil, yatay düzlemde ardıl uygarlıkların tarihini simgelemektedir. Onun genel düşüncesine göre, film eski Aztek ve Maya kültürlerinde kullanılan ölüm inancı simgeleriyle yüklü olmalıdır. Filmin sonunda ise Ölüm Günü karnavalının alaycı şenlikleri vurgulanmalıdır.

MEKSİKA ÇARMIHI

Yaşasın Meksika! Filminin senaryosu yapı ve karakter açısından Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarından farklıdır: Senaryo şiirsellik, romantizm ve yaşamın duyumsal sevgisi ile doludur.

Yaşasın Meksika’ filmi, Eisesntein’ın çerçeve içinde kompozisyon oluşturma alanında doruğa çıktığı yapım olmuştur. Bir heykel ya da yavaşça hareket eden bir nesnenin çekimi yapılırken, Eisenstein en vurgulayıcı açılardan ve kompozisyon düzenlemelerinin gerçekleşebilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir.

Ancak film istenildiği zamanda bitmediği için Amerikan yapımcıları onu ABD’ye geri çağırırlar. orada kendisine karşıt bir kampanya ile karşılaşacaktır. Daha önce kendisine bu konuda söz verilmiş olmasına rağmen filmin kurgusunun SSCB’de yapılmasına izin vermezler. Eisenstein mayıs 1932’de Moskova’ya geri dönmüştür. Amerikalı yapımcılar onun ününü karalamak için Sovyet yetkilileriyle görüşmelerde bulunmuşlardır. Bir süre sonra bundan da kötüsünü yaparak filmin kurgu işini Sol Ester’e –Tarzan filmlerinin yapımcısı- vereceklerdir. Böylece Yaşasın Meksika! Filmi Thunder Över Mexico (Meksika üzerinde fırtına) ismi ile kurgulanmış oluyordu. Eisenstein bu filmin negatiflerini geri almak için yaptığı tüm çabalarının haya kırıklığı ile sonuçlanması üzerine bir sanatoryuma yatırılacaktır.

Eisenstein arkadaşı Augustin Aragon Leiva’dan bir mektup alır:

Eisenstein nerede?… Tetlepayac onu bekliyor… köşedeki oda onun fikirleri ve görkemli şeytanca rüyalarıyla dolu… odanın perdeli pencerelerinden garip bir ışık sızıyor. Onun zihninin ışığı… fakat nerede o?… Telepayac onu bekliyor ve insanlar dua okur gibi ona şarkılar mırıldanıyorlar… Eisenstein, sen neredesin…?

ALEXANDER NEVSKY

Görüntü ile ses arasındaki, görünen dünya ile duyulan dünya arasındaki engelleri ortadan kaldırmak! Bu iki karşıt küre arasındaki bir birlik ve bir uyum sağlamak. Ne zor bir görev!

EİSENSTEİN

1937 yılında Eisenstein’a Nazi Almanyası’nın yükselen tehditleri kapsamında politik bir görünüme sahip, tarihsel bir film yapması teklifinde bulunuldu: Rus birliklerinin Prens Alexander Nevsky komutasındaki vatanseverlik ve ulusal birlik duyguları içinde işgalci Töton ordusuna saldırmasını konu alan bir on üçüncü yüzyıl öyküsüydü bu.

NEVSKY İÇİN BİR ELMA

Senaryonun baş karakteri olan Alexander Nevsky’ye kutsal bir kişilik bulunması gerekiyordu. Akla gelen ilk şey onun insanüstü niteliklere büründürülmesiydi.

Başlıca sorunlardan birisi Nevsky’nin savaş taktiği dehasının nasıl yoğrumsal bir ifade ile vurgulanacağı idi. Acaba Nevsky Tötonların gücünü ikiye bölerek mi başarılı olmalıydı? Bunun çözümü için Newton’un yer çekimi kanununu bulmasının önceliği olan ağaçtan elma düşmesine benzer bir olayın meydana gelmesi gerekiyordu. Sorun bir elmayı bulmakla çözüme kavuşacaktı. Günler boyunca Eisenstein ve senaryo yardımcısı Pavlenko bu sorunun üzerine kafa yordular. Sonunda mücadelenin bir kedinin ağırlığı ile bile kırılabilen buzun üzerinde gerçekleştirilmesi sonucuna vardılar. Uykusuz geçen birkaç geceden sonra Eisenstein çözümü folklordan esinlenerek bulmuştu; bu, tilki ile yaban tavşanının öyküsüdür. Yaban tavşanı zekasını kullanarak kendisinden büyük olan tilkiyi dar bir yarıktan geçerek iki ağaç arasına sıkıştırmıştır.

Eisenstein kurgu aşamasında Töton Şövalyelerinin saldırılarının yarattığı kompozisyonel etkiyi şöyle açıklayacaktır:

Bu bölümde dehşet gitgide artıyordu ve yaklaşan tehlike kalp atışlarının ve nefes alıp vermelerinin düzensizleşmesine neden oluyordu. Böyle bir deneyim içsel oluşum olarak Alexander Nevsky örnek olarak veriliyordu. Sekansın ritimleri, eylemin hızlanmasına ve yavaşlamamasına uygun olarak değişim gösteriyordu. Heyecan dolu kalbin atışları buna göre belirleniyordu. Dört nala giden şövalyelerin sıçrayışları heyecanlı kalbin küt küt atması ile paralellik taşıyordu.

PROKOFIEV İLE KARŞILAŞMA

Eisenstein ve Prokofiev arasındaki işbirliği sanat tarihi konusunda yoğunlaşmaktadır. İki sanatçı yeteneklerini mükemmel bir şekilde birleştirirler.

Tanıştıktan sonra birbirlerini anlayabilmek için yalnızca birkaç sözcük yeterli olmuştur. Prokofiev daha önce Eisenstein tarafından gönderilmiş olan ortaçağ müzikleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Zihninde konuya uygun temel malzemeleri taşımaktadır. Eisenstein da fikirlerini aktarmak için çok sayıda taslak ve çizim hazırlamıştır.

Çalışmaların ilerlemesinden sonra Prokofiev, Ruslar ve Tötonlar için ayrı ayrı müzikler kullanılmasının gerektiğini söyler. Filmin müziğinin Rus dinleyicinin kulak alışkanlıklarına uygun olarak yapılması gerekmektedir. Onlar arsında özel ses efektleri kullanılacaktır. Daha sonra Rusları zaferi vurgulanacaktır.

KOMPOZİSYON KATILIKLARI

Tamamlanan Alexander Nvsky güçlü bir yapımdı. Eisenstein, “filmimdeki her şey tek bir fikir üzerine kurulu… düşman ve onun yenilmesinin gerekliliği “diyerek filmi özetleyecek-tir. Bir başka yayınlanmamış yazısında ise “vatanseverlik konusu üzerine bir füg” tanımlaması yapacaktı.

Eisenstein’ın biçimci kesinliği, yoğrumsal kompozisyonun mükemmelleştirilmesi alanında yeni bir seviyeye ulaşmıştı. Yaşasın Meksika! Ve Bezhin Çayırı filmlerindeki tekniklerini geliştirmişti.

Töton şövalyeleri her zaman için keskin geometrik formasyon içinde görünmektedir. Bunun tersine Rus birliklerinde bir düzensizlik hakimdir. Mitry, “beyaz” Tötonlar ve “siyah” Rusların eylemleriyle Eisenstein’ın “eylemin tek senfonisini ortaya koyan çizgiler, biçimler ve renkler senfonisi içinde yoğrumsal uyaklar” yarattığını ifade etmektedir. Buz teması Tötonlaral ilgili bir simgedir.

KORKUNÇ IVAN

Eisenstein, Korkunç Ivan filmi üzerine çalışırken, “benim sahip olduğum en önemli şey önsezimdir” diye yazmıştı. O, görkemli yaratıcılığını bu önseziye borçluydu.

Eisenstein film üzerinde çalışırken öncelikle Çar’ı ele alır. Onun zalimliklerine ve barbarlıklarına kendisini alıştırmaya çalışır. Büyük ve birleşik Rusya’nın yaratılması için bu zorunluluktur. Eisenstein, temel çıkış noktasının ayrıntılı ve karmaşık bir şekilde işlenmesiyle en umulmadık yönlendirmelerde bulunur.

O’nun hayal gücünde şekillenen ilk sahne –filmin sonuna doğru yer almasına karşın- itiraf sahnesidir. Ve bu sahne filmin bir bütün olarak biçimsel ve duyu

msal bir ton içinde olmasını sağlayacaktır. Bu sahnede Çar Uspensky Katedralinde, zehirlenen Çariçe’nin tabu-tunun önündedir.

Birbirini çağrıştıran fikirlerin dışında, filmin geleceği yavaş yavaş şekil almaktadır. Senaryonun ana yönü belirgin öğelere göre şekillenecektir. Bu öğeler çok çeşitlidir.

Bunların başında Eisenstein’ın kuramsal çalışmaları gelmektedir. 1941’in yaz sonlarında El Greco resimleri onu derinden etkiler. Bir diğer öğe onun o döneme kadarki birikimidir. Daha önceki yaratıcı çalışmalarının ışığında yeni oluşumlar meydana getirecektir.

Korkunç Ivan filmi üzerine çalıştığı dönemde anıları gözünün önünde canlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Korkunç Ivan bir otobiyografik çalışmadır. Eisenstein kendini özgürleştirmeye çalıştırmaktadır. Bu film, Eisenstein’ın daha önceki yaratıcılık deneyiminin damıtılmış sonucudur. Çalışma sırasında, daha önceki filmlerinden sayısız teknikler kullanılarak üstün bir biçime ulaşılmaktadır.

Eisenstein zor koşullar altında filmin gerçekleştirilmesi ile uğraşırken bir yandan da kuramsal çalışmalarını sürdürmektedir. Ağustos 1942’de ilk kitabı olan The Film Sense (film duyumu) ABD’de yayınlanmıştır.[1]

1944 Aralık ayında, Eisenstein Korkunç Ivan filminin birinci bölümünü bitirir. İlk gösterim 1945’in başında olacaktır. Daha sonra başarılı bulunur ve Stalin ödülüne layık görülür. Kutlama telefonlarının ardı arkası kesilmez. Vishnevsky, Pravda gazetesine övücü bir yazı yazar. Eisenstein son derece memnundur. Yurtdışından da benzer tebrikler gelmektedir. Chaplin 1946 tarihli telgrafında filmi “o zamana dek yapılan en büyük tarihsel yapım” olarak niteler.

Ancak Eisenstein’ın mutluluğu kısa ömürlü olacaktır. Korkunç Ivan filminin ikinci bölümünü bambaşka bir yazgı beklemektedir.

 

RÜYANIN SONA ERMESİ

Eisenstein, 1945 yılı boyunca ikinci bölüm üzerinde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı koşulları ister istemez film üzerine etkili oluyordu. Jay Leyda’nın gözlemlerine göre filmin ilk iki bölümü beraber görüldüğü zaman “1. bölümün haşmetli, törensel niteliğinin artan bir tutku ile sonuca yaklaşması be ikinci bölümde acı veren ve fiziksel bir şiddete dönüşmesinin” nasıl olduğunu ortaya koymaktadır.

Eisenstein’ın temel ilkesi renklerin belirli nesnelerden ayrılması ve onların genelleştirilmiş ruh yapısı ya da duyum ile bir nesneye yeniden birleştirilmesidir. O, filmlerinde renk tasarımını işlemektedir. Şamdanları yakarak Oprinçik’in kostümünün kırmızı rengini vurgular;tören giysisi altın rengindedir; Çar’ın ve Oprinçek renklerin kullanılması niyetini ortaya koyar. İkinci aşamada renkler genelleştirilmiş bir fikir olarak bulunmaktadır. Kırmızı, entrika ve intikam temasını simgeler. Altın rengi gösterişli yaşam, siyah ise ölümü temsil eder. Üçüncü aşamada, Eisenstein’ın “rengin dramaturgisi” olarak adlandırdığı karşı süremli bir oluşum söz konusudur. Renk bir kez daha nesne ile birleştirilmiştir. Renkler Korkunç Van’da bu şekilde kullanılarak, Ivan’ın iç dünyasına girmenin bir aracı olurlar. Ve böylece psikolojik araştırmanın dinamik bir aracı olurlar. Ivan’ın içindeki fırtınalar renk yankılanmasının dinamiği ile kesin olarak ortaya konmaktadır.

AĞIT

Eisenstein filmlerinde her zaman, her şeyin özüne inmeyi amaçlamıştır. Her zaman varolan üç temel öğe bulunmaktadır: Su (Potemkin Zırhlısında deniz; Genel Çizgi Filminde yağmur; Alexander Nevsky Filminde kar ve Tötonlar ın düştükleri göl; Şairin Aşkı filminde kar; Korkunç Ivan’da deniz teması.

Günümüz çağdaş filmleriyle karşılaştırma yapıldığında Eisenstein’ın sinema kuram ve pratiğinin niteliksel olarak aşılabileceği düşünülebilir. Ancak bu noktada birkaç doğruyu incelemekte fayda vardır. Orson Welles, Eisnstein’ın temel ilkeleri konusunda uzun ve ciddi bir uygunluk dönemi yaşamıştır ve Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir; Elia Kazan, Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir. Jean-Luc Godard Les Carabniers filmi de dahil olmak üzere tüm çekimlerinde Potemkin Zırhlısı filmindeki öğeleri kullanmıştır. İtalya’da onun çalışmaları Umberto Barbaro ve onun film konusundaki öğrencilerini etkilemiştir. Henri Colpi, Une Aussi Longue Absance ve Codine filmlerindeki temel sanatsal tekniklerin birkaçında Eisenstein’dan etkilenmiştir. Alain Resnais, Eisenstein’a olan hayranlığını söylemekle yetinmeyip, onun” a la Nevsky” ya da “a la Ivan” gibi bir sinematografik tarz yarattığını vurgular. Antonioni, farklı bir seviyede olarak film oluşumunda Eisenstein’ın katı kurallarını uygulamaktadır. Bu nedenle L’Avventure filminde çarpıcı kurgu yankısını bulmak şaşırtıcı olmamalıdır. Ayrıca II Desreto Rosso (Kızıl Çöl) filminde de Eisenstein’ın renk konusundaki fikirlerini kullanmıştır.

Eisenstein!a olan bu bağlılık örneklerini çoğaltmak olasıdır. Sessiz filmler de dahil olmak üzere bugün pek çok yapım onun izlerini taşımaktadır. Baş yapıtların ölmez başarısı Eisensteinm’ı ulaşılması çok zor bir seviyeye taşımıştır.

SİNEMA KURAMI

Sergei Eisenstein’ın kuramına geçmeden önce belirtmeliyiz ki onun geliştirmiş olduğu görüşler diğer biçimci geleneği temsil eden hem Arnheim’den, hem de Muntesterberg’in sinema görüşlerinden daha zengin ve daha karmaşıktır. Eisenstein, ölçülemez yeteneğe sahip hem bir film yapımcısı hem de bir film kuramcısıdır.Eisenstein felsefe ile yakından ilgilidir öyle ki be felsefeyi onun kuramında görmek son derece kolaydır. Entelektüel olduğu kadar diğer dünya görüşlerini de yakinen takip etmiş ve bunların ışığında edindiği bilgileri yaşam deneyimi ile birleştirerek kendi kuramını hazırlamıştır.

Marx ve Lenin’e olan hayranlığını sürdürerek, teorilerini onların ortaya koydukları görüşler etrafında düzenlemiştir. O çok yönlü bir düşünürdür. Araştırma dönemi boyunca birçok kaynaktan yararlanır, her türlü varsayımları dikkate alır, sonucunda ortaya atmış olduğu tezi ispatıyla ortaya koyardı. Tüm bu çalışmalar ve geçen süre sonucunda kendi özel tutkusunun film olduğuna karar vermiştir. Daha sonra bu üstün çabaları ona yüksek dereceli bir kuram oluşturma yeteneği kazandıracaktır.

Onun Film Duyumu kitabında yer alan “Renk ve Anlam” makalesi oldukça ilginçtir. Renk kuramı hakkında çok geniş ve ünlü tanımlamaların yaygın olduğu bir liste ile karşılaşırız. Bu konudaki yazılar, renk estetiği kuramı konusunda çok önemli bir kaynaktır. Onun renk ve sineme ile ilgili sezgileri topladığı kaynaklarla birleşmiş ve kuramını oluşturmasına yardımcı olmuştur. Bu ona özgü bir kuramdır. Kuramı, tarih ekonomi, sanat tarihi, psikoloji, antropoloji ve sayısız diğer alanlarda yapılan çalışmaları kapsamakla, sezgi gücünün yanında bu bilim dalları da yer almaktadır. Onun “umulmayan” adlı makalesinde (Film Biçimi kitabında) “Kabuki tiyatrosu tarafından ziyaret edildik” diye başlar ve tiyatroyu seyrederken onu etkileyen görünümlerle film kuramını oluşturmayı sürdürür.

Film yapımı sırasında onu etkileyen şokların kalitesi, onun film kuramı yazma taktiğinin bütünsel bir parçasını oluşturmaktadır. (film biçimi kitabında) “Film Biçimine Diyalektik Bir Yaklaşım” makalesine şöyle bir göz atıldığında Eiesnstein’ın düz mantığını oluşturabilmek için grafiklerle çalışmalar yaptığını da görürüz.

Öncelikle onu, aracın temel maddesini algılamasını görmemiz gerekir. Basit bir düşünceden yola çıkarak oluşturulan tek çekim, binanın temel taşlarından birisi konumundadır. Buradan daha karmaşık bir algılamaya geçilir. Bu “atraksiyon”dur. Bu algı, çekimden daha az mekaniktir. İzleyicilerin zihninde belli bir faaliyet oluşturur.

Daha sonra, yaratıcı oluşum seviyesinde, kurguya karşı tutumunun ne olduğunu görürüz. Genel olarak, boyun eğmez ve dogmatik bir görüşe sahiptir. Başlangıç noktasındaki yönünü değiştirerek, daha dramatik bir yola yönelir. Eisenstein’ın tereddütlü kurgu görüşleri arasındaki mücadele en iyi şekilde, bu kapsamın belli psikoloji türleriyle olan değişim ilgisinde görülmektedir. Eisenstein, KURGUYU Pavlov’un psikolojik modelleri içinde algıladığı düşünülürken, onun konuyla ilgili daha sonraki yazılarından Jean Piaget’in gelişimsel psikolojisine daha yakın olduğu görülmektedir.

Basit, öngörülebilen, mekanik film yapımı oluşumu arasındaki gerilim ve filmin gelişimsel deneyimi, Eisenstein’ın çift görüşünü açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Bunların birincisi, filmin biçimi, diğeri ise filmin amacı ile ilgilidir. Birleştirilmiş filmin bazen bir makine, bazen de bir organizma olduğunu düşünür. Filmi bazen ikna etmenin retorik, güçlü bir araç bazen de daha yüksek seviyeye çıkarak evreni anlamanın mistik bir aracı olarak görür. Ondan otonom (yerel) bir sanat olarak bahseder. Bu iki çift diyalektik aykırılıkları ayrı ayrı görülecektir. Eisenstein ‘n birbirine karşıt görüşleri bir arada bulundurma denemsi, onun otuz yıldan fazla bir süre üretken bir kuramcı olarak kalmasını sağlayacaktır. Onun makaleleri, her zaman için göz alıcı olarak görünmektedir çünkü her biri, karşıt eğilimlerin birleşim noktasından elde edilen enerji ile oluşturulmuştur.

FİLMİN HAMMADDESİ

Eisenstein, Moskova sanat çevresine girmeden önceki yıllarda mekanik mühendisliği alanında çalışmalar yapıyordu. Eisenstein, başlangıçtan itibaren, sanatsal faaliyetin bir “yapma” veya daha belirgin olarak inşa etme eylemi olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle “hammadde” sorusu onun zihninde her zaman için çok önemli bir yer işgal etmiştir.

Eisenstein’ın filmler hakkında sıkıntı duymasına neden olan şey, onların etkinlikten yoksun olmalarını görmekti. Film yapımcısı gerçekliği yeniden oluşturabilmelidir ona göre. Eisenstein, birincil film parçacıkları olarak bireysel çekimin, bir ton veya sesten farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu, izleyicilerin duygularına olduğu kadar aniden onların zihinlerine de ulaşan bir yapıdır. Bir besteci veya ressamın sahip olduğu gücü film yapımcısına da verebilmek için, Eisenstein çekimlerin nötrleştirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Böylece yönetmenin istediği biçimsel prensiplere göre, temel biçimsel unsurlar oluşturulmuş olur.

Eisenstein filmin en küçük biriminin çekim olduğuna ve her bir çekimin bir sirk atraksiyonu gibi hareket ettiğine inanıyordu. Bütün filmin oluşumu için komşu çekimlerin birleşerek, belirgin psikolojik bir dürtü oluşturması gerektiğini düşünmüştür. O, daha sonra, çekimin kendi içindeki unsurlarının olanaklarıyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Bununla sempatik gelen veya çatışma yaratan atraksiyonlar sağlanabiliyordu. Her durumda, Eisenstein filmin, ancak kendisini atraksiyonlar yığınına indirgediği zaman bir sanat olarak var olabildiğini düşünmektedir. Bu, müzikal notaların ritmik ve temasal olarak tüm deneyimin zengin metinler şeklinde biçimlendirilmesi gibidir.

O hiçbir zaman hayatı sinematik olarak kaydetmekle yetinmemiştir. Kariyerinin başlarında uzun çekimleri kullanan filmcileri eleştirmiştir. Hiçbir uzun çekimin, olaya şöyle bir göz atmaktan daha etkileyici olmayacağını düşünürdü. Ona göre filmin hammaddesi, izleyiciler arasında çarpıcı bir tepkiye yol açan unsurların içindedir.

Unsurları bu şekilde nötrleştirilmesinin esas değeri, hislerin psikolojik olarak bir başkasına yönelmesidir. Basit bir efektin yönelimi çok sayıda farklı unsurlarla oluşturulabilir. Bir filmde, ekranda aynı anda çok sayıda unsur bulunur. Onların her biri diğerini kuvvetlendirir, birbirlerinin etkisini yükseltirler; unsurlar birbirleri arasında çatışma içinde olabilir ve yeni bir etki yaratabilir. Bu, geçişin yüksekliğini göstermektedir. Potemkin Zırhlısı (1925) filminden örnek vermek gerekirse, bir burjuva bayan, Odesa basamaklarında “onlara yalvaralım” der. O, söylediğine herhangi bir konuşma, yazı veya hareket ile karşılı bulamayacaktır. Bunun yerine sessizce, sürekli olarak ve uğursuzca merdivenlerden aşağı inmeye devam eden askerlerin gölgesi görülür. Burada konuşma unsuru diyalogun içinde bulunmaktadır ve etki geçişi sağlanmış olur.

Eisenstein, film yapımcısının ressam, besteci ve heykeltıraş ile aynı düzeye getirebilmek için Pudovkin’in düşüncelerini ileri noktalar taşır. Pudovkin film üretisini çekimin ortasına yerleştirir ve uygun seçimlerle yaratıcı bir filmin ortaya çıkışını ister. Bu gerçeklik parçasının düzenlenmesinin belli bir güce sahip olduğunu düşünmektedir. Film yapımcısından tarih ve psikolojiyi birleştirerek konulu bir olaya doğru yol alan yumuşak bir görüntü treni oluşturmasını ister.Pudovkin, izleyici gizemliliğini, bir olayın, bir öykünün veya bir temanın kabullenişine yönlendirmek için çekimleri birbirine bağlamak istemektedir. Eisenstein ise bir bağlantı değil, bir çatışma talebinde bulunur. Edilgen bir izleyici yerine, olaylarla işbirliği içinde bulunan bir izleyici topluluğu arzulamaktadır.

Bu iki çağdaş düşünce adamı, hammaddenin kapsamı konusunda derin görüş ayrılıklarına sahiptir. Eisenstein, hiçbir zaman çekimi, film yapımcısının topladığı gerçekliğin bir parçası olarak görmemektedir. Çekimin, ışık, hat eylem ve ses gibi biçimsel unsurların mevkisinde bulunan bir unsur olarak kabul etmektedir. Çekimin doğal duyumu deneyimlerimizi kontrol altına tutma gereksinimi hissetmemeli ve bunu yapmamalıdır. Eğer film yapımcısı gerçekten yaratıcı ise, bu hammadde üzerine kendi duygulanımlarını yansıtabilecektir; çekimin anlamında açıkça bulunmayan ilişkiler oluşturulacaktır.

Eisenstein, yeni bir dünya oluşumu için bir hayal gücü ortaya koymaktadır. Onun hammadde kuramı, kesin olarak, Pudovkin’in teorisinden daha karmaşıktır. O, maddesi bir yön içinde ve zihinsel bir yön ve hatta ruhsal bir yön içinde bulunmaktadır. Çekim, film üretiminde yalnızca teknik bir basamaktır. Diğer taraftan bir şok veya atraksiyon, zihin ile madde arsındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır; bu bir izleyici deneyimini daha zengin bir kapsama ulaştırma sorunu olarak karşımıza çıkar.

SİNEMATİK ARAÇLAR:
KURGU (MONTAJ) İLE YARATIM

Filmin hammaddesi çekimlerin içindeki farklı dürtülere göre belirginlik kazanmaktadır. Ancak Eisenstein’ın yaptığı gibi bu dürtülerin sinemanın kendisine denk olduğu sonucuna varılmamalıdır. Bu, daha çok binanın yapı taşları gibidir. Buna “hücre” diyebiliriz. Sinema bu bağımsız hücreleri, bir prensip içinde bir arada bulunmasından oluşmuştur. Bu dürtülere hayat veren şey nedir? Burada kurgunun ünlü ve temel içeriğine ulaşırız.

Eisenstein Kabuki tiyatrosunu örnek vererek hammaddeyi açıklarken, kurguyu da Japon Haiku şiirini örnek vererek açıklama yoluna gitmiştir. O daha yolun başındayken bile Japon dilinin alfabesinde sinema dinamiklerinin temelini görmüştür. İki fikrin çatışması olmadan bir işaret dili yaratılması nasıl olmaktadır diye sorar. Bir kuş ve bir ağız resmi”şarkı söylemek” anlamına gelmektedir. Bir çocuk ve bir ağız ise “bağırmak” anlamındadır.burada yalnız bir unsur değiştirilerek tamamen yeni bir gösterge oluşturulmuştur.filmdeki duygular atraksiyonu algılamaktadır.

Haiku şiiri, ideogramlardan (işaret dili) yapılmıştır ve benzer bir şekilde işlerliliğini sürdürmektedir.

Bu şiirin her bir ifadesi bir atraksiyon olarak görülebilir. İfadelerin birleşimi kurgu ile olacaktır. Dize dize atraksiyon karşıtlığı, birleşik psikolojik bir etki oluşturacaktır. Haiku ile kurgunun değerini gösteren şey budur.

Haiku durumuna işaret eder ki Eisenstein film yapımcısının karşılaşabildiği atraksiyonlar arasındaki çatışma türlerinin listesini yapmaya çalışır: Grafik yönü, dereceleme hacim, kütle, derinlik, parlaklık, odaksal derinlik, vb. çatışması. Tamamen matematiksel metrik kurgudan, burada çatışma çekim süresi uzunlukları ile yaratılmaktadır, entelektüel kurguya kadar beş “kurgu yöntemi” olduğunu bulur. Entelektüel kurguda görsel metafor veya figürün iki terimi arasında izleyici tarafından oluşturulan bilincin sonucu olan anlam vardır. Eisenstein’ın yöntemlerinin çoğu bu iki uç kurgu kurgu yöntemi ile ilgilidir.

O, kurgu ile ilk çalışmalarının büyük bir bölümünü sinema kariyerinin ilk yıllarında yapmış olmasına karşın, bu konuya olan ilgisini tüm yaşantısı boyunca sürdürmüştür.

Pudovkin ve Grigori Alexandrov’un düşüncelerini birleştirerek yazdığı ünlü “Ses üzerindeki ifade” makalesi onon kurgu kuramının uyumluluğunun mükemmel bir örneğini oluşturur. Eisenstein’ın filmin hammaddesi ve kurgu oluşumu hakkındaki fikirleri, sesin henüz filme eklenmediği dönemde yazılmıştır.

Ses durumu, Eisenstein‘ın ortaya koyduğu gerçekçi teknolojinin “kurgu” kullanımındaki çok sayıdaki örnekten yalnızca birisidir.

Eisenstein’ın kurgu düşüncesinin çok sayıda kaynağı vardır. Ondaki yasalcılık estetiği anlayışı, filmin teorisinin diğer hiçbir bölümünde bu kadar belirgin olarak görülmez. Hegel, Marx ve Eisenstein’ın sosyo-kültürel çevresindeki hemen hemen herkes ortaya konan diyalektik düşünme kuramlarına çok şey borçludur.

Eisenstein’ın kurgu kuramı onu, yirmili yılların Gestalt psikolojisini benimseyen Arnheim’den ayıran önemli bir göstergedir. Eisenstein’ın, Pavlov ile olan bağı, onu Arnheim’den uzaklaştırmak için yeterlidir Gestalt psikolojisi “alan” ve “bütün” üzerinde yoğunlaşırken, Pavlov bireysel dürtü ile ilgilenmektedir. Eisenstein’ın kurgu düşüncesi, Pavlov’un kapsamının ötesine geçmektedir.

Ancak, Eisenstein’ın kuramına paralel bir psikolojik kurama sahip kişi ünlü çocuk psikologu Jean Piaget olmuştur. Eisenstein o dönemin Piaget’e yakın olan Rus psikologu Lev Vygotsky’den daha fazla olarak bu İsviçreli düşünürle yakın fikirlere sahip olmuştur. Eisenstein ile Piaget ekolü arsındaki yakın ilişkiyi ortaya koyan çok sayıda ortak düşünceden söz etmeğe değer bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

1. Benmerkezcilik

Piaget’in 2-7 yaş arası çocuklar şeması ön işlemsel düşüncesinin kendilerinden farklılaştırılamadığını ortaya koymaktadır. Eisenstein, pek çok şekilde, görmede deneyimini benmerkeziyetçi bir faaliyet olarak ele almıştır. İzleyiciler, ekrandaki görüntüleri, onların kendi kavrama öncesi deneyiymiş gibi kabullenirler.

2. Öncel hissetme sembolü

2-7 yaş döneminde, Piaget hissetme sembolünün, düzenli bir işlem olarak ön baskınlığının bulunduğunu söylemektedir. Bu tür semboller doğada kutsalmış gibi bulunmaktadırlar; bu semboller, fiziksel karakterlerine mümkün olduğu kadar yaklaşmıştır ve onların önüne geçmeye çalışmaktadırlar.[2]

3. Kurgu düşünüşü

Piaget, genç çocukları iki uç durum arasındaki farkı inceleyerek anlam ölçümünde bulunduklarını ortaya koymuştur. Birbiriyle bağlantılı etkileşim dikkat etmeden oluşumun uç durumları incelemektedir. Eisenstein’ın kurgulama kuramlarının çoğunda uç durumlara olan bu tür dikkatler göz önünde bulundurulmaktadır. Olayların gözler önüne serilmesi için gerekli olan film tarzının çok güçlü olması gerekir. O, olayların statik fragmanını ele almayı tercih etmektedir. Dinamik bir kurgulama prensibi ile enerji yüklenmektedir. Piaget’in temasındaki bir çocuk ve Eisenstein’ın kuramındaki bir izleyici için, çabuk bir çekimle her biri statik olan, her biri değişik bir konumda bulunan fakat beraber düşünüldüğünde bir şiddetin yükselişini tanımlayan üç aslanı göstermek, kavgaya hazır gerçek bir aslanı göstermekten daha anlamlıdır.

4. İçsel konuşma

Eisenstein, Film Biçimi kitabında yer alna “yeni sorunlar” adlı makalesinde, içsel konuşmanın söz dizimine karşılık olan sinema yeterliliğinden bahsetmektedir. Görüntü söz dizimi, parçalanır ve daha sonra ağızdan çıkan konuşmanın mantığına dönüştürülür. Piaget tahmin edileceği gibi, çocukların içsel konuşmalarının, dışsal durumla uyum içinde olmadığı zamanlarda, kişisel dünyalarını tanımlamayı öğreneceklerdir. İçsel konuşmalar, genel olarak yedi yaş dolayında işlemsel halk sözdizimi ile yer değiştirir. Bu, Eisenstein’ın film kuramıyla ilintili olan birkaç görünüm ile karakterize edilir.ilk olarak görüntü diziminden görüntü dizimine “bilinçsiz bir eylem” içinde meydana gelir. İkinci olarak, çocuk birleşim noktasında, görülen birleşik unsurların nedenselliği konusunda “geçişken”dir. Son olarak, çok sayıda unsur tek bir olaya dönüştürülerek temel bir özellik sağlanır.

Eisenstein, Piaget’in sözcüklerinin hiçbirini kullanmaz. Ancak onun sinemada içsel konuşmayı yeniden canlandırmak istediğini söyleyebiliriz. İçsel konuşma akışını kurgu ile harekete geçirmek ister.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikir oluşturması temeline dayanır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi (bu doğal olarak, eylemin dramatik duyumu ile uyum içinde olmalıdır) yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

Eisenstein, gerçekten de, genel duyumların tüm bir bilimini keşfetmiştir. Grev ile başladığı yaratıcı çalışmalarının etkin çözümlemesine ömrü boyunca devam etmiş ve genel olarak sanat çalışmaları üzerine temel kanunlar keşfetmiştir.

Bilinen kurgu sınıfları şunlardır:

Ölçümlü (METRİC) Kurgu

Bu kuruluşun temel ölçütü (criterion), parçaların salt uzunluğudur. Bu parçalar birbirine bir müzik ölçüsüne uygun kalıp içinde, uzunluklarına göre eklenir. Gerçekleştirme, bu “ölçüler” in yinelenmesiyle ortaya çıkar.

Gerilim, bir yandan formülün asıl orantıları korunurken, öte yandan parçaların kısaltılması sonunda ortaya çıkan mekanik ivmenin etkisiyle sağlanır.Yöntemin ilkel biçimi: Kuleşov’un kullandığı çeyrek ölçü, marş ölçüsü, vals ölçüsü (3/4, 2/4, ¼ vb.) yöntemin yozlaşması: Çapraşık düzensizlikteki bir ölçüyü (16/17, 22/57, vb.) kullanan ölçümlü kurgu.

Böyle bir ölçü basit sayılar bağıntı yasasına aykırı olduğundan, fizyolojik bir etkide bulunma durumu ortadan kalkar. Bundan dolayı, en geniş ölçüdeki etkililiği sağlamak için, bir izlenim seçikliği veren basit bağıntı zorunludur. Yine bundan dolayı bu çeşit ilişkilere her alandaki sağlam klasiklerde rastlanır: mimarlık ; bir resimdeki renk; Skriyabin’in çapraşık bestesi (bölümleri arasındaki bağıntı hep kırılca (kristal)arılığındadır) geometrik görünçlüklemeler; açık ve seçik devlet planlaması, vb.

Dizemsel (RİTMİK) Kurgu

Burada, parçaların uzunluklarını belirlemede, görüntüdeki içerik, göz önüne alınmakta eşit hakları olan bir etkendir. Parça uzunluklarının soyut belirlenmesi, yerini gerçek uzunlukların esnek bağıntısına bırakır. Burada gerçek uzunluk, ölçümlü bir formüle göre matematik yönden belirlenmiş parça uzunluğuna uygun düşmez.

Burada parçalar ile bu parçaların dizemsel ölçülerinin tam ölçümlü özdeşlik durumlarını bulmak eldedir. Bu dizemsel ölçüler de, parçaların, içeriklerine göre düzenlenmesiyle sağlanır.

Potemkin’deki Odesa Merdivenleri ayrımı bunun açık bir örneğidir. Burada askerlerin ayaklarının merdivenleri inerkenki dizemsel çarpışı, bütün ölçümlü isterleri çiğner.

Titremsel (TONAL) Kurgu

Bu terim ilk kez kullanılmaktadır. Bu terim, dizemsel kurgunun ötesindeki bir aşamayı anlatır.

Dizemsel kurguda, kurgu devinimini görüntüden görüntüye sürükleyen, görüntü içindeki devinimdir. Görüntü içindeki bu devinim, devinimli cisimlerin yer değiştirmesi olabilir ya da izleyicinin, herhangi bir devinimsiz cismin çizgisi boyunca yönelen gözünün devinimi olabilir.

Titremsel kurguda devinim geniş bir anlamda algılanıştır. Devinim kavramı kurgu parçasının bütün duygularını kapsar. Burada kurgu, parçanın özellik taşıyan coşkusal sesi’ne, parçanın egmen öğesine dayanır. Parçanın genel ritmine.

Parçanın coşkusal sesinin izlenimci yoldan ölçülebileceğini söylemek doğru olur. Ancak ölçü birimleri değişiktir ve ölçülecek nicelikler de başkadır.

Örneğin bir parçadaki ışık titreşimi derecesi, ışığa duyarlığı olan selenyum elementiyle ölçülmekle kalmaz, bu titreşimlerin her kertelenmesi çıplak gözle de algılanabilir. Bir parçaya daha loş gibi üstünlük ve coşkusal nitemini (sıfatını) verirsek, aynı zamanda bu parçanın aydınlama derecesi için matematik bir katsayı da bulabiliriz. Bu bir ışık titremselliği olayıdır. Ya da parça tiz sesli diye nitelendirilmişse, bu nitelemenin ardında, görüntü içindeki öbür biçimdeki öğelerle karşılaştırıldığında birçok keskin açılı öğeleri bulmak eldedir.

Üsttitremsel (OVERTONAL) Kurgu

Üsttitremsel kurgu, örgensel yönden titremsel kurgu çizgisindeki yeni bir gelişmedir. Üsttitremsel kurgudan, parçanın bütün çekiciliklerinin topluca hesaplanmasıyla ayırt edilebilir.

Bu nitelik, ezgi yönünden coşkusal bir renklendirmeden alınan izlenimi doğrudan doğruya fizyolojik bir algılamaya yükseltir. Bu da, daha önceki düzeylere göre yeni bir düzey demektir. Bu dört sınıf, kurgu yöntemleridir. Bunlar, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, birbirleriyle çatışma ilişkilerine girdiklerinde doğrudan doğruya kurgu yapılarıdır.

Anlıksal (INTELLECTUAL) Kurgu

Anlıksal kurgu, genellikle fizyolojik yönden üsttitremsel seslerin değil, anlıksal çeşitten seslerin ve üsttitremlerin kurgusudur, yani kendine uygun düşen anlıksal duygulanmaların birbiriyle çatışacak biçimde yan yana getirilmesidir.

Burada kertelemeli nitelik, tümüyle ölçümlü kurgunun etkisi altında sallanan bir insanın devinimi ile bunun içindeki anlıksal süreç arsında ilke olarak herhangi bir başkalık bulunmamasıyla belirlenir; çünkü anlıksal süreç aynı taşkınlıktır, ama daha yüksek sinir özekleri alanında yer alır.

Caz kurgusunun etkisi altında, insanın elleri ve dizleri dizemsel olarak titrerse,ikinci durumda böyle bir titreyiş, daha aykırı bir anlıksal çağrının etkisi altında, düşünce aygıtının sinir dizgesindeki daha yüksek dokuları içinde aynı yolda ortaya çıkar.

FİLM BİÇİMİ

1920’lerde, Eisenstein bireysel atraksiyonların hiçbir zaman sinemada bir anlam olarak kabul edilmeyeceğinin farkına vardı ve kurgunun birleştirici ve dinamik oluşumunu açıkladı. O, basit kurgudan, film biçimi düzeyine geçmenin mücadelesini verdi. Çekim birleşiminin hayat veren enerjisine karşın, yalnızca birleşim noktasının tek başına tüm filmin etkisini belirleyemeyeceğini anlamıştı. Kurgunun bölgesel düzeyde bir anlamı bulunmasına karşın tüm görünüm içinde böyle bir etkinliği yoktu.

Film biçimi sorunu, onun baskın olarak adlandırdığı bir sorun olarak kurgunun kendi içinde bulunmaktaydı. Verilen herhangi bir çekimde, çok sayıda atraksiyon bulunmaktadır; bunların birleşim noktası türü olarak kabul edilmeleri gerekli midir?

Baskın olma düşüncesi yirmili yıllarda Rusya’da çok geniş yankılara neden olmuş ve kuşkusuz Eisenstein!ın 1927 yılında yazdığı “Baskın” makalesi yaygın şekilde okunmuştur.

Eisenstein, yardımcı kodlara ağırlık vererek müzikal karşılaştırımına geri dönmüştür. Burada her bir çekimin baskın olanın yanında ton ve ahenklerden yapılmış olduğunu söylemektedir. Baskın kod, izleyicinin dikkatini en fazla çeken koddur. Ton ve ahenk ise “ikincil dürtü”ye sahiptir ve izleyicinin bilincinde ve görüntüsünde yan etkide bulunur.

Eisenstein, film deneyiminin bütünleyici çizgilerin bir bağı olduğunu düşünmeye başlamıştır. Bunu ayrı dürtülerin bir sistemi olarak düşünmemektedir artık. Müzikal biçim uyarımı ile “tüm deneyim” ve “bütün hissedilmesi” için bir ilgi kurmaya başlamıştır. Film yapımcısı, baskın çizgi boyunca kurgu parçalarını birleştirmekle yetinmemelidir. Duyarlı bir yönetim ile, düşüncesindeki farklı dürtüleri bütünün oluşumu için kullanmamalı, bütünlük hissi içinde bir sonuç izlenimi yaratabilmelidir. Böylesine bağlantılı bir kurgu düşüncesi “çok sesli kurgu”dur ve onun sonucu “sentez birliği”dir.

Eisenstein’ın sürekli olarak tekrarladığı film biçimi ve birlik, “sanat makinesi” ve “sanat organizması” görüntüleri arasında bulunan bir karşılıklı etkileşime indirgenebilir. Sanatın, doğa ve endüstrinin ara noktası olması gerektiğini tekrar tekrar söylemiştir.

Eisenstein’ın karakteristik tarzı, sanat makinesi ile organik dünyanın karşı karşıya olma durumunu ortaya koymaktadır. Bu gençlik iyimserliği çok sayıda kuşku yaratmaktadır ve bu görünümlerin sürekli olarak tekrar gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu konudaki görüşlerini daha iyi anlayabilmek için, Eisenstein’ın film biçimini kapsayan tamamlanmış görüşlerini bu iki görüntü ayrımı içinde gözden geçirme k doğru olacaktır.

SANAT MAKİNESİ

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyiciye karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır.

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz, ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyici karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır. Daha yakın bir zaman olan 19. yy gerçekçileri, özellikle Taine ve Zola, bu görünümlerin,inceden inceye işlenmesine katkıda bulun muşlardır. Ancak Eisenstein, sanatın bir makine olarak görünüm fikrini, daha çok beraber çalıştığı yapısalcılar grubuna borçludur. Marx ve Lenin’in hükümlerini göz önünde bulundurarak sanatın, diğer işler gibi bir iş olduğunu belirtir. Bu fikrini dönemin resimlerin ve yazılarını örnek göstererek pekiştirir. Eisesntein, bio-mekanizma olarak adlandırılan oyunculuk alanının yeni bir kuramının da savunucusudur. 20’li yıllarda, Stanislavski yöntemi ile başarılı bir şekilde mücadele etmiştir. Stanislavski, Moskava sanat tiyatrosunun doğalcılığını küçük görmektedir. Bio-mekanizmanın öncü isimleri 20’li yıllarda avan-garde akımının ortaya çıkışı üzerine etkide bulunmuş.

Sanat çalışmasını oluşturan bu makinenin özellikleri nelerdir? Her şeyden önce zihinde belirli bir amaçla tasarlanan bir oluşumdur. Bir amaç veya bir sorunun çözümü hedeflenmektedir. Oluşturulmadan önce tüm tasarımı tamamlanmıştır. Tüm safları amacı uygun mühendislik yöntemiyle ortaya çıkarılır. Makinenin oluşturulması ve işlevleri büyük ölçüde daha önceden tahmin edilen bir yapıdadır. Mühendisler daha önce benzer işlerde denenerek yararlanılan parçaları makine bütünlüğüne benzer amaçlarla kullanılması için oluşturmaktadır. Makinenin kendisi, işlemini etkin ve iyi bir şekilde yerine getirebilmesi için oluşturulmuştur. Yapılan eğer bir makine ise performansı ön görülebilecektir. Makine teklemeye başlarsa, sorun yaratılan parçalar değiştirilerek tamir edilecektir. Zaman geçtikçe etkinliğini kaybetmesi durumunda daha yeni bir modeli tasarlanacak,aynı işlevi daha etkin bir şekilde yerine getirmesi sağlanacaktır. Bilim ve teknoloji bu alanda çalışmalarını sürdürmektedir.

Makinenin bu görünümlerinin pek çoğu, Eisenstein’ın film amaç ve doğası ile ilintilidir. Onun film hammaddesinin ‘atraksiyon’ olduğunu söylemiştik. Film ise psikolojik bir makine türü olarak bunların izleyicide bir şaşkınlık uyandıran dizisidir. Film biçimi, film yapımcısının istek ve deneyimlerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır: gerçeğin içindeki yaratıcı oluşum, sanatçının kendisinin sonun varlığından tamamen haberdar yapması, daha sonra en olanaklı araçlar ile bu sona ulaşmayla gerçekleşir.

ORGANİK KARŞILAŞTIRMA

Eisenstein, hiçbir zaman kendisini yukarıda ana hatlarıyla çizilen mekanik kurama tamamen kaptırmamıştır başlangıçtan itibaren yazılarında karşıt kuramın ip uçları verilmiştir. Bu organik kuramdır. Organik kuramı hakkındaki fikirlerin kaynakları burada sayamayacağımız kadar fazladır. Organik kuram 19. yy başlangıcından itibaren batı uygarlığındaki sanatsal yaratımın en etkin modeli olmuştur.[3] Eisenstein, gençliğinin radikal yapısalcılık fikirleri ile bu geleneğin fikirlerini doğal bir potada eritmek istemektedir.

Bu organizmayı sanat çalışmalarıyla karşılaştırabilir görünüm yapan nedir? Daha merkezi olarak, organizmanın her bir parçası içinde yaşayan hayat prensibi ve ruh vardır. Bu durum, onun uygun bir şekilde almasına neden olur. Bu organizma değişik bir çevreye taşındığı zaman, kimliğini kaybetmeden, uyum sağlayabilmek için kendisini değiştirecektir. Organizmanın kendi yetersizliklerini düzeltebileceği, kendi, kendine onların düşüncesi bulunmaktadır. Organizmanın kendi kendine yaratmanın ötesinde genel bir görünümü vardır. Makine, ön varlığının sonunun ilerlemesiyle var olurken, organizma yalnızca kendi sürekliliği içinde yaşamaktadır. Bu Eisenstein’ın hayranlık duyduğu ve bir hayat prensibi haline getirdiği bir görünümdür.

Eisenstein’ın mekaniklik yönü, oyuncunun başlangıçtan itibaren ne yapmak istediğini ve bunun için zorunlu olan gereksinimlerini bilmesi gerektiğini savunur. İzleyici karşısına en etkin ve güçlü çıkmanın yolu budur. Eisenstein’ın organik yönü ise buna karşı çıkmakta ve temanın, oyuncu için bile görünemez olması gerektiğini düşünmektedir.

Eisenstein’ın kendi çalışmasından belirgin bir örnek bize yardımcı olacaktır. 1905’te, Potemkin zırhlısında ir isyan olmaktadır. Bu o yılın vaktinden önce doğan devrimsel hareketin bir parçasıdır. Bir süre için, isyan, Odesa’daki insanları ve yakında bulunan gemilerdeki diğer denizcileri harekete geçirir. Eisenstein bu olayın sayısız şekilde filme alınabileceğini düşünmektedir. Ancak yalnızca bir şekilde olayın doğru biçimi ortaya konabilecektir. Sadece bir film organik olarak tarih gerçekliğine bağlıdır.

Özet olarak, organik karşılaştırma film yapımcısından, film biçiminin çıkış noktası genişletmesini ister.

Eisenstein “organik-makine”si ile yetiniyor görünmektedir. O, filmin izleyici üzerindeki etkisini araştırdığı zaman, makinenin görüntüsüne doğru sıçramıştır.

Özetlemek gerekirse, Eisenstein basit olarak filmin bir makine gibi nesneleri algılamasını istemiştir. Ancak bu makinenin eski parçalardan yapılmış olmasını istemez. Bazıları plan üzerinde mühendislik çalışmalarını yürütürken, diğerleri başka alanlara el atacaktır.

 

FİLMİN SONUÇ AMACI

Eisenstein’ın film biçimi hakkındaki görüşlerinden bahsederken, filmin amacı konusunda düşündüklerini de ele almak gerekir. Eisenstein’ın kuramı retorik ile otonom sanat arsındaki ilişkileri ve sorunları da kapsamaktadır. Bu terimler pek çok kuramda birbirine zıt kutuplar olarak değerlendirilir. Eisenstein kuramlarını oluştururken bunların birer sanat kuramı olduğunu düşünmektedir. Bunu bir retorik araç olarak kullandığına dair en ufak bir ipucu dahi bulunmaz. Her ne kadar geçmişte birkaç yazar onu bir retorik kuramcısı olmakla suçlamış olsa bile, diğerleri onun filmlerinin çözümlemesini birer propaganda metini olarak yapmışlar ve Eisenstein’ı bu konuda desteklemişlerdir.

RETORİK

Henüz estetik bilimi veya sanat fikirleri doğmamış iken yunanlılar retorik kuramlarını özenle oluşturmuşlardır. Geniş anlamda düşünüldüğünde, retorik büyük dil ve iletişim bilimidir. Daha dar kapsamda, karşılıklı konuşmanın sonuçları, yöntemleri ve etkileri olarak değerlendirilebilir.

Sanatın bir makine olduğu inancı, klasik retorik durumu ortaya koymaktadır. Filmin sanat çalışması gerçek bir araç olmaktadır. Üzerinde ayarlama ve değişiklikler yapılabilmektedir. Retoriği ortaya koyan kişi veya film yapımcısı fikirlerini güçlü ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Böyle bir durumun amacı entelektüel veya duygusal olarak izleyici etkisini sağlayabilmektir.

Film durumunu doğal yapısı gereği olarak izleticiler üzerinde bir baskın olma durumu bulunur. İzleyicilerin, diyalogun normal durumuna yanıt verme olanakları bulunur. Film makinesinin oluşturduğu etkilere açık bir konumdadır.

Eisenstein’ın kuramı ko0laylıkla bir propaganda kuramı olarak kabul edilebilir. Propaganda filmleri ve TV ticari yapımlarının amacı, seyircilerin zihninde ve duygularında akıllıca görüntü ayarlamaları yaparak onlar üzerinde en yücel duygusal etki oluşturmaktır. Bu etki sanat çalışmasının varlık nedeni (raison d’etre) olacaktır.

Filmlerin bir tipolojisi gönderilen mesajların önem ve karmaşıklığı üzerine yapılabilir. Filmlerin bu mesajlara uygunluğu önem taşımaktadır. Film amacının böyle bir kuramı, sinemasal me-tinlerin büyük bölümü için geçerlidir.

Eisenstein’ın bu sinema görüşünü kabul etmesinin boyutlarını kestirmek kolay değildir. sanatın bu tür etki ve mesajlardan korunması gerektiğini düşünüp düşünmediğini anlamak zordur.

 

SANAT

Eisenstein, hiçbir zaman için retorik ve sanat terimleriyle sorunları çözme yoluna gitmemiştir. Söylem veya iç söylem terimleriyle sorunları kavramak ve çözüm yolları aramak onun daha yatkın olduğu yoldur. Tüm ifadeler izleyiciyi etkiler ancak bazıları bunu izleyicilerin özel zihinsel dünyalarına diğerlerinden daha fazla saldırarak etkide bulunmaktadır. Tüm filmlerin bir ereği olmasına rağmen, yalnızca büyük filmler konuşma tarzında ileri gider, ön plana çıkan basit bir retorikten kaçınmaktadır. Burada kurgu basit bir söz dizimi kuramıdır. Bu aynı kurgu kuramları içsel söylemin gizemli bir oluşumunu tanımlamaktadır. Fenomenin bu ön dilsel örneklemesi çarpıcı kurgunun ortaya çıkmasının birleşim noktasında olmaktadır. Büyük filmler, konvansiyonel dili es geçerek, tümdengelimi dilbilgisel görünümün zincirlerine, öncel bir gösterim zorlamasında bulunmaktadır. Eisenstein, “film duyumu” kitabının başlangıç kısımlarında bu konu ile ilgili olarak şöyle yazmıştır:

Her bir kurgu parçası artık ilgisiz bir şey olarak var olur. Ancak genel temanın verilen belirli bir gösterimi (rep-resention) olarak vardır. Bu tema tüm çekim parçalarının içine eşit olarak nüfuz etmiştir. Verilen bir kurgu yapımındaki bu parçalı ayrıntıların birleşim noktaları yaşama çağırmasıdır. Her bir ayrıntı genel kali- te içinde katılımda bulunmaktadır. Tüm detaylar bir araya gelerek bütünü oluştururlar. Bu yaratıcılığın genelleştirdiği görüntüdür.

Eisenstein, sanatın Romantik kuramcıları gibi, öncel ve doğal olarak kendisine bağlı olan bir şeyin doğruya bağlı olduğunu düşünmektedir. Ona göre, bir filmdeki hem yöntem (gösterimler arasına temasal olarak nüfuz etmiş bulunan diyalektik birleşim noktası), hem de yöntemi yaratan sonuç görünümü,yaratıcıları sanatçı ve izleyicileri) doğru bir oluşum ve yaşantının teması için birleştirmektir. Eisenstein, yaşam halinin, Marksist bin yıl düşüncesine doğru diyalektik bir eylem olarak, tarih ve doğanın gerçek oluşumları ile iç içe olduğunu savunmaktadır. Öyleyse sanat retorikten daha farklı bir görev üstlenmiştir. O, temel insan algılamasıyla tarih ve doğanın temek oluşumları arasında uygunluğu protesto etmek için vardır. Bu dikkatli bir mantık sistemiyle açıklanamaz. Sanat çalışması kendisini neredeyse gizemli bir şekilde göstermektedir. Bunu kendisini mükemmelleştirerek, insan oğlu ile doğa arasında aracılık ederek yapmaktadır.

Marksist durumda, Eisenstein, sanatın kültürü kuvvetlendirdiğini hissetmektedir. Çünkü bu kültür, uygun diyalektik ilkeler üzerine temellenmiştir. Zihin ve doğa oluşumlarıyla uyum halindedir. Devrim öncesi toplumlarda, gerçek sanat, protesto amaçlı başkaldıran bir güç olmalıdır. Sanat, algılamaları değiştirerek, davranış değişikliklerini sağlayabilir. Bunu kendi içindeki yapısıyla dolaylı olarak yapabilmektedir. Diğer taraftan, retorik bilgi ve tutumda belirle değişimler yapmaktan başka bir amaca sahip değildir.

Eisenstein, ümitsiz bir şekilde, bu değişimi istemektedir. O, film sanatı düşüncesinin bunu derece derece yerine getirmesini ister. Doğrunun dağıtımını (retorik) değil, doğrunun genel görünümünü (sanat) arzulamaktadır.

Eisenstein’ın film kuramının gerçek bir duyumundan, makineyle organizmanın bu diyalektik şekillenmesi vardır. Onun makalelerinin çoğu, Rusya’daki estetik savaşın bir parçası olarak yazılmıştır. Film yapımının belli türleri yüceltilirken, diğerlerine karşın bir savaşım verilmektedir. Onlar, kelimenin tam anlamıyla retoriktir. Kuram, bir bütün olarak organik bir yaşantıya sahip görünmektedir.

Bunun en çarpıcı örneği, Eisenstein’ın kuramının günümüz Fransız film kültürünün gücüne dayanmasıdır. 1960’ın ortalarına kadar daha çok tanınan ve kabul gören Andre Bazin bu yıllardan sonra geçerliliğini büyük ölçüde Eisenstein’a bırakmıştır.

Yazan :Kasım TOPDEMİR

 

Kaynakça:

  • Film Biçimi “Sergey M. Eisenstein” Çeviren: Nijat Özön
  • Eisenstein, Yaşam Öyküsü ve Yapıtları “Yon Barna” – İzdüşüm,
  • Sinema Kuramları “J. Dudley Andrew” İzdüşüm Yayınları

 

Dipnotlar:

  1. Film Duyumu, Çev: Nijat Özön, Payel Yayınevi
  2. (Film Biçimi – Film Form, s.135)
  3. Film Duyumu kitabı


Kaynak :  http://www.7sanat.com

 Rusya’da yaşayan Azeri asıllı ünlü yönetmen Rüstem İbrahimbeyov, Fransa Senatosu’ndan geçen sözde Ermeni soykırımını inkar edenlere yattırım yasasına tepki olarak daha önce aldığı Fransız Sanat Ödülü’nü iade edeceğini söyledi.

Rusya’da yaşayan Azeri asıllı ünlü yönetmen Rüstem İbrahimbeyov, Fransa Senatosu’ndan geçen sözde Ermeni soykırımını inkar edenlere yattırım yasasına tepki olarak daha önce aldığı Fransız Sanat Ödülü’nü iade edeceğini söyledi. Cihan Haber Ajansı’na açıklamada bulunan İbrahimbeyov, Azerbaycan-Fransa Kültür Derneği Başkanlığı görevinden de ayrıldığını söyledi.

İbrahimbeyov uluslararası sinema dünyasına yaptığı önemli katkılarından dolayı 2000 yılında Fransa’nın en önemli sanat ödülü olan (L’Ordre des Arts et des Lettres)’i almıştı.

Konuyla ilgili daha önce yazılı açıklama yapan ünlü yönetmen, Fransa’da kabul edilen söz konusu yasanın Fransız demokrasi geleneklerine aykırı olduğunu ve adı geçen ülkeyi sevenleri şaşırdığını belirtti.

Fransa’nın kararına çok üzüldüğünü kaydeden İbrahimbeyov, “Konjonktür amaçlar ve seçmenin çıkarları uğruna ülkenin demokratik imajı dikkate alınmadan yasa çıkartılıyor. Bu yasa Fransızları ifade özgürlüklerini belirleyen sıradan sivil haklarından da yoksun bırakıyor. Yeni yasanın Türkiye aleyhine olduğu apaçık ortada. Fakat bu fiiliyatta tüm Türk dünyasına karşı. Ben bir Azerbaycan vatandaşı olarak daha önce aldığı Fransız Sanat Ödülü’nü iade edeceğimi ve Azerbaycan-Fransa Kültür Derneği Başkanlığı görevinden de ayrıldığımı beyan ediyorum” dedi.

FRANSA DEMOKRASİ GELENEĞİNE GÖLGE DÜŞÜRDÜ

Cihan Haber Ajansı’na konuşan Azeri yönetmen, “Fransa’nın bu kararı beni şoke etti. Fransa’ya mesleğim icabı sık sık gidip geliyorum. Fransa gibi demokrasi geleneğine sahip bir ülkede böyle bir yasanın çıkartılması insan haklarına çok aykırı. Oysa bu ülkenin tarihinde yüz binlerce insan demokrasi için kendi hayatlarını kurban etti. Ama Fransa bu kararıyla kendi demokrasi geleneğine gölge düşürdü. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan 1915 yılına ait olaylar , uluslararası bilim dünyasında farklı şekilde ele alınmakta, yorumlanmakta. Bunun uluslararası boyutta ne adli bir yönü olabilir ki? Ben Fransa’yı yasanın Anayasa Mahkemesi’nden geçmemesi için gerekeni yapmaya davet ediyorum” şeklinde duygularını dile getirdi.

Rusya’da Ermeni diasporasının benzer bir girişimde bulunmak istediğine de değinen İbrahimbeyov, “Rusya parlamentosunda bu tür insan haklarına aykırı tasarıların geçmemesi için Azeri diasporası Türkiye’ye gereken desteği verecektir. Ben ayrıca konuya duyarlılık açısından Türk sanat ve kültür dünyası temsilcilerine seslenerek ortak tepkilerimizi artırmaya davet ediyorum” dedi.

Dünyaca ünlü Azeri drama yazarı, tiyatro senaristi ve film yönetmeni İbrahimbeyov, eski Sovyet dönemi ve günümüz Rusya’da birçok sanat başarısına imza attı. Birçok sanat ödülünü alan İbrahimbeyov’un senaryosunu yazdığı “Güneş’ten Usanmışlar” filmi 1994 yılında “Yabancı Dilde En İyi Film” olarak Oscar Ödülü’nü ve ayrıca 47. Cannes Uluslararası Film Şöleni’nin ödülünü kazanmıştı.

İbrahimbeyov ayrıca Fransa sinema dünyasında sevilen isimlerden biri. İbrahimbeyov, Fransız-Azeri ortak filmler de çevirmişti.

 

Kaynak http://www.timeturk.com

İzmir’de 9-13 Aralık günlerinde yapılacak 4. Uluslararası Egeart Sanat Günleri, 25  Sanatçıları İzmirli sanatseverlerle biraraya getirecek. 

4.EgeArt Sanat Günleri’ne Almanya ABD, 

Avusturya, Avustralya, Belçika, Bulgaristan, 

Çin, Danimarka, Fransa, Finlandiya, 

Hindistan, İngiltere, İtalya, İspanya,

Japonya,  Meksika, Kanada, Kore,

LatviaRiga,  Macaristan,  Rusya,  Polonya,  

Slovakya, Sırbistan ve Yunanistan’dan 

sanatçılarkatılacak. 25 ünlü ressam, seramik ve heykelsanatçısı,  

eserlerini İzmirli sanatseverlere sunacak.

                                                                                                                                                       4. ULUSLAR ARASI EGEART

SANAT GÜNLERİ PROGRAMI

 1 Aralık 2011      Perşembe

Paralel Sergi Alanı Açılışı:

12.00                          “Heykel Sergisi”

Abdülkadir ÖZTÜRK

Swissôtel Büyük Efes, İzmir

7 Aralık 2011      Çarşamba     

18.00 – 19.00             •“Arkeolojinin Gizemli Dünyası”

Ege Üniversitesi Arkeolojik Kazıları Fotoğraf Sergisi

Karşıyaka Belediyesi Hamza Rüstem Fotoğraf Evi Sanat Galerisi

8 Aralık 2011      Perşembe                                              

Sergi Alanları Açılışları:

 

14.30– 15.30              •“Tarihte Yolculuk”  Çömlekten Sanat Objesine…

Seramik Sergisi

47 Usta Seramik Sanatçısı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir Arkeoloji Müzesi

16.30 – 17.30             •“Çin Kaat’ı Sanatı”ndan Örnekler

Nedim SÖNMEZ Koleksiyonu’ndan…

EÜ 50. Yıl Köşkü

17.30– 18.30               •‘’AK,, Giyilmeyen Giysiler Sergisi

Devran MURSALOĞLU

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi

18.30 – 19.30              •“Nev-i Şahsına Münhasır” Seramik Sergisi

Toygan EREN

EÜ Ege Meslek Yüksekokulu Sanat Galerisi

19.30 – 20.30              •”Yanan Heykel” Açılışı

Nina Hole & Ann Charlotte Ohlsson

                                             EÜ Kampüsü

9 Aralık 2011      Cuma

09.00 – 14.00             •“Seramik Çalıştayı”

Toygan EREN

    EÜ Ege Meslek Yüksekokulu Sanat Galerisi

 9 Aralık 2011      Cuma

10.30– 12.00              •4. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri Açılış Töreni

–       Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı,

–       Açılış Konuşmaları,

–       Prof. Turan Erol’un Sanat Yaşamı ve Onur Ödülünün takdimi,

–       Doğançay Müzesi’nin Tanıtımı ve Kurum Onur Ödülü takdimi,

–       “Türkiye’nin Renkleri” Mini Konser

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı, DEÜ Konservatuvarı ve İZDOB işbirliği ile…

EÜ Atatürk Kültür Merkezi

 12.00 – 19.30             •Paralel Sergi Alanları Açılışları

10.00 – 12.00              •Film Gösterimi:

Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü (Yön. Ezel Akay)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 12.00 – 12.30             • “Ege’de Sanat Yaşamı” Karma Sergi

• “Bahariye Sanat Galerisi’nden Bir Seçki”

• T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’ndan Bir Seçki…

 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi   

14.00 – 16.00              •Film Gösterimi:

Üç Maymun (Yön. Nuri Bilge Ceylan) 

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

 13.30 – 15.30              •Film Gösterimi:

Devrim Arabaları (Yön. Tolga Örnek)                                            

                                    EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 14.00 – 15.30              •‘’EgeArt Genç Sanat Resim Yarışma Sergisi” ve Ödül Töreni

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Denizden Gelen (Yön. Nesli Çölgeçen)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

O da Beni Seviyor (Yön. Barış Pirhasan)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 14.30 – 15.30              •“2. Buluşma”

Eczacıbaşı Vitra Seramik Atölyesi

Adnan Franko Sanat Galerisi

 15.00 – 15.30             •Dinleti

İzmir Devlet Opera ve Balesi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

15.30 – 16.30              •‘’Işık Üniversitesi Baskı Resim Koleksiyonundan Bir Seçki’’…

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi

 15.30 – 16.30              •‘’Göbekli Tepe Rüzgârı’’ Seramik Sergisi

Erdinç BAKLA

          •‘’Torak’’ Kömürün Dramı Fotoğraf Sergisi

                                   İbrahim DEMİREL

•‘’İnvalid’’ Polaroit Fotoğraf Sergisi

                                    Mehmet KOŞTUMOĞLU

•‘’Doğu’dan Batı’dan’’Fotoğraf Sergisi

Ozan SAĞDIÇ

•“Dünya İnsanı’’ Fotoğraf Sergisi
Yusuf Tuvi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi

16.00 -18.00               •Film Gösterimi:

                                    Hayat Var (Yön. Reha Erdem)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

16.30 – 17.30             •“Heykel Sergisi”

Cem SAĞBİL

•“Zeus” Duvar Objeleri Sergisi

Ender GÜZEY

Kaya Thermal Otel Convention Center Sanat 

16.30 – 17.30             •“Karanlık Kutu” Çalıştay ve Fotoğraf Sergisi

Jochen PROEHL

Bornova Belediyesi Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi  Sanat 

 – 18.30             •“Yaşama Dair” Lif Sanatı Sergisi

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyeleri

İKSEV İzmir Kültür ve Sanat Eğitim Vakfı Sanat Galerisi

18.00 – 19.00             •‘’Cam Dünyamız’’ Karma Sergisi

 

İşsanat İzmir Galerisi

 18.00 – 20.00             •Film Gösterimi:

Başka Dilde Aşk (Yön. İlksen Başarır)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 18.00 – 20.00             •Film Gösterimi:

Pardon (Yön. Mert Bakkal)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

18.30 – 19.30             •“Boğaziçi’nin Gizemi” Kartpostal Sergisi

Reha KESKİNTEPE Koleksiyonu’ndan…

İzmir Özel Türk Koleji Uşakizade Köşkü Sanat Galerisi

20.30                           •Açılış Konseri

“Tenor Aydın Uştuk ve Orkestra Allegra”

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu

10 Aralık 2011    Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Takva (Yön. Özer Kızıltan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

11.00 -12.30               •Film Gösterimi:

Vicdan (Yön. Erden Kıral)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

11.00-12.30                •Sunum:

Usta’ya Saygı…

–       İlhan BERK (Şair – Ressam)                    Sunan: Sina AKYOL

–       İlhan KOMAN(Heykeltraş)                     Sunan: Nevzat SAYIN

–       Füreyya KORAL (Seramik sanatçısı)      Sunan: Rabia ÇAPA

–       Ferruh BAŞAĞA(Ressam)                       Sunan: Aydın AYAN

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

13.00 -14.30               •Panel

“Sermaye ve Sanat”

Fiyat Anarşisinde Galeri ve Müzayede İkilemi

Abdülkadir Günyaz,  Kaya Özsezgin, M. Sıtkı Erinç, Ümit GEZGİN

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

13.30 – 15.30              •Film Gösterimi:

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (Yön. Ahmet Uluçay)                                                                              

                                 EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00-15.30                •Film Gösterimi:

Sonbahar (Yön. Özcan Alper)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Sürü (Yön. Zeki Ökten)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

15.00-15.30                •Dinleti

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

15.00-16.00                •Prof. Dr. Doğan Kuban “Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir Kültür Çınarı”

Söyleşi ve Kitap İmza Günü

•“Divriği Ulu Cami Kuzey Taç Kapısı”  Fotoğraf Sergisi

Fotoğraflar: Mimar Cemal Emden

Y. Mim: Hasan Basri Habulu Arşivinden …

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

16.00 – 16.30             •Film Gösterimi:

Pandora’nın Kutusu (Yön. Yeşim Ustaoğlu)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

16.30 – 17.30              •Perküsyon Show”

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

•4. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri’ni Destekleyen Kurum, Kuruluş ve Sponsorlara Plaket Sunumu

EÜ Atatürk Kültür Merkezi /Tiyatro Salonu

18.30-19.00                •Sunum

“Torak”

Kömürün dramı ve işçi portreleri

İbrahim DEMİREL

EÜ Atatürk Kültür Merkezi/Tiyatro Salonu

20.30                          •Bodrum Oda Orkestrası Konseri

Şef: Naci Özgüç

Solist: Emre Sayarı “Viyolonsel”

Başkemancı / Şebnem Edgü

Sanat Koordinatörü: Numan Pekdemir

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre 

11 Aralık 2011    Pazar  

11.00-12.30                •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

14.00-15.30                •Panel

“Medya, Birey ve Sanat’’
Ayşegül Sönmez, Cem Erciyes, Hüsamettin Koçan, Zeynep Oral

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

14.00 -15.30               •Film Gösterimi:

Adem’in Trenleri (Yön. Barış Pirhasan)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

15.00-15.30               •Dinleti

Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuayesi

 

15.30-16.30                •Zeynep Oral – Kitap İmza Günü

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu Fuayesi

16.00-17.30                •Film Gösterimi:

Türev (Yön. Ulaş İnaç)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 

20.30                          •Konser

“Ephesus Brass” Konseri

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası

Solistler: Tevfik Rodos, Polet Yurteri, Şevki Deniz, Renin Yükseler

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 

12 Aralık 2011    Pazartesi

 

10.30 – 12.00              •Konferans: 

                                    Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu        
12.30 – 14.30             •Smyrna Bayraklı Höyüğü Kazı Alanı Gezisi

Konferans: Prof. Dr. Meral AKURGAL

Bayraklı Belediyesi Katkıları ile …

14.00-15.30                • Film Gösterimi:

Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri (Yön. İrfan Tözüm)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Başka Dilde Aşk (Yön. İlksen Başarır)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 15.00 -15.30              •Dinleti

İzmir Devlet Opera ve Bale Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

 15.00 – 16.30             •Konferans:

Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro 

 

16.00 – 18.00                         •Film Gösterimi:

Babam ve Oğlum (Yön. Çağan Irmak)
EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

17.30                          •Uygulamalı Sunum
“Kaat’ı Sanatı” Muhittin Tamay – Nedim Sönmez
         EÜ 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi


20.30                          •Konser

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

“Turkuaz Esintiler” Oda Müziği Topluluğu

İzmir Büyükşehir Belediyesi Aya Voukla Kilisesi

20.30                          •Dans Gösterisi

“ŞEHİRORMAN”

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü Modern Dans Topluluğu

                        EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13 Aralık 2011    Salı

11.00 – 12.00             •Konferans:

Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu                                                               

14.00 – 16.00             •Panel

“Sanatsal Perspektiften 2011 Türkiyesi’nde Sinema”

Semir Aslanyürek, Seyfi Teoman, Taha Feyizli, Umur Bugay, Yüksel Aksu
EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro 

14.00-15.30                •Film Gösterimi:

Bal (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

15.00-15.30                •Dinleti

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

16.00-17.30                •Film Gösterimi:

Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü (Yön. Ezel Akay)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

20.30                          •Konser:

                                               “Napoliten’den Tangoya…” Aşk Şarkıları

İzmir Devlet Opera ve Balesi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu

 14 Aralık 2011    Çarşamba

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Ejder Kapanı (Yön. Uğur Yücel)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Bal (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

15 Aralık 2011 Perşembe

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Süt (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Yumurta (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Sürü (Yön. Zeki Ökten)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

17.30                          •Sunum

“Dünya Renkli Kâğıtları’’
Nedim Sönmez
                                  EÜ 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi

 16 Aralık 2011 Cuma

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Gemide (Yön. Serdar Akar)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Eşkıya (Yön. Yavuz Turgul)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Denizden Gelen (Yön. Nesli Çölgeçen)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

17 Aralık 2011 Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Cenneti Beklerken (Yön. Derviş Zaim)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

İnşaat (Yön. Ömer Vargı)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Selvi Boylum Al Yazmalım (Yön. Atıf Yılmaz)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

18 Aralık 2011 Pazar

10.00 – 12.00              •Film Gösterimi:

Eğreti Gelin (Yön. Atıf Yılmaz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Kalbin Zamanı (Yön. Ali Özgentürk)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi 

19 Aralık 2011 Pazartesi

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Beş Vakit (Yön. Reha Erdem)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Kabadayı (Yön. Ömer Vargı)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20  Aralık 2011 Salı

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

İtiraf (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Uzak (Yön. Nuri Bilge Ceylan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Kalbin Zamanı (Ali Özgentürk)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20.30                           •Konser

“7 Ülke – 7 Besteci”

Borusan Quartet

                                 EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

21  Aralık 2011 Çarşamba

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Dondurmam Gaymak (Yüksel Aksu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

3. Sayfa (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Eğreti Gelin (Yön. Atıf Yılmaz)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 22 Aralık 2011 Perşembe

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Bekleme Odası (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Mayıs Sıkıntısı (Yön. Nuri Bilge Ceylan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

O da Beni Seviyor (Yön. Barış Pirhasan)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

İnşaat (Yön. Ömer Vargı)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20.30                           Operet

“Arşın Mal ALAN”

Karşıyaka Belediyesi Opera Sarayı

23 Aralık 2011 Cuma

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Kader (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Masumiyet (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Pardon (Yön. Mert Bakkal)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Cenneti Beklerken (Yön. Derviş Zaim)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 24 Aralık 2011 Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Yatık Emine (Yön. Ömer Kavur)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Tabutta Röveşata (Yön. Derviş Zaim)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

25 Aralık 2011 Pazar

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Mustafa Hakkında Herşey (Yön. Çağan Irmak)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

C Blok (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi