Şunun için etiket arşivi: Nazım Hikmet

Tarih: 1 Mayıs – 20 Mayıs 2013
Açılış: 1 Mayıs 2013 Saat: 18.00
Yer: NHKM (Nazım Hikmet Kültür Merkezi) Kadıköy-İstanbul

redfotoğraf olarak ilkini 2008 yılında gerçekleştirdiğimiz 1 Mayıs fotoğraf sergilerinin devamı olarak 1 Mayıs 2013 yılında “dünden, bugüne” dokümanter bir 1 Mayıs sergisi gerçekleştiriyoruz.

1909 Selanikten, 1976 Taksim’e – 1977 Taksim’inden, 1980 yılına ve Darbeli yılların kesintisini yırtan Emek Sinedunden-buguneması salon kutlamalarına, Yeniden alanlara çıktığımız 1988’li yıllardan, 2013 yıllarına bir görsel hafıza tazeleme sergisidir “dünden, bugüne” 1 Mayıs sergisi.

Bu sergi, aynı zamanda bir ön sergidir.
“Haziran ayında TYS. (Türkiye Yazarlar Sendikası) ile birlikte 2013 yılının  1 Mayıs İşçi Bayramı’nda “Sendikalı ol” teması ile işçi sınıfının “birlik, mücadele ve dayanışma” gününün anlamına uygun bir etkinlik de gerçekleştireceğiz.
Sendikalı olma bilincini görünür kılmak. İşçi sınıfının mücadele ve dayanışma örgütleri olan sendikaların kapsayıcılığını göstermeye yönelik fotoğrafların çekilmesini ve paylaşılmasını sağlamak. Bu bağlamda; Hak mücadeleleri, Grevler, Direnişler ve Eylemlerle dolu fotoğrafların yazarlarca yorumlanarak sergilenmesi gerçekleştirilecektir.”

“Çalışmak rüzgârdır yelkenlerde,
Çalışmak süt, ekmek ve dokuma…”
Bertolt Brecht’in

8. Uluslararası İşçi HYPERLINK “http://www.sanalforum.biz/kultur-sanat-haberleri/85738-isci-filmleri-festivali-icin-geri-sayim-basladi.html”Filmleri Festivali 1-8 Mayıs tarihleri arasında izleyicilerle buluşuyor!

İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak gerçekleşecek festivalde bu yıl “Sınırda Yaşamak” teması ile 15 farklı ülkeden toplam 54 film gösterilecek.

 IFF 2013 AFISIFestivalin değişmez illüstrasyonu Karagöz ve Şarlo bu yıl “Sınırda Yaşamak” temasıyla mitolojide tanrılar tarafından cezalandırılan ve bu cezaya direnen ilk insan Sisyphus’a (Sisifos) gönderme yaparak, Ortadoğu’daki savaşın, Ortadoğu’daki önemli en önemli aktörlerden Kürtlerin sürecinin, açlık ve yoksulluğun sınırlarında umudu ve emeği ile ayakta kalmaya çalışanların öykülerini beyaz perdeye taşıyor.

2 Mayıs günü Şişli Kent Sinemasında yapılacak açılış gecesini oyuncu Mert Fırat sunacak.

Bajar’ın müzikleri ile eşlik edeceği gecede her yıl olduğu gibi bir set işçisine plaket verilecek.

 8. Uluslararası İşçi HYPERLINK “http://www.sanalforum.biz/kultur-sanat-haberleri/85738-isci-filmleri-festivali-icin-geri-sayim-basladi.html”Filmleri Festivali 4 şehirdeki gösterimlerden sonra, ilerleyen günlerde birçok kenti kapsayan ve yıl boyu sürecek uzun bir yolculuğa çıkacak. Gösterimler yine ücretsiz olacak.

 Türkiye ve dünyanın dört bir yanından, emekçilerin yaşamlarını ve mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmayı ve ülkemizde işçi filmi üretimini özendirmeyi amaçlayan Festival,.

Sine-Sen (DİSK), Dev Sağlık-İş (DİSK), Birleşik Metal-İş (DİSK), Hava-İş (TÜRK-İŞ), Petrol-İş (TÜRK-İŞ), Tez Koop-İş (TÜRK-İŞ), Ses (KESK), Türk Tabipleri Birliği, Halkevleri ve Sendika.Org. tarafından düzenleniyor.

 Zengin Film Programı ve Uluslararası Konuklar

festival logo Festivalin bu yılki Uluslararası konukları Raks-ı Hak (Toprağın Raksı) filminin İranlı yönetmeni Ebu Fazl Celili ve 155 SOLD (155 Satılık Adam) filminin Yunan yönetmeni Panteleakis Georgios. Celili Ankara ve İstanbul’da, Panteleakis Georgios ise İstanbul’da özel gösterim ve söyleşilerde izleyicilerle buluşacak. Festivalde 21’i Uluslararası 33’ü de Türkiye’den olmak üzere toplam 54 adet uzun ve kısa kurmaca, belgesel film de gösterime girecek.

Bu yıl Festivalin açılış filmi “45’lerin Ruhu”. Filmin yönetmeni aynı zamanda ünlü İngiliz işçi filmleri yönetmeni  Ken Loach.  Ünlü yönetmenin festival izleyicilerine bir de sürprizi olacak.

11. Tokyo Film Festivali Asya Film Ödülü ve Locarno Film Festivali büyük ödülü olan Gümüş Leopar’ı alan İranlı yönetmen Ebulfazl Celili’nin “Raks-ı Hak”(Toprak Dansı),

Panteleakis Georgios’un yönetmenliğini yaptığı, Yunan hükümetinin küresel ‘kriz’i bahane eden görüşlerine karşı halkın sokakları kuşatan isyanını anlatan “155 SOLD” (155 Satılık Adam),

Nazım Hikmet’in, Japon Balıkçısı şiirindeki öyküyü sinemaya aktarmak üzere Japoncadan çevrilen ve Türkiye’de ilk defa festivalimizde gösterilecek olan “Japon Balıkçısı”,

Anadolu’nun bir köyünde, ağalık ve feodaliteye başkaldırının anlatıldığı, Kadir İnanır, Melike Zobu ve Erol Taş’ın rol aldığı ve yasaklı filmler listesinde uzun yıllar yer alan “İsyan”,

Yönetmenliğini Başar Sabuncu’nun yaptığı ve Şener Şen’in başrolünde oynadığı “Zengin Mutfağı”,

Fransız sinemacı Robert Guédiguian’ın işten atılan bir sendika temsilcisinin sınıf bilinci, yoksulluk ve suç arasındaki gelgitlerini anlatan filmi “Klimanjero’nun Karları”,

Çin işçi bölgesi, Schenzen’de cep telefonu üreten bir fabrikada yoğun ve zor şartlarda çalışan genç işçilerin yaşama tutunma çabalarını anlatan Dream Work China (Çin İşçilerinin Hayalleri),

Venezuela’daki mücadeleye gönül verenlere adanan  “Portraits of the Struggle (Retratos de Lucha)” ( Mücadeleden Portreler), Festivalin öne çıkan kısa ve uzun metrajlı filmleri…

Türkiye’deki Ermeni işçileri anlatan “Avtobus”,  “Vardiya 12-48” ve “Şişecam Direnişine Bakmak”, Bismil-Sinan köylülerinin, el konulmuş toprakları geri almak için, ağalara karşı verdikleri mücadeleyi anlatan “İpekçi Günlükleri”, Tonya’da sütçülük yaparak hayatlarını sürdüren kadınların fabrikaya karsı ayakta kalma çabasını anlatan “Keyvan” ise festivalde gösterime girecek belgesellerden bazıları.

 

Festival filmlerinin 4 ildeki gösterim yerleri:

İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi, Yeşilçam Sineması, İstanbul Halkevi, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi, Kadıköy Halkevi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde;

Ankara’da Kızılırmak ve Büyülü Fener Sinemalarında;

İzmir’de İzmir Sanat Merkezi, Fransız Kültür Merkezi, Konak Halkevi’nde;

Diyarbakır’da ise Sümerpark Sosyal Yaşam Merkezi, Cegerxwin Gençlik, Kültür ve Sanat Merkezi Sinema Salonu, Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği Avrupa Sineması, Tüm Bel-Sen Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Evi, Sülüklü Han

 

Festival kapsamında Ankara’da emek ve iletişim üzerine düşünen, çalışan ve siyaset üreten akademisyenler ve eylemciler 3-4 Mayıs tarihleri arasında 4. Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı’nda bir araya gelecek.

İletişim için:

(İstanbul) İstanbul Halkevi:

Telefon: 0212 245 82 65

Fax: 0212 245 70 10

Adres: İstiklal Caddesi, Orhan Adli Apaydın Sokak, No:10, Beyoğlu / İstanbul

 

(Ankara) Halkevleri Genel Merkezi:

Telefon: 0312 419 27 17 / 0 505 713 18 32

Fax: 0312 419 32 07

Adres: Konur Sokak, No:8/9, Kızılay / Ankara

 

(İzmir) Konak Halkevi:

Telefon: 0232 441 06 03 / 0541 850 54 26 /

Adres: 859 Sokak, No:6, Vatan İşhanı, D: 302, Kemeraltı, Konak / İzmir

(Diyarbakır) Dev Sağlık-İş Diyarbakır Şubesi:

Telefon: 0412 223 33 57 / 0507 429 26 76

Adres: Kurt İsmailpaşa 1. Sokak, Çölbay Apt., No:4/9, Yenişehir / Diyarbakır

 

Web:www.iff.org.tr

E-posta: [email protected]

Twitter:  @iscifilmfest.

 

Festival hakkında detay bilgi için içeriği zip olarak indire bilirsiniz.  TIKLAYINIZ.

 Nazım Hikmet Sergisi açılıyor…

 Adını Vala Nureddin’in kitabından alan sergide, Nazım Hikmet ile ilgili 30 eser görülebilecek.

Açılışında Nazım Hikmet’in şiirlerinin okunacağı sergide, Vahit Akan, Belma Demir Akdağ, Saadet Akdoğan, Sevil Arslan, Turan Büyükkahraman, Ülkü Cılızoğlu, Sumru Çınar, Semahat Çin, Havva Gülşan, Nermin Kamışoğlu, Yasemin Kuşi, Nehir Nuray Nizam, Serap Öney, Çağdaş İlim Öngel, Harika Ören, Pervin Özen, Işık Sungurlar, Güneş Şahin, Dilek Şenol, Sevinç Şimşek, Türkan Taybara, Seyhan Peker Turgut Feza Yıldırım Ünsal, Fatoş Yalçınkaya, Onur Yanık gibi isimlerin çalışmaları yer alacak.

Nazım Hikmet Ran’ın kısa hayat öyküsü

Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), daha çok Nâzım Hikmet olarak bilinen Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı. “Romantik komünist” ve “romantik devrimci”olarak tanımlanır. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alındı. Türkiye’de, ölümünden iki yıl sonra 1965’te şiirleriyle yeniden önem kazandı. Mezarı Moskova’da bulunmaktadır.

Pek çok çevrede olduğu gibi sanat çevrelerinde ve özellikle edebiyat çevrelerinde sıkça dile getirilen bir terim olan “Sen, ben, bizim oğlan” terimini hatırlatan bu durum aslında gülünesi bir durumdur. İyi olmak, büyük olmak için “Nobel sahibi mi olmak gerekiyor?  Malum olanları da görüyoruz kimi zaman” demeden geçemedim ve bu haberi yayınladım. Buyurun bizim oğlanlarının düşüncelerini okuyalım. (Editör)

İlber Ortaylı geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada Türk edebiyatının Nobel’i, romanla değil şiirle hak ettiğini söyledi ve bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ertuğrul Özkök de köşesinde Ortaylı’ya yüzde 100 katıldığını yazarak tartışmayı alevlendirdi.

Akşam gazetesinden Eyüp Tatlıpınar, Ortaylı’nın bu iddialı açıklamasını edebiyatçılara ve konuyla ilgili kişilere sordu..

İşte “Nobel, Türk şiirine verilse hangi şaire yakışır?” sorusunun yanıtları

“NOBEL ADAYI ŞAİR BİZDE ÇOK”
Şair Ataol Behramoğlu
× Şiirin, Nobel’i daha çok hak ettiği görüşüne katılıyorum. Nedeni çok açık; bizdeki edebiyat geleneğinin en birikimli, en gelişmiş, dünya ölçeğindeki türü şiirdir.
× 19. yüzyılda Tevfik Fikret, biçimi ve ses tonuyla, büyük dünyasıyla Nobel’i hak ediyordu.
× 20. yüzyıl başlarında Yahya Kemal, divan edebiyatı, İstanbul Türkçesi ve Fransız şiirini sentezlemesiyle hak ediyordu.
× Nazım Hikmet, herkesçe bilindiği gibi dünyanın en iyi şairlerinden. Yaklaşık olarak aynı şeyler Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday için de söylenebilir.
× Nobel, özellikle son yıllarda postmodern yaklaşımlara, siyasi dalgalanmalara göre veriliyor. Nobel’i Türkiye’ye veren ekibin Türk edebiyatını tanıdığını hiç zannetmiyorum.
× Türkiye’de şiirin günümüzdeki durumu dünyayla paralel gidiyor. Dünyada şiir, deyim yerindeyse moda değil. Edebiyatı gerçekten seven okurun ilgi alanında kalıyor. Dünyada hakim olan değerler parayla, eğlenceyle, hızlı tüketimle ilgili. Şiir de bu dünyaya yabancı.

“İLBER’E KATILMIYORUM”
Yazar, Eleştirmen Necmiye Alpay
× Genel olarak ödül mekanizmalarına karşı olduğum için, Nobel adaylarım yok.
× Sevgili sınıf arkadaşım İlber Ortaylı’nın sözüne gelince. ‘Nobel’i hak etmek’ sözünü ‘değerli olmak’ diye anlayacaksak İlber’e pek katılamıyorum. Türkçe şiir ile roman arasında çok temel bağlar var. Her ikisinin de okuru olan bir kimsenin, yani roman yazarının, şiirdeki duygudan beslenmemiş olması düşünülemez. İlber’in kurduğu bağ bu yönüyle önemli.
× En büyük roman ve öykü yazarları şiirden beslenmiştir, bugün de beslenmektedir: Hayatta olanlardan, Leyla Erbil, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Tahsin Yücel… Öte yandan, özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o müthiş hesaplaşmasından bu yana, roman olsun, düşünce yazısı olsun Türkçe düzyazıyı şiirden (siz bunu ‘dünya edebiyatından’ diye anlayınız) geri saymanın uzun uzadıya savunulacak bir yanı yok.
× İlber Ortaylı işin bu yanını değil de, Türkçe şiirin değerini vurgulamak istemiş olabilir. Ama bunun için de ödül temelli değer yarıştırmasına girmekten daha iyi yöntemler bulunabilir.

“NOBEL HAK EDENE VERİLMİYOR”
Yazar İnci Aral
× Nobel’e inanmıyorum. Zaten romanda da iyi edebiyata verildiğini düşünmediğim için, hangi türün daha çok hak ettiği tartışması biraz anlamsız. Politik kaygılar, iyi edebiyattan daha önemli bir kriter mesela.
× İyi edebiyata verilecek bir Nobel’den söz edersek Turgut Uyar’a verilebilirdi. Günümüzde Adonis’e verilebilir, ama Türkiye’den yaşayan bir şair ismi veremem.

“TÜRK ŞİİRİNİN NOBEL’DE GÖZÜ YOK”
Şair Ömer Erdem
× Pek katılamıyorum bu görüşe. Türk şiirinin Nobel’de gözü yok bence. Nobel’i dağıtan küresel düzenin karşısında bir yerde konumlandığını düşünüyorum.
× Türkiye’de şiirin geliştiği bir hakikattir ama 2000’lerden itibaren yerini romana terk etti. Şiir, bu dönemde gelişen tüketim kültürüne uygun değil çünkü. Edebi etkinliğin merkezinden uzaklaşmaya devam edecek. Yalnızca Nobel’cilerin değil, Türkiye’de yaşayanların gözünden de uzaklaşacak.
× Nobel için şair adayı istiyorsanız, yılların bir şeyler kattığı yazarları önerebilirim; Sezai Karakoç, Ülkü Tamer, İsmet Özel…

“NOBEL ADAYIM: TURGUT UYAR”
Şair Kaan Koç
× Hem coğrafi, hem sosyolojik olarak Nobel en çok şiire yakışırdı; evet. Bu coğrafyanın dalgalı, çatışmalı halini en iyi şiir yansıtıyor. Yine de şairlerin bir özeleştiri yapması gerekiyor; kendi buhranlarıyla, şairlik unvanıyla daha çok ilgileniyorlar. Doğu’nun kolaycı toplum olmasından… Şairlerin bulunduğu toplumun edebiyat kültürünü, kelime üretimini zenginleştirmesi lazım. Bizde bu eksik.
× Nobel adayım İkinci Yeni’den bir isim olabilir. Mesela Turgut Uyar…

“ŞİİR ROMANA GÖRE DAHA ÖZGÜN”
Tiyatrocu Kenan Işık
× Bizde şiir romana göre daha özgün. Bu coğrafyada binlerce yıl boyunca yer almış uygarlıklarla onların edebi, kültürel üretimleriyle ilişki kurabildiği için. Gazellerle, kasidelerle, rubailerle örneğin…
× Roman için bu durum geçerli değil. Batı’yı model aldı bizim romancılarımız. Roman Batı’da gelişen bir tür olduğu için bu doğaldı. Ama geleneksel metinlerle ilişki kurmayı, özgün olmayı, yerli olma özelliğini kazanamadı.
× Şiir daha özgün ve bu nedenle değerlidir. Nobel’i de çok daha önceden hak etmiştir. Adaylarım, geleneği sürdüren şairler olurdu. Ahmed Arif, Cemal Süreya, Edip Cansever. Değerli şairlerimiz çok. Günümüzden Bejan Matur olurdu.

“KESİNLİKLE FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA”
Şair Küçük İskender
Öncelikle sevgili Orhan Pamuk’un bu ödülü kesinlikle hak ettiğini düşünüyorum. Şiir de, roman da aynı ailenin çocukları, onları birbiriyle tokuşturmamak lazım. Bunun haricinde şiirin de aynı ödülle dönmesi tabii ki güzel bir şey olur. Bu şairi sevindirecek bir şey olmasa bile. Eğer şiirde Nobel’i alacak biri varsa o benim için kesinlikle Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.

“45 YILDIR AYNI SORUYLA KARŞILAŞIYORUM”
Şair Haydar Ergülen
× Nobel, romanla da hak edilerek alındı. Orhan Pamuk’tan önce Yaşar Kemal de almalıydı. Fakat şiir bizim en eski edebi geleneğimizdir. Roman Batı’da, şiir Doğu’da doğan bir tür. Bizde, bir ‘Nobel’i hak etme’ meselesi söz konusuysa en az roman kadar hak ettiği doğrudur.
× Nazım Hikmet ve Fazıl Hüsnü Dağlarca alabilirdi bu ödülü. Günümüzde Gülten Akın önemli bir şair. İnsan hakları konusundaki hassasiyetlerin Nobel jürisi tarafından gözetildiğini görüyoruz. 1980’lerde hapiste yatan oğlu için çabalamış biri Akın. Politik hassasiyetlere sahip…
× 45 yıldır aynı soruyla karşılaşıyorum; ‘Şiir öldü mü?’ Ölmüyor ama biçim değiştiriyor. Şiir organik bir edebi tür. Başka şeylerin içine sızabilir. Günlük konuşma dilinde de şiir kullanabiliriz, sinema filmi çekerken de…

“ANA DİL İKİ DURUMDA ÇOK ÖNEMLİ: SEVİŞME VE ŞİİR”
Gazeteci Ertuğrul Özkök
× Kendimi, geride bıraktığımız 10 yıllık her kuşağa ait hissediyorum aslında. 1970’lerin özelliği şiirle yaşamış olmamızdı. Şimdi Twitter’da kurulan ilişkileri şiirle kuruyorduk. Cemal Süreya’nın bir şiiri kadın-erkek ilişkilerinde bizim için bir parolaydı.
× Şiirin yaşamımızdaki etkisi büyüktür. Hala şiirle konuşuyoruz. Türk müziğinde şiirselliği kuvvetli buluyorum. Doğuş’un, Sezen Aksu’nun şarkı sözlerinde şiirselliğin kuvvetli etkisi var örneğin.
× Ana dil iki durumda çok önemlidir; sevişmede ve şiirde.
× Türk şiirinin insanlar arası ilişkileri açan maymuncuk olduğunu düşünüyorum.
× Romanı çok severim ama bana, ‘Nobel değeri en yüksek edebi ödüldür, kime verelim?’ deseler hiç düşünmeden şairleri gösteririm. Bir isim vermemi istiyorsan benim için Ece Ayhan önce gelir. Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Sezai Karakoç, Enis Batur, Küçük İskender gibi şairler onu takip eder.
× Nobel jürisinin gözünde politik tavır önemli bir kriter. İnsanların politik tavırları olması elbette gerekli bir şey ama bir edebiyat ödülü için bu kriterin öne çıkarılmasını pek anlamlı bulmuyorum. Şairler politize oldukları ölçüde şiirleri değer kaybediyor. Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerinin, kendisiyle hesaplaştığı, sevdiği kadın lara yazdığı şiirler olduğunu düşünüyorum.

“TÜRKİYE’DEN BİRİ ALACAKSA ATAOL BEHRAMOĞLU OLMALI”
Yazar Nazlı Eray
İlber Ortaylı’ya kesinlikle katılıyorum, çok doğru söylemiş. Çok iyi şairlerimiz var. Ama şairler romancılar gibi değiller. ‘Şiirim çok okunsun, çok satsın’ derdine girmez ve halkla ilişkiler çalışması yapmazlar. Zaten çok az yayınevi şiir kitabı yayınlamaya yanaşıyor. Buna rağmen onlar yazdıklarıyla mutludur ve hayranları onları takip eder, onlar hayranlarını değil.
Nobel, genellikle politik görüşlü kişilere veriliyor. Bunun değişmesi gerek. Ayrıca ‘İlla çok kalın bir kitap Nobel alır’ anlayışını da yanlış buluyorum. İncecik bir şiir kitabı birçok kalın romandan çok daha büyük duygular ifade eder. Zaten bu yüzden ‘Şiir almalı’ diyorum. Türkiye’den biri alacaksa bu kişi Ataol Behramoğlu olmalı.
Tabii şunu da unutmamak gerek, Nobel bir kitabın iyi olduğunun kanıtı değildir. Kesinlikle Nobel alması gereken ama almayan değerli edebiyatçılar olduğu gibi, Nobel aldığına kendi bile şaşıran edebiyatçılar var. Nobel’in seçim kriterlerini doğru bulmayan Sartre, Nobel Ödülü’nü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına, hem de politik konumuna zarar vereceğini düşündüğü için.

“YAŞAYAN ŞAİRLERDEN BİR ADAY GÖSTERMEK ZOR”
Şair Utku Özmakas
× Türkiye’de şiir geleneğinin güçlü olduğunu ispat etmek zor değil. Dünya kütüphanelerine bakın; romancılarımız nadir bulunur ama bir Nazım Hikmet dünyanın tüm kütüphanelerinde vardır.
× Roman şiire göre daha hızlı tüketiliyor, ortalama okura hitap etme avantajı var. Şiir, özellikle İkinci Yeni akımından sonra daha fazla kültürel birikim talep eden bir tür haline geldi.
× Yaşayan şairlerden bir aday göstermek kolay değil. Metin Kaçan’ın ‘Ağır Roman’ı örneğindeki gibi, roman alanında bir iyi eser vermen yetebiliyor ama şiirde iyi olmak, istikrarla ilgili bir şey. Bir şair hakkında konuşmak için üzerinden zaman geçmesi lazım. İsim istiyorsanız Nazım Hikmet ve Turgut Uyar’ı söyleyebilirim.
× Bir ara araştırdığımda 1975 ve sonrasında doğan 146 şair saymıştım. Bu sayı, zengin üretimin halen sürdüğünü gösteriyor.

Kaynak :[-]

Çağdaş Türk resminin büyük ismi Abidin Dino 7 Aralık 1993’te Paris’te öldüğünde 80 yaşındaydı. Hayallerine sığmayan her şeyi şiirleri, heykelleri, filmleri, belgeselleriyle anlatmaya çalışan Dino, “büyük insanlığa” bıraktığı zenginliklerle anılıyor.

1913 İstanbul’unda bir Osmanlı valisinin torunu olarak doğan Abidin Dino, çocukluğunun büyük kısmını Avrupa’da geçirmişti. İstanbul’a döndüğünde Robert Kolej’de öğrenimine başlayan Dino’nun, ne hoş tesadüftür ki sıra arkadaşı yıllar sonra Türkiye Komünist Partisi saflarında yoldaşlık edeceği Mihri Belli olmuştu.

Nazım Hikmet’in Sesini Kaybeden Şehir ve Bir Ölü Evi kitaplarına kapak resmi çizdiğinde henüz 20 yaşında bile olmayan Dino, 1933 yılında “d Grubu”nun kurucuları arasında yer aldığında niyetlerini, Türk resminin düşünsel bağlamını güçlendirip çağcıl bir soluk getirmek olarak tanımlamıştı. Aynı yıl açtıkları bir sergide girişin ücretsiz olması ise bugün bakıldığında mühim olmayan bir ayrıntı gibi görünse de, sanat eserinin toplumla buluşmasına dair 1930’ların Türkiye’sine yeni bir perspektif sunmuştu.

SSCB’nin tanınmış yönetmenlerinden Sergey Yutkeviç’in 1933’te Türkiye’nin Kalbi Ankara belgeselini çekmek için Türkiye’ye gelişi, Abidin Dino için sosyalist coğrafyada görülecek çaplı bir eğitimin aracı oldu. Yönetmen, bir sergide resimlerini gördüğü Dino’ya kendisiyle birlikte SSCB’ye gitmeyi teklif etti. 3 yıl SSCB’de kalan, bu süre boyunca Eisenstein dahil olmak üzere pek çok Sovyet sinemacısıyla Len Film Stüdyosu’nda çalışan Dino, 1937’de II. Dünya Savaşı’nın eşiğinde diğer yabancı öğrencilerle birlikte ülkesine geri döndü. 1937-1939 yılları arasında Fransa’da bir dönem bulunan, İspanya İç Savaşı’nda uluslararası gönüllü tugayında savaşmak için başvuran ressamın başvurusu, cumhuriyetçilerin kaybettiğinin netleşiyor olması nedeniyle reddedildi.

Abidin Dino tarafından çizilen Nazım Hikmet Run resmi

Abidin Dino, Türkiye’ye geldiğinde ressam dostlarıyla Yeniler Grubu’nu kurdu, desenlerinde, çizgilerinde emekçileri, yoksulları çizdi. İstanbullu balıkçıların desenlerine çok konu edilmesinden olsa gerek, bu grup Liman Grubu olarak da bilindi.

1939’da cumhuriyetin genç aydınların emeğiyle ve onlar aracılığıyla toplumsallaşmaya çalıştığı dönemde CHP’nin düzenlediği “yurt gezisi” ile Balıkesir’e giden Dino, o yörede kullanılan dile özgü yaptığı çalışmalarda “imece” sözcüğünü fark etmiş, ve Türkçe’de yaygın kullanıma bu güzel sözcüğü armağan etmişti. Abidin Dino ‘imece’nin hikayesini şöyle anlatıyor:

“Balıkesir taraflarında dolaştığım sıralarda, İMECE sözcüğünü duydum. Çok hoşuma gitti. Ve not ettim. Sonra bir araya geldiğimizde Sabahattin’e (Sabahattin Eyüboğlu) aktardım. O da Bakan’a, Hasan Ali Yücel’e aktardı. Derken Köy Enstitülerinde kullanılmaya başlandı. Ve imece benimsendi.”

“İmece”yi çok seven Abidin Dino, daha sonra pek çok oyununda, yazısında bu sözcüğü kullandı. Belki de en güzel kullanımlarından birine “İş ve Sanat” makalesinde şöyle rastlanıyor: “…sanat ve iş aşkına dayanan, ziraatten endüstriye kadar yayılan yeni bir rasyonel ‘imeceye’ ihtiyaç var.”

Sürgün yılları
1942’de TKP’ye üye olan Abidin Dino, Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından önce Çorum’a ardından da Adana’ya sürgün edildi. Sürgün yılların da pamuk işçilerinin resimlerini yaptı, Sıkıyönetim’in toplattığı oyunlar yazdı. “Türkiye’nin meçhul bir ovasında, rastgele bir köyünde işittiğim şarkılar, sanatın nerede saklandığını bana ifşa etti…Tüm gördüklerim, yaşadıklarım beni resme daha çok bağlıyordu,sanki resmettikçe görüyordum içinde yaşadığım Anadolu insanının gerçeğini…” diyen Dino, 1946’da Adana’dan ayrılmıştı.

Yıllar sonra Yaşar Kemal, henüz 15 yaşındayken Adana’da tanıdığı Abidin Dino ile ilgili; ”O ve ağabeyi Arif Dino olmasaydı Yaşar Kemal de olmazdı. Sürgün de bazen işe yarıyor” demişti.

1952’de eşi Güzin Dino ile birlikte Paris’e yerleşen Abidin Dino, çağının pek çok aydını, sanatçısıyla burada tanışma fırsatı bulsa da bir röportajında “ne işim var benim burada” diyecek kadar memleket özlemi duyuyordu. Paris’te Picasso ve Chagall ile birlikte de çalıştı, 1954’ten itibaren 8 yıl boyunca Paris’te Mayıs Salonu sergilerine katıldı, Atom Korkusu, Savaş ve Barış, İşkence, Çıplaklar eserleri dünyanın pek çok ülkesinde çeşitli galeriler ve müzelerde sergilendi. 1968’de öğrenci olayları sırasında Paris sokaklarında eylemlere katıldı, 68 gençliğinin resimlerini yaptı. Abidin Dino, 1979 yılında Fransız Plastik Sanatlar Birliği”nin Onursal Başkanlığı’na seçildi.

Eserlerinde, köylüleri, işçileri gördüğümüz Abidin Dino’nun en çok tema edindiklerinden biri de belki de emeğin bir sembolü olarak ‘eller’ oldu. Nazım Hikmet, Saman Sarısı şiirinde uzun yıllar dostluk, yoldaşlık ettiği Dino’ya şöyle sesleniyordu; “Sen el resimleri yaparsın Abidin, bizim ırgatların demircilerin ellerini / Kübalı balıkçı Nikolas’ın da elini yap karakalem…”

Mutluluğun Resmi çizildi mi ?

1961 yılında Havana’ya bir ziyaret gerçekleştiren Nazım Hikmet, Prag-Paris-Havana-Moskova-Varşova’da bulunduğu süre boyunca, Saman Sarısı şiirini yazmıştı. Nazım, Abidin Dino’ya şöyle sesleniyordu ;
…
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini
değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı
balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem
gayrının resmini yapabilir misin üstad…

Bunun üzerine Nazım Hikmet’e Abidin Dino da “Mutluluğun Resmi” şiiri ile yanıt vermişti. Ancak Nazım Hikmet’i vatandaşlıktan çıkaran, Abidin Dino’yu sürgüne gönderen iktidarların halefleri, 2000’li yıllarda “Orta Öğretim Felsefe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu”na bu iki komünist aydının hikayesini koymaya çalıştıklarında cehaletlerinden ötürü işin içinden çıkamadılar. “Böyle bir şiir varsa, ressam da resmini yapmıştır muhtemelen” basitliğiyle düşünen Milli Eğitim Bakanlığı, Amerikalı ressam Dianne Dengel’e ait bir tabloyu hazırladığı kılavuza koyup, “Abidin Dino’nun bu resmini tahtaya yansıtın ve öğrencilere yorumlatın” diyerek sanattan ne denli anladığını da göstermiş oldu.

Öte yandan, yoldaşı Nazım Hikmet’e yanıtını şiirle veren Abidin Dino’nun dizeleri ise sürgündeki iki aydının memlekette kavuşma hülyasını yansıtıyor ve tarih boyunca okunmaya devam edecek gibi görünüyor.

Mutlulugun Resmi

kokusu buram buram tüten
limanda simit satan çocuklar
martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
ayağında varnanın tozu
yüreğinde ince bir sızı.
mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
bağrımıza bassaydık seni nazım,
yapardım mutluluğun resmini
başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
bahriyeli adımlarla düşüp yola
gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
ve bir acı kahvemi içseydin.
anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
ne günler biterdi,
ne geceler…
dinerdi tüm acılar seninle
bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
ve dolaşsaydık türkiyeyi
bir baştan bir başa.
yattığımız yerler müze olmuş,
sürgün şehirler cennet.

işte o zaman nazım,
yapardım mutluluğun resmini
buna da ne tual yeterdi;
ne boya…

Kaynak : [-], Yazan : Evrim Gökçe 

‘Ölüm ve Kız’ oyunu Başkentlilere sunulacak

Bursalı Bis Sanat Tiyatrosu, Ankara Tiyatro Festivali’nde ‘Ölüm ve Kız’ ile Başkentlilerin huzuruna çıkacak.

Bu yıl 17. düzenlenecek Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde Bis Sanat Tiyatrosu ‘Ölüm ve Kız’ adlı oyunu ile yer alacak. Temmuz’da kurulan Bis Sanat Tiyatrosu, faaliyet gösterdiği Bursa’yı festivalde temsil edecek. Ekim’in ilk haftasından itibaren Nazım Hikmet Kültürevi’nde sahnelenen ve Bursalıların yoğun ilgi gösterdiği Ölüm ve Kız, Ankaralıların beğenisine sunulacak.

Ariel Dorfman’ın yazdığı, Filiz Oflazoğlu’nun çevirdiği oyunu Mutlu Esendemir yönetti. Dramaturjisini Serap Erdoğan’ın yaptığı oyunda İbrahim Şahin, Ayşe Dinç Vardar ve Ercan Yalçıntaş rol alıyor. Oyun 15 Ekim Pazartesi günü saat 20.00’de Özlüce’de bulunan Nazım Hikmet Kültürevi’nde seyirciyle buluşmaya devam edecek.

Kaynak : [-]

Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) tarafından düzenlenen ”15. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali”nde 16’sı yerli, 60’ı yabancı olmak üzere 76 film gösterildi.

Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla ve Beyoğlu Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen festival, 12 bin 500 sinemasever tarafından takip edildi. Bu yıl teması ”Sistem Hatası”olan festival kapsamında,”Avrupa’da Belgesel Pazarı” ve ”Kim Bu Belgeselciler?” başlıklı iki ayrı panel ile 15. yıl sergisi de düzenlendi.

Pitching Uzmanı Marijke Rawie, Eski Avrupa Belgeselciler Ağı Başkanı (EDN) Cay Wesnigk gibi isimlerinin yanı sıra Fransa, Almanya, Hindistan, İrlanda, Lübnan, Filistin, İspanya, Venezuela, Filistin, Yunanistan, Belçika, Arjantin, Danimarka, Hollanda’dan belgesel sinemasından 25 yönetmen, festival için Türkiye’ye geldi.

Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi, Fransız Kültür Merkezi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi ve Beşiktaş Belediyesi Ortaköy Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen bütün gösterimler ücretsiz izlendi.

Bu yıl “Sistem Hatası” temasıyla düzenlenen festivalde 16’sı yerli, 76 film gösterilecek etkinliğe, Fransa,Almanya, Hindistan, İrlanda, Lübnan, Filistin, İspanya, Yunanistan, Belçika, Arjantin, Danimarka ve Hollanda’dan 25 yönetmen konuk olacak.
Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali,27 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında 5 farklı merkezde sinemaseverlerle buluşacak.

15. kez düzenlenecek festival bu yıl “Sistem Hatası” temasıyla organize edildi.

Etkinlik kapsamında 16’sı yerli, 76 film gösterilecek.Belgesel Sinemacılar Birliği tarafından düzenlenen etkinlikler Beyoğlu Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlı’nın katkılarıyla izleyicilere ulaşacak.

Vibeke Bryld’ın “Şer Ekseninden Gece Masalları” filminin gösterimiyle başlayacak festival öncesinde, 26 Eylül’de Cemal Reşit Rey’de KeKeÇa: Rythm Your Body grubu ile müzisyen Özgür Demir sahne alacak.

Festivale çok sayıda uluslararası katılım

Festivalde, “İlk Filmler” bölümünde genç yönetmenlerin hazırladığı 10 film seyirciyle buluşacak. Etkinliğe Fransa, Almanya, Hindistan, İrlanda, Lübnan, Filistin, İspanya,Yunanistan, Belçika, Arjantin, Danimarka ve Hollanda’dan 25 yönetmen konuk olacak.

18 Eylül’de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde düzenlenecek basın toplantısıyla festivalin tanıtımı yapılacak. Tanıtıma Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, BelgeselSinemacılar Birliği Başkanı Hasan Özgen ve 15. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali Komite Başkanı Mustafa Ünlü, konuşmacı olarak katılacak.

Festival kapsamında gösterilecek filmler, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi, Fransız Kültür Merkezi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi ve BeşiktaşBelediyesi Ortaköy Kültür Merkezi’nde (Afife Jale Salonu) ücretsiz olarak izlenebilecek.

Kaynak : [-]

İstanbul için sanat rehberi

sanat duyuru

Birbirinden ünlü sanatçılardan konserler ve keyifle gezilebilecek sergiler…

İstanbul’da bu hafta yerli pop müzik sanatçılarının konserleri ve önemli sergilerden oluşan çeşitli kültür-sanat etkinlikleri sanatseverleri bekliyor.

Trump Towers Mall, 19 Ağustos Pazar günü başlayacak Ramazan Bayramı nedeniyle özel bir programla ziyaretçilerini ağırlayacak.

Bayram süresince hizmet vermeye devam edecek alışveriş merkezinde, arife günü itibariyle bando gösterileri, çeşitli animasyonlar, müzik grupları ve birçok aktivite ziyaretçilere keyifli dakikalar yaşatacak.

Bayram boyunca her gün AVM girişinde performans sergileyecek olan Kübalı grup ziyaretçilere müzik dolu anlar yaşatırken, Uygur Çocuk Tiyatrosu da bayramın ikinci ve üçüncü günü MiniMall’da minik ziyaretçiler için çeşitli oyunlar oynayacak.

Cüce Show, Bayram Bandosu, sihirbazlar ve animasyonlar da bayram süresince Trump Towers Mall’da ziyaretçileri karşılayacak.

-Konser-

Atlantis Yapım ve Kirli Kedi Organizasyon’un düzenleyeceği ”Açıkhava Konserleri 2012”, 22 Ağustos-1 Eylül tarihleri arasında ünlü sanatçıları müzikseverlerle bir araya getirecek.

Konserler dizisi kapsamında, 22 Ağustos Çarşamba günü Kenan Doğulu, 23 Ağustos Perşembe günü Candan Erçetin, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda hayranlarıyla buluşacak.

Turkcell Kuruçeşme Arena yaz etkinlikleri kapsamında da 24 Ağustos Cuma günü Gülben Ergen konser verecek.

Ramazanda haftanın 7 günü birbirinden farklı 7 oyunu seyirciyle buluşturan Metin Zakoğlu Tiyatrosu, 18 Ağustos Cumartesi günü ”Herkes mi aldatır” adlı oyunu Metin Zakoğlu Cafe Theatre’da izleyiciyle buluşturacak.

Aldatma ve aldatılma üzerine bir hikaye olan ve 2 yıl önce sinema filmi de yapılan oyunda, yazan ve yöneten Metin Zakoğlu ile Arzu Oruç rol alıyor.

Metin Zakoğlu Tiyatrosu 19 Ağustos Pazar günü ise ”Bir Delinin Hatıra Defteri” adlı oyunu sahneleyecek.

Gogol’un ünlü oyununda bir delinin, koğuşunda tuttuğu günlükten hayallerini yorumlaması konu ediliyor.

-Sergi-

Rönesans’ın büyük dehaları Michelangelo Buonarroti, Leonardo Da Vinci ve Raphael Sanzio de Urbino’yu konu alan ”The Great Masters” sergisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde sürüyor.

16. yüzyıl İtalyasının en ünlü üç ustasının bilim ve sanatta nasıl izler bıraktıklarını anlatan sergi, dokunmatik ekranlar ve interaktifler ile Türkiye’de gerçek anlamda hayata geçirilecek ilk interaktif sanat sergisi olma özelliğini taşıyor.

Sanatseverlere Michelangelo’nun Sistin Şapeli’ndeki eserlerini, Davud heykelini, Leonardo’nun ”Son Yemek” freskini, anatomi çalışmalarını, ”Vitrivius İnsanı”nı, Raphael’in ise ”Atina Okulu” freskini detaylıca inceleme fırsatı sunan sergide, Michelangelo ve Leonardo’nun Osmanlı ile bağlantısının açığa çıktığı ilginç parçalar da yer alıyor.

Sergi, 27 Ağustos’a kadar gezilebilecek.

Çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Burhan Doğançay’ın 50 yıllık çalışmalarından oluşan sergi, ”Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” adıyla İstanbul Modern’de sürüyor.

Sanatçının 14 ayrı dönemini ve dünyanın önde gelen müzelerinin koleksiyonlarında bulunan 120 çalışmasını izleyiciyle buluşturan ve Yıldız Holding sponsorluğunda düzenlenen sergi, 23 Eylül’e kadar İstanbul Modern Süreli Sergiler Salonu’nda açık kalacak.

-”Harem-i Hümayun” sergisi-

Bilintur/BKG ile Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve TAV Havalimanları’nın ana sponsorluğunu üstlendiği ”Harem-i Hümayun” Sergisi, müzenin Has Ahırlar Sergi Salonu’nda ziyaretçileriyle buluşmaya devam ediyor.

Haremin hiç bilinmeyen yönlerinin gerçeğe uygun olarak anlatılması amacıyla düzenlenen sergide, haremin inşa dönemi minyatürler, gravürler ve planlar eşliğinde anlatılırken, ikinci bölümde yine mimarideki hiyerarşik düzene uygun olarak haremin koruyucuları ve hizmetlileri olan haremağaları ve cariyeler teşkilatı, üçüncü bölümde has odalıktan hasekiliğe ve nihayetinde valide sultanlığa yükselen padişah kadınları, kız ve erkek çocukları ile kız kardeşlerinden oluşan hanedan üyelerinin haremdeki yaşamları, eğitimleri anlatılıyor.

Haremde günlük yaşamın, eğlencelerin ve geleneklerin yine başyapıtlarla ve görsellerle anlatıldığı sergi, 15 Ekim 2012’ye kadar görülebilir.

”Halki’den Yansımalar… Kartpostallarda Ada Sergisi”, Heybeliada’yı ziyaret eden İstanbullular’ı bekliyor.
Türkiye ve yurt dışındaki müzayedelerden yaklaşık 15 yılda toplanan ve aralarında nadir Ada kartlarının da bulunduğu kişisel koleksiyondan parçaların yer aldığı sergi, 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın ortalarına uzanan bir dönemi yansıtıyor.

Ufak bir ada olmasına rağmen Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan Nazım Hikmet’e, Necip Fazıl Kısakürek’ten Yahya Kemal Beyatlı’ya pek çok ünlü ismin hayatının bir döneminde yolunun düştüğü Heybeliada’nın geçmişteki haline nostaljik bir yolculuk niteliğindeki sergi, 31 Ekim 2012’ye kadar izlenime açık kalacak.

Bu yıl ikinci mezunlarını veren FMV Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin sanatçı ve tasarımcı adayı olan öğrencileri tarafından hazırlanan ”Mezunlar 2012” sergisi Galeri Işık Teşvikiye’de sürüyor.

Dört yıllık sanat ve tasarım eğitimini tamamlayan ve sanatsal yaratıcılığın temel ilkelerini benimseyen mezunların, lisans eğitimleri boyunca edindikleri birikimlerin sonucunda ortaya koydukları yapıtları, tasarımları ve projelerinin yer aldığı sergi, 31 Ağustos’a kadar gezilebilecek.

 

Kaynak :[-]

İBB’nin, Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde yaptığı değişikliği protesto eden sanatçılar, Galatasay Lisesi önünden Tünel’e yürüdü

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir TiyatrolarıGörev ve Çalışma Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler ve repertuar belirleme yetkisinin genel sanat yönetmeninden alınması sanatçılar tarafından protesto edildi.

Beyoğlun'da sanatçı eylemi 24 nisan 2012

“İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU EHLİLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni yönetmeliğini protesto eden onlarca tiyatro sanatçısı, İstiklal Caddesi’ndeki Galatasaray Lisesi önünde toplandı. Sanatçılar ellerindeki “Muhafazakar Sanat”, “Şehir Tiyatroları Yok Edilemez”, “Korkuya Karşı Özgür Tiyatro” dövizlerle protesto gösterisine destek verdi. Aralarında Halil Ergün, Tarık Akan, Bülent Kayabaş, Ayşe Nil Şamlıoğlu, Erkan Can, Mehmet Ali Alabora, Mustafa Alabora, Rutkay Aziz, Fırat Tanış, Perihan Savaş gibi sanatçıların bulunduğu gruba CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, CHP İstanbul milletvekili Süleyman Çelebi de destek verdi.

Grup adına basın açıklamasını tiyatro sanatçısı Engin Alkan yaptı. Alkan, “Herşeyin farkındayız. 1914’ten beri ehil ellerde olan İstanbul Şehir Tiyatrosu göz göre göre ehlileştirilmeye çalışılıyor. Dünyada herhalde ilk kez bir tiyatro, tiyatro insanlarından arındırılıyor. Sanatın içinden sanatçı kovuluyor. Tüm bunlar sanatı ve sanatçıyı hizaya sokma ve halkın gözünden küçük düşürme gayretleridir. Gerçekleri eğip bükerek hiçkimse sanatçı ve sanatçıyla halkın arasına nifak sokamaz. Hedefin ne olduğunu görüyoruz. Özgür düşünceden korkmayan herkes görüyor. Çok sesliliği tek bir notaya dönüştürecek olan muhafazakar sanat gibi söylemler demokratiktirleşme diye sunuluyor. Sanatsal yaratı, siyasi iradeye teslim edliyor. Oysa sanat ve demokrasi hiçbir siyasi iradenin faydacı beklentilerine göre yeniden tarif edilemez. Seçilmişlerin asıl görevi sanata asıl ihtiyacı olan özgür ortamı sağlayacak alt yapı oluşturmaktır” dedi.

24 nisan 2012 Şehir Tiyatroları için eylem

“HUKUKİ ZEMİNDE HAKKIMIZI ARAYACAĞIZ”
Sessiz kalmayacaklarını söyleyen Alkan, “Öncelikle dayatılan yeni yönetmeliğe karşı hukuki zeminde hakkımızı arayacağız. Yüz yıllık şehir tiyatrosu mirasını her zeminde savunacağız. Ustalarımıza, gelecek kuşaklara karşı üstlendiğimiz bu sorumluluğu ülkemizdeki, dünyadaki tüm sanat emekçileriyle paylaşıyoruz. Hedefimiz çağdışı yönetmelik dayatmaları yerine çağdaş ve özerk bir İstanbul Şehir Tiyatrosu yasasıdır” diye konuştu. Alkan, “Sayın belediye başkanının bir canlı yayında kurum sanatçılarına sunduğu öneriyi düstur kabul ediyoruz. Herkes kendi işini yapsın. Bizim işimiz tiyatro” dedi. Basın açıklamasının ardından tiyatro sanatçıları bağırarak yeni yönetmeliği protesto etti.

İSTİFA EDEN ESKİ SANAT YÖNETMENİNDEN ‘HERKES KENDİ İŞİNİ YAPSIN’ MESAJI
Protesto gösterisine katılan tiyatro sanatçısı Cem Davran, “Hayatımın tamamını şehir tiyatrolarında geçirdim. Şehir tiyatrosuna dayatılan yönetmelik asla ve asla bir sanat kurumunda uygulanamaz. Bu vandalca ve garabet bir yönetmelik. Bir an önce ilgili kişiler tarafından değiştirilmesi lazım” diye konuştu.Mehmet Ali Alabora da “Burada yapılacak şey çok net. Şehir tiyatro sanatçılarının diyalog için muhatap alınmaları. Bir yönetmelikle değil bir yasayla şehir tiyatrolarının özerk yapısının koruma altına alınması gerekiyor” diye konuştu.
Yönetmeliğin değiştirilmesine tepki olarak Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’nden istifa eden Ayşe Nil Şamlıoğlu, “Herkesin uzmanlaştığı alanda işini yapması lazım. Eğer herkes kendi bildiği işi yaparsa bu ülkenin çağdaş bir geleceği çok daha sağlam adımlarla ilerleyeceğine inanıyorum. Onun için ne olur herkes kendi işini yapsın” dedi.

“BUNLAR HEP GERİYE TEPTİ, YİNE TEPECEKTİR”
Sanatçı Halil Ergün, “Bu uygulamayı yapanlar bunu düşünsünler. Bu 28 Şubat müdahalesinden farklı bir şey değildir. Sanatsal kurumlara sanata toplum mühendisliği dayatmak çok görüldü bu ülkede. Bunlar hep geriye tepti, bu da tepecektir. Yazarın bir tanesi parayı veren düdüğü çalar demiş. Kimin parasını kime çalıyorlar ? Belediyenin orada harcadığı para halkın kültürel ihtiyaçlarının parasıdır ” dedi. Sanatçı Rutkay Aziz “Öncelikle tiyatroyu tiyatrocular yönetecektir. Gelip giden belediye başkanlarının tiyatrosu değildirşehir tiyatroları. İstanbul’un ve Türkiye’nin tiyatrosudur. Bırakacaksın tiyatroyu da tiyatrocular yönetecektir” diye konuştu. Ardından onlarca tiyatr sanatçısı Galatasaray Lisesi önünden Tünel Meydanı’na kadar alkışlar, sloganlar ve ıslıklar eşliğinde yürüdü.

 

Sanatçıların tepkisi

ADANADA TİYATROCULARDAN İSTANBUL’DAKİ MESLEKTAŞLARINA DESTEK EYLEMİ
ADANA’da tiyatro oyuncuları, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda repertuvarı belirleme yetkisinin, genel sanat yönetmeninden alınıp, belediye bürokratlarına verilmesini prostesto edip, meslektaşlarına destek verdi.
Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nun önünde bir araya gelen Adana’daki devlet ve şehirtiyatrolarında çalışan oyuncular, Çukurova Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü öğrencileri ve çok sayıda sanatsever “Şehir tiyatroları yok edilemez” sloganları attı.

Eyleme ünlü tiyatro sanatçıları, Şebnem Sönmez, Güler Ökten, Zerrin Sümer, Tilbe Saran Eda Çatalçam, Evren Ercan, Serpil Göral ve Maria Akgüllü de katıldı. Tiyatro oyuncusu Şebnem Sönmez, gerçekleştirdikleri eylemin 71 ilde eş zamanlı yapıldığını ve 10 bine yakın tiyatro oyuncusu ve tiyatroemekçisinin İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki kabul edilemez uygulamalara ortak tepki gösterdiğini söyledi.

Şebnem Sönmez, “İstanbul Şehir Tiyatroları’nın yönetmeliği bir gecede değiştirildi. Genel sanat yönetmenin bütün yetkileri elinden alındı, yerine belediye atanan bir bürokrat yönetim kurulu başkanı oldu. Bunun üzerine Genel Sanat Yönetmenimiz olan Ayşenil Şamlıoğlu ve tüm yönetim kurulu üyeleri istifa etti.Tiyatrocu arkadaşlarımız, ortak bir tavır gösterip, dayanışma sağladı. Anadolu’nun dört bir yanındaki meslektaşlarımız da bu dayanışmaya destek veriyor olması bizleri gururlandırdı” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ABD’ye gitmeden birkaç saat önce “Eğer memnuniyetsiz bir durum varsa, tekrar revize edebiliriz” dediğini iddia eden Sönmez, “O açıklamanın ardından 5 günde 15 bin imza toplandı ve eylemler düzenlendi. Amacımız Kadir Topbaş, Türkiye’ye geldiğinde toplanan imza ve sosyal medyadaki mesajları iletilerek, bizlerle yani şehir tiyatrosu oyuncularıyla buluşmasını sağlamak. Bu buluşmada bizler kendisine bu konuyla ilgili yeni öneriler sunarak yönetmeliğin kaldırılmasını isteyeceğiz” diye konuştu.
Bir süre daha alkışlarla tempo tutup, protestolarını sürdüren tiyatrocular, olaysız dağıldı.

DHA

ANKARALI TİYATROCULARDAN DA YÖNETMELİK PROTESTOSU 
Tiyatro sanatçıları, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yapılan yönetmelik değişikliğini, Ankara’da yaptıkları eylemle protesto etti.

Büyük Tiyatro önünde toplanan ve tiyatro sanatçılarından oluşan kalabalık, ”Korkuya karşı özgür tiyatro”, ”Şehir tiyatroları yok edilmez” yazılı pankartlar açarken, bir tiyatro oyuncusu da adalet heykeli gibi giyinerek hiç hareket etmeden açıklama süresince bekledi.

Kültür Sanat-Sen, Detis, Tobav, Tomeb, Işık-Der, Santekder, Kültür-İş, Nazım Hikmet Kültür Merkezi,Ankara Halk Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu, DTCF Mezunları Derneği ve ASSA adına basın açıklamasını okuyan tiyatro sanatçısı Şahin Ergüney, İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimliğinde yapılan değişikliğin, sanatı ve sanatçıyı hizaya sokma ve halkın gözünde küçük düşürme gayreti olduğunu öne sürdü.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın 1914’ten beri ehil ellerde olduğunu belirten Ergüney, ”Tiyatro göz göre göre ehlileştirilmeye çalışılıyor. Dünyada her halde ilk kez bir tiyatro, tiyatro insanlarından arındırılıyor. Sanatın içinden, sanatçı kovuluyor. Bilinsin ki gerçekleri eğip bükerek hiç kimse halkla sanatçı arasına nifak sokamaz” diye konuştu.

Ergüney, yeni yönetmeliğe karşı huhuki zeminde de haklarını arayacaklarını ifade ederek şunları kaydetti:

”Çok sesliliği tek bir notaya dönüştürecek ‘muhafazakar sanat’ gibi söylemler, demokratikleşme diye sunuluyor. Sanatsal yaratı, sanatsal iradeye teslim ediliyor. Oysa sanat ve demokrasi hiçbir siyasi iradenin faydacı beklentilerine göre yeniden tarif edilemez. Seçilmişlerin asıl görevi, sanata ihtiyacı olan özgür ortamı sağlayacak alt yapıyı oluşturmaktır. Onlar bunu sadece sanatçı için değil, halk için yapmak zorundadır. Eğer yapmazlarsa sanat sessiz kalır”

Topluluk, açıklamanın ardından sloganlar atarak dağıldı.

NE OLMUŞTU?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Komisyonu’ndan çıkan kararla Şehir Tiyatroları Görev ve Çalışma Yönetmeliği’nde değişiklik yapılmış, Şehir Tiyatroları’nın bundan sonraki repertuarını tamamı edebiyatçılardan oluşan bir kurulun belirlemesi kararlaştırılmıştı.

Kaynak :  [-]  

Sabahattin Ali cinayetini anlatan ‘Ağaç İrfan’ 4 Nisan’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde!

sabahattin ali

Oynayan İnsan Tiyatrosu tarafından hazırlanan ve Sabahattin Ali cinayetini konu alan “Ağaç İrfan” isimli oyun 4 Nisan Çarşamba günü saat 20:30’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenecek.

Bugün öldürülüşünün 64. yıldönümü olan Sabahattin Ali cinayetini konu alan “Ağaç İrfan” isimli tiyatro oyunu 4 Nisan Çarşamba günü saat 20:30’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenecek. Oynayan İnsan Tiyatrosu tarafından hazırlanan oyun prömiyerini 18 Ocak 2012’de Kenter Tiyatrosu’nda yapmıştı.

İlerici kimliğiyle bilinen Sabahattin Ali, hükümet tarafından uygulanan baskılar nedeniyle yurt dışına çıkmak zorunda kalmış, hala tam olarak aydınlatılmamış bir cinayetle öldürülmüş, daha sonra cesedi Bulgaristan sınırındaki Istıranca Ormanları’nda bulunmuştu. Oyun ise bu ormanda bulunan bir ağacın gözünden anlatılan hikâyeyi konu alıyor.

 

 

Sabahattin ali haberi

Bir ağacın gözünden anlatılan hikâye için, oyunun yazarı, Serkan Bilgi, “Dala yaprağa bürünmüş İrfan diye görünmüş bu ağaçtan oyma keşiş, Sabahattin Ali’nin son bakışını getirir ormanın karanlığından sarkıttığı gölgelik perdeye. Seyirlik ve duyumluk bir meşakkat için. Uyarına gelmeyecek şey değildir bir ağacın konuşkanlığı.” diyor.

Oyun, hikâyesiyle birlikte, sahneleme tekniğiyle de dikkat çekiyor. Geleneksel sahneleme biçimleri ile modern tiyatro tekniklerinin harmanlanarak hazırlanan oyun, çağdaş gölge tiyatrosu olarak hazırlanmış. Yönetmen Halil Ersan, “Geleneksel tiyatromuzun, seyircisi üzerindeki samimi ve güçlü etkisini, gölge tiyatrosunun gerçekçi gücüyle bir seyir keyfine dönüştürdük” diyor.

Oyuncuları arasında Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki çalışmalarından da tanıdığımız Cansu Fırıncı’nın da bulunduğu ekip kendisine bir topluluk değil “birlik” diyor. Sabahattin Ali’nin katlinin 64. yılı yaklaşırken oyun prömiyerini yapan “birlik”, ülkemiz tarihinde çok olan, ilerici aydınlara dönük psikolojik ve fiziki şiddetin önemli bir örneğine ışık tutarak, günümüzde de varlığını hissettiren şiddete bir gönderme yapmış oluyor.

 

Kaynak : http://haber.sol.org.tr

Şehir Tiyatroları’ndan bazı gazetelerde yayınlanan ‘müstehcen oyun’, ‘seyirci kaybediyor’ haberlerine cevap geldi: ‘Politik oyun’ veya ‘müstehcen oyun’ diye özel bir seçim yoktur; ‘gerici oyun’, ‘ilerici oyun’ vb. olmayacağı gibi! Esas olan öncelikle ‘nitelikli oyun’dur.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na son dönemde yapılan sistemli “eleştiri”lerin tamamı kulaktan dolma, haksız, mesnetsiz ve maddi hatalarla doludur. Sanatı, genel anlamda tiyatroyu ve asırlık geleneğe sahip bir kurumu “arsızlıkla” niteleyenler, “ödenekli tiyatroları kapatalım” baskısını uygulayanlar Şehir Tiyatroları yönetimi ve sanatçılarıyla yakışıksız bir tartışmayı zorlamaktadır.

Kurumumuzun resmi internet sitesi olan www.ibst.gov.tr adresinden oyunların en azından isim – yazar ve konularına göz atan akıl ve izan sahibi hiç kimse “İBBŞT oyunlarında % 80 cinsel sululuk ve müstehcenlik var” çıkarsamasında bulunamayacaktır.

ESAS OLAN ‘NİTELİKLİ OYUN’DUR
Bir kurum tiyatrosunda çalışanlar için “politik oyun” veya “müstehcen oyun” diye özel bir seçim yoktur; “gerici oyun”, “ilerici oyun” vb. olmayacağı gibi! Ödenekli tiyatrolarda esas olan öncelikle “nitelikli oyun”dur! Dolayısıyla Şehir Tiyatroları, Shakespeare de sahneler Moliere de; Necip Fazıl da sahneler Nazım Hikmet de… M.Ö. 480 yılında doğmuş Euripides’in tragedyasını da bugüne taşır, 17 yaşındaki Fehime Seven’in komedisini de… Oyunlarda Mevlana da konu edilir Galilei de… Binlerce yıldır icra edilen bu meslek bunu gerektirir. Tiyatro sanatı bu yüzden güzeldir ve her şeye rağmen bu çeşitliliğini koruyup sahip çıktığı sürece varolacaktır.

(…)

Sonuç olarak tiyatro “eserinde” bir ideoloji, düşünce ve inanç tema olarak işlense de “tiyatro sanatı” hiçbir zaman belli bir zümrenin belli bir inancın belli bir ideolojinin veya baskın siyasi eğilimin emrine girmemiştir. Doğuşundan bugüne varlığının yegâne temeli budur.

Altı çizilen 16 yaş uyarısı öğrencilerini oyunlara getiren hocaların ricası üzerine, çocukların algısının üstünde karmaşık metinler, argo sözcükler içeren ya da sert temaların yer aldığı oyunlarda kullanılmıştır. Bu ibare müstehcenlik ya da erotizm adına koyulmamıştır, bizler tiyatro sanatını icra ediyoruz, başka bir şey değil.

Yaşadığımız bugün için Şehir Tiyatroları’na ne hükümetten ne iktidar partisinden ne de bağlı olduğumuz kurum İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden repertuara ilişkin herhangi bir “resmi” talep veya baskı gelmiştir. İBB Şehir Tiyatroları Yönetim Kurulu’nda Belediye tarafından atanan üyeler varken, Kültür Daire İşleri Başkanı aynı zamanda Repertuar Kurulu’na başkanlık ederken; dışarıdan hiçbir resmi sıfatı olmayan kişilerin, yüz yıllık bir kurumu ve çalışanlarını “ilgili mercilere” ihbar etme çabası trajikomiktir ve hepsinden önemlisi tiyatro sanatına gönülden destek veren ve her zaman yanımızda olan Sayın Başkan Kadir Topbaş ve ekibine büyük haksızlıktır.

 

SANAT VE İSTATİSTİKLER 
İBB Şehir Tiyatroları adı üstünde İstanbul Büyükşehir Belediyesin’e bağlı bir kurumdur. Ancak unutulmamalıdır ki, İBBŞT öncelikle bir “sanat” kurumudur. Şehir Tiyatroları, sınırlı olanaklarına rağmen, repertuarındaki 60’ın üzerindeki oyunu 175 sözleşmeli memur sanatçının yanı sıra sınırlı sayıdaki teknik kadrosuyla seyircisiyle buluşturma başarısını gösteren bir yapıdır. Yine Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri doğru kabul edilerek oranlama yapılsa bile tiyatro çalışanlarının azımsanmayacak bir bölümünün en azından “yoksulluk sınırında” ücret aldığı bilinmektedir.

 

Şehir Tiyatroları’nın “seyirci kaybettiği” yargısı gerçeği yansıtmamaktadır. Buna kaynak olarak verilen İstatistik Kurumu verilerinde 2009-2010-2011 yılları karşılaştırılmış, buna göre 2009 yılında 401.522 olan seyirci sayısının bir sonraki yıl 421.884’e yükseldiği ancak 2011 yılında 12734 kişi; doluluk oranında ise bir önceki yıla göre %2’lik bir azalma olduğu belirlenmiş.

 

Şehir Tiyatroları elbette her yıl bir öncekine göre daha fazla seyirciye ulaşmayı hedefler. Ancak sorun edilen rakam 12.734 kişi ise bunu tamamlamak bir kurum tiyatrosu açısından hiç de zor olmasa gerekir. Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde yapılacak birkaç temsille veya –hizmete açılması durumunda– Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek festival oyunlarıyla bu istatistiklerin üzerine çıkılabilir.

Ayrıca söz konusu haberde hiç değinilmeyen fakat bu yıl 27.’si düzenlenen Çocuk Şenliği’nde 28 farklı oyunla 40 bin’in üzerinde çocuk seyirciye ve yine 27 yıldır düzenlenen Genç Günler’de 65 farklı oyunla 116 gösteri ücretsiz olarak sunularak 50 bin’in üzerinde genç seyirciye ulaşılmıştır.

İBBŞT’nin asıl hedefi ise rakamların çok daha üstündedir. Şehir Tiyatroları yönetimi şu kesimden veya bu kesimden değil; o semtten bu semtten değil; ve hatta üç yüz – beş yüz bin de değil 15 milyon İstanbullu’ya ulaşmayı amaçlamaktadır. 2014 ve 2023 yılına dair hedefler doğrultusunda bu yönde dev projelerin hazırlığı yapılmaktadır.

 

Bütün bunların ötesinde, bir tiyatronun repertuarının niteliğini, bir oyunun başarısını ya da başarısızlığını bu istatistikler belirlemez. Aynı şey tüm sanat ve edebiyat dalları için de geçerlidir. Türk sinemasında 4 buçuk milyon izleyiciye koşan “Recep İvedik” rekor kırarken, Cannes’da “Jüri Büyük Ödülü” alan “Bir Zamanlar Anadolu”da ancak 150 bin kişiye ulaşabilmiştir.

 

Söz konusu haberde ve istatistiklerde yer almayan şu bilgilerin de kayda geçmesi gerekir: İBB Şehir Tiyatroları aldığı davetlerle yurtiçinde Adana, Adapazarı, Ankara, Bursa, Büyükçekmece, Giresun, İzmir, GAP, Mardin, Silivri’ye; yurtdışında Almanya, Arnavutluk, Kıbrıs, Kırım, Makedonya, Romanya, Sırbistan, Suriye’ye toplam 52 turne düzenlemiş ayrıca 13. Uluslararası Devlet Tiyatroları Sabancı Adana Uluslararası Tiyatro Festivali, 17. Uluslararası İstanbul Kültür Sanat Vakfı Tiyatro Festivali, 16. Uluslararası Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Festivali, 6. Uluslararası Eskişehir Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Festivali, 17. Romanya Sibiu Uluslararası Tiyatro Festivali’nde ülkemizi ve tiyatromuzu başarıyla temsil etmiş; ulusal ve uluslararası alanda 2009-10’dan bugüne toplam 120 daldaki adaylıktan 74 ödüle layık görülmüştür.

 

Ayrıca şu da unutulmamalıdır ki, yalnızca tiyatro ve özellikle Şehir Tiyatroları oyunları için değil, herhangi bir kültürel etkinliğin “yaygın” hale gelebilmesi için en önemli unsur tanıtımdır. Şehir Tiyatroları yalnızca birkaç gazeteye ve tiyatro dergisilerine verdiği ilanlarla tanıtım yapmaya çalışmaktadır. Arzu edilen her mecrada reklam ve haberlerin çıkması, belediyelerin sunduğu olanaklarla kentin dört bir yanında İstanbul ve Türkiye seyircisine tüm oyunların tanıtılmasıdır ki önümüzdeki yıllarda bu hayalin de gerçekleşeceğine eminiz…

Zaman Gazetesi’nin 20 Şubat 2012 tarihli nüshasında önce Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri sunularak seyirci sayısının düştüğü “belirlenmiş” ardından kişisel kanaatler, yanlış bilgilendirme ve yönlendirme sonucu maddi hatalar yapılmıştır.

“Koltuk sayısı artarken seyirci sayısı düşmüştür” anlamakta zorlanıyoruz, salon sayımızda bir değişim olmamıştır -iki küçük çocuk tiyatrosu sahnesi hariç– ki bu iki küçük salon da ifade edilen dramatik artışı oluşturmaktan uzaktır. Devlet Tiyatroları’nın “70 ilde 70 sahne” projesiyle mi karıştırıldık acaba diye düşünmekteyiz.

“Repertuardaki sıkışıklık, eserlerin ‘olgunlaşmadan’ seyirci karşısına çıktığı yönünde eleştirilere sebep oluyor.”

Görsel ya da yazılı basında bugüne kadar böyle bir “eleştiri”ye rastlanmamıştır. Gazeteye bu minvalde “bilgi” sunan Devlet İstatistik Kurumu değilse, eleştiriyi yapan “kişi ya da kişilerin”, bu cümleyi de açıklaması gerekmektedir. Gerek Şehir Tiyatroları’nda gerekse de profesyonel hiçbir tiyatroda bir eser hazırlık sürecini tamamlamadan seyirci karşısına çıkamaz. Şehir Tiyatroları’nda kimi oyunun provası 9 ay, kimi oyunun 2 ay sürer. Bir tiyatro sezonu 3 turda tamamlanır; Mayıs ayında ilk okuma provasını yapan oyunlar Ekim ayında sezon açılışını yaparlar. Kasım ayı itibariyle ikinci tur oyunların provası başlar ve en az iki aylık sürecin sonunda premier yapar. Ocak sonrasında ise üçüncü tur oyunların provaları başlar ve Mart ayında seyirciyle buluşur. Repertuar tiyatroları dünyanın her yerinde bu şekilde çalışır.

“Bazı yönetmenlerin oyunlarını kenar semtlere götürmek istememesi” komik bir iddia olarak görünmektedir. Çünkü Şehir Tiyatroları, sahnelerin teknik imkânları elverdiğince, her oyunu her sahneye götürmeye çalışmaktadır. İddia edildiğinin tam aksine, yönetmenlerin ve oyuncuların talepleri de hep bu doğrultuda gerçekleşir. Bugüne kadar İstanbul’un tarihi mekânlarında, sokaklarında, meydanlarında ve kenar semtlerinde de oyunlar oynanmış bundan sonra da oynanacaktır. Mevsime bağlı olarak özellikle festival ve şenlik açılışları hep açık mekânlarda gerçekleştirilmiştir. Bunun da ötesinde Şehir Tiyatroları yönetimi, teknik anlamda uygun gördüğü her yere oyunlarını göndermektedir. Tiyatro çalışanları da bu konuda özel taleplerde bulunamaz. Aylık Oyun Programı ise Sahne Direktörlüğü tarafından hazırlanıp Genel Sanat Yönetmenliği tarafından onaylanır. Buna göre İstanbul’un çeşitli semtlerindeki her sahnede, hemen hemen her oyunun 2 hafta boyunca oynamasına dikkat edilmektedir.

“Oyuncu performansı” denilen şey de iddia edildiğinin aksine “bir bütündür, bölünemez”; ancak bugüne kadar hep “tiyatro oyuncularının çalışmadan haksız kazanç elde ettiği” türünde yanlış iddiaların göz önüne alınmayarak 4-5 oyunda birden oynayan Şehir Tiyatrosu sanatçılarının özverisine dikkat çekilmesi aslında bir “düzeltme” niteliği taşımaktadır.

Şehir Tiyatroları’nın yoğun bir repertuarı özveriyle sırtlayan bir tiyatro olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. 15 milyonluk nüfusa hitap edebilmek için 60’ın üzerinde oyun, son derece düşük maliyetle ve dar kadroyla gerçekleştirilmektedir. Ve Şehir Tiyatroları, kurulduğu günden bu yana ilk defa çok “ürettiği için” eleştirilmektedir.

 

“Başarılı oyunların oynatılmaması”: İma edilmeye çalışıldığı gibi hiçbir tiyatro kurumu, başarılı prodüksiyonlarını harcamaya çalışmaz. Üstelik “Dünyanın Ortasında Bir Yer”i buna örnek göstermek hiç doğru olmaz. Çünkü bu oyun Türkiye’de ilk kez şu andaki genel sanat yönetmenimiz Ayşenil Şamlıoğlu büyük beğenisi rejisiyle 2007 Devlet Tiyatroları’nda sahnelenmiştir. “Dünyanın Ortasında Bir Yer”in İBBŞT repertuarında da özel bir öneme sahiptir. Oyun iddia edildiğinin aksine bu yıl 14, geçtiğimiz yıl 39, premier yaptığı 2009-10 sezonunda ise 25 gösterim yapmıştır. 2011 Uluslararası Şam Tiyatro Festivali’nde de ülkemizi başarıyla temsil etmiştir. 25 Şubat’ta oynamak üzere Mardin’de düzenlenecek festivale Şehir Tiyatroları yine bu oyunla katılmıştır. 2010 yılında premier yapan “Dört Kişilik Bahçe” bugüne kadar 88 gösterim yapmıştır. Oyun, dekorunun ağırlığından ve teknik güçlüklerinden ötürü bazı sahnelerde oynama imkanı bulamamış ve artık kâfi derecede seyirciye ulaştığı için doğal olarak daha seyrek sahnelenmektedir. Yine 2010 yılında premier yapmış olan “Binali ile Temir” ise bugüne kadar toplam 109 gösterim yapmış, 2012 Ocak’ından bugüne de 14 kez daha oynamıştır.

Geçtiğimiz sezonlara ait oyunların üzerine, sınırlı kadroyla, yeni oyunlar da sahnelenmiştir. Kadro darlığı nedeniyle aynı oyuncuların farklı oyunlarda çakışması söz konusu olabilir. Aylık oyun programı doğal olarak yeni prodüksiyonlara ağırlık verilerek düzenlenir. Dünyanın tüm tiyatrolarında işleyen program süreci bu şekildedir.

Şehir Tiyatroları her şeyden önce bu kentin tiyatrosudur. Bugüne kadar yalnızca tahsis edilen sahnelerde değil, İstanbul’un sokaklarında, köprülerinde, meydanlarında, varoşlarında da oyunlar oynamış bundan sonra da oynamaya devam edecektir. Bir kurum tiyatrosunun herhangi bir sahneye “en zayıf prodüksiyonlarını” göndermesi eleştirisini akılla ve mantıkla izah edebilmek mümkün değildir. “Zayıf” prodüksiyondan kastedilen nedir? Tek kişilik ve hatta dekoru bile olmayan bir oyun, gerek metin gerekse oyunculuk ve görsel anlatım açısından son derece “güçlü” olabilir. Buna örnek pek çok oyun yıllardır her sahneye, yurt içi ve yurtdışı turnelere gönderilmektedir. Dolayısıyla prodüksiyon açısından ne seyirci ne de kurum “zayıf”, “iri”, “dev”, “minik”, “butik” gibi ayrımlar yapar.

 

Şehir Tiyatroları bir sanat kurumudur; besi çiftliği değildir. Küçükçekmece Sefaköy Kültür Merkezi’ne ve diğer merkezlere ancak aylık programın yoğunluğuna göre ayrıca turne yapılabilmektedir. Turne yapılacak sahnelerde ise öncelikle teknik koşulların yerine getirilmesi gösterimlerin selameti açısından önceliklidir.

 

Sonuç olarak Şehir Tiyatroları repertuarındaki her oyun “sanatsal” anlamda tartışılabilir; ancak her kim tarafından olursa olsun provokatif bir tartışmaya malzeme edilmesini ise ancak üzüntü ile karşılarız. Özünde tiyatro sanatını, bir kurum tiyatrosunun yüz yıllık işleyişi ve repertuar politikasını suçlamaya yönelik mesnetsiz eleştiriler bizi üzülerek de olsa böyle bir açıklama yapmak zorunda bırakmıştır. Kanımızca bu türden manipülatif çaba ve dezenformasyonun daha başka bir amacı olsa gerek. Bu bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak ve bu karalama kampanyasını durdurmak için böyle bir yazıyı kaleme almak zorunda kaldık. Ancak bundan sonra Şehir Tiyatroları’nın böylesi karalama ve itibarsızlaştırma çabalarına karşı vereceği cevap sahnedeki oyunlar üzerinden olacaktır. ”

 ————————————————————————————

 Nar Sanat Haber Editörününden :   Her şey bir yana eleştiriye konu olan oyun yıllar önce sahnelenmişti eleştiriyi getirenler o tarihlerde nerede yaşıyorlardı acaba? 

“Günlük Müstehcen Sırlar Türkiye’de daha önce 1994 yılında Tiyatrofil tarafından sahnelenmiştir. Üstelik Tiyatrofil bu oyunla 1995’teki 7. Uluslararası Tiyatro Festivali programında da yer almıştır.(Günlük Müstehcen Sırlar’ın bu sahnelemesinde emeği geçenleri hatırlayalım: Tiyatro Tiyatro dergisinin Aralik 1994 tarihli 44. sayisindan aktariyorum: Sevil Kuvan’in hazırladıgı “Bu Ay Sahnedekiler” isimli köşeden (s.14)… “Günlük Mustehcen Sırlar – Tiyatrofil, Yazan: M. Antonio de la Parra Çeviren: Deniz Yüce, Yoneten: Ozkan Schulze Oynayanlar: Arif Akkaya, Engin Alkan…”

Kaynak :  http://www.coskunbuktel.com/buktelkorlarkorlariizliyor.htm  )