Şunun için etiket arşivi: performans

Caz tutkunlarının her yıl merakla beklediği Akbank Caz Festivali, Anthony Braxton’dan Eleni Karaindrou’ya, İbrahim Maalouf’tan Gregory Porter’a önemli isimleri ağırlayacak.

Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, 22. yılında dopdolu bir

Eleni Karaindrou

programla 3-21 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. 22. Akbank Caz Festivali, bu yıl dünyaca ünlü caz sanatçılarını Türkiye’de ağırlarken, yetenekli genç müzisyenlere de performanslarını sergileme imkanı sunacak.
Klasik cazdan avangart tınılara, dünya müziklerinden elektronikanın sınırlarına dek uzanan işitsel tecrübelerle takipçilerine oldukça geniş bir çeşitlilik sunan festivalin, bu yıl öne çıkan isimleri arasında Anthony Braxton & Diamond Curtain, Wall Quartet, Eleni Karaindrou, İbrahim Maalouf, Gregory Porterve The ACT Jubilee Night bulunuyor. İlerleyen günlerde birçok önemli sanatçının katılımıyla hız kazanacak festival, “Kampüste Caz”, “Jamzz Genç Yetenekler Yarışması” ve sürpriz etkinliklerle devam edecek.

Avrupa cazının ustaları festivalde çok özel bir konser için bir araya gelecek. İsveç’in caz dünyasına önemli katkılarından trombon virtüözü ve vokalist Nils Landgren, postmodern cazın yenilikçi isimlerinden ECHO Jazz Ödülü sahibi Alman piyanist Michael Wollny, İskandinav gitarist Johan Norberg, enstrümanı kontrbasın sınırlarını yeniden çizen

İbrahim Maalouf

İsveçli Lars Danielsson, Alman baterist Wolfgang Haffner, Danimarka’nın caz divası

Cæcilie Norby, bariton saksafonun Fransa’dan çıkan önemli isimlerinden Celine Bonacina ve lirizm yüklü sololarıyla dinleyenleri kendine hayran bırakan Finlandiyalı trompetçi Verneri Pohjola’dan oluşan “The ACT Jubilee Night”, festival kapsamında 6 Ekim Cumartesi günü Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda unutulmaz bir caz ziyafeti yaşatacak.

Festivalin bir diğer konuğu, günümüzün en önemli film ve tiyatro müziği bestecilerinden biri olan Yunan piyanist & besteci Eleni Karaindrou olacak. Her biri ayrı bir başyapıt olarak değerlendirilen “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Ağlayan Çayır” gibi Theo Angelopoulos filmleri için bestelediği müziklerle dünya çapında bir hayran kitlesine sahip olan Eleni Karaindrou, bugüne kadar kaydettiği 20 civarında albüm ile önemli satış başarılarına da imza attı. Akdeniz ve Balkanlar’ın yerel enstrümanları ile klasik batı müziği enstrümanlarını birlikte kullanarak kendine has müzikal renkler yaratmayı başaran Eleni Karaindrou, Türkiye’de en çok sevilen yabancı sanatçı arasında yer alıyor.
Ender Sakpınar yönetiminde 31 kişilik orkestra eşliğinde 7 Ekim Pazar günü Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek Eleni Karaindrou konseri, 24 Ocak’ta vefat eden yönetmen Theo Angelopoulos’un anısına düzenlenecek. “Ulis’in Bakışı”, “Ağlayan Çayır”, “Leyleğin Geciken Adımı”, “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Puslu Manzaralar”, “Kitera’ya Yolculuk” gibi filmlerin müziklerinden oluşan bir performans sunacak olan Eleni Karaindrou, festival tarihindeki unutulmaz konserlerden birine imza atacak.

İbrahim Maalouf, 9 Ekim’de sahne alacak 

Caz trompete yepyeni bir boyut kazandıran günümüzün en yenilikçi müzisyenlerinden Lübnanlı İbrahim Maalouf, 9 Ekim’de Garajistanbul’da sahne alacak. Kuzey ülkelerine has lirizm duygusunu doğuya özgü renklerle bir araya getiren sanatçının müziği cazdan rock müziğine, Arap ezgilerinden usta işi doğaçlamalara kadar onlarca farklı rengi barındırıyor.

Müzik otoritelerinin “bir sonraki en büyük erkek caz vokali” olarak nitelendirdiği Gregory Porter, caz, funk, R&B, blues ve gospel tınıları üzerine kurduğu büyüleyici vokaliyle 22. Akbank Caz Festivali’nin kaçırılmayacak performanslarından birini vaat ediyor. 2010 yılında yayınladığı çıkış albümü, “Water” ile 53. Grammy Ödülleri’nde “En İyi Caz Vokali” dalında aday olan Gregory Porter, 2011 yılında ise Fransızların saygın caz kurumu L’Academie du Jazz tarafından düzenlenen Django Reinhardt ödüllerinde “En İyi Caz Vokali” ödülünü aldı. Sanatçı 2012 yılında müzikseverlerle buluşan “Be Good” albümünün tanıtım turnesi kapsamında 11 Ekim Perşembe günü Babylon’da sahne alacak.

Amerikan caz sahnesinin efsane isimlerinden müzisyen, besteci, filozof ve eğitmen Anthony Braxton, 17 yıl aradan sonra yeniden Akbank Caz Festivali’nde sahne alacak. 1970’lerde 400’ün üzerinde besteye ve 70’i kendi gruplarıyla olmak üzere 120’nin üstünde albüme imza atan cazınkilometre taşlarından biri olan Anthony Braxton, bu kez Diamond Curtain Wall

Anthony Braxton

Quartet ile festival kapsamında sahne alacak. Alto saksafon ve diğer üflemeli çalgılarda Anthony Braxton, sopranino, soprano ve alto saksafonda James Fei, kornet ve diğer nefesli çalgılarda Taylor Ho Bynum, kemanda Erica Dicker’den oluşan Anthony Braxton & Diamond Curtain Wall Quartet projesi, 17 Ekim’de The Seed’de olacak.

Etkinlikler

22. Akbank Caz Festivali kapsamında bu yıl ikincisi düzenlenecek “JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması”, sunduğu yurt dışı eğitim fırsatı ve saygın jürisi ile genç yetenekleri bekliyor. 30 yaşını aşmamış amatör genç yeteneklere, festivalin bir parçası olma ve profesyonel sanatçılarla birlikte sahnede “Jam Session” yapma imkanı sunan yarışmaya katılmak isteyenlerin hazırladıkları demo CD’yi ile gerekli belgeleri 22 Eylül’e kadar Akbank Sanat’a ulaştırmaları gerekiyor.

Akbank Caz Festivali’nde festival içinde festival rüzgarını estiren “Kampüste Caz” konserleri bu yılda cazın mavi notalarını ve onlarca farklı rengini üniversite öğrencileriyle buluşturacak. Kampüste Caz, sürpriz isimlerin performanslarıyla İstanbul’un yanı sıra 9 farklı şehirde üniversiteli gençlerle bir araya gelecek.

 

Kaynak :[-]

19. İstanbul Caz Festivali yarın akşam Haliç Kongre Merkezi’nde, yaşayan en önemli caz piyanisti Keith Jarrett’ı ağırlayacak

müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock

19. İstanbul Caz Festivali cazın üç efsane ismini ağırlıyor! Doğaçlamaları ile caz standartları ve klasik müzik eserlerine getirdiği benzersiz yorumuyla tanınan Amerikalı besteci ve müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock, 18 Temmuz Çarşamba akşamı saat 20.00’de, Haliç Kongre Merkezi’nin sahnesinde bir araya geliyor!

Yaşayan en büyük caz piyanistleri arasında gösterilen KeithJarret, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu Jack DeJohnette ve kontrbas ustası Gary Peacock, 1996 yılında 3. İstanbul Caz Festivali’nde verdikleri ilk İstanbul konserlerinden tam 16 yıl sonra yeniden festival izleyicisinin karşısında…

İlk kez, 1977 yılında Gary Peacock’un Tales of Another albümü için bir araya gelmelerinin ardından üçlü, 1983’te “Standards Trio” ismiyle başladıkları müzik yolculuklarına sayısız albüm ve konser performansı sığdırdı. Standards Volume 1, Standards Volume 2 veChanges gibi başarılı stüdyo albümleri yanı sıra 15 konser albümü yayınladılar. Bugüne kadar birlikte beş kez Grammy adayı olan üçlü, aralarında Downbeat ve Jazz Times dergilerinin “En İyi Akustik Caz Grubu” ödülü de bulunmak üzere dünyanın dört bir yanında birçok ödülün de sahibi oldu.

Üçlü, 1991’de ölümünden iki hafta sonra, gençlik yıllarında hepsinin de birlikte müzik yaptığı Miles Davisanısına, New York’taki Power Station stüdyosunda ByeByeBlackbird isimli şarkıyı kaydetti.

Yaşayan en büyük ve üretken caz piyanistlerinden Keith Jarrett’ın, ilk konser bileti 8 yaşındayken satıldıve aynı yaşta ilk iki bestesini yaptı. KeithJarrett’in caz ile tanışması ise lise yıllarında oldu ve müzik kariyerinin başlarında caz müziği ustaları Art Blakey, Charles Lloyd ve Miles Davis ile birlikte çalışma fırsatı yakaladı. Müziğinde sadece klasik caz ile sınırlı kalmayarak, Batı Klasik Müziği, Gospel, Blues ve etnik halk ezgilerinden de yararlanan Jarrett, 1968’den 70’li yılların sonuna dek, kendi triosuyla solo albümler yayımladı ve konserler verdi.

5 solo albümü bulunan Jarret’ın, 1999 yılı sonunda yayınlanan solo albümü The Melody At Night, With You albümü en çok satan caz albümlerinden biri oldu ve bu albümdeki performansıyla Amerika, Fransa ve Japonya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki birçok prestijli caz ödülüne layık görüldü. Aralarında Polar Müzik Ödülü, LeonaSumming Müzik Ödülü gibi ödüllerin de bulunduğu, dünya çapında sayısız ödülün sahibi olan Jarret, 8 kez de Grammy’ye aday gösterildi.

Standards Trio’nun davulcusu Jack Dejohnette, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu kabul ediliyor. Miles Davis, Charles Lloyd ve Bill Evans gibi caz müziğin önemli isimleri ile genç yaşlarda çalışmaya başlayan DeJohnette hakkında Miles Davis “Çaldıklarının üzerine müzik üretmeden duramadığınız bir ritim yaratıcısı” diyor. Dejohnette’in çalıştığı diğer isimler arasında Joe Henderson, FreddieHubbard, John Schofield ve SonnyRollins gibi isimler bulunuyor. 2009 yılında Peace Time isimli albümü ile en iyi New Age albüm Grammy’sini alan DeJohnette 30 yılı aşkın süredir KeithJarrett ile birlikte çalışıyor.

Müziğe, piyano ve davul çalarak başlayan Gary Peacock, grubundaki kontrbasçı ayrıldığında kontrbasa geçti ve kontrbası ana enstruman olarak benimsedi. Çalıştığı isimler arasında Bill Evans, Miles Davis, Albert Ayler olan Peacock, Standards Trio dışında Ron Carter, Jan Garbarek, RalfTowner ve Bill Frisser gibi isimlerle de ortak çalışmalara imza attı. Standarts Trio’nun biraraya gelmesine vesile olan solo albümüTales of Another’ı 1977’de yayınladı.

Keith Jarrett, Jack Dejohnette ve Gary Peacock konserinin biletleri oturmalı 350, 250, 200, 150, 120, 100 TL ve 60 TL (öğrenci) üzerinden, BİLETİX satış kanalları, İKSV ve konser günü mekân girişinden temin edilebilir.

 

Kaynak:[-]       

19. İstanbul Caz Festivali, bu hafta sonu cazın yenilikçi isimlerini “tuhaf bir yer”de ağırlayacak.

  Festival, bu yıl da değişik mekân ve yeni etkinliklerle seyircilerinin karşısına çıkmaya devam ediyor.

Festivalin en ilginç etkinliklerinden “Caz İçin Tuhaf Bir Yer (A Strange Place For Jazz)”, yarın akşam, tarihi ve mekânsal özelliklerinin yanı sıra kültür sanat dünyasında önemli bir yere sahip Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde,Volvo Car Türkiye sponsorluğunda gerçekleştirilecek.

Adını, 2008’de kaybettiğimiz ünlü caz müzisyeni Esbjörn Svensson’un grubu e.s.t.’nin bir albümünden (Strange Place For Snow) alan “Caz İçin Tuhaf Bir Yer” (A Strange Place For Jazz) gecesinde, müziğe yeni ufuklar kazandıran, dünyaca tanınmış müzisyenlerden oluşan üç caz topluluğu, Sakıp Sabancı Müzesi’ni cazseverler için bir festival mekânına dönüştürecek.

Magnus Öström’ün kendi adını taşıyan yeni topluluğu, Stefon Harris, David Sanchez ve Nicholas Payton’ın özel projesi Ninety Miles ile “future caz”ın öncü isimlerinden Bugge Wesseltoft’ın yeni projesi Bugge ‘N Friends, saat 20.00’den itibaren, Sakıp Sabancı Müzesi’nde buluşacak.

* Magnus Öström / Üst Teras, saat 20.00

Avrupa cazının en önemli gruplarından e.s.t.’nin kurucularından perküsyoncu Magnus Öström’ün kendi adını taşıyan yeni topluluğu, gecenin ilk performansını Sakıp Sabancı Müzesi’nin Üst Teras bölümünde saat 20.00’de gerçekleştirecek.

Öncüsü olduğu toplulukla Thread of Life albümünü 2011’in başlarında yayınlayan Öström’e piyanoda Daniell Karlsson, gitarda Andreas Hourdakis ve basta Thobias Gabrielsson eşlik edecek.

* Ninety Miles / Üst Teras, saat 21.45

Gecenin ikinci performansında, Kuzey Amerikalı, Porto Rikolu ve Kübalı müzisyenler, ismini Miami ile Havana arasındaki mesafeden alan özel proje Ninety Miles’da buluşacak.

Konserde, Grammy adaylığı bulunan vibrafonist Stefon Harris, Dizzy Gillespie gibi birçok caz efsanesiyle aynı sahnede yer almış saksafoncu David Sanchez ve Cassandra Wilson, Esperanza Spalding, N’Dambi gibi isimlerle çalışmış trompetçi Nicholas Payton sahnede olacak.

Konserde ayrıca Edward Simon (piyano), Ricky Rodriguez (bas), Mauricio Herrera (vurmalı çalgılar) ve Terreon Gully (davul) de yer alacak. Sakıp Sabancı Müzesi’nin Üst Teras bölümünde gerçekleşecek Ninety Miles konseri saat 21.45’te başlayacak.

* Bugge ‘N Friends / The Seed, saat 23.30

Gecenin son performansında ise özellikle rhodes ve synthesizerlar konusunda uzman, caz, house, tekno, ambient ve noise türlerini birleştiren “future caz”ın öncü isimlerinden Bugge Wesseltoft, Bugge ‘N Friends isimli proje ile sahnede olacak.

Wesseltoft’a, son yıllarda birçok başarılı projeye imza atan saksafoncu İlhan Erşahin, birçok türde sayısız albüm ve projeye imza atmış fenomen trompetçi Eric Truffaz ve elektronik ritimler ve organik vurmalı çalgıların ustası Joaquin “Joe” Claussell eşlik edecek.

Dörtlüyle birlikte bas gitar ve kontrbasta Marius Reksjo, vurmalı çalgılarda Erik Holm ve davulda Andreas Bye da sahnede olacak. Konser, Sakıp Sabancı Müzesi bahçesinde yer alan The Seed’de saat 23.30’da başlayacak.

“Caz İçin Tuhaf Bir Yer”e denizden ulaşım

Cazseverler Emirgan’da, Boğaz kenarında yer alan Sakıp Sabancı Müzesi’ne deniz yoluyla da ulaşabilecek.  Konser öncesinde, saat 18.30’da Kabataş Petrol Ofisi benzin istasyonunun yanındaki Kabataş Turyol Motor İskelesi’nden ve saat 18.50’de Bahçeşehir Üniversitesi’nin önündeki Beşiktaş Turyol Motor İskelesi’nden “Caz İçin Tuhaf Bir Yer”e motor seferi düzenlenecek.

Gecenin bitiminde, saat 24.00’da, Sakıp Sabancı Müzesi’nin önündeki iskeleden kalkacak motor, önce Beşiktaş, ardından Kabataş Turyol Motor İskeleleri’ne yanaşacak.

İzleyicilerin motor seferine katılmak için seferler öncesinde konser biletlerini göstermeleri yeterli. Etkinlik gününde, Sakıp Sabancı Müzesi’nde otopark imkânı olmayacak.

“Caz İçin Tuhaf Bir Yer” (A Strange Place For Jazz) gecesinin biletleri Biletix satış kanalları veİKSV’nin yanı sıra konser günü mekân girişinden alınabilir. Konseri izlemek isteyen cazseverler 60 TL ve 40 TL (öğrenci) üzerinden bilet temin edebilir.

Ayrıntılı bilgi için: caz.iksv.org

Kaynak : [-]

SALT Beyoğlu Açık Sinema’da “Yaz Geçer” programıyla birbirinden değerli filmlerin ücretsiz gösterimleri yapılacak

Salt Afiş

SALT Beyoğlu Açık Sinema Temmuz ayı boyunca sinemaseverleri farklı filmlerle buluşturacak.

PROGRAM

10 Temmuz Salı
14.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
15.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
16.00 The Man in the Background
18.00 Berlinmuren
18.30 Berlinmuren

11 Temmuz Çarşamba
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background
(20.00’ye kadar tekrarlı gösterim)

12 Temmuz Perşembe
14.00 The Man in the Background
16.00 Berlinmuren
18.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache

13 Temmuz Cuma
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background

14 Temmuz Cumartesi
12.00 Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

15 Temmuz Pazar
12.00 The Man in the Background
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache

19 Temmuz Perşembe
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

21 Temmuz Cumartesi
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

22 Temmuz Pazar
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

25 Temmuz Çarşamba
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

26 Temmuz Perşembe
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

27 Temmuz Cuma
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

31 Temmuz Salı
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

Restricted Sensation
Deimantas Narkevičius
2011, 45’26”
Litvanyaca, Rusça ve Lehçe; İngilizce altyazılı

Orta Avrupa’da cinsel ve etnik azınlıklar hâlen yaygın şekilde halkın tepkisiyle karşı karşıya. Süregelen siyasi reformlar, kuşaktan kuşağa aktarılan homofobi ve genel anlamda ötekiliğe yönelik hoşgörüsüzlük sorununa çözüm getirmiyor. Sovyet dönemini yaşamış eşcinsellerin tanıklığına dayalı kurgusal bir hikâye olan film, çıkış noktasını bu gerçeklikten alıyor.

Eşcinselliğin suç sayıldığı 1970’lerin Sovyet Litvanya’sı… Filmin ana karakteri Laimonas, eşcinsel olduğundan kuşkulanıldığı için sahne direktörlüğü yaptığı tiyatrodan kovulur. Sovyet Ceza Kanunu’nun 122. Maddesi’ne göre, “iki erkek arasındaki cinsel ilişki” üç yıl hapisle cezalandırılmaktadır. Laimonas tutuklanır ve karakola götürülür. KGB memuru bir müfettiş, sorgulamasını yaparak dava dosyasını hazırlayacağı gözaltındaki bu gence aşık olur.

The Man in the Background
Lene Berg
2006, 20’
Norveççe, İngilizce; İngilizce altyazılı

“Kültürel Özgürlük Kongresi (Congress for Cultural Freedom/CCF), CIA’in Soğuk Savaş dönemindeki gizli operasyonlarının en cesur ve etkili olanlarından biri sayılmaktadır. CCF, Encounter gibi edebi ve politik dergiler yayımlamış, dönemin önde gelen kimi Batılı düşünürlerini bir araya getiren onlarca konferans düzenlemiştir… Egoist, özgür düşünceli ve hatta Amerikan karşıtı görüşlere sahip akademisyen ve sanatçılardan oluşan bu organizasyon bir şekilde, Komünizm’in -tüm iltifatlarına rağmen- sanat ve düşüncenin ölümcül bir düşmanı olduğunu duyurmak üzere Paris’teki merkezinden kitlelere ulaşmayı başarmıştır.”
-CIA’in web sitesi, “On Intelligence”tan alıntı

The Man in the Background, CCF Direktörü Michael Josselson ve eşi Diana’nın 1958’de 8 mm filmle çektiği bir dizi görüntü üzerine kuruludur. Çift, Batı Avrupa seyahatindedir; son durakları, dünyanın her yerinden arkadaşları ve meslektaşlarıyla bir seminere katıldıkları Rodos’tur. Görüntüler her ne kadar birer tatil anısı gibi dursa da, ifşa etmedikleri unsurlar onları sıradan olmaktan çıkarır: Josselson, kültür ve sanat alanında çalışan bir CIA ajanıdır ve çiftin katıldığı seminer CIA tarafından finanse edilmektedir; tıpkı CCF’in 1950 ve 1960’lardaki pek çok etkinliği gibi.

Peki, izleyici bir aşk hikâyesine mi tanıklık etmektedir; yoksa bir gerilim, tarihi bir dram, absürt bir komedi ya da felsefi ve/veya politik bir ikileme mi? Josselson bir kahraman olarak mı addedilir; ya da bir hain, bir kurban, bir dolandırıcı veya gözüpek bir maceraperest mi?

Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
Lene Berg
2008, 31’
İngilizce; altyazısız

Pablo Picasso, arkadaşı Louis Aragon’un isteği üzerine Mart 1953’te Josef Stalin’in bir portresini çizer. Çizim, Les lettres françaises adlı haftalık Fransız komünist dergisinde, aynı tarihe yaşamını yitiren Sovyet liderini öven çeşitli metinler eşliğinde yayımlanır. Bu video, çok sade yöntemler ile çoğunlukla kolaj ve seslendirmeler aracılığıyla az çok hatırlanan bu çizimi ve sebep olduklarını anlatır.

Bir açıdan bakıldığında bu film, 20. yüzyılın görünürde iki karşıt ikonunun, Pablo Picasso ve Josef Stalin’in ortak olan ya da olmayan yönleri çerçevesinde gelişen bir hikâyedir. Başka bir açıdansa, sanat ve sanatsal özgürlük ya da özgür olmayış ile imgelerin, özellikle de tarihi isimlerin görüntülerinin okunma ve kullanılma yöntemlerini ele almaktadır. Soğuk Savaş’ın ilk yıllarından kalma bu anekdotun belki de en ilginç yanı, böyle basit bir karakalem çizimin nasıl bu kadar çok duygu, tartışma ve gizeme yol açmış olduğudur.

Berlinmuren
Lars Laumann
2008, 23’56”
İngilizce; altyazısız

Bu video, oldukça olağandışı bir ilişkinin, İsveçli Eija-Riita Berliner-Mauer’in Berlin Duvarı’na duyduğu aşkın hikâyesidir. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışını hayatının en acı günü sayan kadın, İsveç’in kuzeyindeki Liden’de yaşamakta; giyotin ve Berlin Duvarı modelleri sergileyen bir müzenin yöneticiliğini yapmakta; Berlin Duvarı ile insanların nesnelere duydukları aşkı konu alan çeşitli internet sitelerinin moderatörlüğünü yürütmektedir.

Magical World
Johanna Billing
2005, DVD, 06.12’ (Tekrarlı gösterim)
Diyalogsuz

Bu video, 2005 yılında bir Yaz günü, Zagreb’in banliyölerinden Dubrava’da, ücretsiz bir okul sonrası eğitim merkezinde çekilmiştir. Rotary Connection’ın “Magical World” (1968) adlı, sözleri Sidney Barnes tarafından yazılmış şarkısının provasını yapan çocukların tekrarlı, adeta sonu gelmez görüntüleri belirsiz bir gelecek için bir tür marş, dönüşüm sürecindeki bir ülkeden bir kesit niteliğindedir.

Tamamı 1990’ların başındaki Yugoslav savaşlarından sonra doğmuş olan çocuklar, sadelik ve gururla etkileyici ve umut dolu bir performans sergiler. Hırvat çocuklardan biri, yeni öğrendiği ve zar zor konuştuğu İngilizcesiyle gizemli ve meydan okuyan ilk dizeleri söyler: “Beni böyle güzel bir rüyadan neden uyandırmak istiyorsunuz? Uyuduğumu görmüyor musunuz? Büyülü bir dünyada yaşıyoruz…” Kamera, müzik odasının dışına çıkar; eski Yugoslavya’nın yıkılmasından bu yana hâlen toparlanmaya çalışan toplumu yansıtır şekilde görüntülerde, inşasına 1980’lerde başlanan ama tamamlanmadan bırakılan kültür merkezinin yıkık dökük çevresi vardır.

Dammi i colori
Anri Sala
2003, 15’25”
Arnavutça; İngilizce altyazılı
(Edi Rama ile)

“Kent görüntülerini Poughkeepsie’de ilk kez gösterdiğimde, Liam Gillick, ‘Anri, bana gerçeği söyle. Bana bu şehrin var olmadığını söyle. Lütfen bana sanatçı-belediye başkanı bir arkadaşının olmadığını söyle’ demişti.

Kent ölüydü. Sadece bir şeyleri bekleyen birilerinin görülebileceği bir geçiş istasyonuna benziyordu. Sessizce yaşlanan bir bedeni anımsatıyordu; sanki tüm ayaklanmalar, yaşanan her şey yabancı bir ortamda meydana gelmişti. Etrafındakilerden etkilenmeden her şeyi yutan bir yere benziyordu.

Bu çalışma, böyle bir kentin nasıl yaşanabilir bir yer olabileceği ve yaşamaya mahkum olduğun bir yerden yaşamayı seçtiğin bir yere nasıl dönüşebileceğine ilişkin bir sorudur.”
-Anri Sala

Marian Goodman Gallery (New York), Galerie Chantal Crousel (Paris), Hauser & Wirth (Zürih, Londra), Johnen/Schöttle (Berlin, Köln, Münih) izniyle

Salt sitesi için TIKLAYINIZ 

 

Kaynak : [-]  


Drama deyince genelde herkesin aklına ilk anda yaratıcı drama gelmektedir. Sadece gelmekle kalmayıp pek çok kurs ve benzeri eğitim kurumlarında drama eğitimini genel olarak tiyatro kökenli eğitmenlerin verdiğini görmekteyiz. Hatta bu durumun drama eğitimi almamış kişiler tarafından bile verildiğine zaman zaman şahit olmaktayız.

Atık Materyaldan Mum yapımı

Tiyatro eğitimine dahi “Drama Eğitimi” dendiğini de çoğu zaman duymaktayız. Elbette drama eğitiminde Tiyatro eğitimin bazı öğeleri kullanılmaktadır. Fakat drama eğitimi kesinlikle bir tiyatro eğitimi değildir.

Elbette çocuk ve ya veli çocukları için Tiyatro Eğitimi düşünüyorsa hedefi doğrultusunda bir kursa göndermelidir fakat drama eğitimi istiyorsa çocuk için Tiyatro Kursu istenilen faydayı sağlayamayacaktır.

Çocuğumuzu drama eğitimine göndereceksek kesinlikle tüm dallarda olduğu gibi drama konusunda da yeterli eğitim almış, bilgi ve tecrübe düzeyine sahip eğitmenler tercih edilmelidir. Bunun içinde eğitmenin yeterliliği kesinlikle incelenmelidir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında Bakırköy’de bulunan kurumumuzda artık yetkin, tecrübeli ve uzaman eğitmenliği kanıtlanmış sanat eğitimlerimiz ile tüm sanat dallarında Bakırköy, Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Halkalı toplu konutlar, Sefaköy, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı gibi semtler “Eğitici Drama” ile yaz sanat kampımız devam ediyor…

Aşağıda “Eğitici Drama” hakkında kısa bilgiler sunuyoruz. Bunların yanı sıra yaz kampı öğrencilerimiz ile hazırladığımız görselleri bulabilirsiniz.

EĞİTİCİ DRAMA NEDİR ?

Genel olarak “Eğitici Drama” bazen “Pedagojik Drama” olarak adlandırılmaktadır. Çocuğun hemen her konuda eğitiminde kullanılabilen teknikleri içeren bir yöntemdir. Bu açıdan bakıldığında Eğitici Drama diğer drama türlerinden (Psiko Drama ve Yaratıcı Drama)’dan farklılık taşımaktan öte ikisinden de belirli oranda faydalanır. . Çünkü eğitici drama, çocuğun psikolojik yapı ve psikolojik yaşantılar konusunda bilinçlenmesini de, özel bir yetenek olarakyaratıcılığı kazanmasını da amaçlar. Eğitici drama ile yaratıcıdrama arasındaki en önemli fark, eğitici dramanın amacınınoyun yaratmak olmaması ve çocukların konuya eğitim amaçlı olarak katılmalarıdır
Toplumların günün koşullarına uygun insan yetiştirme süreci olan eğitimin, içinde yaşanılan çağa ilişkin olarak o toplumda meydana gelen değişimlerden etkilenmemesi mümkün düşünülemez. Drama etkinlikleri gibi grup süreçleri yolu ile eğitim yaklaşımının, günümüzde tüm dünyada daha da önemsenmeye başlanması, kuşkusuz rastlantı değildir. Bu nedenle

Atık Materyalden Kolaj çalışması

özellikle günümüzde, toplumdaki bazı sosyal gelişmeler, drama yolu ile eğitime ağırlık verişmesinin gerekliliğini açıklama konusunda ele alınmaya değer görülmüştür.

Eğitimde Drama İlkeleri

  1. Eğitimde drama etkinliğinde ödül ya da ceza yoluna başvurulmaz. Sözel takdir aralıklı pekiştireç olarak verilir.
    b. Eğitimde drama çalışmaları asla bir oyuncu eğitimi olarak düşünülemez. Dolayısıyla bu çalışmalar, seyircilere oynanan bir temsil olarak hazırlanamaz. Dramanın oyuncuları aynı zamanda izleyicilerdir. Bu çalışmalarda izleyici bulundurulmaz. Bu çalışmalar sınıfta, holde, bahçede, kütüphanede, yemekhanede uygulanabilir. Çalışmalar sırasında özel bir mekân ve aksesuara ihtiyaç yoktur.
    c. Eğitimde drama çalışmasında öğrencinin ne söyleyeceği değil, neyi nasıl söyleyeceği anlam taşır. Drama bir analiz yöntemi değil, bir sentez yöntemidir. Öğrencinin bütün özgürlüğü de program amacı içinde bir özgürlüktür, ondan daha fazlası istenemez (Gönen ve Dalkılıç, 1999: 74).

Eğitici Dramanın Sağlayabileceği Yararlar

Yaratıcı oyun (drama), ana sınıfından ilköğretimin 8’inci sınıfına kadar her kademede, ortaöğretim ve hatta üniversitelerde (Okulöncesi, Sınıf, Türkçe ve Sosyal Bilgiler Öğretmenliklerinde) kullanılabilecek bir öğrenme ve öğretme yöntemidir. Amaçlar, bilişsel alanın “bilgi, kavrama, uygulama, çözümleme, bireşim”; duyuşsal alanın “değer verme, örgütleme”; devinişsel alanın “duruma uydurma” basamağından birinde olması gerekir. Bu çalışmalarla öğrencilerin doyum sağlayacakları,

Atık Materyal ile Akvaryum yapımı

işbirliği yaparak öğrenecekleri, etkili ve empatik dinleme becerilerini kazanacakları söylenebilir (Güleryüz, 2002: 327).
Eğitici dramadan okulöncesi ve temel eğitim çağı çocuklarının eğitilmesinde elde edilebilecek yararlar, diğer bir deyişle gerçekleştirilmek istenen genel amaçlar şu maddeler altında toplanabilir (Önder, 1999: 71-83):
a. Çocukta yaratıcılığı ve hayal gücünü geliştirmesi,
b. Zihinsel kapasiteyi geliştirmesi,
c. Kendilik kavramının Gelişmesinde katkı,
d. Bağımsız düşünme ve karar verme,
e. Duyguların farkına varılması ve ifade edilmesi,
f. İletişim becerilerine olumlu katkı,
g. Sosyal farkındalığın artması ve problem çözme yeteneğinin gelişmesi,
h. Demokrasi eğitimine destek,
i. Grup içi süreçlere olumlu katkılar (arkadaşlık),
j. Öğretmenle çocuklar arasında olumlu ilişkilere katkı,
k. Genel öğrenci performansına olumlu etki.

 

Nar Sanat, Eğitici DRAMA Çalışması- Okyanustaki istiridye – Bakırköy

 

İlki İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından desteklenerek 65 bin izleyiciye ulaşan “İstanbul Çocuk ve Gençlik Bienali”nin ikincisi, 6 Kasım-6 Aralık 2012 tarihinde gerçekleşiyor. 

İl Milli Eğitim Müdürlüğü ortaklığıyla düzenlenen bienal, Beyoğlu’ndan Tuzla’ya, Kadıköy’den Sultanbeyli’ye 39 ilçenin özel ve kamu okullarında öğrenim gören öğrencilerle birlikte, sokakta çalışan, suça bulaşmış, cezaevinde bulunan, cezaevinde doğmak zorunda kalan çocuklar ve özürlüler gibi dezavantajlı grupları da kapsıyor.

2. İstanbul Çocuk ve Sanat Bienali; Plastik Sanatlar disiplinlerinin çağdaş sanat uygulama ve düzenlemeleriyle, panel, sanatçı sunumu, performans, video gösterimi, enstalasyon, atölye çalışmaları ve birçok farklı müzik grubunun yer alacağı sahne performanslarından oluşuyor. Bin 500 adet öğrenci, öğretmen etkinliğine ve yaklaşık 5 bin öğrencinin bireysel çalışmalarına ev sahipliği yapmayı amaçlayan projede çocuk ve gençlere kendilerini ifade etme fırsatı sunarken, aynı zamanda onlara sanat ve eğitim kariyerlerinde anlamlı bir basamak imkanı sunuyor.

Çocuklara ve gençlere yönelik güncel sanat etkinliklerini kapsayan İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali 6 Kasım-6 Aralık 2012 tarihlerinde; şehir hatları vapurları, Kadıköy’deki Karaköy iskelesi, Şirketi Hayriye Sanat Galerisi ve Taksim Meydanı’nda gerçekleştirilecek.

Dünyada sayılı, Türkiye’de ise 2.’si yapılacak olan bienalin İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Protokol Salonu’nda yapılan basın tanıtım toplantısının açılış konuşmasını yapan Bienal Direktörü Gazi Selçuk, “6 Kasım-6 Aralık 2012 tarihlerinde gerçekleşecek olan İstanbul’un en büyük çocuk ve gençlik sanat organizasyonu olan II. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’nin hazırlık çalışmaları devam ediyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle Türkiye’de ilk kez düzenlediğimiz bienalin, 2. sini gerçekleştiriyor olmaktan ötürü çok mutluyuz. İlk kez düzenlediğimiz ve 65 bin izleyiciyle buluştuğumuz bienalde 5000 öğrenci çalışmalarıyla yer aldı. II. bienale ise, İstanbul’da yer alan 3 bin üzerinde ki kamu ve özel okulun öğrencileriyle birlikte, ilçelerin dezavantajlı bölgelerinde okuyan öğrencilerin de katılımını hedefliyoruz. Özellikle STK’larla yaptığımız işbirliği neticesinde cezaevinde doğan, risk altında bulunan ve engelliler gibi dezavantajlı gruplarında bu bienalde yer almasını sağlıyoruz. Kısa vadede çocukların ve gençlerin kendilerini ve sanatlarını ifade edecekleri önemli bir mecra yaratırken, uzun vadede Türkiye ekonomisinin lokomotifi olması planlanan Kültür Endüstrisinin önemli aktörlerinin yetiştirilmesine katkı sunuyoruz. Bienal, 1-18 yaş aralığında olan herkesin, öğretmen, veli veya sanatçı eşliğinde, video art, ses- görüntü enstalasyonları, heykel, seramik, atık çalışması, karışık teknik, resim, fotoğraf, dans, müzik, sahne performansı vb her türlü sanatsal üretimine açıktır. Ekim sonunda açıklanacak programla öğrenci, öğretmen, sanatçı, sanat takipçisi birçok kesimin dikkatlerini çekecek zenginliğe sahip içerik için hazırlık yapmaktayız. Bu sene mekanların seçiminde kamusal alanları tercih ettik. Türkiye Deniz İşletmeleri ile yaptığımız işbirliği neticesinde Bienal etkinlikleri, 10 şehir hatları vapuru ve Kadıköy’de yer alan Karaköy iskelesinde İstanbullularla buluşacak. Ayrıca Taksim meydanında kuracağımız diğer bir sahne ile Bienal çerçevesinde üretilen beden, müzik ve sahne performansları binlerce izleyiciye ulaşacak. Ayrıca 350 civarında atölye çalışması ve birbirinden farklı 41 panel ve söyleşi ile programı zenginleştirmekteyiz. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienalinin; birbirinden faklı tür ve içeriklere sahip 1500 civarında etkinliğe de ev sahipliği yaparak, 70 bin kişiye ulaşılması planlanmaktadır” şeklinde duygu ve düşüncelerini dile getirdi.

Küratörler adına söz alan Esra Çelikkanat; “II. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’nin küratörleri Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi Gülçin Aksoy, sanatçı ve eğitimciler, Leyla Sakpınar, Maria Sezer, Özcan Yurdalan ve benden oluşuyor. Küratörler olarak yaklaşık dört aydır düzenli yaptığımız toplantılarda 2. bienalin konsepti ve işleyişi gibi konularda çalışmaktayız. Bildiğiniz üzere yaratıcılığın geliştirilmesinde sanatın önemli bir yeri olduğu artık kanıtlanmıştır. Sanat, hayatı farklı bir biçimde anlamayı, sorgulamayı ve farkındalığı sağlar. Bu doğrultudan yola çıkarak ve ilk bienalden edinilen deneyimleri de göz önünde bulundurarak, çocuklarımızın keyifle ve yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri bir konsept ortaya çıkarmaya çalıştık. Düş aslında her yaşta kurulur, belki de en yoğun olarak çocuk ve gençlik yıllarında. Düş, gerçeğin kaynağı ve başlangıcıdır. Gerçek olmayan ama çoğu zaman gerçekleşmesi istenen bir umuttur düş. Gerçek düşten, düş gerçekten beslenir. Çocuk düşleriyle keşfeder, hayatına yön verir ve kendi dünyasını kurmaya başlar. Yaratmanın temelinde her zaman düş vardır. Bizde gitgide mekanikleşen bir çağda çeşitli ve zengin yorumlara açık olan “Düş mü? Gerçek mi?” temasından yola çıkarak 2012 yılı için planlanan İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’nin konseptini “Düş Çocuk, Gerçek Çocuk” olarak belirledik” şeklinde konuştu.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız ise yaptığı konuşmada; çocuklara yaratıcılıklarını sergileyebilecekleri bir sanat platformu kazandırdıkları için çok mutlu olduğunu dile getirdi. Sanat çalışmalarının temellerinin daha çocuk yaşlarda atılmasının ne kadar önemli olduğunun altını çizen Yıldız; ülkemizde bu tür etkinliklere daha fazla destek vermeliyiz. Bienal kapsamında hem çocuklarımız hem de geçlerimiz yaratıcılıklarını özgürce ortaya koyma şansını yakalayıp, performans ve ürettikleri eserleri pek çok izleyici ile buluşturacaklar” şeklinde konu ile ilgili düşüncelerini ifade etti.

Müzikseverlerin dört gözle beklediği “19. İstanbul Caz Festivali”, bu yıl 3-19 Temmuz tarihleri arasında 50’nin üzerinde konserle 300’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’ndan (İKSV) yapılan açıklamaya göre, “19. İstanbul Caz Festivali” 3 Temmuz Salı akşamı The Marmara Esma Sultan’da gerçekleştirilecek açılış töreniyle

19.istanbul caz festivali

başlayacak.

Festivalin bu yılki “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” de açılış töreninde verilecek.

Ödül, gitar tekniği ve ustalığıyla Türkiye’nin en saygın müzisyenlerinden, Türkiye’de cazın gelişimine en çok emek harcamış isimlerden Neşet Ruacan’a takdim edilecek.

“19. İstanbul Caz Festivali”nde, klasik ve modern cazdan rock, dünya müziği ve folka uzanan geniş bir yelpazedeki konserler, kentin tarihi, kültürel ve doğal dokusunu yansıtan birbirinden etkileyici mekanlarda izleyiciyle buluşacak.

Morrissey, Erykah Badu, Keith Jarrett, Marcus Miller, Antony & The Johnsons, Esperanza Spalding, Ernest Ranglin, Tyrone Downie, Sly and Robbie, Billy McLean, Till Brönner, Caro Emerald, Sharon Jones, Gretchen Parlato, Ambrose Akinmusire, Lars Danielsson, The Dears, Okay Temiz, Burhan Öçal, İmer Demirer, Hüsnü Şenlendirici gibi heyecan verici birçok usta müzisyen ve topluluk festivalin konuğu olacak.

Festival izleyicisi tarafından yakından takip edilen dünyaca ünlü müzisyen Marcus Miller,İKSV’nin kuruluşunun 40. yılında özel bir projeye imza atacak.

Marcus Miller’ın İstanbul Caz Festivali’nin siparişi üzerine bestelediği son eseri, “The Istanbul Project”in dünya prömiyeri, Türkiye’den değerli müzisyenlerin de katılımıyla, 5 Temmuz Perşembe günü Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde saat 21.00’de gerçekleştirilecek.

19 istanbul caz festivali afiş

Günümüzün en önemli seslerinden, çok yönlü sanatçı Antony Hegarty, çok özel bir proje için İstanbul’a gelecek. 2007 yılında yine İstanbul Caz Festivali’nin konuğu olarak tarihi Şan Tiyatrosu’nda hafızalardan silinmeyen bir konser veren “Antony and the Johnsons”, dinleyicileriyle bu kez 39 kişilik Filarmonia İstanbul Orkestrası ile birlikte Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde buluşacak.

“Antony and the Johnsons”, 9 Temmuz Pazartesi akşamı saat 21.00’de Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde düzenlenecek olan “Cut the World” konserinde bugüne kadar yayımlanmış dört albümünden seçme şarkılarının Nico Muhly, Rob Moose ve Maxim Moston tarafından yapılan senfonik aranjmanlarını Anthony Weeden yönetimindeki Filarmonia İstanbul Orkestrası eşliğinde seslendirecek.

Hollanda’nın en başarılı şarkıcılarından Caro Emerald, samba, caz, bossa nova ve mambo türlerini birleştiren, 1940-1950’li yılların filmleri ve müziğini harmanlayan sıcak ve hayat dolu şarkılarıyla festivalin bu seneki konuklarından olacak.

Caro Emerald, birbirinden göz alıcı sekiz müzisyenle birlikte 10 Temmuz Salı günü saat 21.00’de Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul Kıyı Amfi’de dinleyicileriyle bir araya gelecek.

Kanadalı indie rock grubu The Dears, “Yeni Ozanlar” serisinin konuğu olarak ilk kez İstanbul’a gelecek. 12 Temmuz Perşembe akşamı saat 21.00’de başlayacak konserde grup,İstanbul Modern’in avlusunu bir açık hava şölenine çevirecek.

“Neo-Soul’un kraliçesi” Badu hayranlarıyla buluşacak

“Neo-Soul’un kraliçesi”, dört Grammy sahibi Erykah Badu, etkileyici sahne performansı, eklektik müzik arzı, derin, renkli ve özgün sesiyle 13 Temmuz Cuma akşamı saat 21.00’de Açık Hava Sahnesi’nde ilk kez İstanbullu hayranlarının karşısında olacak.

Festival kapsamında gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören “Tünel Şenliği”, yine festivalin ilk hafta sonunda müzikseverlerle buluşacak.

Tünel ve Galata meydanlarında kurulacak ana sahnelerin yanı sıra Beyoğlu, Şişhane, Galata, Asmalımescit bölgelerinde sokaklarda ve birçok farklı mekanda gerçekleştirilecek konserler, atölye çalışmaları, özel sergiler, ikramlar ve etkinliklerle “festival içinde festival” geç saatlere kadar devam edecek.

Bu yıl ikinci kez düzenlenen “Caz İçin Tuhaf Bir Yer” konseri ise Sakıp Sabancı Müzesi’nde Bugge “N Friends feat. Erik Truffaz, İlhan Erşahin, Joe Claussell, Ninety Miles ve Magnus Öström”ü ağırlayacak.

Gecenin ilk topluluğu, Avrupa cazının en önemli topluluklarından olan E.S.T. grubunun kurucularından perküsyoncu Magnus Öström’ün kendi adını taşıyan yeni grubu olacak.

Sonrasında kadrosunda Stefon Harris, David Sanchez ve Nicholas Payton gibi üç usta cazcının yer aldığı Ninety Miles’ın vereceği konserle devam edecek gecenin kapanışını ise, Norveç’in yaratıcı elektronik-caz müzisyenlerinden Bugge Wesseltoft ve arkadaşları Erik Truffaz, İlhan Erşahin ve Joaquin “Joe” Claussell’in vereceği konserle tamamlanacak.

İstanbul Caz Festivali kapsamında 2006 yılından bu yana İstanbul’un tarihi mekanlarında düzenlenen ve dünyaca ünlü sanatçıları, yeni ve özgün üretimler sergilemek üzere bir araya getiren “Ustalarla Buluşmalar” konserleri bu yıl yine özel bir projeyle devam edecek.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde 19 Temmuz Perşembe akşamı saat 21.00’de gerçekleştirilecek konserde, Tunus avangart müzik sahnesinin en önemli isimlerinden, bugüne dek Bugge Wesseltoft’tan Omar Sosa’ya dek birçok usta isimle düetlere imza atan, udi, besteci ve vokalist Dhafer Youssef, “Dance of the Invisible Dervishes” adını taşıyan konserde hayranlarıyla buluşacak.

İngiliz alternatif müziğinin ikonlarından, efsanevi topluluk “The Smiths”in kurucusu, duyarlı ve protest şarkıların söz yazarı Morrissey, vereceği konserle festivalin muhteşem finalini gerçekleştirecek.

Şiirsel şarkı sözlerinin yanı sıra, güçlü sahne karizması ile İngiltere ve Amerika’da olduğu kadar Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesine sahip olan sanatçı, 19 Temmuz Perşembe akşamı saat 21.00’de Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde İstanbullu müzikseverlerle buluşacak.

Konserin açılışını ise genç ozan şarkıcı Kristeen Young yapacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, dünyaca ünlü dans topluluğu Nederlands Dans Theater II’yi 15 Haziran Cuma akşamı saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izleyiciyle buluşturuyor.

Çağdaş dansın Avrupa’daki en önemli ve dünyadaki en başarılı temsilcilerinden biri olarak kabul edilen ve daha önce 32. İstanbul Müzik Festivali kapsamındaki gösterileriyle seyredenleri kendilerine hayran bırakan Nederlands Dans Theater, Hollanda ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin başlangıcının 400. yıldönümü kutlamaları kapsamında bir kez daha İstanbul’da. Bu kez, Hollanda Kraliçesi Beatrix’in Türkiye ziyareti vesilesi ile İstanbul’a gelecek 16 genç ve dinamik dansçının yer aldığı Nederlands Dans Theater II, dünyaca ünlü koreograflar Jirí Kylián, Hans van Manen, Alexander Ekman ve Sol León & Paul Lightfoot’un yapımlarından oluşan bir programla seyirciyle buluşacak. Hollanda Kraliyeti tarafından desteklenen gösterinin eş sponsorluğunu Ant Kalıp ve Organik Holding üstleniyor.

NEDERLANDS DANS THEATER II ÜNLÜ KAREOGRAFLARIN DANSLARIYLA SAHNEDE

Nederlands Dans Theater II’nin İstanbul’daki gösterilerindeki ilk eser, 1982 yılına ait bir Jirí Kylián koreografisi olan “Songs of a Wayfarer”. Bu performansta, Gustav Mahler’in “Lieder eines fahrenden Gesellen” adlı eseri beş çiftin dansıyla sahneye aktarılacak. Topluluk, “Songs of a Wayfarer”in ardından, Hans van Manen’in Nederlands Dans Theater II’nin genç dansçıları için 2001 yılında yaptığı ve iki kişi arasındaki ilişkiyi betimleyen “Simple Things” adlı eseri sunacak. Koreografisi, Sol León ve Paul Lightfoot’a ait “Shutters Shut” eserinde ise dansçılar kendi işaret dilinde modern edebiyatın öncülerinden ABD’li yazar Gertrude Stein’ın oldukça özgün olan “If I told him” şiirini dört dakikalık özel bir dansla sergileyecek. 2003 yılında prömiyerini yapan çalışmayı ilginç kılan, müziğin yerini tamamıyla konuşulanın sıra dışılığının alması. Nederlands Dans Theater II’nin programında yer alan son eser; Alexander Ekman’ın ilk kez 2010 yılında sahnelenmiş olan “Cacti” adlı koreografisi olacak. “Cacti”de, sahnedeki 16 dansçı ile 4 müzisyen, Haydn, Beethoven ve Schubert’in müzikleri eşliğinde, bedenleri ve enstrümanlarıyla bir senfoni oluşturacak.

NEDERLANDS DANS THEATER

Paul Lightfoot’un sanatsal önderliğinde 1959 yılında Nederlands Balesi’nden ayrılarak kendilerine yeni bir tarz yaratmayı amaçlıyan 22 dansçı tarafından kurulan Nederlands Dans Theater, 600’den fazla bale prodüksiyonunun oluşturduğu zengin bir repertuara ve yarım asrı aşkın tecrübesiyle çağdaş dansta çığır açan bir topluluk. Bugüne kadar topluluk, büyük ustalar Jir(í Kylián ve Hans van Manen, yerleşik koreograflar Sol León ve Paul Lightfoot, yardımcı koreograflar Crystal Pite, Johan Inger, Alexander Ekman ve Nacho Duato, Mats Ek, William Forsythe, Marco Goecke, Wayne McGregor, Ohad Naharin gibi konuk koreograflarla büyüdü ve gelişti. Nederlands Dans Theater’in dansçıları arasından, yaşları 17 ile 23 arasında değişen 16 başarılı dansçının yer aldığı Nederlands Dans Theater II topluluğu ise kurulduğu 1978 yılından bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Güney Kore, İsviçre, İtalya, İsveç, Danimarka, Norveç gibi pek çok ülkede etkileyici gösteriler gerçekleştirerek adını duyurdu. Tarzı, gücü, olağanüstü esnekliği ve tutkuyu, inandırıcılık ve sınır tanımaz bir yetenekle birleştiren bir ekip olan Nederlands Dans Theater II, Jirí Kylián, Hans van Manen, Ohad Naharin, Sol León & Paul Lightfoot ve Johan Inger gibi koreografların yanı sıra, genç ve yetenekli koreograflarla da çalışıyor.

Nederlands Dans Theater II gösterisinin 120 TL, 90 TL ve 60 TL üzerinden satılan biletleri Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com ve İKSV’den (10.00–19.00 saatleri arasında; Pazar günleri hariç) alınabilir.

Türkiye’nin ilk Uluslararası Sokak Sanatçıları Festivali 2-3 Haziran’da Marmara Forum ve Forum İstanbul’da başlıyor. Dünyanın dört bir tarafından,  12 farklı ülkeden gelecek olan uluslararası sokak sanatçıları bu festivalde buluşuyor. 

1.sokak festivali

Marmara Forum ve Forum İstanbul, sanatseverleri sokak festivalinde bir araya getiriyor. Londra Covent Garden’da, Paris’te Opera Meydanı’nda rastladığınız ve hayranlıkla izlediğiniz

sokak sanatçıları  2-3 Haziran’da İstanbul’da bir araya gelecek.

Marmara Forum ve Forum İstanbul renklenecek

Marmara Forum ve Forum İstanbul, farklı ülkelerden alanında profesyonel ve dünyaca ünlü sanatçılara ev sahipliği yapıyor. Gerçekleşecek 17 performanstan; 7 kez Guiness rekorlar kitabına giren, sokak performansları dünya şampiyonu Avustralyalı Space Cowboy; göz kapakları ile ağırlık kaldırıp, en fazla sayıda kılıcı yutacak. İspanya’dan gelecek olan Fabian Gaete Maurire ise 3 dakikada parmaklarıyla portre çizecek; cam bardakla müzik yapan dünyaca ünlü çek asıllı Petr Spatina muhteşem gösterisiyle misafirleri büyüleyecek. 1968’den beri kukla gösterileri gerçekleştiren İspanyol Daniel Loeza kurbağa piyanist ile farklı bir gösteriye imza atacak. İnternette milyonlarca kez tıklanma rekoru kıran aynı anda birçok müzik aleti çalan tek kişilik orkestra Cigo ise neşeli bir show gerçekleştirecek.

Meksika’dan Avustralya’ya, İsveç’ten İspanya’ya kadar dünyanın dört bir tarafından gelen sanatçıların 2 gün boyunca sergileyeceği performansların yanısıra, kabare gösterileri, karikatür çizimi ve pandomim gibi daha bir çok gösteri de bu festivalde olacak.

2-3 Haziran’da Forum İstanbul ve Marmara Forum’un açık otoparkında gerçekleşecek daha önce hiç görmediğiniz bu muhteşem performansları kaçırmayın!

 

 Dünyada her yıl 10 milyar dolar kaynak aktarılan sanat piyasası Türkiye’de yaklaşık olarak 300 milyon dolarda kalıyor. 10 yılda 20 kat büyüyen Türkiye piyasası da dikkat çekiyor. UniCredit Art Banking Sorumlu Direktörü Domenico Filipponi, Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaatettiğini, Türk eserlerinin konulu satışlarla yurtdışındaki görünürlüğünün arttığını söyledi.  (Haber : Meltem KARA)

 DÜNYADA her yıl 10 milyar dolar kaynak aktarılan sanat piyasası Türkiye’de yaklaşık 300 milyon dolarda kalıyor. 10 yılda 20 kat büyüyen ve sanat eseri sahibi sayısında ciddi artış yaşanan Türkiye’de sanat piyasının hacmi artarken, yurtdışından da ilgi görüyor. UniCredit Art Banking Sorumlu Direktörü Domenico Filipponi, Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaadettiğini belirterek, Türk eserlerinin konulu satışlarla yurtdışındaki görünürlüğünün arttığını söyledi. Ancak sanat piyasasında asıl yükselişe geçen kesimin BRIC ülkeleri olduğunu kaydeden Filipponi, temeli geleneksel koleksiyonculuğa dayanan Avrupa pazarının, daha ‘sofistike’ olmanın yanı sıra daha fazla da çeşitlilik içerdiğini, yakın dönemde elde edilen servetlere sahip olan yükselen piyasaların ise nispeten daha az ‘kültürlü’ ve sofistike olup, moda ve finansal tutum güdümünde hareket ettiğini ifade etti.

Müzelik eserler etkilenmedi
Yakın geçmişe bakıldığında, yatırımların çeşitlendirilmesinde geçerli bir alternatif olan sanata yönelik ilginin son 10 yıldır sürekli arttığını söyleyen Domenico Filipponi, şunları söyledi: “2008 yılının ikinci yarısında Lehman Brothers’ın iflas etmesinin ardından, üst düzey sanat eserlerine yapılan yatırımın değerini oldukça iyi koruduğu görüldü. Genel olarak sanat eserleri 2000 ve 2011 yılları arasındaki tüm dönemlerde hisse senetlerinden daha güçlü performans gösterdi. Kriz sanat eserlerinin değerini pek de etkilemedi. En azından, ‘müzelik’ üst düzey kalitedeki eserlerin değerini etkilemediğini söylemek mümkün. Yüksek kalitelerinden ötürü, büyük oranda modern ve çağdaş sanat alanındaki bu tür eserler ciddi bir büyüme ortaya koydu. Burada, elbette pazarın üst ucundan bahsediyoruz.”
BRIC ülkeleri toparlıyor
Ancak krizlerden, aynı zamanda koleksiyonerlerin tercihlerindeki değişimlerden etkilenen çok sayıda alanın bulunduğunu anlatan Filipponi, “19. yüzyıl resimleri, eski üstatların çizimleri, mobilyalar, gümüşler ve porselenler bunlara örnek verilebilir. Bunların geldiği fiyatlar daima ‘kalite’ göz önünde bulundurularak satın alındığı takdirde gerçekten de gelecekteki yatırımlar için iyi bir fırsat olabilir” diye konuştu. Sanat piyasasında baştaÇin olmak üzere Rusya ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin talebiyle toparlanma yaşandığını vurgulayan Filipponi, şöyle devam etti: “Başta Çin olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler ve BRIC ülkelerinde 2000 yılından bu yana, sanat eserlerine yönelik, küresel pazardaki hızlı büyümeye paralel bir ilgi var. Bu büyüme, yeni ve oldukça varlıklı.”
Türkiye umut vaatediyor
Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaadettiğini ifade eden Domenico Filipponi, şöyle devam etti: “Londra’daki Sotheby’s müzayede evi tarafından 26 Nisan tarihinde düzenlenen Türk Çağdaş Sanat Eserleri satışları ve 24 Nisan’da yine Londra’da gerçekleştirilen ‘Oryantalist Satış’ gibi konulu satışlar, piyasanın yurtdışındaki görünürlüğünü artırdı. Öte yandan İstanbul Bienali’nin yükselen başarısının da gözler önüne serdiği gibi, uluslararası kamuoyunun takdiri kazanılıyor. Modern ve çağdaş sanat pazarına baktığımızda, yurtiçi Türk sanat piyasasının büyüklüğü, 2000 yılında 10.2 milyon dolarken 2008 yılında 45.6 milyon dolara çıktı.”

Çin gelirde ilk sırada

SANAT piyasasına dünyada ne kadar kaynak aktarıldığını müzayede evleri tarafından yayınlanan rakamlara göre sıralayan Domenico Filipponi, şu bilgileri verdi: “2011 yılında Çin 4.79 milyar dolar, Amerika Birleşik Devletleri 2.72 milyar dolar, İngiltere 2.24 milyar dolar,Fransa 521 milyon dolar olmak üzere toplamda yaklaşık 10 milyar dolar civarında kaynak aktardı. Çin, küresel sanat eserleri müzayede gelirlerinin yüzde 41.4’ünü üreterek aynı zamanda dünyada ilk 10’da yer alan sanatçılardan 6’sına ev sahipliği yaparak pazar payını yükseltiyor. ABD, 2011 yılındaki küresel sanat eseri satışlarının yüzde 23.5’ini temsil ediyor. Küresel sanat piyasasında, 2011 yılında İngiltere üçüncü sıradaki yerini yüzde 19.3’lük pazar payıyla korurken, Fransa ise yine dördüncü sırada kalıyor.”

Sanatı yatırım aracı olarak görenlerin sayısı hızla artıyor

YAPI Kredi Özel Bankacılık Pazarlama Direktörü İmre Tüylü, gelişmekte olan ülkelerin sanat piyasasına olan ilgilerinin artma sebebinin ekonomik ve kültürel alandaki gelişmelerden kaynaklandığını belirterek, şunları anlattı: “Son yıllarda milyoner sayısı arttıkça, bu alana daha fazla kişi yöneliyor. Kazanılan para ve yatırımcı, yatırım yaptığı alanları genişletirken sanatla tanışıyor. Sanat diğer yatırım araçları gibi değildir, yaşayan bir yanı vardır; alternatif getiri sağlayan çok önemli bir enstrümandır. Biz de Yapı Kredi Private Banking olarak ülkemizde sanatın gerektiği önemi ve değeri kazanması için çalışmalarımızı Özel Bankacılık çatısı altında pazarlama ekibimiz ile sürdürüyor; finansman desteği ile sanatın alternatif bir yatırım aracı olarak kullanılması için destek veriyoruz.”

Kaynak : [-]


Yepyeni Albümleri A Retrospective’in Avrupa Turnesi Kapsamında 19 Temmuz’da Kuruçeşme Arena’da!

Pink Martini

“Sympathique”, “Hang on Little Tomato”, “Hey Eugene!” ve “Splendor in the Grass“ albümleri ileTürkiye’de büyük bir hayran kitlesine sahip, her albümleri ile altın plak kazanan Pink Martini, grubun 17 yıllık kariyerlerini özetlediği yepyenibest of albümleri “A Retrospective“’in Avrupaturnesi kapsamında 3 özel konser için Türkiye’de.

Pink Martini 27. Uluslararası İzmir Festivali kapsamında 8 Temmuz’da Çesme Açıkhava Tiyatrosunda, 9 Temmuz’da Ankara’da OdtüMezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri’nde ve 2005 yılında açılışını yaptığı Kuruçeşme Arena’da 19 Temmuz’da hayranları ile buluşacak.

Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransızca şansonlardan Brezilyasokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli şarkıları tozlu raflardan bulup çıkaran topluluk, ChinaForbes’un sağlık nedenleri ile kısa bir ara vermesi nedeniyle 2011 Mart ayında gruba katılan Storm Large’ın kulak pası silen sıcak vokali ve yepyeni şarkıları ile yine unutamayacağınız konserlerle Pasion Turca himayesinde Türkiye’de.

Pink Martini Hakkında 

Pink Martini

“Pink Martini’nin hayatı seven enerjisini ve orijinalliğini sıkıştırabilecek bir kalıp ya da tanım yok…”BBC Music Review.

Pink Martini 1994 yılında Klasik piyano eğitimi alan Harvard mezunu Thomas M. Lauderdale tarafından Portland’da kuruldu.

Pink Martini kurulduğu günlerde politik tavrı olan, sivil toplum örgütlerinin yardım ve bilinçlendirme amaçlı organizasyonlarında sahneye çıkan bir orkestra olarak yola çıkmıştı.

Thomas M. Lauderdale’in Harvard’dan sınıf arkadaşı China Forbes, orkestraya 1995’te katıldı. Pink Martini kurulduğu ilk günlerden beri farklı dillerde, farklı kültürlerin şarkılarını dünyaya sunmaya ve dünyaca ünlü Senfoni orkestralarıyla sahne almaya devam ediyor.

The Boston Pops, San Francisco Senfoni Orkestrası, Hollywood Bowl Orkestrası ve Los AngelesFilarmoni orkestrası gibi ünlü orkestralarla zengin bir evrensellik yakalayan Pink Martini daha önceki üç albümüyle 2 milyondan fazla satış rakamına ulaştı.

Pink Martini Sympathique adlı ilk albümlerini 1997’de yayınlar yayınlamaz Fransa’nın ünlü “Victoires de la Musique “ ödüllerinde “Yılın şarkısı” ve “ En İyi Yeni Sanatçı” kategorilerinde aday olarak uluslararası bir fenomen haline geldi.

2004, yılında yayınlanan ikinci albümleri “Hang on Little Tomato”, Amazon albüm satışları listesinde 1 numara olmayı başarmıştı. Grubun üçüncü albümleri Hey Eugene! hem Billboard en çok satan albümler listesinde ilk 30’da yeraldı hem de ikinci kez Amazon albüm satış listelerinde 1 numara olmayı başardı.

Pink Martini’nin yeni stüdyo albümleri “Splendor in the Grass”ı da kendi plak şirketleri Heinz Records etiketiyle çıkardılar.

Kendilerini “Dünyanın değişik köşelerinden melodileri ve ritimleri bir araya getirip, modern bir formda sunan müzik arkeologları” şeklinde tarif eden topluluğun kurucu üyesi piyanist Thomas M. Lauderdale, “Bir müzik belgeseli hazırlıyor gibiyiz; dünya vatandaşı ve müzik elçileri olarak, her zaman değişik kültürlerin geleneklerini, dillerini, tarihlerini bilmek ve çalışmak zorundayız. ABD’li bir grubuz, ancak zamanımızın büyük bir bölümünü Avrupa’da geçiriyoruz. En büyük amacımız, hangi kültürden olursa olsun, dünya üzerinde çok geniş bir dinleyici kitlesine seslenebilmek” diye ekliyor.

Türkiye’deki konserleriyle de büyük ilgi gören topluluk Türkiye sevgisini ülkemizdeki turnelerinde çektirdikleri resimler ile “Hang on Little Tomato” albümlerinin kartonetine taşıyarak göstermişti. Avrupa’daki ilk performansını Cannes Film Festivali’nde gerçekleştiren Pink Martini özellikle Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika, İsviçre, Yunanistan, Lübnan gibi ülkelerde kapalı gişe konserlere imza atıyor.

Los Angeles, Oregon, Seattle, New Jersey, San Antonio ve Kansas City senfoni orkestralarıyla birlikte konserler veren topluluk, 2003 yılında Frank Gehry’nin mimari şaheseri Los Angeles Filarmoni’nin yeni evi Walt Disney Konser Salonu’nun açılışını yaptığı gibi 2005’te Türkiye’de de Kuruçeşme Arena’nın açılışını yapmıştı.

Televizyonların ünlü dizileri de Pink Martini şarkılarını soundtrack olarak kullanmak için birbirleriyle yarışıyorlar. The West Wing’den Desperate Houseviwes’a kadar Pink Martini’nin şarkıları şimdiye kadar birçok ünlü dizide kullanıldı.

2011 sonbaharinda 2 yepyeni albüme imza atan Pink Martini, ilk olarak Saori Yuki ile ‘1969’ albümünü ardından da 17 yıllık hikayelerini özetledikleri ‘piyasaya çıkardı. ‘1969’ Pink Martini, efsanevi Japon sanatçı Saori Yuki 2007 yılında Pink Martini’nin “Taya Tan” adlı şarkıyı yeniden yorumlamasıyla başlayan ortak hikayelerini 1969 yılının en güzel şarkılarını biraraya getirerek hazırladıkları sımsıcak bir albüm. 1969 albümü “Blue Light Yokohama”, “Yuuzuki”, “Mayonaka noBossa Nova (Geceyarısı Bossa Nova’sı)” gibi Japonya’nın en ünlü şarkılarını ve Pink Martini tadında yorumlanan “Yoake no Scat (Yeni Bir Şafak Melodisi)” gibi Saori Yuki’nin en meşhur şarkılarını içeriyor. Albümde Fransızca, Japonca ve İngilizce 12 şarkı bulunuyor.

Jorge Ben’in ünlü “Mas Que Nada” , Peter Paul & Mary “Puff, The Magic Dragon” şarkısı ve Peggy Lee’nin ünlü “Is That All There Is” şarkısına kadar uluslararası ünlü şarkılara da yeni yorumlar getiren albüm , bir Japon efsanesi olan Saori Yuki’yi de Türkiye’deki dinleyici ile buluşturuyor.

‘1969’ albümü ile aynı anda grup 17 yıllık kariyerlerini özetledikleri 8 yepyeni şarkı ile destekledikleri en iyiler – best of çalışması ‘A Retrospective’ piyasaya çıkardı.

Türkiye satışları ile birçok kez altın plak kazanan topluluk Türkiye’yi Monica Molina, Buika, Mariza gibi birçok dünya starını ile ilk kez buluşturan Pasion Turca’nın himayesinde üç dev konserle İzmir, Ankara ve İstanbul’da.

Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransızca şansonlardan Brezilya sokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli şarkıları tozlu raflardan bulup çıkaran topluluk, China Forbes’un sağlık nedenleri ile kısa bir ara vermesi nedeniyle gruba 2011 Mart ayında katılan Storm Large’ın kulak pası silen sıcak vokali ve yepyeni şarkıları ile yine unutamayacağınız konserlerle Pasion Turca himayesinde Türkiye’de.

 Kaynak : [-]


2 Uluslararası Çizgi Film Festivali

Istanbulles Didier PasamonikBerrak Hadımlı ve Jean-Marie Derscheid tarafından 2010 yılında kurulanİstanbul’un ilk uluslararası çizgi roman festivali.

Bu seneki festivalin merkezinde Lucky Luke (Red Kit İstanbul’da sergisi) yer almakla birlikte farklı ülkelerden gelen sanatçıların çalışmalarından oluşan altı sergi daha beğenilerinize sunulacaktır: Türkiye, Belçika (Frankofon ve Flaman), Fransa, Makedonya, Bosna-Hersek, İtalya, Sırbistan, İspanya, ABD… Festival profesyonel veya amatör buluşmalara ev sahipliği yapacak, Avrupa veya Avrupalı olmayan ülkelerin çizgi roman dünyasına bir bakış açısı sunmak için yazar, yayıncı, kültürel etkinlik ve festival organizatörlerini konuk edecek, Belçika, Fransa ve Cezayir’den gelen davetlilerimizi ağırlayacaktır.

Sainte Pulchérie Lisesi’nde Jean-David Moran, Herr Seele ve Çiztanbul ekibi gibi çizgi romanın çok tanınmış isimleri ile buluşmaya hazırlanıyoruz. Bu yazar ve çizerler bizlere çizgi romana tezatlarla dolu bir bakış önermekteler. Fransız Jean-David Moran’ın küreselleşmiş bilim kurgusuna karşılık dünyadaki büyük çizgi roman akımları: manga, Comics ve Fransız-Belçika çizgi romanları.

İspanyol Alberto Jiménez Alburquerque, Makedon Aleksandar Sotirovski, Sırp Aleksandar Zograf, Bosnalılar Amra Hejub, Enis Cisic et Esmir Prlja, Amerikalı Charles Vess, Belçikalı Dany, İtalyan Roberto Diso ve Murat Mıhçıoğlu tarafından yönetilen Stüdya Rodeo’nun Türk çizerlerinden oluşan bir grup sanatçı İstanbul’a dair düşüncelerini anlatıyorlar.

Bu sergiler 23.05.2012 – 08.06. 2012 tarihleri arasında Sainte Pulchérie Lisesi’nde gezilebilir. Sergi salonları çarşamba ve pazar günleri hariç, diğer günler saat 9.00-18.00 arasında açıktır.

23 Mayıs 2012 Açılış Gecesi Programı/ Herkese açık

– 19.00 : Herr Seele piyano performansı, gösteri salonu
– 19.30 : Herr Seele sergisi açılış kokteyli, “Atölyeler” sanat galerisinde
– 19.30 : Jean-David Morvan ve Çiztanbul sergisi açılış kokteyli, “Od’A- Ouvroir d’Art “sanat galerisinde

Konuk Sanatçı: Ergün Gündüz

Çiztanbul sergisinin açılışında, yurt dışından gelen sanatçıların yanırısa, Studio Rodeo’nun bir önceki yıllığı Totem’de çalışmaları bulunan ünlü Türk çizgi romancı Ergün Gündüz de bulunacak ve hayranları için Totem’deki işlerini imzalayacak.

Bu sergiler 23.05.2012 – 08.06. 2012 tarihleri arasında Sainte Pulchérie Lisesi’nde gezilebilir. Sergi salonları çarşamba ve pazar günleri hariç, diğer günler saat 9.00-18.00 arasında açıktır.

Sainte Pulchérie Fransız Lisesi/ Çukurluçeşme sok. no 7 Küçükparmakkapı
BEYOĞLU -34433 ISTANBUL

Sainte Pulchérie Lisesi, WBI, Fransa ve Belçika Genel Konsoloslukları, Flaman Edebiyat Fon, Studio Rodeo’nun katkılarıyla.

Biyografiler

Jean-David Morvan

1969’da Reims’te dünyaya gelen Jean-David Morvan günümüz Fransız senaryo yazarlarının en önde gelenlerinden biridir.

Mesleğine, Glénat’da Akira mangasının etkisinin açıkça hissedildiği çizgi roman senaryoları yazmakla başladı: Kévin Hérault’nun çizdiği HK ve Sylvain Savoia ve Philippe Buchet tarafından çizilen Nomad. Delcourt’da Joann Sfar ile senaryosunu ortaklaşa yazdıkları ve Olivier Boiscommun’un çizdiği Troll serisi ve özellikle de büyük bir başarıyı yakalayan Sillage, Philippe Buchet’nin çizdiği bir Uzay Operası, kariyerini oluşturdular.

Bu başarı birçok yayıncının onunla yakından ilgilenmesini sağladı: Navis ve Spirou ve José-Luis Munuera’nın Fantasio’su bunlardan en önemlileridir. 2009’da, Çinli çizer Huang Jia Wei ile birlikte Uluslar arası Manga Ödülleri kapsamında bir gümüş madalya kazandı, Zaya serisi için Japon hükümeti tarafından verilen bir ödül. Marvel için de kendisine bir Wolverine verilmeli.

Yayıncı, Delcourt ve Ankama yayın direktörü, Jean-David Morvan son yıllarda Reims, Fransa ve Tokyo arasında mekik dokuyor. Avrupa, Çin, Japonya ve ABD’de yayınlanan yüzden fazla çizgi romanın da senaryo yazarı.

Herr Seele

Herr Seele

1959 doğumlu Herr Seele doğu Flaman bölgesinde, Ostende’de yaşamaktadır. Sanatçı bir aileden gelen (annesi ve büyükbabası tanınmış ressamlardır) Seele eğitimini iki alana paylaştırır; Galler’in güneyinden Floransa’ya kadar uzanan bir müzik eğitimi ve Gand Akademisi’nde güzel sanatlar . Akademide büyük mizah ustası Kamagurka ile tanışır. Bu ünlü isim, Fransa’da çizgileri Charlie Hebdo ve Hara Kiri’de yayınlanan, ülkesinde ise Herr Seele ile birlikte yaptıkları televizyon şovları ile olduğu kadar TV dergisi Humo’daki yayınları, yüzbinler satan albümleri ile bu alanda bir otorite sayılmaktadır.

Herr Seele “Popüler Sürrealizm”adını verdiği bir eleştirel düşünce yapısını temel almaktadır. Sürrealizm başlangıçta, birkaç yüz kişiyi ilgilendiren bir burjuva hareketiydi. Kitlelere yönelik gerçeküstücülük ise çizgi roman, tiyatro veya televizyon gibi popüler medyalarla desteklenen bir akımdır. Özellikle de televizyon. 30 yılda, Kamagurka ile ortak oluşturdukları gag bombardımanını ve absürd mizahı keyifle izletmiştir. Basit çizgileri ise büyük bir incelik taşır, Hergé’nin etkileri ile Amerikan Underground’unu birleştirir. Albümleri yakında Frémok yayınevi tarafından basılacaktır.

Sainte Pulchérie Lisesi’ndeki sergisinde, Herr Seele diğerlerinin yanı sıra, pop ikonunu konu alan yirmi kadar orijinal yapıtını da beğenilerize sunacaktır: bu, sıra dışı ve kontrolsüz güdülerle hareket eden sözde kovboy, 1981’den beri klişeleri yıkmakta ve ahlak normlarını altüst etmektedir.

ÇİZTANBUL

Dany Henrotin

CIZTANBUL Dany Henrotin

1943’te Belçika’nın Marche-en-Famenne kentinde doğan Dany Henrotin, çizgi roman dünyasında kısaca Dany olarak tanınıyor.

Dany, kariyerine 1966’da, Tintin dergisi sanatçılarından Mittei’nin asistanı olarak başladı. Kısa zamanda büyük beğeni kazanan çizgileri sayesinde, derginin yöneticisi Greg’in atölyesine dahil oldu ve kendi öykülerini yaratmaya başladı. Greg’in bir fikrinden hareketle ortaya çıkan Olivier Rameau, Dany’nin ününü perçinlemekle kalmadı, en uzun soluklu serisi de oldu. Şiirsel bir masal alemini konu alan bu serinin ardından, Dany, Jean Van Hamme’ın yazdığı Kahramansız Öyküler’i çok daha gerçekçi bir üslupla resimledi.

Ülkemizde Demir Yumruklu Adam olarak tanınan Bernard Prince’in çeşitli maceraları dahil olmak üzere, Dany’nin Frankofon çizgi romana katkıları saymakla bitmez.

Bu büyük usta, Çiztanbul projesi kapsamında İstanbul’u ziyaret edene dek Türkiye’yi hiç görmemişti. Çok etkilendiği kozmopolit şehrimizi, Ayça ismindeki Türk kızına aşık olan bir Belçikalının hikayesine konu etti.

Sergimizde, Dany’nin Çiztanbul için gerçekleştirdiği “İstanbul Rüyası” isimli eserden dört sayfanın yanı sıra, kapak resminin de röprodüksiyonu yer alıyor.

Roberto Diso

Roberto Diso - Totem

1932 Roma doğumlu Diso, İtalyan çizgi romanının efsane ismi.

Diso, kariyerinin büyük bölümünü Avrupa’nın önemli yayıncılarından Bonelli’de geçirdi. Daha ziyade Mister No ve Tex gibi popüler dizilerle tanınıyor. Bizzat yazıp çizdiği Şövalye Rodo isimli post-apokaliptik bilimkurgu çizgi roman ise, kısa süre önce ülkemizde de yayınlandı. Diso’nun çok eskiden İngiliz yayın evleri için de çalışmışlığı var; ancak geçtiğimiz yıl Studio Rodeo projelerinde görev almaya başlayana dek neredeyse yarım asırdır İtalya dışından bir kurumla çalışmamıştı.

“Totem” isimli 2011 Çizgi Roman Yıllığı’nda Murat Mıhçıoğlu’nun yazdığı bir öyküyü çizip, kapaklardan da birini yapmasını takiben, Çiztanbul’da “Yıllar Sonra” isimli çalışmasıyla ve Yerebatan Sarnıcı’nı çizdiği kapakla yer alıyor.

Bu sergideki röprodüksiyonlar arasında, Roberdo Diso’nun Çiztanbul’daki öyküsünden iki sayfanın yanı sıra, kapak resmi de mevcut.

Aleksandar Sotirovski

Çeşitli ülkelerden yayıncılarla çalışan Makedon sanatçı, 1971 Manastır (Bitola) doğumlu.

Üsküp’te yaşayan Sotirovski, Oxford University Press, Cambridge University Press, Person Longman ve Macmillan başta olmak üzere İngiltere merkezli çok sayıda yayıncı için illüstrasyonlar yaptı; Image Comics ve Asylum Press dahil ABD merkezliler içinse daha ziyade çizgi roman çalışmaları gerçekleştirdi. Alman ve Amerikan oyun firmalarına görsel konseptler geliştirdiği gibi, üç sinema filminin storyboard çalışmalarına ve yüzlerce reklam görseline imza attı.

Sotirovski,  2011’deki Studio Rodeo yıllığı Totem için bir kapak çalışması gerçekleştirmişti. Çiztanbul’a ise, sadece kapakla değil, memleketi Manastır’ı İstanbul’a mistik şekilde bağlayan uzun bir fantastik öyküyle de katıldı.

Sergimizde, Sotirovski’nin İstanbul konulu çalışmasından sayfa röprodüksiyonlarının yanı sıra, kapak resmi de yer alıyor.

Aleksandar Zograf

Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ın yakınlarındaki Pançevo’da yaşayan 1963 doğumlu Aleksandar Zograf’ın gerçek ismi, Saşa Rakeziç. Asıl mesleği gazetecilik olan bu sıradışı sanatçı, gözlem ve içsel sohbetlere dayalı metinlerini naif ve duyarlı bir çizgiyle birleştiriyor.

Özellikle 1990’larda, son Balkan savaşları sırasındaki hislerini ve tespitlerini de kattığı çalışmalarla bağımsız çizgi roman dünyasında tanınır hale gelen Zograf, Weirdo ve Zero Zero gibi yayınlarda Amerikalı okura tanıtılmıştı. Seattle merkezli Fantagraphics tarafından kitapları yayınlanmaya başladığında, dünya çapındaki bilinirliği arttı.

Yaptırımlar Altında Hayat, Psychonaut, Rüya Gözlemcisi ve Sırbistan Bülteni, Zograf’ın belli başlı eserleri arasında sayılabilir. Fransa’da L’Association, İtalya’da PuntoZero, Almanya’da Jochen Enterprises, İspanya’da ise Under Comics, Zograf’ın çalışmalarını bu ülkelerin dillerine kazandırmış yayıncılar.

İstanbul’a ilk kez Çiztanbul projesi kapsamında ayak basan Zograf, “Kediler Arasında” isimli çalışmasından iki örnek sayfa ile sergimizde yer alıyor.

Charles Vess

1951’de Lynchburg, Virginia’da doğan Vess, Amerikan çizgi edebiyatının en saygın isimlerinden biri.

Virginia Commonwealth University mezunu olan sanatçı, bir süre bu eyaletteki çeşitli kuruluşlarda ilüstrasyon ve animasyon çalışmaları yaptıktan sonra 1976’da New York City’e taşındı ve Heavy Metal, Klutz Press, Epic Comics ve National Lampoon gibi periyodik yayınlara katkıda bulunmaya başladı.

Takip eden süreçte, Vess, Marvel (Spider-Man, Raven Banner) ve DC (Books of Magic, Swamp Thing, Sandman) için yaptığı çalışmalarla ödüller aldı. Özellikle Sandman‘de Neil Gaiman’la yakaladığı uyum, çizgi romanın da sınırlarını aşarak, ikiliyi, aralarında Stardust’ın da bulunduğu çeşitli alternatif projelere ve çocuk kitaplarına yöneltti.

Vess’in 175 tablo ile görsel boyut kazandırdığı Stardust, Paramount Pictures tarafından 2007’de Michelle Pfeiffer, Robert DeNiro ve Claire Danes’li oyuncu kadrosu  ile sinemaya uyarlandı.

Çiztanbul projesi kapsamında İstanbul’u ilk kez ziyaret eden Vess, bir tesadüf sonucu kültürümüzdeki yerini öğrendiği Nasreddin Hoca’nın fıkralarından ve genel mizacından çok etkilendi. Vess, bu masal karakterinden de yararlanarak mistik bir üslupla resimlediği “İşte Bu İstanbul” adlı çalışmasından örnek sayfaların yanı sıra, kapak resmiyle de sergimizde yer alıyor.

Alberto Jiménez Alburquerque

1982 Madrid doğumlu İspanyol sanatçı, küçük yaştan beri çizgi romanlara ilgi duydu.

Onsekiz yaşındayken, Madrid’deki  bazı özel sanat okullarında kurslara giderek, yeteneğini bu alanda nasıl geliştirebileceğini keşfetmeye başladı. Bir yandan da İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında üniversite eğitimini sürdüren Alburquerque, kendi ülkesinde çizgi roman üretiminin fazla canlı olmamasından hareketle, daha ziyade Frankofon yayıncılar için çalışmaya başladı. 2007’de Fransa’nın bu alandaki önemli markalarından Soleil için çizmeye başladığından bu yana, eserler vermeye devam ediyor.

Alburquerque’ün bugüne dek imza attığı çalışmalar arasında, H. Rider Haggard’ın klasik macera romanından hareketle gerçekleştirilen She (Elle) adlı albümler serisi, Le Dieu des Cendres, Les Contes de Korrigan, Larmes de Fées ve Les Fugitifs de l’Ombre gibi fantastik çizgi romanlar mevcut.

Alburquerque, İstanbul’u bu projedeki ziyareti sırasında ilk kez gören sanatçılardandı. Sergimizde, Kız Kulesi efsanesinden hareketle yazıp çizen genç İspanyol’un eserinden örnek bir sayfa var.

Enis Cisic

1980 Saraybosna doğumlu Enis Cisic, çocukluğunu savaşın zor yıllarında geçirdiği bu şehirdeki Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun.

Ülkesinin tanınmış medya ajanslarından “Fabrika”da animasyon ve grafik alanında çalışan Cisic, Strip Pressing ve Think Tank gibi yayınlar için çeşitli çizgi romanlar yaptı. Ana dili dışında bugüne dek sadece Türkçe olarak Çiztanbul’daki çalışmasıya yeni okur kitlelerine ulaşan sanatçı, bilimkurgu ve macera türlerinde çeşitli konseptler geliştirmekte.

Video art ve animasyon ağırlıklı kariyerinde çizgi romanları ön plana çıkartmak isteyen Cisic, sergide örnek sayfalarına yer verdiğimiz “Kaç Kurtul İstanbul’dan!” isimli çalışmasında şehrimize distopik bir çerçeveden baktı.

Ermir Prlja & Amra Hejub

1978’de Banja Luka’da doğan Esmir Prlja, halen yaşamakta olduğu Saraybosna’daki  Güzel Sanatlar Akademisi’nden 2009’da mezun oldu.

2004 yılında Publika adlı yayınevinin düzenlediği “en iyi çizgi roman senaryosu yarışması”nda ödül alan Prlja, o tarihten bu yana ülkesindeki çeşitli dergi ve gazetelerde yazıp çizmektedir.

Prlja’nın eşi olan Amra Hejub ise, 1983 Saraybosna doğumlu. Diş hekimi olarak diploma almak üzere olsa da, Hejub, edebiyat alanındaki çalışmalarına hiç ara vermemiş bir isim. Hejub, Prlja’nın çizgi roman kariyerine özellikle dramatik kurgu noktasında katkıda bulunuyor.

Prlja-Hejub çifti, Çiztanbul’da yazıp çizmek üzere İstanbul’a geldiklerinde en çok şehrin karmaşasından ve taksilerin çokluğundan etkilenmişler. Yakın geleceğin İstanbul’unda geçen bir “uçan taksi” öyküsüyle karşımıza çıkan ikilinin eserinden örnek sayfalar sergimizde yer alıyor.

 

Kaynak : [-]