müzisyenler

müzisyenler konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. müzisyenler konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. müzisyenler konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri müzisyenler konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

selin-nardemir-resital

 

30 Nisan 2017 Pazar günü saat 18:00 ‘da Selin Nardemir Viyolonsel Resitali Leyla Gencer Operasında yapılacaktır. Biletler Tam 23 TL , Öğrenci 8 TL ‘dir. Biletleri buraya tıklayarak satın alabilirsiniz.

Selin Nardemir Viyolonsel Resitali, 30 Nisan’da Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi sahnesinde…

1993 yılında İstanbul’da doğan Selin Nardemir,2002 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda viyolonsel eğitimine Prof. Sevil Gökdağ ile başlamıştır. Konservatuvar’daki eğitim yıllarında ; Prof. Yovan Markovitch,Iştvan Varga,Laressa Groeneveld,Henrik Brendstrup,Daniel Müller Schott,Anatoli Krastev,Erkki Lahesmaa,Alexander Hülshoff,Jiri Barta’nın ustalık sınıflarına katılmıştır.

Katıldığı 16. Edirne Uluslararası Genç Müzisyenler Oda Müziği Yarışması’nda ÜÇÜNCÜLÜK (2014),Bulgaristan’da düzenlenen 18. Uluslararası Dobrich Genç Müzisyenler Viyolonsel Yarışması’nda İKİNCİLİK (2014),ayrıca Yamaha’nın düzenlediği Genç Müzisyenler Yarışması kazanmış ve ödül almıştır.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası ile Edward Elgar Viyolonsel Konçertosu’nun ilk iki bölümünü seslendirmiş (2014) ,Pera Müzik,Tahta Üflemeli Sazlar (Woodwinds) festivallerinde,Aksanat Genç Yetenekler konserinde yer almıştır.

İlk orkestra deneyimine Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası ile başlamıştır, 2016’dan beri de Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Cihat Aşkın Ensemble grubu üyesidir.Ayrıca İş Sanat’ın Milli Reasürans’ta düzenlenen bu yılki Parlayan Yıldızlar serisinde yer alacaktır. Lise ve üniversite eğitimini okul birincisi olarak bitiren ve Lisans II ‘den beri Türk Eğitim Vakfı üstün başarı bursiyeri olan Nardemir,halen yüksek lisans eğitimine Prof. Sevil Gökdağ’ın viyolonsel sınıfında devam etmektedir.

ekran_resmi_2016-03-15_10.50.26Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi‘nin hazırladığı Dinleyici Okulu yeni başlıklarla devam ediyor. Dinleyici Okulu’nun 20 Mart’taki programının başlığı “Aydınlanma Dönemi Avrupa Müziği”.

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) bünyesinde, alanında yetkin isimlerle birçok sunuma imza atan Dinleyici Okulu, yeni programlarla yoluna devam ediyor. 20 Mart’ta “Aydınlanma Dönemi Avrupa Müziği” başlıklı sunumla Kadıköy NHKM’de bir Dinleyici Okulu etkinliği daha yapılmış olacak.

20 Mart saat 15.00’teki etkinliğin sunumunu değerli müzisyen Emin İgüs yapacak. Ruhi Su Salonu’nda gerçekleşecek etkinliğe tüm müzikseverler ücretsiz ve kayıt yaptırmaksızın katılabilecek.

Dinleyici Okulu, “Aydınlanma Dönemi Avrupa Müziği” konulu sunumla ilgili şu duyuruyu yaptı:

“İnsanlığın gelişme macerasının kökeninde, düşünsel ve pratik emeği, yaratıcılığı yatar. Sanatsal üretim de insanın toplumsal emeğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve tarihsel süreçteki toplumsal ilerlemenin bir parçası olarak gelişmiştir.

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde uzun soluklu bir çalışma olarak planlanan Dinleyici Okulu programı, çok yönlü bir bakış açısıyla ve karşılıklı etkileşime açık bir paylaşım gözetilerek hazırlanmıştır. Ne yalnızca müzisyenlerin buluşmasıdır ne de yalnızca birikimli dinleyicileri hedeflemektedir. Amaç, birlikte müziğin tarihsel gelişimini toplumsal bağlamıyla izlemektir. Dinleyici Okulu’nun konusu müziktir ve anlatacağı, insanlığın öyküsüdür.”

Etkinliğin afişi ise şöyle:

dinleyici_okulu_20mart

buzukinin-efsanesiistanbula-geliyor,zAjw2ZYluUGQOjjqJ4nTkA

Buzukinin en önemli virtüözlerinden Thanasis Polykandriotis ve Buzuki Orkestrası,Café Aman İstanbul grubunun solistleri Stelyo Berber ve Pelin Süer ile birlikte 2 Nisan 2016 Cumartesi gecesi TİM Show Center’da seyirciyle buluşuyor.

33 kişilik dev bir kadronun, Yunanlı dansçıların sergileyeceği dönem dansları eşliğinde sahne alacağı gecede günümüzün en önemli buzuki virtüözlerinden biri olan ve buzuki sazının sihirli tınısını tüm dünyaya taşıyan Polykandriotis, bu geceye özel orkestrasyonu ile ilk defa Türk seyircisi karşısına çıkıyor.

Buzukinin dünden bugüne müzikal yolculuğu olarak tasarlanan konserde, Türk ve Yunan müziğinin ortak ezgileri de seslendirilecek. Yunanistan’ın billur sesi Katerina Kouka farklı yorumuyla geceye renk katacak.

Buzuki üstadı Thanasis Polykandriotis’in, “EPOMENI” (Gelecek Nesil) adını verdiği, 16 buzuki ve 4 müzisyenden oluşan buzuki orkestrası ve gecenin solistleri eşliğinde vereceği‘BUZUKİNİN EFSANESİ’ konserinin ilk bölümünde eski dönem repertuarının en seçkin ve dinamik örnekleri sunulacaktır. İkinci bölümde ise Polykandriotis’in kendi bestelerinin yanı sıra, günümüz Yunan müziğinin en önemli bestecileri arasında yer alan Hacidakis,Teodorakis, Ksarhakos gibi isimlerin eserleriyle dinleyenler kendilerini Yunan ezgilerinin büyüsüne kaptıracaklar.

BUZUKİNİN EFSANESİ…

TİM Show Center ve Malou International ortaklığıyla gerçekleştirilecek ve buzukinin eşsiz tınısının damgasını vuracağı bu muhteşem konserde Türk dinleyicisi, dünyaya mal olmuş bir repertuarı,  daha önce karşılaşmadıkları bir lezzette, adeta bir müzikal tadında ilk defa dinleme fırsatını bulacak.

THANASIS POLYKANDRIOTIS

1948 yılında Atina’da doğan Thanasis Polykandriotis,  önemli bir icracı olan babası Theodoros Polykandriotis sayesinde 8 yaşında müzik dersi almaya başladı. Klasik gitara olan tutkusuna rağmen 1964 yazında buzuki enstrümanını keşfetti.

Genç yaşta çalışmaya başladığı çok önemli bestecilerle zaman içinde dönemin plak ve albümlerinin %90’ında yer alarak adını buzuki enstrümanının en değerli icracıları arasına yazdırdı. Çalıştığı önemli besteciler arasında Kaldaras, Mikrutsikos, Savopulos, Loizos, Kuyumcis, Plesas, Teodorakis, Hacidaskis, Mamagakis ve Panu sayılabilir.

1965 tarihinden bugüne 1000’in üzerinde şarkı besteleyen ve gelmiş gecmis en iyi buzuki üstatlarından biri kabul edilen sanatçı, 1971’de BBC kanalında yayınlanan bir programda Nana Muskuri ve Marinella ile birlikte yer aldı. Manos Hacidakis’in davetiyle solist olarak kendisine eşlik etti. Öte yandan Kazancidis, Dionisiou, Parios, Marinella, Voskopulos, Pulopulos gibi Yunanistan’ın en iyi ve güçlü sesleriyle çalıştı.

Dünyanın farklı ülkelerinde, Albert Hall (Londra), Opera House (Sidney), Kennedy Center ve Carnegie Hall (ABD), Shanghai Concert Hall (Çin), Linder Auditorium (Johannesburg) gibi en önemli salonlarda sahne aldı.

1996’da sanatçının senfonik orkestra için bir buzuki konçertosu besteleme rüyası gerçeğe dönüştü. Eserini Atina Herodion Antik Tiyatrosu’nda Budapeşte Opera’sına bağlı Devlet Senfoni Orkesttrası ile birlikte seslendirdi. 1 no.lu buzuki konçertosunun icrasıyla birbirinden farklı iki müzik türü olan klasik batı müziği ve yunan folk müziğinin uyum içinde biraraya gelebileceği kanıtlanmış oldu.

Aynı zamanda ,40 genç buzuki sanatçısından oluşan Epomeni topluluğunun kurucusudur. Epomeni 2004 yılında düzenlenen Atina 28.Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreninde görev almıştır.

BUZUKİ ORKESTRASI EPOMENİ (GELECEK NESİL / THE NEXT GENERATION)

2003 yılında büyük buzuki üstadı Thanasis Polykandriotis’in öncülüğünde 40 genç müzisyenle kurulan topluluğun amacı Yunan müziğinin vazgeçilmez parçası olan buzuki enstrümanının gelecek nesillere de taşınabilmesidir. Buzuki, hak ettiği değeri ve saygıyı, Thanasis Polykandriotis’in 1993’ten beri buzuki eğitimine yaptığı büyük katkı ve uğraşlardan sonra bulmuş ve UNESCO’nun kültürel miraslar listesine girmeye aday gösterilmiştir.

Topluluk şu an Mihail Kokoyanni Vakfı çatısı altında çalışmalarını sürdürmekte olup Yunanistan’ın farklı bölgelerinden 40 buzukici dahil olmak üzere 280 genç müzisyeni çatısı altında toplamıştır. Genç müzisyenler her hafta müzik hakkında fikir alışverişlerinde bulunmak üzere ve konser hazırlıkları, provalar, seminerler için vakfın tesislerinde buluşmaktadırlar.

40 buzukiciden oluşan müzik topluluğu belirli zaman aralıklarında Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden gelen yaşları 16 ile 35 arasında değişen yeni müzisyenlerle zenginleştirilmektedir.

KATERINA KOUKA 

Küçük yaşlardan itibaren müzik ve tiyatroya merak salan Katerina Kouka, 1992’de ilk albüm çalışması olan “İlk Randevu”yu çıkardı. Onu, 1993’te EMI plak şirketinden çıkan “İki Kalbim Olsaydı Seni Sevecek” ve 1994 yılında dinleyenlerle buluşan “Cennetin Güzellikleri” takip etti.

1995’te çıkan dördüncü albümü “Aşkı İlk Bahaneyle Öldüremezsin”i, 1997’de çıkan “Deli Bir Rüzgar Esiyor” izledi. Aynı yıl iki şarkıyla Mitropanos’un albümünde yer aldı.

2000’de “Hayaller Kavga Ediyor” albümü yayınlandı.

2001’de “En İyi Yunan Kadın Ses Sanatçısı” ödülüne aday oldu.

2002’de Yunanistan’ın ilk ses yarışması Famestory’de jüri üyeliği yaptı.

2008’de “Gecenin Sesleri” adlı albümünü çıkardı.

Birçok başarılı konser ve albüme imza atan sanatçı aynı zamanda oyunculuk alanında da adından söz ettirdi:

1994’te Aleksis Bistikas’ın yönetmenliğindeki bir filmde başrol oynadı. Aynı yıl Selanik Festivali’nde performansıyla büyük beğeni topladı.

2002’de Stamatis Kraounakis’in “Taboo” adlı müzikalinde başrol oynadı.

Çeşitli televizyon dizilerinde oyuncu olarak yer aldı. 2014’te “Şafak Vaktinden Önce” adlı müzikalde başrol oynayarak tüm Yunanistan’ı dolaştı.

CAFE  AMAN İSTANBUL

Stelyo Berber ve Pelin Suer tarafından kurulan Café Aman İstanbul, bir müzik atölyesi mantığıyla çalışıyor.

Müziğin sınır tanımayan evrensel yanına dikkat çeken grup, dinleyicilerini, yepyeni ezgilerle buluşturmayı hedefliyor.

Etnik müzik üzerine uzmanlaşmış olan grubun, 2012 başında Kalan Müzik’ten çıkan ilk albümü “Fasl-ı Rembetiko”, Türkiye’de olduğu gibi dünyada da dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor.

Osmanlı fasıl müziği ile 19. yüzyıl rembetikolarının harmanlandığı “Fasl-ı Rembetiko”da, İstanbul ve İzmir’de şekillenen anonim halk müziklerinden örnekler sunan Café Aman İstanbul,dinleyicilerine özel bir müzik ziyafeti sunuyor.

Canlı performanslarda, özel dönem kostümleriyle sahneye çıkan grup, Türk ve Rum Müziği’nin unutulmaz dönem şarkılarını, hasapikodan zeybeğe keyifli dönem danslarıyla renklendiriyor.

Danslar zaman zaman tiyatral öğelerle de destekleniyor ve konserler görsel bir şölene dönüşüyor.

Geniş bir repertuara sahip olan grup, pek çok dilde şarkılar söylüyor. Rembetiko’yu uzun yıllar sonra kendi toprağında, yeniden gün yüzüne çıkaran Café Aman İstanbul, sevenlerini adeta 19. yüzyıla götürüyor. Repertuarını özel arşivlerden, taş plak kayıtlarından, yazılı kaynaklardan oluşturan grup zengin bir arşive sahip.

Ludus Ensemble, 7 Mart Pazartesi günü Martı Klasiklerinde “Sıra dışı bir kadının müzikli dünyası: Clara Schumann” başlıklı dinleti-söyleşinin konuğu.

 Dinletinin söyleşi bölümünü Aydın Büke idare edecek.

Ludus Ensemble, Martı Klasikleri dahilinde, Dünya Kadınlar Günü için 7 Mart Pazartesi saat 20’de  Martı İstanbul Hotel’de düzenlenen müzikli söyleşide Clara Schumann’ın Piyano Trio’su ile kadın duyarlılığının izini sürüyor.

Dinletide Ludus Ensemble’ın üç değerli üyesi; Banu Selin Aşan- Keman & Seren Karabey – Viyolonsel & Elif Gökçe Tuğrul – Piyano yer alıyor.

“Romantizmin Işığı Clara ” kitabının yazarı Aydın Büke, “19.Yüzyılda Kadın Besteci” olmak üzerine müzisyenlerle sohbet ediyor.

Ludus Ensemble’ın muhteşem yorumu ve değerli müzisyen ve yazar Aydın Büke’nin genç müzisyenler ile sohbeti kaçırılmaz.  Anısı belleklerde kalacak bu harika geceye eşlik etmek isteyen müzikseverlerin biletleri Biletix ve konser öncesi Martı Otel’den temin etmeleri mümkün. Ludus Ensemble Dünya Kadınlar Günü konserinin  biletleri,  tüm kadın ve emekli dinleyeciler için indirimli!

“Ludus Ensemble, 2013 yılında, eğitimlerini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda almış dört genç müzisyen tarafından kuruldu. Banu Selin Aşan, Tuna Erten, Seren Karabey ve Elif Gökçe Tuğrul, Ludus Ensemble’ı kurarken, 2000li yıllarda İstanbul’da yaşayan genç klasik müzik yorumcuları olarak, ülkeler ve kültürler arası sınırların şeffaflaştığı, geçmiş ve günümüz sanatının birbirini zenginleştirdiği düşüncesini çıkış noktası edindiler.

 Dünyanın farklı coğrafyalarından ve zaman dilimlerinden bestecilerin eserlerini yorumlamak, Ludus Ensemble’ın üyelerine, zamanın ve mekanın sürekli değiştiği bir oyuna dahil olmak hissini verdiğinden, oluşumlarına isim olarak Latince ‘oyun’ anlamına gelen ‘ludus’u’ seçtiler.

Ludus Ensemble, dinleyicilerini zaman ve mekan ötesi yolculuklara davet ederek, klasik müziğin heyecan veren renkli dünyasını paylaşmayı hedefliyorlar. Ludus Ensemble üyeleri (keman,viyolonsel, piyano) 2014 Ekim’den beri Türk Eğitim Vakfı Güsel Bilal Yurt dışı Bursu ile Hamburg Hochschule für Musik und Theater’de Prof.Niklas Schmidt ile ‘Oda Müziği’ yüksek lisans çalışmalarına devam ediyorlar.”

Ludus Ensemble diğer konserleri:
– 12 Mart Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi Kış Konseri AIMA Yalısı

– 14 Mart Bodrum

– 16 Mart Summart Sanat Merkezi / İSTANBUL

Ludus Ensemble bu konserde Fransız besteci Jean Francaix’nin triosu, Arjantinli bandoneon sanatçısı ve besteci Astor Piazzolla’nın 4 Mevsim’i ve Amerikalı besteci Paul Schoenfield’in Cafe Music’ini seslendirecek olan Ludus Ensemble, Summart’ta gerçekleştireceği bu konserde dinleyicilerini caz etkilerinin hissedileceği farklı bir dünyaya çağırıyor.. 

7 Mart Pazartesi Ludus Ensemble Martı Klasiklerinde1

http://www.summart.org/tr/summart-sahne/gelecek-etkinlikler/ludus-ensemble/i-178
– 10 Nisan Jesteburg/Hamburg

– 19-20-21 Mayıs Avusturya Turnesi

– 31 Mayıs Süreyya Operası

– 16 Haziran Laeiszhalle/Hamburg

GİRİŞ

Tarih boyunca alt kültür müziklerinin pek çoğu sosyo – ekonomik sınıflaşma sonucu baskıya maruz kalan ve ezilen gruplardan çıkmıştır. Araştırmanın konusu olan Caz müziği de bunlardan biridir. 1880’lerde New Orleans’ta gelişmeye başlayan Caz müziği Blues ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan siyahi yerel müziklerin atası olarak kabul edilmektedir. Kaynağında Afrika – Avrupa kökenli ritm ve melodilerin, tarlalarda söylenilen iş şarkılarının, dinsel müziğin, Fransızların sokak şarkılarının, halk dansları müziklerinin var olduğu Caz, siyah Amerikalıların etkilendiği çok değişik müzik türlerinin sentezidir. İmprovizasyon (doğaçlama) ve swing (salınım) etkenleri Caz stillerinin temelini oluşturmuştur. Doğaçtan anlatılan hikayelere, “çağrı ve yanıt” ilişkisine dayanan Caz, doğal ruhsal tepkilerin ses ve ritmle anlatılmasına olanak verir.

  1. KÖKEN

Amerika’lı caz eleştirmeni Marshall W. Stearns şu tanımı yapar: “Caz, Afrika – Avrupa kaynaklı melodi ve ritmin, Avrupa armonisi ve çalgılarıyla birleştirilmesi sonucunda doğaçtan çalınan Amerikan müziğidir.”                                                                                                               Bu yalın tanımın içinde yer alan “Amerikan” sözcüğü tepkiyle karşılanmıştır. Uzmanlar, bu müziğin “Amerika’dan dolayı” değil, “Amerika’ ya rağmen” gerçekleştiğini söylerken haklıdırlar. Buna göre tanımdaki “Amerikan müziği” yerine “uluslararası müzik” sözcüklerini koymak doğru olacaktır.                                                                                              Cazın doğum yeri ve beşiği Amerika’dır; cazı yaratan insanlar ise zencilerdir. Eğer Afrika’lı zenciler 16. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın son çeyreğine kadar köle tüccarları eliyle Amerika’lı toprak sahiplerine getirilip satılmasaydı, caz müziği doğmayacaktı.

Öte yandan caz, çeşitli müziklerin karışımıdır: Afrika’nın halk müziği, zenci kölelerin tarlada çalışırken söyledikleri iş şarkıları, İngiliz’lerin dinsel müziği, Fransız’ların sokak şarkıları ve halk dansları müziği ile Fransız bando müziği, İspanyol sömürge müziği ve bir ölçüde kızılderili müziği… “Bütün bunlar zencinin potasında eridi ve en bol, en etkileyici gereç, blues, ortaya çıkan müziğe ayrıca çeşnisini verdi.”

 

 

2.CAZIN DOĞUŞU VE KÖKENLERİ

Caz müziği 1880′ lerde New Orleans’ta gelişmeye başladı ve 1920’lerin başında New York, Los Angles ve Chicago’da yapılan kayıtlarla son şeklini aldı. O zamanlar birçok değişik akım cazın ortaya çıkışında yol gösterici olmuştur. Bunlardan biri melodilerin ve akorların eşliğinde simgesel olarak özgürlüğe kavuşma çabalarıydı. Bu akım bugün doğaçlama olarak tanımladığımız olaya liderlik etmiştir. Bir diğeri ise, siyahi Amerikalıların yarattığı blues ve ragtime gibi müzik türleriydi.

Caz müziğinin neden ve nasıl Amerika’da ortaya çıktığını ve bu kadar farklı türde müziğin nasıl biraraya geldiğini anlayabilmek için, Afrikalıların kölelik Amerika’sındaki yaşamlarına göz atmamız gerekir. Afrikalı köleler Amerika’ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti. Ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı. Afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, Avrupa müziğinin neden Afrika kökenli Amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin bazı köleler Avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. Onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. Böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti.

 2.1.Caz neden New Orleans’da ortaya çıktı?

Fransızlar 1718 yılında New Orleans’ a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında yüz kırk yedi siyah köle buraya getirildi. 1722 yılının başında New Orleans’ta kölelik tamamen yayılmamıştı, hala özgür siyahlar vardı. 1763 yılında Fransızlar Louisiana topraklarını İspanyollara hediye ettiler. Ancak 1769 yılına kadar İspanyolların kuralları bu topraklar üzerinde tam olarak geçerli olmadı. Daha sonrasında gelen İspanyol kurallarına rağmen, Fransızların dilleri ve gelenekleri hep ön plandaydı. 1801’de İspanyollar Louisiana’yı Fransızlara geri verdiler. Ancak İspanyolların koymuş olduğu kurallar, 1803′ te Louisiana Amerika Birleşik Devletleri tarafından Fransızların elinden alınana kadar, geçerliliğini sürdürdü.

İspanyolların bu topraklar üzerindeki etkisi bazı sosyolojik örneklerde göze çarpıyor. Örneğin o yıllarda farklı etnik gruplardan insanların birbirleriyle evlenmeleri Louisiana’da çok sık gerçekleşen bir olaydır. Ayrıca İspanyol kuralları çok sayıda kölenin özgür kalmasını sağlamış, bu da özgür siyahların sayılarının artmasına neden olmuştur. 1800′ lerin ortalarında siyah ve beyaz ırkın biraraya gelmesi, Avrupa ve Afrika geleneklerinin etkileşimlerine yol açmıştır. İki ırkın birleşmesinden oluşan bu yeni ırk Creole toplum olarak bilinir ve Creole’ler biraz Afrikalı biraz da Fransızdır.

New Orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. Mississippi Nehri’nin ağzının yakınında olan New Orleans Amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. Ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın heryerinden insanlar geliyordu ve New Orleans günden güne kozmopolitik bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. Bu kadar renkli bir yerin eğlence hayatı da çok renkliydi. New Orleans’ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. New Orleans’ taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok iş imkanı doğuyordu.Bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu.

Bu istek ve ihtiyaaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. Müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. Bu gelişmeler cazın ortaya çıkışında büyük rol oynadı.[3]

        2.2.Caz’ın kökenindeki yapı

İlk ortaya çıkışından şimdiye dek, caz 19 ve 20. yüzyıl Amerikan popüler müziğinden etkilenmiştir. Caz terimi ilk batı kıyısında ortaya çıkmış ve Chigago’da 1915’lerde yapılan müziği tanımlamak için kullanılmıştır. Bu zamandan öncede caz New Orleans’ta yapılsa da caz ismi ile adlandırılmamaktaydı.

Caz’ı ta. dayanır. Belki de onu bir sanat müziği formu olarak tanımlayabiliriz Amerika kökenli ama siyahların Avrupa müziği ile karşı duruşlarıyla şekillenen bir form olarak.

 1843’e dek New Orleans’da Afrika dans ve davullarının olduğu festivaller düzenlenir tıpkı benzerlerinin New York ya da New England’ta yapıldığı gibi. Afrika geleneksel müziği Avrupa tarzı armoni içermez , tek seslidir.

19 uncu yüzyılın başlarında Avrupa sazlarını çalmayı öğrenen siyah müzisyenlerin sayısı artmaktadır. Sonuçta Güney Amerika, Karayip ve diğer köle melodileri salon müziği olarak piyano ile icraya başlanır. Siyah köleler “harmonik” tarzları da öğrenerek kendi müzikleri ile harmanlarlar.

    2.3.Başlangıç dönemi

Zencilerin en yoğun olduğu New Orleans’ ta doğan caz, Mississipi nehrindeki gemilerde çalan müzisyenler tarafından Amerika’ nın içlerine yayılmıştır. Bilinen ilk caz parçalarını Buddy Bolden (trompet) ve Jerry Roll Morton (piyano) yapmıştır (1895-1905)

 

“New Orleans Stili” nin ritmik yapısı “Avrupa Müziği” nin “Marş” ritmine çok yakındır. Caz ritmine özgü o bilinen “dalgalanma” henüz bu stilde yoktur. Genel anlamda dalgalanmayı, 1. ve 3. zamanlardaki güçlü vuruşlar yerlerinde kalırken, 2. ve 4. zamanların da vurgulanması yaratır. Oysa “New Orleans Stili” nde bu ritmik olguya pek rastlanmaz. Vurgular 1. ve 3. Zamanlardadır.

“Hot” (ateşli) çalış, ilk kez “New Orleans Stili” nde görülür. Bu çalış tekniği, anlatımın son derece sıcak oluşuyla karakterize edilir. “Sound”, (müzikal tını, ses) “cümleleme”, “vibrato” teknikleriyle özgünleşir. Müzisyenler, enstrümanlarını “çalmaktan” çok, onlarla “konuşarak” duygularını yansıtırlar.

Kornetçi Buddy Bolden, sonradan “jazz” olarak adlandırılacak tarzın öncülerinden biri olarak zikredilen bir müzik topluluğunun başıydı. 1895 – 1906 yılları arasında New Orleans’da çaldı. Bolden’dan bugüne gelen herhangi bir plak kaydı yok ama Bolden topluluğunun repertuvarında bulunan “Buddy Bolden Blues” gibi çeşitli ezgiler birçok diğer müzisyen tarafından kaydedildi.

 

 KAYNAKLAR

Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları 8. Basım)  Erişim tarihi: 26.10.15 / 18:10

http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=yç Erişim tarihi: 25.10.15 / 19:26

http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26      Erişim tarihi: 28.10.15 / 17.30

http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126 Erişim tarihi: 26.10.15 / 19:30

http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf     Erişim tarihi:  28.10.15 / 18.04

http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html  Erişim tarihi: 27.10.15 / 21:20

 [1]http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=y

[2] Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları / 8. Basım)

[3]: http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126

[4] http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html

[5] http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26

[6] http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf

 

Bu makale Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Burcu Işıl Oğuz tarafından hazırlanmıştır. Buradan indirebilirsiniz.

RAGTIME

1800’lerin sonunda Ragtime New Orleans’ta çok popülerdi.1870 dolaylarında ortaya çıkan ilk caz parçalarına Ragtime deniliyordu. Ragtime New Orleans stili caz müziğindeki ilk stil olarak niteledirildi. Ragtime’ın ortaya çıktığı yer ise Missouri eyaletindeki Sedaila idi.Rag kelimesi askeri marşların ve Afro-Amerikan Banjo müziğinden alınmış ritimlerin bir arada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir. Genellikle Ragtime ilk olarak 1890’larda görülen, piyano için yazılmış müziklere verilen isimdir.

  • Ragtime Stili Müziksel Yapısı

“Ragtime”lar, “serbest doğaçlama” ürünü eserlerdir. Ragtime’ın ana karakter özelliği senkoplu ya da “düzensiz” [ragged] ritmidir. Parçayı, ritmik bir şekilde ayrı ayrı ve birçok sesin meydana getirdiği ses dizisi takip eder. 19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan bir “tür” ya da “ön biçim” olan “Ragtime”, sert vurgulu ritmik yapısı ve folklorik melodileriyle bir piyano müziği olarak Amerika’daki siyahlar tarafından uygulanmıştır. “Ragtime”, genellikle 2 zamanlı ölçü birimlerinde, orta tempoda ve “Avrupa Müziği’nin “March” (Marş, yürüyüş) karakterine yakınlık gösteren özellikler taşımaktadır. Ragtime başlangıcı, siyahilerin, çeşitli törenlerde söyledikleri eski şarkılardır. Ragtime’ da, da, o zamanlar önemli olan Chopin ve Lizst’ den marş ve polkalara kadar her şey vardır, ancak bütün bunlar ritmik bir yorum ve zencilerin dinamik icra tarzıyla bütünleşmiştir.

  • Ragtime Bestecileri

Ragtime’ın en önemli sanatçıları Jelly Roll Morton, James Scott, Ernest Hogan ve  ”Beyaz Derili ”Joseph Lamb Scott Joplin’dir(1868-1917).Scott Joplin 600’den fazla ”Ragtime” bestelemiştir. Scott Joplin’in en önemli besteleri arasında Maple Leaf ve The Entertainer sayılabilir. Ragtime için ‘’zenciler tarafından çalınan beyaz müziğidir’’ denilir.

  • Ragtime Caz Stili Midir? Ragtime Son Dönemleri

Ragtime terimi sadece piyano için yazılan bir müzik olmanın dışında müziğe giriş devrini tanımlamakta da kullanılır. Örneğin, 1890-1920 yılları arasında New Orleans’ta Ragtime piyanistlerinin yanı sıra Ragtime orkestraları, Ragtime şarkıcıları ve Banjo ile Ragtime yapan müzisyenler vardı. Bugün caz müzisyeni olarak adlandırdığımız müzisyenlerin birçoğu, o zamanlar kendilerini Ragtime müzisyeni olarak tanıtıyorlardı. Bu yüzden bazı müzikologlar Ragtime’ın ilk caz stili olduğunu düşünürler. Tutucu görüşlere göre ise, Ragtime bir caz stili değildir. Sadece biraz doğaçlama içerir ve cazın Swing duygusundan oldukça uzaktır.

Ragtime’ın bununla beraber cazın habercisi olduğunu söylemek kaçınılmazdır.Joplin’in kendi döneminde mekanik piyanoya kaydettiği bir “Ragtime”ını, yaklaşık 50 yıl sonra Amerikalı caz eleştirmeni R. Blesh plağa aktararak bu örneği günümüze taşımıştır.1917’den sonra gözden düşmekle birlikte sonraki on yıllarda çeşitli defalar yeniden canlanan Ragtime Erik Satie, Claude Debussy ve Igor Stravinsky gibi klasik müzik bestecilerini etkiledi.

 

 

Resim 1:  1910 Yılına Ait Bir Caz Orkestrası

 

Aslı Gürbüz ‘ün hazırladığı makaleyi indirmek için buraya tıklayınız.

 

BBC Proms’dan Salzburg’a dünyanın en prestijli festivallerinde sahneye çıkan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın hayli iddialı yeni sezon programının biletleri satışa çıktı. Sarah Chang, Katia & Marielle Labèque, Evelyn Glennie, Freddy Kempf, Kit Armstrong gibi yıldız solistleri ağırlayacak BİFO, günümüzün en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki yönetiminde bestecinin yapıtlarını seslendireceği bir konsere de imza atacak. Aralıkta ise ‘Batı Yakasının Hikayesi’ başlıklı Amerikan müzikleri festivali var. İşte BİFO’nun iddialı yeni sezonu…

borusan flarmoni

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) yeni sezona hazır… BBC Proms’dan Salzburg’a dünyanın en prestijli klasik müzik festivallerinde sahneye çıkan BİFO, sezona 22 Ekim’de New York Times’ın “Yetenekleri o seviyede ki insan doğanın gizemlerine hayret ediyor” dediği günümüzün en büyük kemancılarından Sarah Chang’in solist olarak katılacağı konserle başlayacak. Bu sezon Katia & Marielle Labèque (Philip Glass’ın, ortak siparişçisi olduğu iki piyano için konçertosunda), Evelyn Glennie, Freddy Kempf, Kit Armstrong gibi yıldız solistleri ağırlayacak BİFO, günümüzün en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki yönetiminde bestecinin yapıtlarını seslendireceği bir konser verecek. 12-23 Aralık tarihlerinde ‘Batı Yakasının Hikayesi’ başlıklı bir Amerikan festivaline ev sahipliği yapacak BİFO, şubat ayında ise Viyana’dan Almanya’ya uzanan bir Avrupa turneye çıkacak. BİFO’nun yeni sezon biletleri, bugün saat 10.00’dan itibaren Biletix üzerinden satışa sunuluyor. Biletler önce Biletix Çağrı Merkezi ve Biletix satış noktalarından edinilebilecek. Online satışlar ise daha sonra başlayacak. İşte BİFO’nun 2014-2015 sezonu programı…

AÇILIŞ KONSERİ: BİFO & SARAH CHANG
22 Ekim Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Sarah Chang (keman)
BİFO’nun yeni sezonu, müzikaltesi kadar imajıyla da sıradışı bir çizgi izleyen, dâhi çocuktan muhteşem bir solistle dönüşen Sarah Chang ile başlıyor. Keman repertuvarının hemen hemen tüm yapıtlarında olağanüstü virtüözitesini performansları ve kayıtlarında tüm dünyaya gösteren Chang, Sibelius’un zorlu olduğu kadar derinlikli Keman Konçertosu’yla sezona unutulmaz bir başlangıç vaat ediyor. New York Times’ın “Yetenekleri o seviyede ki insan doğanın gizemlerine hayret ediyor” dediği Sarah Chang, günümüzün en büyük kemancılarından biri kabul edilmekte… Chang, henüz 8 yaşındayken New York Filarmoni eşliğindeki ilk konserini vermişti.

BİFO ve LABÈQUE’LERLE BİR PRÖMİYER/ PHILIP GLASS
19 Kasım Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Gürer Aykal (şef), Katia & Marielle Labèque (iki piyano)
Türkiye prömiyeri. Los Angeles Filarmoni Orkestrası, Orchestre de Paris, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Göteborg Senfoni Orkestrası, İspanya Ulusal Orkestrası ortak siparişi.
Labèque kardeşler için İstanbullu klasikseverlere diyecek çok bir şey yok! Onları sahnedeki uyumları, enerjileri ve renkli kişilikleri ile defalarca dinledik ve alkışladık. Şimdi bu ikili yaşayan en özgün ve ilham verici bestecilerden Philip Glass’ın iki piyano için yazdığı ve BİFO’nun da siparişçileri arasında olduğu yeni konçertosunu seslendirmek üzere İstanbul’da.

MINIMALIST DREAM HOUSE
20 Kasım Cuma, Borusan Müzik Evi, 20.00
Katia & Marielle Labèque (iki piyano ve topluluk), David Chalmin (elektrogitar ve vokal), Alexandre Maillard (elektrobas), Raphael Seguinier (davul)
Labèque’ler, Philip Glass prömiyerinden sonra yeni bir sürprizle geliyor. 60’lı yıllarda başlayıp bugün hayatımızın her yanına sinen ‘minimalizm’in klasik müziğe yansımalarını “Minimalist Dream House” projesiyle Borusan Müzik Evi’nin bu iş için biçilmiş kaftan olan atmosferinde sunmaya hazırlanıyorlar. Konserde Laurie Anderson, John Cage, David Chalmin, Brian Eno, Henry Flynt, Philip Glass, Moondog, Arvo Pärt, Terry Riley, Radiohead, Erik Satie, Raphael Seguinier, Howard Skempton ve James Tenney’nin yapıtları seslendirilecek.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
LEONARD BERNSTEIN: ANNIVERSARIES
12 Aralık Cumartesi, Borusan Müzik Evi, 20.00
Jamie Bernstein (anlatıcı), Sebastian Knauer (piyano)
‘Batı Yakasının Hikâyesi’ bitmeyen bir Amerikan efsanesi oldu. İşte bu efsanenin yaratıcısı ve 20. yüzyılın en büyük şeflerinden Leonard Bernstein’ın kızı ve aynı zamanda gözde bir anlatıcı ve saygın bir yayımcı olan Jamie Bernstein, kayıtlarıyla parlak yorumunu piyano tarihine bırakan Alman piyanist Sebastian Knauer ile bu ‘efsane’ üzerine samimi bir dinletide buluşuyor.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & KIT ARMSTRONG
14 Aralık Pazartesi, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Kit Armstrong (piyano)
Daha ilkokulu bitirme yaşına gelmeden bestelerinin sayısı yaşını aşan, büyük piyanist Alfred Brendel’in tereddütsüz öğrenci olarak kabul ettiği bir deha olan Kit Armstrong’un Gershwin’in piyano konçertosuna yeniden hayat vereceği bu konser, Bernstein’ın Candide uvertürü ve büyük senfonilerin bestecisi Dvorak’ın muhteşem 9. Senfoni’si ile Batı Yakasının Hikâyesi festivalinin unutulmazlarından olacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
PEKİNELLER İLE BATI YAKASININ HİKÂYESİ
15 Aralık Salı, Lütfi Kırdar, 20.00
Güher & Süher Pekinel (iki piyano), Raphael Haeger (vurmalı çalgılar), Simon Rössler (vurmalı çalgılar)
Pekineller bir piyano ikilisi olarak parıltılı kariyerlerini 20. yüzyıldan 21. yüzyıla taşıdılar ve performanslarıyla klasik müziğin tarihine geçtiler kuşkusuz. BİFO’nun yer almayacağı bu konserde Berlin Filarmoni’nin perküsyoncularının enerjisini de yanlarına alan ikili, bu özel akşamda en az kendileri kadar muhteşem bir programla bize o bildiğimiz sahne enerjilerini ve mükemmel uyumlarını bir kez daha gösterecek. Konser programındaki eserlerin bazıları şöyle: ‘Ciaconna’ (Pekineller için Penderecki tarafından uyarlandı)/ ‘Batı Yakasının Hikâyesi’nden Senfonik Danslar, iki piyano ve iki perküsyon için (L. Bernstein tarafından Pekineller için yazıldı)/ Lutoslawski’nin ‘Paganini Çeşitlemeleri’ iki piyano ve iki perküsyon için (Türkiye prömiyeri).

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
KERESTENİN SESİ
16 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
sa.ne.na
Perküsyon topluluğu sa.ne.na, İstanbul’un çağdaş müzik atmosferinin vazgeçilmezlerinden biri. Onların enerjisi, kategorilere meydan okuyan ve punk, caz ve klasiğin nüvelerini müziğinde dâhice harmanlayan Michael Gordon’un Timber’ına ses verince, bu Türkiye prömiyeri meraklıları için kaçınılmaz ve kaçırılmaz bir müzik deneyimine dönüşüyor.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & EVELYN GLENNIE
17 Aralık Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Evelyn Glennie (vurmalı çalgılar)
BİFO izleyicisi perküsyonun büyüsünü Martin Grubinger ile bir kez tatmıştı. Şimdi sıra perküsyon sihirbazı Evelyn Glennie’de. Londra Olimpiyatları’nın açılış töreninden Björk’ün Telegram albümüne enstrümanlarıyla yaşamını adeta birleştiren ve büyük ölçüde duyma engelli olan sanatçı, hayatta hiçbir engelin insanın tutkularının önüne geçemeyeceğinin mükemmel bir örneği.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
SPIRITUALS
18 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
Indra Thomas (soprano)
Amerika deyince caz, caz deyince spritüallere dokunmamak olmaz. Bu konserin sesi Indra Thomas 2009’da BİFO’nun Yeni Yıl Konseri’nde izleyenlerin belleğine kazınmıştı. Aida’dan Il trovatore’ye, Turandot’dan Porgy and Bess’e ayakta alkışlanan opera performansları sergileyen soprano şimdi spiritüallere “ruh” katacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & NICOLAS ALTSTAEDT
19 Aralık Cumartesi, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Nicolas Altstaedt (viyolonsel)
Çellist Nicolas Altstaedt dönem müziğinden klasik repertuvara uzanmakla kalmayıp çağdaş müzik yapıtlarına olan tutkusunu sipariş ettiği parçaları seslendirerek gösteren muhteşem bir sanatçı. Ödülleri, birlikte çaldığı büyük şefler ve orkestralar ve özellikle Haydn konçertolarının kayıtlarıyla günümüzün en parlak solistlerinden biri oldu. Bloch’un insanı başka diyarlara götüren Schelomo’sunu ondan dinlemek başka olacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BANG ON A CAN ALL-STARS
21 Aralık Pazartesi, Borusan Müzik Evi, 20.00
Bang On A Can All-Stars
‘Bang On A Can All-Stars’, yirmi beşinci yıla doğru giden doludizgin müzik yaşamlarında, performans teknikleri, sunuşları ve izleyiciyle iletişimlerinde hep yeninin peşinde oldu. O yüzden onları İstanbul’da daha önce izleyenler yeniden, izlemeyenler mutlaka ilk kez dinlemeli. Çünkü bu yalnızca bir konser değil, aynı zamanda filmlerle renklenen, belleklere kazınacak bir kutlaması olacak topluluğun.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
AMERİKAN POSTMİNİMALİSTLERİ
23 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
Hezarfen Ensemble
Hezarfen Ensemble’ın merkezi İstanbul, müzisyenleri Türkiye ve Avrupa’dan. Tutkuları çağdaş müzik, programları rengârenk. Batı Yakasının Hikâyesi festivali için çok farklı enstrüman kombinasyonları için yazılmış yapıtları bir araya getirdikleri programları günümüzün önde gelen bestecilerine “Amerikan Postminimalistleri” başlığıyla bir bakış atıyor.

YENİ YIL KONSERİ
7 Ocak Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00,  Sascha Goetzel (şef), Luca Pisaroni (bas), Chenn Reiss (soprano)

Sascha Goetzel

İşte BİFO’nun her yıl ilgiyle beklenen yeni yılı karşılama konseri. Müzikaller, operetler, aryalar, valsler ve polkalarla yeni bir sayfa açmanın heyecanı ve umut dolu beklentisi her yıl müzikseverleri dudaklarında bir tebessümle gönderiyor evlerine. Solistler “zorlukların operacısı” bas Luca Pisaroni ve operalar kadar şarkı repertuvarında başarısı ile de ünlenen soprano Chen Reiss olunca, söylecek çok söz kalmıyor…

BİFO İLE MAHLER 2
14 Ocak Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Wiener Singakademie, Viyana Konzerthaus Korosu, Heinz Ferlesch (sanat yöntmeni ve koro şefi), Çiğdem Soyarslan (soprano), Elena Zhidkova (mezzosoprano)
Sascha Goetzel yönetimindeki BİFO’nun her yıl repertuvarına kattığı başyapıtlar bu yıl Mahler’in en beğenilen senfonilerinden ‘Diriliş’le devam ediyor. Müzikal yapısı ve düşünsel derinliğiyle de büyük bir öneme sahip olan yapıtın solistleri ülkemizi dünya sahnelerinde başarıyla temsil eden soprano Çiğdem Soyarslan ve zorlu rollerin altından başarıyla kalkan Rus mezzosoprano Elena Zhidkova. Viyana’nın ünlü Konzerthaus Korosu da kadroya eklenince bu Mahler yorumu muhteşem olacağa benziyor.

BİFO & FREDDY KEMPF
17 Mart Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Gürer Aykal (şef), Freddy Kempf (piyano)

gurer-aykal

Müzik kariyeri henüz sekiz yaşındayken Kraliyet Filarmoni Orkestrası ile başlayan ve olgunluk döneminde piyano repertuvarının büyük yapıtlarını diskografisine katan İngiliz virtüöz Freddy Kempf, teknik yetkinliğinin yanı sıra sahnedeki cana yakınlığıyla da gönülleri fetheden bir sanatçı. Gershwin’in caz dokularını klasik müziğe işlediği iki parçayı seslendirecek olan Kempf’in parmaklarında bu müzikler daha da güzel olacak.

BİFO VE UFUK & BAHAR DÖRDÜNCÜ
31 Mart Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Ufuk & Bahar Dördüncü (iki piyano)
Ufuk ve Bahar Dördüncü’nün geçen sezon heyecanla beklenen ve hava muhalefeti yüzünden bu yıla ertelenen konseri nihayet huzurlarınızda. Britten’ın İskoç Baladı, 20. yüzyılın öncü bestecilerinden Toru Takemistsu’nun Quotation of Dream’i ve Korsakov’un Şehrazad’ı ile bu konser piyano ikilisinin kusursuz tekniği ve BİFO’nun hünerini ortaya koyacak.

BUCHBINDER İLE TÜM BEETHOVEN KONÇERTOLARI – I ve II
6 Nisan Çarşamba, Lütfi Kırdar, 20.00 ve 7 Nisan Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Rudolf Buchbinder (şef ve piyano)
Rudolf Buchbinder, Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını Süreyya Operası’nda seslendirerek gönülleri fethetmişti. Ama büyük Beethoven yorumcusuna bu yetmemiş olacak ki, Viyana Filarmoni ile şef ve piyanist olarak kaydettiği Beethoven konçertolarını piyanoda ve orkestra başında İstanbullulara dinletmek üzere yine geliyor.

PENDERECKI YAPITLARINI YÖNETİYOR
21 Nisan Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Krzysztof Penderecki (şef), László Fenyoe (viyolonsel)
BİFO’nun dinamik, vizyoner ve sevilen şevi Sascha Goetzel bu konserde batonu çağımızın en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki’ye bırakıyor. Yarım yüzyılı aşan kariyerinin zirvesindeki sanatçının başarıları saymakla bitecek gibi değil. Yaşayan bir efsane kendi yapıtlarını yönettiğinde, bu tarihi fırsatı kaçırmamak gerekir deriz.

Leyla Gencer Anısına: NORMA
12 Mayıs Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Macaristan Ulusal Filarmoni Korosu, Mátyás Antal (koro şefi)
Norma: Maria Pia Piscitelli (soprano), Adalgisa: Ekaterina Gubanova (mezzosoprano), Pollione: Massimo Giordano (tenor), Oroveso Dan: Paul Dumitrescu (bas), Clotilde: Ana Puche (soprano), Flavio: Paul O’Neill (tenor)
BİFO’nun her yıl Leyla Gencer anısına düzenlediği konserlerin bu yılki ayağı “La diva Turca”ya gerçek bir saygı duruşu. Bellini’nin bel canto’nun zirvesi olarak kabul edilebilecek olan Norma operasını 20. yüzyıl klasik müzik tarihinin sayfalarına kazıyanlardan biri de Leyla Gencer’di. Yıldız solistlerini ve kırk yıl sonra İstanbul’da ilk kez seslendirilecek olduğunu da düşünürsek, bu gece Türkiye’nin klasik müzik tarihinin önemli anlarından biri olacak.
Ayrıntılı bilgi için: http://www.borusansanat.com/tr/

 

Türkiye’de yetişmiş en yetenekli gitaristlerden biri olarak kabul edilen ve 2001’de genç yaşta trajik şekilde hayata veda eden Yavuz Çetin’in ‘İlk’ albümü 18 yıl sonra Rainbow45 Records etiketiyle ilk kez plak formatında müzikseverlerle buluşuyor.

yavuz_çetin

 

Türkiye’de yetişmiş en yetenekli gitaristlerden biri olarak kabul edilen ve 2001’de genç yaşta trajik şekilde hayata veda eden Yavuz Çetin’in ‘İlk’ albümü 18 yıl sonra Rainbow45 Records etiketiyle ilk kez plak formatında müzikseverlerle buluşuyor.

yavuz-çetin

 

 

2001 yılında genç yaşta trajik bir şekilde aramızdan ayrılan, Türkiye ’de yetişmiş en yetenekli gitaristlerden biri olan, blues tandanslı Türkçe rock türünde yazdığı şarkıları ve sergilediği eşsiz performanslarıyla bir dönemin idolü Yavuz Çetin‘in ‘İlk‘ albümü, 18 yıl sonra Rainbow45 Records etiketiyle ilk kez plak formatında müzikseverlerle buluşuyor. Türkçe rock müziğinin en başarılı albümlerinden birisi olarak kabul edilen ve dönemi itibarıyla rock tutkunlarının vazgeçemediği bu albüm, yüksek ses kalitesinde, açılır kapaklı, 180 gr. ağırlığında, ayrıca önlü arkalı poster ve Yavuz Çetin‘in yakın dostlarının kendisiyle ilgili anıları, duyguları ve düşüncelerinin yer aldığı 2 sayfalık ‘özel buklet‘li tasarımıyla plakseverlere sunuluyor…

Yaşamı boyunca 1960’lı ve 1970’ li yılların blues ve rock müziklerinden etkilenir Yavuz Çetin… Blues ve rock müziğinin ruhunu Türkçe sözlerle harmanlar ve birbirinden güzel şarkılar yazarak kısa sürede büyük bir hayran kitlesine sahip olur. Jimi Hendrix’i ve dünyaya mal olmuş blues şarkılarını da yorumlamaktan her zaman büyük bir keyif alır.
Kendine özgü duruşu, tavırları, sevecenliği, paylaşımcılığı, olağanüstü müzikal yeteneği, stili ve şarkılarıyla kısa sürede müzik dünyasında farkedilen ve çok sevilen Yavuz Çetin, kendi şarkılarının yanı sıra çok sayıda sanatçının stüdyo albümlerinde yer alır ve sahne performansları sergiler. Kurucusu olduğu Labirent, Grup Pi, Yavuz Çetin Band ve 16 yıl çaldığı Blue Blues Band‘in yanı sıra uzun süre MFÖ grubunun gitaristliğini de üstlenir ve sayısız sahne performansına imza atar…

Ercan Saatçi ile Aykut Gürel’in prodüktörlüğünde ve Yavuz Çetin‘in süpervizörlüğünde gerçekleşen sanatçının bu ‘İlk‘ albümünde toplam 12 adet söz ve müziği yavuz cetinkendisine ait şarkı yer alır. Kendisine Özkan Uğur, Göksel, Sunay Özgür, Cengiz Tuncer, Yavuz Darıdere ve Serdar Öztop gibi tanınmış başarılı müzisyenler eşlik eder.

‘Erkeğin Olmak İstiyorum‘, ‘Bilmem Neden İnat Ettim‘, ‘Kimse Bilemez‘, ‘Bodrum Gecesi Yüzünden‘, ’Ağlamayı Sevmem Ben’, ‘Sahil‘, ‘Birkaç Saat’ ve ‘Fanki Zonki Tonki’ gibi Çetin’in bugün de hala dillerden düşmeyen hit şarkılarını barındıran plak, bu hafta itibarıyla EMI–Universal Müzik Türkiye dağıtımıyla büyük müzik marketlerde, İstanbul’un seçkin plak dükkanlarında ve rainbow45records.com web sitesinde satışa sunuldu.

 

43. istanbul müzik festivali

istanbul-muzik-festivali600’e yakın sanatçı eserleriyle İstanbul gecelerini daha anlamlı kılacak. O halde, İstanbul’u dinlemenin tam vakti…

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 43. İstanbul Müzik Festivali, yarın akşam gerçekleştirilecek açılış töreni ve konseriyle başlıyor. “Kültürel Manzaralar” temasıyla 29 Haziran tarihine kadar aralarında Yuri Bashmet, Fazıl Say, Gidon Kremer, Yuja Wang, Magdalena Koená, Emmanuelle Haïm ve festivalin bu yılki Yerleşik Konuk Orkestrası Deutsche Kammerphilharmonie Bremen’in de bulunduğu 600’e yakın yerli ve yabancı sanatçıyı Aya İrini Müzesi ve Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall gibi İstanbul’un 12 farklı mekânında ağırlayacak.

Festivalin mihenk taşlarının festival heyecanlarını ve festivalden beklentilerini sorduk. İlk olarak da İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak’ın kapısını çaldık.

‘YILDIZ İSİMLERDEN ÇOK, İÇERİK ÖNEMLİ’

-Festival denince akla artık ilk olarak İKSV geliyor. Özellikle de İstanbul Müzik Festivali. Sizce uzun soluklu festival olmasının ardında ne var?

İstanbul Müzik Festivali’nin 43 yıldır hem sanatçılar hem de izleyiciler tarafından ilgiyle takip edilmesinin ve uluslararası alanda etkisini artırabilmesinin sırrı, yaratıcı programları, seyirciyi şaşırtabilmesi, sürekli yenilik peşinde koşması ve dünyada klasik müzikte olan gelişmeleri çok yakından takip edebilmesinde yatıyor. Bugün Türkiye’de pek çok özel kurum, klasik müziğin en büyük isimlerini sunabiliyor. Festivalin farkı burada ortaya çıkıyor. Bizim için artık ‘yıldız isim’lerden çok, projenin içeriği önemli. Bir festivalin en önemli görevi, sanatçılar ve projeleri için yaratıcı bir platform oluşturmaktır. Bir festival sanatçılara hayal kurabilecekleri yaratıcı bir ortam sağlamalı, hatta bir adım ötede yaratıcı anlamda riskler alabilmeleri için bir platform oluşturabilmeli. Seyirciler açısından baktığımızda ise, öncelikle onlar için bu festivalde nasıl sıra dışı ve özel anlar yaratabileceğimizi göz önünde bulundururuz. İstanbul Müzik Festivali olarak dinleyicilerimize mümkün olduğunca çeşitli yenilikler içeren ve sürprizlerle dolu anlar yaşatmayı, dağarcıklarına yeni eserler kazandırarak kimi zaman onları konfor alanlarından çıkarmayı ve özel anlar yaratmayı amaçlıyoruz.

-Bu yılki tema epey derin ve müzikseverler tarafından merakla bekleniyor. “Kültürel Manzaralar”ı etkinlik boyunca katılımcılar nerelerde yakalayacak?

Festivalin başından sonuna kadar pek çok “Kültürel Manzara” karşımıza çıkacak. İlk olarak müzikseverlerin kaçırmaması gereken günümüzün en büyük kemancılarından Gidon Kremer ve Kremerata Baltica’nın 1 Haziran tarihinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde sunacakları “Rus ve Amerikan Mevsimleri” konserini saymak istiyorum. Astor Piazzolla’dan Philip Glass’a ulaşan muhteşem bir konser programı ve arkada gösterilecek olan özel video projeksiyonu kaçırmamalarını tavsiye ederim. Seyirciler için gerçek bir deneyim olacak bu konser. Tabii bunun dışında Angela Hewitt’den “İspanyol Manzaraları”, Alliage Quartet’ten “Paris Dans Ediyor” konseri, Schubertiade, Franz Liszt Oda Orkestrası, Borodin Quartet, Kim Kashkashian konserleri dünyanın pek çok yerinden manzaralar sunacak bizlere.

-İKSV her yıl çıtayı yükseltiyor. Genç müzisyenlere de el uzatıyor. Bu festivalin bir de misyon sırtlandığını düşünebiliriz sanırım.

Genç müzisyenler bizler için çok önemli, bu ülkenin geleceği onlar. Bu nedenle 9 yıldır festivalin açılış konserlerini ülkemizin gelecek vaat eden genç müzisyenleriyle gerçekleştiriyoruz. Bu yıl açılış konserinde dinleyeceğimiz genç piyanist Can Çakmur, gerçekten özel bir yetenek. Aynı zamanda her yıl festival genç solistini sunan projemiz var. Bu yıl genç solistimizi flüt dalında seçtik. Bengisu Kömürcü Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Orkestrası eşliğinde ilk kez festival izleyicileriyle buluşacak. Tabii Barış İçin Müzik Orkestrası’nı da unutmamamız gerekir. Onlar da küçük topluluklarıyla festival süresince konser öncesi etkinliklerimizde yer alacak.

NEREDE? NE ZAMAN?

29 Haziran’a kada rsürecek. 43. İstanbulMüzik Festivali programına ve biletlerine muzik.iksv.org adresinden ulaşılabilir.

SAYILARLA MÜZİK FESTIVALİ

-Festival 42 yılda 3 bine yakın etkinlik gerçekleştirdi.

-Bu yıl yaklaşık 25 bin seyirciye ulaşacak.

-İstanbul Müzik Festivali gençleri desteklemek ve müziğe teşvik etmek amacıyla, 2007 yılından bu yana festivalin açılış konserlerinde genç müzisyenlere programında yer veriyor.

-Aynı şekilde İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40. yılında (2012), geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkıda bulunmak amacıyla, vakfın kurucuları arasında yer alan ve Türkiye’de operanın gelişmesine büyük katkıda bulunan Aydın Gün anısına başlattığı teşvik ödülü, her yıl klasik müzik alanında bir gence veriliyor.

-İKSV, Barış İçin Müzik Vakfı’nın gelişimine, uluslararası arenada yer edinmesine ve sürdürülebilirliğine yönelik çalışmalar yürütecek; destekçi arayışı, iletişim çalışmaları ve organizasyona yönelik konularda da 2013 yılından beri kurumsal partnerliğini üstleniyor.

PROF. FİLİZ ALİ: BEREZOVSKY’NİN KONSERİ KAÇMAMALI

İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü’ne layık görülen Prof. Filiz Ali ödülünü yarın akşam alacak. Ali’den konserlerde en ön sıralarda olacağı, heyecanla beklediği konserleri aldık.

“Ödülü aldığımı duyduğumda benim için büyük bir sürpriz oldu. Ödül alma amacıyla değil, içtenlikle yaptığım ve bu nedenle ödüllendirildiğim için çok mutlu oldum. İKSV tarafından verilmesi benim için ayrıca anlamlı. Kurucularını da yakinen tanırım. İstanbul Müzik Festivali sayesinde dinleyebileceğimizi ummadığımız müzisyenler getirildi. Eskiden kaliteli müziğe ulaşmak gerçekten çok zordu.

Yaşam boyu başarı ödülü alacak olan Borodin kuarteti ile son zamanların en ilgi çeken piyanistlerinden Berezovsky’nin konserine gitmeyi çok istiyorum. Tabii AIMA Festival Orkestrası’nın Alexander Rudin ve Julian Milkis ile verecekleri konser de çok önemli. Ermeni bestecilerin eserlerinin de yorumlanacağı Kim Kashkashian & Peter Nagy konserine de gitmeyi çok isterim.”

ÇANAKKALE MUHAREBELERİNİN 100. YILI ŞEREFİNE

43. İstanbul Müzik Festivali, besteci, keman virtüözü ve şef Hasan Niyazi Tura’ya festival tarafından sipariş edilen “Şehidin Türküsü” eserinin dünya prömiyeriyle başlayacak. Tura şöyle diyor: “Festivalde dinleyicilerin duyacağı ilk notaların bestecisi olmak heyecan verici. İKSV’nin Çanakkale muharebelerinin 100. yılı şerefine bir eser ısmarlaması ve ortaya çıkan yeni eserimde Çanakkale gazisi büyükbabam Mustafa Niyazi Tura’nın, söz ve müziğini yazdığı türküsünü bir aile yadigârı olmaktan daha ileriye taşımam tarifi zor ama çok güzel duygular.”

“GENÇLERE BÜYÜK SALONLARDA ÇALMA İMKANI VERİLİYOR”

Türkiye’nin dört bir yanında ve yurtdışında eğitimlerini sürdüren 24 yaş altı flütçüler arasından Bengisu Kömürcü festivalde konuk olmaya hak kazandı. 22 yaşındaki Kömürcü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası ve şef Antonio Pirolli ile aynı sahnede olacak. İleride eğitimci olmak isteyen Kömürcü, “İstanbul Müzik Festivali’nin çok dolu bir tarihi var. Her zaman önemli müzisyenleri ağırladı, bu sene de öyle olacak. Biz gençlere de yer veriliyor olması çok anlamlı. Çünkü maalesef bugün ülkemizde büyük bir kitleye haber verip, böyle salonlarda çalma imkânımız yok. 20 Haziran’daki konserim için de çok heyecanlıyım. Bunu bir başlangıç olarak görüyorum. Gelişmeye devam etmeyi ve ileride öğrenci yetiştirmeyi hedefliyorum” diyor.

PİYANİST ANGELA HEWİTT: BENCE HER ŞEY HARİKA OLACAK

“1700’lerde Domenico Scarlatti’nin yazdığı sonatlarının yanı sıra Albeniz’in süiti, Granados’un dansları ve Falla’nın fantezilerini çalmak ve dinlemek ilginç ve etkileyici bir deneyim. Bu isimler fevkalade eserler yazdı ve piyanistlerin neler yapabileceğini gözler önüne serdi. Bu konser için ben de çok heyecanlıyım. İstanbul’da birkaç kere çalmama rağmen İstanbul Müzik Festivali benim için ilk olacak, bu yüzden çok heyecanlıyım fakat bence harika olacak! Umarım dinleyiciler de memnun kalır.”

GABOR BOLDOCZKİ: YENİ TROMPET KONÇERTOLARI GEREK

“İstanbul’un görkemli Osmanlı saray ve bahçelerinin yanı sıra gece hayatı etkileyici. Fazıl Say ile birkaç kere çaldım, harikaydı. Gülsin Onay ile yeni bir müzikal işbirliği gerçekleştirecek olmanın heyecanını yaşıyorum. Yakında İstanbul’a yeni trompet konçertoları getirmek istiyorum.”

Kaynak: Habertürk

15. afyonkarahisar caz festivali

afyon-caz-festivaliGenel Sanat Yönetmenliğini Hüseyin Başkadem’in üstlendiği Afyonkarahisar Caz Festivali 1-8 Haziran tarihleri arasında on beşinci yılına merhaba diyecek. Bu yılki Festival 2013 yılında kaybettiğimiz Babylon ve Pozitif’in kurucusu Mehmet Uluğ anısına gerçekleştirilecek. Uluğ, müzik dünyasında Afyon Caz Festivali’ni  ilk yıllarından itibaren destekleyen az sayıdaki isimden biriydi.

Anadolu ’nun bu en uzun soluklu festivaline her yıl olduğu gibi bu yıl da yerli ve yabancı müzisyenler katılıyor. Festival ilk kez dünya cazının en önemli piyanist, orkestra lideri ve bestecilerinden Milan Svoboda’yı ağırlayacak olmanın heyecanını taşıyor. Svoboda kendi adını taşıyan kuartetiyle ve ikili olarak iki farklı konserle Ali Çetinkaya Tren Garı’nda Afyonlu cazseverlerle buluşacak.

 

Hüseyin Başkadem

Bu yılki Festivalin diğer sürprizi ise ülkemizden; kendine özgü yorumculuk tarzıyla büyük şöhret kazanan Öykü Gürman. Gürman değerli müzik adamı Orhan Şallıel ile birlikte gerçekleştireceği konseriyle ilk kez Afyon Caz Festivali’nde olacak.

Açılışta Petra Brabencova ve M.K. Band ile Los Quemados caz topluluklarından iki farklı caz esintisi

Petra Brabencova ve M.K. Band  Caz Altılısı hepsi de önemli müzisyenler olan Petra Brabencova – vokal, Milan Krajic – tenor saksofon/orkestra lideri, Marek Prokop – alto saksofon, Johnnie Balek – klavye, Filip Spaleny – bas gitar ve Michael Nosek‘ten – davul oluşuyor. 2 Haziran’da gerçekleştirilecek Açılış Konseri Festivalin klasikleşen tarihi mekanı Ali Çetinkaya Tren Garı’nda olacak.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası ve Şef Kemal Günüç, Öykü Gürman-Orhan Şallıel ikilisinin konseri, Baturay Yarkın Altılısı festivalin diğer konserler i arasında. Festivalin en fazla sevilen olmazsa olmaz bölümlerinden ‘Okul Söyleşileri’  ve konserleri bu yıl da devam edecek. Ayrıca Yavuz Özkan’ın İstanbul’da Aşk Belgeseli gösterilecek, Ali Çetinkaya Tren Garı’nda Devrim Erbil Resim Sergisi ve Aykut Uslutekin Caz Fotoğrafları Sergisi açılacak.

Bu yıl Festivalin gerçekleştirilebilmesinde kamu kuruluşlarının desteği öne çıkıyor. Desteğini her yıl sürdüren Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın yanı sıra; Afyonkarahisar Valiliği de kurumsal katkılarıyla zayıf kalan yerel desteklere karşın Festivale destek oldu. Ayrıca Afyonkarahisar İl Özel İdaresi, Afyonkarahisar Belediyesi ve TCDD Afyonkarahisar 7. Bölge Müdürlüğü de festivalin destekçileri arasında yer aldı. Pozitif Live ise Festivale destek veren ulusal kuruluşlar asrasında. Yerel sponsorlar ise Nur Lokantası, Genhan, Afyon Mermer ve Özer Band.

 

Gitar Klinik Workshop Nar Sanat Etkinliği.

gitar-kursu-40Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği katkısıyla Özel Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Özdemir KALYONCU tarafından 10 Mayıs Pazar günü olacak etkinliğe, tüm müzik öğrencileri davetlidir. Enstrümanınız ne olursa olsun, hangi seviyede olursanız olun, kliniğe katılarak diğer müzisyenlerle tanışma fırsatı yakaladı. Hızlı öğrenme teknikleri, doğru çalışma, teori ve armoni üzerine fikirler ile başlayan klinik doğaçlama teknikleri ve soru cevap ile bitti. Katılımcılar Nar Sanat eğitmenlerinden Can Başarır’ın da katılımıyla mini konser havasında müzik dolu bir pazar günü geçirdi.

 

VİDEOLAR

FOTOĞRAFLAR

 

 

gitar-klinikNar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği katkısıyla Özel Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Özdemir KALYONCU tarafından 10 Mayıs Pazar günü olacak etkinliğe, tüm müzik öğrencileri davetlidir. Enstrümanınız ne olursa olsun, hangi seviyede olursanız olun, kliniğe katılarak diğer müzisyenlerle tanışma fırsatı yakalayın. Hızlı öğrenme teknikleri, doğru çalışma, teori ve armoni üzerine fikirler ile başlayacak olan klinik doğaçlama teknikleri ve soru cevap ile bitecek. Jam Session : çeşitli müzisyenlerin ve öğretmenlerin, yazılı bir müzik olmadan, ortalama seviyeye uygun doğaçlama yapmasıdır. Etkinliğin sonunda yapılacaktır. Nar Sanat eğitmenlerinden Can Başarır’ın da katılımıyla müzik dolu bir pazar günü geçirin…

Etkinlik Nar Sahnesi’ne 10 Mayıs Pazar Günü Saat:16:00’da.

Özdemir Kalyoncu’nun çeşitli konser görüntüleri ve fotoğrafları :

Özdemir KALYONCU Kimdir?

Özdemir Kalyoncu, 1980 yılında İstanbul’da doğdu. 10 yaşında gitarla tanıştı ve bir daha elinden bırakmadı. Üniversite yılları boyunca, 60’lı, 70’li ve 80’li yılların Blues ve Rock parçalarını coverlayan grupların içinde oldu, barlarda çaldı. Bu stajı tamamladığına inandıktan sonra, uzun ve zorlu bir sürecin ardından, Hollanda Utrecht The School of Arts Jazz Department’a kabul edildi. Hollanda’da yaşadığı sürece, farklı kültür ve müzik tarzlarını tanıma fırsatı buldu. Kendi kurduğu Seeds of Dub grubuyla Hollanda, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminde turneler yaptı. Başarıyla mezun oldu. Halen öğretmenliğe ve öğrenmeye devam edip, yurt içi ve yurt dışı projelerde yer almaya devam ediyor.