Şunun için etiket arşivi: Konser

Ünlü Türk flüt virtüözü Şefika Kutluer, İspanya’nın başkenti Madrid’in seçkin kulüplerinden Casino de Madrid’de özel bir konser verdi. Kulübün 21. Müzikal Etkinlikleri kapsamında 2016’nın ilk konserini veren Şefika Kutluer beğeni topladı.

Kraliyet Salonu’nda iki bölümden oluşan konserde Kutluer, Sebastian Bach, Christoph Willibald Glück, Maurice Ravel ve Georges Bizet’in yanısıra Türk besteci Ekrem Zeki Ün’ün “Yunus’un mezarında” adlı eserini de sahneledi.

Kutluer’e konser boyunca Azeri piyano sanatçısı Naile Ahmedova eşlik etti. Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ömer Önhon’un da aralarında olduğu bazı büyükelçilerin ve kulüp üyelerinin izlediği konser sonrasında Kutluer, salondan büyük alkış aldı.

İKİNCİ KONSER ENDÜLÜS’TE

54 yaşındaki sanatçı İspanya’daki ikinci konserini Endülüs bölgesinin Granada kentindeki Federico Garcia Lorca Tiyatrosu’nda yarın verecek.

Ankara Devlet Konservatuarı mezunu olan Şefika Kutluer, daha sonra kariyerine Viyana ve Roma’da devam etti. New York Times gazetesinde yayımlanan bir yazıda kendisi için yapılan “Sihirli flüt” yakıştırması Kutluer’in lakabı oldu. Kutluer, Türkiye ve dünyada birçok ödüle layık görülürken 2012 yılında UNICEF’in “İyi Niyet Elçisi” oldu.

sihirli-flut-madridlileri-buyuledi,iQOUgzYnqE-_QDKFReXFmQ (1)

Ludus Ensemble, 7 Mart Pazartesi günü Martı Klasiklerinde “Sıra dışı bir kadının müzikli dünyası: Clara Schumann” başlıklı dinleti-söyleşinin konuğu.

 Dinletinin söyleşi bölümünü Aydın Büke idare edecek.

Ludus Ensemble, Martı Klasikleri dahilinde, Dünya Kadınlar Günü için 7 Mart Pazartesi saat 20’de  Martı İstanbul Hotel’de düzenlenen müzikli söyleşide Clara Schumann’ın Piyano Trio’su ile kadın duyarlılığının izini sürüyor.

Dinletide Ludus Ensemble’ın üç değerli üyesi; Banu Selin Aşan- Keman & Seren Karabey – Viyolonsel & Elif Gökçe Tuğrul – Piyano yer alıyor.

“Romantizmin Işığı Clara ” kitabının yazarı Aydın Büke, “19.Yüzyılda Kadın Besteci” olmak üzerine müzisyenlerle sohbet ediyor.

Ludus Ensemble’ın muhteşem yorumu ve değerli müzisyen ve yazar Aydın Büke’nin genç müzisyenler ile sohbeti kaçırılmaz.  Anısı belleklerde kalacak bu harika geceye eşlik etmek isteyen müzikseverlerin biletleri Biletix ve konser öncesi Martı Otel’den temin etmeleri mümkün. Ludus Ensemble Dünya Kadınlar Günü konserinin  biletleri,  tüm kadın ve emekli dinleyeciler için indirimli!

“Ludus Ensemble, 2013 yılında, eğitimlerini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda almış dört genç müzisyen tarafından kuruldu. Banu Selin Aşan, Tuna Erten, Seren Karabey ve Elif Gökçe Tuğrul, Ludus Ensemble’ı kurarken, 2000li yıllarda İstanbul’da yaşayan genç klasik müzik yorumcuları olarak, ülkeler ve kültürler arası sınırların şeffaflaştığı, geçmiş ve günümüz sanatının birbirini zenginleştirdiği düşüncesini çıkış noktası edindiler.

 Dünyanın farklı coğrafyalarından ve zaman dilimlerinden bestecilerin eserlerini yorumlamak, Ludus Ensemble’ın üyelerine, zamanın ve mekanın sürekli değiştiği bir oyuna dahil olmak hissini verdiğinden, oluşumlarına isim olarak Latince ‘oyun’ anlamına gelen ‘ludus’u’ seçtiler.

Ludus Ensemble, dinleyicilerini zaman ve mekan ötesi yolculuklara davet ederek, klasik müziğin heyecan veren renkli dünyasını paylaşmayı hedefliyorlar. Ludus Ensemble üyeleri (keman,viyolonsel, piyano) 2014 Ekim’den beri Türk Eğitim Vakfı Güsel Bilal Yurt dışı Bursu ile Hamburg Hochschule für Musik und Theater’de Prof.Niklas Schmidt ile ‘Oda Müziği’ yüksek lisans çalışmalarına devam ediyorlar.”

Ludus Ensemble diğer konserleri:
– 12 Mart Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi Kış Konseri AIMA Yalısı

– 14 Mart Bodrum

– 16 Mart Summart Sanat Merkezi / İSTANBUL

Ludus Ensemble bu konserde Fransız besteci Jean Francaix’nin triosu, Arjantinli bandoneon sanatçısı ve besteci Astor Piazzolla’nın 4 Mevsim’i ve Amerikalı besteci Paul Schoenfield’in Cafe Music’ini seslendirecek olan Ludus Ensemble, Summart’ta gerçekleştireceği bu konserde dinleyicilerini caz etkilerinin hissedileceği farklı bir dünyaya çağırıyor.. 

7 Mart Pazartesi Ludus Ensemble Martı Klasiklerinde1

http://www.summart.org/tr/summart-sahne/gelecek-etkinlikler/ludus-ensemble/i-178
– 10 Nisan Jesteburg/Hamburg

– 19-20-21 Mayıs Avusturya Turnesi

– 31 Mayıs Süreyya Operası

– 16 Haziran Laeiszhalle/Hamburg

zeki müren konseriTürkiye’nin “Sanat Güneşi” Zeki Müren, ölümünün 20. yılında çok özel bir konserle anılıyor…

Emel Sayın’dan Nükhet Duru’ya, Kenan Doğulu’dan Yonca Lodi’ye, Zara’dan Gökhan Tepe’ye Türkiye’nin en sevilen yorumcuları Zeki Müren şarkıları yorumluyor…

Mirasını bağışladığı Türk Eğitim Vakfı ve TSK Mehmetçik Vakfı tarafından düzenlenen, Osmantan Erkır’ın barkovizyonda Zeki Müren’le sunduğu bu çok özel gece 26 Şubat Cuma 21.15’te NTV’de..

sihirli-flut-madridlileri-buyuledi

Ünlü Türk flüt virtüözü Şefika Kutluer, İspanya’nın başkenti Madrid’in seçkin kulüplerinden Casino de Madrid’de özel bir konser verdi. Kulübün 21. Müzikal Etkinlikleri kapsamında 2016’nın ilk konserini veren Şefika Kutluer beğeni topladı.

sihirli-flut-madridlileri-buyulediKraliyet Salonu’nda iki bölümden oluşan konserde Kutluer, Sebastian Bach, Christoph Willibald Glück, Maurice Ravel ve Georges Bizet’in yanısıra Türk besteci Ekrem Zeki Ün’ün “Yunus’un mezarında” adlı eserini de sahneledi.

Kutluer’e konser boyunca Azeri piyano sanatçısı Naile Ahmedova eşlik etti. Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ömer Önhon’un da aralarında olduğu bazı büyükelçilerin ve kulüp üyelerinin izlediği konser sonrasında Kutluer, salondan büyük alkış aldı.

İKİNCİ KONSER ENDÜLÜS’TE

54 yaşındaki sanatçı İspanya’daki ikinci konserini Endülüs bölgesinin Granada kentindeki Federico Garcia Lorca Tiyatrosu’nda yarın verecek.

Ankara Devlet Konservatuarı mezunu olan Şefika Kutluer, daha sonra kariyerine Viyana ve Roma’da devam etti. New York Times gazetesinde yayımlanan bir yazıda kendisi için yapılan “Sihirli flüt” yakıştırması Kutluer’in lakabı oldu. Kutluer, Türkiye ve dünyada birçok ödüle layık görülürken 2012 yılında UNICEF’in “İyi Niyet Elçisi” oldu.

Oda Müziği -Murat Hasgün

Oda Müziği -Murat HasgünMüzik eğitiminin amaçlarından biri de, kendi müzik kültürümüzün yanında evrensel müzik kültürlerinin tanıtılması ve öğretilmesidir. Evrensel müzik kültürünün bir boyutu olan çok seslilik ise, geleneksel Türk müziğinin yapı ve ifade özelliklerine aykırı düşmemek koşuluyla önem arz etmektedir. Öyle ki Türk müziğinin çok seslendirilmesi ilgili yapılan bazı çalışmalar, müziğin geleneksel üslubunu yok etmiş ve bu durum, “Türk Müziğinde çok sesli çalışmalar yapılmalı mı, yapılmamalı mı” tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalar çok yaygın olmamakla birlikte hala süredursun, ben, ana hatlarına zarar vermemek şartıyla Türk Müziğinin çok seslendirilmesi konusunda herhangi bir sakınca görmüyorum. Hatta düşüncem o ki; aşırı koruyucu disiplinler, zaman zaman bu koruyuculuğu abartıp, Türk Müziği üzerinde baskıcı bir anlayış oluşturmuşlar ve bu durum, müziğimizin kendi kimliğini ‘paylaşmasına’, dolayısıyla gelişmesine engel olmuştur. Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, sanırım çok sesliliğe duyulan ön yargının yansıması.

Bu noktada, Çok Seslilik ve Oda Müziği konularını, tanımlardan yola çıkarak açıklamak yerinde olur.

Çok seslilik

Çok seslilik ile ilgili birden fazla tanım yapmak mümkün. Bir tanıma göre; “Aynı anda tınlayan seslerin, belli bir amaca yönelik olarak ve zamanla değişen görüşlere göre bir düzen içinde kaynaşmasıdır.”(Cangal, 1988:147). Başka ve daha geniş bir tanıma göre ise; “Birden fazla ses partisinin yer aldığı müzik. Gelişim süreci, Avrupa’da orta çağdan günümüze uzanır. 11.yüzyıldan başlayarak gelişen çok seslilik, yöntem bakımından iki genel yönelim izlemiştir: Birincisi Polyphoni (polifoni) olarak nitelenen kontrpuan tekniğine dayalı yatay çokseslilik; ikincisi, Homophonie (homofoni) denen armoni bilimi ve sanatına dayalı dikey çokseslilik. Çağdaş müzikte ilke olarak bu iki çok seslilik yöntemine bağlı kalınmamış yeni çok seslilik stil ve teknikleri geliştirilmiştir” (Say, 2002:135).

Çok seslendirme yönteminin ilk örnekleri barok çağın başlangıcı sayılan 1600 yıllarına rastlamaktadır. Rönesans (1450-1600) ve barok (1600-1750) çağın en önemli çok seslendirme yöntemi olan “kontrapunt”taki “yatay çokseslilik” örgüsüne karşıt olarak aynı anda tınlayan seslerin “dikey” ilişkisine dayanan armonik çok seslendirme, bütün barok çağ boyunca kontrapuntla yan yana (kimi zaman iç içe) kullanılmış olmasına karşın, kullanılan yöntemin teknik yanı ile ilgili yazılı açıklamalar ilk kez 1722 yılında Rameau tarafından yapılmış, konunun teknik yanını ifade eden “armoni bilgisi” terimi de ilk kez G.A.Sorge’nin “Armonik Özet ya da Armoni Bilgisi” (Conpendium harmonicum oder… Lehre von de Harmonie, 1760) başlıklı kitabında kullanılmıştır (bkz.,Cangal, 1999)

Türk Müziğinde çok seslilik

Türk müziğini ilk kez çok sesli yazan kişinin Sultan V. Murad olduğu bilinir. Sultan V. Murad Osmanlı padişahları arasında en çok batı tarzı eser vermiş olanıdır. Armonilenen ilk Türk parçası, Weber’in “Oberon” operasındaki bir Rumeli oyun havasıdır. Ülkemizde çok sesli müziğin gelişimi Cumhuriyet sonrası açılan müzik okulları, bandoların kurulması ve bestecilerimizin yurt dışına gönderilmeleri ile başlar. İlk olarak 19. yüzyılın ortalarında etkilerini gösteren batılaşmanın da etkisi ile tek sesli olan Osmanlı müziği, değişerek çok sesli hale geldi. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte Avrupa da müzik öğrenimi alan Cemal Reşit Rey, Türkiye’ye geri dönerek İstanbul kurslarında öğretmenlik yapmaya başladı. Öğretmenlik döneminde yetenekli gençlere müzik eğitimi vererek, onların Avrupa’ya gidip eğitim alması sağladı. Türk müziğine katkılarından dolayı, çok sesli Türk müziğine adları Türk beşleri olarak geçmiştir. Türk beşleri olarak bilinen isimler Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses’dir.

Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami Koral, Kemal İlerici, Ekrem Zeki Ün, Bülent Tarcan, Sabahattin Kalender, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, İlhan Usmanbaş, Bülent Arel, İlhan Mimaroğlu, Muammer Sun, Cenan Akın, Cengiz Tanç , Kemal Sünder, İlhan Baran, Yalçın Tura, Ali Doğan Sinangil gibi isimler ürünler vermişler ve vermeye devam etmektedirler. Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir. Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60′a yaklaşmıştır. Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk de çok sesli müziğe önem vermiştir. Atatürk çok sesli müziğin ülke çapında yaygınlaştırılması amacıyla en ünlüsü 1927 Sarayburnu söylevi olmak üzere bir çok konuşmasında konuyu gündeme getirmiştir.

Oda Müziği

Oda müziği, konser salonunun aksine bir odada veya küçük bir salonda çalınmak amacıyla yapılan ve genellikle çalgı toplulukları için yazılan, yaylı çalgılar dörtlüsünde olduğu gibi her partinin bir çalgıyla çalındığı klasik müzik formudur (Hutkinson Müzik Sözlüğü, 2004, sf.120). Oda müziği, bir zamanlar vokal müzik ve çalgısal müziği kapsardı. Ama bugün terim her bir partiden yalnız bir kişinin sorumlu olduğu (her partiyi tek bir çalgının çalması bakımından diğer orkestral müzikten ayrılır), sınırlı sayıda müzisyen için yazılmış çalgısal çalışmalar için kullanılmaktadır (Collins Müzik Ansiklopedisi, 1991, sf.113). Köken olarak “oda müziği” terimi bir misafir odasında veya küçük bir salonda sınırlı sayıda bir dinleyicinin önünde veya dinleyici olmadan ev ortamında gösteri için yazılan ve solo çalgılardan oluşan müziği ifade eder (Çelenk, 2001, sf.20).

Oda müziği terimi, sonat biçimindeki çalgı parçalarını belirtir. Başka bir deyişle bir grup çalgı için yazılmış sonat veya senfonidir. Wagner dışında 19. ve 20. Yüzyıl bestecilerinin çoğunluğu bu alana ilgi duymuşlardır. Günümüzde oda müziğinin alanı daha da genişlemiştir. Terim bir veya daha fazla çalgı için yazılmış sonatları, ikilileri, üçlüleri, dörtlüleri, beşlileri, altılıları kapsar. Solo veya eşlikli ses parçaları da bu kapsamdadır. (Say 1992, sf.966)

H.Ulrich’e (1966, sf. 2) göre oda müziği, alanı tanıyanlara keyif veren zengin bir kaynaktır. Bir kere literatürlerin en eğlenceli ve en kıymetli olanıdır. Müzik alanındaki amatörler bunu genelde hobi olarak yapar ve müzik alanındaki varlığını ona borçludur. Profesyonel müzisyen ise bu müziği gevşemek amacıyla ve başka hiçbir alanda bulamadığı bir hazzı yaşamak için kullanır. Hem müziksel hem de sosyal açıdan özel yetenek isteyen oda müziği, amatör ya da profesyonel olsun daha çok zevk için yapılır.

Türk Müziği bağlamında oda müziği

Türk müziğinin geleneksel icra yapısı ve ifadesine aykırı olmayacak şekilde, orkestra müziğinden farklı olarak, az sayıda müzisyenden oluşan küçük topluluklarca, konser salonundan daha küçük bir salonda çalınır. Oda müziği toplulukların­da orkestra şefi yoktur. Toplulukta uyum sağlama ve yönetme işini genellikle çalgıcılar­dan biri yürütür. Örneğin, bir yaylı çalgılar dörtlüsünde bu işi birinci keman üstlenir. Geleneksel oda müziği topluluğu “yaylı çalgılar dörtlüsü” biçimindedir.

Geleneksel çalgılarımızın oda müziği kimliğinde çok sesli bir pota içinde değerlendirilmeleri fikri, dönemin azınlıkları dikkate alınarak, 19. yüzyıldaki ilk nota yayınlarında piyano eşliği şeklinde başlamıştır 1930 sonrasında H. Saadettin Arel, arkadaşı Dr. Zühtü Rıza Tinel ile birlikte oluşturdukları “Kemençe Beşlemesi” hem bir ilk, hem bir mihenk taşı olmuştur. Fakat tüm bu ve benzeri atılımların, Arel’in vefatından sonra sessizliğe büründüğünü söylemek mümkün. Öyle ki günümüzde, Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, konuya spesifik bir örnek.

Sonuç

Örnek olarak Türk Halk Müziğini ele alırsak, bu müzik için ‘tek sesli’ demek, çokta doğru olmaz. Öyle ki halk müziğinin yapı taşı Bağlama, geleneksel olarak tek tel ile değil, tüm teller kullanılarak (yöre tavırlarına göre farklılık gösterebilir) çalınır. Nitekim alt tel, ana melodiyi çalarken, aynı anda orta ve üst tel, melodiye eşlik eder ve doğal bir çok seslilik oluşur. Bu mantıktan hareketle, kendi müziğimizi, tekrar söylüyorum, ana hatlarını bozmadan ve erozyona uğratmadan, geliştirmek ve ileri kuşaklara taşımak istiyorsak; geleneksel anlayışı bozmamak koşuluyla bu tür yeniliklere, başka bir tabirle bu tür buluşturmalara açık olmalıyız. Bağlama, senfoni orkestrasıyla, repertuarından ödün vermeden çalabilmeli veya bir tambur, oda müziği topluluklarına girebilmeli.

Demem o ki gelişime açık olmak, doğal olanı bozmayacaksa, ona zarar vermez.

*

Murat Hasgün ‘ün makalesini buradan indirebilirsiniz.


 

Bozkırdan Gelen Keman Sesi

Bozkırdan Gelen Keman Sesi İstanbul Üniversitesi öğrencileri 10 Aralık Perşembe günü yapılacak olan seminerde öğrenciler Köy Enstitülerini ve edebiyat alanına etkilerini konuşacaklar.

1940’lı yıllarda açılan Köy Enstitüleri 1954’e kadar çok büyük etki yarattı. Kültür derslerinden, ziraat dersleri ve teknik derslere kadar bir çok dersin verildiği Köy Enstitüleri’nde ise 17251 Köy Öğretmeni yetişti.

Köy Enstitülerinin yarattığı etkilerden birisi de kültür sanat alanında oldu. Mandolin, keman, bağlama gibi bir çok çalgı eğitiminin verildiği Köy Enstitüleri’nde konserler düzenlenmiş ve  tiyatro oyunları oynanmış, bunun yanı sıra Köy Enstitüleri halk dünya edebiyatıyla tanışmıştı.

İstanbul Üniversitesi’nde faaliyet göstermekte olan  Mavi Çınar Edebiyat Topluluğu da, düzenleyeceği bir etkinlikle Köy Enstitüleri’nin edebiyata etkileri ve yarattığı edebiyatı isimli  konuya yer vererek , etkinlikte, aydınlanma ürünü olan Köy Enstitülerinin yarattığı edebiyatı ve bu edebiyatın yarattığı iklimin geçmişe ve günümüze etkilerini Köy Enstitüsü Mezunlarından Yazar Yusuf Ziya Bahadınlı ve Edebiyat Eleştirmeni B.Sadık Albayrak anlatacak.

‘Bozkırdan Gelen Keman Sesi – Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat’ başlığıyla duyurulan etkinlik 10 Aralık Perşembe günü saat 14’te Yeşil Kafe’de (İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi yanı) düzenlenecek.

 

thumbs_b_c_520b73b6c7ca8cbedb3e16cd139879b6.jpg

“Sinatra and Friends” konseri, Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Frank Sinatra’nın 100. yaşı anısına düzenlenen “Sinatra and Friends” konseri, Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Yapı Kredi ana sponsorluğunda ve IEG Live organizasyonuyla “Good Music in Town” kapsamında yapılacak etkinlik, 20, 21 ve 22 Kasım’da izlenebilecek.

Rat Pack’in canlı performanslarını ve eğlenceli şovlarını yansıtacak gösteride Frank Sinatra’yı Tam Ward, Sammy Davis Jr.ı George Danial Long, Dean Martin’i ise Mark Adams canlandıracak.

West End ekibi, Rat Pack’in efsane isimlerinin görünüşleri, mimikleri, sesleri, esprileri, dansları ve efsane şarkılarını, FS Big Band Orkestrası eşliğinde sahneye koyacak.

Yaklaşık 10 yıldır Londra’da sahnelenen gösteri bugüne kadar, dünya çapında 1 milyondan fazla kişi tarafından canlı olarak izlendi.

Zaman zaman sizlerle internet veya basılı yayınlarda bulduğumuz yazı ve makaleleri sizlerle paylaşıyoruz. Yine sanat okumalarımızın birinde bulduğumuz yayını sizlerle paylaşmak istiyoruz. İyi okumalar.

 

Photo by David Morand.

Photo by David Morand.

Araştırmalara göre, küçük yaşta piyano çalmaya başlamak zihinsel gelişimi olumlu yönde etkiliyor.

Bir piyano görüp de tuşlarına basarak farklı sesler çıkarmaktan hoşlanmayan çocuk neredeyse yok gibidir… Piyano çalmaya başlayan bir çocuk için piyanosu, basit bir müzik aletinden çok daha fazla şey ifade eder. Çünkü o her çocuğun kendini anlatabileceği eşsiz bir araç…

Uzmanlar piyano çalmanın saymakla bitmeyen artıları olduğunu vurguluyor. Kendine olan güveni artan çocuk, aynı zamanda en çok ihtiyacı olan şeye kavuşuyor, yani farkediliyor. Bunun dışında son zamanlarda Amerika’da yapılan bir araştırmanın ortaya çıkardığı sonuçlar da piyano ve zeka arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koydu. Fizikçi Gordon L. Shaw ve psikolog Frances H. Rauscher’in 78 çocuk üzerinde yaptığı araştırmaya göre, okul öncesi çocuklara piyano dersi vermek, çocukların zihinsel yapısını geliştiriyor ve bu çocuklar öncelikle matematik ve fen dallarında olmak üzere pek çok alanda diğerlerine göre daha başarılı oluyor. Deney küçük çocuklar üzerinde yapılmış olsa da, 12 yaşına kadar alınan piyano derslerinin zekanın gelişiminde aynı etkiyi yaratacağı belirtiliyor.

Çoğu piyano öğretmeni, piyanoya küçük yaşta başlanması konusunda hemfikir. Çocuğun küçük yaşta öğrendikleri hem daha iyi yerleşiyor hem de zihinsel gelişimine katkıda bulunuyor. Ayrıca yaş büyüyüp, gençlik yılları başladıkça okul ve kulüp aktiviteleri, sevgililer, bilgisayar oyunları, diskolar, seyahatler gibi pek çok etken çocuğun ilgi alanının dağılmasına ve yeteri kadar olaya konsantre olamamasına neden oluyor. Ama piyano ve müzik sevgisi çocuğun ruhuna küçük yaşta işlendiğinde, sonradan gelen tüm aktiviteler ikinci derecede önem taşıyor. İster ünlü bir piyanist olsun, isterse piyanoyu bir hobi olarak devam ettirsin, piyano çalacak olan çocuğun yaşının çok ilerlemeden piyano başına oturması öneriliyor.

Piyano Eğitiminde öğretmenin önemi

piyano ve öğretmen

Herşeyde olduğu gibi piyano eğitimine verilen tepki de çocuktan çocuğa büyük farklılıklar gösteriyor. Kimileri sabırlı ve çalışkan olurken, kimi çocuk da çok kabiliyetli olduğu halde çabuk sıkılabiliyor. Bu konuda ailelere düşen görev özellikle küçük yaşlardaki çocukları gereksiz yere hırpalamamaları. Yani olayın kilit noktası çocuklara aşırı yüklenmemekte. Her çocuk mükemmel piyano çalacak diye birşey yok. Zaten müzik eğitimi alması için çocuğun ille de çok yetenekli olması gerekmiyor. Ama bir virtüöz olmasalar bile piyano çalan çocukların ileriki yaşamlarında pek çok alanda daha başarılı olacakları, algılama ve öğrenme kapasitelerinin artacağı, koordinasyon kurma yeteneklerinin ve yaratıcılıklarının gelişeceği de gözden çıkarılmaması gereken gerçekler arasında…

Bu yeni girişimdeki en önemli unsurlardan biri hiç kuşkusuz çocuk ve piyano öğretmeni arasında kurulan ilişki. Piyanoya yeni başlayan bir çocuk için en önemli ders, piyano ve öğretmeniyle tanıştığı ilk ders… Öğretmen kendini çocuğa nasıl tanıtırsa, sonraki dersler de o yolda devam ediyor. Piyano öğretmenleri bir sanat öğretmeni olarak, çocuğun müziksel potansiyelinin açığa çıkmasına yardımcı oluyor. İşte bu nedenle de çocuğun kendini öğretmenin yanında rahat hissetmesi, onun kendisini anladığına inanması gerekiyor.

Öğretmenler biraz da öğrencilerin yaşına göre davranmak zorunda. Küçük çocuklara ders veren bir öğretmenin çocuğun limitlerini iyi algılayarak gereksiz yere zorlamaması gerekiyor. Çocuğa piyano çalmanın nasıl eğlenceli olabileceğinin öğretilmesi şart. Öğrenciler, yaşları büyüdükçe öğretmenden ona saygı duymasını ve doğru ile yanlışı kendisine göstermesini bekliyorlar. Öğretmen gerçekten çok önemli, çünkü öğrenme isteği, öğretmenin öğretme isteği ile çok yakından ilgili.

Neden Klasik Piyano

piyANO VE COCUK

Günümüzde piyano eğitimi denince akla hemen klasik piyano eğitimi geliyor. Oysa radyoyu ya da televizyonu açtığımızda klasik müziğe çok nadiren rastlanıyor. Genelde hep pop, rock ya da alternatif müzikler duyan çocuklar neden Bach, Chopin ya daBeethoven çalmaya zorlanıyor? Klasik müzik eğtimi veren öğretmenler bunun çok önemli nedenleri olduğunu söylüyor. Bir kere klasik müzik son derece matematiksel bir yapı içeriyor. Uzmanların zihinsel gelişimi sağladığını söyledikleri tüm matematiksel yapı bu müziğin içinde var. Günümüzün stillerinin çoğunun çıkış noktası da klasik müzik. Bu nedenle müzik aleti çalmada ve bestelemede klasik metodların kullanımı son derece etkili oluyor. Popüler bir şarkıyı çalan birinin klasik müzik geçmişi olması büyük bir avantaj sağlıyor. Çünkü, klasik müzik çalmış biri çalarken daha gelişmiş teknikleri kullanabiliyor ve daha iyi sesler çıkarabiliyor.

Çocukların piyano öğrenmelerindeki en önemli unsurlardan biri de evdeki piyanonun akordu… Çocuğun aldığı dersten ve çaldıklarından zevk alıp, motive olabilmesi için piyanosundan doğru seslerin çıkması gerekiyor.

Müzik eğitiminin en önemli kısımlarından birisi de kulak eğitimi… Bu nedenle piyanonun akort edilmesi önemli bir etken. Bir piyanonun hangi sıklıkta akort edilmesi gerektiğni bulunduğu ortamın nemliliği belirliyor. Ortamın ne çok kuru ne de çok nemli olması gerekiyor. İklim etkilerini en aza indirmenin bir yolu da piyanoyu sık sık açılıp kapanan kapılardan ve pencerelerden uzak bir yere koymak. Doğrudan güneş ışığı alan yerler, şömine ve havalandırma yanları da piyanonun durması için uygun olmayan yerlerin başında geliyor.

NE DÜŞÜNÜYORLAR

Her çocuğa farklı yaklaşım

M.S.Ü Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Filiz Ali:

‘‘Piyano çalmak bir koordinasyon meselesi. Çocuk ergenlik çağına geldiğinde, küçükken otomatik olarak öğrenilen şeylerin öğretilmesi de zorlaşıyor. Piyanoya başlanması için en ideal yaş bence 5-7 arası. Tabii ki 3-4 yaşlarındayken evlerinde piyano olup da bu müzik aletiyle erken tanışan çocuklar da olabilir. Bunlarda o yaşlarda üstün bir yetenek görülürse, birşeyler öğretilmeye başlayabilir. Çocuklara piyano öğretmenin çeşitli metodları var. Yıllarca ders vermiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, her çocuğa aynı metodu uygulamak imkansız. Her çocuğa farklı yaklaşmalı.’’

6-8 yaş daha başarılı

Müzik araştırmacısı, piyano öğretmeni Leyla Pamir:

‘‘35 yıldır piyano dersi veriyorum ve pek çok öğrencim oldu. Heidenberg Üniversitesi’nde okuduğum sırada piyano pedagojisi dersleri de aldım. Çok iyi Almanca bildiğim için sonradan orada da hocalık yaptım. Ama şimdiki ortam zor. Farklı müzikler, seyahatler, diskolor, eğlence hayatı falan filan derken çocukların köklü bir müzik eğitimi alabilmeleri giderek zorlaşıyor. Herkes harika çocuk olmadığından dört yaştaki her çocuktan mucize beklememek gerekiyor. Onlara öncelikle melodiyi doğru algılamaları öğretilmeli. Çocuğun kulağı olmadığı durumlarda bile istekli bir çocuksa kulağı geliştirilebilir. Normalde 6-8 yaşlarındaki çocuklardan daha iyi performans alıyorum. 4-5 yaş için başlanmaz demiyorum, ama kabiliyet ve isteğin olması lazım, aksi takdirde çocuk çalışmayabiliyor ve problem çıkıyor. İstisnalar da çıkmıyor değil elbette.’’

Üç yaşında başlayabilir

Çocuk Psikoloğu Murat Güvençer: ‘‘

Sadece piyano değil, başka müzik aletlerinin öğrenilmesi de çocuklar için büyük faydalar sağlıyor. Sinir sisteminde sinaps denilen bağlantı noktaları var. Herşey orada birleşiyor. Bu bağlantılar ne kadar çok artarsa, çocuk zihinsel olarak da o kadar gelişmiş oluyor. Ancak piyano eğitiminin özellikle küçük çocuklarda baskıyla yapılmaması gerekiyor. M İnce motor denilen parmak becerisi üç yaş civarında kazanılıyor. Buradan yola çıkarsak bir çocuğun üç yaşından itibaren piyano çalabileceğini söyleyebiliriz.’’

Okul öncesi

okul öncesi piyano

çocukların piyano dersi alması, çocukların zihinsel yapılarını geliştiriyor ve bu çocuklar öncelikle metametik ve fen dallarında olmak üzere pek çok alanda diğerlerine göre daha başarılı oluyor.

Kimileri yuva ve kimileriyse ilkokul çağında olan bu minikler, sınavla girdikleri İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’ne yarı zamanlı olarak devam ediyorlar.

 

Kaynak: Hürriyet Gazetesi

Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan 25’inci Akbank Caz Festivali’nin basın toplantısı 10.9.2015   yapıldı.

akbank caz

21 Ekim- 1 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan festival kapsamında; saksafon virtüözlerinden David Sanborn, dünyanın sayılı davulcuları arasında gösterilen Manu Katche ve cazın iki büyük ismi John Scofiled ile Joe Lovano konser verecek. Ünlü bas gitarist Tom Jenkinson de sıradışı projesi ‘Squarepusher’ ile sanatseverlerle buluşacak. Festival kapsamında her sene gerçekleştirilen ‘Kampüste Caz’ etkinliği de bu sene 3-14 Kasım tarihleri arasında sekiz farklı şehirdeki üniversitelerde yapılacak.

25-akbank-caz-festivali-nden

Liselerde caz atölyeleri ile gençler caz müziğini ve enstrümanlarını daha da yakından tanıma fırsatı bulacak. Akbank Caz Festivali’ndeki ‘Şehrin İyi Hali’ projeleri kapsamında toplum yararına projelerde gönüllü olan 400 üniversiteli, 30 Ekim günü Volkswagen Arena’da gerçekleştirilecek ‘Belle&Sebastian’ konserini en önden izleyebilecek. Festival boyunca aralarında Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Akbank Sanat ve Moda Sahnesi’nin de bulunduğu 16 ayrı mekanda 55 konser, dört panel, 13 atölye gerçekleştirilecek. Festivalin biletleri Biletix’ten satışa çıktı.

Ustaya Saygı gecesinde sahne alacak sanatçılar  10 Eylül 2015 Perşembe günü basın toplantısı gerçekleştirildi.

4-uluslararasi-klarnet-festivali-basliyor

Barış Manço anısına Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 17 Eylül’de 4. Uluslararası Klarnet Festivali kapsamında düzenlenecek “Ustaya Saygı” gecesinde ünlü isimler sahne alacak.

Malta Köşkü’nde düzenlenen basın toplantısına katılan festivalin sanat direktörü Serkan Çağrı, yarın başlayacak festivalde, Türkiye’de sanatıyla “ilaç” olan sanatçıların anıldığını söyledi.

Çağrı, “Ustaya Saygı” gecesinin kendileri için büyük önem arz ettiğini dile getirerek, “Bu yıl İkinci Dünya Savaşı sonrası insanların barışa, dostluğa, kardeşliğe hasret kaldığı yıllarda doğmuş ve adına ‘Barış’ denilmiş büyük bir sanatçı için toplandık” diye konuştu.

“ÜLKEMİZİN AĞITLARININ DEĞİL, TÜRKÜLERİNİN SÖYLENECEĞİ GÜNLERİ UMUTLA BEKLİYORUZ”

Sanatçı olarak son günlerde yaşanan terör saldırılarının acısını derinden hissettiklerini kaydeden Çağrı, şunları aktardı:

“Ülke olarak çok hassas, hepimizin duygularını sarsan günlerden geçiyoruz. Ülkemizin ağıtlarının değil, türkülerinin söyleneceği günleri umutla bekliyoruz. Benim enstrümanım, ben ne yaşıyorsam onun sesiyle insanlara ulaşıyor. Bazen enstrümanımı çalarken ağladığımda, onun sesinin de ağlak olduğunu duyanlar oluyor.”

Serkan Çağrı, müziğin eğlence aracı olarak lanse edilmesine tepki göstererek, “Yıllardır müziğin eğlence olarak kafamıza yerleştirilmesinden dolayı, müziğin ifade edildiği her yeri eğlence şeklinde algılamamız için yönlendirildik. Böyle hassas dönemlerde kendi sanatımızı bir kenara bırakıp söyleyemediğimiz sözlerle birbirimize bakakalıyoruz. Bu bizi üzüyor” dedi.

ÇAĞRI: “SOKAK KONSERLERİNİ GERİ ÇEKTİK”

Böyle bir dönemde sokak konserlerini yapmayı uygun bulmadıklarını sözlerine ekleyen Çağrı, şöyle konuştu:

“Festival dolayısıyla sokaklarda müziği yayarak ‘İstanbul Nefes Alıyor’ demiştik ancak yurt dışından yaklaşık yüz kişinin katılacağı sokak konserlerini böyle bir dönemde yapmayı uygun bulmadık ve salon konserlerimiz hariç bütün konserlerimizi geri çektik.”

LİNET: “İNSANLARA İLAÇ OLMAYA ÇALIŞIYORUZ”

Toplantıya katılan sanatçı Linet, sanatın her zaman eğlence anlamına gelmediğini vurgulayarak, duygularını şu sözlerle ifade etti:

“Sesimle, duygularımı daha rahat bir şekilde ifade edebiliyorum. Hep birlikte çok zor bir durum içerisinde bir şeyleri başarmaya çalışıyoruz. Dediğimiz gibi, sanat her zaman ‘eller havaya’ değildir. Biz, duyguları nefesimizle birleştirip, insanlara ilaç olmaya çalışıyoruz. Barış Manço’nun önderliği altında, böyle bir geceyi yaşatabilirsek çok mutlu olacağım. Acıları hem ses hem de nefes ile birlikte paylaşalım.”

Barış Manço’nun oğlu Doğukan Manço, babasının herkese hitap eden evrensel bir insan olduğunu dile getirerek, “Barış Manço, bugünlerde ihtiyacımız olan ‘barış’ı bize yansıtan bir değerdi. Böyle bir gecenin, onun bize bıraktığı değerleri genç nesillere aktarmanın yolu olduğunu düşünüyorum. Bizler oğulları olarak 17 sene boyunca yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalıştık. Umarım layık olmuşuzdur” ifadelerini kullandı.

Sanatçının küçük oğlu Batıkan Manço da festivalin müzikten daha fazlası olduğuna vurgu yaparak, “Bu acı günlerde, festivalin eğlenceden çok, barışı temsil ettiğini düşünüyorum. Çünkü en çok böyle günlerde insanların umuda ihtiyacı var. ‘Ustaya Saygı’ konserinin en önemli mesajının ‘barış’ olacağına inanıyorum” dedi.

HAKAN BİLGİN: “KÜÇÜKKEN BARIŞ MANÇO BENİM ABİM OLSUN DİYE DUA EDERDİM”

Etkinliğe katılan sinema oyuncusu Hakan Bilgin ise Manço ile büyüdüğünü belirterek, şunları söyledi:

“Küçükken, ‘Barış Manço benim abim olsun’ diye dua ederdim. O sadece müzik yapmıyordu. Müzikle insanlara başka şeyler anlatmaya çalışıyordu. Çocukları küçükken yakalayıp, onlara faydalı olmayı, ailesine ve vatanına saygılı olmalarını sağlamaya çalıştı. Bu konserle Barış Manço’yu hatırlayıp, hayata tekrar göz atarsak daha iyi insanlar olabiliriz.”

Ustaya Saygı gecesinde, Manço’nun unutulmaz eserlerini Cansu, Doğukan Manço, Fettah Can, Gökhan Tepe, Hakan Aysev, Keremcem, Mine Mucur, Öykü Gürman, Yavuz Bingöl ve Zara, klarnet sanatçısı Serkan Çağrı eşliğinde yorumlayacak.

karanlık-vadi-avusturya-günleri

avusturya-günleri

İstanbul Adaları, bu yaz çok önemli bir kültür organizasyonuna ev sahipliği yapıyor. Avusturyalı ve Avusturya’da klasik müzik eğitimi almış Türk sanatçıların katılımıyla gerçekleştirilecek kültür etkinlikleri arasında 4 konser ve 1 film gösterimi yer alıyor.

21 Temmuz Salı akşamı Büyükada Anadolu Kulübü’nde yapılacak açılış ve Ludus Ensemble konseriyle başlayacak etkinlikler, 25 Temmuz Cumartesi akşamı Heybeliada Ruhban Okulu ön bahçesinde Alilance Quartett konseriyle tamamlanacak.

Etkinliğin finalinde sahne alacak olan Alliance Quartett, Avusturyalı 4 genç sanatçıdan oluşan ve uluslararası müzik festivallerinden sıkça davetler alan önemli bir grup.

“Adalar’da Avusturya Günleri”, Avusturya Konsolosluğu, Avusturya Kültür Ofisi, Baki Bilgili ile Adalar Vakfı, Adalar Kent Konseyi, Anadolu Kulübü işbirliği ile yapılıyor. Konserlerin tamamı ücretsiz.

Adalar’da Avusturya Günleri programı

21 Temmuz 2015 Salı, Saat 19:00 / Açılış ve Kokteyl & Ludus Ensemble Konseri, Büyükada Anadolu Kulübü
22 Temmuz 2015 Çarşamba Saat 21:00 / Dilbağ Tokay Yaylılar Konseri, Heybeliada Su Sporları Kulübü
23 Temmuz Perşembe, Saat 22:00 Karanlık Vadi Film Gösterimi, Büyükada Açık Hava Sineması
24 Temmuz Cuma Saat 19:00 / Deniz Kurdoğlu Konseri, Büyükada Anadolu Kulübü
25 Temmuz Cumartesi Saat 21:00 / Alliance Quartett Wien Konseri, Heybeliada Ruhban Okulu

tarihte-bugun-ne-oldu413 Temmuz, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 194. (artık yıllarda 195.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 171 gün vardır.

Olaylar

  • 1793 – Fransız Devrimi önderlerinden Jean-Paul Marat, muhalifi Charlotte Corday tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
  • 1878 – Osmanlı İmparatorluğu, Çarlık Rusyası, Birleşik Krallık, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya ve Fransa arasında Berlin Antlaşması imzalandı.
  • 1921 – Afyon’un Yunanlar tarafından işgali.
  • 1923 – 14 metre boyundaki harflerden oluşan ünlü Hollywood yazısı Los Angeles’daki Hollywood tepelerine inşa edildi. Yazı önce Hollywoodland şeklindeyken 1949 yılındaki yenileme sırasında son dört harf atılmıştır.
  • 1930 – İlk Dünya Futbol Şampiyonası Uruguay’da başladı.
  • 1937 – Fransa, Hatay’ın bağımsızlığını resmen ilan etti.
  • 1938 – Toprak Mahsulleri Ofisi kuruldu.
  • 1938 – İstanbul’da yapılan ilk Türk uçağı Ankara yolunda düştü.
  • 1941 – II. Dünya Savaşı: Karadağlılar, Mihver Devletleri’ne karşı bir halk ayaklanması başlattılar (Trinaestojulski ustanak).
  • 1949 – Papa Pius, Komünist Partiye üye olanların aforoz edileceğini söyledi.
  • 1959 – Trabzon’da bir Amerikan hava üssü kuruldu.
  • 1960 – Said Nursi’nin mezarı açıldı, naaşı Barla, Isparta civarında bilinmeyen bir yere gömüldü.
  • 1966 – Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Çetin Altan’ın Türkiye – Amerika Birleşik Devletleri ilişkileriyle ilgili gensoru önergesi reddedildi.
  • 1971 – Profesör Mümtaz Soysal ile yazar Sevgi Soysal, Mamak cezaevinde evlendi.
  • 1976 – Yumurtalık Savcısı Sefa Mutlu’yu öldürmekten sanık Yılmaz Güney, 19 yıl hapse mahkûm edildi.
  • 1979 – Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğini basan 4 Filistinli, bir polisle bekçiyi öldürdü ve büyükelçi ile öteki personeli rehin aldı. 14 Temmuzda elçilikten kaçmaya çalışan bir Mısırlıöldürüldü. Gerillalar, aynı gün FKÖ yetkilileriyle görüştükten sonra ikisi Türk üç rehineyi serbest bıraktı. İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in de bulunduğu operasyonda gerillalar, 45 saat sonra rehineleri bırakarak teslim oldular. Yargılama sonunda 23 Aralık 1980’de idama mahkûm edildiler.
  • 1985 – Afrika’daki fakirlik ve kıtlık dolayısıyla yaşanan ölümleri azaltmak için Live Aid konseri düzenlendi.
  • 1992 – Prof. İhsan Doğramacı, YÖK başkanlığından istifa etti. Yerine 19 Mayıs Üniversitesi rektörü Mehmet Sağlam atandı.
  • 1993 – Diyarbakır’da, Ergani çevresindeki kazılarda bulunan 9 bin yıl öncesine ait kumaş parçasının en eski kumaş kalıntısı olduğu açıklandı.
  • 1993 – İstanbul’da 34. Uluslararası Matematik Olimpiyatı düzenlendi.
  • 1995 – Isparta’nın Senirkent ilçesindeki sel felaketinde 74 kişi öldü.

Doğumlar

  • 1527 – John Dee, İngiliz matematikçi ve bilimadamı (ö. 1609)
  • 1579 – Arthur Dee, İngiliz hekim (ö. 1651)
  • 1607 – Wenceslaus Hollar, Bohemyalı-İngiliz oymacı (ö. 1677)
  • 1608 – Ferdinand III, Kutsal Roma İmparatoru (ö. 1657)
  • 1745 – Robert Calder, İngiliz donanma amirali (ö. 1818)
  • 1760 – István Pauli, Macar-Sloven papaz ve yazar (ö. 1829)
  • 1770 – Alexander Balashov, Rus general (ö. 1837)
  • 1793 – John Clare, İngiliz şair (ö. 1864)
  • 1841 – Otto Wagner, Avusturyalı mimar (ö. 1918)
  • 1847 – Şair Eşref, Türk şair, kaymakam (ö. 1912)
  • 1882 – İbrahim Çallı, Türk ressam (ö. 1960)
  • 1892 – Sultan Galiyev, Tatar Türk’ü siyasi düşünce adamı (ö. 1940)
  • 1942 – Harrison Ford, ABD’li aktör
  • 1944 – Ernő Rubik, Macar heykeltraş ve mimari profesörü
  • 1953 – Selçuk Yöntem, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu
  • 1954 – Sezen Aksu, Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı ve yapımcı
  • 1964 – Frans Maas, Hollandalı uzun atlamacı
  • 1974 – Jarno Trulli, İtalyan Formula 1 pilotu
  • 1982 – Çiğdem Batur, Türk Dizi Oyuncusu, Tiyatrocu
  • 1983 – Kristof Beyens, Belçikalı kısa mesafe koşucusu
  • 1986 – Yakup Kılıç, Türk boksör
  • 1987 – Oğuz Savaş, Türk basketbolcu
  • 1987 – Neil Denis, kanadalı aktör
  • 1988 – Tulisa Contostavlos İngiliz şarkıcı, şarkı sözü yazarı, aktriss
  • 1988 – Marcos Paulo Gelmini Gomes, Brezilyalı futbolcu
  • 1988 – Colton Haynes, Amerikalı aktör ve model
  • 1988 – Steven R. McQueen, Amerikalı aktör
  • 1988 – He Pingping, Çinli dünyanın en kısa adamı (ö. 2010)
  • 1989 – Charis Giannopoulos, Yunan basketbolcu
  • 1989 – Sayumi Michishige, Japon şarkıcı
  • 1990 – Ross Little, İngiliz aktör
  • 1990 – Eduardo Salvio, Arjantinli futbolcu
  • 1990 – Matt Weinberg, Amerikalı aktör
  • 1991 – Ungsumalynn Sirapatsakmetha, Taylandlı aktör ve model
  • 1992 – Dylan Patton, Amerikalı aktör
  • 1992 – Elise Matthysen, Belçikalı yüzücü
  • 1994 – Ridge Canipe, Amerikalı aktör
  • 1994 – Hayley Erin, Amerikalı aktris
  • 1994 – Jolean Wejbe, Amerikalı aktris
  • 1997 – Leo Howard, Amerikalı aktör ve dövüş sanatçısı

Ölümler

  • 1793 – Jean-Paul Marat, Fransız bilim adamı ve tıp doktoru (d. 1743)
  • 1927 – Mimar Kemalettin Bey, birinci ulusal mimarlık akımının önde gelenlerinden (d. 1870)
  • 1946 – Alfred Stieglitz, ABD’li fotoğrafçı (d. 1864)
  • 1951 – Arnold Schönberg,Avusturyalı besteci (d.1874)
  • 1954 – Frida Kahlo Meksikalı Ressam(d. 1907)
  • 1959 – Ekrem Reşit Rey, Lüküs Hayat operetinin yazarı (d. 1900)
  • 1983 – Ahmet Üstel, Türk sinema ve tiyatro sanatçısı, yazar (d. 1930)
  • 1986 – Mehmet Seyda, Türk öykücü ve romancı (d. 1919)
  • 1994 – Ayfer Feray, Türk sinema ve tiyatro sanatçısı (d. 1928)
  • 2002 – Yousuf Karsh, Türk asıllı Amerikan fotoğrafçı. (d. 1908)
  • 2006 – Red Buttons, ABD’li aktör, komedyen (d. 1919)
  • 2013 – Cory Monteith, Kanadalı oyuncu ve şarkıcı (d. 1982)