Şunun için etiket arşivi: Festival

Türkiye sinemasındaki erkek egemen bakışa ve cinsiyetçiliğe tepki olarak verilen Altın Bamya Ödülleri dağıtıldı.

altın bamya ödülü

Altın Bamya Film Ödülü, Osman Sınav’ın yönettiği Aşk Kırmızı filminin oldu. Jüri filmin Zeynep karakterini de Kadın Karakter dalında ödüllendirdi.

Erkekler adlı film isminin yarattığı beklentiyi boşa çıkarmadı, hem Adam ve Nazım karakterleriyle erkek karakter hem de homofobi dalında ödüle layık görüldü. Üstüne bir de senaryo ödülünü aldı.

İzleyici Bamyası’nı ise Celal ile Ceren filmi kazandı.

Jüri özel ödülü de dört filme birden verildi. Kedi Özledi, Düğün Dernek (Tek taşlı Bamya), Sabit Kanca (Eşekarısı Bamyası), Testesteron (Hormonlu Bamya).

Dün akşam İsveç’in İstanbul Başkonsololuğu’nda düzenlenen ödül törenine, Altın Bamya Akademisi üyeleri, Filmmor Kadın Filmleri Festivali konukları ve sinema sektörü katıldı. Bütün adayların davet edildiği törene ise her zamanki gibi aday filmlerin temsilcilerinden katılan olmadı.

Tören, “ödül alanların bundan sonraki ödül törenlerine sadece izleyici olarak çağırıldığı, hatta ödül verecek aday bulunamadığı yıllar dileğiyle” sona erdi.

6. Altın Bamya Ödülleri sahipleri ve jürinin gerekçeleri şöyle:

Erkek Karakter ödülü Erkekler’e…

Erkeklerin filmlerde tüm anlam ve aksiyonun merkezi olma durumları, cinsiyetçiliğin en bariz yansımasıdır: Hikâyelerin odağında erkekler ve onların güçleri, özellikle de kadınları (kadın karakterleri) olumsuzlama, nesneleştirme üzerinden kurulmaktadır.

Erkek karakteri canlandıran oyuncunun yorumu göz önüne alınmadan, erkek karakterin mutlaklaştırıp onayladığı “erkek” rol ve modelleri ve bunlarla özdeşleşildiği takdirde yaratacakları çok riskli anlamlar ve sonuçlar göz önüne alınmaktadır.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı (Ferhat) -Celal ile Ceren (Celal ve arkadaşları) -Erkekler (Adem ve Nazım) arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Erkekler (Adem ve Nazım) 6. Altın Bamya Erkek Karakter Ödülü’nün sahibi oldu.

Kadın Karakter Ödülü Aşk Kırmızı’ya…

Aşk-Kırmızı

Kadın gerçek bir karakter olarak ele alınıp işlenmedikçe hep erkek egemen bakışla resmedildikçe ve “tekinsiz, güvenilmez, şeytani, kötülüklerin anası, iyi kadın-kötü kadın, fedakâr anne, seyirlik, zayıf… vb.” yanlış, eksik, özensiz ve zararlı temsilleri sürdükçe, kadınların bir bütün olarak beyaz perdeye yansıması mümkün olmamaktadır.

Bu kategori değerlendirilirken, kadın karakteri canlandıran oyuncunun yorumu göz önüne alınmadan, kadın karakterin ürettiği anlamlar, dolaşıma soktuğu okumalar, cinsiyetçi tutum, rol ve kalıpları ne derecede pekiştirip onayladığı göz önüne alınmaktadır.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı (Zeynep) -Celal ile Ceren (Ceren ve arkadaşları) -Senin Hikayen (Meral ve Esra) arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Aşk Kırmızı (Zeynep) 6. Altın Bamya Kadın Karakter Ödülü’nün sahibi oldu.

Senaryo Ödülü Erkekler’e…

Senaryo, sinemasal tüm öğeleri soyutlandığında ve sadece filme çekilmiş senaryo olarak okunduğunda bile cinsiyetçi izler taşıması, kadın ve erkek karakterlere adil ve eşitlikçi yaklaşmaması, bu tutumun diyaloglardan, karakterlere kadar her sahnesine sinmiş olması ve içerdiği cinsiyetçi unsurlar göz önüne alınarak değerlendirilmektedir.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı -Celal ile Ceren -Erkekler arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Erkekler 6. Altın Bamya Senaryo Ödülü’nün sahibi oldu.

Film Ödülü Aşk Kırmızı’ya…

Film, ışıktan kadraja, kadın ve erkek karakterlerden yönetmenin yorumuna kadar tüm unsurlar, çelişki içermeyen cinsiyetçi “bütün” göz önüne alınarak değerlendirilmektedir.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı -Celal ile Ceren -Erkekler arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Aşk Kırmızı 6. Altın Bamya Film Ödülü’nün sahibi oldu.

İzleyici Bamyası: Celal ile Ceren’e…

İzleyici Bamyası Ödülü, Altın Bamya web sitesinde yer alan 2013 yılında vizyona giren tüm filmler arasında yapılan online oylama sonucunda en çok oyu alan film Celal ile Ceren oldu.

Altın Bamya nedir?

Bu yıl altıncısı verilen Altın Bamya Ödülleri, Türkiye sinemasında kadınlarla ilgili yanlış mitlerin, algıların, cinsiyetçi bakışın sinemada yeniden üretilip temsil edilmesine ve bu ayrımcılığın normal kılınmasına, kadınlara dair alanların daraltılmasına bir eleştiri, bir karşı duruş, bir söz söyleme isteğiyle ortaya çıktı.

Kaynak :[-]

ALMANYA’nın Nürnberg kentinde dün sona eren ’19’uncu Türk-Alman Film Festivali’nde ödüller sahiplerini bulurken, 57 yılını sinemaya adayan Fatma Girik’e ‘Ömür boyu onur ödülü’ verildi.

fatma girik

Fatma Girik ödülünü Halil Ergün’den alırken, heyecanını gizleyemedi. Festival Başkanı Adil Kaya’nın konuşması ile başlayan ödül gecesinde bir konuşma yapan Başkonsolos Asip Kaya, Festivali zengin bir içerikle gerçekleştiren Festival Başkanı Adil Kaya ve Yönetici Ayten Akyıldız ile ekibi kutlayarak teşekkür etti. Kaya, onlarca filmin özellikle Türk gençlerine Türk kültürü ve ananelerini tanıtması bakımından önemli olduğunu dile getirdi.

Fatma Girik de, Türk sinemasının 100’üncü yılının kutladığını anımsatarak, kendisininse sanat hayatında 57 yılı geride bıraktığını vurguladı. Daha sonra ödül dağıtımına geçildi.On bir gün seren festivali 10 bini aşkın izleyici takip ederken, festival çeşitli etkinliklerle renklendi

ÖDÜL DAĞILIMI ŞÖYLE

Uzun metraj film yarışması

En İyi Film: Köksüz Yönetmen: Deniz Akçay Katıksız

En İyi Erkek Oyuncu: Doron Amit:Film: Hanna’nın Yolculuğu Yönetmin (Hannas Reise)

En İyi Kadın Oyuncu: Lale Başar Film: Köksüz

Öngören Ödülü: Arıler Yönetmen: Mo Asumang

Seyirci Ödülü: Meryem Yönetmen: Atalay Taşdiken

Kısa film yarışması

1- Sünnetim Yönetmen: Arne Ahrens

2- Pepûk (Kuckuck) Yönetmen: Özkan Küçük

3- Patika (Der Pfad) Regie: Onur Yağız

Taner TÜZÜN/NÜRNBERG

Kaynak :[-]

33. İstanbul Film Festivali 5 Nisan’da başlıyor, biletler ise 22 Mart’tan itibaren (Bugün) satışta. Kalabalık film programının arasında kaybolanlar için Alt Yazı sitesi izleyip beğendikleri ve merak ettikleri filmlerden sizler için derleme yapmış. Sizler için yapılan bu çalışmaya bir göz atmanızda fayda var.

l-image-manquante-eksik-resim

-Eksik Resim / L’image manquante (Yön. Rithy Panh)

-Göldeki Yabancı / L’inconnu du lac (Yön. Alain Guiraudie)

-İtiraf 1+ İtiraf 2 / Nymphomaniac Volume I + II (Yön. Lars Von Trier)

-Büyük Budapeşte Oteli / The Grand Budapest Hotel (Yön. Wes Anderson)

-Kefaret / Redemption (Yön. Miguel Gomes)
(Miguel Gomes’in Tüm Varlıkların İlahisi / Cântico Das Criaturas + 31 + Noel Hediyeleri / Inventário De Natal + Bu Arada / Entretanto adlı kısalarıyla beraber gösterilecek)

-Hawaii (Yön. Marco Berger)

-Sokak Köpekleri / Jiao you (Yön. Tsai Ming-liang)

-Tepecik Hayal Okulu (Yön. Güliz Sağlam)
(Ahmet Uluçay kısa filmleri ile beraber gösterilecek)

-Doğulu Çocuklar / Eastern Boys (Yön. Robin Campillo)

-Ida (Yön. Pawel Pawlikowski)

-Trans X İstanbul (Yön. Maria Binder)

-Son Hain / Le dernier des injustes (Yön. Claude Lanzmann)

-Salvo / Fabio Grassadonia (Yön. Antonio Piazza)

-Çevreyolu / Sacro GRA (Yön. Gianfranco Rosi)

-Şiddete Dair / Concerning Violence (Yön. Göran Olsson)

-Humus’a Dönüş / The Return to Homs  (Yön. Talal Derki)

-Sıfır Teorisi / The Zero Theorem (Yön. Terry Gilliam)

-Bergman’ın Evinde / Trespassing Bergman (Yön. Jane Magnusson, Hynek Pallas)

İkisi bir arada:
-Kırık Beyaz Laleler (Yön. Aykan Safoğlu)
-Langston’u Ararken / Looking for Langston (Yön. Isaac Julien)

Klasiklerden:

-Kaos (Yön. Paolo Taviani & Vittorio Taviani)

-Muhsin Bey (Yön. Yavuz Turgul)
(Yenilenmiş kopyasıyla)

-Hrusyaltov, Arabamı Getir! / Khrustalyov, mashinu! (Yön. Aleksey German)

-Bir Pazar Günü / Menschen am Sonntag (Yön. Kurt Siodmak, Edgar G. Ulmer, Robert Siodak, Fred Zinnemann, Rochus Gliese)

-Beyoğlu’nun Arka Yakası (Yön. Şerif Gören)

Türkiye filmlerini Arjantinli sinemaseverlerle buluşturan Buenos Aires Türk Filmleri Festivali’nin 2.’si bu yıl 27 Mart-02 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Buenos aires filim festivali

Yeşim Ustaoğlu’nun yönetmen konuğu olduğu festivali Buenos Aires Üniversitesi Siyasal Bilimler öğrencisi Serdar Vardar ve Sinema öğrencisi Ali Taylan birlikte organize ediyorlar. Gaumont sinemasında yapılacak gösterimler bitiminde Dünya Kupası sonrası Buenos Aires’e direkt uçuşu programına alan Türk Hava Yolları’nın da Arjantinli sinameveserlere bir sürprizi olacak.

Arjantin Ulusal Sinema Estitüsü İNCAA, A Si Film Yapımcılık, Buenos Aires Türkiye Büyükelçiliği ve Türk Hava Yolları’nın katkılarıyla gerçekleştirilen festival, 27 Mart günü Caner Alper ve Mehmet Binay’ın “Zenne” filmiyle açılış yapıyor.
Geçen yılın öne çıkan ve uluslararası mecralarda ödüllere layık görülen 7 filmin gösterileceği festivalin onur konuğu ise yönetmen Yeşim Ustaoğlu. A Si Filmin ortağı ve yapımcısı Serdal Doğan’ın Türk sinema endüstrisi üzerine vereceği söyleşinin yanında, Güzel Günler Göreceğiz filminin senaristi Emre Kavuk ve “Sen Aydınlatırsın Geceyi” filminin yapımcısı Şebnem Vitrinel gösterim sonrası seyirciler buluşacak isimler arasında.

Konusunu ailesi tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın gerçek hikayesinden alan Zenne’nin ardından sırasıyla, Reha Erdem’in Jin, Yeşim Ustaoğlu’nun Araf, Aslı Özge’nin Hayat Boyu, Hasan Tolga Pulat’ın Güzel Günler Göreceğiz, Onur Ünlü’nün “Sen Aydınlatırsın Geceyi” ve Umut Dağ’ın “Kuma” filmleri sinemaseverlerle buluşacak.

FESTİVAL KAPSAMINDA MÜZİK DİNLETİSİ VE RESİM SERGİSİ

Festival boyunca yönetmenlerin ve yapımcıların yer alacağı söyleşilerin yanında Murat Palta’nın Türk filmlerini Osmanlı döneminde yorumlayan illüstrasyonlarının bulunduğu bir sergi de yer alıyor. Buenos Aires’li sinemaseverler, Türkiyeli ve Arjantinli sanatçılardan oluşan “Sonidos Turquesas” adlı grubunun sunacağı canlı müzik performansıyla Anadolu ezgilerini tanıma şansı elde edecekler.
Türk Hava Yolları Arjantin bürosu, festival katılımcıları arasında yapılacak çekilişle bir kişiye gidiş – dönüş İstanbul bileti hediye edecek.

CANAN KAYA, BUENOS AİRES (DHA)

Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali, bugün Eskişehir’de “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeseliyle başlıyor. Eskişehir, Ankara, İzmir ve İstanbul’u gezecek festivalin bu seneki teması “direniş”.

4.uluslararası genlik flimleri festivali

Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali(GFF) bugün Eskişehir’de galası yapılacak “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselinin gösterimiyle açılışını yapıyor.


2010’da yola çıkan GFF, her yıl olduğu gibi bu yıl da  sponsorsuz ve herhangi bir bilet ücreti olmadan alternatif bir festival olarak “Direniş” temasıyla karşımızda. Sloganı ise #direnişperdede. Mart ayı gösterimlerinin uğrak noktaları Eskişehir, Ankara, İzmir ve İstanbul. Festival her ildeki açılışını Ali İsmail Korkmaz’ı anlatan belgeselle yapacak.

Sponsorsuz, yarışmasız, ücretsiz

Festivalin detaylarını  Kolektif Yürütme Kurulu üyesi ve festival ekibinden İlknur Özcan’la konuştuk. GFF’nin yola çıkış öyküsünü Özcan şu şekilde aktardı:

“GFF, Öğrenci Kolektifleri’nin bir birimi olan Kolektif Sinema ekibinin 2009 yılında temelini attığı bir festivaldi. Derdimiz gençliğin üretimlerinin olduğu ve bunların ücretsiz, sponsorsuz ve yarışmasız yapıldığı bir festivaldi. Çünkü gençlik filmleri denilince günümüzde akla yozlaşmış filmler geliyor ama bir çok genç yönetmenin kısa-uzun metraj filmleri var ve bunları çeşitli engellere takılmadan sergileyebilecekleri bir alan yok. Festivalimiz bu sıkıntılara çare olmaya ve alternatif bir kültür yaratmaya çalışıyor.”

Bu yılki festival teması “Direniş”

Gençlik Filmleri Festivali her yıl ülke gündemini yakından takip ederek güncel bir temayla ortaya çıkıyor. Geçmiş yıllarda, sanata baskıyı vurgulamak adına seçilen “Yasak” teması ve sınırımızda yaşanan savaşa dikkat çekmek adına “barışın sesini yükseltme” gayesiyle seçilen “Barış” teması bunlara örnek.  Bu yıl da direnişin sanatını perdeye yansıtmayı amaçlayan festival “Direniş” temasını kullanıyor.

Festival Ali İsmail için Eskişehir’de başlıyor

3 yılda, 17 il ve 30 gösterim yerine ulaşan festivalin bu yılki ilk durağı Ali İsmail Korkmaz’ın yaşadığı şehir olan Eskişehir. Hemen ardından 11 Mart Ankara, 16 Mart İstanbul ve 24 Mart İzmir açılışları geliyor. Festival yeni durak noktalarıyla Nisan ve Mayıs’ta da devam edecek. Kesinleşen iller arasında Zonguldak, Denizli, Edirne, Bolu, Konya, Adana, Mersin, Trabzon, Kocaeli ve Bursa var.  Kayseri ve Kırşehir ise bu yıl ilk kez GFF’e  katılan iller.

GFF ekibi, “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselinin Eskişehir’deki galasından sonra “Ali belgeselini şehrinde, kampüsünde göster” adlı bir kampanyaya imza atmayı düşünüyor. Belgeselden haberdar olan birçok kişi yurtdığı ve yurtiçi gösterimler için şimdiden talip olmuş bile. Ali İsmail’i anlatan belgesel, Belgesel Kolektif Sinema tarafından gönüllülerle birlikte hazırlanmış ve Yönetmen Yıldıray Yıldırım da yapım aşamasında gönüllülere yardımcı olmuş.

Festivalde neler var?

Festivalde bu yıl ustalara saygı kuşağında Yılmaz Güney’in Umut filmi, genç yönetmenlerden kısalar, Kolektif Sinema kısa seçkileri, yurtdışından uzun metrajlı filmler ve Türkiye’den uzun metrajların yanı sıra Eymir Neden Paylaşılamadı?, ODTÜ Ayakta, Ekümenopolis gibi belgeseller de gösterilecek. (PÇ/ÇT)

 

Kaynak : [-]

25 Mart’ta yola çıkacak Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 12′nci yılında, her kadına kendisine ait bir cüzdan, gelir, bütçe diyerek dört kentte 60 filmle izleyiciyle buluştuyor.

film mor

 Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin programındaki 60 filmin 18’i Türkiye yapımı. Yalnızca kadın yönetmenlerin filmlerine yer veren Filmmor, son yılda yapılan filmlerin yer aldığı ‘Kadınların Sineması’ bölümünde aralarında Valeria Golino’dan ‘Bal’, Lucia Murat’tan ‘Bana Anlatılan Anılar’, Zula Hikayeler Ekibi’nden ‘Bekleyiş’in de yer aldığı 33 film gösterilecek.

Festivalin teması da olan ‘Kendine Ait Bir Cüzdan’ bölümünde, her kadının kendine ait bir cüzdanı olması çabasına, kadın emeğine dair 7 film var: Pamela Varela’dan ‘Acı’, Gülten Taranç’tan ‘Konsensüs’, Vidi Bilu’dan ‘Kırılgan’, Özlem Sarıyıldız ve Bilge Demirtaş’tan ‘Kıyı Kıyı’, Sevda Doğan’dan ‘Pedallar ve Topuklar’, Lisa Fruchtman ve Rob Fruchtman’dan ‘Tatlı Rüyalar’ ve Gabriela Pichler’den ‘Ye Uyu Öl’. ‘Cins-iyet-ler’ bölümü 5 filmle, cinsiyet ve cinsel kimliğe dair sorular sorduruyor: Zeynep Oral’dan ‘Ben, Sen, O’; Çağnur Öztürk’ten (Gizli Özne’; Danielle Villegas’tan ‘İki Ruh’, İpek Efe ve Berna Küçülmez’den ‘Pardon! Kim, Ben Mi?’ ve Norma Fernández’den ‘Ruhen Camila’.

Festival 15-23 Mart’ta İstanbul ’da Fransız Kültür Merkezi , İstanbul Modern ve Pera Müzesi’nde başlıyor.

5-6 Nisan Mersin

12-13 Nisan Adana

19-20 Nisan Muğla-Bodrum

Daha fazla detay için FESTİVAL SİTESİ 

Kaynak : [-]

Köklerini Balkan ezgilerinden alan müziğiyle sayısız sinema ve tiyatro müziğine imza atan Goran Bregoviç, 8 Mart tarihinde, Zorlu Center PSM’de sevenleriyle buluşacak. “The Wedding & The Funeral Band”in geleneksel perküsyonla uyumunu sahneye taşıyacağı konseriyle Bregoviç, İstanbullu hayranlarına keyifli bir müzik ziyafeti hazırlıyor.

goran-bregovic-istanbul-konseri

1978 yılında Mica Milosevic’in Nije Nego filmiyleilk film müziğini besteleyen,tiyatro ve sinema eserleri için hayranlık uyandıran müzikler yapmanın yanı sıra müzikal kariyerine 12 albüm ve binlerce kişinin izlediği pek çok konser sığdıran müzisyen Goran Bregovi ? , İstanbullu hayranlarıyla bir kez daha bir araya gelecek.

1995′te Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan, ünlü yönetmen Emir Kusturica ile Underground ve White Cat Black Cat gibi pek çok unutulmaz filmin müziğine imza atan, 1994 yılında Altın Palmiye alan La Reine Margot’nun ve Can Dündar’ın yazıp yönettiği Mustafa adlı belgeselin müziklerini besteleyen Bregovi?,Sezen Aksu ve Candan Erçetin’le verdiği ortak konserlerle de Türkiye’de geniş kitlelerin hayranlığını kazandı.

Geleneksel Bulgar polifonileri taşıyan çingenorkestrası “ The Wedding & The Funeral Band ”in elektrogitar ve rock aksanına sahip geleneksel perküsyonla uyumlu hale geleceği konser, saat 21.00 ’de Zorlu Center PSM ’de.

Mekan : Zorlu Center PSM, Ana Tiyatro

Bilet Fiyatları : 62 TL, 85 TL, 105 TL, 130 TL, 175 TL

Kaynak :[-]

Pera Müzesi film etkinlikleri dahilinde 28 Şubat – 7 Mart 2014 tarihleri arasında Pera Film, Hakiki Batı Yakası Hikayeleri: Bağımsız Amerikan Belgeselleri programına yer veriyor.

hakiki batı yakasıPera Film’in ABD İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle sunduğu bu seçki, Akademi Ödülü (Oscar) adaylığı, National Board of Review İfade Özgürlüğü ödülü ve Amsterdam, Uluslararası Belgesel Film Festivali Özel Jüri Ödülü gibi pek çok ödül kazandı. Belgeseller, insan hakları, göç, evlat edinme, çevre ve medya bağımsızlığı gibi çeşitli konuları ele alıyor ve gündemdeki toplumsal konulara değişik bakışlar, diyalog ve çağdaş sorunlara çözüm arayışı katalizörü olarak film yapımcılığının rolü hakkında kavrayışlar sunuyor.  Pera Film

Hakiki Batı Yakası Hikayeleri

Amerikan Bağımsız Belgeselleri

28 Şubat / February – 7 Mart / March 2014

Gösterim Programı

28 Şubat / Februray- Cuma / Friday

18:00Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> Brooklyn Kalesi / Brooklyn Castle

Michael Farris: Söyleşi / In Conversation

21:00 Yaşamaya Değer Hayatlar / Lives Worth Living

2 Mart / March- Pazar / Sunday

14:00 Inocent

Racine’de Pazartesileri / Mondays at Racine

16:00 Bizim Oranın Dışında / Off the Rez

18:00 Side by Side

5 Mart / March- Çarşamba / Wednesday

16:00 Bizim Oranın Dışında / Off the Rez

18:30 İşitme Engellilerin Sahnesi / Deaf Jam

Judy Lieff: Söyleşi / In Conversation

6 Mart / March- Perşembe / Thursday

17:30 Yaşamaya Değer Hayatlar / Lives Worth Living

19:00 Brooklyn Kalesi / Brooklyn Castle

7 Mart / March- Cuma / Friday

18:00 Inocent

Racine’de Pazartesileri / Mondays at Racine

19:30 İşitme Engellilerin Sahnesi / Deaf Jam

21:00 Side by Side

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışması Keş!f’in “ilham veren” yönetmeni belli oldu.

mahi-va-gorbeh

Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi

Tek plandan oluşan Fish&Cat/Balık ve Kedi’nin İranlı yönetmeni Shahram Mokri, Keş!f jürisinin ve SİYAD jürisinin ortak seçimi oldu!

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenen 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece Unter’de yapılan ödül töreniyle sona erdi. Ceylan Özçelik’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü İranlı yönetmenin

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl ABD, Almanya,Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarıştı.

Mehmet Günsür, Michael Hausman, Dennis Lim, Philippe Falardeau ve Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f Jürisi, Fish & Cat/Balık ve Kedi’nin yönetmeni Shahram Mokri’yi “yılın ilham veren yönetmeni” seçti ve Mokri 15 bin dolar değerindeki ödülün sahibi oldu. Jüri adına ödül gerekçesini okuyan Mehmet Günsür; “Tek çekim halinde yaratılan, bizi hem entelektüel hem de duygusal olarak etkileyen, sonuna kadar soluksuz izlenen ustalıklı üslubuyla bir kuşağın sıkışmışlığını büyük bir yaratıcılıkla gözler önüne sermesiyle Keş!f Ödülü’nü Balık ve Kedi’ye veriyoruz” dedi.

SİYAD da Balık ve Kedi dedi

if istanbulBurçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi de Balık ve Kedi’den yana oldu.

SİYAD jürisi adına gerekçeyi okuyan Müge Turan şunları söyledi: “SİYAD jürisi olarak, gençlerin özgürlük arayışını baştan başa bir metafor olarak ortaya koyabilmesi, bunu da gerek teknik gerekse estetik açıdan müthiş bir yaratıcılıkla gerçekleştirilebilmesi, zaman ve mekan içinde Escher tablolarını aratmayan bir döngüsellikle dolaşan parabolik kurgusu, hiçbir anda aksamayan kesintisiz mizanseni, müthiş bir meydan okumanın altından başarıyla kalkan görüntü yönetimi ve sinemasal gerilimi hep yukarıda tutan ses tasarımıyla Keş!f bölümünün ruhunu en iyi yansıtan filmin, Shakram Mokri imzalı İran yapımı Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi’nin ödülü hak ettiğini düşünüyor.”

İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish & Cat / Balık ve Kedi; kamp yapmaya giden bir grup üniversite öğrencisinin, yakınlardaki restoranda insan eti servis edildiğini öğrendiği gerçek bir olaydan yola çıkıyor. 130 dakikalık tek bir plandan oluşan fish and catfilm, bir yandan Blair Cadısı atmosferini sürdürürken, bir yandan da bir Kiarostami ya da Makhmalbaf filmiymişçesine yüzünü insana dönüp, sinemayla, gerçeklikle ve zamanla oynuyor.

Kısa izleyicisi Küçük Kara Balıklar’ı seçti

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Azra Deniz Okyay’ın yönettiği Küçük Kara Balıklar seçilirken, Can Evrenol’un Baskın’ı ikinciliği, Onur Yağız’ın Patika / Patika (The Country Road) adlı kısası da üçüncülüğü aldı. 2014’ün birincisi Okyay, !f İstanbul’un konuğu olarak yurt dışındaki bir festivale konuk olma hakkı kazandı.

Türk filmlerini Hollywood’la buluşturan Los Angeles Türk Film Festivali’nin 3. sü bu yıl, 06- 09. Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek.

Processed with VSCOcam with b3 preset

Türkiye filmlerini Amerikan sinemasının kalbi Hollywood ‘la buluşturan Los Angeles Türk Film Festivali’nin 3. sü bu yıl, 06- 09. Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek. Festival ünlü Türkiyeli yönetmenleri Amerikalı sinemaseverlerle bir araya getirirken, genç Türkiyeli yeteneklere ise Amerikan sinema dünyasıyla tanışma fırsatı sunuyor.

ADAYLAR BELLİ OLDU

Los Angeles Türkiye Film Festivali’nin kısa film yarışmasında yarışacak adaylar belli oldu. Los AngelesTürkiye Film Festivali’nin kısa film yarışmasında yarışacak adaylar belli oldu. Genç sinemacıların merakla bekledikleri Los Angeles Türk Film Festivali sonunda ön elemeleri geçen adayları açıkladı. Los AngelesTürk Film Festivali Kısa Film Yarışması’nın ön finalisti, ünlü film eleştirmeni ve LACMA Film Independent serisi küratörü Elvis Mitchell tarafından açıklandı. Mitchell’ın yarışmaya başvuran iki yüz bir film arasından seçtiği 10 kısa filmin yönetmenleri, festival boyunca Los Angeles ‘ta misafir edilecekler ve Mart ayında filmlerini Hollywood ‘un tarihi sineması Egyptian Theater’da sergileme imkanı bulacaklar.

Geçtiğimiz yıllarda Derviş Zaim ve Semih Kaplanoğlu ‘nun başkanlığını yaptığı jüride bu sene yer alacak olan isimler ise Şubat ayında açıklanacak. Geçtiğimiz yıl Yılmaz Erdoğan imzalı Kelebeğin Rüyası adlı filmle açılış yapan festival hem yerli hem yabancı basından büyük ilgi gördü.

YARIŞACAK FİLMLER,

Avni Amca – Çiğdem Topaloğlu

Birlikte – Barış Çorak

Boş Köy – Hakan Hücüm

Kafa – Koray Sevindi

Kor – Cihan Sağlam

Mama – Ahmet Bikiç

Nefs – Aksel Bonfil

Patika – Onur Yağız

Şeref Dayı ve Gölgesi – Buğra Dedeoğlu

Yolculuk – Nadim Güç

 

Kaynak :[-]

!f İstanbul’un yeni yarışmalı bölümü Aşk & Başka Bi’ Dünya’da ödül Koray Kaya’nın filmi “Anarşik Armoni” ’nin oldu. Film, Yılın En Yaratıcı Müdahalesi seçildi. Kaya’ya ödülünü ünlü Fransız yönetmen Michel Gondry verdi.

Koray Kaya

Koray Kaya

13- !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin yeni yarışması Aşk & Başka Bi’ Dünya’da 7 film yarıştı. Filmleriyle yeni ve açık yollara, yöntemlere ve birlikteliklere işaret eden sinemacıları bir araya getirmeyi amaçlayan yarışma bölümünde, kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırladı.

anarsik-armoniAralarında Jehane Noujaim’in Oscar adayı filmi Meydan, Mike Lerner ve Maxim Pozdorovkin’in Pussy Riot’ın hikâyesini konu alan Pussy Riot: Bir Punk Duası, Riahi Kardeşlerin Her Gün İsyan’ının da bulunduğu yarışmada jüri, Türkiye’den Kaya’nın Anarşik Armoni adlı belgeselini oy birliğiyle En İyi Film seçti.

Devrimci besteci, teorisyen Stravinsky ve Schönberg’den cazın kurucularından Buddy Bolden’a, sıradışı bir yaklaşıma sahip olan John Cage’e, İlhan Mimaroğlu’na, Aydın Esen’e, insan algısının sınırlarını genişletmeye cesaret eden sanatçılara odaklanan, çağdaş müziğin algı süreçlerini, öncesi ve şimdisini müzisyenlerle tartışan Anarşik Armoni, Koray Kaya’nın ilk filmi.

Anarşik Armoni, teknolojik gelişmelerin eşliğinde müziğin bilinmeyene giden macerasındaki sosyo-politik gelişmelere ışık tutmaya çalışan ve bunu insanlık için evrensel bir dil olan müzikle yapan bir manifesto. Belgeselde Gezi olayları da var.

!f İstanbul, 23 Şubat’ta sona erecek. Festivalin 7 yıldır düzenlediği ve yılın ilham veren yönetmeni seçileceği Keş!f Uluslararası Yarışması’nın kazananları da kapanış gecesinde açıklanacak.

Festival programında bu akşam Zeynep Dadak ve Merve Kayan imzalı Mavi Dalga filmini izleyebilirsiniz. Antalya’da En İyi İlk Film Ödülü dahil 3 ödül alan Mavi Dalga, geçtiğimiz hafta 64. Berlin Film Festivali’nin Generation bölümüne de katıldı.

Film, üniversiteyi büyük bir şehirde okumak isteyen Deniz ve arkadaşlarının yaşadıkları şehirle ilişkileri ve gelecek kaygılarının hikayesini anlatıyor. Film, 2012 yılında Balıkesir’de çekildi. Başrollerinde Ayris Alptekin, Onur Saylak, Barış Hacıhan ve Albina Özden oynuyor.

Mavi Dalga’yı bu akşam 19:30’da Cinemaximum Fitaş’ta izleyebilirsiniz.

Size önerebileceğimiz diğer film ise Wong Kar Wai’nin son filmi Büyük Usta.

Film on yılda çekilmiş ve kurgusu da bir yıl sürmüş. Büyük Usta, sinematografi ve dövüş koreografisi olarak tam bir seyir ziyafetini vaad ediyor. Büyük Usta saat 22:00’e yine Cinemaximum Fitaş’ta.

Sanat tarihçisi Thierry Lenain, kitabında sanatta sahtecilik algısının yüzyıllar içindeki değişimini konu alıyor

Aziz Anthony'nin Baştan Çıkarılışı

Michelangeloİtalyan Rönesansı’nın en önemli isimlerinden Michelangelo Buonarroti’nin, çağının tanınmış eserlerinin kopyalarını çıkarıp isle yaşlandırarak orijinalleriyle değiştirdiği ortaya çıktı.

Londra’da bulunan Institut Français’de çalışmalarını sürdüren sanat tarihçisi Thierry Lenain, Michelangelo’nun sahtecilik kariyerini “Art Forgery: The History of the Modern Obsession” adlı kitabında anlattı. Lenain’in kitabına göre ünlü sanatçı, sahiplerinden ödünç aldığı orijinal eserlerin kopyalarını çıkararak kopyaları geri vermek suretiyle orijinal eserlere sahip oluyordu. Bir seferinde gravür sanatçısı Martin Schongauer’e ait bir Aziz Antonio baskısını kopyalayan Michelangelo’nun çıkardığı iş ile orijinalin birbirine son derece yakın olduğu kitapta yer alan ifadeler arasında.

Michelangelo_BuonarrotiSanat tarihi festivali VIEW’da konuşan Lenain, Michelangelo’nun “orijinal eserlere mükemmel oldukları için hayran olduğunu ve onları aşmak istediğini” belirtti.

Rönesans döneminde sanat kopyacılığı anlayışı daha sonraki yüzyıllarda gelişen negatif yaklaşımdan çok farklıydı. Lenain konuşmasında durumu, “Geç-modern dönem sahteciliğinde yaklaşım bir sanat eseri yaratmaktan ziyade bir tuzak kurmak. Rönesans’tan 18. yüzyıla kadar ise bu olaya tam tersi şekilde yaklaşılıyordu. Bunu yapabilen sanatçılar eleştirilmek yerine büyük bir övgüyle karşılanıyordu,” şeklinde açıkladı.

Michelangelo Kimdir?

Michelangelo-Michelangeli di Lodovico Buonarroti Simoni (d. 6 Mart 1475 – ö. 18 Şubat 1564), ünlü İtalyan rönesans dönemi ressam, heykeltıraş, mimar ve şairidir. Tam adı Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni.

Michelangelo, 6 Mart 1475’te Arezzo yakınlarında Caprese’de doğar. Ailesi, o daha bir aylıkken Floransa’ya taşınır. Annesi, kendisi altı yaşındayken ölen Michelangelo, 13 yaşına geldiğinde Floransa’da Domenico Ghirlandaio’nun yanına öğrenci olarak verilir. Bertoldo di Giovanni’nin zamanında, Medici ailesine ait olan San Marko bahçesinde çalışan genç Michelangelo, bu arada Lorenzo de’ Medici ile tanışır.

Michelangelo, heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü eseri olan çocuk kral Davud’un heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Beş buçuk metrelik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için genç dâhi, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız bir şekilde, çoğu zaman geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul edilen David’i yaratır.

1505 yılında Papa II. Julius tarafından kendisine, en önemli başarılarından biri olacak Vatikan’ın yanındaki Sistine Şapeli’nin tavan resimlerinin yapılması işi verilir. 3 yıl sonra başlayacağı bu görevi sanatçı, 520 metrekarelik bir alanda yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bitirir. Ortasının da, her biri Âdem, Havva ve Nuh Tufanıyla ilgili İncil’in Eski Ahit’inden alınma öykülerden esinlenerek yapılan resimlerin bulunduğu dokuz pano bulunan freskin yan unsurları da mitolojik figürlerle bezelidir. Özellikle “Adem’in Yaratılışı” ismindeki sahne batı resim sanatının en canlı tasvirlerinden biri kabul edilir.

Michelangelo-cut_out_black1519 yılında Cosimo de’ Medici’nin soyunun son temsilcisi Lorenzo de’ Medici’nin ölmesiyle Michelangelo, onla birlikte genç yaşta ölen Nemours Dükü Giuliano’nun mezarlarının konulduğu kiliseye iki ünlünün heykelini yapar. 1534’te Papa III. Paulus’un heykeltıraşı ve mimarı yapılan Michelangelo’ya Sistine Kilisesi’nin sunak duvarına bir ‘Kıyamet Günü’ tasviri yapmasını ister. Meryem’in Göğe Yükselişi, İsa’nın Vaftizi ve Musa’nın Hükmü’nün anlatıldığı freskler süsler bu duvarı.

Kıyamet Günü tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa IV. Paulus ise, tablodaki imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü belirterek Michelangelo’dan tabloyu biraz daha ‘düzgün’ hale getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olur: “Papa’ya söyleyin, bu küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir. Önce kendisi yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, sonra da bu tablo da aynı uygunluğa girecektir.” Michelangelo’nun yaşadığı çağ, kendisiyle boy ölçüşebilecek derecede yetkin ressam ve heykeltıraşçılara da tanıktır aynı zamanda.

Bunların başında Rafael ve Leonardo Da Vinci gelir. Bu sanatçılar arasında keskin ancak hoşça bir rekabet vardır. Anlatılan bir öyküye göre, sanatçının rakiplerinden Rafael ve Bramante, işbirliği yaparak Michelangelo’ya Sistine Kilisesinin işini verdirmeye çalışırlar. Böylelikle, kendini ressamdan çok bir heykeltıraş olarak kabul eden Michelangelo, bu işi kabul etmeyerek Papanın gözünden düşecektir. Hayatının son dönemini Roma’daki Aziz Peter Kilisesi’nin mimarı olarak geçiren Michelangelo 18 Şubat 1564’te 89 yaşında ölür.

Rönesans sanatına benzersiz bir etkide bulunan Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra asıl olarak, insan formunu her açıdan tasvir edebilmek için kadavralar üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma sanatından devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışır. Batı resminin babası olarak bilinen Giotto’nun resmindeki doğallık ve gerçekçilik ile 15. yüzyıl başında tam olarak anlaşılabilen derinlikte perspektif olgusunu geliştirip kendi tarzına temel yapan Michelangelo onlarca heykel, freske imza atıp Roma’nın yeniden inşa ve düzenlenmesinde de önemli görevler almıştır.Onu idolü olarak seçen birçok kişi vardır.