Şunun için etiket arşivi: öykü

Victor Hugo’nun ‘Notre Dame de Paris’ adlı romanından uyarlanan aynı isimli müzikal İstanbul’da sahnelenecek.

Notre Dame de Paris müzikali 22 Nisan'dan itibaren İstanbul'da sahnelenecek.

Dünya edebiyatının klasikleri arasında yer alan Notre Dame’ın Kamburu (Notre Dame de Paris), ilk kez 1998 yılında ‘Notre Dame de Paris’ ismiyle Paris’te sahnelenmişti. Kadrosunda tanınmış Fransız sanatçılardan Garou (Quasimodo), Helene Segara (Esmeralda), Daniel Lavoie (Frollo), Patrick Fiori (Phoebus) yer almıştı. O dönem müzikleri ve rejisiyle büyük ses getiren müzikal, sonrasında birçok ülkede yeniden farklı kadrolarla canlandırıldı.

Notre Dame de Paris müzikali, 22 Nisan’dan itibaren İstanbul’da aynı isimle, orijinal rejisi ve müzikleriyle, İngilizce olarak sahnelenecek. Dünyada en çok bilet satışına sahip prodüksiyon olma özelliğiyle Guinness Rekorlar Kitabı’na giren müzikal, iki hafta süreyle İstanbul’da Zorlu PSM’de olacak. Dünya çapında CD ve DVD’leri 10 milyondan fazla satan Notre Dame de Paris, edebiyat tarihinin en romantik aşk hikayelerinden de biri.

Çingeneler tarafından bir katedrale terk edilen Quasimodo adlı kambur bir karakterin öyküsünü anlatan romandan uyarlanan müzikalde büyük bir aşk hikayesi var. Çingene kızı Esmeralda’ya aşık olan Quasimodo’nun rakipleri Prens Phoebus ve katedralin rahibi Frollo ile mücadele etmesi ve Esmeralda’yı aşkına ikna etmesi gerekir.

Notre Dame de Paris Müzikali 22 Nisan – 4 Mayıs tarihleri arasında izlenebilir.

Kaynak :[-]

Sundance Film Festivali programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak

iksv-film-festivali

Bağımsız sinemanın en önemli etkinliklerinden Sundance Film Festivali 16 Ocak’ta başlayacak. 26 Ocak tarihine kadar devam edecek festival programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak. İKSV tarafından bu yıl onuncu kez Akbank sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali 5-20 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Polonya’da Nazi işgali ile Holokost’un acı izlerini süren bir hikâye anlatan Pawel Pawlikowski ’nin son filmi Ida, daha Sundance gösterimini yapmadan uluslararası festivallerde birçok ödüle layık görülerek 2014’ün en iyilerinden olmaya doğru yol aldı. Londra, Les Arcs, Gdynia ve Varşova film festivallerinde En İyi Film, Toronto’da FIPRESCI Ödülü’nü alan Ida, ayrıca Les Arcs Film Festivali’nde her iki başrol oyuncusu Agata Kulesza ve Agata Trzebuchowska ’ya da en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandırdı. 1960’larda Polonya’da geçen siyah beyaz film, genç rahibe adayı Anna’nın son yeminini etmeden hemen önce aslında Yahudi olduğunu öğrenişinin öyküsünü anlatıyor.

Stranger by the Lake

Stranger by the Lake

Fransız yönetmen Alain Guiraudie ’nin ilk kez Cannes Film Festivali’nde izleyici karşısına çıkan son filmi Stranger by the Lake, ölüm, cinsellik, eşcinsel kültürü ve dostluk kavramlarına yaklaşımıyla hem izleyicilerden hem de eleştirmenlerden büyük övgü topladı. Cannes’da gösterildiği Belirli Bir Bakış Bölümü’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nün yanı sıra Eşcinsel Palmiye’ye de layık görülen, Hitchcockvari bir gizem etrafında kurgulanan filmin tamamı bir yaz mevsiminde, bir çıplaklar plajında geçiyor.

Dünyanın en saygın belgesel film festivallerinden IDFA’nın bu yıl açılış filmi olan Return to Homs, Suriye’nin Homs şehrinden devrimci gençlerin bir portresi. Yönetmen Tala Derki üç yıl boyunca iki yakın arkadaşı takip ediyor. Milli takım golcüsü, şarkılarıyla devrimin sesi olan 19 yaşındaki Basset ve 24 yaşındaki video-aktivist, kameraman Ossama pasif direnişle özgürlük hayalleri kurarken kendilerin silahlı mücadelenin içinde buluyorlar. İki yıl önce festivale konuk olan, “Devrimin Filmini Çekmek” bölümüyle aynı isimli panelde de konuşmacı olan Suriyeli belgeselci, yapımcı ve festivalci Orwa Nyrabia da filmin yapımcılarından biri.

En son cinsellik soslu kıyamet komedisi Kaboom / Gümmm! ile Filmekimi’nde izlediğimiz Gregg Araki ’nin üç yıl aradan sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi White Bird in A Blizzard, İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek filmlerden. Yönetmenin alışıldık temalarından uzaklaştığı film, annesi birdenbire ortadan kaybolan genç bir kadının altüst olan hayatını anlatan sıra dışı bir büyüme öyküsü. Filmin son derece sağlam oyuncu kadrosunda Eva Green , Shailene Woodley , Christopher Meloni gibi isimler yer alıyor. Araki’nin yazar ve şair Laura Kasischke ’nin aynı adlı romanından esinlenerek senaryosunu yazdığı filmin müziklerini de yine yönetmenin kendisi seçmiş.

Adını “perudo” olarak da bilinen, Güney Amerika kökenli bir zar oyunundan alan Liar’s Dice, aslen oyuncu olan senarist ve yönetmen Geetu Mohandas ’ın çektiği ilk uzun

white shadow

white shadow

metrajlı film. Başrollerini Geetanjali Thapa ile Lunchbox / Sefertası ve Wasseypur Çeteleri’nden tanıdığımız ünlü Bollywood oyuncusu Nawazuddin Siddiqui ’nin paylaştığı filmin kahramanı, Himalayalar’da yaşayan kendi başına buyruk, bağımsız bir kadın olan Kamla’nın köy büyüklerinin sözünü dinlemeyerek kayıp kocasını aramak üzere yollara düşmesini anlatıyor. Film, Sundance’te Dünya Sineması Dramatik Filmler bölümünde gösteriliyor.

Eylül 2013’te Venedik Film Festivali’nde En İyi İlk Film’e verilen Geleceğin Aslanı ödülüne layık görülen White Shadow / Beyaz Gölge, Afrika’nın doğusunda albinoların uğradıkları ayrımcılığı ve ölüm tehlikesini konu alıyor. Los Angeles’lı yönetmen, senarist ve kurgucu Noaz Deshe ’nin ilk filmi White Shadow / Beyaz Gölge, köyünden kaçarak büyük kente gelen Alias adında küçük bir albino çocuğu izliyor.

İstanbul Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgi için: film.iksv.org

İstanbul Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

Kaynak : [-]

Garanti Caz Yeşili konserleri, 2014 yılında her ay, farklı bir mekanda cazseverleri buluşturuyor. Yeni yılın ilk durağı Nublu; Ocak ayında MOP MOP ve Nadéah’i hayranlarıyla bir araya getiriyor.

NadéahUzun yıllardır dans müziğinden caza uzanan geniş bir yelpazede üretim yapan İtalyan müzisyen, DJ ve prodüktör Andrea Benini’nin özel projesi MOP MOP, 10-11 Ocak tarihlerinde Nublu sahnesinde yerini alacak.

Caz, funk, latin ve postmodern İtalyan estetiği arasında oldukça özel bir yerde konumlandırılan grup; Woody Allen’ın “To Rome with Love” filminin müziğinde de yer aldı. Son albümleri “Isle of Magic”le bugüne kadarki çalışmalarından çok daha derin ve organik bir sound yakalayan grup, Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında İstanbullu hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.

Nouvelle Vague’un solisti olarak ün kazanan Nadéah, Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında, 24-25 Ocak tarihlerinde Nublu sahnesinde olacak.

Annesinin plak koleksiyonu sayesinde Pink Floyd ve Led Zeppelin’i keşfederek rock müzik tutkunu oldu. Genç yaşlarda, vokalini geliştirmeye odaklandı. Leonard Cohen ve Tori Amos gibi isimlerden beslenerek, hayatın zorluklarını kaleme aldığı ve mizahi hikâyelerden beslenen şarkı sözleri yazdı.

Önce “Hollywood Mon Amour” projesine, sonra Nouvelle Vague’a solist olarak katıldı ve grubun 3. stüdyo albümünde yer aldı. Nadéah, kendi yaşam öyküsünden önemli ipuçları taşıyan ilk albümü “Venus Gets Even” ile dikkat çekiyor.

Her iki etkinlik için kapılar 22.00′de açılacak. Gecenin ilk seti 23.30′da, ikinci seti 01.00′de başlayacak. Etkinliğin giriş ücreti ise 40 TL.

ZETE

Kaynak :[-]

54. Selanik Uluslararası Film Festivali bu gece Jim Jarmusch’un Only Lovers Left Alive (Sadece Âşıklar Hayatta Kalır/2013) filmiyle başlıyor. Festival, 10 Kasım’a dek sürecek. 

selanik-ilm-festivalindeYunanistan’a ilk kez gelecek olan Jarmusch filminin gösterimine katıldıktan sonra ertesi gün bir basın konferansı verecek. Altın ve Gümüş İskender ödülleri için 14 ilk ve ikinci film yarışıyor: Coming Forth By Day (Hala Lotfy/Mısır-Birleşik Arap Emirlikleri), Bluebird(Lance Edmands/ABD-İsveç), Good Night (Sean Gallagher/ABD), The Eternal Return of Antonis Paraskevas (Elina Psykou/Yunanistan-Çek Cumhuriyeti), Sunshine Boys (Tae-gon Kim/Güney Kore), The Devil’s Liquor (Ignacia Rodriguez/Şili), The Golden Cage (Diego Quemada-Diez/Meksika-İspanya), Melaza (Carlos Lechuga/Küba-Fransa Panama), Sheep (Gilles Deroo-Marianne Pistine/Fransa), Bad Hair (Mariana Rondon/Venezüella), Suzanne (Katell Quillevere/Fransa), Us (Mani Maserrat/İsveç), Wild Duck (Yiannis Sakaridis/Yunanistan), Miracle (Juraj Lehotsky/Slovak Cumhuriyeti-Çek Cumhuriyeti).

Uluslararası yarışma jürisi başkan Alexander Payne (Yönetmen-ABD), Scott Foundas (Film Eleştirmeni-ABD), Ada Solomon (Yapımcı-Romanya), Konstantinos Vita (Besteci-Yunanistan),Eduard Waintrop’tan (Cannes Yönetmenlerin 15 Günü bölümü -İsviçre) oluşuyor.

Etkinlik iki Fransız sinemacıya saygıda bulunuyor: Alain Guiraudie ve Claire Simon. Giraudie’nin dünyası estetik ve tematik açıdan eşcinsel sinemanın önde gelen örneklerinden. Romantizmle cinsellik temalarına odaklanan yönetmen gündelik yaşamın tekdüzeliğine gerçeküstü, mizah dolu bir anlatımla yaklaşıyor.

Stranger by the Lake (2013/ Cannes Belirli Bir Bakış en iyi yönetmen ödülü) aşkın, şehvetin gizemli yönlerini araştırıyor. Sunshine for the Scoundrels’te (2001) farklı sınıflara ait bir kadınla bir çoban yaşam ve aşk üstüne tartışıyorlar. No Rest for the Brave (2003), Time Has Come (2005), The King of Escape’te (2009) programda (2009) olan Guiraudie filmlerini gerçek yaşamla fantezi arasındaki bağlantılar olarak tanımlıyor.

Yönetmen, senarist, oyuncu, görüntü yönetmeni, kurgucu Claire Simon kurmaca ve belgesel yapıyor. Ona göre sinema gerçeği yakından incelemek, gözlemlemek. Öyküleri ergenlerle, kadınlarla, sığınmacılarla ilgili. Paris’teki tren istasyonunda çektiği Gare du Nord’da (2013) bu geçiş ve değişim yerinde çeşitli karakterlerin öyküleri örtüşüyor.

A Foreign Body’de (1997) taşralı genç Magali evliliğini kurtarmak için gebe kalmış gibi davranıyor. God’s Offices (2008) bir merkeze gelen kadınlarla danışmanlarının cesaretleriyle ilgili bir dram. Yirminci yılını kutlayan Balkanlar’a Bakış’ta Türkiye’den Jin (Reha Erdem), Köksüz (Deniz Akçay Katıksız), Sen Aydınlatırsın Geceyi (Onur Ünlü), Ağıt (Aydın Ketenağ), Mavi Kimlik (Mümin Barış) gösterimde.

Bölümün 20. yılı için seçilen filmler arasında Masumiyet (Zeki Demirkubuz), Kasaba (Nuri Bilge Ceylan), Beş Vakit (Reha Erdem), Süt (Semih Kaplanoğlu) yer alıyor. Festivalin yönetmeni Dimitri Eipides, Venus in Fur (Roman Polanski), Tom at the Far (Xavier Dolan), Miele (Valeria Golino), İda(Pavel Pavlikovski) gibi önemli yapımları da programına yerleştirdi. Ortak yapım forumu Crossroads’a Türkiye’den Kendi Aramızda (Yönetmen: Ülkü Oktay, Yapımcı: Onur Ünlü) katılıyor. Projeler Güneydoğu, Orta Avrupa, Akdeniz, Balkanlar’la ilintili yapımlar.

Sektörün profesyonelleri tarafından proje aşamasındaki çalışmaları içeren Agora’da Türkiye’den Annemin Şarkısı (Yönetmen: Erol Mintaş, Yapımcı: Aslı Erdem, Ortak yapımcılar: Guillaume de Seille, Mehmet Aktaş) var. Agora Film Pazarı’nda 300 yapım yer alıyor.

Karşıyaka Belediyesi’nin verdiği Homeros Edebiyat Ödülleri’nin 2014 yılı konusu belli oldu. Ödüller, bu kez “Bir Şairle Söyleşi”ye verilecek.

Edebiyat türleri arasında önemli bir yeri olan söyleşiyi anımsatmak, özelliklerini yitirme noktasına varan bu türün yetkin örneklerini oluşturmak için yapılacak yarışmaya son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 olarak belirlendi.

Seçici kurulu Veysel Çolak, Abdülkadir Budak, Mustafa Fırat, Adnan Özer ve Fergun Özelli’de oluşan yarışmanın sonucu, 21 Mart “Dünya Şiir Günü”nde açıklanıp ödüller dağıtılacak.

Homeros Edebiyat Ödülleri’nin katılım koşulları şöyle:

Homeros1. Ödül, herkese açıktır.

2. Söyleşi bir şairle yapılmalı ve zamanla tarihsel bir belge niteliği kazanabilmelidir.

3. Şairle daha önce yapılan söyleşilerde, şairin yazdığı yazılarda, özellikle şiirlerinde yansıttığı şiir anlayışı açığa çıkartılmalı; biçim, biçem, teknik, imge, esin kaynağı, dil anlayışı açılarından şairin şiirleri çözümlemeli; hayat karşısında duruşu ve dünyagörüşü sorulan sorularla irdelenmeli ve yanıtları alınmalıdır.

4. Söyleşiyi yapan kişinin açıklayıcı, betimleyici, tartışmacı, öyküleyici anlatım yollarını deneyebilir ve örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme yoluna gidebilir.

5. Yarışmaya katılacak olanlar, yapacakları söyleşi için diledikleri bir şairi seçebilir.

6. Birden çok kişinin ortaklaşa yapacağı söyleşiler de yarışmaya katılabilir.

7. 06 Eylül 2013 tarihinden sonra yapılmış ve herhangi bir yerde yayımlanmış söyleşiler yarışmaya katılabilir..

8. Yarışmaya katılacak söyleşiler için sayfa sınırlaması yoktur.

9. Yarışmaya katılacak çalışmalar bilgisayarda çift aralıkla yazılmış olmalıdır.

10. Ödül, birinciye 1500 (bin beş yüz), ikinciye 1000 (bin), üçüncüye 750 (yedi yüz elli) TL’dir. Seçici kurul uygun gördüğü takdirde ödülü bölüştürebilir.

11. Dereceye giren çalışmalar kitap olarak basılacak, bunun karşılığında yazarlara yirmişer kitap verilecektir. Ayrıca telif ödenmeyecektir.

12. Ödüle son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 günüdür. Ödül, 21 Mart 2014 günü düzenlenecek olan Dünya Şiir Gününü kutlama etkinliği sırasında açıklanacak ve sahiplerine verilecektir.

13. Ödüle katılanların yaptıkları söyleşilerin 6 nüshasını, özgeçmişlerini, adreslerini, e mail ve telefonlarını içeren bir yazı ile

“Karşıyaka Belediyesi Kültür Müdürlüğü”

Bir Şairle Söyleşi Yarışması 2014

Bahriye Üçok Bulvarı No:5

35600 Karşıyaka – İZMİR adresine APS, kargo, taahhütlü posta ile göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir.

14. Ödüle katılan çalışmalar iade edilmez.

Homeros Edebiyat Ödülleri hakkında bilgi almak için:

Melih Elhan (Ödül Sekreteryas)

Tel: 0232 3994089 (Hafta içi 08.00 – 17.00)

İnternet sitesi için TIKLAYINIZ

Kaynak : []

Oğlu Işık Öğütçü, Orhan Kemal’in 1960’larda tefrika edilmiş ‘Uçurum’ adlı bir romanının ortaya çıkarıldığını söyledi. 2014’te yazarların yayımlanmış öyküleri de basılacak ve Nâzım Hikmet, Kemal Tahir, Yaşar Kemal gibi yazarlarla yazışmaları da yayımlanacak.

Aslı Uluşahin [-]

orhan-kemalTürk edebiyatında toplumsal gerçekçiliğin usta yazarlarından Orhan Kemal (1914-70), önümüzdeki yıl doğumunun 100. yılı dolayısıyla bir dizi kitapla anılacak ve gündeme taşınacak.

Yayımlanacak kitapların ilki, 1961 yılında “Büyük Gazete” isimli dergide tefrika edilmiş “Uçurum” adlı roman. Romanı gün yüzüne çıkaran Orhan Kemal’in oğlu IşıkÖğütçü, bir araştırmacının Türker İnanoğlu Vakfı’nın (TÜRVAK)müzesinde derginin nüshalarına rastlayıp haber vermesinin sonrasında esere ulaşmış.

“Uçurum”un, üretken bir yazar olan Orhan Kemal’in peşine düştüğü kayıp eserlerinden biri olduğunu söyleyen Öğütçü, ne var ki dergide 23bölüm tefrikanın yer aldığını, 21 Haziran 1961 tarihindeki sayı sonrasında derginin başka nüshalarına ulaşamadıklarını söylüyor. Derginin kapandığını düşündüklerini belirten Işık Öğütçü, eser yayına hazırlanırken hikâyenin sonunu “birkaç cümle ile bağlamış”.

Kitapta “Uçurum” dışında, yazarın yine aynı dergide yayımlanmış söyleşileri de yer alacak. Orhan Kemal, o dönemde Ruhi Su, Atıf Yılmaz, sinema ve seslendirme sanatçısı Ferdi Tayfur gibi isimlerle söyleşiler yapmış. Ayrıca müstear isimle “İtiraflar” isimli bir bölümde, örneğin hayat kadınlarıyla söyleşileri yayımlanmış.

orhan-kemal-1Öğütçü, roman ve söyleşilerden oluşacak bu kitabın, büyük olasılıkla yazarın diğer eserlerini de yayımlayan Everest Yayınları tarafından basılacağını belirtiyor.
2014 yılında çıkacak bir diğer kitapta ise Orhan Kemal’in daha önce yayımlanmamış öyküleri yer alacak. Öğütçü, yazarın 1950’li yıllarda neredeyse bütün gazetelere, Yeditepe, Varlık gibi edebiyat dergilerine, kendi adıyla ya da müstear isimlerle pek çok öykü yazdığını, uzun süren bir çalışma sonrasında bu öyküleri derlediğini ifade ediyor.
Ayrıca gelecek yıl usta yazarın az bilinen fotoğaflarından oluşan bir albüm de yayımlanacak.

Işık Öğütçü’nün üzerinde çalıştığı bir diğer kitap ise Orhan Kemal’in mektuplarıyla ilgili. Yazarın Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Samim Kocagöz, Fikret Otyam ve Nevzat Üstün gibi dönemin önemliyazarlarıyla mektuplaşmaları bu kitapta bir araya getirilecek. “Mektuplar” kitabının ise 2014 sonrasında yayımlanması planlıyor.
Orhan Kemal’in son olarak 2011 yılında yine oğlu Işık Öğütçü tarafından bulunan “Yüzkarası” adlı kitabı yayımlanmıştı.

RTÜK, 30 yıl önce çevrilen Cüneyt Arkın’ın “En Büyük Yumruk” adlı filmindeki sevişme sahneleri için, ‘Duygusal değil’ diyerek ceza verdi.

EN-BUYUK-YUMRUK-CUNEYT-ARKIN-MERAL-ORHONSAYBaşrollerini Cüneyt Arkın ve Meral Orhonsay’ın paylaştığı 1983 yapımı ‘’En Büyük Yumruk’’ adlı filmdeki sevişme sahneleri ceza getirdi. RTÜK ‘’Duygusal boyutundan arındırılmış’’ yorumu yaptığı sevişme sahneleri nedeniyle, filmi yayınlayan Olay TV’ye uyarı cezası verdi.

Gazeteport’un haberine göre RTÜK toplantısında Bursa’da yayın yapan Olay TV’de 5 Mayıs 2013 günü yayınlanan film ele alındı. RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dairesinin raporunda şöyle denildi: ‘’Filmin bir çok sahnesinde cinsellik olgusu yoğun biçimde yer almaktadır. Çıplaklığın sıklıkla ortaya koyulduğu, kaba cinselliğin yapım boyunca devam ettiği görülmektedir. Birçok sahnede, kadınların mahrem sayılabilecek uzuv ve organları, seyirlik malzeme halinde görsel bir meta gibi sunulmaktadır. Cinsellik ikonografisinin filmin bir çok sahnesine hakim olduğu, duygusal boyutundan arındırılmış sevişme sahnelerinin sunulduğu görülmüştür. Striptiz denilen cinsel gösteri niteliğindeki görsel ikonografik öğelerle zevk yaşayan gençlerin deneyimlerinin, bir tür öykü yumağı içinde sunulduğu görülmüştür’’.

RTÜK üyeleri de filmi, ‘’Çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek nitelikte’’ buldu ve Olay TV’ye uyarı cezası verdi. TV kanalına, benzer bir ihlal durumunda, para cezası verileceği de bildirildi.

Kurumumuzda verilen tüm kurslarda olduğu gibi Çocuk Resim Kursunda da amaç sadece çocuğa sanat öğretmek değildir. Resim çalışmaları elbette çocuğun kişilik gelişimine katkı yapmaktadır. Aynı zamanda çocuk için kendini ifade etmektir…

çocuk resim kursuBildiğiniz gibi çocuklar duygularını ve güncel olaylar yada aile içinde etkileşimleri oynadıkları oyun ile ya da örneğin bir masal , bir öyküye eklemeler  olarak dillendirebilmektedirler.

Bu açıdan bakıldığında içsel duyguları, hayalleri, o gün veya daha önce etkilendiği ya da aile içi/dışı olayların bıraktığı izleri çocuğumuzun çizdiği konularda renk veya biçim olarak yakalamamız da mümkündür.

Çocuğumuzun içindekilerinin dışa yansımasının en sade yolu resim uğraşıdır. Elbette sadece bunlarla sınırlı da değil resmin faydası. Çocuğun yaratıcılığını teşvik, ellerini ve parmaklarını daha rahat kullanmayı öğrenmek, el becerilerinin artması gibi pek çok şey sayılabilir.

Özellikle günümüzün en büyük sorunlarımdan biri çocuklarımızla vakit geçirmek. Çünkü çoğu zaman Anne ve Baba da çalışmakta hal böyle olunca çocukla kimi zaman sınırlı vakit geçirile bilmektedir. Bu tür olaylar ister istemez çocuğumuzu etkilemektedir. Kaldı ki çocukla çok vakit geçirmek değil kaliteli vakit geçirmek önemlidir. Bu etkinin çocuğun iç dünyasına etkilerini anlamamızı da sağlayabilir resim.

İşte tüm bunları düşünerek Anne ve ben resim çalışmasını çocuğunuzla birlikte sizleri de bekliyoruz, isterseniz çocuğunuzu bizlere bırakır iki saat boyunca dolaşabilir veya kahvenizi çayınızı içebilirsiniz veya çocuğunuzla birlikte derste vakit geçirir yaratıcılığını paylaşır ve birlikte bir şeyler üretmenin hazzını hissedersiniz.

Demek istiyorsanız bize ulaşmak çok kolay…LÜTFEN  TIKLAYINIZ.

 Nazım Hikmet Sergisi açılıyor…

 Adını Vala Nureddin’in kitabından alan sergide, Nazım Hikmet ile ilgili 30 eser görülebilecek.

Açılışında Nazım Hikmet’in şiirlerinin okunacağı sergide, Vahit Akan, Belma Demir Akdağ, Saadet Akdoğan, Sevil Arslan, Turan Büyükkahraman, Ülkü Cılızoğlu, Sumru Çınar, Semahat Çin, Havva Gülşan, Nermin Kamışoğlu, Yasemin Kuşi, Nehir Nuray Nizam, Serap Öney, Çağdaş İlim Öngel, Harika Ören, Pervin Özen, Işık Sungurlar, Güneş Şahin, Dilek Şenol, Sevinç Şimşek, Türkan Taybara, Seyhan Peker Turgut Feza Yıldırım Ünsal, Fatoş Yalçınkaya, Onur Yanık gibi isimlerin çalışmaları yer alacak.

Nazım Hikmet Ran’ın kısa hayat öyküsü

Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), daha çok Nâzım Hikmet olarak bilinen Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı. “Romantik komünist” ve “romantik devrimci”olarak tanımlanır. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alındı. Türkiye’de, ölümünden iki yıl sonra 1965’te şiirleriyle yeniden önem kazandı. Mezarı Moskova’da bulunmaktadır.

Varlık dergisi ve yayınlarının kurucusu Yaşar Nabi Nayır adına, her yıl temmuz ayında şiir ve öykü dallarında verilen Gençlik Ödülleri, edebiyatımıza yeni değerler kazandırma amacını taşıyor.

Katılma koşulları şöyle:

• Ödüle 30 yaş ve altındakiler katılabilir.

• Kitap bütünlüğü taşıyan şiir ya da öykü dosyaları 6 nüsha olarak, içinde fotoğraf, özgeçmiş ve iletişim bilgilerinin bulunduğu bir zarfla birlikte paketlenip, en geç 15 Nisan 2013 tarihinde ulaşacak biçimde, “Varlık Dergisi, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri, Perpa İş Merkezi, B Blok, Kat 5, No 484 Şişli 34384 İstanbul” adresine gönderilmelidir. (Dosyalar iade edilmez.)

• Yarışma sonuçları derginin Temmuz sayısında açıklanacak, ödüller 80. kuruluş yıldönümü olan 15 Temmuz 2013’de sahiplerine törenle verilecektir.

• Ödüle değer bulunan dosyalar Varlık Yayınları’nca kitap olarak yayımlanacaktır.

Seçici Kurul:

Şiir dalında: Gülseli İnal, Sina Akyol, Tarık Günersel, Metin Cengiz ve Enver Ercan

Öykü dalında: Nursel Duruel, Feyza Hepçilingirler, Hatice Meryem, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Feridun Andaç

 

Kaynak :[-]

Pek çok çevrede olduğu gibi sanat çevrelerinde ve özellikle edebiyat çevrelerinde sıkça dile getirilen bir terim olan “Sen, ben, bizim oğlan” terimini hatırlatan bu durum aslında gülünesi bir durumdur. İyi olmak, büyük olmak için “Nobel sahibi mi olmak gerekiyor?  Malum olanları da görüyoruz kimi zaman” demeden geçemedim ve bu haberi yayınladım. Buyurun bizim oğlanlarının düşüncelerini okuyalım. (Editör)

İlber Ortaylı geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada Türk edebiyatının Nobel’i, romanla değil şiirle hak ettiğini söyledi ve bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ertuğrul Özkök de köşesinde Ortaylı’ya yüzde 100 katıldığını yazarak tartışmayı alevlendirdi.

Akşam gazetesinden Eyüp Tatlıpınar, Ortaylı’nın bu iddialı açıklamasını edebiyatçılara ve konuyla ilgili kişilere sordu..

İşte “Nobel, Türk şiirine verilse hangi şaire yakışır?” sorusunun yanıtları

“NOBEL ADAYI ŞAİR BİZDE ÇOK”
Şair Ataol Behramoğlu
× Şiirin, Nobel’i daha çok hak ettiği görüşüne katılıyorum. Nedeni çok açık; bizdeki edebiyat geleneğinin en birikimli, en gelişmiş, dünya ölçeğindeki türü şiirdir.
× 19. yüzyılda Tevfik Fikret, biçimi ve ses tonuyla, büyük dünyasıyla Nobel’i hak ediyordu.
× 20. yüzyıl başlarında Yahya Kemal, divan edebiyatı, İstanbul Türkçesi ve Fransız şiirini sentezlemesiyle hak ediyordu.
× Nazım Hikmet, herkesçe bilindiği gibi dünyanın en iyi şairlerinden. Yaklaşık olarak aynı şeyler Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday için de söylenebilir.
× Nobel, özellikle son yıllarda postmodern yaklaşımlara, siyasi dalgalanmalara göre veriliyor. Nobel’i Türkiye’ye veren ekibin Türk edebiyatını tanıdığını hiç zannetmiyorum.
× Türkiye’de şiirin günümüzdeki durumu dünyayla paralel gidiyor. Dünyada şiir, deyim yerindeyse moda değil. Edebiyatı gerçekten seven okurun ilgi alanında kalıyor. Dünyada hakim olan değerler parayla, eğlenceyle, hızlı tüketimle ilgili. Şiir de bu dünyaya yabancı.

“İLBER’E KATILMIYORUM”
Yazar, Eleştirmen Necmiye Alpay
× Genel olarak ödül mekanizmalarına karşı olduğum için, Nobel adaylarım yok.
× Sevgili sınıf arkadaşım İlber Ortaylı’nın sözüne gelince. ‘Nobel’i hak etmek’ sözünü ‘değerli olmak’ diye anlayacaksak İlber’e pek katılamıyorum. Türkçe şiir ile roman arasında çok temel bağlar var. Her ikisinin de okuru olan bir kimsenin, yani roman yazarının, şiirdeki duygudan beslenmemiş olması düşünülemez. İlber’in kurduğu bağ bu yönüyle önemli.
× En büyük roman ve öykü yazarları şiirden beslenmiştir, bugün de beslenmektedir: Hayatta olanlardan, Leyla Erbil, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Tahsin Yücel… Öte yandan, özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o müthiş hesaplaşmasından bu yana, roman olsun, düşünce yazısı olsun Türkçe düzyazıyı şiirden (siz bunu ‘dünya edebiyatından’ diye anlayınız) geri saymanın uzun uzadıya savunulacak bir yanı yok.
× İlber Ortaylı işin bu yanını değil de, Türkçe şiirin değerini vurgulamak istemiş olabilir. Ama bunun için de ödül temelli değer yarıştırmasına girmekten daha iyi yöntemler bulunabilir.

“NOBEL HAK EDENE VERİLMİYOR”
Yazar İnci Aral
× Nobel’e inanmıyorum. Zaten romanda da iyi edebiyata verildiğini düşünmediğim için, hangi türün daha çok hak ettiği tartışması biraz anlamsız. Politik kaygılar, iyi edebiyattan daha önemli bir kriter mesela.
× İyi edebiyata verilecek bir Nobel’den söz edersek Turgut Uyar’a verilebilirdi. Günümüzde Adonis’e verilebilir, ama Türkiye’den yaşayan bir şair ismi veremem.

“TÜRK ŞİİRİNİN NOBEL’DE GÖZÜ YOK”
Şair Ömer Erdem
× Pek katılamıyorum bu görüşe. Türk şiirinin Nobel’de gözü yok bence. Nobel’i dağıtan küresel düzenin karşısında bir yerde konumlandığını düşünüyorum.
× Türkiye’de şiirin geliştiği bir hakikattir ama 2000’lerden itibaren yerini romana terk etti. Şiir, bu dönemde gelişen tüketim kültürüne uygun değil çünkü. Edebi etkinliğin merkezinden uzaklaşmaya devam edecek. Yalnızca Nobel’cilerin değil, Türkiye’de yaşayanların gözünden de uzaklaşacak.
× Nobel için şair adayı istiyorsanız, yılların bir şeyler kattığı yazarları önerebilirim; Sezai Karakoç, Ülkü Tamer, İsmet Özel…

“NOBEL ADAYIM: TURGUT UYAR”
Şair Kaan Koç
× Hem coğrafi, hem sosyolojik olarak Nobel en çok şiire yakışırdı; evet. Bu coğrafyanın dalgalı, çatışmalı halini en iyi şiir yansıtıyor. Yine de şairlerin bir özeleştiri yapması gerekiyor; kendi buhranlarıyla, şairlik unvanıyla daha çok ilgileniyorlar. Doğu’nun kolaycı toplum olmasından… Şairlerin bulunduğu toplumun edebiyat kültürünü, kelime üretimini zenginleştirmesi lazım. Bizde bu eksik.
× Nobel adayım İkinci Yeni’den bir isim olabilir. Mesela Turgut Uyar…

“ŞİİR ROMANA GÖRE DAHA ÖZGÜN”
Tiyatrocu Kenan Işık
× Bizde şiir romana göre daha özgün. Bu coğrafyada binlerce yıl boyunca yer almış uygarlıklarla onların edebi, kültürel üretimleriyle ilişki kurabildiği için. Gazellerle, kasidelerle, rubailerle örneğin…
× Roman için bu durum geçerli değil. Batı’yı model aldı bizim romancılarımız. Roman Batı’da gelişen bir tür olduğu için bu doğaldı. Ama geleneksel metinlerle ilişki kurmayı, özgün olmayı, yerli olma özelliğini kazanamadı.
× Şiir daha özgün ve bu nedenle değerlidir. Nobel’i de çok daha önceden hak etmiştir. Adaylarım, geleneği sürdüren şairler olurdu. Ahmed Arif, Cemal Süreya, Edip Cansever. Değerli şairlerimiz çok. Günümüzden Bejan Matur olurdu.

“KESİNLİKLE FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA”
Şair Küçük İskender
Öncelikle sevgili Orhan Pamuk’un bu ödülü kesinlikle hak ettiğini düşünüyorum. Şiir de, roman da aynı ailenin çocukları, onları birbiriyle tokuşturmamak lazım. Bunun haricinde şiirin de aynı ödülle dönmesi tabii ki güzel bir şey olur. Bu şairi sevindirecek bir şey olmasa bile. Eğer şiirde Nobel’i alacak biri varsa o benim için kesinlikle Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.

“45 YILDIR AYNI SORUYLA KARŞILAŞIYORUM”
Şair Haydar Ergülen
× Nobel, romanla da hak edilerek alındı. Orhan Pamuk’tan önce Yaşar Kemal de almalıydı. Fakat şiir bizim en eski edebi geleneğimizdir. Roman Batı’da, şiir Doğu’da doğan bir tür. Bizde, bir ‘Nobel’i hak etme’ meselesi söz konusuysa en az roman kadar hak ettiği doğrudur.
× Nazım Hikmet ve Fazıl Hüsnü Dağlarca alabilirdi bu ödülü. Günümüzde Gülten Akın önemli bir şair. İnsan hakları konusundaki hassasiyetlerin Nobel jürisi tarafından gözetildiğini görüyoruz. 1980’lerde hapiste yatan oğlu için çabalamış biri Akın. Politik hassasiyetlere sahip…
× 45 yıldır aynı soruyla karşılaşıyorum; ‘Şiir öldü mü?’ Ölmüyor ama biçim değiştiriyor. Şiir organik bir edebi tür. Başka şeylerin içine sızabilir. Günlük konuşma dilinde de şiir kullanabiliriz, sinema filmi çekerken de…

“ANA DİL İKİ DURUMDA ÇOK ÖNEMLİ: SEVİŞME VE ŞİİR”
Gazeteci Ertuğrul Özkök
× Kendimi, geride bıraktığımız 10 yıllık her kuşağa ait hissediyorum aslında. 1970’lerin özelliği şiirle yaşamış olmamızdı. Şimdi Twitter’da kurulan ilişkileri şiirle kuruyorduk. Cemal Süreya’nın bir şiiri kadın-erkek ilişkilerinde bizim için bir parolaydı.
× Şiirin yaşamımızdaki etkisi büyüktür. Hala şiirle konuşuyoruz. Türk müziğinde şiirselliği kuvvetli buluyorum. Doğuş’un, Sezen Aksu’nun şarkı sözlerinde şiirselliğin kuvvetli etkisi var örneğin.
× Ana dil iki durumda çok önemlidir; sevişmede ve şiirde.
× Türk şiirinin insanlar arası ilişkileri açan maymuncuk olduğunu düşünüyorum.
× Romanı çok severim ama bana, ‘Nobel değeri en yüksek edebi ödüldür, kime verelim?’ deseler hiç düşünmeden şairleri gösteririm. Bir isim vermemi istiyorsan benim için Ece Ayhan önce gelir. Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Sezai Karakoç, Enis Batur, Küçük İskender gibi şairler onu takip eder.
× Nobel jürisinin gözünde politik tavır önemli bir kriter. İnsanların politik tavırları olması elbette gerekli bir şey ama bir edebiyat ödülü için bu kriterin öne çıkarılmasını pek anlamlı bulmuyorum. Şairler politize oldukları ölçüde şiirleri değer kaybediyor. Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerinin, kendisiyle hesaplaştığı, sevdiği kadın lara yazdığı şiirler olduğunu düşünüyorum.

“TÜRKİYE’DEN BİRİ ALACAKSA ATAOL BEHRAMOĞLU OLMALI”
Yazar Nazlı Eray
İlber Ortaylı’ya kesinlikle katılıyorum, çok doğru söylemiş. Çok iyi şairlerimiz var. Ama şairler romancılar gibi değiller. ‘Şiirim çok okunsun, çok satsın’ derdine girmez ve halkla ilişkiler çalışması yapmazlar. Zaten çok az yayınevi şiir kitabı yayınlamaya yanaşıyor. Buna rağmen onlar yazdıklarıyla mutludur ve hayranları onları takip eder, onlar hayranlarını değil.
Nobel, genellikle politik görüşlü kişilere veriliyor. Bunun değişmesi gerek. Ayrıca ‘İlla çok kalın bir kitap Nobel alır’ anlayışını da yanlış buluyorum. İncecik bir şiir kitabı birçok kalın romandan çok daha büyük duygular ifade eder. Zaten bu yüzden ‘Şiir almalı’ diyorum. Türkiye’den biri alacaksa bu kişi Ataol Behramoğlu olmalı.
Tabii şunu da unutmamak gerek, Nobel bir kitabın iyi olduğunun kanıtı değildir. Kesinlikle Nobel alması gereken ama almayan değerli edebiyatçılar olduğu gibi, Nobel aldığına kendi bile şaşıran edebiyatçılar var. Nobel’in seçim kriterlerini doğru bulmayan Sartre, Nobel Ödülü’nü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına, hem de politik konumuna zarar vereceğini düşündüğü için.

YAŞAYAN ŞAİRLERDEN BİR ADAY GÖSTERMEK ZOR”
Şair Utku Özmakas
× Türkiye’de şiir geleneğinin güçlü olduğunu ispat etmek zor değil. Dünya kütüphanelerine bakın; romancılarımız nadir bulunur ama bir Nazım Hikmet dünyanın tüm kütüphanelerinde vardır.
× Roman şiire göre daha hızlı tüketiliyor, ortalama okura hitap etme avantajı var. Şiir, özellikle İkinci Yeni akımından sonra daha fazla kültürel birikim talep eden bir tür haline geldi.
× Yaşayan şairlerden bir aday göstermek kolay değil. Metin Kaçan’ın ‘Ağır Roman’ı örneğindeki gibi, roman alanında bir iyi eser vermen yetebiliyor ama şiirde iyi olmak, istikrarla ilgili bir şey. Bir şair hakkında konuşmak için üzerinden zaman geçmesi lazım. İsim istiyorsanız Nazım Hikmet ve Turgut Uyar’ı söyleyebilirim.
× Bir ara araştırdığımda 1975 ve sonrasında doğan 146 şair saymıştım. Bu sayı, zengin üretimin halen sürdüğünü gösteriyor.

Kaynak :[-]

Tarık Dursun K. Hikâye Ödülleri yapılan törenle kazananlara verildi.

İzmir Karşıyaka Belediyesi’nin, yaşamını Karşıyaka’da sürdüren, ülkemizin en önde gelen yazarlarından Tarık Dursun K. için düzenlediği “Tarık Dursun K. Hikâye Ödülü” töreni 1 Aralık 2012 günü Ziya Gökalp Kültür Merkezi’nde yapıldı.

146 yazarın öyküsüyle katıldığı ödülde, birinciliği Yaratma Gecesi adlı öyküsüyle Ahmet Yıldız aldı. ikincilik Murathan Çarboğa ve Mehmet Fırat Pürselim, üçüncülük ise İbrahim Karaoğlu ve Neslihan Önderoğlu arasında paylaştırıldı.

İzmirli edebiyatseverlerin ve çok sayıda konuğun katıldığı törende konuşma yapan Ödül Birincisi yazar Ahmet Yıldız, “Tarık Dursun K.’nın öykülerini okumadan iyi öykü yazılamayacağını, öyküde kısa tümce kullanma ve sözcük ekonomisini öğrenme açısından bu öykülerin her yazar için örnek oluşturduğunu” söyledi.

Özcan Karabulut, Sezer Ateş Ayvaz, Jale Sancak, Faruk Duman ve Veysel Çolak dan oluşan seçici kurul ayrıca, Seçici Kurul Özel Ödüllerini Hakkı İnanç, Emrah Öztürk, Ayşe Ümran Ersin ve Pelin Temur’a verdi.

Kaynak : [-]