Şunun için etiket arşivi: film

Dünyanın en prestijli ödülleri olarak kabul edilen Oscar’lar 87. kez sahiplerini buldu. Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. İşte 2015 yılı Oscar ödülüne layık görülen filmler ve oyuncular…

87.nobel

Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. Harris, müzikal performansı ve esprileriyle salonda büyük beğeni topladı. California eyaletine bağlı Los Angeles kentindeki, Hollywood Kodak Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle, 2015 yılı Oscar’ları 87. kez sahiplerini buldu.

87. OSCAR ÖDÜL TÖRENİ’NE DAMGA VURAN KONUŞMA

Törene “En İyi Yardıcı Kadın Oyuncu” kategorisindeki ödülü alan Patricia Arquette’nin konuşması damga vurdu. “Amerika’da kadınların eşit haklara sahip olmasının vakti geldi” diyen Arquette’ye en büyük destek aynı kategoride yarıştığı Meryl Steep’ten geldi.

KIRMIZI HALIDA ŞIKLIK YARIŞI

Alınan ödüllerin yanı sıra kırmızı halıda her zaman olduğu gibi göz kamaştırıcı bir şıklık yarışı vardı. Emma Stone, Elie Saab imzalı elbisesiyle gecenin en çok beğenilen isimlerinden biri oldu. Gri’nin Elli Tonu’nun yıldızı Dakota Johnson ise kırmızı Saint Laurent tuvaletiyle tüm övgüleri topladı.

28018608

 

EN İYİ FİLM

(Birdman)

28018609

EN İYİ YÖNETMEN

Alejandro G. Inarrutu (Birdman)

Julianne Moore

EN İYİ KADIN OYUNCU

Julianne Moore (Still Alice)

Eddie Redmayne

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

Birdman

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Birdman (Alejandro G. Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Jr. & Armando Bo)

Graham Moore

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

The Imitation Game (Graham Moore)

Simmons

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

J.K. Simmons (Whiplash)

Patricia Arquette

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Patricia Arquette (Boyhood)

EN İYİ ORJİNAL FİLM MÜZİĞİ

Glory, “Selma” (John Stephens and Lonnie Lynn)

EN İYİ ORJİNAL ŞARKI

The Grand Budapest Hotel (Alexandre Desplat)

Big Hero

EN İYİ ANİMASYON

Big Hero 6

Ida

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM

Ida (POLONYA)

CitizenFour

EN İYİ BELGESEL

CitizenFour

The Phone Call

EN İYİ KISA FİLM

The Phone Call (Mat Kirkby, James Lucas)

EN İYİ KISA BELGESEL

Crisis Hotline: Veterans Press 1 (Ellen Goosenberg Kent ve Dana Perry)

EN İYİ KISA ANİMASYON

Feast

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ

Birdman (Emmanuel Lubezki)

EN İYİ KURGU

Wiplash (Tom Cross)

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

The Grand Budapest Hotel (Milena Canonero)

EN İYİ MAKYAJ VE SAÇ

The Grand Budapest Hotel (Frances Hannon ve Mark Coulier)

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

Interstellar

EN İYİ SES KURGUSU

American Sniper

EN İYİ SES MİKSAJI

Whiplash

”Fransa’nın Oscar’ı” olarak bilinen Cesar Sinema Ödülleri’ne bu yıl ”Timbuktu” filmi damgasını vurdu.

timbiktu

Moritanyalı yönetmen Abdurrahman Sissako’nun imzasını taşıyan ”Timbuktu, ”en iyi film” seçildi. Timbuktu, ayrıca ”en iyi yönetmen”, ”en iyi senaryo”, ”en iyi montaj”, ”en iyi ses”, ”en iyi görüntü” ve ”en iyi müzik” olmak üzere toplam 7 dalda ödüle layık görüldü.

En iyi kadın oyuncu ödülünü Adèle Haenel, “Les Combattants” filmindeki performansıyla alırken, en iyi erkek oyuncu ödülü “Yves Saint Laurent” filminde başrolü oynayan Pierre Niney’in oldu.

Adèle Haenel

Adèle Haenel

Bu yıl 40’ıncı kez dağıtılan Cesar Sinema Ödülleri’nde Kristen Stewart’a en iyi yardımcı kadın oyuncu, Sean Penn’e ise ”Cesar Onur Ödülü” verildi.

Kristen Stewart

Kristen Stewart

Alman yönetmen Wim Wenders de “Das Salz der Erde” (Dünyanın tuzu) adlı yapımıyla “belgesel” dalında ödülün sahibi oldu.

Bir süre önce Kurucularımızdan ve Eğitmenlerimizden Oyuncu Cem Cücenoğlu’na bir Japon film yapım şirketinden bir filmde oynaması için teklif geldi. Teklif görüşmelerinin ardından anlaşma imzalandı. Akabinde herşey çok hızlı gelişti.

Dürüyemin Gügümleri Adlı dizi filmde Rol alan Oyuncu ve Eğitmenimiz Cem CÜCENOĞLU

“Dürüyenin Gügümleri” Adlı dizi filmde Rol alan Oyuncu ve Eğitmenimiz            Cem CÜCENOĞLU

Anlaşmanın imzalanmasının ardından Oyuncumuz Japonya’ya uçtu. Filmin Japonya’da geçen bölümünün çekimi tamamlanan film çalışmasının Ülkemizde çekilecek bölümlerinin hazırlıkları devam ediyor.

Cem Cücenoğlu’nun Japonya’da gerçekleşen film çalışması ve orada bulunduğu süre içinde yaşadıklarını yazmasını rica ettik. Aşağıda Japonya anılarını okuyacaksınız. Ve elbette Filmin konusuna kaynaklık eden tarihimizde  “Ertuğrul Faciası” olarak anılan üzücü olayın tarihini de Oyuncumuz Cem CÜCENOĞLU’nun anılarından sonra okuyabilirsiniz.

Japonya Anılarım -Cem CÜCENOĞLU

16 yıllık oyuncuyum. Birçok dizi film, reklam filmi, sinema, filmi, vr, tiyatro oyununda rol aldım. Turnelerle ülkemizin neredeyse her şehrini gezdim. Bir sürü anı ve dost biriktirdim. Ve bunlar birikirken de mesleğimi icra etmek ayrı bir keyifti.

 2014 Aralık Ayının başlarıydı. Akşam 21:00 de telefonum çaldı. Arayan Best Ajans dı. Bizim meslekte o saatte gelen telefonlar genelde “hayırlı”dır. Hayır olsun dedik, açtık telefonu. Heyecanlı bir ses, büyük bir sinema filmi projesinden bahsediyordu. Projenin adı “Ertuğrul” dedi. 1890 da Japonya Kushimoto da batan Ertuğrul Fırkateyni’ni konu alıyordu. 12 Türk Oyuncudan birisi olarak seçilmişim.Çok heyecanlanmıştım. Ve finalde bana çekimlerin Japonya’da olacağını ve minimum 30 gün süreceğini söylediğinde içimi derin bir hüzün kapladı. 30 gün! Çünkü çalıştığım kurumum Narsanat ve çekimleri devam eden bir TV dizisi vardı. 3-5 gün olsa sorun yok. Ben biraz düşünmek ve izin alabilmek için süre istedim. Ertesi gün durumu Narsanat’a bildirdim. Projeyi anlattım. Kendileri anlayışla karşılayıp izin verdi. Daha sonra Dizimizin yapımcısı Hayri Aslan beye durumu anlattım. Biraz süreyi fazla buldu ama sonunda o da izni verdi. Dünyalar benim olmuştu. Pasaport, vize, çalışma izni derken, kostüm provaları… Artık herşey hazırdı.
8 Ocak 2015 yolculuk…

IMG-20150202-WA0050
12 saat süren bir uçak yolculuğuyla Osaka’ ya indik. İnişte bizi bir çekim ekibi karşıladı. Otobüse bindik ve 1,5 saatlik bir yolculukla Kyoto’ ya ulaştık. Otele yerleştikten sonra bizi akşam yemeğine davet ettiler. Ve Geleneksel Japon yemekleriyle tanıştık. Çok lezzetli bir deneyimdi benim için.
5 gün Kyoto’ yu gezdim. Tapınaklar Şehri. Japonya’nın ilk başkentiymiş. Tarihi dokusu mükemmel. Ve çok iyi muhafaza edilmiş. İnanılmaz derecede bir düzen hakim şehirlere. Düzenli trafik, temizlik, kurallara uyan sevimli ve sıcak insanlar… Kısaca olması gereken !!! Bu arada sushi ve sashimi nin dibine vuran Türk ekibi.
Ve Kyoto Toei Stüdyoları’ nda çekimler başladı. Acayip disiplinli bir set. Sahne öncesi en az 1saat prova yapılıyordu. Tabi bunun sayesinde ikinci tekrar yapılmadan bir kerede sahne çekiliyordu. Platodaki tüm sahneler bittiğinde , Kyoto maceramız bitiyordu. Ve kazanın yaşandığı yer olan Kushimoto’ ya doğru yola çıktık.

Kyoto’dan Kushimoto’ya 5,5 saat süren bir otobüs yolculuğu yaptık. Vardığımızda ilk olarak yemek yedikten sonra bizi Ertuğrul Anıtı’ na götürdüler. Belediye Başkanı bizi bekliyordu. Bizleri çiçeklerle karşıladılar. Daha sonra saygı duruşunda bulunduk. Çok duygusal anlardı. Ve otele dönüş.  Otelimiz çok büyüktü. Kaldığım oda kendi evimin salonundan büyüktü. Bu bana ilginç geldi çünkü Japonya’ da herşey minimalist tasarımlı. Kushimoto genelde yaşlı nüfusun yaşadığı şirin bir sahil kasabası. Filmi çekeceğimiz ada, buraya bir köprü ile bağlı. Nefis bir köy inşa etmişler film için. Herşey o döneme ait. En az 200 yardımcı oyuncu vardı. Ve hepsi işini profesyonelce yaptı. Kushimoto Türk Derneği bizlere güzel Türk yemekleri hazırlayıp, halk oyunlarımızdan örneklerle harika bir sürpriz yaptılar. Çok eğlenceli günler geçirdik tüm ekipçe. Ve son sahneleri çekerken acı bir haberle sarsıldık. Türkiye’ deki görüşmelerde bize tercümanlık yapan Kazumi, bir rehine haberi yapmaya giderken trafik kazasın da Türkiye de ölmüş. 23 gün kaldığım Japonya’ da sadece 1 ya da 2 kez polis gördüm. Trafik kazası oranı binde bir falanmış. İnsanın üzülmemesi elde mi? (Adamların yapıları 8.5 – 9 şiddetindeki depremlere dayanıklı. Gel gör ki Van depreminde gönüllü çalışan bir Japon, 5,5 lik artçı bir sarsıntıda çöken binanın altında kalarak ölmüştü…)

         Ve dönüş günümüzde sabah Osaka’ya doğru yola çıktık. Öğlen 12 de vardığımız Osaka’yı akşam 19:00 a kadar gezme ve alış veriş yapma fırsatımız oldu. Artık ne bulduysak almaya çalıştık. 23:30 da uçağımız havalanmıştı bile. Eşimi, ailemi ve Memleketimi çok özlemiştim. Atatürk Havaalanı’nın kapısından ilk çıktığımda 2 Taksici birbirlerine “ana avrat” küfür ediyorlardı. Yerler sigara izmariti doluydu. Eve geldiğimizde, belediyenin kaldırım çalışması sayesinde gölete dönen salonum… Canım memleketim! Nasıl da özlemişim seni :)

Bir daha böyle bir şans gelir mi bilemem ama, bana, bu şansı değerlendirmeme olanak sağayan Narsanat’tan Patronum Sn. Naci Özcan ve Limon Film’in sahibi Sn. Hayri Arslan beye teşekkürü bir borç bilirim.

ERTUĞRUL FACİASI 

ertugrul-gazi-firkateyn

Ertuğrul, Sultan Abdülaziz döneminde yaptırılmış ve 19 Ekim 1863 Pazartesi günü Padişah huzurunda denize indirilmiş Osmanlı fırkateyni. Makine ve kazanları 1864’te İngiltere’de monte edilmiştir. 1865’te Kosova ve Hüdavendigâr gemileriyle birlikte İngiltere’den yurda dönerken Cherburg, Toulon ve bazı İspanyol limanlarına uğramış, İstanbul’a gelişinde de Beşiktaş Sahil Saray-ı Hümayunu (Dolmabahçe Sarayı) önünde demirli kalmış, bir süre sonra da Haliç’e kapatılmıştır.

ertuğrul gemisi personelinden

Ertuğrul Gemisi personelinden

 

Gemi 8 adet 150 milimetrelik Krupp topu, 5 adet 150 librelik Armstrong topu, 2 adet 4, 2 adet 3 fontluk Krupp, 2 adet 5 namlulu Hockins, 2 adet 5, 4 adet namlulu Nordenfeld, 1 adet 12 ve 1 adet 6 librelik roket kovanı, 1 torpido atış kovanı, 2 torpido, 100 Martin Henry tüfeği, 100 Winchester tüfeği ve 40 adet tabanca taşımaktadır.

Ertuğrul 79 metre boyunda, 15,5 metre genişliğinde idi ve 8 metreye yakın su çekiyordu. 60 ton su alıyor, aldığı kömürle de 10 mil süratle 9 saat seyredebiliyordu. Gemi zamanına göre modern araçlarla donatılmış, elektrikle aydınlatılmıştı. Bunlar göz önüne alınarak teknenin çürüklüğünden başka kusuru yoktu denilebilir.

Ertuğrul Fırkateyni’nin Mürettebat Sayısı

oşima da Ertuğrul şehitleri

Ertuğrul’un mürettebat sayısı kaynaklarda farklı olarak karşımıza çıkmaktadır. Süleyman Nutku, subayların ismini ve sayısını ayrıntılı olarak verirken erlerin sadece sayısını vermekle yetinmiştir. 54 subay ve 553 er olmak üzere toplam 607 kişiden bahseder. Bazı çalışmalarda da Ertuğrul’un mevcudu toplam 609, 61 subay ve memur, 548 er ve erbaş olmak üzere toplam 609 kişi; 56 subay 537 er toplam 593; 62 subay 547 er ve erbaş, toplam 609; 61 subay ve memur 548 er toplam 609; 56 subay 537 er ve erbaş, 6 sivil personel olmak üzere toplam 599; toplam 607; 56 subay, 591 er ve bazı sivil teknisyenler olmak üzere toplam 655; 44 subay, 14 mühendis (yüzbaşı), 591 er, 5 sivil ve 1 şair olmak üzere toplam 655 olarak verilmektedir.

Yolculuk

ertuğrul güzergah

II. Abdülhamid, 1887 yılında Japonya İmparatoru Komeii ‘nin yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul’u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti. Gemi, II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürecekti.

Padişahın isteği üzerine donanmanın en güzel gemisi bu iş için tahsis edildi. Bazı uzmanların bu geminin çürük olduğu ve böyle bir seferi tamamlayamayacağı yönündeki raporlarina rağmen Ertuğrul Fırkateyni, Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıktı. İlk arızasını sueyş kanalında yaptı ve Güzergâhı boyunca çeşitli limanlara uğrayarak seyahat ediyordu. Fırkateyn, Singapur’a vardığında kafile başkanı Miralay Osman Bey Amiralliğe terfi ettirildi. Kafile, uğradığı ülkelerin halkları ve Müslümanlar tarafından görkemli sevgi gösterileriyle karşılanıyor, gemiyi kimi zaman binlerce kişiden oluşan gruplar ziyaret ediyordu. Gemi, 11 ay sonra 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nın Yokohama Limanı’na vardı.

İmparator Komeii, Türk amiralini ve heyetini görkemli bir şekilde karşıladı. Şehir halkı Türk amiralinin saray arabası ile İmparatorun yanına gidişini sevgi gösterileriyle takip etti.

Ertuğrul Fırkateyni, Japon sularında kaldığı üç ay boyunca etrafındaki binlerce Japon kayığına 50 kişilik bandosuyla konserler verdi. Nihayet geri dönüş yolculuğu için hazırlıklar tamamlandı. Yola çıkılacağı gün Japon Deniz Kuvvetlerinin tayfun uyarısına rağmen, Ertuğrul Fırkateyni planlandığı gibi 15 Eylül 1890 tarihinde Yokohama Limanı’ndan ayrıldı.Kuşimoto açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Fırkateyni 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak battı. Kazadan sadece 69 denizci kurtulabildi, Amiral Osman Bey de dahil diğer mürettebat hayatını kaybetti.

Ertuğrul Fırkateyni’nin trajik sonu Türk-Japon halklarını yakınlaştırdı. Yöre halkı, kazadan kurtulanlara büyük yardım ve yakınlık gösterdi. Torajiro Yamada isimli bir Japon, şehit yakınları ve kazazedeler için yardım kampanyası düzenledi. Toplanan para aynı kişi tarafından dönemin padişahına teslim edildi. Hayatta kalan 69 denizci, Japonya İmparatorunun talimatıyla Hiei ve Kongō isimli iki askeri gemi ile İstanbul’a gönderildi.

Kazada ölenlerin anısına Kuşimoto’da bir anıt yapılmıştır. İlk anıt Japonlar tarafından 1891’de dikilirken, 1929 yılında yine Japonlar tarafından genişletilmiştir. Şehitlik Anıtı, 3 Haziran 1929 tarihinde Japon İmparatoru tarafından da ziyaret edilmiştir. 1937’de Türkiye tarafından restore edilen anıt önünde her yıl düzenli olarak anma törenleri yapılmaktadır.

Kuşimoto kasabası Mersin ve Yakakent ile kardeş şehirdir. Kuşimoto’da bir de müze bulunmaktadır. 1974 yılında inşa edilen “Türk Müzesi”nde Ertuğrul Fırkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve heykelleri bulunmaktadır.

Şehitler arasında Hasan Âli Yücel’in annesi Neyyire Hanım tarafından dedesi ve Can Yücel’in büyükdedesi Kaptan Âli Bey de bulunmaktaydı.

Mürettebat

Şehit Olan Yüzbaşı ve Üstü Subaylar (587 kişi şehit olmuştur.)

  • Mirliva Osman Paşa,Kumandan
  • Miralay İbrahim Bey, Serçarkçı
  • Miralay Hüsnü Bey, Sertabib
  • Kaymakam Ali Bey, Süvari
  • Kaymakam Cemil Bey, Süvari Muavini
  • Binbaşı Yeniçeşmeli Nuri Bey, Süvari-yi Sani
  • Binbaşı Asitaneli Mehmet Bey, Üçüncü Kaptan
  • Binbaşı Tekfurdağlı Ömer Bey, Dördüncü Kaptan
  • Binbaşı Kasımpaşalı Hacı Ahmet Bey, Çarkçı-yı Sani
  • Sağkolağası Yasef Efendi, Tabib-i Sani
  • Solkolağası Beşiktaşlı Hasan Tahsin Kaptan, Seyr ü Sefain Memuru
  • Solkolağası Kadıköylü Reşad Kaptan, Torpido Muallimi
  • Solkolağası Asitaneli Tevfik Kaptan, Beşinci Kaptan
  • Solkolağası Eyüplü Şevki Efendi, Dördüncü Çarkçı
  • Kalyon Katibi Kasımpaşalı Cemal Efendi, Serkatip
  • Yüzbaşı Yanyalı Celal Efendi, Topçu Zabiti
  • Yüzbaşı Kasımpaşalı Hamdi Efendi, Bölük Zabiti
  • Yüzbaşı Davud Paşalı Hulusi Efendi, Bölük Zabiti
  • Yüzbaşı Yeniçeşmeli Nuri Efendi, Bölük Zabiti
  • Yüzbaşı Asitaneli Ömer Lütfi Efendi, Bölük Zabiti
  • Yüzbaşı Kasımpaşalı Mehmet Ömer Efendi, Bölük Zabiti
  • Yüzbaşı Asitaneli Mehmet Cemal Efendi, Çarkçı
  • Yüzbaşı Tophaneli Said Efendi, Çarkçı
  • Yüzbaşı Eyüplü Arif Efendi, Çarkçı

Kurtulan Yolcular(69 kişi kurtulmuştur.)

  • Sağkolağası Kasımpaşalı Mehmet Arif Efendi, Çarkçı-yı salis
  • Fırkateyn Katibi Oflu Mustafa Efendi, Katib-i sani
  • İmam-ı sınıf-ı salis Şileli Hafız Ali Efendi, İmam
  • Yüzbaşı Asitaneli Mehmet Ali Bey, Çarkçı
  • Mülazım-ı evvel Edirnekapılı İsmail Efendi, Musika Zabiti
  • Mülazım-ı sani Beşiktaşlı Haydar Efendi, Fotoğraf Memuru

Şehit olan Tüm mürettabat Listesi

Ertuğrul’un mürettebatı 26 güverte, 21 makine subayı, 1 sıhhiye, 1 silahendaz, 1 bando şefi, 5 askerî usta olmak üzere toplam 55 subay, 12 yeni mezun mühendis teğmen, 1 başçavuş, 2 serdümen çavuşu, 15 bölük çavuşu, 9 bölük emini, 57 onbaşı, 352 güverte eri, 37 makine eri, zanaatkâr ve hizmetli toplamı 70 kişi ve 1 de imam ile toplam 610 kişidir.

 

Şehit Subaylar

Kafile Komutanı – Mirliva Cibalili Osman Ahmed Paşa

Çarkçıbaşı – Makine Miralayı Hemşinli İbrahim Mehmed Bey

Gemi Süvarisi Güverte Kaymakam – Tekirdağlı Yarbay Ali Mehmed Bey

Baş Tabib – Miralay Eyüblü Hüseyin Hüsnü Hüseyin Bey

Süvari Muavini Güverte Kaymakam – Tekirdağlı Ahmed Cemil Alâattin Bey

İkinci Kaptan – Güverte Binbaşı Yeniçeşmeli Nuri Hüseyin Bey

Üçüncü Kaptan – Güverte Binbaşı Fenerli Mehmed Yakup Bey

Dördüncü Kaptan – Güverte Binbaşı Tekirdağlı Ömer Mehmed Bey

İkinci Çarkçı – Makine Binbaşı Kasımpaşalı Hacı Ahmed Hasan Bey

Tabib Sağkolağası – Beyoğlulu Yasef Jak Efendi

Seyir Subayı Güverte Solkolağası – Beşiktaşlı Hafız Tahsin Mehmed Kaptan

Torpido Muallimi Güverte Solkolağası – Kadıköylü Reşat Emin Kaptan

Beşinci Kaptan – Güverte Solkolağası Asitaneli Tevfik Mehmed Kaptan

Dördüncü Çarkçı – Makine Solkolağası Eyüplü Şevki Bekir Efendi

Baş Katip – Kalyon Katibi Kasımpaşalı Cemal Ethem Efendi

Topçu Subayı Güverte – Yüzbaşı Yanyalı Celâl Fevzi Efendi

  1. Bölük Subayı Güverte – Yüzbaşı Kasımpaşalı Hamdi Mehmed Efendi
  2. Bölük Subayı Güverte – Yüzbaşı Davudpaşalı Hulusi Nuri Efendi
  3. Bölük Subayı Güverte – Yüzbaşı Yeniçeşmeli Mehmed Nuri Ali Efendi
  4. Bölük Subayı Güverte – Yüzbaşı Asitaneli Ömer Lütfı Bekir Efendi
  5. Bölük Subayı Güverte – Yüzbaşı Kasımpaşalı Mehmed Ömer İzzet Efendi

Makine Vardiya Subayı – Çarkçı Yüzbaşı Asitaneli Mehmed Cemal Salih Efendi

Makine Vardiya Subayı – Çarkçı Yüzbaşı Tophaneli Mehmet Sait Abdullah Efendi

Makine Vardiya Subayı – Çarkçı Yüzbaşı Eyüplü Arif Salih Efendi

Seyir Subay Muavini – Mülazım-ı Evvel Beykozlu Necip, Mehmet Rasim Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kocamustafapaşalı Agâh Rıza Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Beşiktaşlı Rıza, Ahmet Hamdi Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kasımpaşalı Asaf, Şükrü Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kasımpaşalı Mehmet, İsmail Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Beykozlu izzet, Şerif İsmail Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kasımpaşalı Ali Rıza, Ziya Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Küçükpazarlı Hâşim, Süleyman Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Tophaneli Mehmed, Tevfik Halim Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Hasköylü Ahmed, Eyüp Efendi

Seyir Subayı Muavini ve 1. Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Sütlüceli Şemsettin Hurşit Efendi

Seyir Subayı Muavini ve 2. Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kasımpaşalı Basri Şükrü Efendi

Seyir Subayı Muavini ve 3. Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kapandakikli İbrahim Şevki, İbrahim Efendi

Topçu Komutan Muavini ve 4. Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kasımpaşalı Saffet Rıfat Efendi

Seyir Subay Muavini ve 5. Bölük Subayı – Güverte Mülazım-ı Evvel Kasımpaşalı Hasan Tahsin İsmail Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Çarkçı Mülazım-ı Evvel Asitaneli Sadık Eyüp Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Çarkçı Mülazım-ı Evvel İstinyeli Ali Rıza Şevki Efendi

Stajyer Bölük Subayı – Çarkçı Mülazım-ı Evvel Küçükmustafapaşalı Kadri Hasan Ahmed Efendi

Torpido Memuru Stajyer Bölük Subayı – Çarkçı Mülazım-ı Evvel Kasımpaşalı H. Kemal Hasan Efendi

İnşaiye Subayı – İnşaiye Mülazım-ı Evvel Sultanselimli Ali Mehmed Efendi

Stajyer Güverte – Mülazım-ı Sâni Kulaksızlı Ali, Arif Efendi

Stajyer Güverte – Mülazım-ı Sâni Kasımpaşalı Şem’i, Mustafa Efendi

Stajyer Güverte – Mülazım-ı Sâni Kasımpaşalı Ahmet Ziya, İbrahim Efendi

Stajyer Güverte – Mülazım-ı Sâni Kasımpaşalı Mehmed Ziya, Emin Efendi

Stajyer Güverte – Mülazım-ı Sâni Balatlı Salih, Ahmed Emin Efendi

Silâhendaz – Mülazım-ı Sâni Çeşmeli Ferdi Mustafa Ahmed Efendi

 

Maiyet Erleri

Bölükten Sürmeneli Yakup oğlu Ahmet Çavuş – 1884/1936

Bölükten Bölük Emini Gümüşhaneli Tufan oğlu Arif Çavuş – 1885/1601

Sibyan’dan Geçme 1. Bölükten Lomlu Yahya oğlu Ruşen – Er l883/2047

 

Bölük Eratı

Urlalı Abdullahoğlu Hüseyin – Çavuş 1885/4405

Rizeli Kumaşoğullarından Hüseyin oğlu Salih – Onbaşı 1884/887

Yumralı Köroğullarından Bayram oğlu Mehmed – Onbaşı 1884/1107

Çarşambalı Bastiloğullarından Halil oğlu Hamid – Onbaşı 1884/2102

Tırebolulu Velioğullarından İsmail oğlu Hasan – Onbaşı 1885/610

Giresunlu Kirazoğullarından Mehmet oğlu Şükrü – Onbaşı 1885/1024

Keşaplı Sakallıoğullarından Mehmet oğlu Hasan – Onbaşı 1885/3541

Akçaabadlı Süleymanoğullarından Osmanoğlu Nuri – Onbaşı 1885/3841

Ordulu Karavelioğullarından Hüseyin oğlu Ahmed – Onbaşı 1885/4095

Yumralı Kalaycıoğullarından Ömer oğlu Mehmed – Onbaşı 1885/6073

Milolu (Antalya) Mustafa oğlu Mustafa – Onbaşı 1885/6880

Tonyalı Kuzuluğullarından Mehmed oğlu Abdullah – Onbaşı 1885/3612

Tophaneli Sadık oğlu Mehmed Sibyandan Geçme – Er 1879/4066

Asitaneli Yunus oğlu Kadri Sibyandan Geçme – Er 1882/1315

Göreleli Ahmedoğullarından İbrahim oğlu Hasan – Er 1884/160

Keşaplı Veysioğullarından Halil oğlu Halil – Er 1884/647

Mapavrili Balyasoğullarından Osman oğlu Salih – Er 1884/1720

Oflu Deliömeroğullarından Mustafa oğlu Mehmed – Er 1885/41

Rizeli Haliloğullarından Memiş oğlu Mehmed – Er 1885/225

Divrikli Şeyoğullarından Mehmed oğlu Hasan – Er 1885/309

Samsunlu Öksüzoğullarından Mehmet oğlu Abdullah – Er 1885/8 86

Samsunlu İmanoğullarından Ali oğlu Halil – Er 1885/892

Giresunlu Yusufoğullarından Hasan oğlu İlyas – Er 1885/1016

Akçaabatlı Ahmedoğullarından Yusuf oğlu Ahmet Hamdi – Er 1885/1376

Pirazizli Alibaşoğullarından Mehmet oğlu Mehmet – Er 1885/2504

İnebolulu Zingaroğullarından Ali oğlu Mustafa – Er 1885/2713

Ordulu Halil oğlu Ahmet – Er 1885/4715

Ordulu Müftüoğullarından Hüseyin oğlu Ali – Er 1885/4184

Ordulu Tiryakioğullarından Süleyman oğlu Mahmut – Er 1885/4190

Oflu Hacıhasanoğullarından Mehmed oğlu İsmail – Er 1885/4675

Ordulu Sakaoğullarından Mehmed oğlu Mustafa – Er 1885/7360

Keşdereli (Fatsa) Armağanoğullarından Hasan oğlu Hüseyin – Er 1886/217

izmirli Bulanhmehmedoğullarından Mustafa oğlu Osman – Er 1886/1294

Hoşalaylı (Fatsa) Eyüboğullarından Hüseyin oğlu Ali – Er 1886/1943

Samsunlu Uzunoğullarından Ali oğlu Mehmet – Er 1886/2860

Bafralı Aşçıoğullarından Mehmet oğlu Recep – Er 1886/3005

Alaçamlı Köleoğullarından Veli oğlu Hüseyin – Er 1886/3066

Kale-i Sultaniyeli Ali oğlu Mehmed – Er 1887/187

Gemlikli Sertabdullahoğullarından Mustafa oğlu Osman – Er 1887/525

Amasralı Yazıcıoğullarından Ali Osman oğlu İbrahim – Er 1887/636

Ayvacıklı Karahasanoğullarından Ali oğlu Şevket – Er 1887/717

Ayvacıklı Bozoğullarından Ahmet oğlu Mustafa – Er 1887/725

Amasralı Yeniçerioğullarından Osman oğlu Mustafa – Er 1887/876

Kuruçaylı (Erzincan) Sarıoğullarından Halil oğlu Mustafa – Er 1887/947

Bartınlı Şeyhoğullarından Süleyman oğlu Şaban – Er 1887/1323

Çamaşlı (Ordu) Dumanoğullarından Mehmet oğlu Osman – Er 1887/1782

Balıkesirli Topaloğullarından Ahmet oğlu Ali Osman – Er 1887/1797

Vakfıkebirli Naipoğullarından Arif oğlu Mustafa – Er 1887/2022

Akçaabatlı (Trabzon) Alemdaroğullarından Hasan oğlu Ömer – Er 1887/2405

Hamidiyeli (Şebinkarahisar) İkizoğullarından Ömer oğlu Şakir – Er 1887/2860

Koçhisarlı Saraçoğullarından Ali oğlu Arif – Er 1887/2923

İzmirli Abdülbarı oğlu Kemalettin – Er 1887/3058

Kaşlı (Antalya) Kocavelioğullarından Molla Veli oğlu Ömer – Er 1887/3410

Kaşlı (Antalya) Mollaisaoğullarından Musa oğlu Mustafa – Er 1887/3407

Lapsekili Servi Muhacirlerinden Mustafa oğlu İsmail – Er 1887/3460

Lapsekili Kaşıkçıoğullarından Mustafa oğlu Mehmet – Er 1887/3450

Lapsekili Ahmetçavuşoğullarından Ahmet oğlu Mehmed – Er 1887/3461

Kale-i Sultaniyeli Çakıroğullarından Musa oğlu Mustafa – Er 1887/3 588

Şileli Değirmencioğullarından Halil oğlu Mustafa – Er 1887/5647

Şileli Mollamehmetoğullarından İbrahim oğlu Mehmet – Er 1887/5669

Gebzelı Akviranlı-Torunu Lâtif oğlu izzet – Er 1887/5775

İstefanlı (Ayancık) Sepetçioğullarından Yusuf oğlu Fevzi – Er 1887/5865

Ezineli Karaahmetoğullarından İbrahim oğlu Ahmet İzzet – Er 1887/6207

Kavaklı (Samsun) Müezzinoğullarından Ahmet oğlu Şerif – Er 1888/975

Kavaklı (Samsun) Molla Mustafa yeğeni Sadık oğlu Lütfullah – Er 1888/985

İzmirli Saraçoğullarından Halil oğlu Ahmet – Er 1888/1619

Atmalı (Pazar) Hûsrevoğullarından Ali oğlu Şaban – Er 1888/1845

Hemşinli Velioğullarından Mustafa oğlu İlyas – Er 1888/1906

Giresunlu Erzurumluoğullarından Resul oğlu Hasan – Er 1888/1953

Karaburunlu (İzmir) Manastırlı Hüseyin Torunu Halil oğlu Hüseyin – Er 1888/2857

Karaburunlu (İzmir) Hüseyin oğlu Hasan – Er 1888/2859

Karaburunlu (İzmir) Mustafa oğlu Mehmed – Er 1888/2861

Urlalı Beyoğlu Hasan Torunu Ali oğlu Ahmet – Er 1888/2913

Bursalı Sadettin oğlu Mustafa – Er

 

Bölük Eratı 2

Rizeli Mustafa oğlu Zekeriya – Çavuş 1880/787

Kasımpaşalı Ali oğlu Salih Agâh – Çavuş, Bölük Emini 1881/7979

Göreleli Eyiceoğullarından Süleyman oğlu Mehmet – Çavuş 1884/161

Minolu (Antalya) Osmanoğullarından Ali oğlu Ömer – Çavuş 1885/6875

Giresunlu Çamcalıoğullarından Mehmet oğlu Osman – Onbaşı 1883/3105

Çarşambalı Hatipoğullarından Selim oğlu Mehmet – Onbaşı 1884/1747

Mapavrili (Rize) Bağdatlıoğullarından Ali oğlu Ömer – Onbaşı 1885/217

Şarlı (Trabzon) Kemancıoğullarından Mustafa oğlu Yakup – Onbaşı 1885/684

Bulamanlı (Ünye) İshakoğullarından Ömer oğlu Ali – Onbaşı 1885/71 î

Ulubeyli (Ordu) Kahyaoğullarından Hüseyin oğlu Ali – Onbaşı 1885/756

Mecitözlü Kavakçıoğullarından Alı oğlu Hüseyin – Onbaşı 1885/3607

İzmirli Mustafa oğlu Mehmet – Onbaşı 1886/1157

Eskizağralı Kamil oğlu Hasan Tahsin Sübyandan Geçme – Er 1880/2224

Meğrili (Fethiye) Avıoğullarından Hüseyin oğlu Ömer – Er 1883/2994

Topkapılı Salih oğlu Selahaddin Sübyandan Geçme – Er 1884/3125

Tirebolulu Çilahmetoğullarından Süleyman oğlu Hüseyin – Er 1885/326

Samsunlu Tolukoğullarından Hüseyin oğlu Hasan – Er 1885/883

Samsunlu İmamoğullarından Ali Oğlu Musa – Er 1885/889

Gümüşhaneli Sandıkoğullarından Hasan oğlu Mehmed – Er 1885,1536

Karaburunlu Ibrahimoğullarından Mehmet oğlu Mustafa – Er 1885/2062

Çarşambalı Avcıoğullarından Mehmet oğlu Ali – Er 1885/2599

Ordulu Kocaoğullarından Süleyman oğlu İbrahim – Er 1885/4173

Ordulu Varilcioğullarından Mehmet oğlu Mustafa – Er 1885/4192

Gebzeli Seyit Mehmet oğlu Osman Şerif – Er 1886/2768

Samsunlu Softaoğullarından Mehmet oğlu Selim – Er 1886/2869

Bafralı Kargaoğlu Yeğeni Hasan oğlu Arif – Er 1886/3 007

Bafralı Abti oğlu Yusuf – Er 1886/3011

Rizeli Topaloğullarından Recep oğlu Temel – Er 1887/245

izmirli Çırpanoğullarından Mehmet oğlu Osman – Er 1887/305

İzmirli Ahmet oğlu Necip – Er 1887/313

Gemlikli Mustafa oğlu İbrahim – Er 1887/524

Maçkalı (Trabzon) İncehasanoğullarından Hasan oğlu Osman – Er 1887/680

Maçkalı (Trabzon) oğlu Mustafa – Er 1887/688

Ayvacıklı Hacıtalipoğullarından Mehmet oğlu Mustafa – Er 1887/73 5

Ayvacıklı Mahmutoğullarından Arif oğlu İsmail – Er 1887/762

Cideli Lazoğullarından Mehmet oğlu Hasan – Er 1887/1439

Abanalı (İnebolu) Kalafatoğullarından Ali oğlu Ali – Er 1887/1552

Balıkesirli Tırnavalıoğullarından Osman oğlu Abdurrahman – Er 1887/1801

Akçaabatlı Köroğullarından Mehmet oğlu Kamil – Er 1887/2360

Akçaabatlı Haliloğullarından Mehmet oğlu Osman – Er 1887/2361

Akçaabatlı Mısırlıoğullarından Mehmet oğlu İbrahim – Er 1887/2370

Akçaabatlı Turalıoğullarından Mustafa oğlu Ali – Er 1887/2425

Akçaabatlı Mollaoğullarından İsmail oğlu Emin – Er 1887/2434

Hamidiye (Bolu) Nasuhoğullarından Hasan oğlu Hüseyin – Er 1887/2716

Hamidiye (Şibinkarahisar) Fettahoğullarından İbrahim oğlu Mustafa – Er 1887/2884

Lapsekili Topalmahmutoğullarından Mehmet oğlu Hüseyin – Er 1887/3459

Kemahlı Köseoğullarından Mehmet oğlu Hasan – Er 1887/3666

Lapsekili Demirciismailoğullarından İsmail oğlu Hasan – Er 1887/3474

Bayburtlu Ahmet oğlu Veli Şükrü – Er 1887/4684

İstefanlı (Ayancık) Bafralıoğullarından Salih oğlu Şaban – Er 1887/5 577

Şileli Manavoğullarından İdris oğlu İsmail – Er 1887/5663

Şileli Kuzuoğullarından İbrahim oğlu Mehmet – Er 1887/5675

Edremitli Mustafa oğlu İbrahim – Er 1887/5 702

Edremitli Peynircioğullarından Mustafa oğlu Ali – Er 1887/5707

Edremitli Kundakçıoğullarından Mehmet oğlu Hasan – Er 1887/5712

Gebzeli Mahmut oğlu Mustafa – Er 1887/5793

Gölpazarlı Ağzıyukarıoğullarından Ahmet oğlu Mustafa – Er 1887/5999

Yaykıllı (Gerze) Tiryakioğullarından Mehmet oğlu Ahmet – Er 1887/6025

Ezineli Dağlıoğullarından Hüseyin oğlu Mehmet – Er 1887/6213

Ezineli Hacınizamoğullarından Hüseyin oğlu Ali – Er 1887/621 5

Çarşambali Çakıroğullarından Mehmet oğlu Kadir – Er 1888/2

Sürmeneli Süleymanoğullarından Mustafa oğlu Miktad – Er 1888/705

Sürmeneli Sakaoğullarından Ömer oğlu Hüseyin – Er 1888/712

Kavaklı (Samsun) Atlıoğullarından Mustafa oğlu Ahmet – Er 1888/948

Kavaklı (Samsun) Haliloğlu Torunu Mehmet oğlu Ahmet – Er 1888/949

Kavaklı (Samsun) Marizoğullarından İbrahim oğlu Mustafa – Er 1888/958

Kavaklı (Samsun) Azimoğullarından Salih oğlu Hamit – Er 1888/962

Kavaklı (Samsun) Kozanoğullarından Ahmet oğlu Mehmet – Er 1888/968

Kavaklı (Samsun) Çürükhaliloğullarından Osman oğlu Hüseyin – Er 1888/970

Kavaklı (Samsun) Topaloğullarından Şerif Oğlu Emrullah – Er 3 888/973

Kavaklı (Samsun) Mustafaoğullarından Ali oğlu Arif – Er 1888/978

Kavaklı (Samsun) Karabaloğullarından Recep oğlu Emin – Er 1888/982

Burunabatlı (İzmir) Bölükoğullarından Süleyman oğlu Mehmet – Er 1888/1549

Karaburunlu (İzmir) Mehmet oğlu Mustafa – Er 1888/2861

Urlalı Musaoğullarından Ömer oğlu Mehmet – Er 1888/2918

 

Bölük Eratı 3

Mapavrili (Rize) Alcıkoğullarından Mustafa oğlu Kerim – Çavuş 1884/2542

Çevreğili (Ünye) Kerimoğullarından Sadık oğlu İshak – Çavuş, Bölük Emini 1885/3422

Bigalı Tuzlalıoğullarından Ali oğlu Halil – Çavuş 1885/6130

Ordulu İmamoğullarından Mustafa oğlu Mustafa – Çavuş, Bölük Emini 1885/7359

Üsküdarlı Emin oğlu İsmail Sübyandan Geçme – Onbaşı 1881/8008

Sivrihisarlı Mehmet Oğlu Mahmut – Onbaşı 1883/4161

Elmalı Karahaliloğullarından Mahmut oğlu Ali – Onbaşı 1883/4878

Oflu Karıncaoğullarından Mustafa oğlu Mehmet – Onbaşı 1885/46

Maçkalı Kalenderoğullarından Süleyman oğlu Ali – Onbaşı i 885/259

Sürmeneli Alakahoğullarından Mehmet oğlu Ömer – Onbaşı 1885/3514

Ordulu İmamoğullarından Mahmut oğlu Hüseyin – Onbaşı 1887/4215

Somalı Mustafaoğullarından İsa oğlu Mahmut – Er 1881/6821

Hasköylü Mehmet oğlu Apti Sübyandan Geçme – Er 1881/8148

İnebolulu Mollahasanoğullarından Hasan oğlu Salih – Er 1884/1631

Maçkalı (Trabzon) Mollamehmetoğullarından Halil oğlu Ahmet – Er 1884/2321

Maçkalı (Trabzon) Murtazaoğullarından Ali oğlu Halil Arif – Er 1885/287

Tirebolulu Karahüseyinoğullarından Hasan oğlu Halil – Er 1885/512

Arhavili (Rize) Hotinoğullarından Şaban oğlu Süleyman – Er 1885/661

Samsunlu Memişoğullarından Hasan oğlu Şerif – Er 1885/912

Ordulu Karahasanoğullarından Murteza oğlu Mehmet – Er 1885/2296

Pazarsulu (Giresun) Çırakoğullarından Hasan oğlu Hüseyin – Er 1885/3199

Akköylü (Giresun) Kürtoğullarından Hasan oğlu İbrahim – Er 1885/3210

Abanalı (İnebolu) Tiryakioğullarından Mehmet oğlu Mehmet – Er 1885/3730

Ordulu Abazoğlu Torunu Mustafa oğlu Osman – Er 1885/4183

Ordulu Kocahasanoğullarından Osman oğlu Hüseyin – Er 1885/4200

Ordulu Mehmetağaoğullarından Mahmut oğlu Ömer – Er 1885/4206

Oflu Sarıalioğullarından İbrahim oğlu Recep – Er 1885/4676

Vakfıkebirli Kuruoğullarından Ali oğlu İzzet – Er 1885/6357

Ordulu Toymazoğullarından Ahmet oğlu İbrahim – Er 1885/73 53

İzmirli Arnavutoğullarından İsmail oğlu Cemil – Er 1886/1296

Hoşalaylı (Cide) Dedemehmetoğullarından Ömer oğlu Mustafa – Er 1886/1816

Şileli Tombuloğullarından Mehmet oğlu Recep – Er 1886/2128

Cideli Bilaloğullarından Memiş oğlu Bilal – Er 1886/2544

Çarşambalı Abbasoğullarından Abdullah oğlu Hasan – Er 1886/2587

Bafralı Çolakoğullarından Hüseyin oğlu Ömer – Er 1886/3001

Akköylü (Giresun) Sarıoğullarından Aziz oğlu Hasan – Er 1886/3 748

Kurayısebalı (Trabzon) Ekşioğullarından Davut oğlu İsmail – Er 1887/342

Gemlikli Arıkoğullarından Rüstem oğlu Mehmet – Er 1887/523

Gemlikli Eskizaroğullarından Mehmet oğlu Selim – Er 1887/527

Gemlikli Kürtoğullarından Osman oğlu Mehmet – Er 1887/531

Ayvalıklı İmamoğullarından Hüseyin oğlu Şerif İbrahim – Er 1887/727

Lapsekili Hasan oğlu Hasan – Er 1887/765

Ayvacıklı Tepeköylüoğullarından Ali oğlu Mustafa – Er 1887/766

Sürmeneli Alioğullarından Osman oğlu Hasan – Er 1887/784

Hemşinli Panbukçuoğullarından Cumaali oğlu Hüseyin – Er 1887/2654

Hamidiyeli (Bolu) Köseoğullarından Veli oğlu Recep – Er 1887/2713

Bayburtlu İbrahim oğlu Şerif – Er 1887/3086

Ökseli (Çarşamba) Mollaömeroğullarından Ömer oğlu İbrahim – Er 1887/3196

Kalafatlı Alihocaoğullarından Ömer oğlu Ali – Er 1887/3413

Lapsekili Tatarpazalığı Muhacirlerinden Mehmet oğlu Osman – Er 1887/3463

Lapsekili Kaptanoğullarından Yusuf oğlu Mustafa – Er 1887/3466

Sivaslı Delibekiroğullarından Bekir oğlu Mehmet – Er 1887/3 531

Karadenizli (Rize) Kalpakoğullarından Hüseyin oğlu Ali – Er 1887/3673

Bayburtlu Mehmet oğlu Ali – Er 1887/4701

Mudanyalı Mustafa oğlu Kara Salim – Er 1887/5074

İstefanlı (Ayancık) Kesercioğullarından Arif oğlu İbrahim – Er 1887/5561

İstefanlı (Ayancık) Salimbeşoğullarından Ahmet oğlu Mehmet – Er 1887/5564

Şileli Kadirbeyoğullarından Mehmet oğlu Halil – Er 1887/5649

Şileli Bostanoğullarından Süleyman oğlu Emin – Er 1887/5678

Kavaklı Kadıoğlu Yeğeni Ahmet oğlu Hakkı – Er 1888/977

Yumralı Aliyazıcıoğullarından Osman oğlu Numan – Er 1888/1138

Tirebolulu Balioğullarından Mehmet oğlu Dursun – Er 1888/2113

Karaburunlu (İzmir) Amcahaliloğullarından Halil oğlu Hasan – Er 1888/2849

Karaburunlu (İzmir) Silistirelilerden Hasan oğlu Hasan – Er 1888/2859

Karaburunlu (İzmir) Manastırlıhamzaoğullarından Mehmet oğlu Mustafa – Er 1888/2860

Çeşmeli Ali oğlu Esat – Er 1888/2882

Çeşmeli Kocasüleyman Torunu Mehmet Ali oğlu İsmail – Er 1888/2883

Urrah Beyoğluhasan torunu Ali oğlu Ahmet – Er 1888/2913

Karadereli (Rize) Tüfekçioğullarından Ahmet oğlu Mustafa – Er 1888/2964

 

Bölük Eratı 4

Akçaabatlı Velioğullarından Salihoğlu Mustafa – Çavuş 1884/3047

Tekirdağlı Emin oğlu Mehmet – Çavuş, Bölük Emini 1885/1125

Yaralı Mehmet oğlu Eyüp – Çavuş 1885/6300

Seydişehirli Hasanoğullarından Hüseyin oğlu Hüseyin – Onbaşı 1884/1389

Giresunlu Bıyıkoğullarından Ahmet oğlu Hasan – Onbaşı 1885/1048

Akçaabatlı (Trabzon) Osman oğlu Mehmet Bilâl – Onbaşı 1885/1375

Sürmeneli Hamzavelioğullarından Ahmet oğlu Hasan – Onbaşı 1885/6552

Antalyalı Abdurrahman oğlu Bekir – Onbaşı 1885/6923

Tophaneli İbrahim oğlu Mehmet – Er 1881/8197

Termeli (Samsun) İbrahimoğullarından Hüseyin oğlu Hasan – Er 1883/3795

Maçkalı Köleoğlu Yeğeni Ali oğlu Emin – Er 1885 267

Şarlılı Veysioğullarından İbrahim oğlu Abdullah – Er 1885/438

Fatsalı Zoroğullarından Mustafa oğlu Süleyman – Er 1885/722

Akçaabatlı (Trabzon) Murtazaoğullarından Ali oğlu İzzet – Er 1885/1371

Kelkitli (Gümüşhane) Topaloğullarından Osman oğlu Osman – Er 1885/2914

Oflu Sarıalioğullarından Süleyman oğlu Yusuf – Er 1885/4677

Giresunlu Mehmet oğlu Bilal – Er 1885/4795

Koyulhisarlı (Şibinkarahisar) Abdülazizoğullarından Mehmet oğlu Aziz – Er 1885/6173

Yumralı (Trabzon) Alioğullarından Mehmet oğlu Halil – Er 1885/6600

Sürmeneli Köçekoğullarından Ahmet oğlu Emin – Er 1885/6769

İstanozlu (Antalya) Ali oğlu Mehmet – Er 1885/6935

Ordulu Kulakoğlu torunu Yusuf oğlu Mehmet – Er 1885/7355

Gelibolulu Kırimi Salih oğlu Süleyman – Er 1886/476

İzmirli Rençberoğullarından İbrahim oğlu İbrahim – Er 1886/598

İzmirli Molla İbrahim oğlu Hüseyin – Er 1886/1085

İzmirli Mahmut Mamak oğlu Ahmet – Er 1886/1163

Ünyeli Aşcıoğullarından Mehmet oğlu Mustafa – Er 1886/1179

Kurayı Sebalı (Trabzon) Hafızaoğullarından Osman oğlu Mustafa – Er 1886/1391

Hoşalaylı (Cide) Karakadıoğullarından Bilal oğlu İbrahim – Er 1886/1790

Büyük Limanlı Alemdaroğullarından Osman oğlu Mehmet – Er 1886/1796

Maçkalı (Trabzon) İbişoğullarından Ali oğlu Temel – Er 1886/2033

Fenarisli (Ünye) Balcıimamoğullarından Raşit oğlu Mehmet – Er 1886/2779

Fenarisli (Ünye) Abazaoğullarından Ali oğlu Emin – Er 1886/2783

Fabralı Keleşoğullarından Hasan oğlu Hasan – Er 1886/3010

Gerzeli Hızıroğullarından Mehmet oğlu İbrahim – Er 1886/3114

Serkeşli (Fatsa) Tonbaloğullarından İsmail oğlu Hasan – Er 1886/3454

Trabzonlu Musaoğullarından Kamil oğlu Mehmet – Er 1887/1 3

İzmirli Filibelioğullarından Ahmet oğlu Hasan – Er 1887/200

İzmirli Mehmet oğlu İsmail – Er 1887/205

İzmirli Mehmet oğlu Hüseyin – Er 1887 291

Sürmeneli İpekçioğullarından Mehmet oğlu Ali – Er 1887.787

Sürmeneli Kahramanoğullarından Mehmet oğlu İsmail – Er 1887/800

Ayvacıklı Çakıroğlu Karındaşı Hasan oğlu İbrahim – Er 1887/819

Şarlılı İmamecioğullarından Ali oğlu Mehmet – Er 1887/892

Akçaabatlı (Trabzon) Osmanoğlu Mehmet – Er 1887/2347

Akçaabatlı (Trabzon) Seyidoğullarından Hasan oğlu Salim – Er 1887/2426

İzmitli Ali Osman oğlu Şerif Ali – Er 1887/3053

Lapsekili Karaçobanoğullarından Hüseyin oğlu Hüseyin – Er 1887/3476

Kalei Sultaniyeli İbrahim oğlu Hasan – Er 1887/3580

Serkeşli (Fatsa) Velimehmetoğullarından Hasan oğlu Osman – Er 1887/3724

İstefanlı (Ayvacık) Tophanelioğullarından İsmail oğlu Mustafa – Er 1887/5568

İstefanlı (Ayvacık) Battaloğullarından Hasan oğlu Mehmet – Er 1887/5581

Şileli İbrahimoğullarından Mehmet oğlu Rıza – Er 1887/5650

Şileli Hacıhasanoğullarından İbrahim oğlu Mustafa – Er 1887/5677

Şileli Karahüseyinoğullarından Ahmet oğlu İbrahim – Er 1887/5680

Şileli Şehirlioğullarından Hüseyin oğlu İbrahim – Er 1887 5683

Meğrili (Fethiye) Mehmet oğlu Süleyman – Er 1887/5903

Boyalı (Araç) Fevzullahoğullarından İsmail oğlu Hasan – Er 1887/6111

Sürmeneli Yakupoğullarından Şaban oğlu Ali – Er 1888/707

Serkeşli (Fatsa) Doğmaoğullarından Osman oğlu İbrahim – Er 1888/2737

Karaburunlu (İzmir) Ahmet oğlu İsmail – Er 1888/2850

Karaburunlu (İzmir) Delihüseyinoğullarından Hasan oğlu Mustafa – Er 1888/2854

Karaburunlu (İzmir) Manastırlı Hasan torunu Halil oğlu Hüseyin – Er 1888/2857

Urlalı Mustafa oğlu Ali – Er 1888/2917

 

 

Anton S. Makarenko 1888 Ukrayna doğumludur. Ukrayna’nın Harkov yakınlarındaki Belapolie köyünde dünyaya gelen Makarenko’ nun babası badanacıdır (kitapta daha ileriki bir bölümde yapı ressamı diye bahsedilmektedir) . (Makarenko, 1993, s.3)

anton-makarenko
17 yaşındayken, gittiği belediye okulunun ardından 1 yıllığına eğitim dersi alarak,bölgedeki demiryolu işçilerinin çocuklarının gittiği bir ilkokula öğretmen olur. Bu sayede eğitbilim alanındaki çalışmalarına pratik bir süreç üzerinden başlamış olur (Makarenko, Eğitbilim açısından kuramsal alanda da kendini geliştirme fırsatını ancak dokuz yıl sonra, 1914’te Poltava’ daki eğitbilim (pedagoji) okulu olan Eğitim Kurumuna girerek yakalar. Buradaki 3 yıllık öğreniminin ardından eğitim alanında var olan Rus ya da evrensel yazınlara yönelir. Kuramsal açıdan yöneldiği eğitim alanında yeni bir eğitim dizgesi yaratmak üzerine uğraşır. Pratik süreçte geliştirdiği eğiticilik uğraşının yanı sıra kitap yazarak da üretimini geliştirir (Makarenko,1993,s.7).

Ekim Devrimi’ni önceleyen, daha doğrusu birinci Rus devrimine denk gelen süreçte şekillendirdiği eğitbilim düşünceleri, Ekim Devriminin ardından hayata geçirdiği Gorki Topluluğu deneyiminde Makarenko’ nun savunularının temelini oluşturmuştur.
anton_makarenko
Yeri geldiğinde bu temelden güç almış, yeri geldiğinde de bu temelle şiddetli bir savaşım gerçekleştirmiştir. Kısacası Gorki topluluğu deneyimi, Makarenko’ da düşünsel alanda bazı temel değişikliklere de neden olarak teori ve pratik ilişkisinde bütüncül bir gelişime örnek teşkil etmiştir.

Ekim Devrimi’nin ardından iktisadi, toplumsal v.b. pek çok alanda yeniden yapılanma adına yoğun çabaların ortaya konulduğu ülkede, 1921 yılında baş gösteren açlık büyük huzursuzluk yaratmış, bu huzursuz ortamdan yararlanan çeteler başıboş bırakılan çocukları kullanarak suç oranlarında artışa neden olurken, ülkede de büyük karışıklıklar yaratmışlardır. Bu karışık durum karşısında Sovyet hükümeti başıboş kalan ve yaşamını suç işleyerek sürdüren bu çocukların kurtuluşu için uğraşmaya başlar. Bu çocuklar için kurulan eğitim toplulukları, Makarenko’ nun yaşamında önemli bir dönemeç olmuştur ve bizim üzerinde yoğunluklu duracağımız nokta da bu dönemeç ve sonrası olacaktır.

1920 Eylül’ünde Poltava Eğitim Dairesi Makarenko’ yu suç işlemiş çocuklar için bir topluluk kurmakla görevlendirir. İlk başta adı Çocuk Suçlular Kolonisi olan bu topluluk, daha sonra kendi aldığı karar doğrultusunda ismini Gorki Topluluğu olarak değiştirtir. 1928 yılına dek topluluğu yöneten Makarenko, topluluktaki son yılında Harkov’daki Zerjinski Komünü’nün yönetimini üslenir. 1928’de Gorki Topluluğu’ndan ayrılan Makarenko, sonraki 7yıl süresince de Zerjinski Komünü’nü yönetir (Makarenko, 1993).

Eğitim uygulamaları alanında yoğun uğraşlar veren Makarenko, bu alanda oluşturduğu birikimi paylaşmak açısından da yazınsal üretimde de bulunmuştur. 1934’te, Sovyet Yazarlar Birliği’ne kabul edilmiştir. 1937’de Moskova’ya yerleşerek ölümüne kadar (1939’da ölmüştür) kendini tamamen yazarlığa adamıştır (Makarenko,1993,s.11).

Şiir, senaryo, roman, kuramsal yazın gibi pek çok alanda yapıt ortaya koyan Makarenko’ nun yazılı eserlerinden birkaç örnek vermek gerekirse:

Yaşam Yolu (pedagojik şiir-destan)
1930 Yürüyüşü (kısa roman)
Kulelerdeki Bayraklar
Ana Babaların Kitabı
Pedagoji Teorisinin Sovyet Okullarında Eğitim ve Çocuk Yetiştirmenin Genel Sorunları
İş Gezisi (film senaryosu)
Gerçek Bir Karakter (film senaryosu)

MAKARENKO’NUN EĞİTİM DÜŞÜNCELERİ ÜZERİNE

Makarenko’ nun pedagojik yaklaşımlarının temelinde yatan ana düşünce sahip olduğu insan inancıdır. Sahip olduğu bu inanç, olumlu yönde gelişme açısından en umutsuz diye nitelendirilebilecek insanların dahi iyi yönünü bulup ortaya çıkarmasına neden olmuştur. Eğitim pratiklerinin gerçekleştiği dönemi göz önüne aldığımızda, yani savaşlar ve açlığın yıkıntılarında doğan, büyüyebilmek için yoğun çabalar harcayan bir ülkenin insanları da Makarenko’ nun insana olan inancını, belki de Freire’ nin deyimiyle “insancıl” olan insana ulaşabilme inancını kuvvetlendirmiştir. Yaşam deneyimi ona insanın daha iyi bir yaşam için nasıl savaştığını, bu savaşım sırasında nasıl değiştiğini göstermiştir. Değişen insan bencilliği yenmiştir, kişisel çıkarların toplumsal çıkarlarla örtüştüğünü görmüştür. Makarenko insanın değişimine “ bireyin toplumsallaşması” adını vermektedir (Makarenko,1993,s.10).

İnsanın “insancıllaşma” sürecinde eğitim, hatta kurumsal bir içerik taşıyan eğitim önemli bir yer tutar. Makarenko geleneksel bir içerik taşıyan eğitim anlayışını reddeder. Bu anlayışta eğitim, eğiten yani eğitmenle, eğitilen yani edilgen bir kimlik taşıyan öğrenci arasındaki ikili bir ilişkidir. Onun eğitim pratiğinde eğitimciler ve öğrenciler yer alır, yalnız daha farklı bir kimlik taşırlar. Makarenko kişiliğin oluşumunda en büyük etkenin, eğitimcilerden, öğrencilerden ve yetkili bir kişiden oluşan topluluklar olduğunu düşünmekteydi.

Makarenko’ nun topluluğunda eğitilen çocuklar edilgen birer nesne olarak değil, topluluğun kaderi ve geleceği üzerinde söz sahibi olan ve birbirleriyle eşit haklara sahip, etkin birer üye olarak yaşamlarını sürdürmekteydiler (Makarenko,1993,s.8). Bu anlayışın uygulanması ile klasik eğitim anlayışından köklü bir farklılaşma gerçekleştirilmiş olmaktaydı. Gerçekleştirilen eğitim pratiği içerisinde bedensel çalışma ile kafa çalışması iç içe sürdürülmekteydi. Bu sayede eğitsel yaşamla toplumsal yaşamı birleştiren bu yaklaşım ile öğretim süreci öğrencilerin yaşam pratikleri üzerinden şekillenmekte, öğrencinin bu süreci kendince anlamlandırması kolaylaşmaktadır.

Aynı zamanda, yürütülen üretici çalışma (tarımsal üretim örgütlenmesi toplulukta hızlı bir gelişim göstermiştir), “güçlünün zayıfı ezmesi gerekir” anlayışı içerisinde büyüyen topluluk çocuklarının değişimini, üretim süreci içerisinde yer almanın toplumsal önemini, bu sayede emeğe saygıyı,toplumsal eşitliği; yani yeni kurulan toplumun önemli değerlerinin kolayca kazanılmasına neden olmuştur. Bu açıdan da toplulukta gerçekleştirilen deneyim dönemsel bir anlam da taşımaktadır.

Makarenko’ nun daha çok uygulama süreci içerisinde şekillendirdiği ve toplumun beklide en sorunlu kesimiyle etkileşim içerisinde geliştirdiği eğitsel düşüncelerini özetlemek 1. İnsan davranışlarının toplumsal nedenlerini düşünerek, insanın içindeki iyi yanın ortaya çıkarıldığı bir süreç yaratılmalı.

2. Bu süreç içerisinde kurumsal bir yapı olarak topluluğa ve önderlik eden, öğrencilere kendilerini gerçekleştirmeleri ve içlerindeki iyi yönü ortaya çıkarmaları için öncülük eden öğretmenlere ihtiyaç vardır.

3. Öğrenciler edilgenlikten çıkarılarak yaşam deneyimleriyle beslenen, karar süreçlerine aktif katılımlarının sağlandığı, kafa çalışması ile bedensel çalışmanın birlikte örgütlendiği bir topluluk yaşamı kurulmalıdır.

YAŞAM YOLU’NU OKURKEN
Makarenko’ nun Gorki Topluluğunda yaşanan somut deneyimlerle örneklendirdiği pedagojik yaklaşımlarını okurken birkaç önemli noktanın akılda tutulması gerektiğini düşünüyorum. İlk olarak topluluğu oluşturan sorunlu kesim, yani güce ulaşma kaygısı içerisinde ve yaşayabilmek için suça yönelen çocuklar pratik süreçlerin daha önemli bir yaklaşımla değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Ortaya konan pedagojik yaklaşımlarda sahip olunan kuramsal çerçeveden belirli oranda uzaklaşılmasına, yaşanan sorunların çözümü ekseninde önceliklerin verilmesine neden olmuştur bu sorunlu kesim.İkinci olarak, deneyimin gerçekleştirildiği tarihsel ve yaşanan toplumsal gerçeklikler de bir kez daha hatırlanmalıdır. Yıkıntılar içerisinden yeniden inşa sürecine giren bu ülke için temel aldıkları teorik altyapı çok önemlidir. Yalnız yaşanan pratiksel süreçler belirli alanlarda geçici ara formüllerin oluşturulmasına neden olmuştur. (1921 yılında devlet kapitalizmi olarak da adlandırılabilen,ama hemen ardından gerçekleştirilen tarımda kollektivizasyon politikalarıyla birlikte değerlendirildiğinde endüstrileşme hamlesi olarak geçici bir ara formül diye değerlendirebileceğimiz NEP-Yeni Ekonomi Politikası gibi) Bu ara formüllerin gerçekleştiği, kuramsal karşıtlıkların yaşandığı bir alanı da Makarenko hayata geçirmiştir.

Toplulukta yaşanan bazı olaylar Makarenko’ nun o ana kadar sahip olduğu bazı pedagojik yaklaşımlarla çelişmiştir. Makarenko sadece kendisiyle çelişmekle kalmamış, yeni Sovyet hükümetinin eğitim bilimcilerinin savunduğu bazı anlayışlarla da karşı karşıya gelmiştir (ilerde daha ayrıntılı değinilecek olan disiplin ve kurulan askeri düzen benzeri yapı örneklerinde olduğu gibi). Bu çelişmenin temelinde ise karşıt görüşlerin varlığı değil, devrim sürecine kadar teorize edilmiş olan yaklaşımların yaşanan pratik süreçte geçirmesi gereken esnekleşme bulunmaktaydı. Buradaki temel nokta ilkesel bir karşıtlığın bu görüşler arasında yer almamasıdır.

SUÇLU ÇOCUK KAVRAMI ÜZERİNE
Okullarda artan suç oranı ve şiddete yönelen gençler… Yakın zamanda bizlerin de gündemine yakıcı biçimde giren bir gerçekliktir. Güncel olarak bu alanda yapılan tartışmalara bir göz attığımızda Makarenko’ nun yaklaşımından farklılaşan noktaları gözümüze çarpmaktadır.
İlk olarak güncel savunuları incelersek:

Risk altındaki çocuklar kavramı altında sadece suç işleyen çocukları içermeyen, aynı zamanda suça yönelme ihtimali taşıyan çocukları da kapsayan bir hedef kitle karşımıza çıkmaktadır. Risk altındaki çocukların suça yöneliminin önlenmesinde, bu çocukların okul sistemi içerisinde tutulması sunulan kuvvetli bir çözümdür. Eğitimle gerçekleştirilecek bu çözümde alternatif programların geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu sayede örneğin başarısızlık nedeniyle okula devam etmeyi tercih etmeyip, sokaklarda suç işleme riskiyle karşı karşıya kalan çocuklar, onlar için cazip hale getirilen okul sistemi içerisinde riskten uzak tutulmuş olacaklardır.

Öğrencilerin okul performanslarının artırılmasını hedefleyen, daha küçük sınıf örgütlenmelerinde risk altındaki çocuklarla bire bir iletişimi yoğunlaştıran,esnek öğretim programlarına sahip olan bu şekilde de içeriğin bireyin ihtiyaçlarına göre şekillenebildiği, psikolog gibi uzmanların denetiminde ilerleyen öğretim süreci sonrasında başarıya ulaşan çocukların toplumsal yaşama çeşitli sivil toplum kuruluşları ve ailelerin yardımıyla salıverilmesi söz konusu.

Kurulması önerilen ve ABD merkezli örnekleri ile savunulan bu okullarda risk altındaki gençler ve ıslahevinden salınan gençler diğerlerinden ayrılmaktadır (Aydın, İ. ; Radikal Gazetesi).

Sonuç olarak sunulan bu yaklaşımda suç işleyen ya da suç işleme potansiyeli taşıyan çocuklar, “suçlu” ayrıştırılmaktadır. Suçun oluşumunun toplumsal nedenlerine müdahale edilmeksizin , suçlu kimliğinin kabul edilerek, toplumdan yalıtık bir içerikte gerçekleştirilecek eğitimin ardından bu çocukların tekrardan suçun oluşumuna neden olan toplumsal koşulların içerisine bırakılması suçu ne oranda önler ya da azaltır orası bilinmez ama Makarenko’ nun suç işleyen çocuklara karşı 1920’ lerde gerçekleştirdiği yaklaşımdan büyük farklılıklar taşıdığı rahatlıkla okulların kurulması ya da var olan okullar içerisinde alternatif ya da “suça meyilli” kimliği ile adlandırılarak akranlarından Kısaca belirtmek gerekirse Makarenko suçun kaynağını tamamen toplumsal nedenlere bağlayarak “suçlu çocuklar” tanımlamasını reddeder. Resmi olarak topluluğa ilk olarak Çocuk Suçlular Kolonisi adı verilmiş olsa da Makarenko ve topluluk bu ismi hiç kullanmamış, çocuklara suçlu diye hitap edilmediği gibi o kelime topluluk içerisinde hiçbir zaman kullanılmamıştır. Gerçekleştirdiği eğitsel pratikle çocukların toplumsal yaşamına da müdahale eden Makarenko, yaratılan toplumsal değerlerle “suç” sorununa karşı mücadele etmiştir. Onun için suç, bireysel yani çocukla uğraşılarak halledilecek bir alan değil, toplumsal bir mücadele alanıydı.

TOPLULUK YAŞAMINA DOĞRU
Kuruluş aşamasındaki ülkenin temel hedefi yeni insanın yaratılmasıydı. Yeni insan, ezme ezilme ilişkisi içerisinde kimliğini kazanan, insandışılaşan toplumun, insanca değerlere ulaşmış hali…bu hedefe ulaşmak için de yeni yöntemlerin uygulanması gerekmekteydi. Topluluk fikrine bu açıdan yaklaşan Makarenko ailesiz, sokakta başıboş yaşayan çocukları kurtarmak amacıyla 1920 yılında bir topluluk kurmak amacıyla görevlendirilir.

Devrim öncesi suçlu çocukların kaldığı, devrim sürecinde binanın boşaltılması ile birlikte çerce köylerdeki halkın yağmaladığı, virane bir bina ile yola koyuldu topluluk. Makarenko şu cümleler ile tasvir etmektedir topluluk binasını (Makarenko,1993,s.44):

“Paltova’ dan altı kilometre uzaklıkta, boz tepeciklerin arasında, Harkov’a giden anayolun sonsuz bir ışık demeti bibi parıldayan taşlarla çevrili iki yüz hektarlık bir çam ormanı vardır. Ve ormanın içinde, kırk hektarlık bir ağaçsız köşede, kusursuz bir kare oluşturan, tam anlamıyla simetrik beş tuğla bina…işte suçlu çocukların yeni Topluluk’ u burası olacaktı.”

Zor koşullarda yola çıkan bir topluluğun ilk tasvirinin bu kadar umut dolu yapılması, Makarenko’ nun geleceğe ve insana dair umudundan kaynaklanmaktadır. İlk elden gerekli tadilatların yapılmasının ardından ilk öğrenci grubuyla topluluk işlemeye başlar.

Makarenko birlikte olduğu çocukları şu şekilde tanımlar; kültür düzeyleri düşük, ya çok az okuma yazma bilen, ya da hiç bilmeyen, önceki süreçte içinde bulundukları yarı barbar yaşantılar içerisinde kişilikleri yok olmuş, soyutlanmışlığın getirdiği yalnızlığın etkisiyle karamsarlaşmış ve dolayısıyla insana karşı insanca davranmayı unutmuş bir kuşak (Makarenko, 1993,s.104). İlk dönemin en büyük sorunları, çocukların sahip oldukları bu özellikler dolayısıyla çıkan kavgalar olmuştur.

Peki ne yapılacaktı bu çocuklarla, nasıl bir yöntem uygulanacaktı? Yeni bir anlam katmışlardı “Düzelme” sözcüğüne, çocuğu “düzeltmek” değil, yeniden eğitmek söz konusuydu, başka bir deyişle hedeflenen durum çocukları sadece toplumun zararsız bir üyesi haline getirmek değil, onu yeni çağın etkin bir işçisi, çalışanı haline getirmekti. Suçlu çocukların eğitiminde atlanmaması gereken nokta çocukların geçmişlerinin ve işledikleri suçların yok sayılması olmalıydı. Yeni örgütlenen toplumsal yaşam içerisinde toplumsallaşan çocuklar yaratılmalıydı (Makarenko, 1993,s.293).
Bu “Düzelme” süreci belirli bir zaman almaktaydı ve sürecin başlarında ciddi sorunlarla karşılaşıldı. Karşılaşılan iki önemli sorundan ilki topluluk içinde ve çevresinde gerçekleşen soygunlardı, diğeri ise kendi aralarında çıkan kavgalardı.

İlk etapta kendi otoritesini tanımayan bu gençlere ılımlı davranan Makarenko, olaylar baş edilemez boyutlara ulaşınca ne yazık ki bir öğrenciye yumruk atma şeklinde fiziksel şiddet uygulamak zorunda kalır. Bu davranışını kendi pedagojik yaklaşımları açısından olumsuz bulsa da o çocuğu topluluktan atmaktansa uyguladığı bu şiddetle diğer çocukların da ders çıkarmasını ve topluluk içi karşılıklı değer verme ilişkisinin yaratılmasıyla bu örneğin tekrarlanmayacağını umuyordu.

Bu yaşananların ardından disipline dair şu açıklamaları yapar ve o dönem genel kabul gören yaklaşımlara karşı gelerek bu alanda kendi kuramsal esnekleşmesini yaratır (Makarenko, 1993,s.186-187):

“…Disiplin konusundaki konuşmamda, o günlerde genel olarak benimsenmiş bir kuramın doğruluğuna kuşkuyla bakmak gerektiğini söylemiştim. Söz konusu kurama göre çocuğa her hangi bir ceza vermek yanlıştı, onun yaratıcı içtepileri kutsaldı, bunların ortaya çıkması için çocuğa her türlü özgürlük tanınmalıydı; kişinin kendi kendisini yönetmesi, kendi düzenini ve kendi disiplinini oluşturmasını sağlamaktı. Buysa çocuğun kendiliğinden göstereceği bir gelişmeydi.daha da ileri giderek beraberlik ruhu ve karşılıklı yardımlaşmanın organları yaratılmadıkça, gelenekler doğurulmadıkça, temel çalışma alışkanlıklarıyla kültürel alışkanlıklar oluşturulmadıkça öğretmenin zor kullanmaya hakkı – ne hakkı, zorunlu – olduğunu söylemekten sakınmadım…”

Makarenko’ nun disiplin alanındaki sert karşı çıkışları toplumsal gerçekliklerin ideal olan yaklaşımı uygulamayı engellediği gerçekliğinden doğar. İlkesel bir karşıtlık ya da reddetme ortaya koymaz, geçici bir ara süreç tarif etmektedir.

Toplulukta yaşam düzeninin örgütlenişine baktığımızda sabah, öğle ve akşam dönemlerinin birbirlerinden farklı işlevler taşıdığını görmekteyiz. Sabahları çalışmaları ilk başta topluluğun temel gereksinimlerinin karşılanması (tadilat, bahçe düzenlemesi, tarla işleri gibi) için gerçekleştirilirken daha sonraları çevredeki köylü ve çiftçilerin işlerinin yapılması ve ihtiyaçlarının karşılanması şeklinde genişletilmiştir. Bu işlerin kararının alınması, planlanması ve gerçekleştirilmesinde aktif katılımları sağlanan öğrenciler, yapılan işlerin sonunda elde edilecek gelirin belirlenmesinde de karar sürecine katılmışlardır. Yoksul köylülerden her zamanki ücretin yarısını alırlardı, bu kararı da toplumsal adalet ve adaletsizlik konusunda sonu gelmez tartışmaların ardından almışlardı.
Öğlen sürecinde devam ettikleri derslerle iç içe örülen üretici süreçler sayesinde anlam kazanan temel bilim dersleri, topluluk yaşamından önce geleceğe dair hiçbir umudu olmayan bazı gençlerin öyle ilgisini çekmiştir ki topluluktaki yaşamlarıyla da başarıya ulaşabilecekleri konusunda motive olan bu gençler Kiev İşçi Üniversitesine girebilmişlerdir.Ülkenin sert iklim koşulları nedeniyle de geceleri yatakhanelerine kapanan topluluk üyeleri, akşam sürecini de yoğun tartışmalar ve kitap okumalarıyla geçirmekteydiler. Siyasal, toplumsal ve yazınsal alanda gerçekleştirdikleri sohbetlerle çocukların gelişimine büyük katkı koyan bu etkinlikler, bir noktadan sonra topluluk için gerekli tüm ihtiyaçların tartışılacağı, kararların ortak -öğretmen, öğrenci ve diğer çalışanların katılımıyla- alınacağı bir etkinliğe dönüşecektir. Ayrıca okuma saatleri sayesinde tanıdıkları Gorki’ nin kendi yaşamları gibi zor koşullar altında büyüdüğünü öğrenen çocuklar, Gorki’ yi kendilerine örnek almışlardır. Bu hayranlıkları topluluklarının ismini Gorki Topluluğu olarak değiştirmelerine neden olmuştur.

Topluluk ve topluluktaki kolektif yaşamın benimsenmesiyle birlikte çalma alışkanlığında azalma gözlenir. Topluluk içinde bir şeylerin çalınması topluluğa ve arkadaşlıklarına zarar verilmesi olarak kabul edilmekteydi. Yalnız dışa yönelik hırsızlığın azaltılmasında çeşitli zorluklarla karşılaşıldı. Bunun temelinde ise çelişkili de olsa çocukların geliştirdiği toplumsal duyarlılık vardı diyebilirim. Topluluğun çevresinde bulunan köy ve çiftlikleri incelediğimizde Yeni Ekonomi Politikasının ne yazık ki palazlandırdığı “Kulak” diye adlandırılan çiftçiler karşımıza çıkmaktadır. Bu çiftçiler devrime rağmen özel mülklerini korumakta ve geliştirmek için ellerinden geleni yaparak, her ne kadar devrime sahip çıktıklarını savunsalar da devrimin temel değerlerine karşı gelmekteydiler. Çevreye yönelik gerçekleştirilen hırsızlıklar da genelde bu kulak çiftçilere yönelik gerçekleştirilmekteydi.

Makarenko’ yu en çok uğraştıran ise bu hırsızlıkların temelinde yatan kulaklara yönelik besledikleri düşmanlıktı. Tüm bu zorluklar içerisinde tam toplulukta düzen sağlanırken topluluğa yeni üyelerin gelmesiyle bu düzen tekrardan bozuluyordu ve öğrencileri bilinçlendirme süreci yeniden başlıyordu. Yeni üyelerin adapte olma sorunu topluluğun ilk dönemlerinde ki gibi sorunlu atlatılmadı. Buradaki en büyük katkı eski öğrencilerden gelmiştir. İçe doğru öncülük eden eski öğrenciler, yenilerin uyum sorununu aşmalarında onlara yardımcı olmuş, öğretmenlere ve topluluğa saygısızlık gibi durumların yaşanması önlenmiş, yenilere öğretmenlerin kendilerine karşı düşmanca duygular besleyen, onları insan saymayan bir güç olmadıkları anlatılmıştır (Makarenko, 1993,s.103).

İlerleyen süreçlerde bu içe doğru öncülük anlayışı kurulan müfrezeler, yani “eğitbilim alayı” halini almıştır. Kullanılan kavramlar; müfreze, komutanlık gibi, ya da eğitbilim alayının örgütlenme biçimi askeri bir disiplin sürecine benzetilerek yoğun eleştiriler almıştır. Yinede müfreze örgütlenmeleri sayesinde çocukların karar mekanizmalarına katılımlarının daha da kuvvetlendirildiğini ve komutanlık sisteminin çocuklarda sorumluluk alma bilincini yarattığını vurgulamakta yarar var diye düşünüyorum.

1923 kışında yeni bir örgütsel düzenleme anlayışı olarak geliştirilen müfreze sistemine göre yapılacak işler için, örneğin tarla işleri ya da bir tiyatro eserini sahnelemek gibi, bu işlerin planlanması ve gerçekleştirilmesinden sorumlu küçük gruplar oluşturulmaktaydı ve her müfrezenin bir komutanı olmaktaydı. Bu noktadaki değişmez kural; komutanlara hiçbir zaman özel ayrıcalıkların tanınmaması, onlara fazladan bir şeylerin verilmemesi, komutanın da diğer çalışanlarla aynı işi yapmasının gerektiği, bu işin üstüne müfrezeyi yönlendirmek, önderlik etmek gibi ek bir sorumluluğunun olmasıydı (Makarenko,1993,s.273).

Müfrezelerin yaptığı işlerle bir yandan çiftçilik alanına yönelerek topluluğun gereksinimleri karşılanmaktaydı, diğer yandan da çeşitli işlikler kurularak çocuklara bir sanat, bir meslek öğrenme fırsatı yaratılmaktaydı. Müfrezeler topluluk üyelerinin içinde yer aldıkları temel birimlerdi ve başları Komutanla Kurulunun üyesi olmak zorundaydı. Komutanlar Kurulu müfrezelerin başında yer alan çocuklardan oluşmaktaydı. Artan sayıdaki çocukların toplumsallaşması, çeşitli beceriler kazanılması, yaşamsal idarenin ve toplulukta alınan kararların herkesin katılımıyla gerçekleştirilmesi gibi olumlu etkileri olan müfrezeler, topluluğun ileriki süreçlerinde “özel müfrezelerin” oluşturulmasıyla birlikte denetlenen- denetleyen ilişkisinin de somut yaşantıyla kavrandığı daha farklı bir içerik kazanmıştır.

Özel müfrezeler (çeşitli işler için, örneğin tarla işleri, geçici süreli olarak kurulurlar) bir haftalık süre için oluşturuluyorlardı. Bunun sonucu olarak topluluğun her üyesi bir sonraki hafta yeni bir komutanın denetiminde yeni bir göreve atanıyordu. Özel müfrezenin komutanı da aynı işleme tabi tutularak, yeni bir müfrezede yer alıyor, ama bu sefer kural olarak komutanlığından sonraki hafta komutan olarak görev alamıyordu. Bu sefer yeni bir komutanın denetiminde çalışan birisi olmaktaydı. Müfrezelerin yeni komutanları da Komutanlar Kurulu tarafından, deneyimliler arasından yani gelenlere önderlik edebilecekler arasından seçilmekteydi. Bu sayede toplulukta bulunan her çocuk sorumluluk alma imkanıyla karşılaşmaktaydı. Deneyim arttıkça artan sorumluluk örgütlenmesi ve komutanlık anlayışı ile daha planlı bir yapılanma anlayışı, topluluğun hızla büyüdüğü,çok sayıda çocuğun topluluğa katıldığı karşılaşılabilecek sorunların üstesinden gelinmesini sağlıyordu. Makarenko müfreze anlayışına dair düşüncelerini şu şekilde belirtmektedir (Makarenko, 1993,s.277):

“…Yapılan işin ve örgütsel işlevlerin sürekli olarak değişmesini, herkesin hem denetleyen hem denetlenen olmasını sağlayan, gerek toplu, gerek bireysel etkinliklerde herkese yönetme olanağı tanıyan bu özel müfrezeler dizgesi Topluluğa hayat verdi, çocukların hepsi, herkes birden canlandı, ilgiler birden dirildi.”

Sonuç olarak bu noktaya kadar incelemeye çalıştığımız Gorki Topluluğu deneyimi, toplumsal gerçeklik içerisinde var olan çocukların, toplumsal gerçekliklerle beslenen, onların yaşamlarından yola çıkan ve aynı zamanda gerçekleştirdikleri üretim etkinliğinde olduğu gibi yaşamlarını dönüştüren bir eğitim anlayışı içerisindeki bilinçlenme ve yeniden yaratılma sürecini ifade etmektedir. Gorki Topluluğuna göre nitelikli eğitim bu koşullarda gerçekleştirilmelidir.

Kaynak:
Ebru Aylar

Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin Aksoy
Ankara
2006

KAYNAKÇA

Makarenko , A. S. (1993); Yaşam Yolu (1. Cilt) , İstanbul: Payel Yayınevi
Makarenko , A. S. (2004); Yaşam Yolu (2. Cilt), İstanbul: Payel Yayınevi
Aydın , İnayet Gazetesi

1940’lı yıllardan itibaren günümüze Batman karakterinin sinemada yansıyan görüntüleri. 1943 yılında başlayan Batman macerası en son 2014’te karşımıza ‘The Lego Movie’ isimli filmle çıkmıştı.

batmanFilmler sırası ile şöyle;

  • Batman (1943 serial)
  • Batman and Robin (1949 serial)
  • Batman: The Movie (1966)
  • Batman (1989)
  • Batman Returns (1992)
  • Batman : Mask of the Phantasm (1993)
  • Batman Forever (1995)
  • Batman & Robin (1997)
  • Batman Begins (2005)
  • The Dark Knight (2008)
  • The Dark Knight Rises (2012)
  • The Lego Movie (2014)

 

Dünyadaki ilk film Garden Cafe isimli bir yerde, 28 Aralık 1895 yılında Lumiere Kardeşler tarafından hazırlanmıştır. Bu tarihten sonra film dünyası hızla gelişmiş ve günümüzde teknoloji ile inanılmaz bir sektör haline gelmiştir. Sizlere bu başlıkta film dünyasında tarihte gerçekleşen ilkler hakkında bilgilere yer vermek 

film dünyası

İlk Çizgi Film Kahramanı

Tarihte çizgi filmlerde kullanılan kahramanlardan ilki “Old Duc Yak” isminde bir keçi olmuştur. 1913 yılı Temmuz ayında hazırlanan bu çizgi film, “Feliz the Cat” isimli çizgi film ile devam etmiştir.

İlk Film Ödülü

Tarihte ilk film ödülü 1912 yılında Turin’de verilmiştir. Yapılan bu film ödülünde 25.000 frank değeri ile Ambrosio Film Co. isimli şirketin hazırladığı bir savaş filmine verilmiştir. Ödül alan bu film “50 Yıldan Sonra” ismindeki filmdir ve ilk ödül alan film olmuştur.

İlk Toplu Film Gösterimi

Dünyada ilk defa bir filmin toplu olarak gösterime girmesi 22 Mayıs 1891 yılında  West Orange’daki Edison
laboratuvarlarında gerçekleşti. Kadın Kulüpleri Ulusal Federasyonu bayan Edison’un konuğu olmuş ve bayan Edison kocasının çalışma odasında bulunan “kineteskop” isimli aleti tanıtmıştır.

Tanıtımını yaptığı bu alet ardından The Sun gazetesi olaya yer vermiştir;

Şaşkınlıklarına rağmen memnuniyetleri de yüzlerinden anlaşılan kulüp üyesi hanımefendiler, yerde bir kutu gördüler. Kutunun yanında bazı makaralar ve kayışlar vardı ve bir adam onları çalıştırmak için uğraşıyordu. Kutunun tepesinde de üç santimetre çapında bir delik vardı. Delikten baktıklarında bir adam gördüler. Bu o zamana kadar gördükleri en güzel resimdi. Resimdeki adam, eğildi, gülümsedi ve şapkasını çıkararak kendilerini selamladı.
Üstelik tüm hareketleri kusursuzdu.

İlk Defa Ücret Karşılığı Gösterilen Film

Film dünyası gelişmeye başladığında sadece deneme olarak hazırlanan filmler ardından bu iş ticarete dönüşmeye başladı. 14 Nisan 1984 tarihinde Amerika’nın New York şehrinde 25 sent karşılığında film izletildi. Broadway’de,
Holland Bros’un kineteskop salonunda gerçekleştirilen bu film gösterimi 25 sent karşılığı 5 film olarak bedel biçilmişti. İlk gün yapılan gösterimde 120 dolar hasılat toplanmıştır yani 500 kişi film izlemiştir.

İlk Hayvan Film Kahramanı

Film dünyasında gelişmeler devam ederken filmlerde bir hayvan oynatmak fikri ile hazırlanan “Rover Kurtarıyor” filmi hasılat rekorları kırmıştır. Rover isimli köpek film dünyasında ilk hayvan film kahramanı olmuştur.

Dünyadaki İlk Film Festivali

6-21 Ağustos 1932 tarihlerinde Venedik’te daha çok turristlerin ilgisini çekmek için yapılan festivale oldukça katılım olmuştur. Halk jürisi seçilmiş ve bu jüri, en iyi oyuncuları yönetmen ve filmi seçmiştir. Bu festivalde herhangi bir ödül verilmedi. Yapılan ilk film festivali sonucu Helen Hayes en iyi kadın oyuncu, Frederich March en iyi erkek oyuncu, Nicolai Ekk, Road to Life adlı filmle en iyi yönetmen, Nous la Liberte en eğlendirici film ve Dr. Jekyll and Mr. Hyde en hayalperest film seçildiler.

Filmlerde İlk Çıplak Sahne

Dünyadaki filmlerde geçen ilk çıplak sahne Avusturalya’lı Annette Kellerman tarafından Tanrıların Kızı filminde yer alarak gerçekleşmiştir.

Kaynak : dunyaninilkleri.com 

İspanyol sinemasının en büyük ödülü olan ve İspanya Sinema Akademisi tarafından verilen Goya ödülleri sahiplerini buldu. “La isla minima” filmi 10 ödül birden aldı.

goya-odulleri

İspanya Sinema Akademisi Başkanı Enrique Gonzalez Macho, sinema biletlerine uygulanan yüzde 8’lik katma değer vergisinin 2013 yılında yüzde 21’e çıkartılmasının sinemaya çok büyük zarar verdiğini, bir kez daha dile getirdi. Krizin etkisiyle İspanya’da sinemaların kapandığını, film üretiminin düştüğünü hatırlatan Macho, İspanyol hükümetine “Bu vergiyi artık düşürme zamanı gelmiştir” çağrısını yaptı.

Goya Onur Ödülü’nü alarak gecede öne çıkan isimlerden 54 yaşındaki Antonio Banderas da “Geçmişe baktığımızda kendimi yaşlı, geleceğe baktığımda ise çocuk görüyorum. Bu ödülü kariyerimin ikinci yarısının başlangıcı olarak görüyorum” dedi. Banderas, “sinema kariyerimden dolayı onun yanında olamadığım günler için özür diliyorum” diyerek, ödülünü kızı Stella del Carmen’e ithaf etti.

Banderas’a ödülünü veren ünlü yönetmen Pedro Almodovar ise konuşmasına salonda bulunan Eğitim, Kültür ve Spor Bakanı Jose İgnacio Wert’i eleştirerek başladı. Salondaki davetlilere hitap ederken “Sinema ve kültürün dostları. Sayın Wert siz buna dahil değilsiniz” diyen Almodovar’ın bu sözü gala gecesinin en polemikli bölümü oldu. İspanyol Bakan Wert, iki yıl önce de Goya ödül gecesinde İspanyol sanatçıların eleştirilerine maruz kalırken, geçtiğimiz yıl bu ödül törenine katılmamıştı.

Yaklaşık 4 saat süren gecenin sonunda merakla beklenen “En İyi Film” ödülünü “La isla minima” kazanırken, ödülü ünlü İspanyol artist Penelope Cruz verdi.

29. Goya ödüllerinin dağıtımı şu şekilde oldu:

Goya Onur Ödülü: Antonio Banderas

En İyi Film: La isla minima

En İyi Yönetmen: Alberto Rodriguez (La isla minima)

En İyi Kadın Oyuncu: Barbara Lennie (Magical Girl)

En İyi Erkek Oyuncu: Javier Gutierrez (La isla minima)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Carmen Manchi (Ocho apellidos vascos)

En İyi Yardımcsı Erkek Oyuncu: Karra Elejalde (Ocho apellidos vascos)

En İyi Senaryo: Alberto Rodriguez ve Rafael Cobos (La isla minima)

Gelecek Vaat Eden En İyi Kadın Oyuncu: Nerea Barros (La isla minima)

Gelecek Vaat Eden En İyi Erkek Oyuncu: Dani Rovira (Ocho apellidos vascos)

En İyi Sanat Yönetmeni: Pepe Dominguez (La isla minima)

En İyi Montaj: Jose M. G. Moyano (La isla minima)

En İyi Görüntü Yönetmeni: Alex Catalan (La isla minima)

En İyi Müzik: Julio de la Rosa (La isla minima)

En İyi Avrupa Filmi: İda (Pawel Pawlowsky – Polonya)

En İyi İberya-Amerika Filmi: Relatos Salvajes (Damian Szifron – Arjantin)

En İyi Belgesel: Paco de Lucia: La Busqueda (Ziggurat films)

Kaynak: Medya

En iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini “Boyhood” filmi, en iyi erkek oyuncu ödülünü ise Eddie Redmayne aldı.

Ödül törenine dünyaca ünlü fizikçi ve kozmolog Stephen Hawking de katıldı. [Fotoğraf-aljazeera.com.tr]

İngiliz sinema camiasının en prestijli ödüllerinden biri olan BAFTA ödüllerisahiplerini buldu! Gecenin kazananları ise 5 ödülü evine götüren Büyük Budapeşte Oteli ve 3’er ödül toplayan Her Şeyin Teorisi, Boyhood ve Whiplash oldu.

Önümüzdeki Oscar maratonunun da iddialı isimlerinin ödüle uzandığı gecenin en büyük sürprizi ise, sadece tek ödüle layık görülen Birdman oldu! Kazananların tam listesi ise şöyle:

En İyi Film: Boyhood

En İyi Yönetmen: Richard Linklater – Boyhood

En iyi İngiliz Filmi : Her Şeyin Teorisi

En İyi Erkek Oyuncu: Eddie Redmayne – Her Şeyin Teorisi

En İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore – Still Alice

En İyi Özgün Senaryo: Büyük Budapeşte Oteli

En İyi Uyarlama SenaryoHer Şeyin Teorisi

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J.K. Simmons – Whiplash

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Patricia Arquette – Boyhood

En İyi Kostüm Tasarımı: Büyük Budapeşte Oteli

Yabancı Dilde En İyi Film: Ida – Polonya

En İyi Görüntü Yönetimi: Birdman

En İyi Kurgu ve Ses : Whiplash

En İyi Makyaj ve Saç: Büyük Budapeşte Oteli

En İyi Animasyon Film: Lego Filmi

En İyi Yapım Tasarımı: Büyük Budapeşte Oteli

En İyi Özgün Müzik: Büyük Budapeşte Oteli

En İyi Görsel Efekt: Yıldızlararası

En İyi Çıkış Yapan İngiliz Sinemacı: Stephen Beresford ve David Livingstone – Pride

En İyi Kısa Animasyon: The Bigger Picture

En İyi Kısa Film: Boogaloo And Graham

En İyi Belgesel: Citizenfour

Kaynak: beyazperde.com

Müzik dünyasının saygın ödülleri arasında bulunan ve bu yıl 57’ncisi düzenlenen Grammy ödülleri sahiplerini buldu. Ödül törenine İngiliz şarkıcı Sam Smith damgasını vurdu. Pharrell Williams bu yıl da Grammy’nin yıldızlarından oldu.

sam-smith

Tüm müzik türlerinde 83 kategoride verilen 57’nci Grammy ödülleri için Los Angeles’taki Staples Center’da tören düzenlendi. ABD Başkanı Barack Obama, törene gönderdiği video mesajında aile içi şiddet kültürüne dikkati çekerek, sanatçılardan bu konuyla mücadelede duyarlılık oluşturulması için destek vermelerini istedi.

Bu yılki ödüllerde 23 yaşındaki İngiliz şarkıcı Sam Smith, yılın en iyi yeni sanatçısı, şarkısı ve kaydı ile en iyi pop vokal albümüyle, 4 dalda ödül alarak geceye damgasını vurdu. Gecede Pharrell Williams, Rosanne Cash ve Beyonce de üçer dalda ödül alarak önemli bir başarı elde etti. Ödül töreninde Madonna, Paul McCartney, Rihanna, Beyonce, Kanye West, Katy Perry ve Pharrel gibi birçok sanatçı şarkıları ve sahne şovlarıyla büyük beğeni topladı.

Grammy ödülüne layık görülen kişi ve gruplardan bazıları şöyle:

Yılın Kaydı: “Stay With Me”, Sam Smith

Yılın Albümü: “Morning Phase”, Beck

Yılın Şarkısı: “Stay With Me” Sam Smith

En İyi Yeni Sanatçı: Sam Smith

En İyi Pop Solo Performans: Pharrell Williams, “Happy”

En İyi Pop Düet/Grup Performans: A Great Big World ve Christina Aguilera, “Say Something”

En İyi Pop Vokal Albümü: “In the Lonely Hour”, Sam Smith

En İyi Dans Kaydı: “Rather Be”, Clean Bandit ve Jess Glynne

En İyi Dans/Elektronik Albümü: “Syro”, Aphex Twin

En İyi Geleneksel Pop Vokal Albüm: “Cheek to Cheek,” Lady Gaga ve Tony Bennett

En İyi Rock Performansı: “Lazaretto” Jack White

En İyi Metal Performansı: “The Last In Line”, Tenacious D

En İyi Rock Şarkısı: “Ain’t It Fun” Hayley Williams ve Taylor York

En İyi Rock Albümü: “Morning Phase”, Beck

En İyi Alternatif Albüm: “St. Vincent”, St. Vincent

En İyi R&B Albümü: “Love, Marriage & Divorce”, Toni Braxton ve Babyface

En İyi R&B Performansı: “Drunk in Love”, Beyonce ve Jay Z

En İyi R&B Şarkısı: “Drunk in Love”, Beyonce ve Jay Z

En İyi Çağdaş Urban Albümü: “Girl”, Pharrell Williams

En İyi Rap Performansı: “I”, Kendrick Lamar

En İyi Rap/Sung İşbirliği: “The Monster”, Eminem and Rihanna

En İyi Rap Şarkısı: “I”, Kendrick Lamar

En İyi Rap Albümü: “The Marshall Mathers LP2”, Eminem

En İyi Country Solo Performans: “Something in the Water”, Carrie Underwood

En İyi Country Düet/Grup Performansı: “Gentle on My Mind”, The Band Perry

En İyi Country Şarkısı: “I’m Not Gonna Miss You”, Glen Campbell

En İyi Country Albümü: “Platinum”, Miranda Lambert

En İyi New Age Albümü: “Winds Of Samsara”, Ricky Kej ve Wouter Kellerman

En İyi Enstrümantal Caz Albümü: “Trilogy”, Chick Corea Trio

En İyi Caz Vokal Albümü: “Beautiful Life”, Dianne Reeves

En İyi Blues Albümü: “Step Back”, Johnny Winter

En İyi Reggae Albümü: “Fly Rasta”, Ziggy Marley

En İyi Dünya Müzik Albümü: “Eve”, Angelique Kidjo

En İyi Müzik Video: “Happy”, Pharrell Williams

En İyi Müzik Film: “20 Feet From Stardom”, Darlene Love, Merry Clayton, Lisa Fischer ve Judith Hill.

Kaynak : aljazeera.com.tr

en-kotu-film-adaylari-belli-olduYılın en kötü filmlerinin belirlendiği The Razzies (Golden Raspberry Awards) yani Altın Ahududu adayları belli oldu. Bu yıl 35.si dağıtılacak ödüllerde 2014’ün en kötüleri seçilecek. Listede: Kirk Cameron imzalı Saving Christmas yanı sıra, ülkemizde ilgi gören Transformers: Kayıp Çağ dikkat çeken yapımlar oldu. Ayrıca Blended ve Cehennem Melekleri 3 göze çarpan diğer yapımlar oldu.

35. Altın Ahududu Adayları:
En Kötü Film

Kirk Cameron’s Saving Christmas
Left Behind
The Legend of Hercules
Teenage Mutant Ninja Turtles
Transformers 4: Age of Extinction

En Kötü Yönetmen
Michael Bay – Transformers 4: Age of Extinction
Darren Doane – Kirk Cameron’s Saving Christmas
Renny Harlin – The Legend of Hercules
Jonathan Liebesman – Teen-Age Mutant Ninja Turtles
Seth MacFarlane – A Million Ways To Die in the West

En Kötü Erkek Oyuncu
Kirk Cameron – Kirk Cameron’s Saving Christmas
Nicolas Cage – Left Behind
Kellan Lutz – The Legend of Hercules
Seth MacFarlane – A Million Ways To Die in the West
Adam Sandler – Blended

 En Kötü Kadın Oyuncu 
Drew Barrymore – Blended
Cameron Diaz – The Other Woman and Sex Tape
Melissa McCarthy – Tammy
Charlize Theron – A Million Ways to Die in the West
Gaia Weiss – The Legend of Hercules

En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu 
Mel Gibson – Cehennem Melekleri 3
Kelsey Grammer – Cehennem Melekleri 3, Oz Efsanesi: Dorothy’nin Dönüşü, Think like a Man Too, Transformers: Kayıp Çağ
Shaquille O’Neal – Blended
Arnold Schwarzenegger – Cehennem Melekleri 3
Kiefer Sutherland – Pompeii

En Kötü Yardımcı Kadın Oyuncu
Cameron Diaz – Annie
Megan Fox – Teenage Mutant Ninja Turtles
Nicola Peltz – Transformers 4: Age of Extinction
Susan Sarandon – Tammy
Brigitte Ridenour – Kirk Cameron’s Saving Christmas

Avustralya’nın Oscar’ı olarak nitelendirilen AACTA ödülü için yarışan Yılmaz Erdoğan, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında ödüle layık görüldü.

yilmaz-erdogan-somn-umut

Oscar ödüllü aktör Russell Crowe’un yönettiği ‘Son Umut (The Water Diviner)’ filminde rol alan Yılmaz Erdoğan; Avustralya’da, Avusturya Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından verilen AACTA Ödülü’nü kazandı.

‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında kazandığı ödül için yarışan diğer adaylar arasında Robert Pattinson, Patrick Brammall ve TJ Power bulunuyordu. Çanakkale Savaşı’nda üç oğlunu da kaybeden ve onların peşinden Çanakkale’ye gelen bir babanın hikâyesinin anlatıldığı filmde, Yılmaz Erdoğan bir subayı canlandırıyor.

Adaylığı sırasında Sydney Morning Herald Gazetesi’ne röportaj veren Yılmaz Erdoğan, ‘Daha önce ne bu büyüklükte bir projede, ne İngilizce, ne de Oscar’lı sinemacılarla çalışmıştım. Harika bir deneyimdi’ sözlerini kullanmıştı. Erdoğan’ı ödülünü kazanmasının ardından Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik tebrik etti.

Son Umut

the-water-diviner-son-umut-filmi-russell

Yönetmenliğini Russell Crowe’un üstlendiği filmde başrolleri Russell Crowe, Olga Kurylenko, Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan paylaşıyor. Türkiye’de 26 Aralık 2014’te gösterime giren film, Avustralyalı çiftçi Connor’un savaşa giden üç oğlunun peşinden İstanbul’a ve oradan da Çanakkale’ye gelmesini konu ediniyor.

William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’, 21 Şubat’ta İstanbul’da sahnelenecek. Gösteri için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getirilecek.

William Shakespeare Romeo ve Juliet

Gösteri ve sahne sanatları örneklerinin sınırlarını zorlayan bir proje olarak gösterilen ‘Romeo ve Juliet’ Şubat ayında İstanbul’a geliyor. 45 oyuncunun rol aldığı ve büyük bir teknik ekiple İstanbul’da sahne almaya hazırlanan ‘Romeo ve Juliet’ ekibi oyuncuların yanı sıra 40 teknisyen, 6 kişilik iletişim ekibi, 15 kişilik yapım sorumlusundan oluşuyor.

Bugüne dek sayısız kez bale, film, müzikal ve opera olarak sahnelenen William Shakespeare’in ölümsüz eseri, 3 boyutlu dijital sahne tasarımıyla ve orijinal dilinde sahnelenecek. Temsil sırasında 23 sahne değişimi ve 270’ten fazla kostümün kullanıldığı oyun için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getiriliyor. Yönetmenliğini Giuliano Peparini’nin üstlendiği, besteleri Gerard Presgurvic, şarkı sözleri ise Vincenzo Incenzo’e ait oyun, 1 Mart’a kadar Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Romeo e Giulietta

Etkinlik Hakkında

Shakespeare’in 420 yıl önceki hayali,
bugünün hayal gücüyle İstanbul’da…

Sonsuz aşkın müzikle dansı
Romeo & Giulietta

Cesur bir prodüktör, çılgın bir yönetmen ve 45 eşsiz oyuncu, dansçı ve akrobat; Shakespeare’in o günlerde hayal bile edemeyeceği 3 boyutlu dijital bir sahnede bu unutulmaz hikayeye yeniden hayat veriyor.

İtalya’da 8 ay gibi kısa bir sürede 400.000 kişiyi büyüleyen Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo 270’ten fazla benzersiz kostüm, 23 sahne değişimi ve üstün teknolojik alt yapısıyla İstanbullu sanatseverlere bugüne kadar yaşamadıkları bir deneyim yaşatmak için geliyor.

İtalya’da gelmiş geçmiş en görkemli gösteri olarak adlandırılan bu muhteşem show 21 Şubat’ta Zorlu Center PSM’de perdelerini açıyor.

Aşkla değişir dünya

Verona’nın iki soylu ailesi, Montegue ve Capuleti’lerin ölümcül nefretleri iki gencin ilk görüşte başlayan ve kaderlerini mühürleyecek olan aşkına engel olamaz. Aşıkların trajik intiharıyla ölüm aşkı ebediyete yüceltirken, düşman aileleri vicdan azabıyla tüketir.

Shakespeare’in eserinde aşk, insani bir tecrübeden tüm evreni içine alacak evrensel bir boyuta taşınıyor. Shakespeare karanlığın ve ışığın üzerinde duruyor.

Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo’da müzik, hikayeyi yeniden yaratıyor. Her özgün yorumunda olduğu gibi klasik eserin özüne hem saygı duyuyor hem ihanet ediyor.

Çatışmaları aydınlatan, tutkuları gizleyen ışık bu özgün yorumda bize müzikle dönüyor ve kötülüğün renklerini güçle doldururken, iyiliğin çerçevesini yumuşak tonlarla çiziyor.

Müzikler ve ritim kimi zaman deliliği, kimi zaman ahlakın terk edilişini simgeliyor. Aşk resmedilirken ise bunun aksine iki aşığın tutkusunun, sonsuz bekleyişinin ve çektikleri işkencenin altını çiziyor.

Vincenzo Incenzo

Yazar William Shakespeare,
Yapımcı David Zard,
Müzik Gérard Presgurvic,
Italyanca Uyarlama Vincenzo Incenzo,
Yönetmen Giuliano Peparini