piyanist

piyanist konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. piyanist konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. piyanist konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri piyanist konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Dünyaca ünlü piyanist olan Fazıl Say, 13 yıl sonra Konya’da hayranlarıyla buluştu. Ünlü piyanist, 2 bin kişinin doldurduğu salonda yeni besteleri Truva Sonatı ve İzmir Süiti´ni de seslendirdi.

Piyanist ve besteci Fazıl Say, Konya’da Selçuklu Kongre Merkezi Anadolu Oditoryumu’nda sevenleriyle buluştu.

Say, konserde, Truva Sonat, Kara Toprak ve İzmir Süiti eserlerini seslendirdi.Konserde ayrıca, sunucu Yekta Kopan ve Fazıl Say Truva Sonatı üzerine özel bir söyleşi de gerçekleştirdi. Fazıl Say, müzikseverler için ünlü bestecilerin eserlerini de yorumladı. Say’ın Truva Sonatı, 40 dakikalık ve 10 bölümlük bir piyano sonatından oluşuyor.

Konser sonrasında  Instagram hesabından açıklama yapan Say şunları dile getirdi :

Konya’da yıllar sonra tekrar konser verdim. Muhteşem bir yeni konser salonu yapmışlar, Selçuklu Kongre Merkezi. Dün akşam harika bir dinleyici kitlesi vardı, büyük bir ilgi ve itina ile dinlediler. 1800 kişilik salonda biletler haftalar öncesinden tükenmişti, teşekkürler Konya. Umarım her yıl yeni projelerimle buluşuruz.

Müzisyen biyografilerinin gündemde olduğu şu günlerde biz de sinema tarihinden seyredilmesi gereken müzisyen filmlerini sizler için seçip derledik. Seçkimizde belgeselleri, televizyon film ve dizilerini dışarıda bıraktığımızı hatırlatalım.

Piyanist 2002 (The Pianist)

Gerçeklere tanıklık eden bir dönem filmi olması ve fazla müzik içermemesi nedeniyle “müzisyen biyografisi” denilince ilk akla gelen filmlerden değil belki… Ama öte yandan her şeyiyle sinema tarihinin en çarpıcı müzisyen biyografilerinden biri olduğu kesin. 7 dalda Oscar’a aday gösterilen “Piyanist” gösterime girdiği yılın en çok konuşulan filmlerinden biriydi.

Piyanist Wladyslaw Szpilman’ın gerçek hayat hikâyesi baştan sona her şeyiyle çarpıcıydı. Polonyalı bir Yahudi olan Szpilman, II. Dünya Savaşı yılları arasında savaşa, soykırıma tanık olmuş ve mucizevi bir şekilde hayatta kalmayı başarmıştı. Roman Polanski’nin yönetmenliğinden büyük destek alan film, başroldeki Adrien Brody’ye en iyi erkek oyuncu dalında bir Oscar kazandırdı.

The Buddy Holly Story 1978

Elvis Presley ve Bill Haley’den etkilenen, Beatles’a ilham verdiği söylenen Amerikalı müzisyen Buddy Holly ve grubu The Crickets’in hikâyesi… Film Holly’nin hayatını Texas’daki ilk yıllarından başlayarak getiriyor karşımıza. İlk başarısız denemelerinin ardından “That’ll Be the Day” şarkısı geliyor ve Holly yükselmeye başlıyor…

Steve Rash’in yönettiği filmde, şarkılar ve sahne performansları canlı olarak çekilip kaydedilmişti. Buddy Holly’nin rock-and-roll enerjisini beyazperdeye başarıyla yansıtan Gary Busey, kariyerinin en iyi performanslarından birini sergilemiş ve Oscar’a aday gösterilmişti. Filmin bir başka özelliği de disko müziğin altın çağı yaşanırken Amerikan gençliğine Buddy Holly’yi ve müziğini tanıtmış olmasıdır. Holly’nin en güzel şarkılarına yer veren film, müzisyenin albüm satışlarını da artırmıştı.

Bird 1988

Seyirciyi 1940’li ve 50’li yılların caz kulüplerine götüren, “Bird” lakaplı Charlie Parker’ın müziğini ipnotize edici güzellikte aktaran bir film… Bir caz güzellemesi ya da saygı duruşu da denilebilir. Yönetmen Clint Eastwood, ilk dinlediği andan itibaren hayranı olduğu Parker’ın müziğini zarif bir anlatımla birleştiriyor; onun ustalığını, caz müziğine katkılarını vurgulamayı ihmal etmiyor.

Bohem bir hayat sürdüren ve uyuşturucu nedeniyle erken yaşta hayatını kaybeden efsane caz saksafoncusunda Forest Whitaker, kariyerinin en etkileyici ve başarılı performanslarından birini çıkarıyor.

Control 2007

Joy Division grubunun 23 yaşında intihar eden gizemli solisti Ian Curtis’in öyküsü… Film Curtis’in hayatını şöhrete ulaşmadan önce, bir iş bulma ajansında çalıştığı yıllara giderek anlatıyor. İlk zamanlar grubun adı Warsaw. Sonra adı değişiyor ve giderek yükselen bir başarı grafiği çiziyor.

Şöhrete ulaşmadan önce de melankolik bir genç olan Ian Curtis, aynı zamanda epilepsi hastası. Grubun popülerleşmesi sürecinde genç yaşta evlendiği Debbie ve daha sonra ilişki kurduğu Annik arasında kalan Ian Curtis, sorunlarla baş etmekte zorlanıyor… Anton Corbijn’in siyah – beyaz 35mm formatıyla çektiği “Control”, görsel atmosferiyle öne çıkan hüzünlü bir biyografi. Ian Curtis’i Sam Riley canlandırıyor.

Get On Up 2014

Tate Taylor’ın yönettiği film, 2014 yazında gösterime girdiğinde seyirciden ilgi görmedi. Belki de bu başarısızlığı nedeniyle Türkiye’de gösterime girmedi. Eleştirmenler ise filme karşı daha ilgiliydiler. Sonuçta, “Get On Up”, kesinlikle kötü bir film değil. Film, soul müziğin büyük ustası James Brown’ın yaşam öyküsünü kronolojik bir düzende değil, 1980’ler, 60’lar ve 30’lar arasında gidip gelerek anlatıyor.

Brown’ın yoksul ve zor çocukluğu, cezaevinde geçirdiği günler, müzikteki yükselişinin yanı sıra müziği nasıl değiştirdiği de filmin konuları arasında… Chadwick Boseman’ın performansı bile filmi seyretmek için yeter aslında. Boseman, Brown’ın sahnedeki enerjisini ve ruhunu “aslına sadık” bir yorumla canlandırıyor.

Lübnan ve Meksika asıllı olan Fransız genç piyanist Simon Ghraichy, Türk sanat dünyasının hayranı olduğunu ve Türk sanatçılarını çok sevdiğini belirtti.

Lübnan ve Meksika asıllı Fransız piyanist Simon Ghraichy, Ankara’da Erimtan Müzesi’ndeki konserinden önce verdiği röportajında Türk sanat dünyası için oldukça iyi sözlerde bulundu.

Farklı kökenlerden geldiğini ifade eden Ghraichy, “Birleşmiş Milletler gibiyim, Fransa, Lübnan ve Meksika vatandaşıyım. Babam Lübnanlı, annem Meksikalı, uzun zamandır Fransa’da yaşadık. Paris’te büyüdüm. Kendimi Fransız olarak görüyorum. Ancak yakın hissettiğim Lübnan ve Meksika kökenimden gurur duyuyorum.” dedi.

Köken farklılığının müzik etkisinde önemli bir farklılık yarattığını söyleyen  Fransız piyanist, “Fransa’da ve Avrupa’nın farklı üniversitelerinde klasik müzik eğitimi aldım. Ancak klasik Avrupa müzisyenlerine benzemek istemedim. Kendim yer edinmek ve farklı bir ses yakalayabilmek için çok bağlı olduğum ve saygı duyduğum Lübnan ve Meksika kökenimden esinlenerek müzik yapıyorum.” diyerek sözlerine devam etti.

Lübnan, Meksika ve Fransa müziği arasındaki farklıklara değinen Ghraichy, müziğine bu farklı kültürlerle renk kattığını ve bunun kendisi için bir ayrıcalık olduğunu söyledi.

Ghraichy, daha önce Türkiye’de iki kez tatil yaptığını ancak Fransız Kültür Merkezinin daveti üzerine ilk kez Türkiye’ye konser vermek için geldiğini anlatarak, “İlk defa müziğimi Türk dinleyicilere seslendiriyorum. İstanbul ve Adana’da konser verdim. Çok coşkulu seyirciler vardı, muhteşemdi. Benim için çok önemli bir tecrübe. Çok kısa süreliğine geldiğim için Türkiye’nin sadece bir bölümünü keşfedebildim.” dedi.

Türkiye’de çok iyi karşılandığını belirten Ghraichy, dünyaca ünlü besteleri Türk seyirciler için seslendirmek istediğini ifade etti.

Türk sanatına hayran kaldı

Türk sanatına olan hayranlığını dile getiren piyanist Ghraichy, “Türk müzik dünyasını ve Türk sanatçılarını çok seviyorum. Yorumcu ve besteci Fazıl Say gibi Türk sanatçıları yakından takip ediyorum. İleride, Say ile besteler seslendirmek istiyorum.” dedi.

Genç Türk piyanistlere tavsiyelerde de bulunan 33 yaşındaki Ghraichy, şunları kaydetti:

“Genç Türk piyanistlerin de bu karmaşık dünyada kendi özelliklerini ve kimlikliğini koruyarak yer edinmeleri gerektiğini düşünüyorum. Birçok Türk besteci olduğunu biliyorum. Arkadaşlarımdan biri de klasik Türk besteciler üzerinde tez çalışmalarını sürdürüyor. Çünkü bilinmeyen birçok Türk besteci var. Meksika ve Lübnan’da bilinmeyen bestecilerin eserlerini seslendirerek tanınmasına katkı sağlıyorum. Genç Türk piyanistlerin de benim gibi bilinmeyen Türk bestecilerin eserlerinin tanınmasına katkı sağlayacağından eminim.”

Beethoven’dan Pink Floyd’a, Bach’tan Coldplay’e klasik ve rock piyano düzenlemeleri ile büyük beğeni toplayan genç piyanist Ayşe Deniz, 6 Ekim’de Grand Pera Emek Sahnesi’nde müzikseverlerle bir araya geliyor.

Beyoğlu İstiklal Caddesi’nin en önemli tarihi yapılarından biri olan Grand Pera’da bulunan Emek Sahnesi, birbirinden değerli sanatçıları ağırlamaya devam ediyor. 6 Ekim akşamı Emek Sahnesi’nde Pink Flyod, Nirvana, Coldplay şarkılarını piyano düzenlemeleriyle yorumlayan genç piyanist Ayşe Deniz müzikseverlerle buluşuyor.

Moskova’da Kremlin Sarayı ve Christ The Saviour Katedrali; Verbier’de L’Eglise; Londra’da Duke’s Hall, Steinway Hall ve Kings Place; Kiev Açık Hava Tiyatrosu ve Lysenko Hall; Fort Worth PepsiCo Hall; Rochester Kilbourn Hall; Aspen Harris Hall; Santa Barbara Lehmann Hall ve Kuzey Kıbrıs Bellapais Antik Manastır’ı gibi birçok ünlü mekanda konser veren Ayşe Deniz’in müziği bu kez Beyoğlu’nun tarihi atmosferini yaşatmaya devam eden Emek Sahnesi’nde yankılanacak.

Londra’da yaşayan Ayşe Deniz, lisansını The Eastman School of Music’te, yüksek lisansını ise Londra Kraliyet Akademisi’nde bitirdi. Floyd’un müziğini ” Liszt” tarzında yeniden yorumladı. Bunun ardından binlerce prog-rock hayranının ilgisini çekti ve Pink Floyd Classical Concept albümü ortaya cifti. Eserleri California “Wavelength”; Sofya “Piano Extravaganza”, Arjantin Chacabuco “El Cine Espanol”; Portekiz Gouveia Art Rock; İtalya “Piano City Milan”, Ekvator; İstanbul ve Ankara Müzik Festivallerinde icra etti. Kasım 2015’te Kurt Cobain’e ithaf ettiği “Nirvana Project” albümü Birleşik Krallık’ta iTunes “En İyi Klasik Albümler “de ilk 10’a girdi. Genç piyanistin “Nirvana Project”, “Pink Floyd Classical”, “Piano Playlist Vol.1” ve “A Chopin Affair” adlı dört albümü bulunuyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’muzda dikkat çeken bir workshop’a imza attık.

Uludağ Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Piyano Ana Sanat Dalı mezunu – Piyanist Rasim Yağız İLHAN kurumumuzda 14 Eylül 2018 Cuma günü öğrencileriyle birebir ilgilenip keyifli bir Piyano Masterclass’ı gerçekleştirmiş oldu.

Detaylı bilgi ve ön kayıt için 0212 570 80 68’i arayabilirsiniz.

Dünyanın en ünlü piyanistlerinden biri olan Fazıl Say, Darüşşafaka’nın 155’inci yıldönümü kutlamaları nedeniyle düzenlenecek olan gecede konser verecek.

Fazıl Say, bu konser için ücret talep etmedi. Gecede toplanacak olan paraların tamamı Darüşşafaka’nın eğitimini üstlendiği 1000’e yakın öğrenci için kullanılacak.

06 Nisan 2018 günü İş Sanat Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek olan resitalde Fazıl Say hem kendi eserlerini, hemde çağdaş bestecilerin eserlerini de yorumlayacak.

Biletler Darüşşafaka’nın internet adresi üzerinden temin edilebilecek.

Yaşayan en büyük bestecilerden biri olarak bilinen İtalyan piyanist ve bestekar Ludovico Einaudi, Türkiye’de konser verecek.

İtalyan piyanist ve bestekar Ludovico Einaudi konser vermek üzere İstanbul’a geliyor.

Klasik müziği rock ve elektronik gibi tarzların enstrümanlarıyla birleştirip yeni bir müzik anlayışı yakalayan İtalyan piyanist ve bestekar Einaudi, 6 yaşında tanıştığı piyanoyla başarılı eserler üreterek dünya çapında tanınmış ve çok sayıda filmin altyapı müziklerini üstlenmiştir.

Yaşayan en büyük besteci ve piyanistlerden biri olarak anılan Ludovico Einaudi, 6 Şubat 2018 günü Zorlu PSM’de İstanbullu müzikseverlerle buluşacak.

İstanbul Resitalleri kapsamında konser verecek olan Rus piyanist Vitaly Pisarenko, İstanbullu müzikseverlerle 9 Ocak 2018 tarihinde Sakıp Sabancı Müzesi the Seed’de buluşacak.

9 Ocak’ta Sakıp Sabancı Müzesi the Seed’de konser verecek olan Rus piyanist Vitaly Pisarenko, Franz Liszt Uluslararası Piyano Yarışmasında birinci olmuştu. Vitaly Pisarenko müzik otoritelerince “Genç Liszt” olarak gösteriliyor.

Henüz 31 yaşında olan genç piyanist, bugüne kadar toplam 30 ülkede konser verdi. 9 Ocak’ta Sakıp Sabancı Müzesi the Seed’de konser verecek olan Vitaly Pisarenko, konserde Schubert, Prokofiev, Rachmaninov ve Liszt eserlerini yorumlayacak.

burcu-isil-oguz-erkan-basa

Marmara üniversitesinin topluma hizmet etkinliği kapsamında Kazım Karabekir (Erenköy) Kültür Sanat Merkezinde  Doç. Dr. Zuhal Özcengiz önderliğinde gerçekleştirilen “Geçmişten günümüze resim ve müzik alanındaki gelişmeler” adlı konser etkinliğinde piyano ve şan eğitmenimiz Işıl Oğuz ‘da yer almıştır. Kendisini Nar Sanat ailesi adına Etkinlik Koordinatörümüz Erkan Başa ziyaret etmiş ve sürpriz yapmıştır. Mart ve Nisan ayında da konserin tekrarı yapılacaktır. Hocamıza başarılarının ve sosyal projelerinin devamını dileriz..

 

KONSER İÇERİĞİ

İLKEL TOPLULUKLAR (ESAT MERT KOÇ Ortaçağ’ın sonuna kadar sunacak.)

İlkel topluluklarda yaratıcılığın temel ögesi doğaydı. İnsanlar hayvanların benzerlerini mağara duvarlarına ve kayalara resmediyorlardı. Taşlara ve kemik parçalarına vurarak değişik sesler çıkartıyorlardı. İlkel topluluklarda müzik ve resmin başlangıcı bu şekilde olmuştur.

ANTİK MISIR (İ.Ö 4000)

RESİM__Eski Mısır dünyasında resim sanatı edebi, sürekli ve kutsal olanı ifade etmek için kullanılmıştır. Mısır resim sanatı örneklerini, büyük tapınaklar ve mezar anıtları içinde yer almasının nedeni de budur.

MÜZİK__ Mısır tarihinde müziğin önemini, kazılarda bulunmuş çalgılardan ve tapınak duvarlarındaki resimlerden öğreniyoruz. Mısırlıların gelişmiş bir dans kültürü olduğu,özellikle kadınların şarkı söyleyerek dans ettikleri de belgeleniyor.

ANTİK YUNAN

RESİM__ M.Ö. 7. yy sonları ve 6. y.y. da siyah figür tekniği, sonraki dönemlerde ise kırmızı figür tekniği kullanılmıştır. Yunanlıların günlük ihtiyaçları için yapmış oldukları vazolarda, resim ve nakış sanatı için önemli belgelerdir.

MÜZİK__ Antik Yunanlıların müzikleri hakkında son yüzyılda pek çok malzeme ortaya çıkarılmıştır. Bu dönemde müzik hastalıkların tedavisinde de kullanılıyordu. Hipokrates yaklaşık 2400 yıl önce bazı hastalıkların tedavisi için, hastaları ilahilerle tapınağa götürüyordu.

ANTİK ROMA (M.Ö 9. yy -1453)

Roma uygarlığı, kültürel olarak yoğun biçimde ilham ve örnek aldığı Antik Yunan ile birlikte “klasik antikite”ye dahil edilir. Antik Roma Batı dünyasındaki hukuk,savaş, sanat, edebiyat, mimari, teknoloji ve dil konularının gelişimine büyük katkıda bulunmuştur ve hâlen de günümüz dünyası üzerinde büyük etkiye sahiptir.

ORTA ÇAĞ (476-1400)

RESİM__ Ortaçağ’ın en belirli resim akımını Bizans sanatıdır. “İkon” adı verilen tablo halindeki aziz resimleri de Ortaçağ Avrupa resmi gelişmesini etkilemiştir.Ortaçağ resmi başlangıçta altın zemin üzerinde, mekansız, ağırlıksız figürleri ile Bizans sanatından gelme bir tabiat uzaklığı, dini-mistik hava içindeyken, yavaş yavaş bu resim akımlarında doğaya yaklaşma başlar

MÜZİK__Orta Çağ, Antik Çağ ile Rönesans’ın arasındaki dönemi kapsayan ve müziğin gelişimini etkileyen bir dönemdir. Bu dönem karanlık çağ olarakta adlandırılır.Bunun sebebi kilisenin aşırı baskısıdır.Bu dönemde en önemli çalgı insan sesidir ve şarkı sözleri incilden alınmıştır.

RÖNESANS (Yeniden Doğuş) –  (SEFER TURAN sunucak)

Avrupa’da 1000 yıllık karanlık Ortaçağ sonrası katolik kilisesinin acımasız hakimiyetini kaybettiği ve  insanların hümanizmayla birlikte özgürlüklerini yeniden kazandıkları ve bu özgürlükle birlikte özellikle sanatta baskıcılıktan ve yasaklardan dolayı bin yılın biriktirdiği sanat eserlerinin onlarca yıl içinde ortaya çıktığı bir dönemdir.

RESİM__ Leonardo Da VİNCİ (1452-1519) insanlık tarihinin şahit olduğu tüm çağlara hitap edebilen en önemli tasarım, ressam ve mucitlerindendir. Rönesans döneminde doğadaki altın oran düzenini sanatına yansıtarak insanlığın fikri ve sanatsal gelişiminin belkide en önemli ivmesini gerçekleştirmiştir.

MÜZİK__Guilio CACCİNİ (1550-1618) bu dönemde konusu ilk din dışı şarkılar olan madrigallerin en ünlü bestecilerindendir. Amarilli mia bella en ünlü madrigalidir. ( Sefer Turan AMARİLLİ eserini seslendirecek.)

BAROK  DÖNEM (1600-1750) (AYHAN DOĞAN sunacak)

RESİM__ Barok resimde ışık bütün resim yüzeyine aynı ölçüde dağılmaz ve parçalar halinde yansır. Savrulan uçuşan hareketli figürler , eğri çizgiler oluşturacak biçimde resme yerleştirilmiştir.

MÜZİK__Barok müzik , armoninin açık seçik olmadığı , modülasyonlar ve uyumsuzlukla dolu entonasyon güç ve hareketi zor olan müziktir. Müzikteki başlıca büyük yeniliği “fonksiyonel tonalite” kavramının çok geliştirilmesindedir.

GİOVANNİ PAOLO PANİNİ (1691-1765)

Barok Dönemde yaşamış ve o dönemin özelliklerini eserlerine yansıtarak günümüze kadar ulaştırabilmiş İtalyan ressamdır. Eserlerinde daha çok içinde bulunduğu mekanların tasvirini yapmıştır. Roma Antigua adlı eserini birçok yap-bozun üstünde görmek mümkündür.

JOHANN SEBASTİAN BACH (1685-1750)

Alman barok müzik bestecisi Bach köklü Alman stillerini , özellikle İtalya ve Fransa gibi dış ülkelerden aldığı ritm, form, armoni ve kontrpuan birikimleri ile müzikal motiflerin organizasyonundaki ustalığıyla geliştirmiştir. Eserleri arasında konçertoları , varyasyonları ,si minör missa , 2 çile ve 200 tanesi günümüze kadar ulaşmış 300 den fazla kantatı bulunmaktadır. (AYHAN DOĞAN Bach sol minör menüet çalacaktır.)

MİCHELANGELO CARAVAGGİO  (1573-1610) (MELİKE GÜZEL sunacak)

İtalyan ressam, aşırı gerçekçilikle yarattığı eserler dışında duygusal anlatımlı dinsel resimler de yapmıştır. Işığın kullanımında yenilik getirerek  karanlık alana, tek kaynaktan kuvvetli bir ışık vermeyi yeğlemiştir.

George Frideric Handel (1685-1759)

Alman bestecisidir, Su müziği, Havai Fişekler için müzik ve Mesih gibi eserleriyle Barok dönemin en büyük bestecilerinden biri sayılmıştır. Almira operasıyla  besteci olarak ilk başarılarını kazanmıştır. 40’tan fazla opera  ve oratoryo bestelemiş. Ayrıca orkestra müziği ve solo çalgılar için birçok eser yazmıştır. (Melike Güzel Handel sol minör sonata çalacak.)

 

KLASİK DÖNEM (1750-1827) (BURCU IŞIL OĞUZ sunacak)

RESİM__ Resimde insan, bir mekan içinde gösterilir. Yüzlerin ifadesi heykelde olduğu gibi iç duyguları yansıtmaz. Resimlerde, tek bir noktadan gelen ışık değil, tablonun her tarafını aydınlatan üniversal ışık önem kazanır.

MÜZİK__ Barok müziğin süslü anlatımı yerini sadeliğe bırakmıştır. Kontrpuantal yazım yerini homophoneye bırakmıştır. Orkestra müziği gelişmiştir. Piyano icat edilmiş ve piyano için besteler yapılmıştır.

JACQUES-LOUİS DAVİD (1748-1825)

Dönemin önemli ressamlarından biridir. Döneme damgasını vuran rokaka akımının ve Fransız ihtilanin etkileri eserlerinde görülür.

WOLFGANG AMADEUS MOZART (1756-1791)

Dönemin ünlü bestecilerindendir. Eserlerinde dönemin getirisi olan yalın müziği ve akıcı melodileri işleyişi göze çarpmaktadır. Opera buffa ve opera seria tarzlarında operalar yazmıştır. Senfoni, solo konçerto, oda orkestrası, yaylı kuartet ve yaylı kentet ve piyano sonatları da vardır. Ömrüne 626 eser sığdırmıştır. ( Burcu Işıl Oğuz Mozart – Als Luise seslendirecek.)

ANTOİNE – JEAN GROS (1771-1835) (ESAT MERT KOÇ sunacak.)

Fransız asıllı ressamdır. Minyatür ressamı olan babası tarafından 6 yaşında eğitilmeye başladı. 1785’in sonuna doğru jacques Louis David’in atölyesine katıldı. Yaşadığı dönem ve siyasi durumdan kaynaklı olarak genellikle; devlet liderleri, savaşlar ve meclis üyelerinin portelerini çiziyordu.

LUDWIG VAN BEETHOVEN (1770-1827)

Alman besteci ve müzisyendir. Yaşamı boyunca çeşitli sağlık problemleri çeken Beethoven 1801 yılında işitme problemleri yaşamaya başlamıştır. Bu süre zarfında çok sayıda piyano sonatı ve konçertolar bestelemiş bir de Fidelio adında opera yazmıştır. 1817’de tamamen sağır olan Beethoven yazdığı 9 senfoninin bir kısmını sağır olduğu zamanlarda yazmıştır. Hayatta çeşitli zorluklar yaşaması onun müzikal karakterini belirlemiştir. Besteleriyle kendinden sonraki dönem olan romantik dönem için önemli temeller atan Beethoven müziği aşırı belirgin duygu geçişleriyle, gerilen ve çözülen akorlarla bilinir.( Esat Mert Koç Beethoven – Pathetique sonat 2. bölüm çalacak.)

ROMANTİK DÖNEM (SEDEN CANALP sunacak.)

Romantizm dönem olarak, 19. yüzyılın başlarından 20. yüzyılın başlarına kadar geçen süreyi kapsar. 19. yüzyılla birlikte besteciler eserlerini yazarken romantik romanlar ve dramalardan etkilenmeye başlamışlardır. Bu özellikle opera ve senfonik şiirlerde göze çarpmaktadır.

JEAN AUGUSTE DOMİNİQUE INGRE

29 Ağustos 1780 yılında Toulouse yakınlarında Montauban’da dünyaya geldi. Babası dekoratif işler yapan bir heykeltraş idi. Böylece Dominique İngres on yaşlarındayken babasın¬dan ilk resim derslerini aldı. Hayatının son senelerindeki en büyük eseri, bü¬tün çıplaklarını kapsayan  Türk Hamamı adlı tablosu oldu.

FRANZ SCHUBERT

Yaklaşık 600’ün üzerinde şarkı, 9 senfoni (ünlü “Bitmemiş Senfoni”nin de içlerinde bulunduğu), operalar, çok sayıda oda müziği ve piyano parçaları bestelemiştir. Schubert’in müziği, hümanist özelliğiyle insanları kucaklar. İnanılmaz bir melodi zenginliği vardır. Schubert’in müzik dünyasına en önemli katkısı lied alanındadır.600 kadar liediyle kendinden önce Viyana Klasikleri’nin, yani Mozart, Haydn ve Beethoven’in sistemleşmiş çalışmalarını aştı, yeni bir biçimin sağlam temellerini attı. (Seden Canalp Schubert – Sarabande çalacak.)

Francisco Goya (30 Mart 1746 – 16 Nisan1828) (SELİN ECE KARAAĞAÇ sunacak.)

Romantik dönemin en önemli ressamlarından biri olan Francisco Goya, 30 Mart 1746’da Zaragoza’da doğmuştur. İlk resim denemelerini  Zaragoza’da yapmıştır. Başlangıçta  portre çalışmalarını manzara resimlerine tercih eden Goya, zamanla ilgisini kişilerin iç dünyalarına yöneltti. (Selin Ece Karaağaç Schubert – Die Forelle seslendirecek. Not : Seden de schubert çaldığı için ressam hakkında bilgi verip eserine bağlayacaktır. )

HENRİ MATİSSE (31 Aralık 1869 – 3 Kasım 1954) (BURAK OTLU sunacak.)

  1. yüzyılın en önemli ressamlarından olan Matisse renkleri büyük bir ustalıkla kullanışıyla Picasso ve Kandinsky ile birlikte, modern sanatın en büyük sanatçılarından biri kabul edilir. Fovist akımın öncülerindendir.

SERGEY RAHMANİNOV (01 Nisan 1873 – 28 Mart 1943)

Sergey Rahmaninov, Sergey Rahmaninov 20. yüzyılın en büyük piyanist ve bestecilerinden birisidir.İlk önemli eseri 1895-1896’da yazdığı Re Minor 1. Senfoni’dir. (Burak Otlu Rachmaninov – Vocalise çalacak.)

PAUL CEZANNE (19 Ocak 1839 – 22 Ekim 1906)  (GÜL SIVACI sunacak.)

30 mart 1746 da  Zaragoza da doğmuştur. İlk resim denemelerini Zaragoza da yapmıştır. Başlangıçta portre çalışmalarını manzara resimlerine, tercih eden sanatkar, zamanla ilgisini kişilerin iç dünyalarına yöneltti.

CAMİLLE SAİNT SEANS (1835-1921)

Fransız bestecidir. Orkestra şefi ve piyanisttir. Saint-Seans’ in opera, senfoniler, konçerto, şarkılar, solo piyano ve oda müziği gibi neredeyse tüm türlerde yazdığı eserler 19. yüzyıl Fransız bestecileri arasında bir anormallikti. (Gül Sıvacı Camille – Kuğu çalacak.)

ÇAĞDAŞ DÖNEM (1900 ve Günümüz) (CEM ONAT TAYLAN sunacak.)

Resim : Birçok sanat akımının bir arada toplandığı dönemdir. Bu dönemde vurgulanan en önemli olgu resimde bulunan disiplinlerin kendine has yöntemlerini, disiplinin kendisini eleştirmek için kullanmak olduğu ve bundaki amacın ise o  disiplini geliştirmek ve önemini arttırmak olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda doğadaki görüntülerin takliti yavaş yavaş bırakılmış, temsil ikinci plana atılmıştır. Gelinen en son nokta ise; insan elinin izlerini tümden kaldırarak dümdüz tek renge boyanan, böylece içerikten arındırılmaları amaçlanan tuvallerdir.

Müzik: Bu dönem; teknikte, ifadede, biçimde, stilde, içerikte, özde tüm kuralların eğilip bükülmeye, eriyip çökmeye başladığı dönemdir. Belli bir stil veya kalıp yoktur. Birçok besteci müziğin kurallarını tekrar değiştirip farklı tekniklerde başarılı örnekler sunmuşlardır. Sadece orkestral müzikte değil, sahne müziklerinde de yenilikler yapılmıştır. Son olarak teknolojideki gelişmeler ile beraber müzik salona gidemeyen milyonları dinleyici haline getirmiştir.

PABLO PİCASSO (1881-1973)

  1. yüzyılın en önemli ressamlarından biri olan Picasso bir kalıp halinde çalışmak yerine parçaları bir araya getirme tekniği ile de bilinmektedir. Picasso nun amacı tutarlılık portresi çıkarmak yerine, his ve duyguların doruk noktasını yakalamaktı. Kübizmin önemli bir temsilcisidir. Bu yüzden eserlerinde doğa olgusunun olduğu gibi yansıtılmaması gerektiğini öne süren, nesneleri geometrik bir biçimle yansıtan bir anlayışa sahiptir. Eserlerinde metaforlar kullanarak gizlenmiş şekilde hikayelerde anlatmaktadır.

FREDERICK LOEWE   (10 Haziran 1901-14 Şubat 1988)

Viyana müzikal stilini benimsemiştir. ‘Fritz’  15 yaşına geldiğinde popüler bir şarkı olan ‘Katrina’ yı bestelemiştir. Film müzikalin den 9 akademi ödülü kazanmıştır. (Cem Onat Taylan Loewe – Ascot Gavotte çalacak.)

MARC CHAGALL (1887- 1985) (ÖZLEM ASİLTÜRK sunacak.)

Rus asıllı Fransız ressam. 1.Dünya Savaşı öncesinde Paris’teki avangard akımlara dahil oldu, fakat çalışmaları, kübizm ve fovizm gibi akımlara daha yakındır. Eserlerinde ülkesine ait folklorik öğeler göze çarpar. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Paris’ te avantgart akımlara dahil oldu fakat çalışmaları, diğerleri ile karşılaştırınca kübizm ve fovizm gibi popüler sanat hareketlerine daha yakındı.

JUAN JOSE BUSCAGLİA (1893-1958)

Arjantin’ li gitarist ve şarkıcı. Chagall gibi, ülkesi Arjantin’in ulusal müzik türü olan ve folklorik motifler taşıyan milonga ve tango türünde besteler yapmıştır. (Özlem Asiltürk Buscaglia – Milonga çalacak.)

meola
meolaPiu Live prodüksiyonuyla İstanbul’ a gelecek olan İtalyan asıllı Amerikan sanatçı Al Di Meola, son albümü “Elysium & More” ile mutluluğu yeniden tanımlıyor. Amerikan füzyon cazında akla gelen ilk isimlerinden olan Al Di Meola, gitara dokunuşları ile unutulmaz bir geceye imza atacak.

Küçük yaşlarda davul çalmayı öğrenen Al Di Meola, 9 yaşında Beatles dinlemeye başladıktan sonra gitar ile buluşup, dünyaya adını duyurdu. Caza olan ilgisinin artmasıyla ünlü Berklee Müzik Koleji’ne girdi ve klavyeci Barry Miles’in öncülüğündeki füzyon caz grubu ile çalışmalarının ilk adımlarına başladı.

Profesyonel müzik kariyeri dünyaca ünlü caz ve dünya müziği piyanisti Chick Corea tarafından keşfedilmesiyle başladı. O dönemlerde günde on saat gitar çalan Al Di Meola, ses getirecek solo kariyerinin temellerini inşa etti.

Al Di Meola 1974’te Return to Forever’a katılmasıyla kendi rüyasını yazmaya başladı ve ardından 1976’da ilk albümünü çıkardıktan sonra Paco De Lucia ve John McLaughlin ile bir üçlü oluşturarak Flamenko’nun etkisinin hissedildiği bir albüm çıkardı.

Arjantinli ünlü tango bestecisi ve Bandoneon ustası Astor Piazzolla ile tanışmasının ardından Güney Amerika müziğine olan ilgisi arttı. 1966’da Paco De Lucia ve John McLaughlin’le tekrar bir araya gelen Al Di Meola ‘Guitar Trio’ albümünü çıkardı.

Land of the Midnight Sun ve Elegant Gypsy albümleri bugün hala geniş kitlelerce dinlenen ve tüm zamanların en iyi albümleri arasında gösterilen Al Di Meola, çıkardığı yeni albümü “Elysium & More” ile İstanbul’daki müzik severleri kendine bir kez daha hayran bırakacak.

40 senelik kariyerinde müzik dünyasına adını altın harflerle yazdıran Al Di Meola, 15 Kasım’da İstanbul Zorlu PSM sahnesinde sürprizleri ve gitar şovu ile herkesi büyüleyecek. Al Di Meola konseri biletlerine Biletix üzerinden ulaşabilirsiniz.

Çağdaş Sanat Günleri, 5 Mayıs’ta Londra A capella Festivali’nden de davet alan Mensemble’nin, Latin müziğinden Türk müziği aranjmanlarına, caz standartlarından klasik pop düzenlemelerine uzanan geniş bir repertuar seslendireceği konser ile başlayacak.
Yunanlı şarkıcı ve söz yazarı Vassiliki Papageorgiou ve Yunanistan’ın ünlü antik lir sanatçısı Aliki Markantonatou’nun “The Blue Chords of the Lyre ” projesiyle 10 Mayıs’ta devam edecek Akbank Sanat Çağdaş Vokal Günleri, İstanbul’da yaşayan besteci, perküsyon ustası Yinon Muallem ve genç caz piyanisti Guy Mintus’un 27 Mayıs günü gerçekleştireceği konser ile sona erecek.akbank

RAGTIME

1800’lerin sonunda Ragtime New Orleans’ta çok popülerdi.1870 dolaylarında ortaya çıkan ilk caz parçalarına Ragtime deniliyordu. Ragtime New Orleans stili caz müziğindeki ilk stil olarak niteledirildi. Ragtime’ın ortaya çıktığı yer ise Missouri eyaletindeki Sedaila idi.Rag kelimesi askeri marşların ve Afro-Amerikan Banjo müziğinden alınmış ritimlerin bir arada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir. Genellikle Ragtime ilk olarak 1890’larda görülen, piyano için yazılmış müziklere verilen isimdir.

  • Ragtime Stili Müziksel Yapısı

“Ragtime”lar, “serbest doğaçlama” ürünü eserlerdir. Ragtime’ın ana karakter özelliği senkoplu ya da “düzensiz” [ragged] ritmidir. Parçayı, ritmik bir şekilde ayrı ayrı ve birçok sesin meydana getirdiği ses dizisi takip eder. 19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan bir “tür” ya da “ön biçim” olan “Ragtime”, sert vurgulu ritmik yapısı ve folklorik melodileriyle bir piyano müziği olarak Amerika’daki siyahlar tarafından uygulanmıştır. “Ragtime”, genellikle 2 zamanlı ölçü birimlerinde, orta tempoda ve “Avrupa Müziği’nin “March” (Marş, yürüyüş) karakterine yakınlık gösteren özellikler taşımaktadır. Ragtime başlangıcı, siyahilerin, çeşitli törenlerde söyledikleri eski şarkılardır. Ragtime’ da, da, o zamanlar önemli olan Chopin ve Lizst’ den marş ve polkalara kadar her şey vardır, ancak bütün bunlar ritmik bir yorum ve zencilerin dinamik icra tarzıyla bütünleşmiştir.

  • Ragtime Bestecileri

Ragtime’ın en önemli sanatçıları Jelly Roll Morton, James Scott, Ernest Hogan ve  ”Beyaz Derili ”Joseph Lamb Scott Joplin’dir(1868-1917).Scott Joplin 600’den fazla ”Ragtime” bestelemiştir. Scott Joplin’in en önemli besteleri arasında Maple Leaf ve The Entertainer sayılabilir. Ragtime için ‘’zenciler tarafından çalınan beyaz müziğidir’’ denilir.

  • Ragtime Caz Stili Midir? Ragtime Son Dönemleri

Ragtime terimi sadece piyano için yazılan bir müzik olmanın dışında müziğe giriş devrini tanımlamakta da kullanılır. Örneğin, 1890-1920 yılları arasında New Orleans’ta Ragtime piyanistlerinin yanı sıra Ragtime orkestraları, Ragtime şarkıcıları ve Banjo ile Ragtime yapan müzisyenler vardı. Bugün caz müzisyeni olarak adlandırdığımız müzisyenlerin birçoğu, o zamanlar kendilerini Ragtime müzisyeni olarak tanıtıyorlardı. Bu yüzden bazı müzikologlar Ragtime’ın ilk caz stili olduğunu düşünürler. Tutucu görüşlere göre ise, Ragtime bir caz stili değildir. Sadece biraz doğaçlama içerir ve cazın Swing duygusundan oldukça uzaktır.

Ragtime’ın bununla beraber cazın habercisi olduğunu söylemek kaçınılmazdır.Joplin’in kendi döneminde mekanik piyanoya kaydettiği bir “Ragtime”ını, yaklaşık 50 yıl sonra Amerikalı caz eleştirmeni R. Blesh plağa aktararak bu örneği günümüze taşımıştır.1917’den sonra gözden düşmekle birlikte sonraki on yıllarda çeşitli defalar yeniden canlanan Ragtime Erik Satie, Claude Debussy ve Igor Stravinsky gibi klasik müzik bestecilerini etkiledi.

 

 

Resim 1:  1910 Yılına Ait Bir Caz Orkestrası

 

Aslı Gürbüz ‘ün hazırladığı makaleyi indirmek için buraya tıklayınız.