Şunun için etiket arşivi: Festival

Bu yıl 19.’su düzenlenecek olan Londra Türk Filmleri Festivali 02 Millennium Dome’daki galayla kapılarını açacak!

 

Bu yıl 22 Mayıs 1 Haziran tarihleri arasında 19’uncusu gerçekleştirilecek olan Londra Türk Film Festivali, Birleşik Krallığın simge binalarından 02 Millennium Dome’da açılıyor. Her yıl, Sundance Film ve Müzik Festivali’nin Londra ayağına ev sahipliği yapan, dünyanın en büyük konserlerinin verildiği 02 Milenyum Dome, bu yıl ilk kez Türk Film Festivali’ni de ağırlayacak.

19. Londra Türk Film Festivali, uluslararası festivallerde gösterime giren, övgüyle söz edilen, başarılara imza atan Türk filmlerinin yer aldığı sinema şölenini izleyicisi ile buluşturmaya hazırlanıyor. “Yozgat Blues”un Londra prömiyerinin yapılacağı Festival’de Serra Yılmaz’a “Yaşam Boyu Başarı” ödülü takdim edilecek.

22 Mayıs-1 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek Festival, bu yıl da, her yaştan sinemasevere hitap edecek bilgilendirici,düşündürücü, eğlenceli, şaşırtıcı ve ilham verici bir programı Londra’daki sinemaseverlerin beğenisine sunuyor.

19. Londra Türk Film Festivali, O2 Cineworld, Rio Cinema Dalston ve Cine Lumiere sinemalarında Türk filmlerine perdelerini açacak.

FESTİVAL’İN AÇILIŞ FİLMİ “YOZGAT BLUES”

yozgat-bluesLondra’nın Greenwich bölgesinde yer alan, Millenium kutlamaları için inşa edilen ve dünyanın en büyük konserlerinin yapıldığı O2 Millenium Dome’da gerçekleştirilecek açılış gecesinde, Festival’in geleneksel iki büyük ödülü takdim edilecek. Gecede, ulusal ve uluslararası festivallerden ödüllerle dönen, başrollerini Ercan Kesal, Ayça Damgacı, Tansu Biçer ve Nadir Sarıbacak’ın paylaştığı, yönetmenliğini Mahmut Fazıl Coşkun’un yaptığı “Yozgat Blues”un Londra prömiyeri yapılacak.

“YAŞAM BOYU BAŞARI” ÖDÜLÜ SERRA YILMAZ’A TAKDİM EDİLECEK

Festival’in açılış gecesi takdim edilecek Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü, geçtiğimiz yıllarda Türk Sineması’nın dev isimleri Türkan Şoray, Şener Şen, Hülya Koçyiğit ve Kadir İnanır’a verildi. Bu yıl ise Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Türk Sineması’nı hem Türkiye’de, hem de İtalya’da başarıyla temsil eden sanatçı Serra Yılmaz’a takdim edilecek.

Her yıl Festival izleyicilerinin oylarıyla belirlenen Golden Wings İzleyici Ödülü ise, Festival’de yer alan uzun metrajlı filmler arasından yine Londra’daki izleyicilerin oylarıyla belirlenecek. Türk Sineması’nın usta isimlerinin imza attığı filmlerin yanı sıra, yeni nesil yönetmenlere de kapısını her zaman açık tutan LTFF, ilk filmler, kısa film seçkisi ve sinemacılarla yapılacak söyleşilerle Festival süresince Londra’da Türk Sineması rüzgarı estirecek.

‘Herkes için sinema’ Ankara Engelsiz Filmler Festivali çeşitli nedenlerle sinemaya ulaşamayan, film izlemekte engeli bulunanlara sinemayı götürüyor.

ankara-engelsiz-film-festivali

Bu yıl ikincisi düzenlenen ‘Ankara Engelsiz Filmler Festivali (AEFF)’ başladı. Görme, işitme veya ortopedik engelli insanların günlük yaşamlarında sinemaya erişmekte yaşadıkları sorunlara yönelik tasarlanan festival, toplumun her bireyini kültürel yaşama dahil etmeyi planlıyor.

Ankara’daki Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu’nda ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen festival salonları bedensel engelli bireylerin sinema izleyebileceği şekilde tasarlandı. Ayrıca salonlar festival katılımcılarının görme, işitme ve ortopedik engellerine uygun bir altyapıyla hazırlandı.

Uğur Yücel'in yönetmenliğini yaptığı 'Benim Dünyam' festival filmleri arasında.

Uğur Yücel’in yönetmenliğini yaptığı ‘Benim Dünyam’ festival filmleri arasında.

Görme engelliler için sesli betimleme, işitme engelliler için işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile desteklenen film gösterimleri herkese açık ve tamamen ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor. Türkiye ve dünya sinemasından son yılların en beğenilen yapımlarının yer aldığı film seçkisi dahilinde yönetmenler ve oyuncuların katılımıyla söyleşi programları da düzenleniyor.

Yarışma bölümünü de içeren festivalde birkaç kategoride ödül verilecek. Ankara Engelsiz Filmler Festivali 25 Mayıs tarihine kadar devam edecek.

Hollanda’nın Rotterdam kentinde, ilk kez önceki yıl gerçekleştirilen ‘Kırmızı Lale Film Festivali’nin ikincisi 25-31 Mayıs tarihleri arasında yapılacak.

kırmızı-lale-film-festivali

Hollanda’nın Rotterdam kentinde, ilk kez önceki yıl gerçekleştirilen ‘Kırmızı Lale Film Festivali’nin ikincisi 25-31 Mayıs tarihleri arasında yapılacak.

Fatma Girik’in ‘Yaşam Boyu Başarı’, Nuri Bilgi Ceylan’ın da ‘Kırmızı Lale Ustaya Saygı’ ödülü alacağı festival Hollanda Türkiye Kültür Vakfı tarafından organize ediliyor.

Festivalin açılış ve kapanış gecesi Rotterdam Lantaren Venster Kültür Merkezi’ndeki büyük salonda düzenlenirken film gösterimleri ise aynı kültür merkezinin iki ayrı salonunda gerçekleştirilecek.

Kaynak :[-]

Bildiğiniz gibi, Uluslararası Pera Piyano Festivali bünyesinde yurtiçi ve yurtdışından bir çok katılımcının piyano alanındaki hünerlerini göstermeleri, sahne tecrübesi kazanabilmeleri ve birbirleri ile etkileşimde bulunup sanatsal tecrübelerini paylaşabilmeleri için festival katılım konserleri düzenlenmektedir.

SONY DSC

Bu kapsamda bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Uluslar arası Pera Piyano Festivali katılımcı listesinde  Nar Sanat öğrencileri de yer almıştı Özel Nar Sanat Eğitim Kursu öğrencileri Başak SAİT, Doğanaz ÇELİK, İrem ATAYIK, Ezel Aleyna GÜLOĞLU, Yüksel Egemen ÖZGÜVEN ve İnci SARACIK’ında aralarında bulunduğu Piyano Festivali 5-11 mayıs tarihleri arasında yapıldı. Aşağıdaki linklere tıklayarak öğrencilerimizin video kayıtları ve resimlerine ulaşabilirsini.

Öğrencilerimizi hazırlayan Eğitmenlerimiz Ersin SARACİK VE Şeyma YÜREKİR başta olmak üzere öğrencilerimiz Başak SAİT, Doğanaz ÇELİK, İrem ATAYIK, Ezel Aleyna GÜLOĞLU, Yüksel Egemen ÖZGÜVEN ve İnci SARACIK’a ve ailelerine kurumumuz adına teşekkür ederiz.

 

Pera Piyano Festivali VİDEOLARI

Pera Piyano Festivali FOTOĞRAFLARI

Bir insanı sadece doğurmak değil aynı zamanda kendi hayatından fedakarlıklar yaparak yetiştiren, yeri geldi mi kendi canından dahi vazgeçebilecek kadar fedakar olan annelerimizin her gün olması gereken gününü bir gün de kutlamak elbette yetmez. Fakat bir sembol olarak gördüğümüz bu gününüzde “ANNEMİ ÇOK SEVİYORUM” demek biz çocukların en büyük borcudur. Tüm annelerin ve kendini anne hissedenlerin günü kutlu olsun.

anneler-gunu-nar

 

 

Anneler gününün Tarihçesi

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün. 

Anneler günü, anneleri onurlandıran özel bir gündür. Değişik günlerde ve değişik ülkelerde kutlanır. Bu günde anneler çeşitli hediyeler alır. Bu günü farklı ülkelerdeki insanlar yılın farklı günlerinde kutlarlar.

Anneler günü geleneği, Antik Yunanlıların Yunan mitolojisindeki pek çok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea onuruna verdikleri yıllık ilkbahar festivali kutlamalarıyla başlar. Antik Romalılar da ilkbahar festivallerini İsa’nın doğumundan 250 yıl öncesinden ana tanrıça Kibele onuruna kutluyorlardı.

ABD’de Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi.

Anneler Günü dünyada farklı günlerde kutlanır. En geniş şekilde Mayıs ayının ikinci haftasında kutlanır.

Kaynakça :[-]

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin 17’ncisi, yarın akşam Ankara Devlet Opera ve Balesi binasında yapılacak açılış töreniyle başlıyor.

17.ucan supurge

Törende, 170’ten fazla filmle beyazperdeye damga vuran Muhterem Nur’a Onur Ödülü verilecek. Aynı zamanda sinema yazarı Alin Taşçıyan, kurgucu Çiçek Kahraman, sanat yönetmeni Natali Yeres, yönetmen Nezahat Gündoğan, oyuncu Şebnem Sönmez ve yapımcı Zeynep Özbatur Atakan da gecede Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nü alacak.

BAŞKA ETKİNLİKLER DE VAR

Festival ayrıca, cinsiyet kimliklerine yönelik önyargının kırılmasına katkıda bulunduğu, homofobi ve transfobiyle mücadeleye aile içi dayanışmayla ivme kazandırdığı, LGBTT ailelerini çocuklarının kimliğiyle barışma yolunda cesaretlendirdiği için LİSTAG’a (İstanbul LGBTT Aileleri Grubu) ve onların hikâyelerini anlatan Can Candan’ın Benim Çocuğum belgeseline de Tema Ödülü verecek.

Bu yıl “Festival Çok Güzel Gelsene” mottosuyla gerçekleştirilecek ve 15 Mayıs’a kadar devam edecek olan festival, 39 ülkeden 107 filmi izleyiciyle buluşturacak. Kurmaca uzun metraj filmler Kızılırmak Sineması’nda, kısa metraj ve belgesel filmler ise Ankara Goethe Institut’ta gösterilecek. Festival programında filmler, belgeseller ve kısa filmlerin yanı sıra söyleşiler, forumlar ve fotoğraf sergisi gibi etkinlikler de olacak.

Detay için lütfen TIKLAYINIZ.

Datça’da ilk kez bir uluslararası kısa film festivali düzenlenecek

Datça-Uluslararası-Kısa-Film-Festivali1

Datça‘nın uluslararası ilk kısa film festivali bugün başlıyor. Bütün dünyadan yönetmenlerin posta yolu ile gönderdikleri ya da “www.isffdatca.org” sayfasına yükledikleri kısa filmler Palamutbükü, Eski Datça, Bülent Ecevit Kültür Merkezi ve Anfi Tiyatro’da 24 – 27 Nisan 2014 tarihlerinde gösterilecek.

Festival boyunca filmlerin yanı sıra çeşitli kültürel ve sanatsal etkinlikler de düzenlenecek. Bu etkinlikler arasında ‘video mapping’ gösterileri, yerleştirme sanatı, fotoğraf ve resim sergileri, konserler, dans gösterileri ve partiler yer alıyor. 26 Nisan 2014 Cumartesi akşamı da Datça merkezinde yapılacak karnaval yürüyüşüne tüm Datça halkı kendi kostüm ve müzik aletleriyle katılacak.

Datça uluslararası kısa film festivali aynı zamanda bir gençlik buluşması. 15 Nisan’da başlayan buluşmada ”Kafandakini Çek” başlıklı bir sinema atölyesi oluşturuldu. Başta Almanya ve Türkiye olmak üzere farklı ülkelerden sinema sevdalısı gençler, atölye çalışmalarına katılarak kısa film çekmeyi öğrendiler. Gençler, birbirleriyle fikir alışverişinde bulunarak proje oluşturdular ve bunları hayata geçirdiler. Avrupa Birliği Fonları tarafından finanse edilen gençlik buluşması asıl olarak katılımcı gençlerin sinemayı öğrenirken birbirlerini, kültürlerini tanıyıp kaynaşmasını hedefliyor. Ayrıca gençler Datça’ya gelen olan ödüllü filmlerin usta tanışma ve söyleşme imkânı bulacaklardır. Bu atölyede üretilen filmler Datça’dan sonra ilk olarak temmuz ayında Almanya’da ISFF Detmold Festivali’nde izleyici karşısına çıkacak.

Festivale katılacaklar arasında yer alan Berlin Brandenburg Film Destek Fonundan Veronika Grob da kendilerine başvurulacak film projelerine mali destek verme konusunda katılımcıları bilgilendiriyor.Barcelona’dan Bernat Mestres ve Berlin’den Sebastian Naumann’ın yönettiği atölye çalışmasına Reis Çelik, Atalay Taşdiken, Mehmet Eryılmaz reji, Mesut Ulutaş kurgu konusunda yardımcı oldular. Yanımızda olacak. Görüntü yönetmeni Serdar Özdemir kamera, Seçkin Özalp VFX SuperVisor olarak destek verdi. Detmold’tan Matthias Wilhelm, Barcelona’dan Maria Coma ve İstanbul’dan Cafer Ozan Türkyılmaz da müzik konusunda katkıda bulundu. Oyunculuk konusunda ise Ronja Klatt ve Alina Marise Soboth genç yönetmenlerin yanında yer aldı. Beykent Üniversitesi Sinema TV Bölüm Başkanı Burak Buyan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema TV Bölüm Başkan Yrd. Doç. Yüksel Aktaş da festivali destekleyen akademisyenler arasında.

Datça da yaşayan sanatçılar da gençlere el veriyor. Ünlü şair Can Yücel’in eşi Güler Yücel gençlerin yanından ayrılmıyor. İbrahim Çiftçioglu ise proje kapsamında sekiz ayrı Datçalı sanatçı ile bir film projesi gerçekleştirdi. Enstalasyon sanatçıları Monika Möller ve Birgit Christiane Sander yine Datça’lı sanatçıların kendilerine katılmalarıyla sahilden topladıkları doğal malzeme ile heykeller yaptılar. Jale Somer ise sahilden topladığı çöpler ile festivale renk katıyor.

Ressamlar Birgitta von Homeyer ve Tuğba Şimşek ise Berlin ve Cardiff’ten beraberlerinde getirdikleri eserlerini sergileyecekler. Paristen FIPRESCI üyesi Barbara Lorey de Lacharriere, İstanbul’dan Cüneyt Cebenoyan, Berlin’den Annette Koschmieder’in filmleri de festivalde gösterilecek. Datça gençlik buluşmasının ve film festivalinin her yıl tekrarlanması planlanıyor.

33. İstanbul Film Festivali’nde uluslararası yarışmada Altın Lale’yi Eskil Vogt’un yönettiği Blind kazandı. Ulusal yarışmada ise Tayfun Pirselimoğlu’nun yönettiği Ben O Değilim, en iyi film seçildi.

Onur Ünlü, 'İtirazım Var’ filmiyle En İyi Yönetmen seçildi.

Onur Ünlü, ‘İtirazım Var’ filmiyle En İyi Yönetmen seçildi.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği 33. İstanbul Film Festivali’nin ödülleri, cumartesi gecesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan törenle sahiplerini buldu.

Gecenin ödülleri

Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Yarışma Altın Lale Ödülü’ne, Eskil Vogt’un yönettiği ‘Blind’ (Körlük) filmi layık görüldü.

Altın Lale Uluslararası Yarışma Jüri Özel Ödülü, Joanna Kos-Krauze ve Krzysztof Krauze’nin yönettiği ‘Papusza’ (Taş Bebek) adlı filme verildi.

Ulusal Yarışma’da En İyi Film dalında Altın Lale Ödülü’ne, Tayfun Pirselimoğlu’nun yönettiği ‘Ben O Değilim’ filmi layık görüldü.

En İyi Yönetmen dalında Altın Lale, ‘İtirazım Var’ filmiyle Onur Ünlü’ye verildi.

Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’ne, Kazım Öz’ün yönettiği ‘He Bû Tune Bû’ (Bir Varmış Bir Yokmuş) adlı film layık görüldü.

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, ‘Ayhan Hanım’ filmindeki rolüyle Vahide Perçin’in oldu.

En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, ‘İtirazım Var’ filmindeki rolüyle Serkan Keskin’in oldu.

En İyi Senaryo Ödülü, ‘Ben O Değilim’ filmiyle Tayfun Pirselimoğlu’na verildi.

En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü, ‘Silsile’ filmiyle Ahmet Sesigürgil’e verildi.

En İyi Müzik Ödülü’nü ‘Were Denge Min’ (Sesime Gel) ile Ali Tekbaş, Serhat Bostancı, A. İmran Erin ve ‘Ben O Değilim’ filmiyle Giorgos Komendakis paylaştı.

En İyi Kurgu Ödülü’nü Şarkı Söyleyen Kadınlar filmiyle Reha Erdem kazandı.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü, ‘Nergis Hanım’ filmi yönetmeni Görkem Şarkan’a verildi.

Kapanış etkinlikleri

Ödül töreninin ardından konuklar, festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale Ödülü’nü kazanan Blind (Körlük) filmini izledi.

Etkinliğe, festivalin ulusal ve uluslararası konukları, Altın Lale için yarışan filmlerin oyuncu ve yönetmenleri ile sinema dünyasından çeşitli isimler katıldı.

Terry Gilliam’ın Sıfır Teorisi’ni kısaca özetlemek gerekirse George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

sıfır-teorisi

Terry Gilliam’ın son filmi Sıfır Teorisi (The Zero Theorem) Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde gösterildi.

Gilliam son filmini şöyle anlatıyor:

“1984 yılında çektiğim Brazil’de, o tarihte dünyadan ne anlıyorsam onun resmini çizmeye çalışmıştım. Sıfır Teorisi’nde de şu anda dünyadan ne anlıyorsam onu resmetmeye çalıştım.”

1984’ten 2014’te ne değişti? Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler dağıldı, 9/11, ABD’nin Irak ve Afganistan işgali, Justin Bieber, askeri darbeler, AKP, İnternet, Arap Ayaklanması, cep telefonları, Twitter/Facebook, Occupy Wall Street, Fukuşima…

Bunlar ilk on saniyede aklıma gelenler, ne yazık ki bu listeyi çıkartırken hologram teknolojisine giriş yapsak da henüz uçan araba ve uçan kaykaylarımızın (hovercraft) icat edilmediğini hüzünle hatırlatırım.

Uçan cisimler bir yana, Gilliam’ın 30 yılında ne değişti? Gilliam’ın 30 yıl içinde ürettiklerinden 12 Maymun (Twelve Monkeys) ve Balıkçı Kıral (Fisher King) her ne kadar bize bir fikir verse de, Brazil’den Sıfır Teorisi’ne baktığımızda daha renkli ve bir o kadar daha boğucu bir dünyaya geldiğimizi söyleyebiliriz.

Gri binalardan rengarenk kabuslara

2011-06-07_11-05-26_week_end_4.jpg

Brazil’in bürokrasinin batağında, gri fütüristik binaların gölgesinde, gündelik hayatın “terör” ve “şiddet” ile normalleştiği, 1984’ün var olup olmadığı bilinmeyen Büyük Birader’i gibi bir otoriteryenliği içinde tek kurtuluşumuz Icarius’un kanatlarıydı.

Ama şimdi içinde düştüğümüz daha da vahimi…

Sıfır Teorisi’nin, yani Gilliam’ın 2014’ü, renklerin ve desenlerin çılgınlığı, puslu ve gri, çamur içinde sokaklarda bizimle konuşan, bizi çağıran, bizden çağı yakalamamızı isteyen dijital reklam panoları, tüketimin ve markaların hegemonyası, üretimin bürokrasinin beyaz kağıtlarından iletişim aygıtlarına geçtiği ve iktidarın iktidar olarak kalmakla birlikte korporatist*  bir biçime büründüğü dünya…

Gökkuşağı renklerinin griden daha iyi olduğunu düşünürken Gilliam’ın filmlerinde işin tersine dönmesi neden peki?

screen

Brazil, her ne kadar otoriteryenliğin devlet ve bürokrasinin aygıtlarıyla inşa edildiği, insanların Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın da atası olan dev gri binalarda mini minnacık odalara hapsedildiği, “terör”ün bir devlet propaganda aracı olarak kullanıldığı ve şiddetin yoğunluğu ölçüsünde normalleştiği bir dünya olsa da hala daha bir umudu içinde barındırıyordu:

Anarşist enerji mühendisi Harry Tuttle. Sistemin büyüklüğü ölçüsünde yetersizliği sebebiyle kendine alan açan Tuttle aynı zamanda bürokrasinin ve haliyle devletin de en büyük düşmanıydı.

Tuttle’ın varlığı aslında sistemin arka kapılarının ve haliyle sistem dışılığın da ispatıydı. Tabii bunu göze alabilene.

Kontrol Yönetim’de

Sıfır Teorisi’nde ise Yönetim’in (The Management) “araç”ı olmayan tek karakter Bob, ki o da Yönetimin biricik oğlu.

sıfır noktası

İki film arasındaki benzerliklere baktığımızda Bob ile Tuttle’ın misyonu her ne kadar benzer olsa da Gilliam’ın Bob ile sistem dışılığı yine sistemin içinden tarifleyişi 30 yıllık değişen mücadele biçiminin bir yansıması gibi.

Sistemin içinden çıkamama hali aslında Sıfır Teorisi’ne genel olarak işlemiş bir kavram. Öyle ki sisteme (dijital olarak) sürekli bağlı kalmaktan yani çevrimiçi olmaktan muzdarip Qohen Leth’in tek derdi olan ve kendisine hayatın anlamını söylemesini beklediği “çağrı”yı kaçırma sebebi de bir anlık “çevrimdışı” olması. Gilliam’ın filminde Leth’in Yönetim ile mücadelesinin umudu yine Leth’in sisteminin içinde yatıyor.

Gilliam için son 30 yıl için tüketim toplumu eleştirisi baki kalsa da, Brazil’i çekerken 2014’teki gibi bir dünyayı tahayyül dahi edemediği açık. Öyle ki estetik ameliyat, burjuva alışkanlıkları ve yozlaşmayla resmettiği tüketim toplumu eleştirisi Sıfır Teorisi’nde çok daha renkli ve çok daha karanlık bir hal alıyor.

Parlak renkli, kostümvari giysiler, rengarenk saçlar, çılgın kalabalık partiler, sınırsız yemek ve içecek, sürekli alıma teşvik eden interaktif ve daimi reklam panoları Sıfır Teorisi’nin gündelik hayatını oluşturuyor.

Tüm bunların yanında iktidar 30 yıldır aynı şeyin peşinde: Bilginin.

Gözetim ve denetim faaliyetiyle iktidar Sıfır Teorisi’nde de her ne kadar pozisyonunu korusa da aynı zamanda partilere katılan, “baba” olan, kişisel hırsları olan yani daha “insani” bir iktidar. Öyle ki Yönetim’i sinemada “kötü karakter” olarak izlemeye alışık olmadığımız Matt Damon canlandırıyor.

Yönetim, küçük güvenlik kameraları ve iletişim araçları üzerindeki hakimiyetiyle insanları üzerinde daimi bir kontrole sahip.  Ve iktidar kelimenin tam anlamıyla bir “işadamı”.

Keza sloganı da belli: Merak etmeyin, her şey kontrol altında!

Mücadelenin yeri: Sistemin içi mi, dışı mı?

the-zero-theorem

ki film için ortak ve değişken daha pek çok şey söylemek mümkün ancak spoiler kazasına düşmeyelim.

Ama kısaca özetlemek George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek, Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

1984/Brazil’in bürokratik otoriteryen distopyası, kendi sisteminin kustuğu sistem kırıcıları da üretiyor ve ürettiği ölçüde de kullanıyor. Ancak tüm bunların yanında yine de bir çıkış yolu görünüyor.

Fakat Cesur Yeni Dünya/Sıfır Teorisi’nin haz bazlı toplumu ve korporatist iktidarı, “insani” hazların maskesi altında bir hegemonya kuruyor. Bu sistemden çıkış yolu ise sisteme karşı değil bireyin kendisine karşı mücadelesini gerektiriyor. Bu yüzden renkli yüzü ve sınırsız imkanlarıyla çok daha derin ve karanlık bir dünya.

Sıfır Teorisi’ni 12 Nisan’da Nişantaşı City’s sinemasında İKSV Film Festivali’nde izleyebilirsiniz. Film hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ve şuradan ulaşabilirsiniz.

* Korporatizm, hepsi de tüketici olan bütün üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretimdir. Bir taraftan işleticilerle işletilenler, diğer taraftan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve geliştirmeye yönelik bir ekonomipolitik sistemdir.  (vikipedi)

Kaynak :[-]

 

 

 

Bu yıl ki teması  “Her kadının kendine ait bir cüzdanı olmalı” olan ve sadece kadın sinemacıların filmlerine yer verilen 12. Uluslar arası Filmmor Kadın Filmleri Festivali, İstanbul ve Mersin’in ardından Adana’da seyirci ile buluşacak.

12-uluslar-arasi-filmmor-kadin-filmleri-festivali-adanada

12. Filmmor Kadın Filmleri Festivali Adana Kadın Platformu  ortaklığıyla  12-13 Nisan’da Adana’da olacak. Adana Kültür ve Sanat Merkezi’nde  (Tarihi Kız Lisesi Binası) yapılacak festivalin programında Acı, Pedallar ve Topuklar, İçtenlik, İlk Yalan, Teyze, Kıl, Butoyi, Kıyı Kıyı, Ben, Sen, O, Konsensüs, Şimdiki Zaman, Muhterem, Hayatboyu, Koltuk, Gözetleme Kulesi, Bal ve Gizli Özne filmleri yer alıyor.

Adana Gösterim Programı:

film mor etkinlik

Pazar günü evdesiniz ve Televizyondan sıkıldınız ve farklı bir şeyler izlemek ya da kafanızı dağıtmak istiyorsunuz. Sizi bilemeyiz fakat biz bunu zaman zaman istiyoruz. Bundan yola çıkarak hoşça biraz vakit geçirmeniz ama bunu yaparken çokta uzamasın düşüncesiyle kısa filmlerin ideal olduğunu düşünüyoruz. Buyurun buradan izleyin :) İyi seyirler…

kısa film

10. The Flying Man (Türkçe Altyazılı)

Bir suçlu mu, yoksa bir süper kahraman mı? Aniden ortaya çıkıp şehri birbirine katan bu adamın sırrı ne?

 

Yapım : ABD / 2013

Yönetmen : Marcus Alqueres

Senaryo : Marcus Alqueres (story), Henry Grazinoli

Oyuncular : Nick Smyth, Rick Cordeiro, Justin T. Lee

9. Loop

Bir adam uyandığında gördüklerine anlam vermeye çalışır. Anladığında artık çok geç olacaktır.

8. Inside (Türkçe Altyazılı)

Bir psikopatın zihninin içinde neler olduğunu asla bilemezsiniz.

Yapım : ABD / 2002
Süre : 5 dk
Yönetmen : Trevor Sands
Senaryo : Eric ‘Giz’ Gewirtz, Trevor Sands
Oyuncular : Jeremy Sisto, Reedy Gibbs, Michael Bailey Smith

7. Leave Me (Türkçe Altyazılı)

Eşini yeni kaybetmiş, genç bir adamın içine girdiği dünyaya inanamayacaksınız.

Yapım : ABD / 2009
Yönetmen : Dustin Ballard
Senaryo : Dustin Ballard, Ryan Dunlap
Oyuncular : Ryan Dunlap, Mark Gullickson, Sarah Van Eman

6. KARŞILAŞMA (CONFRONTATION)

İki insanın karşılaştıkları an ve birbirlerinin hayatlarına olan etkilerini tersten anlatmayı seçmiş olan film Sinepark ve Pam Kısa Film Festivali’nden “En İyi Kısa Film”, Yıldız Kısa Film Festivali’nden ise “New York’s Digital Film Academy Yaratıcılık Ödülü” kazanarak başarısını kanıtlamıştır.

Yönetmen : Selcen Ergun
Oyuncular : Saadet Işıl Aksoy, Cem Göknil

5. Quais de Seine (Türkçe Altyazılı)

François ve iki arkadaşı Seine nehri kıyısında oturmuş gelip geçen kızlara laf atarlarken ayağı taşa takılan güzel bir Müslüman kız sendeleyip, düşer. François, arkadaşlarının alay etmesine rağmen kızın hayatından çıkıp gitmesine izin veremeyeceğini fark eder.

Yönetmen : Paul Mayeda Berges
Oyuncular : Cyril Descours, Leïla Bekhti

4. Long Branch (Türkçe Altyazılı)

Yeni tanıştığınız biriyle yatmak için toplu taşıma ile sayısız aktarma yapıp 3 saat yol gider miydiniz? Süper bir romantik komediye hazır olun.

Yapım : Kanada / 2011
Yönetmen : Dane Clark, Linsey Stewart
Senaryo : Dane Clark, Linsey Stewart
Oyuncular : Alex House, Jenny Raven

3. The Last 3 Minutes

Ölüm döşeğindeyken William Turner’in hayatı gözlerinin önünden değil, bir kristalin içinden geçiyor.

Yapım : ABD / 2010
Yazan ve Yöneten : Po Chan
Oyuncular : Harwood Gordon, Eli Jane, Alex Weber

2. Kismet Diner

2013 yılında Cornetto için viral reklam amacıyla çekilen bu kısa film kısa bir süre içinde tüm dünyada büyük etki uyandırdı. Sıcacık bir aşk hikayesine hazır olun.

Yapım : UK / 2013
Yönetmen : Mark Nunneley
Senaryo : Mark Nunneley, Kitty Percy
Oyuncular : Ilinca Rae, Matt Kyle, Jean Paul Dal Monte

1. Picnic (Türkçe Altyazılı)

Bosna savaşının ardından ülkesine dönen Sasa, ailesi ile birlikte çocukken piknik yaptığı yerde piknik yapmak ister. Ancak savaştan sonra hiçbir şey kendi çocukluğundaki gibi değildir.

Yapım : İspanya / 2010
Dil : Boşnakça
Director : Gerardo Herrero Pereda
Writer : Gerardo Herrero Pereda
Stars : Sveta Zhukovska, Nacho Medina, Alejandro Rodríguez

 

Kaynak :[-]

33. İstanbul Film Festivali’nin çocuklara ayrılmış bölümünün kahramanları tavşanlar, maymunlar ve insanlar. Belgesel bölümündeki Dileğim Barış Olsun ise çocukların barış özlemini dile getiriyor.

tavşanlar

33. İstanbul Film Festivali bu gece gerçekleşecek  törenle başlıyor.

20 Nisan’a kadar sürecek festivalin çocuklar için ayrılmış Çocuk Mönüsü bölümünde üç film gösterilecek.

Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı, Amazonia ve Cesur Tavşanın Sihirli Macerası daha önce uluslararası çocuk filmi festivallerinde gösterildi.

Festivalin tanıtımında filmlerin “aile boyu izlenebilecek” nitelikte olduğu belirtiliyor.

Ancak elbette hepsi her boya hitap etmiyor. Amazonia 10 yaş ve üstü için, Cesur Tavşanın Sihirli Macerası altı yaş ve üstü için uygun.

Maymun Sai

Maymun Sai

 

Thierry Ragobert imzalı Amazonia Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterilmişti.

Filmde insan eline doğmuş, insan elinde büyümüş kapuçin maymunu Sai’nin Amazon ormanlarında kaybolduktan sonra yaşadıklarını görürüz. Jaguarlar, timsahlar, dev susamurları… Sai hayatta kalmak için kendine benzeyen maymunları bulmak zorundadır…

83 dakikalı filmin konuşmasız olduğunu ve Nişantaşı City’s’deki 20 Nisan Pazar 13.30 seansında üç boyutlu gösterileceğini hatırlatalım.

Tavşan Johan

Tavşan Johan

 

Cesur Tavşanın Sihirli Macerası ise alışık olduğumuz gibi konuşmalı. İsveççe ama Türkçe simultane tercümeyle oynayacak.

Yönetmen koltuğunda Esben Toft Jacobsen’in bulunduğu film prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı.

Yunan mitolojisi ve Kuzey ülkelerinin masallarından esinlenen filmde küçük tavşan Johan Tüy Kralının Diyarı’nın hayali dünyasındaki annesine yardım edecek, seyirci de bu hayal dünyasının çılgın yaratıklarıyla tanışacak.

78 dakikalı filmin Feriye sinemasındaki 5 Nisan Cumartesi 13.30 seans üç boyutlu gerçekleşecek.

İnsan Jean

İnsan Jean

 

Yönetmen olarak Marc Boreal ve Thibaut Chatel’in imzasını taşıyan Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı 70’li yıllarda Fransa’nın küçük bir kasabasındaki bir erkek çocuğunun büyüme sancılarını anlatıyor: Jean’ın hayatı birkaç kelimeyle özetlenebilir. Zor okul günleri, işkolik baba, şımarık ağabey, tatlı dadı… Ancak bir gün uzaklardaki annesinden kartpostallar almaya başlayınca annesini o müthiş diyarlarda hayal etmeye başlar ve hayatı aydınlanıverir…

Jean Regnaud ve çizer Emile Bravo’nun ödüllü çizgi romanından sinemaya uyarlanan Fransa yapımı bu canlandırma filmin süresi 75 dakika.

Çocukların barış özlemi

dileğin barış olsun

Belgesel bölümünde gösterilecek olan Dileğim Barış Olsun ise bir çocuk filmi değil, ancak çocukların da merkeze oturduğu yapımlardan biri.

Filmde Diyarbakır, Lice, Ergani, Cizre, Mardin, Nusaybin, Kızıltepe ve Varto’dan on çocuğun ve üç annenin barışı nasıl umutla beklediklerini anlatıyor. Ortak bir özlem, umut, dilek ve talep olarak barış!

43 dakikalık filmin yönetmenliğini Kıvılcım Akay yaptı. Türkçe – Kürtçe olan film Türkçe ve İngilizce altyazıyla gösterilecek.

Kaynak :[-]