Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: kaynak

Sanat Haberleri

Teknolojiyi iyi kullanmak zeka göstergesi midir?

Dünya teknoloji devleri yöneticilerinin çocukları teknoloji girmeyen bir okula gidiyor.

Waldorf-School-of-the-Peninsula-31

New York Times’ta yayınlanan ve önemli tartışmalara sebep olan bir makale, zeka ve teknoloji kullanımı arasındaki ilişkiye sağlam bir darbe vurmayı başardı. Dünyada ve ülkemizde pek çok ilkokul, sınıflarını bilgisayarlarla donatma konusunda acele edip bu konuda birbiriyle yarışa dursun, teknolojinin ana vatanı Silikon Vadisi’nin göbeğinde E-Bay, Google, Apple, Yahoo ve Hewlett-Packard gibi teknoloji devlerinin çocuklarını göndermeyi tercih ettikleri bir okul, kendini teknolojiden tamamen arındırmayı seçiyor. Bu okul, Waldorf School of the Peninsula.

Bu okulda hiç teknoloji yok. Bilgisayar ekranı ya da akıllı tahtalar yerine eski karatahtalar, tebeşirler, kağıt ve kalem var. Öğrenmenin diğer temel malzemeleri ise örgü ve dikiş iğneleri ve bazen de çamur. Bunun dışında bolca oyun odaklı öğrenme ve hikaye anlatma var.

Waldorf-School-of-thePeninsula-2

 

El becerisi zekaya dönüşüyor

Google’ın bir üst düzey iletişim bölümü çalışanı olan Alan Eagle, New York Times’a yaptığı açıklamada “App uygulamasının ya da iPad’in çocuğuma okumayı ya da matematiği daha iyi öğreteceği fikri çok komik” diyor. 5.sınıfa giden kızı henüz Google kullanmayı bilmiyor. Bunun yerine kızı, sınıfındaki diğer çocuklar gibi dikiş becerilerini güçlendirmeye çalışıyor.

Hedefleri birgün kendi çoraplarını dikebilmek. Waldorf eğitim sistemine göre problem çözme ve matematik becerisi, örgü örmek, makas ya da bıçak kullanmak gibi ufak el becerileriyle gelişiyor. El becerileri ve atlama, zıplama, tırmanma gibi hareket becerileri, 7 yaşından sonra zekaya dönüşüyor.

Teknoloji becerisini fazlasıyla büyüten günümüz ebeveynlerinin aksine Alan Eagle’a göre teknolojiyi kullanmayı öğrenmek, dişleri fırçalamayı öğrenmek kadar kolay. “Google’da ve diğer her yerde, teknolojiyi, zekası en düşük insanın bile rahatlıkla kullanabileceği kadar basit hale getiriyoruz. Çocuklarımız büyüdüğünde teknolojiyi kullanmayı becerememeleri gibi bir şey söz konusu bile olamaz” diye özetliyor anne babaların yere göğe koyamadıkları teknoloji becerisini Eagle.

Waldorf-School

Waldorf sistemi neredeyse 100 yıllık bir eğitim sistemi ancak bilgisayar konusunda tartışma yaratmaya daha yeni başladı. İyi ki de başladı. Çok daha karmaşık hareketler yapabilen çocuğunuzun mouse kullanmak kadar basit bir hareketiyle gurur duymayı bir kenara koyup, onu dikiş dikmek, makas kullanmak gibi pek önemsemediğiniz, oysa çok daha fazla zeka gerektiren el becerileri konusunda yüreklendirmenin zamanı geldi de geçiyor bile.

Kaynak : Dünyalılar

14 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/Waldorf-School-of-the-Peninsula-31.jpg 369 670 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-14 15:05:252015-03-14 15:05:25Teknolojiyi iyi kullanmak zeka göstergesi midir?
Sanat Haberleri

“Salaklık Bulaşıcı mı?” Evet mi Hayır mı?

Cevabı anlamak için mi buradasınız? Bir dakika bu konuya geçmeden durumu anlatayım size.Kitap incelemelerini okurken farklı bir isimle farklı bir konuyu işleyen bir kitaba rast geldim. Elbette henüz kitabı okumadım ama farklı sitelerden açıklamaları okuyunca ilginç budum ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. İyi okumalar …

bulaşcı salaklık

 

İnsanın tarihi ilk insandan beri vardır. Tarihin ortaya çıkması insanlığın ortaya çıkmasıyla aynıdır. Neden bir tarih cümlesi kurarak yazıya başlama gerekliliği hissettim bunu daha sonra açıklayacağım. İnsanlığın tarihi, toplumların tarihi, susmanın tarihi, sözün tarihi… Bu gün her şeyin tarihinden biraz bahsedebilirsiniz. Çünkü ilk insandan bu güne çok insan gelip geçti ve herkes dünyada bir iz bırakarak kültür denilen olguya katkıda bulunarak uygarlıklar inşasına koyuldu. Bu gün hem kültürden hem de uygarlıktan bahsediyorsak; bireyselden toplumsala doğru bir inşa süreci geçirdiğimizin epifanik ifadesidir bu. Birey kendini kurdu ardından topluma girdi, toplumun yemeğini yedi, suyunu içti. Kendinden sonra toplumların kurulmasına yardımcı oldu. Uygarlıklar da bu toplumlar sonucunda büyüdü gelişti, serpildi. Kendini tarih sahnesine yerleştirmeyi başardı. Buna eklemlenme süreci dersek bu eklemlenme sürecini sade ya da normal seyrinde gerçekleştirmedi. Kendisiyle birlikte farklı durum ve olguları da getirdi. Her insanın bireysel özellikleri farklı olduğu için topluma entegre olması da farklılık gösterir. Toplum sonuçta bireylerin bir ara gelerek oluşturduğu bir yapıdır. Bu yüzden de bireylerden kısmi de olsa bir iz taşır.

Kuruluş olarak iki yere bakmamız lazım: birincisi toplumun bireyi kurması, ikincisi bireyin toplumu kurması. Birey toplumu kurarken kendinde olan özellikleri de topluma yaslar, toplum bireyi kurarken onda genelin istedi izlerin olmasını ister.

Salaklık Bulaşıcıdır

Bulaşıcı Salaklık Epidemiyolojisine Giriş isimli kitap “salaklık” kavramı üzerinden insanı sorgular ve getirdiği tanımlar dolayısıyla olaya bilimsel bir yaklaşım sergiler. Bulaşıcı Salaklık “zihinsel işlevlerde bozulmaya yol açan, hastanın ve hasta gurubunun doğal ve kültürel çevre içinde yaşamını sürdürme ve geliştirme yeteneğinin azalması ve/veya yitimiyle de sonuçlanabilen, kültürel temas yoluyla bulaşan, memetik kaynaklı bir zihin hastalığıdır.”(s.13) İnsanın kültür üretip toplumlaşma sürecinde uygarlığa eklemlendiğini ifade etmiştik. Bu eklemle bu yüzden masum bir eklemlenme değildir. Çünkü etki eden bir tepkimeye maruz kalır. “Benekler” denilen izler hem topluma hem de kendine nüfuz eder. Salaklık da bir çeşit benek olarak isimlendirilebilir. Bu daha çok “zihinsel işlevlerde bozulma” anlamında kullanılan bir benektir.

Salaklığın tanımı ve adı konusunda genel bir konsensüs yoktur. Akademik çevrelerce idiocity, sillinesgibi terimlerle karşılanırken Türkçe’de bu bir aşağılama sıfatı olarak kullanılmaktadır. Fevzi Demir, Tahsin Yücel’den yaptığı tanıma göre tipik bir salağın “önüne akan nehri akıp geçmesini beklemek” gibi bir tavrı vardır. Ona göre yine salaklık ” yanlış yapmak değil, yanlışa direnmek olduğundan kafatasının dar, kalın veya man olduğu ileri sürülmüştür.”

Salaklık Kimlerde Görülür

Fevzi Demir bunu çok bilinen fakat çok fazla sorgulanmayan kavramlar üzerinden hareketle açıklar.
– “Salak doğdun, salak öleceksin“ci yaklaşım : buna göre insan dış ilişkilerle biçilendirilmeyendir
– “Bırakınız yapsınlar“cu yaklaşım : buna göre salaklık piyasada olan bir şeydir ve her malın bir alıcısı olur.
– “kızı keyfine bırakırsan ya davulcuya ya da zurnacıya” tavrıdır. Bu düşünceye göre de salaklık öğrenilen bir şeydir ve davranışlarımızı oluşturan her şey zamanla öğrenilen şeylerdir.
Kitap için önemli bir kaynak Carlo M. Cipolla’nın Aptallığın Temel Yasaları’dır. Cipolla’ya göre dünyaya zekilerden çok salaklar yön vermiştir. Cipolla salaklığın kültürel dünyadaki durumuna ilişkin öngörüleri dikkat çekicidir. Salaklığın kimde görüldüğü konusu da çok geniş bir araştırma konusudur. Yaş, cinsiyet, meslek, ırk, renk ayrışmasında Cipolla’ya göre “aynı oranda” salak bulunmaktadır. Fevzi Demir ise bunu belli başlı başlıklar altında toplayarak kimlerde nasıl ve ne şekilde göründüğünü açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Yaş başlığı altında salaklığın yaşa bağlı bir olgu olduğunu belirtmiş ve “Son araştırmalar salaklığın doğuştan değil, sonradan kültür içinde edinilen bir özellik olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu hastalık yetişkinlerce ve yetişkinlerin bulundukları ortamlarda çocuklara ve gençlere bulaşmakta ve bilinçsizce de olsa bulaştırılmaktadır.” s.32
Cinsiyet başlığında salaklığın cinsiyete göre de farklılık gösterebildiğini belirtmiş “son dönemdeki bilimsel araştırmalar ve özellikle feminist ve hatta bazı pos-feminist yaklaşımlar ise bu hastalığın eril uygarlığın bir ürünü olduğunu ısrarla ileri sürerek, fazlasıyla testesteron yüklü atmosfere dikkat çekmektedirler.” s.34

Medeni durumun bu hastalıktaki bağımlı-bağımsız değişkeni ise yazara göre “bekar, evli veya boşanmış olanların dışındaki bir kesimden bir değerlendirme alabilme olanağı teorik olarak mümkün olmadığından ve karşılıklı suçlama ve değerlendirmelerde her üç kesimde de yeterince salak bulunduğu anlaşıldığından medeni durumumuzun salaklık üzerinde doğrudan bir etki yaratmadığı söylenilebilir.”s.36

Milletlerdeki salaklık durumu ise “bu hastalıkla mücadele etme kapasitesine bağlı olarak değerlendirilir.”s.37 Ayrıca; din, şeytan, sınıf ve statü, rejim gibi alt başlıklarda salaklığın nerelerde ve kimlerde görüldüğü ayrıntılı bir biçimde sunulmuştur.

Bulaşıcı Salaklık bir eleştiriyi de içinde barındırır. Düzenlerin, sistemlerin, özellikle modern zamanların getirisi olan sözde “disipline edici” kurum ve kuruluşlarına eleştirel bir gözle bakarak bunların salaklığın üretim mekanizması olduğunu belirtmektedir. Çünkü modern devlet özgürleştirirken diğer yandan da disipline eder.

 

Devamı için kitabı alıp okumak lazım değil mi?

Bulaşıcı Salaklık
Epidemiyolojisine Giriş
Phoenix Yayınları
168 sayfa

13 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/bulaşcı-salaklık.jpg 526 350 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-13 19:17:282015-03-13 19:18:41“Salaklık Bulaşıcı mı?” Evet mi Hayır mı?
Sanat Haberleri

Özgüvenli çocuklar yetiştirelim derken bir yerlerde hata mı yaptık?

Nerede yanlış yaptık da özgüvenli yetiştirmeye çalıştığımız bu çocuklar ‘depresif’ veya ‘narsistik’ gençler oldular? Anlaşılan özgüveni yanlış yorumladık ve çocuklarımıza yanlış bir şekilde aşıladık.

gençlik

Çocuklarımızı özenle yetiştirdik. Hem de yeni bir eğitim anlayışı ile… Onları eleştirmemeye özen gösterdik. Başaramadıkları şeyleri hiç vurgulamadık.

‘Kendine inan! Sen özelsin! Her şeyi başarabilirsin; Yeter ki iste! ‘ sloganları ile büyüttük. ‘Düşlerini takip et!’, ‘Kurallara uyma, neyle mutlu oluyorsan onu yap!’, ‘Kendine inan ve kendin ol!’ gibi mesajları sadece eğitim sistemimizde değil, aynı zamanda filmlerde, kitaplarda ve müziklerde de konu ettik.

Toplumsal kurallar yıkıldı ve adeta birey doğdu. Kendi yapabilecekleri konusunda fazlasıyla iyimser olarak yetişen bu çocuklar genç oldular.

Bu gençler başaracaklarından çok eminler. Ne isterlerse elde edebilecek güçleri olduğuna fazlasıyla inanıyorlar. Kendilerine fazlaca odaklanıp, diğer insanların bakış açılarını düşünmekte zorlanıyorlar. İyi şeyleri hak ettiklerine ve üstün olduklarına inanıyorlar.

Eşsiz insanlar olduklarını düşünüyorlar. Hepsi lider özelliklerine sahip, popüler olmayı çok önemsiyorlar.

İçedönükleri ‘ezik’ olarak isimlendiriyorlar ve ezik görünmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kendilerinden beklentileri o kadar artmış durumda ki; pek çok alandaki istekleri sektörel ihtiyacı aştı. Çok ünlü olmak, çok para kazanmak, standartları yüksek bir hayat sürmek hepsinin ortak hedefi oldu. Neredeyse hepsi lisansüstü, doktora istiyorlar ama hepsi yapamıyorlar. Çok yüksek maaşlarla çalışmayı hedefliyorlar ama pek çoğu uzun ve zorlu eğitimlerinin sonunda beklentilerine ulaşamıyorlar. Öylesine rekabet dolu bir ortamda büyüdüler ki, ortalamanın biraz üstü bir standarta sahip olabilmek için iki üniversite bitirmeleri, birkaç yabancı dil bilmeleri gerekiyor.

10348292_959632967398265_1853046937567714509_n

Beklentiler yaşam gerçekleriyle uyuşamıyor. Bir şekilde hedeflerine ulaşmış gibi gözüken azınlık ise, işyerlerinde eski nesil tarafından yadırganıyor. İş görüşmelerinde ilk soru olarak ne maaş alacaklarını soruyorlar. Hiyerarşiden hoşlanmıyorlar. Otoriteyi sorguluyorlar. Üstleri ile arkadaşları gibi konuşuyorlar. Eleştiri kabul etmiyorlar. Rahat giyimleri ve tavırları ile yadırganıyorlar. Belirlenmiş çalışma saatlerinden hoşlanmıyorlar. Sonuçta işyerlerinde yadırganıyor, eleştiriliyor ve mutsuz oluyorlar.

Bu durumda diğerlerini kendi ihtiyaçlarını karşılayan bireyler olarak gören bu gençler, işler istedikleri gibi gitmeyince de kolaylıkla saldırganlaşabiliyorlar. Sonuçta şişirilmiş egolar çoğu kez bir balon gibi sönüyor. 

Yeni nesil savaş, kıtlık gibi ciddi travmalara maruz kalmadı. Aksine bilgisayar, cep telefonu, hazır gıda sektörü, elektronik ev aletleri, hızlı ulaşım araçları gibi gündelik yaşamı çok kolaylaştıran icatlarla yaşamları daha kolaylaşarak büyüdür. Daha huzurlu olmaları beklenirken, tam tersine kendilerinden başka şeylere çok az zaman ayıran bu özgür gençlerin yaşam karşısındaki hayal kırıklıkları ise  çok derin. Başarısız olan her deneyimi egolarına aldıkları derin yaralar olarak algılayan bu gençler depresyonla başetmek zorunda artık.

Peki nerede yanlış yaptık da özgüvenli yetiştirmeye çalıştığımız bu çocuklar ‘depresif’ veya ‘narsistik’ gençler oldular? Anlaşılan özgüveni yanlış yorumladık ve çocuklarımıza yanlış bir şekilde aşıladık. 

Gerçekten özgüvenli olan kişilerin ilişkileri çok iyidir. Çünkü sadece kendilerine odaklanmazlar. Karşılarındaki bireylerin duygularının farkına varırlar, ihtiyaçlarını önceden kestirirler. Sevilirler ve severler. Başkalarının ihtiyaçları için gerekli durumlarda taviz verirler. Kendilerini çok iyi tanırlar. Güçlü yönlerini bildikleri gibi, zayıf yönlerinin de farkındadırlar.

Bizlerse, özgüveni geliştirelim derken narsizmi körükledik. Özgüven hem kendine hem diğerlerine saygı duymayı gerektirirken, söylemlerimiz ve eğitim felsefemizle sadece kendine odaklı bireyler yetiştirdik. İlişkilerinde bile kendi amaç ve hedeflerine aracı olacak kişilerle ilişki kurdular. İlişkileri istedikleri amaca hizmet etmediğinde ise saldırganlaştılar. Suçladılar. Gerçekten sevemediler.

Özgüven olumlu ve olumsuz her türlü özelliğimizi tanımak ve buna göre ilerlemekten beslendiği halde, sadece olumlu özelliklerine odaklanan ve kendilerini gereğinden fazla önemseyen bireyler yetiştirdik. Bundan sonraki eğitim felsefemizi, gerek okullarda gerekse aile içinde oluştururken özgüven konusunu doğru yorumlamaya dikkat etmeliyiz. Hedefimiz hem olumlu hem olumsuz özelliklerini çok iyi tanıyan, beceriksiz oldukları konuları da kabullenerek yeri geldiğinde dile getirebilen, empati kurabilen, sevebilen, toplumun ortak yaşam gereği kabul ettiği kurallardan ürkmeyen, saygılı olmayı demode bulmayan bireyler yetiştirebilmek olmalıdır.

Gerçek yaşamın sınırlı fırsatları, eleştiren yapısı, çoğu kez mütevazi koşulları ‘çok önemli bireyler’ olduklarını düşünen bu gençlere aslında koca bir gruptaki ‘herhangi biri’ oldukları gerçeği ile yüzleştirmek gerekmektedir.

.
Dr. Olcay Güner

Kaynak : dunyayilar.org

11 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/gençlik.jpg 371 670 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-11 19:54:042015-03-11 19:54:04Özgüvenli çocuklar yetiştirelim derken bir yerlerde hata mı yaptık?
Sanat Haberleri

Yaşam için Su Film Festivali, “Başka çözümler var!” diyecek

Su Hakkı Kampanyası oluşumu, bu yıl Dünya Su Günü’ne denk gelen 21-22 Mart tarihlerinde dünyada büyüyen su krizine dikkat çekmek, krizin çözümü için “neoliberal politikalardan başka bir alternatif yok” diyen anlayışa karşı “Yaşam için Su Film Festivali” ile “hayır başka çözümlerimiz var” diyoruz.

su film festivali

“Kâr değil, önce insan ve doğa” diyen bir anlayış ile kolektif çözümler üretebilir ve bunları hayata geçirebiliriz” diyen Su Hakkı Kampanyası oluşumu, büyüyen bir su krizi ile karşı karşıya olduğumuz konusunda uyarıyor.

“Tüm canlıların en temel yaşam kaynaklarından biri olan suyun azalması ya da kirlenmesinin yaratacağı olumsuz etkiler, tahminlerimizin bile ötesinde olabilir. Bu olumsuz gidişat karşısında suyu elinden alınanlar, şehirlerde artan su faturaları ve ambalajlı su şirketlerinin insafına terk edilenler hem su varlıklarının korunması hem de yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olarak su hakkının tanınması için mücadele ediyor. Dünya Su Günü’nün esas sahipleri olan su hakkı için mücadele edenler hep birlikte haykırıyor:

Kâr için değil yaşam için su!” 

Bu yıl ilk kez İstanbul, Bursa, İzmir, Tekirdağ, Kırklareli, Kaynarca ve Karaburun’da yapılacak festival programına http://festival.suhakki.org/ adresinden ulaşabilirsiniz. Tüm gösterimler ücretsiz olacak.

09 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/su-film-festivali.jpg 460 1018 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-09 16:00:362015-03-09 16:00:36Yaşam için Su Film Festivali, “Başka çözümler var!” diyecek
Sanat Haberleri

Ses Eğitimi mi? Ses Katliamı mı?

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon …

şan dersi

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon sunucuları,din görevliler v.s.) seslerini iyi kullanmadıkları zaman seslerinin birkaç sene sonra hastalandığını , kullanılamaz hale geldiğini gördüler . Bir an evvel daha uzun sürede sağlıklı ,temiz , anlaşılabilir ,gür seslere kavuşmak için arayışlara girdiler. Önce doğru nefes alma ;arkasından da ses eğitimi . Böylece yeni bir sektör doğdu. Bu konuda usta eğitimci sayısı çok az olduğundan ortalık hiçbir eğitim almamış SES KOÇLARIYLA(!) dolmuştur.

Eğitim Fakülteleri Müzik bölümlerinde iki sene ses eğitimi görenler ( çoğu Eğitim Fakültelerinde öğretmen yokluğundan şan dersi toplu ders olarak görülür veya başka branş öğretmenleri girer), müzik kurslarından sertifika alanlar ve Konservatuarlarda şan (ses) eğitimini tamamlamamış öğrencilerin çok ucuz ücretlerle dershanelerde ses eğitimi hatta ses terapisi dersleri vermeye başlamaları; bunun yanında dershane sahiplerinin işi ucuza mâl etmek için insan sağlığını hiçe sayıp bu işe maalesef çanak tutmaları ; aylığı 200- 300 T.L. verilen bu derslerin ; bilinçsiz insanlarımıza cazip gelmesi ; bir müddet sonra yapılan bu yanlış eğitimlerin onarılması çok zor ses hastalıklarıyla karşılaşılmasına neden olmuştur.

coskun-nehir-2

COŞKUN NEHİR -İst. Dev. Operası Sanatçısı – Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fak. Müzik Böl. Öğ.Üyesi -Nar Sanat Eğitim Kursu, Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni

Doğu illerinde hiç ses eğitimi almamış K.B.B. profesörünün ses eğitimi egzersizleri yaptırması, piyano çalan bir eğitmenin ‘’ Hocam ben çalıyorum öğrenci bağrıyor.Ben de paramı alıyorum . Bana ne sesinden ‘’ demesi. Kenarda köşede kalmış bir okuldan mezun olmuş bir müzik öğretmeninin veya bu öğretmenlerden 3-4 ay ders görmüş bir kursiyerin verdiği dersin ne kadar sağlıklı olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Sonra ne mi oluyor? Ortalık sesi hasta kişilerle doluyor .O zamanda internetten veya kitaplardan okudukları üç beş satırla sesinizi iyileştiririm diyen şarlatanlar devreye giriyor. Konserlere,operaya,sempozyumlara v.s. hiç gitmemiş kişiler bunlar.

Bir gün çok ünlü bir kanalda spikerlik yapmak isteyen ince sesli bir hanım bana telefon etti. ’’Hocam telefonunuzu ……… aldım . Sizle ses eğitimi çalışması yapmak istiyorum .Bir kaç ay sonra …. Kanalında haber spikerliğine başlayacağım. Sesimi çok ince buluyorlar , sesimin kalınlaşması gerekli bana yardım eder misiniz?’’dedi. Öğrenciyle yer ve zaman konusunda anlaşamadığımız için benimle çalışamadı ama son anda bana sorduğu soru beni bir hayli şaşırttı. ‘’ Hocam bana bir de ameliyatla sesimi kalınlaştıracaklarını söylediler. Siz ne dersiniz?’’ Bu soru karşısında şaşırdım kaldım.

İlk defa böyle bir şey duyuyordum. Elimden geldiğince telefonun karşısındaki kişiye yapacağı işin çok yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonra bir daha hiç görüşmedik.

Eğitim Fakültesinde 3 (üç) senedir benim öğrencim gözüken ve hiçbir derse devam etmeyen bir öğrencimin İstanbul Küçükçekmece civarında bir kursta piyano, solfej ve şan dersi verdiğini söylersem bana ne derdiniz?
Sevgili okuyucularım ses eğitimi çok emek ister eğitim süresi ergenlik çağı (ses değişimi) bittikten sonra başlar ve en az 5(beş)- 6(altı) yıl sürer. Olgunlaşmaksa seneler alır. Kişinin öğretmenlik yapması için deneyim kazanması gereklidir. Bol bol başka sesleri dinlemesi , doğruyu yanlışı ayrıt etmesi , insan sesini çok iyi tanıması , ders verdiği kişinin psikolojik yapısını iyi bilmesi , standart bir şekilde değil ; kişiye göre ders yapması, mutlaka bireysel olarak öğrenciyle çalışması (toplu sınıf dersi yapılamaz.) gerekmektedir.

İnsan vücudu esas alındığında ; kişinin sizin anlattıklarınızı anlayıp ,onu vücuduna aktarabilmesi çok zordur. Onun için öğreticinin örneklemelerini çoğaltıp öğrencinin bunlardan birini algılamasını ve vücuduna tatbik etmesi ,gözlemlemesi gereklidir.Bunun yanında yorum konusuna eğiticinin çok dikkatli olması ve gene eğiticinin müzik kulağının çok iyi olması gereklidir.

Artık insan hayatında çok önemli bir yer alan ve insanın kişiliğini ortaya koyan ses eğitimi ; eğitimsiz kendini yenilemeyen sadece para kazanma tutkusu içinde bulunan , kendilerinin ses eğitimi olmayan ,pedagojik formasyondan uzak olan kişilerin eline bırakılmamalıdır.Öğrenilmesi ve öğretilmesi zaman ve sabır isteyen bir o kadar da zor olan bu işi öğretenler de bir parmağın sayıları kadar azdır.

Siz okuyucularıma tavsiyem sesinize sahip çıkıp eğitimine karar verdiğinizde mutlaka o bir parmağın sayıları kadar az olan eğitimcilerden birini bulmanızdır.

Saygılarımla…

COŞKUN  NEHİR

İST. DEV. OPERASI SAN. VE MARMARA ÜNİV. ATATÜRK EĞ. FAK. MÜZİK BÖL. ÖĞ. ÜYESİ.

Nar Sanat Kursu Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni (Özgeçmiş İçin Tıklayınız)

Eğitmen ve Sanatçının sitesi için lütfen www.coskunnehir.com.tr tıklayınız.

 

Kaynak : bakirkoygazete.com

08 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/şan-dersi.jpg 315 851 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-08 11:44:022015-03-08 11:44:02Ses Eğitimi mi? Ses Katliamı mı?
Sanat Haberleri

13.Caz Afişi Yarışması Sergisi Açıldı

İzmir Caz SergisiİKSEV’in düzenlediği 13.Caz Afişi Yarışması Sergisi dün İzmir’de sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) tarafından gerçekleştirilen sergide; Nisa Tildem Tokdemir, Taylan Tozar, Erdal Çakır, Ali Batuhan Sarı, Feyyaz Sönmez, Hakan Üzülmez, Ranan Karabulut, Burak Çerçi, Ferhat Tunç, Osman Fuat Yayalar, Seyhan Günay Kaya, Salise Ökdem, Gül Ayça Altmışoğlu, Taha Bekir Murat, Sinan Subaşı, İsmail Kayar, Cansu Özgün Kayacık, Boğaçhan Ünver, Can Çağatay Çamkır, Özge Coşgun, Can Yaylacıkoral, Merve Uzunoğlu, Ece Ağırtmış, Tuğba Sabaz, Seçil Gölcük, Pınar Özdemir, Müge Ersoy, İdil Tayhan, Sevda Ateş, Zeynep Sönmez, Pembe Şen ve Aslı Geylan’ın tasarımları yer alıyor.

13.Caz Afişi Yarışması Sergisi, 15 Mart’a kadar Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi Alt Galeri’de açık kalacak.

Sergi Pazar günleri hariç her gün 09:00 – 18:00 saatleri arasında ücretsiz olarak gezilebilecek.

Kaynak: Seç Haber

07 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/caz-festivali-sergi.jpg 1425 1900 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-07 19:46:002015-03-07 19:57:2413.Caz Afişi Yarışması Sergisi Açıldı
Sanat Haberleri

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne özel ” Anadolu’da Ana Tanrıça İnanışı “

Her yıl olduğu gibi bu yılda alelade bir söylemle “8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu olsun” diyerek olayı geçiştirmek yerine, bu yıl bir farklılık yapıp üzerinde yaşadığımız topraklarda eskiden kadına verilen değere dikkat çekmek amacıyla okumalarımızda rastladığımız konuyu sizlerle paylaşmak daha cazip geldi.

Elbette “8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu olsun”  fakat kadının Tanrıçalık mertebesine ulaştığı bu topraklarda “Kadının” hakkettiği değere ulaşması ancak ve ancak önce kadının kendine değer vermesi ile mümkün olacak. Genel olarak hakkınızı almazsanız kimse vermez. Çok beylik bir cümleyi uyarlayarak yazalım. ” Sizi yöneteni söyleyin, size kim olduğunuz söyleyeyim” İyi okumalar.

8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını öneren Clara Zetkin (solda) Rosa Luxemburg ile.

8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını öneren Clara Zetkin (solda) Rosa Luxemburg ile.

Yazının derleyici ve yazarı :  Volkan Toruna teşekkürler.

Kaynak : arkeofili.com

Tarih boyunca her toplum belirli bir dini inanışa sahip olmuş ve bu inanışın getirdiği kurallara  bağlı kalarak, çevresini ve kendi yaşamını etkilemiştir. Bu topluluklar inançları kimi zaman soyut olarak zihinlerde yerini almış, kimi zaman somut nesnelere kanalize edilip bir biçeme bürünmüştür. Medeniyetin başlangıcına ev sahipliği yapan, birçok uygarlığın birleşim yeri olan Anadolu topluluklarında da bu dini inanış ANA TANRIÇA şeklinde yerini almış ve çeşitli toplulukları etkilemiştir.

Neden Kadın Figürü?

İnsanlar geçmiş çağlardan bu yana gökyüzüne ve gökyüzündeki olayların kendi yaşamlarına etkisine meraklı olmuştur. Dış dünyayı gözlemiş ve belirli çıkarımlarda bulunmuştur. Neden dişil bir dini inanış figürünün seçildiği de bu çıkarımların sonucudur. Tarımın keşfi tüm bu olayların başlangıcı için büyük bir devrim olmuştur. İnsanlar toprağa ektiği ürünlerin, kendisine yararlı bir besin olarak döndüğünü görmüş daha sonra döngüsel bir şekilde toprağın aynı zamanda da verimsiz olabileceğine tanık olmuştur. Sürekli devam eden bu devinimi insanoğlu doğanın bir süreci olarak görmemiş, var olan bu sürecin kesilmemesi için bir şeyler yapma faaliyetine girişmiştir ve başlangıç olarak bereket kültünü oluşturmuştur. Mevsimsel olan bu döngüler insan yaşamıyla özdeşleştirilmeye başlanmıştır. Daha sonra doğanın bereketli, şifa verici yaratıcı süreci kadının doğurganlığıyla, anaçlığıyla bütünleştirilmiş ve ANA TANRIÇA figürü oluşturulmuştur.

Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustave Jung ise konu ile ilgili olarak “anne” arketipi için şu sözleri söylemektedir: “Aklın çok ötesinde bir bilgelik ve ruhsal yücelik; iyi olan, bakıp büyüten, taşıyan, bereket ve besin sağlayan; sihirli dönüşüm ve yeniden doğuş yeri; gizli; saklı; karanlık olan, uçurum, ölüler diyarı, yutan, baştan çıkaran ve zehirleyen, korku uyandıran ve kaçınılmaz olan.”

Ünlü Antropolog Johann Jakob Bachofen ise “Analık Hakkı “(Das Mutterrecht) eserinde, insanlık tarihinin başlarında, kan bağının yalnızca anne üzerinden kurulabildiğini ve bu sebeple de annenin bir otorite ve yasama merkezi olduğunu, kadının toprağı ıslah etme ve toprakla ilgili diğer görevlerine de bakılarak neden tanrıça figürünün seçildiğine açıklık getirir

İlk Kabartmalar ve Bereket Figürü

Anadolu’da bereket kültünün varlığına ilişkin en eski buluş Şanlıurfa yakınlarında Fırat havzasında yer alan ve MÖ. 7000 yıllarına tarihlenen Nevali Çöri kabartmalarıdır.

Nevali Çöri

Nevali Çöri

Şekilde görülen kabartmalarda ortada bir çocuk ve çocuğun iki tarafında eğlenirmişçesine ellerini havaya kaldırmış iki yetişkin görülüyor. Yetişkinlerin ellerini havaya kaldırması, ortadaki çocuğun bereketli ve kutsal bir şekilde doğumunun kutlandığının sembolü olarak yorumlanıyor. Aynı zamanda solda yer alan boğa boynuzu figürü ise bu bereket kültü fikrini güçlendiriyor. Çünkü Çatalhöyük kazılarından da çıkarılan boğa ve boğa boynuzu figürleri de bereket ile ilişkilendiriliyordu.

Çatalhöyük kazılarından çıkarılan boğa figürleri:

Çatalhöyük  boğa figürleri

Çatalhöyük kazılarından çıkarılan boğa figürleri

 

 

Zengin Bir Yerleşim: Çatalhöyük

Konya ili, Çumra ilçesi yakınlarındaki Çatalhöyük, arkeoloji tarihi açısından oldukça zengin bir bölge. Neolitik dönem için(MÖ. 8000-5500) ilklerin bölgesi denebilir.( Daha ayrıntılı bilgi için buradan.) Çatalhöyük’te Ana Tanrıça tapınımına kanıt olarak ortaya çıkarılan en önemli taş, tahtta oturan heykelciktir.

Çatalhöyük’te Ana Tanrıça tapınımına kanıt olarak ortaya çıkarılan en önemli taş, tahtta oturan heykelciktir.

Çatalhöyük’te Ana Tanrıça tapınımına kanıt olarak ortaya çıkarılan en önemli taş, tahtta oturan heykelciktir.

Figüre dikkatlice bakınca belli çıkarımları rahatlıkla yapabiliriz. Kadının kollarını koyduğu yerde aslan leopar ya da kaplan kabartması göze çarpıyor. Tanrıça’nın bacakları arasında bir çocuk başı bulunuyor. Bu aynı zamanda kadının doğurganlığı ve doğayla özdeşleştirildiği özelliğini temsil ediyor. Figür de bir özellik daha göze çarpıyor. Kadının oturduğu tahtta yer alan hayvan figürleri Anadolu’da yaygın olan “Vahşi Hayvanların Egemeni” (Potnia Theron) motifini vurgulaması bakımından önemlidir. Bu figür Boğazköy(Hattuşaş)’da Açık Hava Tapınağı’nda görülebilir. Tanrıça Hepat kutsal boğa üzerinde tasvir edilmiştir.

Tanrıça Hepat'ın kutsal boğa üzerinde tasvir edilmesi.

Tanrıça Hepat’ın kutsal boğa üzerinde tasvir edilmesi.

Çatalhöyük ile birlikte Burdur yakınlarındaki Hacılar Höyüğü de arkeolojik açıdan oldukça zengin bir bölgedir. Ve orada da şu şekilde bir ana tanrıça heykeli bulunur. Bu da Çatalhöyük gibi gebe bir şekilde tasvir edilmiştir:

grimaldi kadını

 

Konya Karahöyük’ten çıkarılan bir Tanrıça figürü:

Konya Karahöyük’ten çıkarılan bir Tanrıça figürü

Konya Karahöyük’ten çıkarılan bir Tanrıça figürü

Kayseri, Kültepe’den çıkarılan bir figür:

Kayseri, Kültepe’den çıkarılan bir figür:

Kayseri, Kültepe’den çıkarılan bir figür:

Neolitik Dönem Sonrası Ana Tanrıça Kültü

Neolitik Dönem’den sonra Ana Tanrıça inanışı ile ilgili pek fazla arkeolojik kanıt bulunamamıştır. Ta ki Bronz Çağı’nın Çöküşünün yaşandığı dönemlerde Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Friglere kadar. Friglerde tekrar ortaya çıkan bu kült daha sonra ki Yunan ve Roma medeniyetlerine de kaynak oluşturmuştur. Friglerin Ana Tanrıça’sı Kybele’dir. “Tanrıların Anası” şeklinde tanımlanır.

Kybele’nin doğumu şu şekilde anlatılır:

“Bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar, birbirlerinden ayırt edilemeyecek halde imişler. Fakat birdenbire ortada bir musiki tınlamış, gökler ve denizler gene bir kâinat teşkil etmekle beraber birbirinden ayrılmışlar. O esrarengiz musiki, Ürinom’un (yani Kybele’nin) doğduğunu ilân ediyormuş. Onun sembolü de ay imiş. Bütün Kâinatın yüce tanrıçası ıssız dünyada, boş sular, çıplak topraklar ve gökte dönen yıldızlar arasında yapayalnız kalmış. Avuçlarını sürüştürmüş ve avuçlarının arasından büyük yılan Ofiyon kayıp çıkmış. Kybele, merak dolayısıyla onunla âşıkdaşlık etmiş. Bu sevgi ve kavuşmanın yuvarlanış sarsıntılarıyla, topraklar devrilip dağlar olmuş, sular fışkırıp nehirler akmış, göller toplanmış, birçok sürüngen mahlûklar peyda olmuş. Ettiğine utanan ve pişman olan Kybele, yılanı öldürüp gölgesini –yani ruhunu– yeraltına göndermiş. Kybele, kendi nefsine karşı da âdil davranarak, Hekat adıyla kendi bir kısmını da yeraltına göndermiş. Ölü yılanın ortalığa savrulan dişlerinden çoban ve sığırtmaç gibi insanlar peyda olmuş. Bunlar toprağı sürmesini biliyorlarmış. Ceviz, incir ve üzüm gibi ağaç yemişleri ile geçiniyorlarmış. Madenleri tanımıyorlarmış. İşte bu, taş devriymiş. Kybele gökte, denizde ve karada yaşamaya devam etmiş. Karada adı Rhea olmuş. Soluğu taze çalı ve çiçek kokuyormuş. Gözleri elâ (glaukopis) imiş. Rhea olarak Girit’i ziyaret etmiş. Yalnızlığı dolayısıyla güneş ve buhardan, sevgili olarak, Kronos’u yaratmış. Analık duygusunu ve özleyişini doyurmak üzere, her yıl İda dağının Dikte mağarasında, bir güneş oğlu doğururmuş. Kronos, çocukları kıskandığı için, öldürüyormuş. Kybele, bu işe öfkelenmiş, Kronos’un sol elini istemiş, beş parmağını keserek onlardan Daktiller yani beş parmak tanrısı yaratmış. Kybele, altıncı olarak doğurduğu tanrıya Zagreus adını vermiş”(5)

Kybele’nin sembolleri içinde Ay ve Aslan en önemlileridir. Ay, ölüm ve yaşamın sürekli değişen yönünü sembolize eder. Aslan’ın ise kudret, irade ve adaleti temsil ettiğine inanılır.

Kybele heykeli

Boğazköy(Hattuşaş)’den çıkarılan ve Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde sergilenen bir Kybele heykeli.

Fotoğrafta görüldüğü gibi Kybele, başının üzerinde kuleye benzer yüksek bir taç taşır. Bu taş Kybele’nin kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir. Bu nedenle ona “mater turrigera”(kule taşıyan ana) da denilir. Bu kuleler ayrıca sayılarına göre tanrıçanın koruyuculuğu altında bulunan kenti, ya da kentleri temsil eder. Diğer yandan Kybele’nin sağ ve sol tarafında bulunan iki kuşun ellerinde kithara ve çifte flüt bulunur. Bu müzik aletlerinin Tanrıça’ya yönelik yapılan ayinlerde kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Diğer bir tarihi eser de Ankara Etlik yakınlarında çıkarılan şu heykeldir:

Ankara Etlik yakınlarında çıkarılan

Ankara Etlik yakınlarından çıkartılan kabartma

Çıkarılan bu parça Kybele tasvirlerinin içinde belki de en karışık ve belirsiz olanıdır. Tasvirde Kybele’nin yanında üzerinde güneş kursu bulunan ve ayakta betimlenmiş bir aslan figürü vardır. Aslan figürünün heykellerde bulunması Kybele’nin saygınlığını ve gücünü gösteren bir unsur olarak yorumlanmaktadır.

Anadolu’da Frigler dışında dinsel anlamda çevre kültürleri etkileyen ve bu kültürlerden oldukça etkilenen diğer etkin bir topluluk da Hititler.

Hititler, ticari ve sosyal ilişkiler kurduğu çevre toplumlarının Tanrılarını da benimsemişler ve dinsel bir hoşgörü ortamı oluşturmuşlardır. Ana Tanrıça inanışının hakim olduğu Anadolu topraklarında Hititler’de bu inanıştan nasibini almışlardır. MÖ. 1. Bin yılda ele geçen ikonografik ve filolojik malzelemeler ile MÖ. 2. Bin yılda Orta ve Doğu Anadolu ile Kuzey Suriye’de ele geçen mühürler sonucu ulaşılan bilgilere göre Geç Hitit Panteonu’nda Ana Tanrıça Kubaba olarak adlandırılıyordu.

itit Panteonu’nda Ana Tanrıça Kubaba olarak adlandırılan kabartma.

itit Panteonu’nda Ana Tanrıça Kubaba olarak adlandırılan kabartma.

Karkamış Kraliçesi olarak da bilinen Kubaba bu yapı da elinde narla tasvir edilmiştir. Nar, dönemin toplumlarında bereketi ve verimliliği temsil etmektedir.

Hititler dışında Ana Tanrıça inanışına kanıt oluşturacak buluşlar ; MÖ. 5-4. yy. da Kilikya yakınlarında bulunan Aramice metinler de, MÖ. 5. yy’da Kybele’nin “Aslanların Sahibi” olarak betimlendiğini gösteren Sardes(Manisa) bölgesinde bulunan rölyeflerde ve yine aynı bölgede ele geçirilen yerel bir kap parçası üzerinde Lidya alfabesiyle yazılmış Kybele yazısında kendini göstermektedir.

Medeniyetin başlangıcı Anadolu topraklarında bir döneme hakim olmuş Ana Tanrıça inanışı, dönemin insanlarının dünyayı ve kendini nasıl anlamlandırdığına yönelik bilgiler olarak yorumlanması açısından oldukça önemlidir.

 

 

 

07 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/Clara-Zetkin-Rosa-Luxemburg.jpg 904 640 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-07 17:34:412015-03-07 17:34:418 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne özel ” Anadolu’da Ana Tanrıça İnanışı “
Sanat Haberleri

New York’taki Armory Show fuarında Ortadoğu rüzgarı

New York’taki Armory Show fuarı, bu yıl ‘Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz’ coğrafyasına odaklandı.

newyork

Dünyanın önemli sanat fuarlarından biri olarak kabul edilen New York’taki Armory Show, bu yıl odağına “Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz” coğrafyasını aldı.  ABD’nin New York eyaletinde açılan fuara 28 ülkeden 199 sanat galerisi katılıyor. Dünya çapında sanatçıların yanı sıra Türk sanatçıların eserlerinin de sergilendiği fuarın Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında meydana gelen “Arap Baharı”nı konu alması fuara olan ilgiyi artırıyor.

Fuarda ilgi çeken eserler arasında Iraklı sanatçı Wafaa Bilal’ın “Canto III” adlı çalışması yer alıyor. Bilal’in, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in bir zamanlar Bağdat’ta bulunan dev miğferli heykelinin küçültülmüş kopyaları şeklinde ürettiği eserler galeri Lawrie Shabibi’de sergileniyor.

Fuarın “Odaklanma” bölümünde Türk ressam İsmail Acar’ın çalışmaları da yer alıyor. Bu yılki fuara Türk galeri sahipleri de katıldı. Mısır kökenli Alman sanatçı Susan Hefuna’nın eserlerinin sunulduğu galerinin kurucusu Yeşim Turanlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Susan Hefuna’nın özellikle şehirler üzerine odaklandığını söyledi. Hefuna’nın hem Batı hem Doğu kültürünü birleştiren bir sanatçı olduğuna değinen Turanlı, eserlerinde iki medeniyetin yansımalarının da görülebileceğini kaydetti.

Armory Show sanat fuarı, New York şehrinin batı kıyısında Hudson nehri üzerindeki 92 ve 94 numaralı iskelelerde 8 Mart’a kadar ziyarete açık kalacak.

Kaynak : aljazeera.com.tr

06 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/newyork.jpg 442 788 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-06 17:21:192015-03-06 17:21:19New York’taki Armory Show fuarında Ortadoğu rüzgarı
Sanat Haberleri

100 Yılın Bamyaları ve Direniş Sineması

Bu yıl 13’üncüsü düzenlenecek, Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin programı ve Altın Bamya adayları yapılan bir basın toplantısıyla açıklandı. 

filmmor_ilan_logolu

Bu yıl “Kadınların Sineması, Kadınların Direnişi, Direnişin Sineması” temasıyla düzenlenecek olan gezici festival 13 Mart’ta, İstanbul’da başlayacak. 27 Nisan’a kadar, altı ayrı şehirde sürecek olan gezici festival 13-22 Mart’ta İstanbul’da, 28-29 Mart’ta Denizli’de, 4-5 Nisan’da Muğla-Bodrum’da, 11-12 Nisan’da Diyarbakır’da, 18-19 Nisan’da Adana’da, 25-26 Nisan’da İzmir’de olacak.

5 ÜLKEDEN, 61 FİLM

13. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 13 Mart Cuma günü, saat 19:00’da Galatasaray Meydanı’ndan Pera Müzesi’ne yapılacak Festival Yürüyüşü ile başlayacak. Festivalde bu yıl 25 ülkeden, 61 filmin gösterileceği festivalde, bu yılHindistan’dan Meksika’ya çeşitli ülkelerden filmler yer alacak. Filmlerin 17’si Türkiye’den. Festivalden elde edilecek gelirse Şengal ve Kobani kamplarındaki kadınlara ve çocuklara aktarılacak.

FESTİVAL YÜRÜYÜŞLE BAŞLAYACAK

Pera Müzesi’nde Mor Kamera Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü’nün de verileceği açılışta Arkadaşımı Merak Ediyorum filmi gösterilecek. Festival filmleri İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Rampa salonlarında gösterilecek. Filmler ‘Kadınların Sineması’, ‘Margarethe von Trotta Toplu Gösterimi’, ‘Nahid Persson Sarvestani Toplu Gösterimi’, ‘Kendine Ait Bir Cüzdan’, ‘Cins, Cinsiyet, Cinsiyetler’ ve ‘Bedenimiz Bizimdir’ adında altı ayrı bölümde seyirciyle buluşacak. Festival bu yıl önemli konukları da ağırlayacak. 1975’ten bu yana çektiği filmlerde güçlü kadın karakterler yaratan Margarethe von Trotta ile buluşma 17 Mart Salı günü İstanbul Modern’de.

VE ALTIN BAMYALAR…

Her yıl olduğu gibi bu yıl da festivalin kapanışı Altın Bamya Ödül Töreni ile son bulacak. Yedinci kez düzenlenecek törende Türkiye Sineması’nın 100’üncü Yılı dolayısıyla 100 yıla bakılacak. “100 Yılın Bamyası Ödülleri’nin bu yılki adayları erkek karakter kategorisinde Tecavüzcü Coşkun, Tarkan ve Recep İvedik, kadın karakter kategorisinde ise Kezban, Afrodit ve Mum Kokulu Kadınlar’daki tüm kadın karakterler.

Kaynak : onedio.com

06 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/filmmor_ilan_logolu.jpg 775 532 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-06 13:46:322015-03-06 13:48:17100 Yılın Bamyaları ve Direniş Sineması
Sanat Haberleri

4+4+4 başarısı (!) 2014’te 234 Bin 932 Öğrenci Okulu Terk Etti…

Tüm Öğretmenler Sendikası (TÖS), Millî Eğitim Bakanlığı 2014 İdare Faaliyet Raporu’ndaki okula devam etmeyen öğrenci sayısını değerlendirdi. 

öğrenci

2013 yılında 174 bin 625 öğrenci İlköğretim kurumlarını (ilkokul ve ortaokul) terk ederken, 2014 yılında İlköğretim kurumlarında öğrenim gören 234 bin 932 öğrenci okulu terk etti. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2013 İdare Faaliyet Raporunda okula devam etmeyen (Okul terki)  öğrenci sayısını 90 bin olarak belirlediğini; ancak bu sayının 174 bin 625 olduğunu söyleyen TÖS, 2013’teki okul terklerine göre 2014’teki terklerin (ilkokul ve ortaokul) yüzde 35 artış gösterdiğini ve 234 bin rakamının korkunç bir rakam olduğunu söyledi.

TÖS’ün soruları

  • 235 bin okulu terk eden öğrencinin sınıflarına, cinsiyetlerine göre dağılımı nedir? Yine bu öğrencilerin kaçı ilkokul, kaçı ortaokul öğrencisidir?
  • 4+4+4  zorunlu eğitim uygulamasının bu okul terklerindeki payı nedir?
  • Bakanlık, okulu terk eden öğrencilere yönelik ne gibi çalışmalar yapmıştır ve yapmaktadır?
  • Bilindiği gibi ilkokul ve ortaokul zorunlu eğitim kapsamındadır. Bu sonuca göre devlet zorunlu eğitimi uygulayamamakta mıdır? Öyle olduğu görülmektedir.

TÖS’ün konuya ilişkin görüş ve önerileri ise şöyle:

Eğitim, toplumun hem bir aynası hem de temel belirleyicisi olduğu için ailelerin sosyo-ekonomik durumunun okul terklerinin temel sebebi olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda çocukların ve ailelerinin çeşitli fonlar ve burslarla daha fazla desteklenmesini olumlu bir seçenek olarak görmek ve uygulamak gerekir.

TÖS olarak zorunlu ilköğretim çağı öğrencilerine verilen karşılıksız desteğin artırılmasının okula terki azaltacağı düşüncesindeyiz. Ayrıca aileleri bilinçlendirme gibi diğer tedbirlerin de belirlenip uygulamaya geçirilmesi, bu konuda özel çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Sonuç olarak 4+4+4 biçiminde çarpıtılmış 12 yıllık zorunlu eğitimin uygulamada gerçekleşmemesi (hatta 4+4+4 olarak bölünmüş olmasının okul terkini daha da artırdığı düşünülmektedir) ülkemiz için büyük bir sorundur. 2014 yılı faaliyet raporunda açıkça ifade edilen bu sonuç, bize Milli Eğitim’in sınıfta kaldığını bir kez daha göstermiştir. Siz istediğiniz kadar eğitimde çağı yakaladığınızı,  göz boyayıcı projelerle göstermek isteyin, istatistik veriler açıktır; 235 bin korkunç bir rakamdır. Ülkemiz için büyük bir ayıp ve kayıp olan bu duruma karşı tedbirler alınıp, gerekenler yapılarak acilen düzeltilme yoluna gidilmelidir.

Kaynak: Tüm Öğretmenler Sendikası

05 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/öğrenci.jpg 280 500 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-05 17:04:582015-03-05 17:04:584+4+4 başarısı (!) 2014’te 234 Bin 932 Öğrenci Okulu Terk Etti…
Sanat Haberleri

En Eski Sanat Eseri 540 Bin Yıllık

Endonezya’da 19. yy’da bulunan, yüz binlerce yıl öncesinden kalma midye kabuğu üzerinde, insan eliyle yapılmış ilk sanat eseri olabileceği düşünülen izler bulundu.

en-eski-sanat-eseri en-eski-sanat-eseri-2

Bilim insanları modern insanın atasına ait en eski sanat eserinin bulunmuş olabileceğini açıkladı. Endonezya’nın Cava adasında bulunan ve 430 ila 540 bin yıl öncesine ait olduğu düşünülen deniz kabuğu üzerinde zik zak şeklinde şekiller tespit edildi. Araştırmacılar, deniz kabuğu üzerindeki oymanın modern insanın ataları tarafından yapılan ilk sanata işaret ediyor olabileceğini belirtti.

Hollanda’nın Leiden Üniversitesi’nden Josephine Joordens, Homo erectus tarafından yapılan M şeklindeki zik zakların ve çiziklerin ne amacı taşıdığını henüz bilmediklerini, ancak türün sandıklarından daha akıllı olabileceğini ifade etti. Joordens, “Modern insanlar olarak yok olan diğer tüm insan türlerini daha aptal sanıyoruz. Ancak böyle olduğunu düşünmüyorum… Atalarımızın yeteneklerini daha iyi anlamaya çalışmalıyız” yorumunda bulundu.

Hollanda’nın Naturalis müzesinde bulunan, 1890’larda Endonezya’dan çıkarılmış 166 deniz kabuğu üzerinde yapılan incelemeler, kabukların yüzeylerinin keskin hale getirilerek kesme veya kazımak için kullanılmış olabileceklerini gösterdi. Üzerinde çizikler bulunan kabuğun ise bir köpekbalığı dişiyle işlendiği düşünülüyor. Yüz binlerce yıl önce koyu bir yüzeye sahip olan kabuğun üzerinde, çiziklerin beyaz izler bıraktığı tahmin ediliyor.

Merak ile gelen bulgu

Homo erectus’un taş aletleri kullanmakta yetenekli oldukları bilinmesine rağmen, Endonezya’da geçmişte yapılan araştırmalar az sayıda antik taş eşya ortaya çıkarmıştı. Joordens, deniz kabuğu üzerindeki çiziklerin önemli el becerisi gerektirdiğini belirterek Homo erectus’un taş dışında kabukları da kullanabildiğini anladıklarını söyledi.

Homo erectus türünü keşfeden Hollandalı araştırmacı Eugene Dubois, 19. yy’da maymundan insana geçiş yaptığına inandığı bir türe ait deliller bulmak için koloni halindeki Endonezya’ya gitmişti. 1891 yılında ‘Cava Adamı’ adını verdiği ve 1,9 milyon ile 100 bin yıl önce yaşamış insan türünü keşfetti. En son araştırmada kullanılan kabuklar da, kendi elleriyle toplandı.

Köpekbalığı dişi gibi sivri nesnelerle kabukların birçoğunda delik açtıkları belirlenen Homo erectus’un, yumuşakçalardan beslenmek için kolay bir yola başvurduğu anlaşıldı. Homo erectus, beslenmek için kullandığı deniz kabuklularını daha sonra eşya olarak da kullanıyordu. Birçok kabuğun kesici bir alet kullanılmak için işlendiğine dikkat çeken Joordens, ilk sanat eseri olabileceği düşünülen kabuğun ise ne anlam taşıdığını anlamanın çok güç olduğunu belirtti.

Joordens, Cava’daki kazı alanı Trinil’de bulunan kabuğun sırrını çözmek için, “O günlerde Homo erectus’un aklından ne geçtiğini anlamamız gerekiyor” ifadesini kullandı. Bilim insanları, Endonezya’daki yaşama şekilleri araştırılarak Homo erectus hakkında daha birçok bilgiye ulaşabileceklerini belirtti.

Kaynak: Livescience ve Al Jazeera

05 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/en-eski-sanat-eseri.jpg 420 640 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-05 12:07:452015-03-05 12:07:45En Eski Sanat Eseri 540 Bin Yıllık
Sanat Haberleri

‘Beni Asla Bırakma’ Yazarı ‘Ishiguro’dan on yıl sonra fantastik bir roman

Japon asıllı İngiliz yazar, distopik bir gelecekte geçen son romanı ‘Beni Asla Bırakma’dan on yıl sonra bu kez fantastik edebiyat türündeki ‘The Buried Giant’ı çıkardı. Roman Kral Arthur sonrası dönemde Britanya’da geçiyor

Kazuo Ishiguro

Çağdaş dünya edebiyatının etkili yazarlarından Kazuo Ishiguro, on yıl aradan sonra yeni romanı ‘The Buried Giant’ ile okurun karşısına çıkacak. Ishiguro’nun 3 Mart’ta Faber etiketiyle yayımlanan ‘The Buried Giant’ bir tür fantastik edebiyat eseri. Daha önceki romanlarında çoğunlukla geçmişe giden, bir önceki romanında ise bilimkurguya göz kırpan Ishiguro şimdi de fantastik bir hikaye kaleme aldı. Roman, Roma İmparatorluğu askerlerinin Britanya’yı terk ettiği günlerde geçiyor. Yerel halktan bir çift, korkunç savaşların sona ermesi üzerine, yıllardır görmedikleri oğullarını görmek üzere mahvolmuş ülkede uzun bir yolculuğa çıkıyor. Bu mistik yolculuk sırasında kendilerine Saksonyalı bir savaşçı da eşlik ediyor. Kitabın İngiliz Guardian gazetesinde çıkan eleştirisi, ‘The Buried Giant’ı ‘Game of Thrones’un vicdanlı versiyonu’ olarak niteliyor.
Kaynak : milliyetsanat.com
05 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/Kazuo-Ishiguro.jpeg 412 640 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-05 11:50:452015-03-05 12:00:03‘Beni Asla Bırakma’ Yazarı ‘Ishiguro’dan on yıl sonra fantastik bir roman
Page 5 of 14«‹34567›»

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön