Şunun için etiket arşivi: heykel

Bursa’da 1953 yılında fakir bir Roman ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen, birden fazla çanta taşıyıp, cümbüş ve davul çalarak gezen ‘Deli Ayten’ adıyla anılan Ayten Şenaşık’ın heykeli dikildikten sonra bu kez yaşadığı aşk, tiyatro sahnesine…

Bursa‘da 1953 yılında fakir bir Roman ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen, birden fazla çanta taşıyıp, cümbüş ve davul çalarak gezen ‘Deli Ayten’ adıyla anılan Ayten Şenaşık’ın heykeli dikildikten sonra bu kez yaşadığı aşk, tiyatro sahnesine taşındı. Dramatik şekilde sonlanan aşkı anlatan oyunun provasını izleyen Büyükşehir Belediye Başkanı  Recep Altepe, galası Haziran ayında yapılacak oyunun ardından tüm Türkiye‘de oynanacağını söyledi.

Merkez Osmangazi Belediyesi’nin kentsel dönüşüm kapsamında yıkarak parka çevirdiği Roman mahallesi Kamberler’de yaşayan, öldüğünde ‘Bursa‘nın Deli Ayten’i öldü’ başlıklıhaberleri yerel gazetelerde manşet olacak kadar kente mal olan Ayten Şenaşık, 1953 yılında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 3 yaşında menenjit hastalığı geçiren Ayten Şenaşık, 13-14 yaşlarında sevdalandığı Cümbüş Hasan’la ailesinin karşı çıkmasına rağmen, büyük uğraşlar sonucunda evlendi ve 1.5 yıl süren evlilik, Cümbüş Hasan’ın evi terk etmesiyle son buldu. Ayten, eşinin meyhane masalarında hayatını kaybetmesiyle de akli dengesini kaybetti. Cümbüş Hasan’ın kendisine hediye ettiği eşyalarla Bursa çarşılarında dolaşan ‘Deli Ayten’, 12 Mart 1992 günü Kızyakup Mahallesi’ndeki evinde ölü bulundu.

‘Deli Ayten’in mezarı, 2001 yılında dönemin belediye başkanı Hilmi Şensoy’un girişimiyle granit kaplanarak düzenlendi ve mezar taşına davullu fotoğrafı konuldu. 2009 yılında da dönemin Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe tarafından Deli Ayten’in heykeli Kamberler Parkı’na diktirildi.

Bursa‘ya malolan Deli Ayten’in yaşadığı aşk da Bursa Kültür ve Sanat Derneği oyuncuları tarafından sahneye taşındı. Heykel’deki Çocuk Sanat Galerisi’nde yapılan oyunun provasına, Büyükşehir Belediye Başkanı Altepe de katıldı. Geniş oyuncu kadrosuna sahip eserin galası Haziran ayında gerçekleştirilecek.Bursa‘daki gösterimlerin sonrasında da İstanbulİzmirAnkaraAdanaSamsunOrduBodrum veEskişehir‘de turne yapılacak. Turnelerden sonra, oyunun bir de sinema filmi çekilmesi hedefleniyor.

Oyunda öncelikli olarak ‘Deli’ namıyla anılan Ayten Şenaşık’ın hayatı anlatılırken, Romanlar’ın sosyal ve toplumsal sorunlarına da değiniliyor. Ayten ve aşkı Cümbüş Hasan’ın yaşadıkları, evlilikleri üzerinden de ölümsüz aşkın gücü ve kalıcılığı resmediliyor. Sahnede 20 kişilik oyuncu kadrosunun yanında 12 kişilik orkestra ve 30 kişilik dans ekibi görev alıyor. Oyunda Deli Ayten’i Özlem Gültekin, Cümbüş Hasan’ı da Arda Mat oynuyor. Arda Mat tarafından yazılan ve yaklaşık 2.5 saat süren oyunun yönetmenliğini Celal Bıyıklı yapıyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Deli Ayten’in Bursa‘yla özdeşleşmiş biri olduğunu vurgulayarak, “Bursa Kültür ve Sanat Derneği adı altında kendini tiyatroya veren genç arkadaşlarımız, gerçekten iyi bir ekip oluşturmuş. Deli Ayten´i oynarlarken; onun hayat evrelerini, yaşadığı dramı ve akıl dengesini kaybetmesini çok iyi bir şekilde sahneye uyarlamışlar. Beğenilecek bir oyun olacağı inancındayım” dedi.

Başkan Altepe, “Prova çalışmalarında gördüm ki arkadaşlar, bu işi çok iyi araştırmışlar ve en ince ayrıntısına kadar yerine getirmeye, seyirciye yansıtmaya çalışmışlar. Katkı koyan herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.

 

Yönetmen Ferzan Özpetek’e İspanya’nın Barselona kentinde onur ödülü verildi.

Barselona’da birincisi düzenlenen İtalyan Filmleri Festivali için bu kente gelen Özpetek, “Şahane Misafir” adlı son filmiyle festivalin açılışını yaptı.

Verdi sinemasında yapılan festival açılışında Luce Cinecitta Enstitüsü, 2000 yılından bu yana İtalyan filmi olarak İspanya’da en çok sayıda sinemada filmi gösterilen yönetmen olması sebebiyle Özpetek’e İtalyan Sineması Araştırma Merkezi (CSCI) onur ödülü verdi.

Genç bir Katalan heykeltraş olan Jaime Ruiz Tabares tarafından yapılan, ortasında sinema biletinin olduğu halka şeklindeki ödülü alan Özpetek, sinemayı dolduran izleyiciler tarafından uzun süre alkışlandı.

1997 yılında ilk filmi Hamam’ı çektiğinde Roma’da “sinemaya gidip, kaç kişi geliyor, ne diyorlar diye merak ederdim” diyen yönetmen Özpetek, “Artık, burada olduğu gibi, sinema önünde filmimi seyretmek için kuyruklar oluştuğunu görmek beni çok mutlu ediyor” diye ekledi.

53 yaşındaki yönetmen, ödülü aldığı sırada yanında bulunan Şahane Misafir filminin başrol oyuncusu Elio Germano’ya da, başarılı oyunculuk yeteneğinden dolayı övgüler yağdırdı.

Barselona’da 14-18 Aralık tarihlerinde yapılan İtalyan Filmleri Festivali’nde 12 uzun metrajlı ve 8 kısa metrajlı film gösterilecek.

Kaynak : [-]

Ünlü halk ozanı Aşık Veysel’in, Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde yenilenen müze evi, törenle açıldı.

Sivas Müze Müdürlüğü’nün, İsveç’in Stockholm kentindekiSynskadades Müzesi ile ortak yürüttüğü ”Müzeler Arası Kültür İttifakı Projesi” kapsamında teşhir ve tanzimi yenilenenmüze evinin açılışına, Şarkışla KaymakamıDavut Gül, Belediye Başkanı Kasım Gültekin,Sivas Müze Müdürü Ayşegül Canan Ortakçı, Aşık Veysel’in oğullarıAhmet ve Bahri Şatıroğlu, köy muhtarı Mustafa Özdamar ve bazıyetkililer ile yurttaşlar katıldı.

Kaymakam Gül, yaptığı konuşmada, Sivas Müze Müdürlüğü’ne yaptığı çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Müze evin etrafındaki binaların önümüzdeki günlerde kamulaştırılacağını belirten Gül, ”İstimlak çalışmasıyla müzeyi daha görünür hale getireceğiz” dedi. Açılışın ardından Sivas Müze Müdürü Ortakçı, konuklara müzeyi gezdirdi. Müze ev hakkında bilgi veren Ortakçı, ek binanın bir süre sonra tamamlanarakyenilenen binayla birleştirileceğini söyledi.

Müzede engellilere yardımcı olacak düzenlemeler yapıldı
Müzede engellilere yardımcı olacak düzenlemeler yaptıklarını anlatan Ortakçı, görme engelliler için Braille alfabesiyle, müze ve Aşık Veysel’le ilgili bilgilerin yer aldığı 10 pano hazırlandığını belirtti. Duvarlara asılan bu panolardaki kabartma yazılara engellilerin dokunarak bilgi edineceğini ifade eden Ortakçı, işitme engelliler için de işaret diliyle”Aşık Veysel Belgeseli” hazırlandığını, yabancı konukların da İngilizce alt yazılı bu belgesel sayesinde Aşık Veysel hakkında bilgi sahibi olabileceğini söyledi. Bu belgeselin müzedeki televizyonlardaziyaretçilere gösterildiğini anlatan Ortakçı, ”Kimsenin engeli kalmasın, herkes her şeyden sonuna kadar faydalanabilsin” dedi.

Aşık Veysel’e armağan edilen saz müzede sergilenecek

Aşık Veysel’in küçük oğlu Bahri Şatıroğlu, 1968 yılında babasına Cemal Saygılı tarafından hediye edilen ve babasının da kendisine armağan ettiği sazı, müzede sergilenmek üzere Ayşegül Canan Ortakçı’ya teslim etti. Ahmet Şatıroğlu da müzenin yenilenmesindeemeği geçenlere teşekkür ederek, ”Şimdi tüm Türkiye, tüm dünya burayı izleyip, görecek, biz de sevineceğiz” dedi. Açılışa katılanlar, ozanın vefat ettiği odada bulunan, oturarak saz çalan ve elinde saz tutan, bal mumundan yapılmış iki Aşık Veysel heykeliyle hatıra fotoğrafı çektirdi.

Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde 1894’te dünyaya gelen ve küçük yaşta geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle kör olan Aşık Veysel’in yaşadığı ev, ozanın vefatının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 1979 yılında kamulaştırılarak onarılmış, 1982 yılında da müze ev olarak hizmete açılmıştı.

Kaynak :[-]

Çağdaş Türk resminin büyük ismi Abidin Dino 7 Aralık 1993’te Paris’te öldüğünde 80 yaşındaydı. Hayallerine sığmayan her şeyi şiirleri, heykelleri, filmleri, belgeselleriyle anlatmaya çalışan Dino, “büyük insanlığa” bıraktığı zenginliklerle anılıyor.

1913 İstanbul’unda bir Osmanlı valisinin torunu olarak doğan Abidin Dino, çocukluğunun büyük kısmını Avrupa’da geçirmişti. İstanbul’a döndüğünde Robert Kolej’de öğrenimine başlayan Dino’nun, ne hoş tesadüftür ki sıra arkadaşı yıllar sonra Türkiye Komünist Partisi saflarında yoldaşlık edeceği Mihri Belli olmuştu.

Nazım Hikmet’in Sesini Kaybeden Şehir ve Bir Ölü Evi kitaplarına kapak resmi çizdiğinde henüz 20 yaşında bile olmayan Dino, 1933 yılında “d Grubu”nun kurucuları arasında yer aldığında niyetlerini, Türk resminin düşünsel bağlamını güçlendirip çağcıl bir soluk getirmek olarak tanımlamıştı. Aynı yıl açtıkları bir sergide girişin ücretsiz olması ise bugün bakıldığında mühim olmayan bir ayrıntı gibi görünse de, sanat eserinin toplumla buluşmasına dair 1930’ların Türkiye’sine yeni bir perspektif sunmuştu.

SSCB’nin tanınmış yönetmenlerinden Sergey Yutkeviç’in 1933’te Türkiye’nin Kalbi Ankara belgeselini çekmek için Türkiye’ye gelişi, Abidin Dino için sosyalist coğrafyada görülecek çaplı bir eğitimin aracı oldu. Yönetmen, bir sergide resimlerini gördüğü Dino’ya kendisiyle birlikte SSCB’ye gitmeyi teklif etti. 3 yıl SSCB’de kalan, bu süre boyunca Eisenstein dahil olmak üzere pek çok Sovyet sinemacısıyla Len Film Stüdyosu’nda çalışan Dino, 1937’de II. Dünya Savaşı’nın eşiğinde diğer yabancı öğrencilerle birlikte ülkesine geri döndü. 1937-1939 yılları arasında Fransa’da bir dönem bulunan, İspanya İç Savaşı’nda uluslararası gönüllü tugayında savaşmak için başvuran ressamın başvurusu, cumhuriyetçilerin kaybettiğinin netleşiyor olması nedeniyle reddedildi.

Abidin Dino tarafından çizilen Nazım Hikmet Run resmi

Abidin Dino, Türkiye’ye geldiğinde ressam dostlarıyla Yeniler Grubu’nu kurdu, desenlerinde, çizgilerinde emekçileri, yoksulları çizdi. İstanbullu balıkçıların desenlerine çok konu edilmesinden olsa gerek, bu grup Liman Grubu olarak da bilindi.

1939’da cumhuriyetin genç aydınların emeğiyle ve onlar aracılığıyla toplumsallaşmaya çalıştığı dönemde CHP’nin düzenlediği “yurt gezisi” ile Balıkesir’e giden Dino, o yörede kullanılan dile özgü yaptığı çalışmalarda “imece” sözcüğünü fark etmiş, ve Türkçe’de yaygın kullanıma bu güzel sözcüğü armağan etmişti. Abidin Dino ‘imece’nin hikayesini şöyle anlatıyor:

“Balıkesir taraflarında dolaştığım sıralarda, İMECE sözcüğünü duydum. Çok hoşuma gitti. Ve not ettim. Sonra bir araya geldiğimizde Sabahattin’e (Sabahattin Eyüboğlu) aktardım. O da Bakan’a, Hasan Ali Yücel’e aktardı. Derken Köy Enstitülerinde kullanılmaya başlandı. Ve imece benimsendi.”

“İmece”yi çok seven Abidin Dino, daha sonra pek çok oyununda, yazısında bu sözcüğü kullandı. Belki de en güzel kullanımlarından birine “İş ve Sanat” makalesinde şöyle rastlanıyor: “…sanat ve iş aşkına dayanan, ziraatten endüstriye kadar yayılan yeni bir rasyonel ‘imeceye’ ihtiyaç var.”

Sürgün yılları
1942’de TKP’ye üye olan Abidin Dino, Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından önce Çorum’a ardından da Adana’ya sürgün edildi. Sürgün yılların da pamuk işçilerinin resimlerini yaptı, Sıkıyönetim’in toplattığı oyunlar yazdı. “Türkiye’nin meçhul bir ovasında, rastgele bir köyünde işittiğim şarkılar, sanatın nerede saklandığını bana ifşa etti…Tüm gördüklerim, yaşadıklarım beni resme daha çok bağlıyordu,sanki resmettikçe görüyordum içinde yaşadığım Anadolu insanının gerçeğini…” diyen Dino, 1946’da Adana’dan ayrılmıştı.

Yıllar sonra Yaşar Kemal, henüz 15 yaşındayken Adana’da tanıdığı Abidin Dino ile ilgili; ”O ve ağabeyi Arif Dino olmasaydı Yaşar Kemal de olmazdı. Sürgün de bazen işe yarıyor” demişti.

1952’de eşi Güzin Dino ile birlikte Paris’e yerleşen Abidin Dino, çağının pek çok aydını, sanatçısıyla burada tanışma fırsatı bulsa da bir röportajında “ne işim var benim burada” diyecek kadar memleket özlemi duyuyordu. Paris’te Picasso ve Chagall ile birlikte de çalıştı, 1954’ten itibaren 8 yıl boyunca Paris’te Mayıs Salonu sergilerine katıldı, Atom Korkusu, Savaş ve Barış, İşkence, Çıplaklar eserleri dünyanın pek çok ülkesinde çeşitli galeriler ve müzelerde sergilendi. 1968’de öğrenci olayları sırasında Paris sokaklarında eylemlere katıldı, 68 gençliğinin resimlerini yaptı. Abidin Dino, 1979 yılında Fransız Plastik Sanatlar Birliği”nin Onursal Başkanlığı’na seçildi.

Eserlerinde, köylüleri, işçileri gördüğümüz Abidin Dino’nun en çok tema edindiklerinden biri de belki de emeğin bir sembolü olarak ‘eller’ oldu. Nazım Hikmet, Saman Sarısı şiirinde uzun yıllar dostluk, yoldaşlık ettiği Dino’ya şöyle sesleniyordu; “Sen el resimleri yaparsın Abidin, bizim ırgatların demircilerin ellerini / Kübalı balıkçı Nikolas’ın da elini yap karakalem…”

Mutluluğun Resmi çizildi mi ?

1961 yılında Havana’ya bir ziyaret gerçekleştiren Nazım Hikmet, Prag-Paris-Havana-Moskova-Varşova’da bulunduğu süre boyunca, Saman Sarısı şiirini yazmıştı. Nazım, Abidin Dino’ya şöyle sesleniyordu ;

sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini
değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı
balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem
gayrının resmini yapabilir misin üstad…

Bunun üzerine Nazım Hikmet’e Abidin Dino da “Mutluluğun Resmi” şiiri ile yanıt vermişti. Ancak Nazım Hikmet’i vatandaşlıktan çıkaran, Abidin Dino’yu sürgüne gönderen iktidarların halefleri, 2000’li yıllarda “Orta Öğretim Felsefe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu”na bu iki komünist aydının hikayesini koymaya çalıştıklarında cehaletlerinden ötürü işin içinden çıkamadılar. “Böyle bir şiir varsa, ressam da resmini yapmıştır muhtemelen” basitliğiyle düşünen Milli Eğitim Bakanlığı, Amerikalı ressam Dianne Dengel’e ait bir tabloyu hazırladığı kılavuza koyup, “Abidin Dino’nun bu resmini tahtaya yansıtın ve öğrencilere yorumlatın” diyerek sanattan ne denli anladığını da göstermiş oldu.

Öte yandan, yoldaşı Nazım Hikmet’e yanıtını şiirle veren Abidin Dino’nun dizeleri ise sürgündeki iki aydının memlekette kavuşma hülyasını yansıtıyor ve tarih boyunca okunmaya devam edecek gibi görünüyor.

Mutlulugun Resmi

kokusu buram buram tüten
limanda simit satan çocuklar
martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
ayağında varnanın tozu
yüreğinde ince bir sızı.
mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
bağrımıza bassaydık seni nazım,
yapardım mutluluğun resmini
başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
bahriyeli adımlarla düşüp yola
gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
ve bir acı kahvemi içseydin.
anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
ne günler biterdi,
ne geceler…
dinerdi tüm acılar seninle
bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
ve dolaşsaydık türkiyeyi
bir baştan bir başa.
yattığımız yerler müze olmuş,
sürgün şehirler cennet.

işte o zaman nazım,
yapardım mutluluğun resmini
buna da ne tual yeterdi;
ne boya…

Kaynak : [-], Yazan : Evrim Gökçe 

Sabancı Vakfı tarafından bu yıl 19’uncusu gerçekleştirilen ‘Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri’, düzenlenen törenle verildi. Sakıp Sabancı Müzesi The Seed Etkinlik Merkezi’nde sunuculuğunu Yağız Can Konyalı’nın yaptığı törende, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden Heykel, Resim ve Geleneksel Türk Sanatları bölümlerinden ilk üçe girerek mezun olan 9 öğrenci, ödüllendirildi.

Törene katılan Vali Hüseyin Avni Mutlu, ödül alan genç sanatçıları kutladığını belirtti. Mutlu, şöyle devam etti:

“Öncelikle muhterem büyüğümüz, sanat dostumuz Sakıp Sabancı’yı rahmetle anıyorum. Öğrencilerimiz birbirinden güzel eserler ortaya koydu. Sabancı ailesinin ülkemizin sanayisine verdiği katkılar büyük. Onların sayesinde sanat vazgeçilmezimiz oldu. Ödül töreninin bu yıl 19’uncusunu kutladık. Nice yıllar diliyorum. Bu güzel sanatçılarla gurur duyuyoruz. Zaten Mimar Sinan Üniversitesi sanatın baş tacı olduğu için burada sanatla ilgili çok güzel işler yapılıyor. Değerli hocalarımızı bu başarılı gençleri yetiştirdikleri için takdir ediyorum.”

Sakıp Sabancı’nın eşi Türkan Sabancı da bu ödül törenlerinin devam edeceğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri’nin 19’uncu yılında yine bir aradayız. Her yıl ödüllerin sahiplerini bulacağı bugünü heyecanla bekliyoruz. Bu ödüller Sakıp Sabancı’nın sanata ve sanatçıya verdiği sevginin ve saygının adeta göstergesi. Bizler de onun adını yaşatmak ve desteklemekten gurur duyuyoruz.”

Ödül almaya hak kazanan öğrencileri kutlayan Türkan Sabancı, “Umarım bu ödül sanat hayatlarında onlara şans getirir. Ayrıca onları yetiştiren aileleri ve yol gösteren öğretim görevlilerini tebrik ediyorum” diye konuştu.

Sakıp Sabancı Müzesi’nin 10 yıl önce kurulduğunu hatırlatan Sabancı, “Rahmetli eşimin bu ülkeye bıraktığı en değerli miraslardan biri. Her yıl birbirinden değerli koleksiyon ve sergiye ev sahipliği yapıyor” ifadelerini kullandı.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yalçın Karayağız da bu ödüllerin genç sanatçılar için teşvik edici olduğunu kaydetti.

Törende, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri Simge Kılıç ve Gözde Çakır, flüt dinletisi sundu.

Öğrencilere Cumhuriyet altını verildi

Resim bölümünden Ece Gözen Ünal, Pınar Subaşı, Canberk Özcan, Heykel bölümünden, Eda Güngör, Melike Akyıldız, Çiğdem Yıldırım, Geleneksel Türk Sanatları bölümünden Dilek Karayel, Yeşim Okutan ve Gülsüm Köseoğlu ödül aldı.

Törende, birincilere 40, ikincilere 25, üçüncülere de 15 Cumhuriyet altını verildi.

Kaynak :[-]

 

Adana 13 Kare Sanat Festivali, 4-8 aralık tarihlerinde yapılacak. Festivalde fotoğraftan karikatüre, tiyatrodan edebiyata kadar bir çok alanda etkinlikler düzenlenecek.

Festivalle ilgili makamında bir toplantı düzenleyen Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, festivalin bu sene iki ana temasının olacağını vurguladı. Bunlardan ilkinin ‘Adana’yı Seviyorum’ sloganı ile Adanalıyı kucaklamak, ikincisinin ise 19. yüzyılda yasa dışı yollardan Adana’dan çıkarılmış olan Satsneferu Heykeli’ni şehre kazandırmak için kamuoyu oluşturmak olduğunu ifade eden Aldırmaz, ‘Satsneferu Heykelimizi geri istiyoruz’ adıyla imza kampanyası başlatılacağını da açıkladı.

Festival kapsamında Turhan Selçuk’un ‘Söz Çizginin’ adlı karikatür sergisinin Abidin Dino Parkı’nda açılacağını söyleyen Aldırmaz, aynı gün ‘Sanat Sevgidir’ yürüyüşü ile Genco Erkal’ın ‘İnsanlarım’ adlı oyununun sanatseverlerle buluşacağının altını çizdi.

Festivalin ilk gününde 75. Yıl Sanat Galerisi’nde Özcan Ağaoğlu’nun ‘İranabak’ adlı fotoğraf sergisi açılırken, Özcan Ağaoğlu ile Füruzan’ın imza etkinliği yapılacak. Aynı gün Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda Altın Oran Doğa Grubu’nun ‘Torosların Nadide Çiçekleri’ adlı gösterisinin ardından Genco Erkal, ‘İnsanlarım’ adlı oyunu sahneleyecek.

Festivalin ikinci gününde ise fotoğraf sanatçısı Sıtkı Fırat’ın ‘Türk Dünyasından İzler’ adlı sergisi sanatseverlerle buluşacak. Aynı gün Mevlana’nın 22. kuşaktan torunu Esin Çelebi ‘Mevlana ve Mesnevilik’ konulu söyleşiye katılacak. Söyleşinin ardından ise Uluslararası Mevlana Vakfı Rumi Türk Musikisi Topluluğu tarafından konser verilecek.

Festivalin üçüncü günü ise Mehmet Baltacı anısına bölümünde Gültekin Çizgen’in sunumuyla İstanbul Fotoğraf Müzesi Koleksiyon Sergisi ile birlikte ‘Mehmet Baltacı’nın Bir Zamanlar İstanbul’ sergisi ve Altınoran Düşünce Sanat Platformu’nun fotoğraf sergileri açılacak. Bunun yanında ‘Ustalardan Sunumlar’ bölümünde İzzet Keribar’dan ‘Endülüs ve Valancia’, Sıtkı Fırat’tan ‘Sıladan Gurbete-Fotoğrafın Ardında 65 Yıl’, Ara Güler’den ‘Seçmeler’ adlı fotoğraf gösterileri ve söyleşiler yapılacak. Gültekin Çizgen ise ‘Gergedanlar İyi Fotoğraf Çekemez’ adlı kitabını imzalayacak.

Festivalin dördüncü günü 7 Aralık’ta ise Adana Kültür Sanat Merkezi’nde Mahmut Hazım Kısakürek sunumuyla ve Metin Bahçıvan moderatörlüğünde ‘Çocuk ve Tiyatro’ çalıştayı yapılacak. Aynı gün Ali Öz’ün ‘Tarlabaşı: Ayıp Şehir’ adlı fotoğraf sergisi Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak. Serginin ardından Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası Büyükşehir Belediye Tiyatro Salonu’nda konser verecek.

Etkinliklerin son gününde ise Mesut Dikel, İlham Enveroğlu ve Ömer Tayfur Öztürk’ün hat, minyatür, resim ve heykel sergisi Büyükşehir Belediyesi Fuayesinde açılacak. Altın Kamera Fotoğraf Yarışması ödül töreni ve sergisi ise AFAD’ın Kasım Gülek Fotoğraf Sanat Galerisi’nde yapılacak. Aynı gün ‘Mısırlı Hemşire Sansneferu Heykeli’ni Geri İstiyoruz’ konulu imza kampanyası başlatılacak.

Bu arada, etkinlikler kapsamında Orhan Kemal’iin oğlu Işık Öğütçü, okullarda babasının yaşamı ve edebiyatını anlatacak.

 Kaynak :[-]

Herkesin ortak fikri bu yılki fuarın geçmiş yılların üzerine bir hatta birkaç tuğla ekleyip yükseldiği yönünde. Eser sayısındaki artışı kastetmiyoruz; yapıtların niteliği de üst seviyelere çıkmış

Bir köşede Andy Warhol bir köşede Burhan Doğançay… Hem Magdalena Abakanowicz’in ismi gibi dev heykelleri hem günümüz Türk heykelinin genç heykeltıraşlarından Ozan Oganer’in koskoca Buda’sı. Hepsi yan yana, ardı ardına sıralanıyor. Dünyadan ve Türkiye’den usta sanatçıların, genç isimlerin tam 3 bin eseri Contemporary İstanbul’un çatısı altında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ile İstanbul Kongre Merkezi’nde.
Dev bir müze gibi
Fuar alanı çok büyük; tam 16 bin metre kare. Hal böyle olunca Contemporary İstanbul tam zamanlı bir vakit istiyor izleyicisinden; eserleri doya doya, sindire sindire görmesi için. Fuarın ilk günü sabah saatlerinden itibaren, üstelik İstanbullular güne yağmur ve soğuk bir havayla uyanmış olsa da, yine dolu. Orta yaşlı hanımlardan gençlere, koleksiyonerlerden öğrencilere kadar sabah 10.00 itibariyle fuar alanını doldurmaya başlıyor sanat meraklısı ziyaretçiler.
Herkesin ortak fikri bu yılki fuarın geçmiş yılların üzerine bir hatta birkaç tuğla daha ekleyip daha da yükseldiği. Sadece eser sayısındaki artışı kast etmiyoruz; fuardaki yapıtların niteliği de daha üstlere çıkıyor her yıl. İzleyici adeta dev bir çağdaş sanat müzesinde gibi hissediyor kendini.

Banksy de fuarda
Fuar üç bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde genellikle her yıl burada konuşlanan galeriler göze çarpıyor yine: Dirimart, Galeri Baraz, Pi Artworks, x-ist Galeri, Galerist, Akbank Sanat. Alt kat, fuarın bu yılki “Yeni Ufuklar” bölümünün konukları olan Orta ve Doğu Avrupa’dan galerilere ve solo projelere ayrılmış. Türk sanat severe pek yakın olmadığı bir sanat diliyle tanışma imkanı sağlıyor bu bölüm.
Giriş bölümünden bir koridorla İstanbul Kongre Merkezi’ne ulaşıyorsunuz. Girer girmez Pera Müzesi’nden Baksı Müzesi’ne kadar kurumları görüyoruz. İstanbul Kongre Merkezi’ndeki galerilerin alanı daha ferah, daha geniş.
Fuarın yurtdışından katılan ve sanat severler tarafından heyecanla beklenen yabancı galerilerini burada bulabilirsiniz. Mesela Botero’larıyla dikkat çeken Marlborough Gallery; Andy Warhol imzalıPrenses Diana ve Prens Charles portrelerinin yanı sıra Basquiat, Robert Indiana’nın eserlerini sunan Opera Gallery; Roy Lichtenstein, Damien Hirst ve grafitinin sanat olarak kabul edilmesini sağlayan, kim olduğu bilinmeyen ve eserleri başta Hollywood yıldızları olmak üzere pek çok önemli isim tarafından kapışılan Banksy’nin yapıtlarıyla dolu olan Andipa Gallery… Bu arada meraklıları için söyleyelim Banksy’nin “Leopard and Barcode”u 145 bin sterlin, “Every Time I Make Love to You I Think of Someone Else”i 95 bin sterlin, Damien Hirst’ün eserlerinden biri 25 bin, diğeri 18 bin sterlin.

“Ölü mumyalar gerçek mi?”
Stantlar arasında dolaşırken orta yaşlı hanımların sanatçılar üzerine yorumları da kulağımıza çalınıyor: “Sanatçı artık olmuş, bir arayış içindeydi, gelişimi sürüyordu ama artık oturmuş sanatı.” Evet bu fuar gerçekten sanat meraklılarıyla dolu; galeri görevlilerine sorular soruyorlar, sanatçıları tanımaya, işlerini anlamaya çalışıyorlar.
Galeri Zilberman’ın yanında siyahperdeden çeri giriyoruz; karanlık bir oda, yerde sıra sıra kefene bürünmüş ölüler. Yanımızdaki küçük çocuk, galeri görevlisine soruyor: “Bu ölü mumyalar gerçek mi?” Eserin adı “Apoclypsse” ve yaratıcısı da Türk çağdaş sanatının en kışkırtıcı isimlerinden Şükran Moral. Sanatçının bu çalışması siyaset, din ve ırk konularında nefret teması üzerine kurulu.
Bir de eğlenceli ve izleyicilerin sürekli fotoğrafını çektiği stantlardan birine uğrayalım: Galeri x-ist bu yıl sanatçısı Ansen için özel bir proje odası yapmış. Burada sanatçının geçtiğimiz yıl başladığı “Microbigs” serisinden eserler yer alıyor. “Microbigs” Ansen’in yeni dili; geçtiğimiz yıl politikacıların heykellerini yapmıştı, Obama’dan Saddam Hüseyin’e, Tayyip Erdoğan’a kadar. Bu yıl sinemayı ele alıyor Ansen: Önemli filmlerin yönetmenlerini, karakterlerini fırınlanmış kil, plastik ve el yapımı kıyafet kullanarak yeniden yaratıyor. Behzat Ç. de tam kadro burada.
Fuar saatlar ilerledikçe daha da hareketleniyor; canlanıyor. Öyle görünüyor ki ön izleme gününde 10 bin kişinin katıldığı fuarın ziyaretçi sayısı hedefi olan 70 bin rakamına rahatlıkla ulaşacak…

Halil Altındere’den yedi altın öğüt

2010 yılında Burhan Doğançay’ın “Mavi Senfoni”sini, ünlü galerici Yahşi Baraz’ın başına geçirdiği “Portrait of a Dealer” adlı eseriyle Contemporary İstanbul’da büyük ses getirenHalil Altındere yine yapacağını yapmış. Sanatçı iki eser sergiliyor fuarda. İlki “Satış yapmak isteyen sanatçılar için tüyolar” adını taşıyor.
Amerikalı kavramsal sanatçı John Baldessari’nin 1966’da yaptığı aynı adlı işine atıfta bulunduğu eseriyle Altındere sanatçılara 7 altın öğüt sunuyor. Sanatçı fuar mantığı çerçevesinde bir iş yapmak istemiş ve bunu da başarmış.
Diğer işinin adı “Sanat her zaman arzu ve imzayla ilgilidir”. Burada da Türkiye’nin en önemli koleksiyonerlerinden biri olan Mustafa Taviloğlu ile işbirliğine gidiyor.
Taviloğlu birkaç hafta önce Altındere’den bir iş almak istemiş. Galericisiyle anlaşılmış fiyat üzerinde. Altındere Taviloğlu’ndan aldığı çeki, tıpkı 1997’de dev boyutlarda büyüttüğü 1 milyonTL’de olduğu gibi büyütmüş, altına da imzasını atmış, koleksiyonere yani Taviloğlu’na geri vermiş bu çeki. Yapıt bu kadar basit anlatılabilir ama alt metni kesinlikle çok güçlü…

Kaynak :[-]   Haber : Yasemin BAY

 

Galeri Manâ, 20 Kasım – 12 Ocak tarihleri arasında Pawel Althamer: 6 Heykel adlı sergiye ev sahipliği yapacak

Sanatçının Istanbul’daki bu ilk solo sergisinde Deutsche Guggenheim, Berlin siparişi üzerine ürettiği Almech isimli yerleştirmesinden altı adet heykel yer alıyor.

Althamer’in doğal büyüklükteki altı adet portreheykeli, ruhani varlıklarıyla izleyicide hem huzur hem endişe uyandıran, bembeyaz ve solgun bir hayaletler topluluğu oluşturuyor. Deutsche Guggenheim ile sanatçının babasının Varşova, Polonya şehrinde kurmuş olduğu plastik üretim atölyesi Almech arasındaki bir değiş-tokuştan doğan bu seri, betimlenen kişilerin – Deutsche Bank çalışanları, müze personeli ve ziyaretçiler – yüz kalıpları ile bedenlerini oluşturan plastik malzemeyi bir araya getiriyor.

Galeri Manâ’daki serginin çıkış noktası, sanatçının sosyal dokuya dair keskin algısı; bu algı, farklı işlerini birbirine bağlamakla kalmayıp, sanatçının oynadığı bir malzeme haline gelmiştir. Yerinden sökülmüş ve yeni bir çerçeveye nakledilmiş altı işi Manâ’da yeniden yerleştiren ise sanatçının zaman, mekân ve toplum algısı. Althamer bu heykelleri üretim, yöntem ve mekânlarından ayırarak, özgürleştirerek onlarla yeni bir diyaloğa giriyor ve onların tarihle yüklü olmayan bir yoruma kavuşmalarını sağlıyor. Bu temsiliyetin anti belleği işin daha az belirlenmiş, kişisel bir deneyiminin şaşırtıcı bir şekilde hayat verici olabileceğine işaret ediyor.

 Pawel Althamer farklı medyumlar kullanarak ürettiği yapıtlarıyla olduğu kadar izleyicilerine ve değişik toplumsal gruplara yaşattığı çeşitli ve özgün sosyal deneyimlerle kendine özgü katılımcı bir sanat pratiği geliştirdi. Kariyeri boyunca sanatın dönüştürücü potansiyelini kullanmayı amaç edinen Althamer, insanların kendi yaratıcılıkları üzerine düşünmelerine ve günlük hayatlarına dair yeni bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olabilecek bir tavır benimsedi. 1994’ten beri yürütmekte olduğu MS hastaları için düzenlenen bir haftalık heykel atölyesi olan Nowolipie Grubu; 2000 yılında komşularının dairelerini kullanarak düzenlediği Bródno 2000 isimli büyük çaplı grup performansları; 2008 yılından beri ailesi ve arkadaşları ile organize ettiği Common Task isimli Belçika, Brezilya ve Mali’ye yolculuklar dizisi ve Frühling (2009) kapsamında Museum Fridericianum, Kassel’deki solo sergisini şehirdeki okul çocuklarına devretmesi bu sanatsal tavrına örnek gösterilebilir. Pawel Althamer’in heykel, enstelasyon, video ve film gibi çesitli medyumları barındıran yapıtı, çoğunlukla sakatat, kuru ot ve insan saçı gibi malzemeler kullanarak ürettiği kendisinin, aile üyelerinin ve arkadaşlarının doğal ölçülerde portrelerine odaklanıyor.

 Kaynak : [-]

Çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Seçkin Pirim’in  “Disiplin Fabrikası”, Matraş ve TLS’nin destekleri ve MERKUR organizasyonuyla 29 Ekim-4 Kasım tarihleri arasında Londra  Saatchi Gallery’de dünya sanatının vitrinine çıkacak.

Seçkin Pirim, Damien Hirst gibi modern sanatın yıldızlarını dünyaya kazandırmasıyla ünlü, dünyada sanata yön veren en önemli merkezlerden kabul edilen Saatchi Gallery’de kişisel sergi açan ilk Türk sanatçı olacak.

Modern sanatın genç, yeni ve inovatif temsilcilerinin eserlerini sergileyebilmesi ve dünya çapında sanatseverlerle buluşabilmesi amacıyla 27 yıl önce kurulan, o günden bu güne modern sanatın çekim merkezi haline gelen Saatchi Gallery, kuruluşundan bu yana ilk kez bir Türk sanatçısını kişisel sergisiyle ağırlıyor.

Seçkin Pirim’in son dönem heykel ve kağıt çalışmalarını kapsayan “Disiplin Fabrikası” başlıklı kişisel sergisi, 29 Ekim’de Saatchi Gallery’de açılacak ve 4 Kasım’a kadar izlenebilecek.

Seçkin Pirim’in, Saatchi Gallery’de kişisel sergi açacak olması, sanatçının dünya sanat çevrelerince daha yakından ve dikkatle izlenmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Zira her yıl 1,2 milyondan fazla ziyaretçisi olan ve 2009, 2010, 2011 yıllarında Londra’nın en fazla gezilen 10 sergisinden 7’sine ev sahipliği yapan Saatchi Gallery, son derece özenli seçim kriterlerine bağlı olarak her yıl dünyanın dört bir yanından sınırlı sayıda sanatçıyı kişisel sergi açmak üzere kabul ediyor.

“Disiplin Fabrikası” heykelleri Pirim’in, içinde olduğumuz sosyolojik, toplumsal ve de kişisel yapıların, kontrol altına alınma çabasına karşı gösterilmiş tepkinin kendi sanatsal anlayışının çerçevesinde boyut bulmuş halleri olarak karşımıza çıkıyor. Pirim’in heykellerindeki formlar, dış sınırları belirlenmiş bir dünyanın içinde, sınırları görmezden gelerek hareket etmeye çalışan bireyin verdiği savaşı simgeliyor. Heykeller, hayatın biri daha kaygan ve özgür, diğeri daha düzenli ve sistematik iki tarafını temsil eden katmanlardan oluşuyor. Pirim’in eserleri doğaya referansta bulunmak yerine, insan hayatının makineler, bilgisayarlar ve robotlar üzerine kurulu olduğu endüstri sonrası dünya ile bağlar kuruyor.

Saatchi Gallery’deki sergide bu konsepte ek olarak, zaman, değişim ve bütünleşme kelimelerinin sonucu olan eserler de yer alacak. 12’li bir seriden oluşan ve zamanın insana yaptıklarının sonucunu gösteren bir kağıt iş, sistemdeki yumuşatılma ya da tam tersi sert bir ruha dönüştürülme halini yansıtan triptik bir duvar heykeli, insanın yasam boyunca içinde savaş verdiği diğer yarısı ile olan sorgulamalarının karşılığını bulduğu 3 boyutlu akrilik 2’li bir heykel bunlardan bir kaçı.

Seçkin Pirim Hakkında:

1977 Ankara doğumlu sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu. İstanbul, Frankfurt, New York, Şangay başta olmak üzere farklı şehirlerde 20’nin üzerine kişisel ve karma sergiyle sanatseverlerle buluşan, müze koleksiyonlarında yer alan Pirim, çağdaş tasarımları ve heykelleriyle günümüzün en önemli heykel sanatçılarından kabul ediliyor. Pirim, çalışmalarını Beyoğlu’ndaki atölyesinde sürdürüyor.

MERKUR hakkında:

Galeri Merkur, İstanbul Nişantaşı semtinde Sabiha Kurtulmuş tarafından 2010 yılında kurulmuştur. Merkur özellikle resim, fotoğraf, heykel, video başta olmak üzere uluslararası güncel ve çağdaş sanatı desteklemektedir. Merkur, Türkiye’nin en önemli sanatçılarıyla çalışmaktadır. Aynı zamanda genç sanatçıların eserlerini sergileyerek Türk ve dünya çağdaş sanat ortamına yeni soluklar kazandırmayı hedefle hedefliyor.

 

Kaynak : [-]

İstanbullu sanatseverler konserler, resim sergileri, tiyatro oyunları ile sanat dolu bir hafta yaşayacaklar. İstanbul’un farklı yerlerinde gerçekleştirilen sanat etkinlikleri ile İstanbulluları sanatın farklı dallarında yeni keşifler bekliyor. Sizin için haftanın önemli sanat etkinliklerini derledik…

sanat duyuru

Albümleriyle dünya çapında 70 milyondan fazla satış grafiği yakalayan Enrique Iglesias, 24 Ekim’de Küçükçiftlik Park’ta sevenleriyle buluşacak.  Sahip olduğu 390 ödüle ”ödül rekortmeni” olarak tanımlanan sanatçı, Hero, Tired of Being Sorry, Taking Back My Love, Heartbeat, Bailamos gibi sayısız hit parçasını 24 Ekim’de İstanbullu müzikseverlere seslendirecek.Bugüne kadar, 9 stüdyo albümü ve 2 greatest hits complation albümü bulunan Iglesias, yeni albüm çalışması öncesinde vereceği konserle uzun süre adından söz ettirecek. ”Tonight” şarkısı ile yakaladığı başarıyla Billboard listelerinin Micheal Jackson’dan sonraki kralı haline gelen Iglesias’ın konseri öncesinde Ozan Çolakoğlu DJ kabininde müzik ziyafeti verecek.

”Minilogue ve Jurek Przezdziecki, Indigo sahnesinde

Dans müziğinin sofistike tarafını ortaya koyan, Minilogue ve Jurek Przezdziecki, ilk kez Indigo sahnesine konuk oluyor. Oldukça farklı müzik geçmişlerini 2008’de bir kenara bırakıp, çoğunlukla progressive house/techno arasında gidip gelen Minilogue’u kuran İsveçli Sebastian Mullaert ve Marcus Henriksson, yalnızca prodüksiyonlarıyla değil, oluşturdukları görsel dünyayla da 19 Ekim’de sevenleriyle buluşacak.

Erykah Badu, Jill Scott, Michael Jackson, Outkast, Earth, Wind and Fire gibi Soul, Hip-Hop ve R&B isimlerinin müziklerini, kendilerine has stilleriyle doğaçlayarak çalan Four in the Pocket, 20 Ekim’de garajistanbul’da müzikseverlerin karşısına çıkacak.

Rock grubu Triggerfinger İstanbul’da

Lykke Li’nin popüler parçası ”I Follow Rivers”a yaptığı akustik cover’la gündeme yerleşen Belçikalı rock grubu Triggerfinger ilk kez Türkiye’de. Müziği yetişkin dinleyiciler tarafından Led Zeppelin, yeni nesil tarafından ise Queens of The Stone Age’e benzetilen, 3 albümlerinin yanı sıra ‘Faders Up’ adında bir de canlı albümleri bulunan Triggerfinger, 20 Ekim’de Ghetto’da sevenleriyle buluşacak.

Duman, Bostancı Kültür Merkezi’nde

Türk Rock müziğinin önde gelen gruplarından Duman, 21 Ekim akşamı Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahne alacak. İlk albümle beraber özellikle sahne performansına ağırlık vererek kısa sürede kendine sadık bir dinleyici kitlesi oluşturan grup, hayranlarını sevilen şarkılarıyla coşturacak.

Uzun yıllardır pek çok tango şovunda baş dansçı, aynı zamanda koreograf olarak görev yapan Mariela Maldonado ve Pablo Sosa, ”Tango Legends” adını verdikleri gösterileri ile dünya turnesi kapsamında 19 ve 20 Ekim’de, Türker İnanoğlu Maslak Show Center’de seyirciyle buluşacak. ”Tango asla ölmez” diyen Buenos Airesli grup, 2 perdeden oluşan gösterilerinin ilk bölümünde; Tango’nun altın çağını, ikinci bölümde ise 20. yüzyılın son yarısından kişisel yaratıcılık ve hayal gücünden doğan koreografi ile seyirciyi tangonun tarihinde yolculuğa çıkartacak. Gösteride aynı zamanda  Astor Piazzolla’nın eserlerine de yer verilecek.Ödüllü ve Hollywood yıldızlarına tango eğitmenliği yapan dansçıların da bulunduğu grup, ”tangonun neden efsane olduğunu ve asla ölmeyeceğini” izleyicilere bir kez daha anlatacak.

Ahmed Arif sahneye taşınıyor

Geçtiğimiz yıl Can Yücel’den Genco Erkal’ın uyarladığı ve Kemal Kocatürk’ün yönetip oynadığı ”Can” adlı tek kişilik oyunla tiyatro dünyasına merhaba diyen ”Tiyatro Kumpanyası”, usta şair Ahmed Arif’i sahnede görünür kılacak. Bilinmeyen bütün yanlarıyla Ahmed Arif ve şiirlerinin yaratılış serüvenleri, Sarper Özsan’ın müziği ve Kemal Kocatürk’ün yorumuyla, 20 Ekim’de Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda seyirci karşısında olacak.

Şehir Tiyatroları’nda bu hafta 23 Ekim Salı günü Devlet Tiyatrosu İstanbul Küçük Sahne’de”Herkesin Bildiği Sırlar”, 24 Ekim Çarşamba günü Cevahir Salon 1’de ”Ölüleri Gömün”, Fuaye Sahne’de ”Dış Ses” seyirciyle buluşacak. 26 Ekim Cuma günü Küçükçekmece Cennet Devlet Tiyatroları sahnesinde ve Cevahir sahnesinde ”Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını” adlı oyunlar sahnelenecek.

Yavuz Özkan’ın yazdığı ve Hidayet Erdinç’in yönettiği ”Herkesin Bildiği Sırlar” adlı oyun, kadın – erkek, aşk – evlilik ve evlilik kurumu tartışması gibi gözüken ama aslında herkesin kendini tartıştığı, yaşadığı toplumu yargıladığı ve cevapsız soruların içinde boğulduğu bir dünyayı anlatıyor.

Irwin Shaw’ın yazdığı, Coşkun Büktel’in çevirdiği ve Şakir Gürzumar’ın yönettiği ”Ölüleri Gömün”adlı oyunun konusu ise şöyle: ”Dünyanın her tarafında sürüp giden savaşların birinde vurulan askerler mezarlarından kalksalar ve savaşı durdurmaya kalksalar neler olur. Ordu, hükümet, silah tüccarları, politikacılar, iş adamları, din adamları nasıl tepki verir. Ya kocalarını, sevgililerini, babalarını ve oğullarını kaybedenler gerçekten savaşsız bir dünyayı istiyor muyuz?”

Zeynep Kaçar’ın yazdığı, N. Fırat Demirağ’ın yönettiği ”Dış Ses” adlı oyunda iki farklı kadın, iki başka hayat, yabancılaşma, sıkışmışlıklar, beklentiler, aşılamayan engeller, aynı kader, aynı son anlatılıyor.

Güngör Dilmen’in ”Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını” adlı yazdığı oyun da Faik Ertener’in yeni yorumu ile sahnelenecek. Daha önce Ankara ve Adana da sergilenen oyun bu kez müzikal tadında İstanbul seyircisinin karşısına
çıkacak. Müziklerini Cem İdiz’in yaptığı oyun, 35 kişilik oyuncu kadrosu ve orkestrası ile eski İstanbul’u yaşatacak.

Tankut Öktem retrospektif sergisi

Taşı ve bronzu vefaya dönüştüren heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem’in eserleri retrospektif bir sergiyle Caddebostan Sanat Galerisi’nde bir araya geliyor. Sergi, sanat yaşantısı boyunca formların, ışığın, gölgenin arayışını sürdüren; efelerden, ozanlardan, Kuvayi Milliye Destanı’na kadar pek çok değeri heykelleriyle yaşatan Tankut Öktem’in ölümünün 5. yılında, retrospektif sergisiyle sanat hayatının tüm dönemlerine ışık tutuyor.

Türkiye’nin illerine yayılmış büyük anıtlarından figürlerin heykellerinin de yer aldığı, ilk dönem soyut formlardan figüratif geleceğini haberleyen ”Özgürlük Yüzleri”ne dek sanatçının birçok eserinin sunulduğu sergi, 31 Ekim-10 Aralık tarihleri arasında görülebilecek.

”Düş ya da Gerçek Şah-ı Maran” sergisi, 20 Ekim Cumartesi günü Cennet Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu’nda açılacak. Sergide yüzyıllardır devam eden Şahmaran geleneği, eski ve yeni çalışmalarla görülebilecek.

Karma resim ve heykel sergisi ise aynı gün Almelek Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Sanat dünyasında kural tanımaz tavırlarıyla en yaramaz ve en çok tartışılan sanatçılarından olanİngiliz sanatçı Damien Hirst ses getirecek bir yapıta daha imza attı. 47 yaşındaki Hirst karnının bir kısmında ana rahmindeki bebeğin de görüldüğü, elinde kılıç tutan çıplak bir hamile heykeli yaptı. 20.5 metre yüksekliğindeki heykel, sanatçının evinin ve bir restoranının olduğu Devon’da, denize
bakan bir tepeye konuldu. Hirst’ün 20 yıllığında yerel yönetime verdiği “Verity” adlı bronz heykeli kimileri kamu içinde sergilenmek için uygunsuz buldu, kimileri ise “Güzel ama martıların hedefi olacağı kesin” dedi.

Belediyeye heykele karşı çıkan 100 kişi “itiraz mektubu” gönderildi. Yerel yöneticiler ise heykelin turizme katkısı olacağını düşündüklerini söyledi.

Muğla’nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarında 2 bin 300 yıllık olduğu tahmin edilen ve o dönemdeki mitoloji tanrılarının mermer bloklarına işlendiği 15 mask gün yüzüne çıkarıldı.

Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Bilal Söğüt, yaptığı açıklamada, tiyatroların antik dönemin en önemli eğitim ve kültür mekanları olduğunu söyledi.

Eski dönemlerde antik tiyatrolarda gösteriler yapıldığını ve Stratonikeia’daki antik tiyatroda bulunan yazıtlardan trajedi, komedi gibi oyunların oynandığıyla ilgili bilgiler aldıklarını anlatan Söğüt,Stratonikeia Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarında 2 bin 300 yıllık olduğu tahmin edilen ve o dönemdeki mitoloji tanrılarının mermer bloklarına işlendiği 15 mask gün yüzüne çıkardıklarını kaydetti.

Buldukları masklarla yazılı belgeleri desteklediklerini vurgulayan Söğüt, ”Maskların yaklaşık 5 metrelik sütunların üzerinde görünen üst yapıya ait elemanlar olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların özelliği, trajedi ve komediyle ilgili farklı tanrı, tanrıça ve antik dönemin töresiyle ilgili olmaları. Bulunan maskların arasında Dionysos, tanrı Men, Apollon, Artemis ve Dionysos’un alayında yer alan Satyr ve Silenos var” dedi.

Masklarda farklı kültürlere ait betimlemelerin yer aldığını anlatan Söğüt, ”O dönemde Anadolu’dan tanrı Men ile ilgili oyun sergilenmek istenildiğinde tanrı Men’in pişmiş topraktan yapılmış maskı takılıyordu. Tanrı Dionysos’u canlandıran bir oyun sergileneceği zaman ise Dionysos’un maskı takılıyordu. Kazı çalışmalarımızda o dönemdeki sosyal hayatın ve kültürel faaliyetin taşa yansıyan, değişmeyen izlerini bulduk” diye konuştu.

Bilal Söğüt, antik kentin sosyal yaşamı kadar mimari özelliğinin de önemli olduğunu, bulunan eserler sayesinde yaklaşık 2 bin 300 yıl önce bir mimarın düzenlemesini de kesin olarak tespit ettiklerini belirtti.

Önceki kazılarda maskların pişmiş topraktan yapılmış küçük figürlerini bulduklarını anımsatan Söğüt, şöyle devam etti:

”Onlar oyun sırasında kullanılan masklardı. Ama son bulduğumuz bu masklar tiyatro gösterilerinde kullanılan maskların kabartmaları. O dönemin heykel sanatını, mimarisini ve kültürünü bize açık bir şekilde gösteriyor. Bu eserler konservasyon ve restorasyon süreçleri tamamlandıktan sonra tiyatrodaki yerlerine konulacaklar. Bu uzun bir süreç olduğu için antik kenti ziyarete gelen vatandaşlarımıza bu maskları uygun bir yerde gösteriyoruz.”

ANTİK TİYATRO AYAĞA KALDIRILIYOR

Stratonikeia’nın diğer kentlerden farklı, yaşayan bir arkeoloji kenti ve yerin altıyla üstünün barışık bir kent olduğunu vurgulayan Söğüt, bu barışıklılığı devam ettirmek istediklerini kaydetti.

Söğüt, antik tiyatronun basamaklarının geçmiş yıllarda yaşanan depremler ve yağışlar nedeniyle zamanla kaydığını da anlatarak, şöyle konuştu:

”Çok büyük depremler olmasa antik kentler çok hasar görmez. Bu depremler sırasında oynamalar oluyor, oynamalara bağlı olarak yağmur suları toprağı kaygan hale getiriyor ve taşları yerinden oynatıyor. Biz de burada kaygan toprakları düzenleyerek blokları vinç yardımıyla yeniden yerlerine yerleştiriyoruz.”