Şunun için etiket arşivi: piyanist

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 42. İstanbul Müzik Festivali’nin biletleri 8 Şubat Cumartesi günü satışa çıkıyor.

42.müzik festivali

Klasik müzik hayatının öncü etkinliklerden İstanbulMüzik Festivali, bu yıl 42. kez müzikseverlere kapılarını açıyor. 31 Mayıs – 27 Haziran tarihlerinde gerçekleşecek festivalde 800’e yakın yerli ve yabancı sanatçı ağırlanacak. 2 dünya ve 2 Türkiye prömiyerinin gerçekleşeceği 42. İstanbul Müzik Festivali’nde bu yıl, baroktan çağdaş müziğe uzanan bir yelpazede senfonik ve oda müziği konserleri, vokal performanslar ve resitaller ile Pazar Klasikleri’ni kapsayan toplam 26 etkinlik yer alacak.
42. İstanbul Müzik Festivali konserlerinin biletleri, 8 Şubat Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren;
Lale Kart sahipleri festival biletlerinde %20–25 oranındaki “Lale üyelerine özel indirim”lerden yararlanabiliyor. Tüm bilet alımlarında kredi kartı geçerli. Öğrenci biletleri ise İKSV gişesinden kimlik kartı gösterilerek satın alınabilecek. Festival biletleri festival süresince Aya İrini Müzesi’nde yer alan gişeden de alınabilir.
42. İstanbul Müzik Festivali program kitapçığı İKSV Ana Gişe’den ve Biletix satış noktalarından temin edilebilir.
Açılış Töreni ve Konserini İzlemek İsteyen Müzikseverler İçin
42. İstanbul Müzik Festivali’nin, 31 Mayıs Cumartesi akşamı Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleştirilecek Açılış Töreni ve Konseri’nin biletleri Biletix ve İKSV Ana Gişe’den satın alınabilir.
Piyanist Gülsin Onay’a 42. İstanbul Müzik Festivali’nin “Onur Ödülü”nün takdim edileceği Açılış Töreni’nde ayrıca festival sponsorlarına ve katkıda bulunan kuruluşlara birer teşekkür plaketi sunulacak. Törenin ardından gerçekleştirilecek konserde, uluslararası yarışmalardan ödüllerle dönen başarılı genç viyolonselcimiz Dorukhan Doruk’a, şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusanİstanbul Filarmoni Orkestrası eşlik edecek. Orkestra onursal şefi Gürer Aykal yönetiminde, ayrıca festivalin teması olan “Doğanın Şarkısı”na gönderme yapan bir program seslendirecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda bu yıl “Doğanın Şarkısı” temasıyla düzenlenecek 42. İstanbul Müzik Festivali, 31 Mayıs-27 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Festival programı, düzenlenen toplantıyla açıklandı.

42.müzik festivali

Toplantıda konuşan İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak, “Doğanın Şarkısı” teması üzerine kurgulanan festivalde, doğanın sesinin sadece tematik eserler yoluyla değil, bu yıl ilk kez açık havada gerçekleştirilecek “Pazar Klasikleri” konserleriyle de müzikseverlere ulaştırılacağını söyledi.

Oymak, festivalde bu yıl, senfoni ve oda orkestraları, vokal müzik konserleri, oda müziği ve resitaller olmak üzere baroktan çağdaş müziğe uzanan toplam 26 etkinliğin yer alacağını ifade ederek, “Ayrıca, konser öncesi sohbetler, konser programı üzerine anlatılar da devam edecek. Bu yıl klasik müziği kapalı mekanlardan çıkararak açık havaya taşıyacağız. ‘Pazar Klasikleri’ başlığı altında İstanbul’un çeşitli mekanlarında ücretsiz konserler gerçekleştireceğiz” diye konuştu.

Festivalin 2011’den bu yana, Türkiyeli ve yabancı bestecilere eser siparişi vererek, çağdaş müzik repertuvarını zenginleştirme yönünde önemli çalışmalar yaptığını anlatan Oymak, birçok festival ve orkestranın artık İstanbul Müzik Festivali’ni eser sipariş eden bir kurum olarak tanıdığını vurguladı.

Oymak, daha sonra festivalin, Güher ve Süher Pekinel ile İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in işbirliğinde hazırlanan afişini de tanıttı.

Borusan Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Borusan Kocabıyık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Hamedi de 2014’ün, hem Borusan hem de Borusan Kültür Sanat için büyük önem taşıdığını belirterek, holdinglerinin bu yıl kuruluşunun 70. yılını, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın da 15. yaşını kutladığını söyledi.

Sanatın birleştirici gücünün her zamankinden daha büyük önem taşıdığını düşündüklerini belirten Hamedi, “Borusan’ın toplumun kültür ve eğitim seviyesini yükseltmek adına doğrudan ya da dolaylı olarak gerçekleştirdiği çalışmaların sürekliliğini sağlayabilmek ve bu çalışmaların güzel meyvelerini alabilmek, kurucumuz Asım Kocabıyık’ın vizyonu ve Borusan’ın kurum felsefesinin özüne işleyen anlayışını devam ettirmeyi görev edinen biz ikinci kuşak için gurur verici. 2013 her açıdan ülkemiz için sınayıcı bir yıl oldu. Tüm bu toplumsal hareketliliğin içinden, birlik ve beraberlik duygusuyla farklılıkları hor görmeyen, aksine bunu kucaklayan bir anlayışla çıkmayı diliyoruz. Dileğimiz, festivalimizin bu önemli değerleri sanatla gündemimize başarıyla taşıması” ifadelerini kullandı.

Festival programı

42- İstanbul Müzik Festivali, 31 Mayıs’ta Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleştirilecek açılış konseriyle başlayacak.

Konserde, uluslararası yarışmalardan ödüllerle dönen başarılı genç viyolonselci Dorukhan Doruk’a, şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşlik edecek.

sinfonia varsoviaFestival, Steven Isserlis, Isabelle van Keulen, Alexander Raskatov, Nelson Freire, Pepe Romero, Krzysztof Penderecki, Xavier de Maistre, Yuja Wang gibi isimler ile dünyanın önde gelen orkestralarından Sinfonia Varsovia ve Venezüella Teresa Carreno Gençlik Orkestrası’nın da aralarında bulunduğu 800’e yakın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’da ağırlayacak.

Programında senfoni ve oda orkestraları, vokal konserler, resitaller olmak üzere toplam 26 konserin yer aldığı festival, bu yıl farklı mekanlarda dinleyicilerle buluşacak.

Festivale, Burgazada Meydanı’nın yanı sıra Aya İrini Müzesi, Süreyya Operası, Surp Vortvots Vorodman Kilisesi, İş Sanat Kültür Merkezi, Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi ve Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall ev sahipliği yapacak. Festival bu yıl ayrıca “Pazar Klasikleri” başlıklı ücretsiz konserlerle Maçka Cumhuriyet Parkı, İstanbul Oyuncak Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi “Atlı Köşk” bahçesi ve Avusturya Kültür Ofisi bahçesi gibi mekanlarda da müzikseverlere ulaşacak.

Festivalin, 40. yılında ülke çapında genç yetenekleri keşfetmek ve teşvik etmek amacıyla başlattığı “İstanbul Müzik Festivali Genç Solistini Arıyor” projesi bu yıl piyano ana sanat dalında gerçekleştirilecek.

Proje kapsamında, ülke çapında yapılacak seçmeler sonucunda jüri tarafından belirlenen genç bir piyanist, festival kapsamında bir konser vermeye hak kazanacak.

Alexander Raskatov

Alexander Raskatov

Festivalde yer alan bir diğer önemli gençlik projesi ise El Sistema’nın kurucusu Jose Antonio Abreu’nun öncülüğünde başlayan Simon Bolivar Müzik Vakfı’nın orkestra eğitim programının en öne çıkan bileşenlerinden biri olan Venezüella Teresa Carreno Gençlik Orkestrası konseri olacak.

El Sistema’nın içinden yetişmiş yeteneklerden biri olan müzik direktörü Christian Vasquez’in yönetiminde festivale konuk olan 240 kişilik devasa orkestra, İstanbullularla buluşacak.

42- İstanbul Müzik Festivali’nde, 2014’te kutlanan Polonya-Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 600. yıl dönümü kutlamaları kültür programı çerçevesinde üç konser düzenlenecek.

Müzisyen Alexander Raskatov’un, festivalin siparişi üzerine bestelediği “Crying in the Wilderness” adlı yeni yapıtının dünya prömiyerinin yanı sıra Sinfonia Varsovia iki özel konser için festivalin konuğu olacak.

Sinfonia Varsovia, ilk konserde piyanist Piotr Anderszewski’ye eşlik ederken, ikinci konserde Krzysztof Penderecki’nin yönetiminde, bestecinin 2. Senfoni’sinin Türkiye prömiyerinin yanı sıra Julian Rachlin’in katılımıyla Mendelssohn’un keman konçertosunu seslendirecek.

“Yaşam Boyu Başarı” ve “Onur” ödülleri

42- İstanbul Müzik Festivali’nin “Onur Ödülü”, dünyanın önemli orkestraları ve seçkin şefleriyle sürdürdüğü müzik kariyeri ve aynı zamanda Ahmed Adnan Saygun’un eserlerinin dünyaya tanıtılmasına ve sevilmesine öncülük eden Gülsin Onay’a festivalin açılış töreninde takdim edilecek.

Festivalin “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” ise “yaşayan en büyük” orkestra şeflerinden biri olan Zubin Mehta’ya 21 Haziran’da Aya İrini Müzesi’nde verilecek.

Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan Uluslararası Antalya Piyano Festivali Kasım’da başlıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği, sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı festival, Volkswagen ana sponsorluğunda 08 Kasım – 30 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek.

14-antalya-uluslararsı-piyano-festivaliFestivale bu yıl Grammy ödüllü sanatçı Michel Camilo, Vladimir Spivakov, Aziza Mustafa Zadeh gibi önemli isimler konuk olurken; piyano festivalinin siparişi üzerine Muhiddin Dürrüoğlu tarafından bestelenen “Anadolu’dan Sahneler”in de dünya prömiyeri yapılacak. Festivalde ayrıca Fazıl Say’ın Water –Su isimli piyano konçertosu ve Michel Camilo’nun “Piyano Konçertosu No: 1” isimli eseri de Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Her gecesiyle izleyiciye ayrı bir tat sunacak olan festivalde, sahnedeki konserlerin yanı sıra halk konserleri ve öğrenciler ile sanatçıları biraraya getiren atölye çalışmaları da yer alıyor. “Şehirde Müzik Var” sloganı ile festival, 14’üncü yaşında da sanatseverlere unutulmaz bir müzik şöleni yaşatacak.

Fazil SAY-Naci-ÖZGÜÇ-Seranad BAGCAN

Fazil SAY-Naci-ÖZGÜÇ-Seranad BAGCAN

Festival açılışında Fazıl Say’ın yeni eseri “Water” ilk kez seslendirilecek

Festivalin bu yılki açılış konserinde ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın yeni eseri olan ve dünya prömiyeri İsviçre’de yapılan “Water” piyano konçertosu, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Sanatçının piyano ve orkestra için bestelediği eserin prömiyerinde, sanatçıya şef Naci Özgüç yönetimindeki “Antalya Devlet Senfoni Orkestrası” eşlik edecek. Sanatçının suyun sakinliğini ve gücünü müzikle bir araya getirdiği eser; üç farklı bölümden oluşuyor. Eserin ilk bölümü olan “Mavi Su” dans eden, caz yapan, hüzünlenen, derinleşen sonsuz büyük denizi, ikinci bölümü olan “Siyah Su” gece vakti ay ışığı altında baykuş ve kurbağa seslerinin duyulduğu ormanda bir gölü, son bölüm olan “Yeşil Su” ise akarsuları anlatıyor. Konserin ikinci yarısında ise yine Say besteleri yer alıyor. Sanatçının “İlk Şarkılar” adını verdiği on farklı eser izleyici ile buluşurken, Say’ın piyanosuna solist Serenad Bağcan eşlik edecek. Fazıl Say’ın güçlü performansıyla gerçekleşecek açılış konserleri 08 Kasım Cuma ve 09 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

‘İstanbul Bach Günleri’, 10. yılında 10 Ekim – 2 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek.

istanbul-bach-gunleriBaşlangıcından bugüne, Gustav Leonhardt gibi efsanevi büyükleri ve eski müziğin dünyadaki en önemli isimlerini İstanbul’a getiren “Bach Günleri“, Avrupa Birliği’nin Kültür Elçisi European Union Baroque Orchestra’nın 10 Ekim 2013 Perşembe günü saat 20.30’da St. Antuan Kilisesi’nde vereceği konserle başlıyor.

28 Ekim gecesi dünyaca ünlü Romen kemancı Alexandru Tomescu, yine St. Antuan Kilisesi’nde dinlenebilir. Concertgebaouw (Amsterdam), Theathre des Champs Elysees (Paris), Carnegie Hall (New York) gibi dünyaca ünlü konser salonlarında resitaller veren Alexandru Tomescu bu konserde Bach’ın solo sonat ve partitalarını çalacak.

“Bach Günleri”, Moskova Virtüözlerine de şeflik yapmış olan ünlü Rus piyanist Konstantin Lifschitz’in Sakıp Sabancı Müzesi’nde vereceği resitalle devam edecek. Türkiye‘ye ilk kez gelen sanatçı, 29 Ekimakşamı Goldberg Varyasyonları’nı klasik piyanoyla seslendirecek. Seyirciler, etkinlik kapsamında SSM’deki Anish Kapoor sergisini de gezebilecek.

“Bach Günleri”ne ikinci kez katılan Thomas Gabriel Trio’nun 30 Ekimtarihli konserinde ise caz ile Bach bir araya gelecek.

Festival ayrıca Alexander Rudin ile Hüseyin Sermet’i de buluşturacak. Bu özel konserde ilk kez bir araya gelen iki büyük müzisyeni 31 Ekim’de Aya İrini‘de dinlenebilir.

10. “Bach Günleri”, 2 Kasım gecesi Barocco Sempre Giovane Topluluğu’nun Aya İrini’de vereceği konserle kapanacak. Bu konserde Nazlı Erdoğan, Telemann’ın Viyola Konçertosu’nu çalacak. Daha sonra ünlü Çek viyolonselci Jiri Barta, Hindemit ve Haydn’ın viyolonsel konçertolarını yorumlayacak.

Konser Programı

10 Ekim 2013 – Avrupa Birliği Barok Orkestrası, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

28 Ekim 2013 – Alexandru Tomescu, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

29 Ekim 2013 – Konstantin Lifschitz, The Seed/Sakıp Sabancı Müzesi, Saat: 20:30

30 Ekim 2013 – Thomas Gabriel Trio Caz Konseri, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

31 Ekim 2013 – Alexander Rudin ve Hüseyin Sermet, Aya İrini, Saat: 20:30

2 Kasım 2013 – Barocco Sempre Giovane ve Jiri Barta, Nazlı Erdoğan, Aya İrini, Saat: 20:30

Çocuk sahibi olmak, çocuk yetiştirmek ve elbette ki çocuğumuzu farklı, ayrıcalıklıkılmak için tüm anne ve babalar yoğun çaba sarfeder hatta eskinin deyimi ile” yemez yedirir, içmez içirir, giymez giydirir” fakat hangimiz çocuğumuzun donanımlı ve sanat ile yoğrulmasını istemeyiz ki?  Günümüz koşullarında imkanlarımız ölçüsünde çocuklarımızı ayrıcalı hale getirmek için ve zorunluluklar dışında virtüoz olup olmamasının elbette bir önemi olmadan (ki doğrusu da budur) bir hobi sahibi olması için herhangi bir sanat eğitimi almasını arzularız. 

PİYANO KURSU BAKIRKÖY Bu anlamda elbetteki herhangi bir sanat dalı ile uğraşan çocuklar gerçekten de herhangi bir sanat dalı ile uğraşmayan çocuklardan daha farklıdırlar. Resimden piyanoya, piyanodan keman ve dans kadar herhangi bir dal ile ilgilenmesi ve bundan vazgeçmeden teşvik ederek sonuna kadar desteklememiz gerçekten çok önemli. Hiçbir sanat dalı diğerinden daha üstün değildir daha karmaşık olabilir daha uzun süreli ve azmana yayına bir öğrenme süreci olabilir fakat tüm sanat dalları çaba ve emek ister, bu anlamda bakıldığında biri diğerinden daha kolay değildir. . Hele ki bu eğitimi alacak bir çocuksa sadece çocuğun değil aileninde emek ve çabasını sabrını sınamaktır sanat eğitimi.

Sizler için kurulan Nar Sanat Eğitim kursu bunun için sizlerle birlikte gerek çocuklarımız gerekse siz yetişkinler için en iyisi ve engüzeli için çalışıyoruz. Bu hafta piyano eğitiminin önemini içeren bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedik. Okurken sıkılmayacağınıza eminiz. (Yazı 2008 yılına aittir)

İyi okumalar!

Piyano çalsın zeki olsun

Araştırmalara göre, küçük yaşta piyano çalmaya başlamak zihinsel gelişimi olumlu yönde etkiliyor.

Bir piyano görüp de tuşlarına basarak farklı sesler çıkarmaktan hoşlanmayan çocuk neredeyse yok gibidir… Piyano çalmaya başlayan bir çocuk için piyanosu, basit bir müzik aletinden çok daha fazla şey ifade eder. Çünkü o her çocuğun kendini anlatabileceği eşsiz bir araç…

Uzmanlar piyano çalmanın saymakla bitmeyen artıları olduğunu vurguluyor. Kendine olan güveni artan çocuk, aynı zamanda en çok ihtiyacı olan şeye kavuşuyor, yani farkediliyor. Bunun dışında son zamanlarda Amerika’da yapılan bir araştırmanın ortaya çıkardığı sonuçlar da piyano ve zeka arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koydu. Fizikçi Gordon L. Shaw ve psikolog Frances H. Rauscher’in 78 çocuk üzerinde yaptığı araştırmaya göre, okul öncesi çocuklara piyano dersi vermek, çocukların zihinsel yapısını geliştiriyor ve bu çocuklar öncelikle matematik ve fen dallarında olmak üzere pek çok alanda diğerlerine göre daha başarılı oluyor. Deney küçük çocuklar üzerinde yapılmış olsa da, 12 yaşına kadar alınan piyano derslerinin zekanın gelişiminde aynı etkiyi yaratacağı belirtiliyor.

piyano eğitimi ve dersÇoğu piyano öğretmeni, piyanoya küçük yaşta başlanması konusunda hemfikir. Çocuğun küçük yaşta öğrendikleri hem daha iyi yerleşiyor hem de zihinsel gelişimine katkıda bulunuyor. Ayrıca yaş büyüyüp, gençlik yılları başladıkça okul ve kulüp aktiviteleri, sevgililer, bilgisayar oyunları, diskolar, seyahatler gibi pek çok etken çocuğun ilgi alanının dağılmasına ve yeteri kadar olaya konsantre olamamasına neden oluyor. Ama piyano ve müzik sevgisi çocuğun ruhuna küçük yaşta işlendiğinde, sonradan gelen tüm aktiviteler ikinci derecede önem taşıyor. İster ünlü bir piyanist olsun, isterse piyanoyu bir hobi olarak devam ettirsin, piyano çalacak olan çocuğun yaşının çok ilerlemeden piyano başına oturması öneriliyor.

ÖĞRETMENİN ÖNEMİ

Herşeyde olduğu gibi piyano eğitimine verilen tepki de çocuktan çocuğa büyük farklılıklar gösteriyor. Kimileri sabırlı ve çalışkan olurken, kimi çocuk da çok kabiliyetli olduğu halde çabuk sıkılabiliyor. Bu konuda ailelere düşen görev özellikle küçük yaşlardaki çocukları gereksiz yere hırpalamamaları. Yani olayın kilit noktası çocuklara aşırı yüklenmemekte. Her çocuk mükemmel piyano çalacak diye birşey yok. Zaten müzik eğitimi alması için çocuğun ille de çok yetenekli olması gerekmiyor. Ama bir virtüoz olmasalar bile piyano çalan çocukların ileriki yaşamlarında pek çok alanda daha başarılı olacakları, algılama ve öğrenme kapasitelerinin artacağı, koordinasyon kurma yeteneklerinin ve yaratıcılıklarının gelişeceği de gözden çıkarılmaması gereken gerçekler arasında…

piyano eğitimi13Bu yeni girişimdeki en önemli unsurlardan biri hiç kuşkusuz çocuk ve piyano öğretmeni arasında kurulan ilişki. Piyanoya yeni başlayan bir çocuk için en önemli ders, piyano ve öğretmeniyle tanıştığı ilk ders… Öğretmen kendini çocuğa nasıl tanıtırsa, sonraki dersler de o yolda devam ediyor. Piyano öğretmenleri bir sanat öğretmeni olarak, çocuğun müziksel potansiyelinin açığa çıkmasına yardımcı oluyor. İşte bu nedenle de çocuğun kendini öğretmenin yanında rahat hissetmesi, onun kendisini anladığına inanması gerekiyor.

Öğretmenler biraz da öğrencilerin yaşına göre davranmak zorunda. Küçük çocuklara ders veren bir öğretmenin çocuğun limitlerini iyi algılayarak gereksiz yere zorlamaması gerekiyor. Çocuğa piyano çalmanın nasıl eğlenceli olabileceğinin öğretilmesi şart. Öğrenciler, yaşları büyüdükçe öğretmenden ona saygı duymasını ve doğru ile yanlışı kendisine göstermesini bekliyorlar. Öğretmen gerçekten çok önemli, çünkü öğrenme isteği, öğretmenin öğretme isteği ile çok yakından ilgili.

NEDEN KLASİK PİYANO

Günümüzde piyano eğitimi denince akla hemen klasik piyano eğitimi geliyor. Oysa radyoyu ya da televizyonu açtığımızda klasik müziğe çok nadiren rastlanıyor. Genelde hep pop, rock ya da alternatif müzikler duyan çocuklar neden Bach, Chopin ya da Beethoven çalmaya zorlanıyor? Klasik müzik eğitimi veren öğretmenler bunun çok önemli nedenleri olduğunu söylüyor. Bir kere klasik müzik son derece matematiksel bir yapı içeriyor. Uzmanların zihinsel gelişimi sağladığını söyledikleri tüm matematiksel yapı bu müziğin içinde var. Günümüzün stillerinin çoğunun çıkış noktası da klasik müzik. Bu nedenle müzik aleti çalmada ve bestelemede klasik metodların kullanımı son derece etkili oluyor. Popüler bir şarkıyı çalan birinin klasik müzik geçmişi olması büyük bir avantaj sağlıyor. Çünkü, klasik müzik çalmış biri çalarken daha gelişmiş teknikleri kullanabiliyor ve daha iyi sesler çıkarabiliyor.

Çocukların piyano öğrenmelerindeki en önemli unsurlardan biri de evdeki piyanonun akordu… Çocuğun aldığı dersten ve çaldıklarından zevk alıp, motive olabilmesi için piyanosundan doğru seslerin çıkması gerekiyor.

Müzik eğitiminin en önemli kısımlarından birisi de kulak eğitimi… Bu nedenle piyanonun akort edilmesi önemli bir etken. Bir piyanonun hangi sıklıkta akort edilmesi gerektiğini bulunduğu ortamın nemliliği belirliyor. Ortamın ne çok kuru ne de çok nemli olması gerekiyor. İklim etkilerini en aza indirmenin bir yolu da piyanoyu sık sık açılıp kapanan kapılardan ve pencerelerden uzak bir yere koymak. Doğrudan güneş ışığı alan yerler, şömine ve havalandırma yanları da piyanonun durması için uygun olmayan yerlerin başında geliyor.

NE DÜŞÜNÜYORLAR

Her çocuğa farklı yaklaşım

piyano-küçük-parmaklarM.S.Ü Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Filiz Ali:

‘‘Piyano çalmak bir koordinasyon meselesi. Çocuk ergenlik çağına geldiğinde, küçükken otomatik olarak öğrenilen şeylerin öğretilmesi de zorlaşıyor. Piyanoya başlanması için en ideal yaş bence 5-7 arası. Tabii ki 3-4 yaşlarındayken evlerinde piyano olup da bu müzik aletiyle erken tanışan çocuklar da olabilir. Bunlarda o yaşlarda üstün bir yetenek görülürse, birşeyler öğretilmeye başlayabilir. Çocuklara piyano öğretmenin çeşitli metodları var. Yıllarca ders vermiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, her çocuğa aynı metodu uygulamak imkansız. Her çocuğa farklı yaklaşmalı.’’

6-8 yaş daha başarılı

Müzik araştırmacısı, piyano öğretmeni Leyla Pamir:

‘‘35 yıldır piyano dersi veriyorum ve pek çok öğrencim oldu. Heidenberg Üniversitesi’nde okuduğum sırada piyano pedagojisi dersleri de aldım. Çok iyi Almanca bildiğim için sonradan orada da hocalık yaptım. Ama şimdiki ortam zor. Farklı müzikler, seyahatler, diskolor, eğlence hayatı falan filan derken çocukların köklü bir müzik eğitimi alabilmeleri giderek zorlaşıyor. Herkes harika çocuk olmadığından dört yaştaki her çocuktan mucize beklememek gerekiyor. Onlara öncelikle melodiyi doğru algılamaları öğretilmeli. Çocuğun kulağı olmadığı durumlarda bile istekli bir çocuksa kulağı geliştirilebilir. Normalde 6-8 yaşlarındaki çocuklardan daha iyi performans alıyorum. 4-5 yaş için başlanmaz demiyorum, ama kabiliyet ve isteğin olması lazım, aksi takdirde çocuk çalışmayabiliyor ve problem çıkıyor. İstisnalar da çıkmıyor değil elbette.’’

Üç yaşında başlayabilir

Çocuk Psikoloğu Murat Güvençer: ‘‘

Sadece piyano değil, başka müzik aletlerinin öğrenilmesi de çocuklar için büyük faydalar sağlıyor. Sinir sisteminde sinaps denilen bağlantı noktaları var. Herşey orada birleşiyor. Bu bağlantılar ne kadar çok artarsa, çocuk zihinsel olarak da o kadar gelişmiş oluyor. Ancak piyano eğitiminin özellikle küçük çocuklarda baskıyla yapılmaması gerekiyor. M İnce motor denilen parmak becerisi üç yaş civarında kazanılıyor. Buradan yola çıkarsak bir çocuğun üç yaşından itibaren piyano çalabileceğini söyleyebiliriz.’’

Okul öncesi

çocukların piyano dersi alması, çocukların zihinsel yapılarını geliştiriyor ve bu çocuklar öncelikle metametik ve fen dallarında olmak üzere pek çok alanda diğerlerine göre daha başarılı oluyor.

Kimileri yuva ve kimileriyse ilkokul çağında olan bu minikler, sınavla girdikleri İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’ne yarı zamanlı olarak devam ediyorlar.

Çocuklar için Piyano Eğitimi nedir ne değildir-PDF

Kaynaklar :[-]

 

Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan Uluslararası Antalya Piyano Festivali Kasım’da başlıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği, sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı festival, Volkswagen ana sponsorluğunda 08 Kasım – 30 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek.

14_uluslararasi_antalya_piyano

Festivale bu yıl Grammy ödüllü sanatçı Michel Camilo, Vladimir Spivakov, Aziza Mustafa Zadeh gibi önemli isimler konuk olurken; piyano festivalinin siparişi üzerine Muhiddin Dürrüoğlu tarafından bestelenen “Anadolu’dan Sahneler”in de dünya prömiyeri yapılacak. Festivalde ayrıca Fazıl Say’ın Water –Su isimli piyano konçertosu ve Michel Camilo’nun “Piyano Konçertosu No: 1” isimli eseri de Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Her gecesiyle izleyiciye ayrı bir tat sunacak olan festivalde, sahnedeki konserlerin yanı sıra halk konserleri ve öğrenciler ile sanatçıları biraraya getiren atölye çalışmaları da yer alıyor. “Şehirde Müzik Var” sloganı ile festival, 14’üncü yaşında da sanatseverlere unutulmaz bir müzik şöleni yaşatacak.

Festival açılışında Fazıl Say’ın yeni eseri “Water” ilk kez seslendirilecek

Festivalin bu yılki açılış konserinde ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın yeni eseri olan ve dünya prömiyeri İsviçre’de yapılan “Water” piyano konçertosu, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Sanatçının piyano ve orkestra için bestelediği eserin prömiyerinde, sanatçıya şef Naci Özgüç yönetimindeki “Antalya Devlet Senfoni Orkestrası” eşlik edecek. Sanatçının suyun sakinliğini ve gücünü müzikle bir araya getirdiği eser; üç farklı bölümden oluşuyor. Eserin ilk bölümü olan “Mavi Su” dans eden, caz yapan, hüzünlenen, derinleşen sonsuz büyük denizi, ikinci bölümü olan “Siyah Su” gece vakti ay ışığı altında baykuş ve kurbağa seslerinin duyulduğu ormanda bir gölü, son bölüm olan “Yeşil Su” ise akarsuları anlatıyor. Konserin ikinci yarısında ise yine Say besteleri yer alıyor. Sanatçının “İlk Şarkılar” adını verdiği on farklı eser izleyici ile buluşurken, Say’ın piyanosuna solist Serenad Bağcan eşlik edecek. Fazıl Say’ın güçlü performansıyla gerçekleşecek açılış konserleri 08 Kasım Cuma ve 09 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

TÜRKİYE’nin en uzun soluklu festivallerinden 23. Akbank Caz Festivali, 25 Eylül Çarşamba günü İngiliz müzisyen Malia’nın The Seed’de vereceği konserle başlayacak.

Sanatçı Malia

Sanatçı Malia

Geniş konser programı, atölye çalışmaları, paneller, yarışmalar ve ‘Kampüste Caz’ konserlerinin yer aldığı festival, 12 Ekim tarihine kadar devam edecek. Yeni dönemin en önemli soul caz seslerinden Malia konserinde, ‘Four Women’, ‘If You Go Away’, ‘Don’t Explain’, ‘Baltimore’, ‘Feeling Good’, ‘Wild Is The Wind’, ‘Marriage Is For Old Folks’ gibi unutulmaz Nina Simone parçalarını yorumlayacak. Festivalin ilk haftasında ayrıca 25 Eylül’de Chrysta Bell Babylon’da, İsveçli piyanist Mattias Nilsson Akbank Sanat’ta, 26 Eylül’de Jim Rotondi Quintet Nardis’te, Natalia Mann Trio Babylon’da, Tamer Temel Quartet Akbank Sanat’ta müzikseverlerle buluşacak.

Festivalin onur konuklarından trompetçi Enrico Rava, ‘Rava Tribe’ projesiyle 27 Eylül’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyicilerin karşısında olacak. Aynı gün, ‘dünyanın en iyi kadın beatbox sanatçısı’ olarak gösterilen Butterscotch, Babylon’da gerçekleştireceği solo performansının ardından Alp Ersönmez’in ‘Cereyanlı’ projesine eşlik edecek. 27 Eylül’de ayrıca Ece Göksu ve Neşet Ruacan Duo Akbank Sanat’ta sahne alırken Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 28 Eylül’de İngiliz saksafon sanatçısı John Surman ile Mare Nostrum ayrı ayrı hayranlarının karşısında olacak.

Festival kapsamında 28 Eylül’de Elina Duni Akbank Sanat’ta, The Real Tuesday Weld Babylon’da, For Ensemble Jazz Company sahnesinde, 29 Eylül’de de Evrim Demirel Ensemble Babylon’da eserlerini seslendirecek.

 

 

İstanbul Modern Sinema, 19-29 Eylül tarihleri arasında “Ölesiye” başlıklı programla, tutkunun hükmettiği hayatların geçtiği 11 filmlik bir seçki sunuyor.

İrade ve yargıları aşan güçlü ihtirasların yaşandığı kara sevdalara, tutkudaki teslimiyet kavramına, tutkuyla tutsaklığın arasındaki çizginin kaybolduğu farklı kaderlere bakan programda, sinema tarihinin farklı dönem ve coğrafyalarından örnekler yer alıyor.

“Ölesiye” programı kapsamında Steven Soderbergh’in Cannes’da Altın Palmiye alan ve James Spader’a da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazandıran Seks Yalanları, Andrey Tarkovski’den Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük ödülü ve FIPRESCI ödülünü kazanan Solaris, Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönen Rainer Werner Fassbinder’in Veronika Voss’u, Jean-Jacques Beineix’nin ilk filmi Diva, Luis Buñuel’in Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü alan Viridiana, Zeki Demirkubuz’un Altın Portakal’da En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alan filmi Kader yer alıyor.

Programda Sam Peckinpah’ın kült yapıtı Bana Alfredo Garcia’nın Kellesini Getirin, Atom Egoyan’ın Oscar’a aday olan filmi Başka bir Dünya, Kim ki-duk’tan Yay, Roger Michell’in Ian McEwan’ın romanından uyarlanan filmi Dayanılmaz Aşk ve Peter Brosens ile Jessica Hope Woodworth’ün Beşinci Mevsim  adlı uzun metrajı da bulunuyor.

Solaris, 1972

Solaris2Sovyetler Birliği, 35mm, 167’, Rusça
Yönetmen: Andrey Tarkovski
Oyuncular: Natalya Bondarchuk, Donatas Banionis
Solaris isimli uzay istasyonundan tuhaf sinyaller gelmektedir. Kozmonot ve psikolog Kris Kelvin bu sorunla ilgilenmek üzere oraya gönderilir. Ancak kendisi de bu büyülü, okyanusa benzer gezegende yaşanan doğaüstü olaylara maruz kalacak, yıllar önce ölmüş karısına kavuşarak kendi bilincinin en karanlık katmanlarına doğru bir yolculuğa çıkacaktır. Rus yönetmen Tarkovski, bilim kurgu yazarı Stanislaw Lem’in romanındaki bilimkurgu şablonunu kırarak insan-doğa ve hakikat kavramları üzerine kendi fikir ve duygularını aşılayarak bir başyapıt yaratmıştır. Vicdan muhasebesi üzerine derin bir gerilim filmi olan Solaris, Cannes’da hem Jüri Büyük ödülü’nü, hem de FIPRESCI ödülünü kazandı.

Seks Yalanları (Sex, Lies and Videotape), 1989  

Sex-Lies-and-VideotapeA.B.D., 35mm, Renkli, 100’, İngilizce
Yönetmen: Steven Soderbergh
Oyuncular: Andy McDowell, James Spader, Peter Galagher
Los Angeles’ta geçen bu film cinsel hayatları karmaşık dört kişinin hikâyesini anlatıyor. Çiftimizin ilişkilerindeki denge, geçmişten bir arkadaşın hayatlarına girmesiyle değişiyor. Cinsel fantezilerin videoya çekilmesi, yalanlar ve sırlarla ilişkiler daha da girift bir hâl alıyor. Seks Yalanları, 29 yaşındaki Steven Soderbergh tarafından Los Angeles’a yaptığı bir seyahat sırasında sekiz günde yazıldı ve çekildi. Film beklenmedik bir gişe başarısı yakaladı ve Cannes’da Altın Palmiye ve Spader’a da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazandırdı.

Kader, 2006  

kader-zekidemirTürkiye, 35mm, 103’, Türkçe
Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oyuncular:  Vildan Atasever, Ufuk Bayraktar, Settar Tanrıöğen
Altın Portakal’da En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alan Kader’de, Demirkubuz’un 1997 filmi Masumiyet’teki Bekir ve Uğur karakterlerinin geçmişlerine, onları ömürleri boyunca tutsak eden duyguların başlangıcına gidiyoruz. Tanışmalarından başlayarak uzun yıllara yayılan bu tutku ve teslimiyet hikayesinde Bekir’in Uğur’a olan umutsuz aşkı hayatını kemirerek onu tam bir ‘tutunamayan’a çevirirken, Uğur ise körü körüne bir hapishane tutkunu olan Zagor’a aşıktır. Kader, izleyicinin yüreğini yakan, ölesiye tutkunun ağırlığını omuzlarımıza yükleyen gerçek anlamda bir kara sevda filmidir.

Veronika Voss (Die Sensucht der Veronika Voss)

Die-Sensucht-der-Veronika-Voss1982, Batı Almanya, DVD, 104’, Almanca
Yönetmen: Rainer Werner Fassbinder
Oyuncular:Rosel Zech, Hilmar Thate, Cornelia Froboess
Fassbinder’in ‘BRD Üçlemesi’nin ikinci filmi olan Veronika Voss, ‘50’li yıllardan – özellikle de UFA Stüdyoları’nın ürettiği – bir melodram kılığına bürünmüşse de, aslında ülkesine dair sert bir hicivdir. Bir zamanların gözde aktrisi Veronika Voss savaş sonrası bir uyuşturucu bağımlısı olarak Münih’te yaşamaktadır. Sinemadaki geçmiş zaferlerinin gölgesinde hayatta kalmak için mücadele ederken bir spor yazarı olan Krohn ile tanışır. Veronika esrarengiz güzelliğiyle onu etkiler, ancak ilişkileri geliştikçe geçmişindeki karanlık sırlar ortaya çıkar. Gerçek bir hikayeden yola çıkan bu melankolik film hem savaş sonrası Batı Almanya’nın ekonomik mucizesine bakıyor, hem de kadın karakteri üzerinden ülkesindeki ahlak ve dürüstlüğü sorguluyor. Bu film katıldığı yıl Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönmüş, Fassbinder birkaç ay sonra odasında ölü bulunmuştu.

Diva, 1981

diva-Jean-Jacques-BeineixFransa, 35mm, 123’, Fransızca
Yönetmen:  Jean-Jacques Beineix
Oyuncular:  Frédéric Andréi, Wilhelmenia Wiggins Fernandez
Fransız Neo-Barok döneminin de ilk örneklerinden olan, Jean-Jacques Beineix’nin bu ilk filmi, gösterişli, stilize bir polisiyedir. Opera tutkunu bir postacı olan Jules, özellikle de Amerikalı diva Cynthia Hawkins’e saplantıyla bağlıdır. Konserinden gizli bir ses kaydı alınca işin içine müzik piyasasındaki korsan çeteler girer. Çürümüş polis teşkilatının olaya karışmasıyla işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.  Bu rengarenk, romantiklikten de vazgeçmeyen distopyada aksiyondan kara filme birçok tür bir arada. Filme ruhunu veren en etkileyici unsur ise Vladimir Cosma’nın operaya çalan müzikleri.

Viridiana, 1961  

viridiana-luis-bunuelİspanya/Meksika, DVD, 90’, İspanyolca
Yönetmen: Luis Buñuel
Oyuncular:Silvia Pinal, Francisco Rabal, Fernando Rey
Gündüz Güzeli’nin iffetli ama düşmüş sarışını, burada Viridiana’yı oynuyor. Viridiana kendini ebediyen Kilise’ye adamak üzereyken başrahibe eğitimi için gereken masrafları karşılamış olan zengin amcası Don Jaime’ye bir veda ziyareti yapar. Önce ondan kuşkulansa da Jaime masum yeğenine o kadar nazikçe davranır ki, kız onun kendisini baştan çıkarmaya niyetlendiğinden şüphelenmez. Ancak, Viridiana ilaçlı kahveyi içip kendinden geçince, Jaime’nin yüreği ona tecavüz etmeye elvermez. Yine de, kendisini bırakıp manastıra dönmesin diye Viridiana’ya artık bakire olmadığını söyler. Fetişi ve taşlamayı seven bir yönetmen olan Buñuel’den tanıdık bir kara komedi.İnsan doğası üzerine alaycı ve bozguncu film, yetkililerden habersiz olarak İspanya adına Cannes Film Festivali’ne katılarak Altın Palmiye’yi kazanmıştı.

 Bana Alfredo Garcia’nın Kellesini Getirin (Bring me the Head of Alfredo Garcia), 1974

Bring-me-the-Head-of-Alfredo-GarciaABD/Meksika, 35mm, 112’, İspanyolca/İngilizce
Yönetmen:Sam Peckinpah
Oyuncular: Silvia Pinal, Francisco Rabal, Fernando Rey
Zengin ve güçlü çiftlik sahibi bağırır: “Bana Alfredo Garcia’nın kellesini bulun!” İki ödül avcısı yola koyulur ve asıl kahramanımız, piyanist barmen Bennie ile bir salonda karşılaşırlar. Film Bennie’nin kelleyi teslim ettiğinde bir milyon dolar ödül kazanacağını inanarak kız arkadaşıyla birlikte çıktığı sarhoş ve şiddetli Meksika yolculuğunu anlatır. Yıllar sonra kült film olarak anılacak bu yolculuk kan ve tekila kokacak, Peckinpah çaresiz anti-kahramanını sevse de ona acımayacak, filmini Western gibi başlatıp daha karanlık bir anlatıma gidecek, tutku ve saplantının sınırlarını sorgulatacaktır.

Yay (Hwal), 2005  

hwal-yayGüney Kore / Japonya, 35mm, 90’, Korece
Yönetmen: Kim ki-duk
Oyuncular: Yeo-reum Han, Si-jeok Seo, Gook-hwan Jeon
Çocukluğundan beri büyüttüğü genç bir kızla birlikte okyanusun orta yerinde, teknede yaşayan 60 yaşlarındaki bir balıkçının hikayesini anlatıyor Yay. Dış dünyaya kapalı  yaşayan bu ikilinin geçim kaynağı teknede balıkçılara ev sahipliği yapmak ve ok atarak fal bakmaktır. Genç kız için hayatın anlamı o tekne ve engin sularken, balıkçı kızı babacan bir tavırla kollar, ona bakar ve evlenecekleri gün için hediyeler alır. Sabır ve bilgelikle kız 18’ine varınca onunla evlenmeyi hayal ederken genç bir delikanlının kızın gönlünü çalmasıyla işler planladığı gibi olmaz. Ahlak, sevgi, tutku, bağlanma ve öldürme derken hikaye kendini mistik bir sona doğru taşır.
Başka bir Dünya (The Sweet Hereafter), 1997
Kanada,Bluray, 112’, İngilizce
Yönetmen: Atom Egoyan
Oyuncular: Ian Holm, Caerthan Banks, Sarah Polley
Holm’un oynadığı büyük şehir avukatı Mitchell Stephens küçük bir Kanada kasabasına gelir. Kasaba halkının başına büyük bir trajedi gelmiş, 14 çocuk bir otobüs kazasında feci şekilde ölmüştür. Stephens kalan ebeveynlere giderek onları birleştirmeye ve suçluya karşı dava açmalarına ikna etmeye çalışır. Bir yandan da kendi kızının uyuşturucu problemiyle uğraşmakta, onu neredeyse kaybetmek üzeredir. Kazadan kurtulan tek tanık Nicole, bu dava için kilittir. Egoyan metaforik mikroskobundan suçun özüne, insan ilişkilerindeki çetrefilliğe bakıyor. Ölümün trajedisinden çok hayatta kalmanın yasıyla ilgilenen yönetmen, ustalığını parlattığı bu filmle Oscar’a aday olmuştu.

Beşinci Mevsim (La Cinquième Saison), 2013 

La-Cinquième-SaisonBelçika, Hollanda, Fransa, Bluray, 93’, Fransızca-Flamanca
Yönetmen:  Peter Brosens, Jessica Hope Woodworth
Oyuncular: Aurélia Poirier, Django Schrevens
İsimsiz, sıradan bir Belçika köyü gizemli bir afetin etkisi altında kalır ve köye o yıl bahar gelmez. Belli ki, doğanın döngüsünde bir sorun vardır. Her yıl kış sonu kutlanan şenlik ateşinde otlar alev almayınca tohumlar da büyümemeye, inekler süt vermemeye başlar. Köy halkı panik ve husumetle bir araya gelir; kısa sürede bir günah keçisi aramaktan da çekinmeyecektir. Doğa adeta insanoğlunu cezalandırmaya karar verdiğinde, köyün üç çocuğu Alice, Thomas ve Octave olan biten karşısında hayatta kalmaya çalışırlar. Bu tüyler ürpertici kıyamet filminin ilk gösterimi Venedik Film Festivali’nin yarışmasında yapıldı.

Dayanılmaz Aşk (Enduring Love), 2004

Enduring-LoveBirleşik Krallık, 35mm, 100’, İngilizce
Yönetmen:Roger Michell
Oyuncular: Rhys Ifans, Daniel Craig, Samantha Morton
Zekice yazılmış, dramatik bir gerilim. Akademisyen Joe’nun hayatı, bir gün piknikte kurtarmaya çalıştığı başka bir adamın ölümüne sebep olan bir balon kazasından sonra değişir. Joe, tanık olduğu kazanın kötü anılarını ve ölümün etkisini üzerinden atmakta zorlanır ve kendi rolünü sorguladığı olayda balonun ipini tutarak yardım etmeye çalışanlardan biri olan Jed, onu bulur. Aralarında “Tanrı sevgisi” ile birlikte tuhaf bir bağ oluşur. Aşk, kader ve tutkuyu inceleyen film için iki erkek arasında geçen bir tür Öldüren Cazibe, denilebilir. Ian McEwan’ın romanından uyarlanan filmin özellikle nefes kesen açılışına dikkat!

 

Fazıl Say’a hapis cezası!

 

nar sanat fazıl say2Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say “dini değerleri aşağılama” suçlamasıyla yargılandığı davada 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say‘ın, ”halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı’‘ iddiasıyla yargılandığı davada, bu suçtan 10 ay hapisle cazalandırılmasına karar verildi. Bu hüküm, 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla geri bırakıldı.

İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık Fazıl Say katılmadı. Say’ı avukatı Meltem Akyol temsil etti. Duruşmada, şikayetçiler Ali Emre Bukağılı ve Orkun Şimşek ile avukatları hazır bulundu.

Avukatı: ”Say’ın aşağılama kastı yok”

Yabancı gazetecilerin de yoğun ilgi gösterdiği duruşmada, mütalaaya karşı söyleyecekleri sorulan Say’ın avukatı Akyol, daha önce yaptıkları yazılı ve sözlü savunmaları tekrar ettiğini belirterek, şunları söyledi:

”Dava konusunun, özel ve teknik bir yargılamayı gerektirmediği kanaatindeyiz. Hukuki mütalaadan, aleyhimize olanları kabul etmiyoruz. Takdiri mahkemeye bırakıyoruz. Sanığın söylemlerinde aşağılama ve hafife alma kastı olmadığı kanaatindeyiz. Sanığın müsnet suçtan beraatine karar verilmesini talep ederiz.”

”Yayın yoluyla, kast ve ısrarla işlenen suç”

Hakim Hulusi Pur, duruşmada söz isteyen şikayetçilerin avukatlarının bu talebini reddederek, davaya ilişkin kararını açıkladı.

Buna göre Hakim Pur, sanık Fazıl Say’ın eylemini, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 216/3. maddesinde ön görülen, ”Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü gereğince sabit bulduğunu ifade etti.

Suçun işleniş şekli, sanığın kastı, suç işlemesindeki ısrarı, suçun işlendiği zaman ve yeri, sanığın güttüğü amaç ve saikini de göz önüne alarak Say’ı 8 ay hapis cezasına çarptıran Hakim Pur, eylemin yayın yoluyla işlenmiş olması nedeniyle bu cezayı yarı oranında arttırarak önce 12 aya, sanığın duruşmalardaki tavır ve davranışlarına göre de 1/6 oranında indirim uygulayarak 10 ay hapis cezasına düşürdü.

Hakim Hulusi Pur, Say hakkında verdiği 10 ay hapis cezası hükmünün açıklanmasını, sanığın sabıkasız oluşunu dikkate alarak, 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla geri bıraktı.

Haber dünya gündeminde

Fazıl Say’a verilenhapis cezası dünya gündeminde ilk sıralarda yerini buldu. BBC haberi dünyaya duyuran ilk kanallar arasında yer aldı.

Twitter’dan yazmayla başlayan dava

Fazıl Say’ın Twitter’daki mesajında alıntı yaptığı ve şikâyete konu olan Ömer Hayyam’ın şiirinin dörtlüğü şöyle:

‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun Cennet-i alâ meyhane midir?’

Avrupa Birliği kararla ilgili endişeli!

Avrupa Birliği Komisyonu, piyanist Fazıl Say’ın sosyal paylaşım sitesi Twitter’da kullandığı ifadeleri nedeniyle “dini değerleri aşağılamak” suçundan hapis cezasına çarptırılmasından endişe duyduğunu bildirdi.

AB Komisyonu Sözüsü Maja Kocijancic, olağan basın toplantısında bir soru üzerine, eski AB Kültür Elçisi Say’a verilen cezayı endişeyle öğrendiklerini belirterek, ifade özgürlüğü vurgusu yaptı.

Kocijancic, “AB Komisyonu, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda ifade özgürlüğüne tam saygı göstermesinin öneminin altını çiziyor” dedi.

Fazıl Say’dan hapis cezasıyla ilgili ilk açıklama

Twitter’da paylaştığı şiir nedeniyle bugün 10 ay hapis cezası alan piyanist Fazıl Say bir açıklama yaptı.

Twitter’da paylaştığı ömer Hayyam dizeleri nedeniyle yargılanan piyanist ve besteci Fazıl Say, 19. Sulh Ceza Mahkemesi’nce bugün açıklanan 10 ay hapis cezasına çarptırılması kararına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Say’ın karar ile ilgili açıklaması şöyle: “Mahkeme sonucu çıkan karar için yurdum adına çok üzgünüm. İfade özgürlüğü açısından hayal kırıklığına uğradım. Hiçbir suçum olmamasına rağmen ceza almış bulunmam şahsımdan çok, Türkiye’deki ifade ve inanç özgürlüğü adına kaygı vericidir.” 

 Kaynak :[-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, 16 yıldan bu yana aralıksız destek veren Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Caz Festivali bu sene 20. yılını kutluyor.

2–19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek 20. İstanbul Caz Festivali,  caz dünyasının ünlü sanatçılarının yanı sıra yine pop, rock, folk ve dünya müziğinin başarılı isimlerini de müzikseverlerle özel bir programda buluşturacak.

İstanbul Caz Festivali 20. Yıl Etkinlikleri Nisan’da  Branford Marsalis & Joey Calderazzo Konserleriyle Başlıyor 

İstanbul Caz Festivali’nin 20. yıl sürprizleri erken başlıyor. Branford Marsalis ve Joey Calderazzo ikilisi, festivalin 20. yılı kapsamında 15 Nisan Pazartesi ve 16 Nisan Salı akşamları saat 21.30’da

iki gece üst üste Salon’da olacak. Caz dünyasının önemli saksafoncuları arasında gösterilen Branford Marsalis ve 90’ların başında tanışarak uzun yıllardır birlikte müzik yaptığı piyanist Joey Calderazzo, İstanbul Caz Festivali için ilk kez İstanbul’da müzikseverlerle buluşacak.

Grammy ödüllü saksafoncu Branford Marsalis aralarında Miles Davis, Dizzy Gillespie, Tina Turner, Sting, Kevin Eubanks, Bruce Hornsby gibi birçok önemli ismin kayıtlarında yer aldı. Klasik müziğe duyduğu ilgi Creation isimli albümünde güçlü bir şekilde hissedilen Marsalis, 2010 yılındaNew York Filarmoni Orkestrası ile solist olarak konserler verdi. Prodüktörlük geçmişi de bulunan ve 2002 yılında Marsalis Music adlı bir plak şirketi kuran Marsalis, halen North Carolina Central University’de ders de veriyor.

Caz dünyasına Michael Brecker Quintet’in turne kadrosuna katılarak giriş yapan piyanist Joey Calderazzo, ilk albümü In The Door vesilesiyle Branford Marsalis ile bir araya geldi ve ikilinin uzun yıllara yayılacak müzikal birliktelikleri de böylece başladı. Calderazzo Trio ismini verdiği ekibiyle başarılı albümlere imza atan ve Jerry Bergonzi, Dave Holland, Jack DeJohnette gibi birçok önemli isimle projeler gerçekleştiren Calderazzo, 1998’de Kenny Kirkland’ın vefatından bu yana, Branford Marsalis Quartet’in piyanisti olarak ekipte yer alıyor. Branford Marsalis ve Joey Calderazzo, uzun yıllara dayanan müzikal işbirliklerini ve dostluklarını, 2011 yılında çıkardıkları Songs of Mirth and Melancholy isimli albümle pekiştirdi.

20. İstanbul Caz Festivali’nin özel konseri Branford Marsalis ve Joey Calderazzo’nun 15 ve 16 Nisan’da Salon’daki konserlerinin 9 Mart Cumartesi günü Biletix satış sistemi ve İKSV Salon gişesinden satışa çıkıyor. Usta ikiliyi aynı sahnede görme fırsatını kaçırmak istemeyen cazseverlere duyurulur.

Bugünlerde müthiş bir Rus piyanisti ortalığı kasıp kavuruyor, fırtına gibi esiyor. Günümüzün en iyi Rus piyanistleri arasında kabul edilen Alexei Volodin, 15 Şubat 2013 Cuma 20:00’de Sakıp Sabancı Müzesi’ ‘the Seed’de sevenleriyle buluşacak.

Rusya’nın en ünlü piyanistlerinden Alexei Volodin, Sakıp Sabancı Müzesi’de sevenleriyle buluşacak.

Hayranlarıyla görkemli bir buluşma planlayan Volodin, konserindeBeethoven, Rachmaninov ve Prokofiev’den seçmeleri seslendirecek

Albümleri, Almanya’da Live Classics, Avusturya’da ABC Classics ve Hollanda’da Challenge Records tarafından yayınlanan Alexei Volodin son albümünden sonra Challenge Classics sanatçısı oldu.

Piyanist Fazıl Say’ın yargılanmasını eleştiren Dünya Yazarlar Birliği’ne (PEN), ifade özgürlüğüne kısıtlama getiren TCK’nın 301’inci maddesinden soruşturma açıldı. PEN, Fazıl Say’ın yargılanmasını kınamış, “Dünya kamuoyu Türkiye’deki faşist gelişmeler karşısında alarma geçmiş durumdadır” ifadesini kullanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, PEN Türkiye Merkezi’nin web sitesinde besteci ve piyanist Fazıl Say’ın yargılanmasını eleştiren bir açıklama yapması üzerine soruşturmayı açtı ve PEN Türkiye Yönetim Kurulu üyelerinin ifadelerini aldı. Soruşturmaya konu olan açıklama PEN Türkiye web sitesinde 3 Haziran 2012 tarihinde yayınlanmıştı.

“TÜRKİYE’DEKİ FAŞİST GELİŞMELER…”

PEN’in ifadeye konu olan açıklamasında, Fazıl Say’ın yargılanması eleştirilerek,  “Dünya Yazarlar Birliği PEN Türkiye Merkezi olarak değerli besteci ve piyanistimiz Fazıl Say’ın mahkemeye sevk edilmesini dehşetle karşılıyor, kuvvetle kınıyoruz. Dünya kamuoyu Türkiye’deki faşist gelişmeler karşısında alarma geçmiş durumdadır” ifadesi kullanılmıştı.

GAZETECİLER GÜNÜNDE SAVCIYA İFADE VERDİLER

PEN Türkiye Yönetim Kurulu İstanbul’da savcıya Türkiye’de ‘çalışan gazeteciler günü’ olarak kutlanan 10 Ocak’ta, dün verdi.

Savcılık soruşturmayı, PEN açıklamasındaki ifadelerin TCK’nın 301. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ” TC hükümetini, devletin yargı organlarini, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak’ suçuna girdiğine karar vererek, bu maddeden açtı.

 ” TCK 301 TÜRKİYE İÇİN AYIP “

PEN Türkiye temsilciliği, açılan soruşturma konusunda bir açıklama yaptı. Açıklamada şöyle denildi:

“25 Aralık 2012 tarihinde bir polis memuru PEN Türkiye Merkezi’nin İstanbul’daki ofisine gelerek Yönetim Kurulu üyelerinin ev adreslerini talep etmiştir. Bu soruşturmanın Adalet Bakanlığı tarafından onaylanması durumunda, PEN Türkiye Başkanı Tarık Günersel, İkinci Başkanı Halil İbrahim Özcan, Genel Sekreteri Sabri Kuşkonmaz, Uluslararası Sekreteri Ahmet Erözenci, Saymanı Tülin Dursun ve Yönetim Kurulu’nun diğer üyeleri Zeynep Oral ile Mario Levi ve ayrıca açıklamayı PEN sitesine aktaran şair ve eleştirmen Nihat Ateş, Türkiye’de bu kanun üzerinden halihazırda yargılanmakta olan çok sayıdaki yazara katılacaklardır.”

“PEN TÜRKİYE YÖNETİM KURULU’NA SALDIRIDIR”

PEN açıklamasında, TCK’nın 301. maddesinin ifade özgürlüğü ilkesi ile taban tabana zıt olduğu belirtilerek, bu maddenin ‘hem Türkiye içinde, hem de bütün dünya tarafından ayıplandığı’ da ifade edildi.

PEN Uluslararası Başkanı John Ralston Saul konuyla ilgili olarak bir açıklama yaparak, “Bu soruşturma, ülkedeki meslektaşları tarafından seçilerek görevlendirilmiş olan PEN Türkiye Yönetim Kurulu’nun tamamına yapılmış bir saldırıdır. Üstelik, yapılmakta olan suçlama, uluslararası ifade özgürlüğü standartları düşünüldüğünde kendisinin de varolmaması gereken bir yasanın yanlış yorumlanması sonucu oluşmuştur” ifadesini kullandı.

 

Haber : Zeynep GÜRCANLI

Kaynak : [-]