Şunun için etiket arşivi: narsanat

Sanatseverleri resmin içinde bir yolculuğa davet eden “Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi”, kapılarını 16 Ekim’de Ankara’da açacak.

Cer Modern Sanatlar Merkezi’nde izlenime sunulacak sergi, sanat, bilim ve teknolojiyi yenilikçi bir şekilde harmanlayarak, izleyiciye Van Gogh’un ünlü eserlerinin “içindeymiş” gibi hissettirecek.

Singapur’daki dünya prömiyerinin ardından ilk kez Türkiye’de sanatseverlerin beğenisine sunulan, geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği sergi, ressamın en ünlü eserlerini 3 binin üzerinde dijital imajla çerçevenin içinden çıkararak, resmin hikayesini yaşatıyor.

“Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi”, 16 Ekim 2012– 3 Ocak 2013 arasında ziyaret edilebilecek.

“Çerçeve yok, içindesin”

Güçlü görüntü ve ses sistemleriyle resim tutkunlarını cezbetmeyi amaçlayan sergide, klasik müzikle senkronize olarak değişen dev boyutlardaki 3 binden fazla Van Gogh görüntüsü, ekranları, duvarları, kolonları, tavanı, yeri dolduran heyecan verici bir gösteri ortaya çıkarıyor.

“Van Gogh Alive”, sanatçının çalışmalarını ve hayat deneyimlerini keşfetme, düşüncelerini, duygularını ve ruh halini yorumlama fırsatı sunuyor.

Sergide sanatçının “Çalışan Adam”, “Yeşilimsi Bir Başlık Giymiş Yaşlı Köylü Kadını”, “Çiçek Açmış Erik Ağacı”, “Gri Şapkalı Otoportre”, “Vazoda 12 Ayçiçeği”, “Vincent’ın Yatak Odası”, “Teras Kafe”, “Sandalye ve Pipo”, “Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece”, “Süsen Çiçekleri”, “Buğday Tarlası ve Kargalar”, “Kırmızı Üzüm Bağı”, “Sargılı Kulaklı Otoportre” gibi tanınan eserleri yer alıyor.

Kaynak :[-]

İstanbul Fransız Kültür Merkezi, koreografik yaratıcılığa ve dans dünyasına adanmış üç sıradışı filmi izleyicilerle buluşturuyor.

Dans ve sinemayı buluşturan bu etkinlik Fransız Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak izlenebilir.

PAMUK PRENSES

Yönetmen: Angelin Preljocaj
16 Ekim Salı, 19.00 ve 17 Ekim Çarşamba, 17.00

Dünyaca ünlü Fransız koreograf Angelin Preljocaj, 2008’de kendi “Pamuk Prenses ” (Blanche Neige) versiyonu için topluluğunun 26 dansçısını Gustav Mahler’in en güzel senfonilerinden biri için biraraya getirir. Kostümler Jean Paul Gautier, dekor ise Thierry Leproust imzalı. “Pamuk Prenses” ile Preljocaj büyüleyici ve sihirli bir gösteriyi sahneye koyarak bugüne kadar 25 ülkede 150 bin kişinin izlediği ailece izlenebilen çağdaş bir baleye imza atıyor.

LA FONTAINE TARZI MASALLAR

Yönetmen: Marie-Hélène Rebois
16 Ekim Salı, 17.00 ve 17 Ekim Çarşamba, 19.00

Bu film 13 dakikalık dört programda Jean de la Fontaine’in dans ile yorumlanan dört masalını bir araya getiriyor : « Ağustos Böceği ve Karınca » (koreografi : Herman Diephuis), « Şehir faresi ile Tarla Faresi » (koreografi : Dominique Rebaud), « Balıkçıl Kuşu » (koreografi : Satchie Noro ve Alain Rigout) ve « Meşe ile Saz » (koreografi : Mourad Merzouki-Kafig). Hayal gücü ve şiir coşkuyla biraraya gelerek izleyiciyi hip hop’tan klasiğe uzanan çoklu bir estetik büyü ile içine alıyor.

DANS, PARİS OPERA BALESİ

Yönetmen: Frederick Wiseman
18 Ekim Perşembe, 17.00

Belgesel sinemanın öncülerinden Amerikalı sinemacı, Frederick Wiseman kamerasını 12 hafta süresince Paris Operası’nın kalbine yerleştirdi. Dikim atölyelerinden yıldızların parladığı gösterilere, film izleyicisini bu saygın kurumun kulislerinde yolculuğa çıkararak sıradışı gösterilere hayat verenlerin günlük çalışmalarını sunuyor.

Kaynak : [-]

Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Joachim Schmeisser’in “Işığın Ülkesi” adlı fotoğraf sergisi, 19 Ekim’de açılıyor. Sergilenecek eserleri arasında ödüllü yetim fil yavruları da var.

Tüm dünyada The David Sheldrick Wildlife Trust (DSWT) gibi sosyal sorumluluk projeleri ve fotoğraf sanatına yaptığı katkılarla adından söz ettiren Immagis, Türkiye’de ilk sanat galerisini “Işığın Ülkesi (In The Realm of Light)” ismiyle 19 Ekim’de Kadıköy, Moda’da açıyor.

3 ay boyunca sanatseverlerin ziyaret edip aynı zamanda eserleri satın alabileceği fotoğraf galerisinin ilk konuğu dünyaca ünlü ödüllü fotoğraf sanatçısı Joachim Schmeisser.

Schmeisser yavru fillerle gerçekleştirdiği çekimi şöyle anlatıyor:

“Kenya’da bulunan DSWT kampında sabahın erken saatlerinden itibaren yavru filleri gözlemliyorduk. Bu tarif edilemez bir tecrübe. Yavru filler aynen küçük çocuklar gibi ne yapacakları önceden kestirilemiyor. Hareketleri ve yaptıkları sürekli değişiyor. Fillerden beklenmeyecek şekilde hızlı ve atik hareket ediyorlar. Bu özellikleri onların istenen şekilde fotoğraflanmalarını da oldukça zorlaştırıyor.  Uzun süre onları gözlemleyince farkediyorsunuz ki aynı insanlar gibi onların da hepsinin farklı karakterleri var.”

Schmeisser’in Yetim Filler fotoğraflarının yanı sıra Tanzanya’nın etnik halkı Hadzabe’leri görüntülediği fotoğraflar da İstanbul’daki serginin en ilgi çekici konularından olacak. İlk defa yayınlanacak olan bu fotoğraflar Tanzanya’da Eyasi nehri kıyısında yaşayan Hadzabe halkının arasında çekildi. Hadzabeler, Tanzanya’nın vahşi doğada yaşayan yerli halklarından. Binlerce yıldır aynı yerde ve aynı yaşam şekliyle hayatlarını sürdüren Hadzade’lerin en büyük özelliği avcı toplum olmaları. Küçük gruplar halinde yaşayan ve çalıları ev olarak kullanan bu halkın hayvancılık ve tarım gibi anlayışları hiç bir zaman olmamıştır. Temel gıda kaynaklarını avlanarak ve bunun yanında bal ile meyve toplayarak sağlarlar.

Schmeisser’in onların arasında yaşayıp, onlarla ava gidip, yaşam şartlarını gözlemleyerek çektiği bu fotoğrafları da ilk defa 19 Ekim’de gerçekleşecek olan “Işığın Ülkesi” sergisinde bulacaksınız. Ziyaret etmek isteyenler için Immagris Sergisi’nin açık adresi şöyle:

Osmanağa Mah. Yoğurtçupark Cad.
Çakmakçı Apt. 44 B  34714 Kadıköy İstanbul

Joachim Schmeisser hakkında

1958’de Almanya’nın Bad Mergentheim şehrinde doğan Schmeisser, 80’li yılların başında kendi fotoğraf stüdyosunu kurarak çalışmalarına hız verdi. Gerçeğe odaklı reklam fotoğrafçılığının dışına çıkarak yeni, farklı ve dokunaklı perspektifler geliştirdi. Schmeisser’in favori çekimlerinin konusu genelde insanlar ve hayvanlardan oluşuyor. Özellikle The David Sheldrick Wildlife Trust için Kenya’da çektiği Yetim Filler en çok ilgi çeken çalışmalarının başında geliyor. Bugüne kadar birçok ödül kazanan sanatçı son olarak 2012 yılında Hasselblad Masters ödülünü kazandı.

Kaynak :[-]

‘Ölüm ve Kız’ oyunu Başkentlilere sunulacak

Bursalı Bis Sanat Tiyatrosu, Ankara Tiyatro Festivali’nde ‘Ölüm ve Kız’ ile Başkentlilerin huzuruna çıkacak.

Bu yıl 17. düzenlenecek Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde Bis Sanat Tiyatrosu ‘Ölüm ve Kız’ adlı oyunu ile yer alacak. Temmuz’da kurulan Bis Sanat Tiyatrosu, faaliyet gösterdiği Bursa’yı festivalde temsil edecek. Ekim’in ilk haftasından itibaren Nazım Hikmet Kültürevi’nde sahnelenen ve Bursalıların yoğun ilgi gösterdiği Ölüm ve Kız, Ankaralıların beğenisine sunulacak.

Ariel Dorfman’ın yazdığı, Filiz Oflazoğlu’nun çevirdiği oyunu Mutlu Esendemir yönetti. Dramaturjisini Serap Erdoğan’ın yaptığı oyunda İbrahim Şahin, Ayşe Dinç Vardar ve Ercan Yalçıntaş rol alıyor. Oyun 15 Ekim Pazartesi günü saat 20.00’de Özlüce’de bulunan Nazım Hikmet Kültürevi’nde seyirciyle buluşmaya devam edecek.

Kaynak : [-]

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında ”Şöhret Yönetimi” semineri gerçekleştirildi.

Oyuncular Sendikası Genel Başkanı ve oyuncu Mehmet Ali Alabora, “Bizim mesleğimiz oyunculuk. Mesleğimiz şöhretlik değil. ‘Şöhret’ diye bir meslek yok” dedi.

Rixos Downtown Otel’de gerçekleştirilen seminerde konuşan Oyuncular Sendikası Genel Başkanı ve oyuncu Memet Ali Alabora, mesleğe yeniden başlasa kendisine birisinin, “Ne istediğini unutma” demesini istediğini anlattı.

Oyuncuların bu mesleğe para kazanmak için başlamadığına işaret eden Alabora, şöyle konuştu: “Oyuncu olmaya karar veren biri, hayatının bir zamanında, bir yerinde mutlaka ve mutlaka birileri tarafından seyredilmiş olduğuna kendini ikna etmiştir. Özellikle tiyatro sınavına gelen gençler ya sahneye çıkmıştır, ya bir şeyi anlatırken arkadaşları, ‘Senden ne oyuncu olur’ demiştir, ona öyle gelir. Diğer meslekler belki seçilmeyebilir, ama oyuncu olmak seçilir. Oyunculuk bir
sürü şeye rağmen yapılır. Yakınlarınıza, ailelerinize rağmen yapılır.”

En aydın ailelerin bile çocuklarının oyuncu olmasını istemediğini ifade eden Alabora, “Ahlaksız, felaket bir meslek olduğunu düşünürler. Biz hep ötekiyiz. Ahlaken problemliyiz diğerlerinin gözünde. Tanınmak ya da para kazanmak dediğimiz şey, bu işe neden başladığımızı unutturuyor” diye konuştu. Bir sürü arkadaşı, tanıdığı olduğunu, bir sürü şey konuştuklarını dile getiren Alabora, “Çok dizi çekince unuttular ne yapacaklarını. Bakın kayboluyorsunuz. Öyle bir yer burası. Bir iş teklifi, bir iş teklifi daha… Sürekli teklif geliyor. Sizde bir tedirginlik, ‘Ya bir daha gelmezse’ diye… Sizi parayla korkutmalarına izin vermeyin. Büyüklerimiz , ‘Akarken doldur, aman evladım geleceğini garantiye al’ diyor. Böyle bir şey değil oyunculuk. Ben öyle düşünmüyorum” diye konuştu.

Mehmet Ali Alabora, ailelerin çocuklarına “Mesleğin olsun, oyunculuğu sonra da yaparsın” dediğini anlattı. “Bizim mesleğimiz oyunculuk. Mesleğimiz şöhretlik değil. ‘Şöhret’ diye bir meslek yok” diyen Alabora, sözlerini şöyle sürdürdü: “-Şöhretine yatırım yap. Neyine yatırım yapacaksın? Mesleğinize yatırım yapmanız lazım. Biz sanatçıyız, doğru. Ama bize kim ‘sanatçı’ deyip bir yere oturtuyorsa, bu pohpohlamanın altında mutlaka bir sömürü yatar. Mesleğin en büyük sömürüsü: ‘Biz sanatçıyız 15 saat çalışıp gıkımızı çıkarmayız’. 20 saat çalışmışsın, saat 02.00… Hava karanlık, dışarısı buz gibi, titriyorsun, uykun var. ‘Ya bizim işimiz böyle, biz sanatçıyız’. Hayır. Bizimki de bir meslektir. Avukatlık, mühendislik, müteahhitlik gibi bir meslektir. Bizim mesleğimize yatırım yapmamız lazım. O şöhreti getirir.”

“Şöhret iğnenin ucunda balon gibi”

Cast Direktörü Tümay Özokur, oyuncu ajanslarının yeniden yapılanmasına ihtiyaç olduğunu kaydetti. Son yıllarda ajans sayısındaki artışı takip edemediğine değinen Özokur, sektörün en eskilerinden olduğu için de kendisine, “sektörün ak sakallı dedesi” muamelesi yapıldığını anlattı.

Açılan ajans sayısını kendisinin dahi takip edemediğine değinen Özokur, kendi ajanslarından ayrılarak kurulan menajerlik ajansı sayısının ise 5 olduğunu belirterek, “Biz deniz anasıyız, parçalandıkça büyüyoruz” dedi.

Şöhret olmanın artık çok kolay olduğunu vurgulayan Tümay Özokur, şöyle konuştu: “Reklam, dizi, sinema filmi ya da sansasyonel bir haberle bunu yakalayabilirsiniz. Ama şöyle bir gerçek de var ki şöhret olmak kolay, bunu devam ettirebilmek çok zor. Evlilik gibi bir şey bu. Her şey güzel başlar, bunu devam ettirebilecek sağduyuya, sevgiye, saygıya sahip olabilmek önemli. Biz şöhretler iğnenin ucunda balon gibiyiz. Gençlere bunu anlatmak zorundayız. Şöhret olduktan sonra herkes kendisini dünyanın merkezi sayıyor. Bizde herkes en güzel, herkes çok başarılı… Halbuki herkesin kendini çok iyi analiz etmesi gerekiyor. Komedi mi dram mı sanatçının kendisini tanıması önemli. Sanatçı bizi doğru algılamazsa, ‘Ben biliyorum’ derse, kariyer planlaması maalesef ki işe yaramaz. Karşınızdaki insan sizinle aynı lisanı konuşmalı ve sizin ne dediğinizi çok iyi anlamalı.”

“Toplum olarak çok ötekileştiriyoruz”

Psikoterapist Çağatay Öztürk, konuşmasının başında köşe yazarı Sevilay Yükselir’in “İlyas Salman neyin onurunu taşıyor?” başlıklı yazısını eleştirdi.

Öztürk, İlyas Salman ile seminerden kısa süre önce tanıştığını belirterek, “Bazı şeyleri toplum olarak çok ötekileştiriyoruz. Çok yadırgıyoruz” dedi. Öztürk, daha sonra salonda bulunan İlyas Salman’a “Şöhretin bedeli bu mu?” diye sordu. Öztürk’ün sorusu üzerine söz alan Salman, şöyle konuştu: “İnsanların dünya görüşü, ırkı, dini, mezhebi, kültürel yapısı ne olursa olsun bir tarafa bırakılmalı, yaptığı iş öne alınmalı. Söz gelimi benim halkla ilişkim yatak odamla olmamalı, önümdeki kadehle olmamalı. Film yaptım, gelir seyreder insanlar. İyiyse alkışlarlar, kötüyse yuhalarlar, yumurta atarlar, benim için fark etmez. Sokaktaki insanla ilişkim, ‘Filmini seyrettim, şöyle oynasaydın daha iyi olurdu, bu karakteri iyi analiz edememişsin’ deme hakkı vardır. Fakat bizim ülkemizde ve hatta birçok ülkede, sanatçı ile seyirci arasındaki ilişkiyi iletişim organları kuruyor. Bu iletişim organları senin özel yaşamına kadar giriyor.”

Semineri, yönetmen-senarist Ertem Göreç, oyuncular Selda Alkor, Gülsen Tuncer, Eşref Kolçak, İlyas Salman, Ahu Tuğba, Nuri Alço, Mine Soley, Türkiye Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (SE-SAM) Başkanı Yılmaz Atadeniz ve genç oyuncular da izledi.

Kaynak :[-]

29. Aydın Doğan Karikatür Yarışması’na 80 ülkeden 944 sanatçının, 2 bin 945 eserinin arasından dereceye girenler ve sergilenmeye layık görülenle Caddebostan Kültür Merkezi’nde açılan sergiyle görücüye çıktı.

Caddebostan Kültür Merkezi’nde yer alan sergi gerçekleştirilen kokteyl ile sanat severlerle buluştu. Açılış törenine, Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, yarışmada eserleri ilk üç dereceye girenler ile başarı ödülüne layık görülen karikatüristler ve sanat severler katıldı.

Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, sergiyle ilgili yaptığı konuşmasında 29 yıldır bir yarışmayı sürdürebilmenin önemli bir kurumsallığı gösterdiğini belirterek, “Bunun arkasında ciddi bir çalışma var, disiplin var, bir vakfın gücü var. Biz bütün dünya çizerlerinin özgür ifade platformu olmaktan gurur duyuyoruz. Bizim bugüne kadar vakfımıza 70 bin tane karikatür geldi. Dünyanın dört bir yanından karikatürcülerle ilişkimiz var. Her yıl bu tekrarlanarak devam ediyor. Hepsiyle ayrı ayrı diyalog içerisindeyiz” diye konuştu.

ARŞİVİMİZDE 130’DAN FAZLA ÜLKEDEN KARİKATÜRCÜNÜN KARİKATÜRÜ VAR

Yarışmalara katılan karikatürleri web ortamına aktararak web müze kurduklarını ifade eden Fetvacı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bundan sonra yeniliklerle devam edeceğiz. Karikatürcülere daha başka olanaklar da hazırlamaya çalışıyoruz. Çalışmalarımızı bu yönde ilerletiyoruz, geliştiriyoruz. Bu sene bize 2945 karikatür geldi. Bunların elemesi çok zor oluyor. Jüri baya bir zorlanıyor. Çünkü çok kuvvetli çizgiler var. Gördüğünüz gibi 2 tane birinci çıktı. Jüride her sene dünyaca ünlü karikatüristler oluyor. Biz şöyle bir jüri kurmaya çalışıyoruz, her kıtayı temsil eden mutlaka birisi oluyor. Yani hem Asya’dan, Amerika’dan, Avrupa’dan Güney Amerika’dan Afrika’dan mutlaka birer temsilci olsun istiyoruz ve Türkiye’den birkaç temsilci oluyor. Türkiye’den bir de ön jürimiz var. Hepsi yoğun bir çalışma yapıyor. Baya bir tartışarak geliyorlar. Bu gördüğünüz karikatürlerin önünde de saatlerce konuştular düşündüler, gittiler geldiler bir daha baktılar bir daha not verdiler. Öyle çok da bir süreç olmuyor ama başka türlüsü de olamaz herhalde. Jürinin bize söylediği, gelenlerin bize söylediği bu yarışmanın dünyanın sayılı saygın yarışmalarından bir tanesi olması. Biliyorsunuz biz yarışma sırasında ülkelerin isimlerini ve imzalarını kapatıyoruz. Dolayısıyla hangi karikatürü kimin yaptığı belli değil en sonuna kadar. En sonunda kazananlar belli olunca isimleri açıyoruz, isimleri açıyoruz ondan sonra hangi ülke kazanmış hangi çizer kazanmış o zaman ortaya çıkıyor. Bu da bunun ne kadar titizlikle yaklaşıldığının bir başka göstergesi. Arşivimizde 130’dan fazla ülkeden karikatürcünün karikatürü var. Bu sene de 90’a yakın ülkeden 944 karikatürcü 2945 karikatürle katıldı. Her sene artıyor. Artması kadar bizim için kaliteli eserlerin gelmesi de önemli. Son yıllarda özellikle kalitede ciddi bir artış olduğu da bize ifade ediliyor. Biz de onun farkındayız. Bu da çok önemli tabi.”

TABİİ Kİ DÜNYA, BU SAVAŞ ORTAMINDA MİZAHLA GÜLÜMSEMEYLE DAHA GÜZEL OLACAK

Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Hulusi Özocak ise Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’na katılan eserlerin ev sahipliğini yapmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Çünkü 29 yıl dile kolay. Karikatür gibi bir sanata akıl sanatının güzel ürünlerini hem Türkiye’de hem dünyanın çeşitli köşelerinde sergilemek cesaret ister. Hele de günümüzde birçok ayrılıkçı ayrıştırıcı politikaların olduğu yerde bu mizah, bu estetik, bu hoşgörün ev sahipliğini yapmak bize büyük gurur veriyor. Hatta biz Kadıköy’ü tabii ki kültürle, sanatla, eğitimle sağlıkla güzelleştiriyoruz. Yaşam kalitesiyle öne çıkıyor. Gördük ki bir şeyimiz eksik. Geçtiğimiz yıl bir karikatür evi açmaya karar verdik. Hemen belediyemizin yanındaki bir tarihi köşkü yine Türkiye çapındaki, semtimizdeki karikatürcülerimiz orada atölye olarak çalışmalarını yapacaklar, sergilerini yapabilecekler, konferanslarını verebilecekler. Çok güzel bir kompleks. Yerimiz hazır ancak yer anıt eser olduğu için bazı prosedürleri de bu anıtlar kurulu kısa sürede izin verir umarım. Bu sanata özellikle burada bugün birinci olan Türk yurttaşımız Amerika’da yaşıyor ama, onun espri anlayışına onun hoşgörüsüne bir katkı sunmak bizim için bunlara ev sahipliği yapmak çok hoştu. Tabii ki dünya, bu savaş ortamında mizahla gülümsemeyle daha güzel olacak. Onun için de bir çabamız bir umudumuz var olacak. Eğitim kısmı da olacak. Karikatürle uğraşan sanatçılarımıza orayı teslim edeceğiz. Çünkü bir çok sanatsal gönüllülerimiz var, çocuk ruh sağlığı merkezlerimiz var, bunun yanında yine karikatürcülerin yöneteceği hem eğitsel boyutuyla hem atölye çalışması boyutuyla hem de eserlerini taktim edecekleri alanlarıyla güzel bir merkez olacak” diye konuştu.

BU ÖDÜLÜ KAZANMAKTAN ÖTÜRÜ ONUR DUYUYORUM

Yarışmada birincilik ödülünü paylaşan İranlı sanatçı Javad Alizadeh, yarışmanın organizatörlerine teşekkür ederek, “Bu ödül benim için çok prestijli bir ödül. Bu ödülün benim için iki anlamı var. Birinci anlamı, Aydın Doğan Uluslararası Karikatür yarışmasının dünya çapındaki en iyi yarışmalardan biri olması. İkinci nedeni ise ben İranlı bir Türk’üm. Bu ödülü kazanmaktan ötürü onur duyuyorum. Özellikle birincilik ödülü almış olmaktan mutluluk duyuyorum. Dediğim gibi bu güzel festivali organize edenlere çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

DEMOKRASİNİN EN GÜZEL TEMEL ÖZELLİKLERİNDEN BİR DE ELEŞTİRİDİR

Yarışmada birincilik ödülünü kazanan diğer karikatür sanatçısı, Doğan Arslan ise, “Aydın Doğan karikatür yarışması benim için çok önemli. Özellikle sadece karikatürler değil genel sanatla uğraşan biri olarak. Çünkü karikatür sanatında en önemli özellik eleştiri sanatıdır. Böyle uluslararası bir yarışmada eleştiri sanatı hat safhadadır. Bu yarışmada bu en üst seviyededir. Demokrasinin en güzel temel özelliklerinden bir de eleştiridir. Demokrasinin güzelleşmesi ve serpilebilmesi için eleştirinin olması lazım. Dolayısıyla Aydın Doğan Karikatür Yarışması’nın burada demokrasiye ve eleştiriye katkı sağlıyor. Karikatür sanatı ve demokrasinin dolaylı bir ilişkisinin olduğuna inanıyorum. Bu benim için önemli. Bir sanatçı olarak dünyadaki gelişmeler hakkında fikirlerimi beyan etmek istediğimde bu tür kaliteli yarışmalara katılmak benim için zevktir. Bu yarışmadaki karikatürümde belirtmek istediğim, günümüzdeki Arap Baharı ve teknoloji. Bu iki noktanın, politika ve teknolojinin arasındaki ilişkiyi kurmaya çalıştım. Bu tür yarışmaların devam edebilmesi ve çoğalması, Türkiye’de eleştiri sanatını geliştirecek” diye konuştu.

Caddebostan Kültür Merkezi’nde bulunan sergi, 23 Ekim 2012 tarihine kadar gezilebilecek.

 

Kaynak : [-]

Alanında en büyük fuar olan Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye’deki yayınevleri için 350 metrekarelik alan ayrıldı 

64. Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı dün düzenlenen törenle kapılarını açtı. 10-14 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek fuarın bu yılki onur konuğu Yeni Zelanda olacak.

Alanında dünyanın en büyüğü olan fuar, 7 binin üzerinde yayıncıyı ağırlıyor. Fuarın ana konuları ise e-yayıncılık ve telif hakları olacak.

Türkiye ulusal standı bu yıl 48 metrekaresi çocuk kitapları bölümünde yer almak üzere toplam 350 metrekarelik bir alanda yer alacak. Stantlarda 200 civarında yayınevimizin 3.000’e yakın kitabı sergilenecek. Fuar süresince ulusal stantta 21 yayınevi, çocuk yayınları standında 8 çocuk ve gençlik edebiyatı yayıncısı kendilerine ayrılan sergi ve görüşme ünitelerinde eserlerini tanıtacak ve telif görüşmeleri gerçekleştirecek.

2012 Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı Türkiye etkinlikleri kapsamında yazarlar, yayıncılar ile çocuk çizerlerini tanıtan kataloglar ile ülkemizden birçok farklı kültürel öğe ile sanat ve edebiyatı ve ayrıca Türk yayıncılık hayatını tanıtan çok sayıda kitap, broşür ve tanıtım malzemesi de profesyonel ziyaretçilere ve hafta sonu fuarı ziyaret edecek halka sunulacak.

 

Kaynak : [-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından ve Türkiye’de bir ilk olan tasarım bienali, Avrupa Birliği’nden Sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın da katılımıyla başladı.

Kentsel tasarım, mimarlık, endüstri ürünleri tasarımı, grafik ve moda tasarı gibi alanları kapsayan bienalde sergiler de yer alacak. Bakan Bağış, hükümet olarak bu tür bienallere desteği önemsediklerini belirterek, İstanbul’un doğunun en batılı, batının da en doğulu şehri olarak bu tür çalışmalarda yerinin önemli olduğunu ifade etti.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından ve Türkiye’de bir ilk olan tasarım bienali, Avrupa Birliği’nden Sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın da katılımıyla başladı. Kentsel tasarım, mimarlık, endüstri ürünleri tasarımı, grafik ve moda tasarı gibi alanları kapsayan bienalde sergiler de yer alacak. Bakan Bağış, hükümet olarak bu tür bienallere desteği önemsediklerini belirterek, İstanbul’un doğunun en batılı, batının da en doğulu şehri olarak bu tür çalışmalarda yerinin önemli olduğunu ifade etti.

Karaköy’deki Rum İlköğretim Okulu’nda düzenlenen açılış törenine Egemen Bağış’ın yanı sıra İKSV Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve bienale destek veren kuruluşların temsilcileri katıldı. Bakan Bağış, yaptığı açılış konuşmasında bienal ve benzeri çalışmaların hükümet tarafından önemle karşılandığını dile getirdi. Bienalin İstanbul’da açılmış olmasının da önemine işaret eden Bağış, İstanbul’un doğunun en batılı, batının ise en doğulu şehri olması ile ayrı bir yeri olduğunu ifade etti. Batıdaki Türkiye algısıyla ilgili bazı değerlendirmeler de yapılan Bakan Bağış, Türkiye’nin sanatsal olaylardan daha çok olumsuz konularla gündeme geldiğini ifade etti.
İKSV Başkanı Eczacıbaşı ise hazırlıklarını yaklaşık 2 yıldır sürdürdükleri bienalin tasarımı bir kültür unsuru olarak ele almayı farklı yönleriyle sorgulamayı ve yeniden düşünüp düşündürmeyi hedeflediğini belirtti.

Açılış töreninde Başkan Eczacıbaşı, bienale sponsor olarak destek sağlayan Türkiye’nin önde gelen bir çok firmasının yöneticilerine plaket verdi ve teşekkür etti.

BAKAN GÜNAY DA KATILDI

Sergiye sonradan katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, organizasyon hakkında yetkililerden bilgi aldı. Günay, sorulan sorulara, “Dünyada ne olup bittiğini, alışveriş süreçlerinin yaşandığını herkes bilmek ve buna göre davranmak zorunda. Ben, İstanbul’u yönetmek iddiasında olan herkesin tasarım bienalinden yararlanması ihtiyacı içinde olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Törenin ardından ‘atokrasi’ isimli sergi izleyenler tarafından gezildi. Bienale 46 ülkeden 300 civarında tasarımcı ve mimar, 100’ün üzerinde projeyle katılıyor. 12 Aralık 2012 tarihine kadar şehrin farklı noktalarında sergiler, akademi programı, seminer, film kuşağı ve tasarım yürüyüşleriyle devam edecek etkinlikte, İstanbul’un tasarım kentine dönüştürülmesi amaçlanıyor.

Kaynak : [-]

Tür : Tiyatro
Etkinlik Tarihi : 13 Ekim 2012
Sanatçı : Sensation
Yer : Ataköy Atletizm Arena, İstanbul
Adres : Ataköy Atletizm Arena logo Ataköy Atletizm Arena Sinan Erdem Spor Salonu yanı ATAKÖY / İstanbul
Başlama : 21:45
Bitiş : 00:00
Detay : Dünyanın en büyük dans etkinliği nefes kesecek görsel şovuyla Türkiye’ye geliyor!

13 Ekim Cumartesi günü MC Gee’nin ev sahipliğinde house müziğin dev DJ’leri  Mr. White, Dennis Ferrer, Fedde le Grand & Deniz Koyu, Sunnery James & Ryan Marciano, Daniel Sanchez & Juan Sanchez Sensation için İstanbul’da!

House müziğin görsellik, akrobasi, sahne şovu, tiyatro ve koreografiyle buluştuğu benzersiz bir kapalı mekan dans etkinliği olan Sensation 13 Ekim 2012 Cumartesi günü Wicked Wonderland temasıyla Ataköy Atletizm Arena’da!

Eğlencenin başkenti Amsterdam’da 2000 yılından beri düzenlenen, 4 yıl üst üste ”Dünyanın En İyi Etkinliği“ ödülünü alan dünya üzerindeki tek etkinlik olan Sensation 13 Ekim Cumartesi gecesi Ataköy Atletizm Arena’yı herkesin beyaz giydiği dev bir gece kulübüne dönüştürecek!

One Colony organizasyonu, Virgin Radio ve Red Bull’un katkılarıyla Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek Sensation’da house müziğin önde gelen DJ’leri, 7 saat boyunca, “Alice in Wonderland”den tanıdığımız Alice’in hikayesini müzik, dans, koreografi ve görseller eşliğinde anlatacak. Sensation gecesi, bar servislerini verecek olan Türkiye’nin en iyi bar catering hizmet şirketi Alcoholoco’nun sürpriz kokteylleri ise geceye ayrı bir renk katacak!

Dünyadaki tüm Sensation’larda olduğu gibi İstanbul’da da şovun açılışını Mr. White yapacak. Daha sonra sahne alacak DJ’ler ve performans gösterdikleri bazı etkinlikler ise şu şekilde:

Dennis Ferrer: Sensation Amsterdam 2012, Sensation Belgrad 2012,  Mysteryland 2012
Deniz Koyu: Sensation Prag 2012, Sensation Bangkok 2012, Mysteryland 2012, Ultra Music Festival 2012
Fedde le Grand: Sensation Amsterdam 2011, Sensation Sao Paolo 2012, Sensation Seul 2012, Mysteryland 2012, Ultra Music Festival 2012
Sunnery James & Ryan Marciano: Sensation Amsterdam 2010, Sensation Barselona 2011, Sensation Belgrad 2012, Sensation Kaohsiung 2012, Ultra Music Festival 2012
Daniel Sanchez & Juan Sanchez: Sensation Amsterdam 2011, Sensation St. Petersburg 2012, Sensation Antwerp 2012, Mysteryland 2012

Ulaşım:

Gidiş: Katılımcıların Anadolu yakasından alana rahatça ulaşabilmeleri için, etkinlik saatine yakın Anadolu – Avrupa köprü geçiş yoğunluğu göz önünde bulundurularak, etkinlik günü Kadıköy ve Bostancı’dan hareketle varacakları Bakırköy İDO Deniz Otobüsü İskelesi’nden alana ring seferler düzenlenecektir. Avrupa yakasından ulaşım içinse Ataköy-Şirinevler tramvay ile metrobüs duraklarından yine ring seferler düzenlenecektir.

Dönüş:  Katılımcıların alandan rahatça dönebilmeleri için etkinlik alanından belirli bir saatten itibaren Kadıköy ve Mecidiyeköy’e düzenli ring seferler düzenlenecektir. Bunun yanı sıra havalimanı ve diğer çevre taksi duraklarından taksiler sürekli olarak alana yönlendirilecek, ek otobüs ve metrobüs seferleri de belediye tarafından sağlanacaktır.

– Standart Bilet: Standart kategorisi bilet sahipleri, istedikleri takdirde saha içerisinde ya da tribünlerde serbest dolaşım hakkına sahiptir. Aynı zamanda Arena dışarısında bulunan çadırlardaki aktivitelere ücretsiz erişim imkanları olacaktır.
– Deluxe Bilet: Tükendi
Deluxe kategorisi bilet sahipleri; ayrı giriş noktası, vestiyer hizmeti, geniş görüş açılı inşa edilmiş platformda şovu daha iyi izleyebilme, dışarıda bulunan özel çadır altında aktivite katılım-dinlenme, Deluxe Lounge’a geçiş imkânlarından ve ayrıcalıklı yeme-içme noktalarından faydalanabilecektir. Ayrıca, Deluxe Bilet sahipleri istedikleri takdirde saha içerisine giriş yapma hakkına da sahiptirler.

– Exclusive Masalar: Tükendi
En ayrıcalıklı hizmetin ve görüş açısının sunulacağı 6 – 8 kişilik kapasitelerde olan localar ile ilgili talepleriniz için iletişim detaylarınızı içeren bilgileri [email protected] adresine gönderiniz. Taleplerinize en kısa zamanda cevap verilecektir. Exclusive masa sahipleri aldıkları hizmetlere ek olarak Deluxe ve Standart Bilet sahibi katılımcıların sahip olduğu tüm haklara da sahiptirler.

Detay için TIKLAYINIZ.

50. sanat yılını ortak sergide kutladı!

“GÜZİKİBİNONİKİ” Sergisi sanatın farklı dallarını bir araya getirerek, izleyenlere görsel şölen sunacak.Aralarında 50. sanat yılını kutlayan Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümü kurucularından Prof. Dr. Güler Ertan’ın da bulunduğu, birçok öğretim üyesi ortak bir sergide buluşacak. 9 Ekim’de Arel Üniversitesi Tepekent kampüsünde açılacak sergide Ulusal ve Uluslararası  düzeyde başarılara imza atmış öğretim üyelerinin farklı ve iz bırakan çalışmaları izleyenlere sunulacak.

Üniversite Dekanı Prof. Dr. Hamdi Ünal’ın önderliğinde organize edilen sergide, geleneksel ve çağdaş motifler halı, grafik, fotoğraf, resim ve tekstil sanatlarında karşımıza çıkacak.

Sergide ziyaretçiler daha önce görmedikleri birçok farklı teknikle de karşılaşacaklar. Fotoğraf sanatçısı Güler Ertan’ın, Afrika’da çektiği 1000 adet mask fotoğrafını özel bir teknikle bir araya getirmesi herkesi şaşırtacak. Sergideki mumlu batik çalışmalar, özgün tarzda dokunan halılar ve tekstil alanındaki üç boyutlu eserler ise sanatseverlerin dikkatini çekecek.

Sergi Kasım ayı sonuna kadar ziyaret edilebilir.

 

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi kuruluşunun onuncu yılını Monet sergisiyle kutluyor.

6 Ocak 2013’e dek izlenebilecek ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi, izlenimciliğin isim babası Monet’nin olgunluk döneminde Giverny’deki evinin bahçesinde ürettiği doğa ve çiçek tablolarına ağırlık veriyor.

Bu sene 10’uncu yılını kutlayan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) düzenlediği ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi bugün ziyarete açıldı. Fransa’daki Marmottan Monet Müzesi’nin koleksiyonundan yapılan 39  tabloluk seçkiyi sunan sergi, Monet’nin ağırlıklı olarak çiçek ve doğa temalı tablolarına yer veriyor. Çünkü, sergideki tablolar “Belki de ressam olmayı çiçeklere borçluyum” diyen Monet’nin olgunluk dönemindeki sanatsal üretiminin ana temasını oluşturan Giverny Bahçesi’ne odaklı. Monet’nin 1883 yılında ikinci eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı Giverny’deki ev, sanatçının sanatsal üretiminin de kaynağı haline gelmişti. Evin dekorasyonu, eski meyve bahçesinin bir çiçek bahçesine dönüştürülmesi ve daha sonra buraya bir su bahçesinin eklenmesi, Monet’nin tam 15 yılını aldı. Sonrasında Giverny Bahçesi’nde çiçeklerle sarılı bir hayat süren Monet, tablolarında da hep onları resmetti. Öyle ki, bahçedeki renkleri paletine göre oluşturuyor; bahçeyi de bir sanat eseri gibi hayranlık yaratacak şekilde tasarlıyordu.

Paleti ve piposu da sergileniyor

SSM’de açılan ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi; empresyonizm, namı diğer izlenimcilik akımına adını veren Monet’nin Giverny Bahçesi’ndeki evi, geç dönem bahçe manzaraları, nilüferler ve ünlü Japon köprüsü tablolarına yer veriyor.
Bunların yanı sıra, Monet’nin yakın arkadaşı ressam Auguste Renoir imzalı Monet ve eşi Camille’in portreleri ve fotoğraflarıyla, Monet’nin paleti, çalışma gözlüğü ve piposu gibi kişisel eşyasını da sergide görmek mümkün.

Sanatçının bahçe tutkusunu ve büyük önem verdiği aile yaşamını yansıtan ‘Monet’nin Bahçesi’nde

Monet’nin Nar Ağacı

ressam, sanat yaşamında sergilediği yenilikçi yaklaşımlar ve 1940 ile 50’lerin geleneklere karşı gelen genç sanatçılarına ilham veren kimliğiyle izleyiciye tanıtılıyor. Marmottan Monet Müzesi Küratörü Marianne Mathieu tarafından hazırlanan sergiyi, 6 Ocak 2013’e dek görmek mümkün.

 

Kaynak :[-]

 

 

 

 

İngiltere’nin başkenti Londra’daki dünyanın en çok ziyaret edilen sanat galerisi Tate Modern’de önceki gün büyük bir skandal yaşandı. Rus asıllı Amerikalı ressam Mark Rothko’nun milyon dolarlık “Black On Maroon” isimli 1958 tarihli tablosu “karalandı”.

 

Mark Rothko – Vlademir Umanets

Ziyaretçilerin şaşkın bakışları altında 20’li yaşlarında bir genç, tabloya siyah kalemle İngilizce, “Vladimir Umanets, a potential piece of yellowism (Vladimir Umanets, yellowism’in gizli parçası)” yazdı. Her yıl yaklaşık 5 milyon turistin ziyaret ettiği müze, olaydan sonra kısa süreliğine kapatıldı.

Müzeden gözaltına alınmadan ayrılan Umanets isimli Rus genci, saldırıyı üstlenerek “Tate Modern’deki güvenliğin beni yakalamasını bekliyordum, oradaydım, birçok insanın önünde resme imza attım. Video, kameralar ve her şey var” dedi. Genç, resmi yok etmediğini, çalmadığını, Rotkho’ya hayran olduğunu söyledi.

Rus saldırganın tabloya yazdığı ‘yellowism’, 2010’da kurulan kavramsal sanat hareketi. BBC’nin sanat editörü Will Gompertz, “Galeriye gidip çok sevilen bir sanat çalışmasının üzerini çizmek sanat işi değil, vandalizmdir” dedi. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

Kaynak :[-]