heykel

heykel konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. heykel konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. heykel konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri heykel konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde, heykeltıraş Mervan Altınorak, 10 bin parça hurda ile tavus kuşu heykeli yaptı. Altınorak, hedefinin Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) kişisel sergi açmak olduğunu dile getirdi.

Reyhanlı’da yaşayan Mervan Altınorak, geyik ve at heykelinden sonra bu defa tavus kuşu yaptı. Altınorak, çatal, hurda demir, bilye, oto yedek parçaları gibi malzemelerin de bulunduğu 10 bin parça hurda kullanarak tavus kuşu heykeli yaptı. Mervan Altınorak heykeli mozaik parçaları ile süsledi.

Amacının ABD’de kişisel sergi açmak olduğunu belirten Altınorak, “Bu defa farklı olması açısından mozaikle hurdayı birleştirdim. Tavus kuşu heykelini 2,5 ayda tamamladım. 2 metre uzunluğunda ve 157 santimetre eninde olan tavus kuşu heykelini ayrıca mozaik taşları ile süsleyerek ortaya farklı bir görünüm kazandırdım. Yaptığım diğer eserlerle birlikte ilerleyen zamanda ABD’de kişisel sergi açmayı planlıyorum. Bununla ilgili çalışmalarım devam ediyor” dedi.

Antik Yunan sanatının ikonik örneklerinin, modern dönem simgeleriyle bir araya geldiği heykel sergisi 30 Kasım’a kadar Trump Art Gallery’de (TAG) sanatseverlerle buluşacak.

Trump Art Gallery, yerli ve yabancı sanatçıların sanat eserlerine ev sahipliği yapmaya, İstanbullulara sanatın özgün örneklerini sunmaya devam ediyor.

Pera Sanat Heykel Sergisi, Antik Yunan Çağı heykel sanatının ikonik örneklerini, bugünün simgeleriyle bir araya getirerek geçmiş ile geleceği aynı formda buluşturuyor. Güzellik anlayışının çağlar boyunca uğradığı dönüşümün, heykel sanatı ile ifade edildiği sergide, klasik sanata mizah öğesinin katılması da dikkat çekiyor.

Antik dönemle modern dünyanın simgelerini bir arada kullandığı çarpıcı heykeller, 30 Kasım’a kadar Trump Alışveriş Merkezi B3 katında bulunan Trump Art Gallery’de sergilenecek.

Işık Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Tamer Başoğlu, bu yıl yenilenen ve İzmir Karşıyaka İskele Meydanı’nda yer alan “Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı” ile İngiltere’de düzenlenen ‘The International Property Awards’ta üç büyük ödülün sahibi oldu.

İngiltere’nin başkenti Londra’da 1995 yılından beri düzenlenen ‘The International Property Awards’ta bu yılın ödülleri sahiplerini buldu. Işık Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Tamer Başoğlu’nun İzmir Karşıyaka İskele Meydanı’nda bulunan ve bu yıl yenilenerek 41,7 metre yüksekliğe ulaşan‘Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’, ‘The International Property Awards’ta üç ödülün birden sahibi oldu.

Heykeltıraş Prof. Tamer Başoğlu’nun 1972 yılında yaptığı anıt, sanatçının izni ve koordinatörlüğünde, sanatçının oğlu heykeltıraş Emre Başoğlu’nun da yer aldığı çalışmayla Karşıyaka Belediyesi tarafından bu yıl yenilenerek 41,7 metre yüksekliğe ulaştı.

Üzerinde; Mustafa Kemal Atatürk, annesi Zübeyde Hanım, mermi taşıyan cefakâr Türk Anası, Cumhuriyetle birlikte her dalda yetişen öğretmen, hukukçu, kimyager gibi Türk kadınlarını simgeleyen kabartma figürlerin yer aldığı yenilenen anıt ve anıtın alt kısmında oluşturulan Kadına Saygı Müzesi, uluslararası jüri üyelerinin oyları ile ‘Çok Amaçlı Kullanım Mekanlarının Geliştirilmesi’ ve ‘Kamu Kullanım Alanlarının Geliştirilmesi’ kategorilerinde üç büyük ödüle layık görüldü.

Cumhuriyet’in 50. yılı için açılan ulusal bir yarışmada birincilik ödülü alarak yapımına 1972’de karar verilen ve 1973 yılında açılan anıtı yapan Prof. Tamer Başoğlu ödülü; yenileme çalışmasını birlikte yürüttükleri Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar ile birlikte aldı.

Türkiye’nin pek çok yerinde simge haline gelen eserleri bulunan Başoğlu’nun en bilenen anıtları arasında; ODTÜ Bilim Ağacı, Edirne Lozan Anıtı, Veliefendi Hipodromu Atatürk Anıtı, Atçalı Kel Memed Anıtı, Bakırköy Atatürk Anıtı ve Atatürk-Cumhuriyet-Demokrasi Anıtı (Beşiktaş) bulunuyor.

Ordu’daki Kurul Kalesi kazılarında ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinden sonra Dionysos ve Pan heykeli bulundu.

Türkiye’de tahtında oturan ilk ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin bulunduğu Ordu’nun 2 bin 300 yıllık Kurul Kalesi yerleşkesinde yapılan arkeolojik kazılarda bu defa da Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ilk bilimsel arkeolojik kazısı kapsamında, Altınordu’ya bağlı Bayadı Mahallesi’nde bulunan Kurul Kalesi’nde 8 yıldır süren kazılar bu yıl da devam ediyor.

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında, aynı üniversiteden 15’i arkeolog, 40 kişilik ekip, 16 Temmuz’da kazı çalışmalarına başladı.

Daha önceki kazılarda bulunan 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen, 110 santim yüksekliğinde, mermerden yapılmış tahtında oturan ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin ardından, bu yılki kazılarda da yeni heykeller bulundu. 6’ncı Mithridates’ın kalesi olduğu tahmin edilen bölgede yapılan yeni kazıda Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

1904 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Sabiha Bengütaş, ilköğrenimini  Eyüp Sultan Reşadiye Numune Mektebi’nde tamamlar. Babası Ziya Bey’in Şam’a gönderilmesi üzerine ailesiyle birlikte dört yıl boyunca burada yaşamını sürdürür. Bu arada bir yıl da Fransız Katolik Mektebi’ne devam eder. Daha sonra İstanbul’a döner, ailesiyle birlikte Büyükada’ya yerleşir ve burada Köprülü Fuat Paşa Okulu’ndan mezun olur. Küçük yaştan beri güzel sanatlara tutkusu olan Bengütaş okulda, evde resimler yapar. Bu alandaki yeteneğini geliştirmek için, 1920’de Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’ne girer.

Bu sırada kendi kendine, antik bir büstü kopya eder. Eseri gören Heykel Şubesi Hocası İhsan Bey, bunu Sabiha Hanım’ın yaptığına inanamaz, gerçeği öğrendiği vakit  “Sen, evin temelini yapmadan çatıya çıkmışsın” diyerek beğeni ve takdirini bildirir. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’nde bir yıl çalıştıktan sonra bölüm değiştirerek, Heykel Şubesi’ndeki üç erkek öğrenci arasına ilk kız öğrenci olarak katılır.

İlk Kız Öğrenci

“Bir kadının sanatkâr olamayacağını iddiâ edenler, nihayet Sanayi Nefise mektebinin yetiştirdiği ilk kadın heykeltıraşın muvaffakiyetleri önünde rükûa (eğilmeye) mecbur oldular.
Nitekim Sabiha Ziya Hanım bizde ‘ilk yetişen heykeltıraş kadın’dır. Heykeltıraşlık -o zamanlarda zaten Türkiye’de henüz doğmaya başlayan- yeni tanınan bir sanattır. Bu yeni sanatta bir Türk kadının birden bire böyle parlak bir muvaffakiyet göstermesi doğrusu şâyân-ı takdîre değerdir.”

Sabiha Hanım’ın heykeltıraşlık tutkusu öylesine coşkulu ve güçlüdür ki, bütün gücüyle çalışarak bu mesleğin sırlarını öğrenir, Türkiye ve yurt dışında ilk Türk kadın heykeltıraş olarak tanınır.

“1920’de Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’ne girdim. Bir gün kendi kendime, antik bir büstü kopya ettim. Eseri gören Heykel Şubesi Hocam İhsan Bey, bunu benim yaptığıma inanamadı. Gerçeği öğrenince “sen, evin temelini yapmadan çatıya çıkmışsın” diyerek beni yüreklendirdi. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’nde bir yıl çalıştıktan sonra bölüm değiştirerek, Heykel Şubesi’ndeki 3 erkek öğrenci arasına ilk kız öğrenci olarak katıldım.”
Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşı olan Sabiha Hanım, çok sayıda tanınmış kişinin heykel ve büstlerini yapar. Bu ünlüler arasında Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak Hâmid, Ahmet Hâşim,Nâmık İsmail, Bedia Muvahhit, Prof. Dr. Âkil Muhtar, Hakkı Şinasi Paşa, Ali Fuat Paşa da vardır.

Taksim Meydanı’ndaki Atatürk abidesini yapan ünlü İtalyan Heykeltıraş Pietro Canonica’nın asistanlığını yapan Sabiha Ziya, onunla birlikte İtalya’ya giderek 18 ay atölyesinde çalışır. Sabiha Hanım 1930’lu yıllarda Abdülhak Hâmid’in torunu diplomat, Şakir Emin Bengütaş’la evlenir. Bir diplomat eşi olarak değişik ülkelerde bulunan Sabiha Bengütaş, yabancı ülkelerde de meslek çalışmalarını sürdürür.

Sabiha Bengütaş çok sayıda eseri olan, birçok sergiye katılmış bir sanatçıdır. Saltanat’ın son yıllarında başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında gelenekleşen Galatasaray sergilerine, 1925’te ilk kez katılan kadınlar arasındadır.

Bengütaş’ın eseri olan Atatürk’ün büyük, üniformalı heykeli, dünyanın en değerli mermerlerinden olan Carrara mermerindendir (dünya doğal taş sektöründe üretim kalitesi ile birinci sırada olan İtalya’nın dünyaca ünlü mermer çeşidi)  ve günümüzde Çankaya Köşkü’nün bahçesinde bulunmaktadır. Sabiha Ziya bu heykelin eskizlerini Roma’da tamamlar. Eser, 1946 Nisan ayında, Missouri Zırhlısı ile Napoli’den İstanbul’a, oradan da Ankara’ya getirilmiştir.

İlerleyen yaşlarına kadar çalışmalarını sürdüren Sabiha Bengütaş ve eşi sonraları Ankara’ya yerleşirler ve yaşamlarını burada sürdürürler. Eşi ve kardeşlerinin ölümünden sonra bir evlat edinen Sabiha Bengütaş, 2 Ekim 1992’de yaşamını kaybeder.

Fransız Heykeltıraş Auguste Rodin’in, 1900’lü yıllarda yaptığı ve şu an Rodin Müzesinde bulunan Düşünen Adam heykeli, tüm dünyada felsefi düşünmenin simgesi haline gelmiştir. Zamanla pek çok kopyaları yapılan eser; Belçika, Almanya, Norveç, Japonya, Fransa, Danimarka gibi farklı ülkelerde müzeleri ve üniversitelerin bahçelerini süslemektedir.

Fakat hiç bir ülkede, Düşünen Adam heykelini bir akıl hastanesinin bahçesine yerleştirmek, kimsenin aklına gelmemiştir. Ta ki, 1950’li yıllarda Türkiye’de, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bahçesindeki yerini alıncaya dek. Heykelin yapım hikayesi de en az bulunduğu konum kadar ilgi çekicidir.

Başhekim Fahri Celal Göktulga Düşünen Adam’ı ilk önce bir dergide görür. Ardından, heykelin bir kopyasının hastane bahçesinde yapılması fikrini ortaya atar. Ancak bu iş için gereken ödenek yoktur. Bunun üzerine, bu sırada hastanede tedavi görmekte olan, heykeltıraş Kemal Künmat’tan heykelin yapımı için ricada bulunulur. Künmat’ın görevi kabul etmesi ile devasa bir kaya kütlesi askeriyenin de yardımıyla heykelin yapılacağı alana taşınır.

Taş kütlesi, heykeltıraşın ellerinde şekillenip, Düşünen Adam vücuda gelmeye başlarken, Künmat emeğinin karşılığını istediğini ifade eder. Talep ettiği bedel günün şartlarına göre oldukça yüksektir. Hastane yönetimi Künmat’ı ikna etmek için, O’nu en iyi odalarda ağırlayıp ufak hediyeler alsa da başarılı olamaz. En nihayetinde heykeltıraşımız, heykeli yapmayı bırakıp, hastaneden ayrılır.

Düşünen adam, çenesini yaslayacağı koldan mahrum bırakılmış halde, öylece kala kalır. Bu durum altı ay kadar sürer. Altı ayın sonunda hastaneye depresyon tedavisi için yatan yüzbaşı Mehmet Pişdar, tek kollu Düşünen Adamın, eksik kalan kolunu tamamlayacağını iddia eder. Önceleri, Pişdar’ın bunu başarabilecek yeteneğe sahip olup olmadığından şüphelenildiğinden, ayrı bir yerde, taşı yontarak kolu yapması istenir. Sınavı başarıyla geçen yüzbaşıya heykeli tamamlama izni verilir. Üstelik heykeli tamamlaması karşılığında hastaneden taburcu edileceğinin de sözü verilerek. Böylelikle yarım kalan kol da tamamlanarak, heykel son halini alır.

Hazar Denizi’nin kıyısında Bakü’de Asya ile Avrupa, Müslümanlık ile Hıristiyanlık, Doğu ile Batı iç içe ama karşı karşıya yaşamaktadır.

Yüzü Doğu’ya dönük olan Ali Han Şirvanşir ile Avrupalı duyarlılığına sahip olan Nino Kipiani okul yıllarında birbirlerine sevdalanırlar.

Bu imkansız sayılabilecek aşkı yaşatmak , Doğu ile Batı arasındaki sınırı kaldırmak kadar zordur. Birinci Dünya Savaşı ve Rus Devrimi boyunca, Azerbaycan’ın da bağımsızlık savaşı verdiği bu kaotik ortamda Ali, Asyalı atalarının inançlarıyla Nino’ya olan bağlılığı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır.

Liseden mezun olduktan sonra, Ali Nino’ya  evlenme teklif eder. Ali Nino’ya peçe giymek zorunda olmadığını ya da haremin parçası olmayacağını vaat edene kadar tereddüt eder. Ali’nin babası, kadınların Müslüman geleneksel bakış açısına rağmen, evliliği destekler; Nino’nun babası evliliği ertelemeye çalışır.

Evlendikten sonra da sıkıntılar Ali ve Nino’nun peşini bırakmaz. Sürekli kaçma ve kovalamaca içerisinde geçer hayatları. Tam huzura kavuştuk dedikleri anda, Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a girmesiyle Ali ülkesini savunmak için savaşa gider ve orada ölür.

Sürekli olarak hareket eden bir kadın bir erkek bedeni 10 dakikada bir yeniden ayrılıyor. Heykel ışıklandırmalar ile gece çok daha hoş gözüküyor. Batum’a gittiğinizde bir banka oturup bu heykeli izlemeniz dileğiyle…

Küçük Deniz Kızı Heykeli dünyaca tanınmış ününe ün katmış bir heykeldir.  Avrupa Birliği üyesi Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da bulunan Küçük Deniz Kızı Heykeli, Avrupa’nın en değerli 5 eserlerinden biridir. Kopenhag’ın en önemli simgesi haline gelen Küçük Deniz Kızı Heykeli, Edvard Eriksen tarafından bronzdan yapılmıştır. Birçok bölgede kopyası yapılan Küçük Deniz Kızı Heykeli, Kopenhag’da yer alan kadar şöhreti yakalayamamıştır.

Dünyaca ünlü Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in aynı adlı eserinden esinlenerek yapılan bu yapı yapıldığı ilk yıllarda pek ilgi görmemiş olsa da zaman içerisinde kendi değerini hiç tahmin edilemeyecek kadar fazlasıyla bulmuştur.

Bu anlamda özellikle 1900’lü yılların ilk yıllarıyla beraber Küçük Deniz Kızı Heykeli, gerek Danimarka Krallığı’nın gerekse de Krallığın başkenti olan Kopenhag’ın en önemli markalarından biri haline dönüşmüştür. 1900’lü yıllarda şöhreti yakalayan Küçük Deniz Kızı Heykeli, 1913 yılına gelindiğinde artık turistlerin de ilgisine mazhar olmaya başlamıştır.

Küçük Deniz Kızı Heykeli’nin ifade ettiği anlamı anlatacak olursak, New York’un ünlü ”Özgürlük Anıtı” ve Belçika’nın başkenti Brüksel’de yer alan ”Manneken Pis”i örnek gösterebiliriz. Küçük Deniz Kızı Heykeli bu anlamda popülarite açısında bu iki eserle eş değerdedir. Bu yüzden Küçük Deniz Kızı Heykeli, dünyanın en değerli 20 eseri arasında yer almayı başarmıştır. Küçük Deniz Kızı Heykeli, 1909 yılında tasarlanmış ve bu tarihte yapımına başlanılmıştır.

Yaklaşık 4 yıl süren çalışma sonucunda Küçük Deniz Kızı Heykeli, 1913 yılında resmi bir törenle sergilenmiş ve bu tarihle beraber başta Kopenhaglılar olmaz üzere Avrupalıların ziyaretine sunulmuştur. Resmi açılış tarihi 23 Ağustos 1913 olan Küçük Deniz Kızı Heykeli, kısa sürede çok büyük popülarite yakalamıştır. Öyle ki, bazı devletler Küçük Deniz Kızı Heykelinin belirli bir süre için kendi ülkelerinde sergilenmesini teklif etmiştir.

İlk başlarda heykelin portatif olarak taşınabilir bir hale getirilip getirilemeyeceği tartışılmıştır. Ancak bunun gerek Kopenhag gerekse de Danimarka’daki yapısını ve popülaritesini tehlikeye atma ihtimali göz önüne getirilince bu fikirden vazgeçilmiştir. Bu fikrin hayata geçirilmemesi sonrasında yeni bir fikir üretilmiş ve bu da söz konusu eserin kopyalanması şeklinde olmuştur. Birebir kopyalar yapılarak Shanghai, California, Iowa, Calgary, Seul, Madrid gibi şehirlere de Küçük Deniz Kızı Heykeli kurulmuştur.

Bu şehirlere yapılan kopyalar sayesinde Küçük Deniz Kızı Heykeli, kısa sürede tüm dünyada tanınan bir yapı haline gelmiştir. Küçük Deniz Kızı Heykeli telif hakkı açısından 2029 yılına dek Eriksen ailesine bağlıdır. Eriksen’in 1959 yılında vefat etmesi ona otomatikman 70 yıllık bir telif hakkı kazandırmıştır. Bu anlamda tüm kopyalar için Eriksen ailesine telif ödenmesi 2029 yılına dek kanuni bir zorunluluktur. Küçük Deniz Kızı Heykeli, birçok Avrupa ve Hollywood yapımı filmde kullanılmasıyla da ün kazanmıştır.

Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, heykeltıraş Ayhan Erdem’in 4. kişisel heykel sergisi açıldı.

Emekli olduktan sonra heykel çalışmalarına başlayan Erdem, sekiz yıllık çalışmalarından eserlerin bulunduğu sergisini Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliğinde açmaktan mutluluk ve heyecan duyduğunu belirterek, “Maltepe Belediyesi’ne teşekkür ederiz. Bu bize cesaret verdi” dedi. Sergide, alçı, kil, taş ve gaz beton ile üretilen eserler yer aldı. Eserlerinde toplumsal mesajlara da yer veren Erdem, “En çok yaşadığım duygu öfke ve isyan. Sivas Madımak Katliamı’nda katledilenleri, dünyaca ünlü şair Nazım Hikmet’i, Türkiye devrimci hareketinin önder isimlerinden Deniz Gezmiş’i andım. Erkek egemen toplumda yaşayan kadını, kadınlara yönelik saldırgan tutumu, kadın cinayetlerini, çocuk gelinleri ele aldım. Annelik içgüdüsünü, masum hallerini yansıttık. Bir eserimde parmakların ucunda hayata tutunuyorum. Bu eserim beni ifade ediyor” diye konuştu.

Erdem’in, sergide yer alan ve Türkiye haritası üzerinde 130 adet kadın ve erkek heykeline yer verdiği eseri de, büyük ilgi gördü. Farklı konseptlerin ele alındığı sergide sanatçının, Anadolu’daki medeniyetler buluşmasına vurgu yaptığı heykel ve rölyef çalışmaları da ilgi topladı. Sergi, 14 Ekim’e kadar Galeri Maltepe’de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.

Disk Atan Adam veya Discobolus antik çağın en bilinen eserleri arasındadır. Bu heykel Yunanların Geç Klasik döneminde bronzdan yapılmıştır. Heykelin orijinali artık mevcut değil; fakat birçok meşhur mermer Roma kopyası bulunmaktadır.

Heykelin yaratıcısı olarak bilinen Myron (MÖ 480-440 arası faal) Attika ve Boeotia arasında bulunan Eleuherae’de doğmuştur. Myron , çalışma hayatının büyük bir kısmını Atina’da geçirmiş ve atlet betimlemeleriyle tanınmıştır. Myron temel olarak bronz ile çalışmıştır. Çünkü bronz yapısı gereği sanatçıların daha hareketli duruşları ve gerçekçi ince detayları görme konusunda mermerden daha üstün daha çok tercih edilen bir malzemedir. Bir diğer avantajı ise bronz heykeller , mermer heykellerden  daha hafif olması nedeniyle taşınması daha kolaydır. Bunların sonucu olarak Yunan heykelciliği tüm Akdeniz’e yayılmıştır.

Disk atma antik pentatlonda atletlerin discus adında ağır bir diski olabildiğince uzağa fırlattıkları bir etkinliğin adıdır. Burada Myron, atletin anlık hareketsizliğini yakalamıştır. Yunanca da bu anın karşılığı ‘ rhythmos’tu ve bu sözcük , ince bir harmoni ve denge durumunu anlatır. Bu figür , heykeltıraşların hareket hissi yaratma istediklerini anatomik olarak mükemmel olanı tasvir etme arzularını tatmin etmektedir.

Myron rhythmos  durumunu temsil eden ilk heykeltraş olarak kabul edilir ve hareketli duruşlar üzerine çalışmalarıyla bilinir. Myron ‘un bu zikzaklı atlet heykeli , figürü ; kolu arkada , ağırlığı sağ ayağı üzerinde ve elinde tuttuğu diski fırlatmak için vücudunu döndürmek üzereyken gösterir.

Hindistan’ın Gujarat eyaletine bağlı olan Ahmedabad kentinde dikilmiş 182 metre boyundaki dünyanın en büyük heykeli tamamlanma aşamasına geldi.

Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinin en büyük simgelerinden biri olan  Sardar Vallabhbhai Patel’in heykeli tamamlandığında New York’taki Özgürlük heykelinden yaklaşık iki kat daha uzun olacak.

Yapımı beş yıldır devam etmekte olan heykelin açılışının 31 Ekim’e yetiştirilmesi için 2500 kişi çalışıyor. 430 milyon dolara mal olacak heykelin inşaatı için Çin’den yüzlerce işçi getirildi.

Şu an dünyanın en büyük heykeli, 128 metre uzunluğuna sahip Çin’deki Buda İlkbahar Tapınağı. Heykelin altında bir Budist tapınağı yer alıyor.

Hindistan’ın bağımsız adamı

Başbakan Narendra Modi’nin Hindistan’ın birlik ve beraberini simgelemesi için yaptırdığı bronz kaplı heykelin çok sayıda turist çekmesi bekleniyor.

Hindistan’ın Demir Adamı olarak bilinen Patel, 1947’deki bağımsızlıktan sonra başbakan yardımcısıydı. Birbirleriyle savaşan eyaletleri barıştırarak, Hindistan devletinin parçası olmalarında büyük çaba harcadı.

Birçok Hindu milliyetçisi Patel’in Hindistan siyasetine hakim olan Nehru hanedanının gölgesinde kaldığını ve hakettiği değeri bulamadığını vurguluyor.

Modi, 2013’teki seçim kampanyası sırasında “Her Hindistanlı Patel’in ilk başbakan olmamasından üzüntü duyuyor” demişti.

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde, mozaik ustası Mervan Altınorak bu kez hurdacılardan topladığı oto yedek parçaları ve demirlerle çeşitli hayvan heykelleri ve sehpalar yapıyor.

Mozaik ustası olduğunu belirten Mervan Altınorak, hurdadan hayvan heykeli yapmaya karar verdiğini ve işe internetten hayvan resimlerini inceleyerek başladığını söyledi. İncelemelerinden sonra geyik heykeli yapmaya yöneldiğini, bunun için de önce geyiğin anatomisi üzerinde çalıştığını anlatan Altınorak, “Çalışmaya ilçedeki hurda satıcıları ve oto tamir atölyelerinden hurda temin etmekle başladım. Geyiğin iskeletini yaptım. Demir çubuk, bilye, buji, anahtar, yay gibi türlü hurda parçalarından heykeli yaptım. Yaklaşık 300 kilogram hurda kullandım. Göz, kulak, burun gibi en küçük detayı yaptım. Geyik heykelinden başka kedi, köpek, kaplumbağa heykelleri, masa altı sehpalar da yapıyorum” dedi.