Şunun için etiket arşivi: müzisyenler

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu (CRR), mart ayını Dünya Kemanları Festivali ile açacak.

dunyanin-kemanlari-festivali

İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu, mart ayının ilk haftasında İstanbulluları müzikal anlamda farklı kültürlerin lezzetleriyle buluşturmaya devam ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu (CRR), mart ayını Dünya Kemanları Festivali ile açacak.

1 ve 2 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Dünya Kemanları Festivali birçok masterclassa sahne olacak. Festivale; Ara Malikian, Ayla Erduran, Ani Schnarch ve Yarub Smarait’in de içlerinde yer aldığı dünyaca ünlü keman virtüözleri katılacak. Cihat Aşkın’ın koordinatörlüğünü üstleneceği festivalin ilk akşamı Ayla Erduran şerefine Onur Gecesi düzenlenecek. Program, Grammy ödüllü Parker Quartet yaylı çalgılar dörtlüsünün kapanış konseriyle son bulacak.

‘Don’t worry, be happy’ şarkısıyla bir zamanlar tüm dünyaya ‘mutlu ol’ diyen Grammy Ödüllü sanatçı Bobby McFerrin, son albümü olan “Spirityouall” ve en güzel şarkıları ile 3 Mart Salı günü 20.00’de CRR’de İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. Dünyaca ünlü ses virtüözü McFerrin, eşsiz yorumu ve sahne performansı ile dinleyicilere uzun süre hafızalardan silinemeyecek büyülü bir akşam yaşatacak.

Piyano başında bir evliya olarak tanınan dünyanın en önde gelen piyanistlerinden Maria João Pires, önemli bir atılım gerçekleştiren genç kuşak sanatçılarından Miloš Popović ile birlikte 6 Mart Cuma günü 20.00’de CRR’de eşsiz bir resital sunacak. İkili, Schubert ve Beethoven’in piyano için yazılmış dünyaca ünlü unutulmaz eserlerini dinleyicilerle paylaşacak.

Türkiye’nin çeşitli orkestralarının önde gelen; solo, orkestra ve oda müziği kariyerlerine sahip ve alanında virtüöz sanatçılarından Muhittin Dürrüoğlu, Bülent Evcil, Selçuk Akyol, Cihangir Nuvasil, Engin Güngördü ve Cem Akçora’dan oluşan Troia Wind Ensemble, 7 Mart Cumartesi günü 20.00’de muhteşem bir oda müziği konseri sunacak.

Dünya Kadınlar Günü’nde ‘İstanbul’un Hanım Bestekârları’

Türk Sanat Müziği’ne özgün yorumlarıyla zenginlik katan İncesaz Grubu, Dünya Kadınlar Günü için hazırlanan ‘İstanbul’un Hanım Bestekârları’ programını 8 Mart Pazar günü 20.00’de İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyicilere sunacak. Konserde; Mehveş Hanım, Neveser Kökdeş ve Leyla Saz gibi İstanbul’un en önemli hanım bestekârlarının şarkılarına da yer verilecek. Programda, Ezgi Köker ve Bora Ebeoğlu’nun seslendireceği şarkılara viyolonselde Hakkı Öztürk ve klarnette Evrim Güvemli eşlik edecek.

İşte programın detayları:

1 Mart Pazar

Dünyanın Kemanları Festivali – 1. Gün

Festival Koordinatörü, Cihat Aşkın
Ani Schnarch Ustalık Sınıfı (Masterclass)
Saat:10.00

(Ustalık sınıfına katılım için, 26 Şubat Perşembe günü Saat:16.00’a kadar http://crrkonsersalonu.org/?p=iletisim adresinden müracat edebilirsiniz. Adaylar, yukarıda bulunan linke özgeçmişlerini göndererek katılabilirler, Ustalık sınıfında aktif olarak yer alacak adaylar ise 27 Şubat Cuma günü web sitemiz üzerinden açıklanacaktır. Katılım ücretsizdir.)

Ani Schnarch

Rumen – İsrailli – İngiliz kemancı, birçok prestijli ödülün sahibi olan Schnarch, kuşağının en heyecan verici ve çok yönlü kemancılarından biri olarak anılıyor.

İtalya ve İngiltere’de bulunan New Virtuosi Mastercourse & Festival’i Sanat Danşmanı olan Ani, İsrail’deki ünlü Keshet Eilon keman okulunun da kurucusu ve fakülte üyesi.

Dünyanın Kemanları Açılış Etkinliği
Saat: 14.00

Söyleşi: Dünyanın Kemanları
Moderatör: Cihat Aşkın
Katılımcılar: Emre Aracı, Ertuğ Korkmaz, Ani Schnarch, Amnon Weinstein, Ara Malikian, Yarub Smarait, Mehmet Emin Bitmez

(Dünyanın Kemanları Söyleşisi, Fuaye Alanında Gerçekleştirilecektir. Katılım Ücretsizdir.)

Sergi Açılışı: Kemençe’den Kemana Akdeniz’de Bir Yolculuk (Amnon ve Avshi Weinstein)
Saat: 15.00

Amnon Weinstein

Uluslararası üne sahip büyük usta, keman yapım üstadı ve restoratörü Amnon Weinstein dünyada pek çok yardım ve eğitim amaçlı projenin öncülüğünü yaptı. İsrail ve dünyada pek çok prestijli orkestra ve sanatçı ile çalıştı.
Viyola ve trompet sanatçısı olan Weinstein zanaatını çocukluk yıllarında kendisi gibi keman yapım üstadı olan babasından öğrendi.

Avshalom Weinstein

İsrailli usta bir keman yapımcısı olan babası Amnon Weinstein tarafından yetiştirilen Avhsalom Weinstein, 3. kuşak keman yapımcısıdır.

2006 yılında Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları (CAKA) projesine davet edildi ve o zamandan beri projede yer alıyor. Son iki yıldır usta bir keman ve yay yapımcısı olan Daniel Schmidt ile çalışan Avshalom, kendi atölyesini 2009 yılında İstanbul’da açtı. Atölyede keman, viyola, çello ve yay için satış, yapım, sertifika ve danışma hizmeti sunuluyor.

(Sergi Fuaye Alanında gerçekleştirilecektir. Festival boyunca, ücretsiz gezilebilir.)

Akdeniz’den Tatlar
Saat: 16.00

Ara Malikian, keman
Yarub Smarait, keman
Mehmet Emin Bitmez, ud
Cihat Aşkın, keman
(Konser ücretsizdir.)

Ara Malikian

Ara Malikian şüphesiz ki jenerasyonunun en zeki ve etkileyici kemancılarından biri. Sahip olduğu kendine özgü stili, kökeni ve zengin müzikal tecrübeleri onu müzik dünyasının en özgün ve yenilikçi seslerinden biri yapıyor.

Yarub M. Smarait

1988’de Ürdün’ün başkenti Amman’da doğmuş ve büyümüş olan keman sanatçısı Yarub Smarait, henüz 4 yaşındayken keman dersleri almaya başladı. Amman’daki Ulusal Müzik Konservatuvarı’nda başlamış olduğu derslerden sonra konservatuvar orkestrasına girdiğinde 11 yaşındaydı.
Aynı zamanda bir ses teknisyeni olan Yarub, İspanya’daki Berklee Müzik Okulu’nda modern enstalasyon alanında burslu olarak yüksek lisans yapıyor.

Mehmet Bitmez

Günümüzde dünyadaki ud virtüözlerinden biri olarak gösterilen Bitmez, öğrenim yılları ve sonrasında da Tanburi Cemil Bey’in makam ve icra anlayışını analiz ederek, ileri teknik, üslup ve tavrı üzerine kapsamlı araştırmalar yaptı.
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olarak görevini sürdürmektedir.

Cihat Aşkın

Prof. Ayhan Turan’ın sınıfından mezun olan Cihat Aşkın, daha sonra Londra’da Royal College of Music ve The City University’de Mastır ve Doktora programlarını bitirerek yurda döndü.
CAKA, Andante’nin düzenlediği 2011 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde Yılın Klasik Müzik Etkinliği ödülüne layık görüldü. Basın tarafından “Bu toprağın kemancısı” olarak onurlandırılan sanatçı, konserlerinde Jean-Baptiste Vuillaume (1846) ve Joseph Gagliano (1796) kemanları ile çalmaktadır.

Vieuxtemps İstanbul’da
Saat: 18.00

19. yüzyılın en önemli keman virtüözlarından biri olan Henri Vieuxtemps’ın İstanbul seyahatinin müzikli anlatımı

Katılımcı Sanatçılar Emre Aracı ve Cihat Aşkın, Roberto Issoglio

(Etkinlik, Fuaye alanında gerçekleştirilecektir. Katılım ücretsizdir.)

Emre Aracı

Müzik tarihçisi, besteci ve orkestra şefi Emre Aracı Edinburgh Üniversitesi’nden BMus (Hons.) ve PhD dereceleri ile mezun oldu.
1987’den beri Birleşik Krallık’ta yaşamakta olan Dr Emre Aracı Türkiye-Avrupa müzik ilişkileri üzerine yoğunlaştığı araştırmalarını Nurol Holding ve Çarmıklı Ailesi desteği ile sürdürmektedir.

Roberto Issoglio

Müzisyen solist olarak ulusal ve uluslararası Oda Müziği topluluklarında çalışmış; 2002’de, BBC Orkestrası ve Londra Filarmoni Orkestrası ve daha sonra Berliner Philharmoniker’ın müzisyenleriyle birlikte çalmıştır.
Roberto Issoglio beş yıldır Pâques de Cervo (IM) Festivali’nin Oda Müziği Geliştirme Kursları’nın Sanat Yönetmenliği’ni ve Mozart İtalya Derneğinin Torino Kürsüsü Başkanlığı’nı yürütmekte, aynı zamanda Marcello Abbado ve çok ünlü başka yorumcularla birlikte ulusal danışmanlık yapmaktadır.

Ayla Erduran Onur Gecesi

Saat: 20.00

Ayla Erduran, keman
Cihat Aşkın, keman
Tatjana Masurenko, viyola
Can Okan, piyano
Rahşan Apay, viyolonsel
Yelda Özgen, viyolonsel

Ayla Erduran

İstanbul’da dünyaya gelen sanatçı, önce annesiyle kemana başlamış, dört yaşında Karl Berger’in öğrencisi olmuş, ilk resitalini on yaşında, Ferdi Ştatzer eşliğinde, Saray Sinemasında vermiştir. 1946-51 yılları arasında Paris Ulusal Konservatuvarı’nda Benedetti ve Benvenuti ile eğitim görerek keman bölümünden mezun olmuştur.

Erduran’ın yaşamını anlatan, Evin İlyasoğlu’nun yazdığı “Ayla’yı Dinler misiniz?” başlıklı biyografik roman Remzi Kitabevi tarafından 2002’de; Erhan Karaesmen’in yazdığı “Evrenimizi İç Işıklarıyla Aydınlatanlar: Ayla Erduran Müzik ve Keman” başlıklı kitap SCA tarafından 2007’de yayımlanmıştır. Amerika’dan Uzakdoğuya, dünyanın her yerinde CD’leri satılan Sanatçı’nın kayıtları ülkemizde “Ayla Erduran Arşiv Serisi” başlığı altında Lila Müzik’ten yayınlanmıştır.

Tatjana Masurenko

Müzik eleştirmenlerinden olumlu tepkiler alan viyola sanatçısı Masurenko, 15 yıldır hem solo hem de oda müziği sanatçısı olarak müziğin içinde.

Can Okan

25 Mart 1986 tarihinde İstanbul’da doğdu. Beylerbeyi Lütfi Erçin İlkokulu’nda öğrenim görmekteyken, piyano öğrenimine 1994 yılında Meliha Doğuduyal ile başladı.
Can Okan, MSGSÜ Devlet Konservatuari’nda Prof. Metin Ülkü ile piyano ana sanat dalındaki doktora eğitimine, orkestra şefliği bölümünde araştırma görevliliğine ve devlet sanatçısı İdil Biret ile düzenli çalışmalarına devam etmektedir.

Yelda Özgen Öztürk

Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda viyolonsel, oda müziği ve orkestra dersleri aldı. Halen İTÜ Türk Musiki Devlet Konservatuvarı’nda yardımcı doçent olarak çalışmakta ve İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nde Müdür Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.

2 Mart Pazartesi
Dünyanın Kemanları Festivali

Dünyanın Kemanları Festivali – 2. Gün
Aşkın Ensemble
Saat: 18.00

Ertuğ Korkmaz, şef
Ani Schnarch, keman
Aşkın Ensemble
Aşkın Ensemble, günümüzün kaliteli müzik ihtiyacına cevap verebilmek, oda müziği projeleri oluşturmak, müziğe sıradışı bir yorum getirmek ve genç müzisyenlerin gelişimlerini desteklemek amacı ile Cihat Aşkın tarafından 09 Mart 2007 tarihinde kuruldu.
Müzik eleştirmenlerinden olumlu tepkiler alan Aşkın Ensemble, en büyük desteğini genç ve yaratıcı müzisyenlerinden almakta ve çalışmalarını bağımsız olarak sürdürmektedir.

Ertuğ Korkmaz

Orkestra Şefi – Kompozitör

11 yaşında Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Mehmet ERTEN ile Trompet çalışmalarına başladı. 1975 yılında Kompozisyon bölümüne kabul edildi ve Prof. Erçivan SAYDAM ile Armoni, Kontrapuan çalışmalarına başladı. 2003 yılında International Rostrum of Composers jürisi seçilen Ertuğ Korkmaz aynı yılın Mart ayında Müzik ve Sahne Sanatları alanında kurucu üye olarak Başkent Üniversitesi kadrosuna katılmıştır. Sanatçı halen Orkestra Akademik Başkent Sanat Yönetmenliği ve Daimi Orkestra Şefliği görevlerini sürdürmektedir.

Ani Schnarch

Rumen – İsrailli – İngiliz kemancı, birçok prestijli ödülün sahibi olan Schnarch, kuşağının en heyecan verici ve çok yönlü kemancılarından biri olarak anılıyor. Romanya doğumlu Schnarch, kemana 7 yaşında başladı ve çalışmalarına İsrail’de devam etti. Bartok ve Ysaye ağırlıklı resital programları büyük alkış alan sanatçının, yine Bartok’un keman ve piyano için yazmış olduğu eşsiz eserlerini seslendirdiği performansı çeşitli ülkelerde radyo, TV ve web üzerinden yayınlanıyor. Yoğun konser takviminin yanı sıra, Ani aynı zamanda Londra Kraliyet Müzik Okulu’nda aranan bir profesör olarak, Avrupa, ABD, Kanada, İsrail ve Japonya’da ustalık sınıfları veriyor, sayısız uluslararası keman yarışmalarına jüri olarak davet ediliyor. İtalya ve İngiltere’de bulunan New Virtuosi Mastercourse & Festival’i Sanat Danşmanı olan Ani, İsrail’deki ünlü Keshet Eilon keman okulunun da kurucusu ve fakülte üyesi.

Dünyanın Kemanları Festivali Kapanış Konseri

Saat: 20.00

PARKER QUARTET

Daniel Chong, keman
Ying Xue, keman
Jessica Bodner, viyola
Kee-Hyun Kim, viyolonsel

Program

S.PROKOFIEV İki numaralı Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, Fa Majör, Op.92
J. WIDMANN 3 Numaralı Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, “Jagdquartett”
J. BRAHMS Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, Si bemol Majör, Op. 67

Muhteşem… (New York Times)

Hayal gücü ile dolu bir yorum anlayışı, olağanüstü bir virtüözite, (Washington Post)

Kusursuz bir mükemmeliyet (Boston Globe)

2002’de kurulan Parker Quartet “klasik müziğin laboratuarı” olarak bilinen yaylı çalgılar dörtlüsü oluşumunda, kısa sürede kuşağının önde gelen topluluklarından biri olmuş, başarılı çalışmaları büyük övgülerle, hattâ müzik endüstrisinin en prestijli ödüllerinden Grammy ile taçlandırılmış.
Gördükleri esaslı öğrenimi bir de Cleveland Quartet, Kim Kashkashian, György Kurtág, ve Rainer Schmidt gibi ustalarla pekiştiren topluluk üyeleri bu konserde yaylı çalgılar dörtlüsü için üretilmiş literatürden oldukça farklı kimliklerde üç eser sunacak: Prokofiev, Widmann ve Brahms müzikal gramerleri ve farklı deyişleriyle bu çeşitliliği yansıtacak üç isim.

3 Mart Salı / 20.00

Bobby McFerrin ‘spirityouall’

Bobby McFerrin, vokal
Gil Goldstein, piyano
David Mansfield, keman
Armanda Hirsch, gitar
Jeff Carney, bas
Louis Cato, davul
Madison McFerrin, vokal
Bir zamanlar tüm dünyaya ‘mutlu ol’ diyebilen adam, mesajını tekrarlamak üzere geliyor. Bobby McFerrin 3 Mart’ta İstanbul’da..

Onun davetkar müziğini, şifalı sesini duymak ve ruhlarımızı aydınlatmak için 3 Mart 2015’teki İstanbul konseri çok iyi bir şans.

6 Mart Cuma / 20.00

Maria João Pires, Miloš Popović Dört El ve Solo Piyano Resitali

Program

L.v.Beethoven Piyano Sonatı No 21 “ Op. 53 “Waldstein”
F. Schubert “Lebensstürme” D 947, 4 El Piyano için
F. Schubert “Fantazi” Fa minör, D 940, 4 El Piyano için
L.v.Beethoven Piyano Sonatı No 32 Op.111

Piyano başında bir evliya… Sadece çalışıyla değil, ona özünü veren duyarlılığı, kimliği, duruşuyla da apayrı bir yeri olan, dünyanın en önde gelen piyanistlerinden Maria João Pires, bu dikkat çekici buluşmada genç kuşaktan, 2000’li yıllarla birlikte önemli bir atılım gerçekleştiren Miloš Popović ile birlikte, aynı sahneyi paylaşacak.

Konserdeki partneri Miloš Popović ise, Haydn, Beethoven, Schumann ve Chopin gibi klasiklerin yanı sıra, keman sanatçısı Lorenzo Gatto ile kaydettiği, Enescu, Martinů ve Mokranjac’ın eserlerine yer verdikleri albümle dikkat çekiyor.

7 Mart Cumartesi / 20.00

Troia Wind Ensemble

Muhittin Dürrüoğlu, piyano
Bülent Evcil, flüt
Selçuk Akyol, obua
Cihangir Nuvasil, klarnet
Engin Güngördü, fagot
Cem Akçora, korno

Program

L. Van Beethoven Piyano ve üflemeli dörtlü için Beşli
F. Poulenc Piyano ve üflemeli beşli için Altılı
C. Nielsen Üfelemeli Beşli

Türkiye’nin çeşitli orkestralarının önde gelen; solo ,orkestra ve oda müziği kariyerlerine sahip ve alanında virtüöz sanatçılarından Bülent Evcil, Selçuk Akyol, Cihangir Nuvasil, Engin Güngördü ve Cem Akçora ‘dan oluşan oda müziği topluluğu, ilk kez 2009 yılında bir araya gelmiş ve çalışmalarına başlamıştır. Konserlerinde oda müziği repertuvarının önde gelen büyük bestecilerine yer veren topluluk, Brüksel Kraliyet Konservatuvarı’nda profesör ve dünyaca ünlü Türk piyano sanatçısı Muhiddin Dürrüoğlu ile de performanslar sergilemektedir. Konser programına devam eden topluluk, İstanbul konseri için; içinde NIELSEN , POULENC ve BEETHOVEN ‘in eserlerinin yer aldığı bir program sergileyecektir.

8 Mart Pazar / 20.00

İncesaz

Ezgi Köker, solist
Bora Ebeoğlu, solist
Cengiz Onural, gitar
Murat Aydemir, tanbur
Taner Sayacıoğlu, kanun
Emre Erdal, klasik kemençe
Volkan Hürsever, kontrbas
Türker Çolak, ritim saz

“İstanbul’un Hanım Bestekârları”

İncesaz bu konserde Cengiz Onural ve Murat Aydemir’in bestelerinden oluşan klasik İncesaz repertuvarının yanı sıra Dünya Kadınlar Günü’ne özel Mehveş Hanım, Neveser Kökdeş, Leyla Saz gibi İstanbul’un en özel hanım bestekarlarının şarkılarına da yer verecek. Son albümleri Geçsin Günler’in solistleri Ezgi Köker ve Bora Ebeoğlu’nun seslendireceği şarkılara Hakkı Öztürk (Viyolonsel) ve Evrim Güvemli (Klarnet) konuk sanatçı olarak katılacak.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), Pelin Halkacı Akın’ın solistliğinde “BİFO ile Barok Zamanı” konseriyle bu akşam Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da İstanbullulara klasik müzik ziyafeti sunacak.

borusan-istanbul-flarmoni-orkestrasi

Vivaldi: Dört Mevsim, No. 1–4, Op. 8
Gabrieli: 13. Sonat
Telemann: Yaylılar ve Sürekli bas için Sol Majör Konçerto Grosso, TWV 52:G1
Bach J.S.: 3. No.lu Orkestra Süiti’nden “Air on G-string”
Lully: Le Bourgeois gentilhomme, LWV 43; 4. Perde 4, 5. Sahneden: “March pour la cérémonie Turcs”
Pergolesi: L’Olympiade Uvertürü
Händel: Music for the Royal Fireworks

BİFO, konzertmeister’ı Pelin Halkacı Akın’ın solistliği ile muhteşem bir barok akşamında kışın soğuğunu üzerinizden alacak. BİFO izleyicisinin başarılı çalışmalarını yakından takip ettiği Akın, solistliğinin yanı sıra eğitmen olarak da oldukça yoğun bir programa sahip. Sanatçı, Türkiye’deki tüm genç müzisyenlere örnek olacak şekilde, ülke çapındaki konser salonlarında parlak kariyerini zirveye taşımaya devam ediyor. Claudio Abbado, Seiji Ozawa, Pierre Boulez, Semyon Bychkov ve Daniele Gatti gibi ünlü orkestra şefleriyle çalışarak Avrupa’nın önde gelen konser salonlarında gerek orkestra ile gerekse solo konserler vermiş olan Akın, 2011 yılında Yolculuk adlı albümünü kaydetti. Bu albümünde de, dünya çapında eğitmen olarak katıldığı ustalık sınıfları ve solo konserlerinde de yalnızca yabancı bestecilerin değil, Türk bestecilerin yapıtlarına da büyük önem vererek çok önemli bir görevi üstlenen sanatçı, tüm klasikseverler ve tüm zamanlar için özlenen barok dönem yapıtlarından oluşan bir program sunacak.

Kaynak: Seç Haber

İspanyol çocuk ve gençlik edebiyatının en çok okunan, onlarca ödüllü yazarlarından Jordi Sierra i Fabra tarafından kaleme alınan Kafka ve Gezgin Bebek Türkçede!

kafka-ve-gezgin-bebek

Franz Kafka’nın ölmeden bir yıl önce, küçük bir kız çocuğuna yazdığı mektuplardan esinlenen Jordi Sierra i Fabra, Kafka’yı bir oyuncak bebek postacısı olarak karşımıza çıkarıyor. İspanya, İngiltere, İtalya, Galiçya ve Brezilya’da yayımlanmasının ardından birçok ödül alan, ayrıca Peru, Brezilya, Fransa ve İspanya’da tiyatro ve baleye uyarlanan Kafka ve Gezgin Bebek’i, Vapur’un ilk kitabı olarak gurur duyuyoruz.

Libros Kitap
Vapur Dizisi
1. kitap
KAFKA VE GEZGİN BEBEK
Yazar: Jordi Sierra i Fabra
Resimleme: Pep Montserrat
Türkçesi: Serdar Çelik
Yayın Yönetmeni: Adnan Özer
Editör: İpek Baysan

123 sayfa
1. baskı: Şubat 2015
ISBN: 978-605-84631-0-3

Franz Kafka, ölmeden bir yıl önce, küçük bir kız çocuğuna mektuplar yazmıştı… 1923 yılında Almanya, Steglitz Parkı’nda gezerken karşılaşmıştı bu kız çocuğuyla. Oyuncak bebeğini yitiren kız çocuğunun ağlayışı karşısında “teslim olan” Kafka, o an yepyeni bir karakter yarattı: Oyuncak bebek postacısı! Çocuğa, bebeğinin kaybolmadığını, seyahate çıktığını ve kendisinin de bir oyuncak bebek postacısı olduğunu söyledi. Bebeğin mektuplarını getirecekti ona… Kafka ertesi sabah uyandı ve kendisini bir oyuncak bebek postacısına, aynı zamanda bir oyuncak bebeğe dönüşmüş olarak buldu… Küçük kıza, üç hafta boyunca oyuncak bebeğin ağzından mektuplar yazdı ve bebek postacısı olarak parka gidip, mektupları küçük kıza teslim etti.

Kafka’nın yazdığı mektuplara hiçbir zaman ulaşılamasa da bu olayın doğruluğu, bir dönem hayatını paylaştığı Dora Dymant tarafından onaylanmıştır. Bir Kafka araştırmacısı olan Klaus Wagenbach, yıllarca parkın çevresindeki evleri tek tek dolaşarak, komşularla görüşmeler yaparak, gazetelere ilan vererek küçük kızı bulmaya çalışmışsa da başarıya ulaşamamıştır. Ancak bu beklentisini hiçbir zaman kaybetmemiş, uzun yıllar boyunca parka gitmeye devam etmiştir ve halen XX. yüzyılın önemli yaratıcılarından biriyle ilgili en önemli belgelerden biri olan bu mektupların sahibi veya elinde bulunduranı ile karşılaşma umudunu içinde taşıyarak araştırmalarına devam etmektedir.

Jordi Sierra i Fabra, 8 Mayıs 2004 günü El Pais gazetesinin Babelia ekinin iç kapağında César Aira’nın yazdığı Gezgin Bebek adlı makaleyi okumuş ve Kafka’nın küçük kızla yaşadıklarını hikâyeleştirmiştir. Fabra, kitabın son bölümünde, hikâyenin yazılış serüvenini anlatır ve şöyle der: “Ben bu günahı işlemek için kendime izin verdim ve bu mektupları yeniden yazdım, yarım kalan hikâyeyi tamamladım, hayal ürünü bir final yarattım. Gerçek böyle veya başka türlü olmuş olabilir, bunun çok fazla önemi olduğunu sanmıyorum. Olayın kendisi o kadar güzel ki geri kalan hiçbir detayın önemi kalmıyor aslında. Tek bildiğim şey şu ki, o mektuplar benim yarattıklarımdan çok daha mükemmel ve aydınlıktılar mutlaka.”

26 Temmuz 1947’de Barselona’da doğan Jordi Sierra i Fabra, çocukluk yıllarından itibaren yazar olmak istemiştir. Ailesi bu işte gelecek görmediği için onu pek desteklemese de Fabra bu tutkusundan vazgeçmemiş ve İspanyol çocuk ve gençlik edebiyatının en çok okunan, en başarılı yazarlarından biri olmuştur. Hayattaki ikinci tutkusu müzik olan Jordi Sierra i Fabra, 70’li yıllarda Disco Express adlı müzik dergisinde müzik eleştirmenliği yapmış, ünlü müzisyenlerle dünyayı dolaşmıştır. Popular 1 adlı rock müzik dergisini kurmuş ve Disco Express’te yönetici olmuştur. İlerleyen yıllarda 24 müzik antolojisi, rock müzik tarihi kitapları, Beatles Sözlüğü gibi birçok kitap yayımlar ve satış rekorları kırar. Çocuk ve gençlik edebiyatı kitapları Hollanda, Yunanistan, Japonya, Bulgaristan, Potekiz, Slovenya, Fransa, Almanya gibi ülkelerde yayımlanır. Ülkesinde ve dünyada onlarca ödül alan Jordi Sierra i Fabra 2004’te İspanya kütüphaneleri istatistiklerinde gençler tarafından en çok okunan yazar olur. Kafka ve Gezgin Bebek, 2007 yılında İspanyol Kültür Bakanlığı Ulusal Ödülü’nü alır; 2008’de Brezilya Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Kurumu, Kafka ve Gezgin Bebek’i En İyi Çeviri dalında ödüllendirir. Fabra, Kafka ve Gezgin Bebek’le 2009’un En İyi Katalanca Kitabı dalında Protagonista Jove Ödülü’ne ikinci kez değer görülür. 2010’da Peru’da tiyatro sahnesine taşınan Kafka ve Gezgin Bebek, aynı yıl Madrid’de de sahnelenmeye başlar; 2011-2012 yılları arasında Bask’tan Tanttaka Tiyatrosu, Galiçya’dan Emedous Tiytrosu ve Katalan Albena Tiyatrosu Kafka ve Gezgin Bebek’in yeni bir tiyatro versiyonunu sahneye taşıyarak tüm İspanya’yı dolaşır. Kitapları milyonlarca satan Jordi Sierra i Fabra, çocuk ve gençlik edebiyatı alanındaki eserleri ve hem sosyal hem de kültürel alandaki katkıları nedeniyle 2012 yılında Cervantes Chico Prize’a değer görülmüştür. 2013’te tüm eserleri dolayısıyla İber Amerikan Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Ödülü’nü kazanan yazar, bu ödülü 2013 Guadalajara Kitap Fuarı’nda yapılan törenle almıştır. Kafka ve Gezgin Bebek son olarak 2013’te Fransa’da bale olarak sahnelenmiştir. 2005 yılından bu yana, gençlerin katıldığı ve onları yazarlığa teşvik etmeyi amaçlayan Jordi Sierra i Fabra Edebiyat Ödülü verilmektedir.
Arka kapak

Franz Kafka’nın, ölümünden bir yıl önce yaşadığı sıra dışı olay neydi?

Kafka, 1923 yılında bir gün Berlin’deki Steglitz Parkı’nda gezinirken, yürek yakıcı şekilde ağlayan küçük bir kız çocuğuna rastlar. Küçük kız, oyuncak bebeğini kaybetmiştir. Onu sakinleştirmek isteyen Kafka, hayal gücüyle bir hikâye uydurur: Bebek kaybolmamış, seyahate çıkmıştır. Kafka da bir oyuncak bebek postacısıdır ve oyuncak bebek, gittiği her yerden küçük kıza mektup yollayacaktır…

O günün gecesi Kafka, oyuncak bebeğin dilinden, küçük kıza mektup yazmaya koyulur.

Ertesi gün yine aynı parkta buluştuklarında, küçük kız, sevgili bebeğinden ilk mektubu alır…

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Kafka’nın bir oyuncak bebek postacısı olarak karşımıza çıktığı bu hikâye nasıl gelişecektir?

Kafka’nın gerçekten yazdığı, ama küçük kızda kaldığı için hiçbir zaman bulunamayan mektuplar, Jordi Sierra i Fabra’nın kaleminde hayat buluyor…

Kaynak: Akşam

Müzisyenlere yönelik saldırı, sansür, gözaltı, hapis ve tehdit olaylarını değerlendiren Danimarka merkezli sivil toplum kuruluşu Freemuse, Müzik Özgürlüğü 2015 raporunu yayınladı.

freemuse-muzik

Rapora göre, Türkiye müzisyenlerin en fazla hak ihlaline uğradığı 3’üncü ülke.

Freemuse’un verilerine göre 2014 yılında 90 müzisyen saldırıya uğradı ve müziksel ifade özgürlüğü ihlal edildi.

Buna göre, geçtiğimiz yıl bir müzisyen öldürüldü, 17 müzisyen hapis cezasına çarptırıldı, dokuz müzisyen saldırıya uğradı ve 14 müzisyen hakkında hukuki soruşturma başlatıldı.

Müzisyenlere yönelik hak ihlalleri yapan ülkelerin ilk sırasında Rusya var. Rusya’yı Çin ve Türkiye takip ediyor.

Müzik Özgürlüğü raporuna göre, 2014 yılında 9 Türkiyeli müzisyen hakkında hukuki süreç başlatıldı.

İnsan hakları ve demokrasinin erozyona uğradığının kanıtı

Raporda, Rusya ve Türkiye’de müzisyenlerin maruz kaldıkları muamelelerin bu ülkelerde insan hakları ve demokrasinin erozyona uğradığının bir kanıtı olduğu belirtiliyor.

Freemuse Genel Direktörü Ole Reitov da, müzisyenleri şiddet ve tehditle susturma çabası toplumun da müzik aracılığıyla eleştirilerini dile getirme hakkının elinden alındığı görüşünde.

Reitov, “Hükümetlerin, uluslararası insan hakları sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerine uymaları çok önemli” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Onedio

Mevsimlerden Kış ve evde sıkılıyor ne yapacağınızı bilmiyorsunuz kar lapa lapa yağıyor veya yağmıyor ne farkeder ki, nihayetinde Kış! Müzik ise bir adım ötenizde!

Biraz Caz müzik biraz, klasik rock ve pop dinlemek istiyor ama bunu da erbaplarından dinlemek istiyorsunuz… O zaman bunu kaçırmayın. İlk kez ülkemize gelen Alto Saksafon Alfred Broström ve  Caz Gitar ustalarından Özdemir Kalyoncu ile  Vokal Özge Kalyoncu üçlüsü içinizi ısıtacak ve siz hala evde misiniz? 

 

Konser :  İstanbul Stockholm buluşması

Özge Kalyoncu- Vokal

Özdemir Kalyoncu – Gitar

Alfred Broström – Alto Sax

 

Alfred Broström, Hollanda Utrecht School  of Arts jazz saksafon bölümü mezunudur. Ünlü saksafonist Toon Ros ve Joacim Rolandsson ile çalışmıştır. Yaşamını İsveç’te sürdüren sanatçı, çeşitli uluslararası projelerde yer almaktadır. İsveç halk müziği, jazz, rock ve blues ile ilgili olup, öğretmenlik ve performans üzerine yoğunlaşmaktadır. Özdemir Kalyoncu’yla Hollanda’da tanıştılar. Okul yıllarından bugüne kadar birçok farklı ülkede çeşitli konserler verdiler. Kendisi  özel davet üzerine ilk kez İstanbul’da çalmış olacak.

Özdemir Kalyoncu, Hollanda Utrecht School of Arts, Jazz gitar bölümü mezunudur. Eef Albers, Marcel Karreman, Donovan Mixon ve Harry Emery gibi öğretmenlerle çalışma fırsatı bulmuştur. Yerli ve yabancı müzisyenlerle, yurt içi ve yurt dışında, farklı projelerde yer almıştır. Jazz eğitiminin yanı sıra, Dünya müziği ve rock müziğe ilgisi olan gitarist ve besteci,  Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’nda eğitmenlik yapmaktadır.

Özge Kalyoncu, yaklaşık 20 yılı aşkın kariyeri boyunca, dizi ve film müzikleri yapmakla birlikte çeşitli gruplarla ve solo olarak konserler vermektedir. Pera Güzel Sanatlar Merkezi flemenko gitar bölümünü bitiren sanatçı, bir çok farklı öğretmenle şan ve vokal çalışmaları yaptı. Kendi bestelerinden oluşan bir albüm hazırlığındadır ve büyülü sesiyle ikiliye eşlik edecektir.

Konser, 19 şubat 2015 Perşembe akşamı, 21.00’da, Taksim’de 60 m2 adlı mekanda gerçekleşecektir.

Çeşitli jazz standartlarından, klasik rock ve pop ezgilerinden örnekler olacaktır.

Adres ve diğer bilgiler için lütfen TIKLAYINIZ

Sanat, tarih boyunca insanoğlunun kendini ifade etmesinin bir yolu olmuştur. İlk insanlardan bu güne kişiler duygularını, düşüncelerini, olaylara bakış açılarını hep sanat yoluyla aktarmıştır. Mağara duvarlarına resimler çizen insanlardan bu yana sanat, yaşamın vazgeçilmez bir öğesi olmuştur.

insan ve sanat
Sanat, insanın çevresiyle etkileşim içinde olmasını, etrafında olan bitene daha duyarlı olmasını, özgür düşünebilmesini ve kendini özgürce ifade etmesini sağlar. Güzele ulaşmanın en etkinli yolu sanattır. Sanat yaşamı güzelleştirir, insana ve çevresine değer katar. Kişilere ve toplumlara bambaşka bir bakış açısı sağlar. Bu nedenledir ki Ata’mız “Sanatı olmayan bir ulusun can damarlarından biri kopmuş demektir” demiştir.

aşık sanatı

Anadolu insanı da bin yıldır sanatla iç içe yaşamıştır. Derdini, hüznünü, neşesini, umudunu türkülerle dillendirmiş, kilimlere dokumuş, evinin duvarlarına, tavanlarına, ahşaba nakış nakış işlemiş, kendinden sonrakilere bu yolla aktarmıştır. Anadolu insanı bin yıldır güzeli aramış, güzeli görmüş ve ona değer vermiştir. Bu nedenle duyarlılığını, çevreye ve insana saygısını yitirmemiş, doğallığından ve güzelliğinden bir şey kaybetmemiştir.

Peki, ne oldu da aynı Anadolu insanı şimdi bencilliğe, saygısızlığa, duyarsızlığa, yozlaşmaya doğru yönelmeye başladı. Bunun pek çok sebebi var elbet. Ancak bu sebeplerin en büyüğü sanattan uzaklaşmaktır. Ozanlarımız şiir söylemeyi, genç kızlarımız nakış işlemeyi, âşıklarımız türkü söylemeyi bıraktı nicedir. Çocuklarımız müzik bile olmayan, etrafa lanetler, küfürler yağdıran tuhaf şarkıları dinliyor. İnsanlarımızın hayatı bir tek ressamın eserini görmeden geçiyor. Önceleri her biri bir sanat harikası olan evlerimizin yerini şimdi dümdüz beton duvarlar alıyor. Her ilmeği bin emekle, umutla dokunan halıların yerinde yeller esiyor. İnsanlar Karagöz’ün, Hacivat’ın adını hiç öğrenmeden yaşıyor. Tiyatro çoktandır çıkmış hayatımızdan. Onun yerine her akşam televizyon karşısında ruhsuz, duygusuz diziler izleniyor sinema filmleri bile değil. Kısaca sanat toplum hayatımızdan yavaş yavaş çekilip yok oluyor.

hacivat-ve-karagoz-oyunu
Sanat, yaşamımızdan böyle uzaklaştıkça biz de birbirimizden, bizi biz yapan değerlerden, en önemlisi insanlığımızdan uzaklaşıyoruz. Sanat olmayınca sevgi, saygı, hoşgörü gibi kavramlar da giderek uzaklaşıyor bizden. Çünkü sanat güzeli, iyiyi, doğruyu arayışıdır insanın. Onun yerini doldurabilecek başka herhangi bir şey yoktur. Sanat olmayan bir hayat kupkuru, yararsız bir hayattır.

Peki, biz öğretmenler bu konuda neler yapabiliriz? Sanat, toplum yaşamımızdan sökülüp atılırken buna nasıl engel olabiliriz?
Görsel Sanatlar derslerini boyama, kesme, yapıştırma, belli bir müfredatı yetiştirme saatleri gibi görmekten vazgeçerek işe başlayabiliriz. Görsel sanatlar derslerinde öğrencilerimize hem ülkemizden hem de dünyadan sanat eserlerini tanıtabiliriz. Bu konuda yapılabilecek çok basit bir etkinlik sanat eseri inceleme çalışmalarıdır. Her ders için seçilen bir sanatçı öğrencilere tanıtılarak eserlerinden örnekler gösterilebilir. Sanatçı ve eserler seçilirken o haftanın kazanımına uygun seçimler çok kolaylıkla yapılabilir. Eser tanıtma aşamasında çocuklara “Bu eserde neler görüyorsun?”, “Hangi renkleri görüyorsun?”, “Bu eserde en hoşuna giden bölüm neresi?” gibi basit sorular sorularak çocuklar kaç yaşında olursa olsun gördükleri eser hakkında konuşmaları sağlanabilir. Burada amaç çocukları sanat eleştirmeni yapmak değil sadece sanata dikkatlerini çekebilmek ve belli bir farkındalık yaratmaktır. Daha sonra sanatçının seçilen eserlerinden birinin benzerini yapma çalışmaları yaptırılabilir. Bir öğrenci okul yaşamı boyunca birkaç sanatçıyı bu şekilde tanıyıp incelese onun hayatında pek çok şey değişecektir.

Müzik derslerimiz de sanat eğitimi açısından önemli bir fırsattır. Bu derslerde de çocuklara kaliteli müziği ve müzisyenleri tanıtarak işe başlayabiliriz. Hem Türk hem yabancı çok değerli müzisyenler gelip geçmişken insanlık tarihinden bizim çocuklarımızın sadece birkaç pop ya da arabesk şarkıcısını tanıması, en basitinden Dede Efendi’yi Münir Nurettin Selçuk’u, Mevlana’yı, Âşık Veysel’i bilmiyor olması büyük bir kayıptır.

mevlana
Şiiri ve edebiyatın diğer dallarını çocuklarımızın yaşamına sokmak da sanıldığından daha kolaydır. Örneğin her hafta için yerli ya da yabancı seçilen bir şairi çocuklarımıza tanıtmak için panolarımızın birinde bir köşe ayırabiliriz. Burada hem şairi tanıtıp hem de şiirlerinden çocuklarımızın yaş ve gelişim düzeyine uygun örnekleri sergileyebiliriz. Şiir dinletileri yapabiliriz. Seçtiğimiz önemli edebi eserleri çocuklarımızla birlikte okuyabilir, eleştirebilir, üzerine konuşabiliriz.
Kısaca çocuklarımıza sanatı tanıtmak sanıldığı kadar zor da değildir. Sanatla iç içe olmaya alışan çocuklarımızın hem davranışlarında hem de akademik başarılarında önemli gelişmeler olacaktır. En basitinden okul panosuna asılmış bir resmi tutup yırtmak yerine ona bakmayı öğreneceklerdir.

yunus-emre

Sanattan uzak bir toplum olmaya devam ettikçe sosyal sorunlarımız çözülmek bir yana büyüyerek artmaya devam edecektir. Öğrencilerimize herhangi bir derste saygı, sevgi, hoşgörü gibi kavramları istediğimiz kadar anlatalım onları sanattan bu şekilde uzak tutmaya devam edersek bu kavramlar testlerde soru çıkarsa doğru bilinen ancak asla hayata geçmeyen kavramlar olmaya devam edecektir. Bu nedenle sanat derslerimiz bir an önce öğrencileri güzel sanatların her alanıyla tanıştıracak bir yapıya kavuşturulmalı, ders saatleri arttırılmalı bunlar yapılıncaya kadar da özellikle sınıf öğretmenleri her fırsatta sanatı çocukların yaşamına sokmaya çalışmalıdır.

Yazan : Şebnem DEMİR

Kaynak :[-]

Davul ve perküsyon ustalarının katılacağı ODTÜ Caz D52 Davul Perküsyon Festivali, Başkentlilerle buluşmaya hazırlanıyor. Türkiye’de ilk kez düzenlenen festivalde, ülkenin önde gelen müzisyenleri 3 gün boyunca sanatseverlerle bir araya gelecek.

Bateri_eğitmeni-Erhan-Karaca

ODTÜ Caz Topluluğu ev sahipliğinde yapılacak olan festival, Türkiye’nin önde gelen davulcu, perküsyoncu ve ritim eğitmenleriyle müzikseverleri buluşacak.
Akın Bağcıoğlu, Ali Kıl, Bülent Akbay, Can Tüzün, Caner Kızıltaş, Deniz Güngör, Doğaç Titiz, Emrehan Halıcı, Nar Sanat Egitim Kursu  Bateri Eğitmeni Erhan Karaca, Gerçek Dorman, Murat Söğüt, Jarrod Cagwin, Onur Ertem, Özgür Can Öney, Sedat Anar, Nedim Ruacan, Erhan Seçkin, Kuan (Band) gibi müzisyenlerin katılacağı festival Türkiye’de ilk kez düzenleniyor.
D52 Davul Perküsyon Festivali, 10-12 Aralık’ta ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi ve Mimarlık Amfisi’nde gerçekleştirilecek. D52 Davul Metodu – 52 haftada temel davul dersleri adlı metot kitabının yazarı Gerçek Dorman, festival kararını kitabın adından ve amaçlarından esinlenerek oluşturduklarını belirtti.

FESTİVALE KATILIM ÜCRETSİZ

erhan_karaca

Festival boyunca gösteri, panel, atölye ve dersler aracılığıyla müzikseverlerle bir araya gelineceğini belirten Dorman, şunları söyledi:
“İlki ODTÜ’de gerçekleşecek festivalle hedeflenen, müzikseverlere erişmek. Ankara’yla sınırlı kalmayıp, ilerleyen yıllarda gösteri ve dersleri Türkiye’nin her yerine taşıyabilmek istiyoruz. Bu kapsamda festivale destekçi, katılımcı ya da çalışan olarak katkı sağlamak isteyen herkes www.d52drumfest.com sitesinden festival ekibiyle iletişime geçebilir.”
Katılımın ücretsiz olduğu festival boyunca çekilişler yapılacak. Ayrıca davul-perküsyon yarışmalarının ardından katılımcılara sponsor firmaların ürünleri hediye edilecek.

“Vals” adlı şarkısı ile gönüllerde taht kuran Rus piyanist Evgeny Grinko, 12 Aralık 2014 gecesi garaj istanbul’da!

Evgeny_Grinko

“Vals” adlı şarkısı ile gönüllerde taht kuran Evgeny Grinko ilk uzun albümü Ice For Aureliano Buendia’nın tanıtımı için çıkacağı Türkiye turnesi kapsamında 12 Aralık 2014 gecesi garajistanbul’da!

Dünyanın her yerinden önemli müzisyenleri Türk seyircilerle buluşturacak olan GOLDNIGHTS serisinin yeni misafiri Rus besteci, piyanist Evgeny GrinkoAnkara, Konya, İzmir, Eskişehir ve İstanbul’u kapsayan turnesinde hayranlarıyla buluşacak.

Moskova’nın yakınında Zhukovsky adlı küçük bir kasabadan çıkan fakat kısa sürede adını tüm dünyaya duyuran genç piyanist, ilk kez Türkiye turnesine çıkıyor….

Daha önceden yayımladığı iki kısa albümden sonra ilk uzun albümünü Ice For Aureliano Buendia adıyla Aralık 2014’te yayımlayacak olan Evgeny Grinko, duygulara hitap eden, dinleyenleri düşsel yolculuklara çıkaran tarzı ile “Cinematic Melodies” ve “Winter Sunshine” isimli albümleriyle kazandığı ünü, “Vals” adlı şarkısıyla pekiştirdi.

İlk uzunçalarında sanatçının YouTube’da 2.600.000 kereden fazla izlenen “Vals” şarkısının yanı sıra “Serenade”, “Rumba”, “Faulkner’s Sleep” gibi şarkılar da yer alıyor.

Sanatçının ilk uzunçaları Ice For Aureliano Buendia CD olarak ilk kez bu turnede satışa çıkacak.

Türkiye’de çok sıkı bir dinleyici kitlesine sahip olan ve yanında çellocu, kemancı, violacı ve akordeoncu 5 müzisyen ile sahne alan Evgeny Grinko, konserlerinde piyano haricinde gitarda ve davulda da hünerlerini gösteriyor.

Daha önceden 2 kere İstanbul’da kapalı gişe konser veren Evgeny Grinko’nun GOLDNIGHTS kapsamında gerçekleşecek bu turnesi 2014 yılının en son büyük turnesi olacak.

Birbirinden yetenekli müzisyen ve grupları izleyeceğimiz Goldnights serisinin bir parçası olarak gerçekleşecek Evgeny Grinko turnesi daha önceden Mr. Big, Asaf Avidan, Paul Gilbert, Richie Kotzen, God Is A Astronaut, Marty Friedman, Marillion, Marky Ramone, Rainbow, Leon Hendrix, Wardruna gibi isimlerin Türkiye konserlerini düzenleyen MOODLive organizasyonunda gerçekleşecek.

12 Aralık 2014, garajistanbul

Kapı Açılış : 22:00

Sahne : 23:00

Bilet Fiyatları : Tam 60 TL,

Öğrenci 40  TL

Bedia Ceylan GüzelceHaber:  Bedia Ceylan Güzelce

Kayak:[-]

Halk ozanı, Anadolu’nun yetiştirdiği en büyük isimlerden biri olan Aşık Veysel’in yaşamı müzikal oldu. Genç tiyatrocuların girişimiyle hayata geçen proje bu yıl sahnelenecek.

‘Kara Toprak,’ ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ gibi dünyanın tanıdığı bestelere imza atan halk ozanı Aşık Veysel’in yaşamı ilk kez müzikal olarak sahneye uyarlandı. Ailesi, onun mirasına ve ismine sımsıkı tutunuyor. Aralarında müzisyenler de, serbest meslek icra edenler de olan kalabalık bir aile. Her yıl Aşık Veysel’e dair birçok proje ile karşılaşıyorlar. Bunların içinden aile meclisinin onayladıkları hayata geçiriliyor, onaylanmayanlar ise nazikçe reddediliyor. Karabük Üniversitesi’nden Numan Çakır, Aşık Veysel’e gönül vermiş bir tiyatrocu. Geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği Aşık Veysel müzikaliyle Türkiye’yi dolaşmak istiyor. Aşık Veysel’in müzikalini yapma sürecini hem Numan Çakır’la hem de Aşık Veysel’in torunu Burcu İşler’le konuştuk.

aşık veyselin hayatı sahnede

Müzikal fikri nasıl oluştu?

2013 yılı Temmuz ayında yapmayı hayal ettim. Önce müzikal olarak yazmamıştım. Yazarların Aşık Veysel’in hayatıyla ilgili yazdığı kitapları okumaya başladım, şiirinin yapısını incelemeye başladım. Okudukça kendimi, insan olduğumu anlamaya başladım. Beni en çok etkileyen şiiri, ‘Beni hor görme kardeşim sen altınsın ben tunç muyum, aynı vardan var olmuşuz, sen gümüşsün ben saç mıyım?’ oldu. Bu şiirleri okuduktan sonra bu ülkede yaşayan bir genç olarak kendimi ona borçlu hissettim. Şiiri içerisinde zaten doğal bir müzik var, onu kavramaya başlayınca da bunun bir müzikal olması gerektiğine karar verdim.

Bu güne dek nasıl tepkiler aldı?

Bedia Ceylan Güzelce - Al Jazeera Karabük Üniversitesi öğrencisi Numan Çakır, Aşık Veysel müzikalinin yönetmenliğini yapıyor.

Bedia Ceylan Güzelce –
Karabük Üniversitesi öğrencisi Numan Çakır, Aşık Veysel müzikalinin yönetmenliğini yapıyor.

2014 yılında dört defa sahnelendi, sahnelenmeye de devam edecek. Her temsilden önce salonu doldurup dolduramayacağımızın endişesini yaşıyorduk ancak her seferinde o salon kadar insan dışarıda kaldı. Bu ilgi elbette Aşık Veysel’e olan ilgidir. Ona duyulan özlemdir bana göre.

Müzikali oluşturmadan önce Aşık Veysel’in ailesiyle nasıl iletişime geçtiniz?

Ben önce Aşık Veysel’in diğer torunu Nazender Süzer’e ulaştım. Ondan bilgiler ve fotoğraflar aldım. Sonra Burcu Hanım’a ulaştım. Sorular sordum, bütün sorularıma büyük bir sabırla yaklaştı o da. Ailenin kapılarını bize sonuna kadar açtılar. Aşık Veysel’in samimiyeti bütün ailesinde mevcut bence. Sahnede yer verdiğimiz her hikaye için ailenin onayını aldık.

Aşık Veysel’in hayatını müzikale nasıl uyarladınız?

Kronolojik olarak hayatını anlatan, bir belgesel müzikal. Doğumundan ölümüne kadarki süreyi anlatıyoruz. Annesi Gülizar Hanım’ın koyundan gelirken çektiği doğum çilesinden, ölmeden önce duvarına uzanıp sazını son defa eline almasına kadar her anı koymaya çalıştık. Lirik dans, şarkılar ve anlatımın birlikte olduğu bir form.

aşık veysel müzikali

Bu müzikalle amaçladığınız nedir?

Hedefimiz bir Türkiye turnesi yapıp, üniversite öğrencilerine ve halka Aşık Veysel’i hatırlatmak, tanıtmak ve anlatmak.

Burcu İşler: Türkülerini dinleyip efkarlanıyorum

Burcu İşlerBurcu İşler, Aşık Veysel’in küçük torunu. Özel bir hastanenin hasta kabul bölümünde çalışıyor. Dedesine büyük bir tutkuyla bağlı. Ona dair düşüncelerini Al Jazeera Turk ile paylaştı, ‘Büyük dedem Aşık Veysel’in ismi birçok yerde kullanılıyor. Seçim mitinglerinden, sahne gösterilerine kadar. Bu konuda tek bir cevabım hiçbir zaman olmadı. Öncelikle şunu söyleyeyim, popüler kültürün içinde olması beni çok fazla rahatsız etmiyor. Ancak genel olarak bu konulara dair iki farklı görüşüm var. Aşık Veysel, sanatının hiçbir zaman siyasete alet edilmesini istememiş bir insandır. Ama şimdiki zamana da baktığımızda, kullanılması bir yandan mantıklı geliyor çünkü daha fazla insan onu tanıyor, görüyor. Sırf benim, sizin bilmenizle sınırlandırılamayacak biri Aşık Veysel. Siyasete alet edilmemek üzerine kendi cümleleri de var olduğunu unutmamak lazım. Ailece bir araya geldiğimizde hep ondan bahsederiz, onu yeniden yeniden yad eder, anlamaya çalışırız. Tabii her seferinde de onunla ilgili farklı farklı konular çıkar. Mesela 21 Mart’ta (Aşık Veysel’in ölüm yıldönümü) dayımın anlattığı bir hikaye vardı. Bayramda köye, dedenin (Aşık Veysel) elini öpmeye giderlermiş. Dayım biraz şakacı biridir, çocukken de öyleymiş, bayram sebebiyle dedemin elini öpmek için sıraya giriyor. Önce büyük dayım gitmiş Aşık Veysel’in elini öpmüş, sonra dayım bir başkasını koymuş sıraya kendinden önce. Tabii dede beş lira beş lira veriyor çocuklara. Dayım da şunu hesaplıyor, küçük paralar bitsin, bana büyük para kalsın diye en sona kalmayı bekliyor. Bütün çocuklar gittiğinde, dayım dedenin yanına gidiyor, elini öpüyor, harçlığını beklerken, dede yine bir beş lira buluyor cüzdandan ve onu veriyor. Bazen dedemin türkülerini dinleyio efkarlanıyorum, keşke yaşasaydı diyorum.’

İki Grammy ödüllü keman virtüözü Hilary Hahn,şef Paavo Järvi yönetimindeki Frankfurt Radyo Senfoni Orkestrası eşliğinde 26 Mart Salı günü İş Sanat’ta müzikseverlerle buluşacak.

hilary-hahn

Geçen sezon da etkileyici resitali ile İş Sanat’ta İstanbullu müzikseverlerin karşısına çıkan Hilary Hahn 26 Mart Salı akşamı bu kez Frankfurt Radyo Senfoni Orkestrası eşliğinde sahnede olacak. Tekniği, yorumu ve yeni müziğe bağlılığıyla zamanımızın en çok aranan müzisyenlerinden biri olarak görülen Hilary Hahn, iki Grammy ve çok sayıda Diapason ödülünün yanı Hilary Hahnsıra 2001 yılında Time dergisi tarafından “Amerika’nın En İyi Genç Klasik Müzisyeni” ilan edilmişti.

Hahn’a konserde eleştirmenlerce Avrupa’nın en seçkin orkestralarından biri olarak kabul edilen, Frankfurt Radyo Senfoni Orkestrası eşlik edecek. 80 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan orkestra, baroktan çağdaşa geniş repertuvarıyla ve klasik eserlerin icrasında gösterdiği başarıyla dikkat çekiyor. Frankfurt Radyo Senfoni Orkestrası daimi şefi Paavo Järvi ile birlikte sadece Avrupa’nın değil, Japonya ve Çin de dâhil olmak üzere dünyanın önde gelen tüm sahnelerindeki üstün performanslarıyla büyük beğeni topluyor. Orchestre de Paris’nin dört yıldır müzik direktörlüğünü üstlenen Estonya asıllı şef Paavo Järvi başarılı müzik kariyerinin yanı sıra genç yeteneklerin yetişmesine verdiği önemle de dikkat çekiyor.

Hilary Hahn, Paavo Järvi yönetimindeki Frankfurt Radyo Senfoni Orkestrası ile Brahms’ın keman konçertosunu seslendirecek. Orkestra ikinci bölümde senfonileri ile ün yapan Bruckner’in 3 numaralı Re minör senfonisini çalacak. Konser saat 20.00’de başlayacak. (ANKA)

hillary

Venezuella’dan Rusya’ya, İspanya’dan Japonya’ya uzanan geniş bir coğrafyadan seçkin solist ve topluluklar Nisan’da Ankara’da… Biletler 7 Mart’ta satışta!

31. Uluslararası Ankara Müzik Festivali AFİŞ

Her yıl Ankara baharını müzik ve dansla renklendiren, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nca düzenlenen Uluslararası Ankara Müzik Festivali 31. kez 4-30 Nisan tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor. Venezuella’dan Rusya’ya, İspanya’dan Japonya’ya uzanan geniş bir coğrafyadan seçkin solist ve topluluklar, senfonik müzik, oda müziği, dünya müziği ve dans alanında festival programını zenginleştiriyor. Türkiye’nin yetiştirdiği ve sanatlarını uluslararası alanda sürdüren önemli değerler de festivalde yer alıyor. Etkinliklerin 7 Mart’ta satışa sunulacak olan biletlerinin fiyatları 25 ile 150 TL arasında değişiyor. Öğrenciler için bilet başına 10 TL indirim yapılacak.

Festivalin açılışı 4 Nisan akşamı MEB Şura Salonunda Fazlı Orhun Orhon yönetimindeki Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası tarafından yapılacak. Çaykovski ve Frank’ın orkestra eserlerinin yer aldığı konserde genç obuacı Demre Erdem, Haydn’ın obua konçertosunu seslendirecek. Ayrıca genç bestecilerimizden Onur Nurcan‘ın “Fantasia” adlı eserinin Ankara prömiyeri yapılacak.
Klasik müzik alanında festivalde yer alan orkestralar Bilkent Senfoni, Kazakistan Oda Orkestrası ve Orkestra Akademik Başkent. Orkestraların Işın Metin, Pavel Tarasevich, ve Ertuğ Korkmaz’ın şefliklerindeki konserlerinde solist olarak Japon kemancı Akiko Suwanai, ünlü piyanistimiz İdil Biret, Kazak kemancı Gaukhar Murzabekova ve flütçü Nikolai Popov yer alacak.

Bach’ın yapıtları üzerinde uzmanlaşmış Alman çellist Pieter Wispelwey, Avrupa’daki festivallerin aranan topluluğu Borodin Quartet ve piyanist Alexei Volodin, Venezuella varoşlarından müzikle fışkıran Simon Bolivar Quartet, bir Türk ve üç Yunan müzisyenden oluşan Atina’nın aranan dörtlüsü Tetraktys Quartet, vokal, çello ve gitarı buluşturan Trio Anka, Hollanda’dan Duo Pehlivanlı-Safonova viyola-piyano ikilisi festival programını oda müziği dalında zenginleştirip renklendiren topluluklar. Bu bağlamda Amerika’da yaşan genç bestecimiz Erberk Eryılmaz‘ın Viyola Konçertosu’nun da Türkiye prömiyeri Esra Pehlivanlı tarafından, seçkin müzisyenlerin oluşturduğu topluluk eşliğinde yapılacak.

Pink Floyd, Liszt ve Piazzola sevenler için, üç konsepti aynı konserde Londra merkezli çalışan genç piyanist AyşeDeniz Gökcin buluşturuyor. Pink Floyd uyarlamalı topluluğun da beğenisini kazanarak internette tıklanma rekorları kıran AyşeDeniz Gökcin, Güney Amerika ve Avrupa’dan peşpeşe aldığı davetlerle verdiği konserlerden sonra, bu düzenlemelerini ilk kez Ankara’da seslendirecek. Festivalin bir başka genç yıldızı da, Amerika’da giderek ünlenen klasik gitarcımız Celil Refik Kaya.

Polonya’yla diplomatik ilişkilerin 600. yılında bir Türk-Polonya ortak projesi de “Karol Şimanovski Re-Oriented” başlığıyla festivalde yer alıyor. Bu çalışmanın özelliği, tambur, ney, kemençe, ud, kanun, bağlama gibi geleneksel Türk sazları ile keman, çello, viyola, gitar gibi Batı sazlarını bir araya getirmesi ve hazırlanan bestelerin dünya prömiyerinin yapılacak olması.

Geniş kitlelerin beğenisini kazanmış ünlü gitarist Al di Meola da, yepyeni konseptiyle 31. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nin dikkati çeken konuklarından biri. Al di Meola,“Beatles§More” adını verdiği konserinde Beatles parçalarını bir yaylı çalgılar dörtlüsü ve kendi triosuyla birlikte 3000 kişilik Congresium salonunda seslendirecek. Ankara’nın bu yüksek kapasiteli salonu Festivalde, Türkiye’de ilk kez “Ballet Nacional de Espana / İspanya Devlet Balesi”ninFlamenko gösterisine de sahne olacak. Festivalin kapanışı da gene Congresium’da, dünyanın en ünlü Rus topluluklarından biri olan Vladimir Ponkin şefliğindeki büyük Ossipov Balalayka Orkestrası ile yapılacak. Konserde senfonik balalayka orkestrası bazı parçalarda mezzosopranoIrina Dolzhenko ile tenorAlexander Zakharov’a da eşlik edecek.

Festivalin sokaktaki insana sürprizi ise, 5-9 Nisan arasında beş gün süreyle her akşam 19.30-21.30 arasında Kuğulu Park’ta düzenlenecek olan Alman sanatçıların Işık Gösterisi…

Program ve Fiyatlar için Lütfen TIKLAYINIZ

 

CRR Konser Salonu tarafından bu yıl ilki düzenlenecek olan “CRR Caz Şubatı” 1 Şubat – 18 Şubat tarihleri arasında dünyaca ünlü yıldızları İstanbullu cazseverler ile buluşturuyor. 

 Wadada Leo Smith

Wadada Leo Smith

 Grammy ödüllü ,Kenny Garrett  yeni albümü “ Pushing the World Away “  ile  CRR Caz Şubatı’na konuk oluyor.  Washington City Paper tarafından “Jenerasyonun en önemli alto saksafoncusu, belkide en cesuru”  olarak tanımlanan  Kenny Garrett yenilikçi ve yaratıcı kariyeri ile günümüzün en etkili caz müzisyenleri arasında yer alıyor.  Kenny Garret’in son albümü “Pushing the World Away” ‘ de ,”I Say a Little Prayer” cover’ı hariç hepsi Kenny Garrett’ in kendi bestesi… Sanatçı, ”  Pushing the World Away “  ile 2013 Grammy Ödüllleri’nde “ En İyi Enstrümantel  Caz Albümü” adayıdır.   3 Şubat  Pazartesi günü saat 20:00’de CRR Konser Salonu’nda gerçekleşecek bu konseri  kaçırmayın!

joan &andrea

joan &andrea

Andrea Motis ve Joan Chamorro CRR Caz Şubatı’nda ilk kez İstanbullu cazseverlerle buluşuyor! Caz sahnelerindeki  1995 doğumlu Andrea Motis, Norah Jones ‘un veliahtı olarak görülüyor. Andrea’yı caz dünyasına kazandıran akıl hocası Joan Chamorro’nın da gruba katkısı oldukça fazla.  Saksafon sanatçısı olarak şöhret kazanan Chamorro’nın kariyerini birkaç cümleyle özetlemek zor … Genç yıldız Andrea Motis’in ilk albümü Joan Chamorro’nun öncülüğünde  “ Joan Chamorro presents Andrea Motis” başlığı altında müzik marketlerde yerini almıştır. Bu albümle Katalan cazının dünya caz sahnelerindeki yeni temsilcisi olduğunu kanıtlayan Andrea Motis, caz klasiklerini bossa nova formuyla caz tutkunlarına sunuyor.  Gitarda mükemmel eşliğiyle Josep Tarver, piyanoda Ignasi Terraza, davulda Esteve Pi ile Avrupa’nın önemli caz festivallerinde sahne alan bu grubu dinleme şansına ulaşacağınız için kendinizi şanslı hissedebilirsiniz.  Andrea Motis ve Joan Chamorro  Quintet konseri 4 Şubat Salı günü saat 20:00 ‘de CRR Konser Salonu’nda gerçekleşecek.

Modern cazın en önemli temsilcilerinden trompet virtüözü Wadada Leo Smith Golden Quartet, son albümü “ Ten Freedom Summers  ile CRR Caz Şubatı kapsamında cazseverleri büyülecek. 40 yılı aşkın bir süredir besteleri ve doğaçlamaları ile yaratıcı çağdaş caz müziğinin en önemli isimlerinden olan Wadada Leo Smith çok sayıda enstrümanı büyük bir ustalıkla çalmasıyla tanınıyor. Golden Quartet, cazın en sade müzikal ifade biçimini, doğu müzik kültürü ile harmanlayarak, usta besteci ve sanatçıların oluşturduğu bir dörtlü… Wadada Leo Smith,  Golden Quartet, Silver Orkestra, ve Organic ile çalışmalarına devam ediyor. AACM-Orkestrası, Kronos

kenny garrett

kenny garrett

Quartet, Da Capo Oda Oyuncuları, New Century Oyuncuları, San Francisco Çağdaş Müzik Oyuncuları, Chicago Üniversitesi Çağdaş Oda Oyuncuları, S.E.M. Topluluğu, Southwest Oda Müziği, Del Sol String Quartet ve New York Yeni Müzik Topluluğu sanatçının eserlerini seslendiren topluluklar arasında yer alıyor. Wadada Leo Smith 5  Şubat Çarşamba günü saat 20:00’de CRR Konser Salonu’nda , Golden Quartet ile karşınızda olacak.

Biletler CRR Konser Salonu gişeleri ve Biletix’de !

1 Şubat -18 Şubat tarihleri arasında CRR Konser Salonu’nda  ilki gerçekleşecek olan “ CRR Caz Şubatı “ ‘nın biletlerine CRR Konser Salonu gişelerinden ve Biletix’in tüm satış noktalarından ulaşabilir.

Haber : Suat Unal