Şunun için etiket arşivi: Belgesel

Sizlerden gelen elektronik postalarda 31. İstanbul Film Festivali programı soruluyordu. Açıklanan Belli başlı programlar aşağıdaki gibi olup daha detaylı bilgiyi http://film.iksv.org/tr/program adresinden edinebilirsiniz. İyi seyirler.


 Festival sponsorluğunu bu yıl sekizinci kez AKBANK’ın üstlendiği 31. İstanbul Film Festivali, 31 Mart–15 Nisan tarihlerinde yapılacak. Gösterdiği filmlerin niteliği ve çeşitliliğiyle önder konumunu koruyan İstanbul Film Festivali, bu yıl da sinemaseverlere 20’nin üzerinde bölümde 200’ün üzerinde filmden oluşan programının yanı sıra ünlü konuklar, usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri, ustalık sınıfları ve konserlerle dolu dolu iki hafta vaat ediyor.

Her zaman olduğu gibi sinemaseverlere oldukça zengin bir içerik sunacak festival programında bu yıl 2011 ve 2012’nin yeni yapımlarından sinemanın unutulmaz klasiklerine ve usta yönetmenlerinin başyapıtlarına seçmeler, Ocak ayında Sundance ve Şubat’ta Berlin’de dünya prömiyerlerini yapan filmlerden, Uluslararası Altın Lale, Ulusal Altın Lale ve FACE İnsan Hakları yarışmalarına, belgesellerden çocuk filmlerine uzanan geniş bir yelpazede filmler izleyicilerle buluşacak. Festivalde, İKSV’nin 40. yılı için hazırlanan “Sinema ve Müzik” başlıklı bölümün yanı sıra “Devrimin Filmini Çekmek”, “Yunanistan’da Neler Oluyor?”, “Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia”, “Aile İçinde” gibi yeni bölümler ve Mark Cousins’in The Story of Film: An Odyssey  / Filmin Hikayesi: Uzun ve Maceralı Bir Yolculuk adlı 15 saatlik filminin özel gösterimi dikkat çekiyor.

FESTİVAL BİLETLERİ NE ZAMAN, NEREDE?
İstanbul Film Festivali biletleri 17 Mart Cumartesi günü saat 10.00’da satışa çıkıyor. Sinemaseverler biletlerini Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City’s) ve Kadıköy’de Rexx sinemalarında açılacak gişelerden, Biletix satış noktalarından, Biletix çağrı merkezinden (0216 556 98 00) ve biletix.com’dan satın alabilecek.

Festivalde bilet fiyatları, tam 15 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için 9 TL olacak. Festivalde hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli fiyat uygulaması bu yıl da devam edecek; hafta içi gündüz seansları yalnızca 5 TL.

Lale Kart sahipleri her zaman olduğu gibi yine biletlerini öncelikli ve indirimli almaya devam ediyor. Üniversite ve lise öğrencileri için hazırlanan PasoFilm! kartı bu yıl da festival boyunca özel avantajlar sağlamaya devam edecek. Festival Sponsoru AKBANK’ın Axess kart sahipleri ise (hafta içi gündüz seansları hariç) Festival boyunca satın alacakları biletlerde %20 özel indirimden yararlanacak.

FESTİVALDE SİNEMA ONUR ÖDÜLLERİ
İstanbul Film Festivali’nin 30 Mart Cuma akşamı Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda yapılacak Açılış Töreni’nde sinemanın beş önemli ismine İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü takdim edilecek.

Sinema Onur Ödülleri bu yıl Türkiye’den, sinemaya imza atan dört büyük isme veriliyor: Yönetmen Ali Özgentürk, Türk Sineması’nın unutulmaz oyuncuları Ayşen Gruda ve Halit Akçatepe ile Türkiye’nin ilk kadın sinema eleştirmeni Sevin Okyay. 2008’de çektiği Liverpool güzellemesi Zaman ve Şehre Dair’in ardından yeni filmi merakla beklenen usta yönetmen Terence Davies de festivalin açılış töreninde Sinema Onur Ödülü’nü almak üzere İstanbul’da olacak bir diğer önemli sinemacı. İngiliz yönetmenin, başrolünde Rachel Weisz’in yer aldığı son filmi The Deep Blue Sea / Aşkın Karanlık Yüzü 31. İstanbul Film Festivali Açılış Filmi olarak gösterilecek. The Deep Blue Sea festivalde ayrıca “Yıllara Meydan Okuyanlar” bölümü kapsamında izleyicilerle buluşacak. Terence Davies, ayrıca festival kapsamında bir de sinema dersi verecek. “Belirsizliğin Keyfi ve Tehlikeleri” başlıklı sinema dersi, 31 Mart Cumartesi günü 16.00’da Salon’da gerçekleştirilicek.

Ali Özgentürk’ün 1981 yılında çektiği bol ödüllü At, Ayşen Gruda’yla Halit Akçatepe’nin birlikte rol aldığı, Ertem Eğilmez’in kültleşmiş Süt Kardeşler ve Ayşen Gruda’nın ‘Kam Ana’ karakterini canlandırdığı Ezel Akay’ın Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? filmleri de festival kapsamında gösterilecek.

ULUSAL YARIŞMADA 12 FİLM
Festivalde bu yıl, 2011–2012 sezonunda yapımı tamamlanan 12 film, Ulusal Altın Lale ödülü için yarışacak. 31. İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışma jüri başkanlığını, yönetmen, senaristi, şair ve yazar Murathan Mungan üstlenecek. Ulusal Yarışma Jürisi festivalde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Müzik ve Jüri Özel Ödülü olmak üzere toplam 9 dalda ödül verecek.

Ulusal Yarışma Jürisi’nin seçeceği En İyi Film 150.000 TL, En İyi Yönetmen 50.000 TL, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu 10.000’er TL ile ödüllendirilecek. İlk kez 2011 yılında para ödülüyle desteklenen Jüri Özel Ödülü bu yıl Efes tarafından verilmeye başlanıyor. Altın Lale Ulusal Yarışma’ya katılan filmler arasından Onat Kutlar anısına verilecek Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmin yönetmenine bir sonraki filminin yapımında kullanılmak üzere Efes tarafından 30.000 Amerikan Doları ödül verilecek.

Altın Lale Ulusal Yarışma’da ödül için bu yıl 12 film jüri karşısına çıkacak. 3 tanesinin Türkiye,
4 tanesinin dünya prömiyerini yapacağı yarışma filmleri şöyle:

Tepenin Ardı / Emin Alper (Türkiye Prömiyeri)
Ben Uçtum, Sen Kaldın / Mizgin Müjde Arslan (Dünya Prömiyeri)
İz-Rêç / M. Tayfur Aydın
Lal Gece / Reis Çelik (Türkiye Prömiyeri)
Can / Raşit Çelikezer
Yeraltı / Zeki Demirkubuz
Babamın Sesi / Orhan Eskiköy & Zeynel Doğan (Türkiye Prömiyeri)
Ana Dilim Nerede? / Veli Kahraman (Dünya Prömiyeri)
Yurt / Muzaffer Özdemir
Ferahfeza / Elif Refiğ (Dünya Prömiyeri)
Şimdiki Zaman / Belmin Söylemez (Dünya Prömiyeri)
Nar / Ümit Ünal

 

Akbank 8. Kısa Film Festivali başlıyor!

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinemadünyasından 21 konuğun yer aldığı festival, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Festivale 557 film başvurdu Akbank 8. Kısa Film Festivali, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Akbank Sanat’tan yapılan açıklamaya göre, 20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali, 10 gün boyunca ücretsiz takip edilebilecek.

Festivalin “Uluslararası Bölüm”ünde bu yıl, Türkiye, AlmanyaABDİspanyaFransa, Belçika,Brezilya, Polonya, Finlandiya, Küba, Polonya, Kolombiya, Arjantin, Avustralya, Norveç, Macaristan, İtalyaİsrail, Güney Kore ve Kanada’dan gelen kısa filmlerin yanı sıra, Cannes, Clermont-Ferrand, Rotterdam, Milano, Berlin, Sydney gibi dünyanın saygın film festivallerinde gösterilen ve ödül alan kısa filmler de sinemaseverlerle buluşacak.

Festivalin “Kısadan Uzuna” bölümü, bu yıl yönetmen Ümit Ünal’ı konuk edecek. Uzun metraj filmlerinden sonra kısa filmler çeken ve kısa filme olan ilgisi ile tanınan Ümit Ünal’ın baştan sona dijital olarak çekilen ilk Türk filmi olan “9” ve kısa filmleri festival kapsamında seyircilerle buluşacak. Ünal Ayrıca “Kısadan Uzuna” başlıklı söyleşide sinema serüvenini kısa filmcilerle paylaşacak.

Can Dündar’a ayrılan “Belgesel Sinema” bölümünde, yönetmen Dündar’ın “Yılmaz Güney”, “Aşk Bu mu” ve “Tan Baskını” isimli belgeselleri gösterilecek. Ayrıca Can Dündar, “Belgesel Sinema” başlıklı söyleşide deneyimlerini paylaşmak üzere festival izleyicileriyle bir araya gelecek.

“Deneyimler” bölümünün konuğu olan Almanyalı görüntü yönetmeni Sebastian Wiegartner, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptığı “Shooting with HD-DSLR” atölyesi ile festivale derinlik katacak. Sebastian Wiegartner, festivaldeki söyleşisinde, HD-DSLR kameralarla çekim yapmanın inceliklerini ve dijital sinemada görüntü estetiği konularını anlatacak.

“Canlandırma Kısalar” bölümünde, Türkiye’den ve dünyadan 19 canlandırma kısa film örneğine yer verilecek.

Bu yıl belgesellerden oluşan “Özel Gösterim” bölümünde ise Rüya Arzu Köksal’ın “Bir Avuç Cesur İnsan”,Aysim Türkmen’in “Galata Kulesi Sokak No:23”, Mehmet Özgür Candan’ın “Geçmiş Mazi Olmadı” ve Selim Evci’nin “Kırmızıyı Arayan Adam” adlı filmleri izleyicilerle paylaşılacak.

Söyleşiler

Festival, söyleşileri ile de sinema dünyasının ünlü isimlerini sanatseverlerle bir araya getirecek. Yönetmen Aysim Türkmen, Erol Mintaş, Umut ral ve Emre Akay “Kısa Filmde Söz Yönetmenlerin”, Cahit Berkay, Selim Demirdelen ve Murat Ertel “Sinemada Müzik”, avukat Erdem Türkekul, BİROY Başkanı Atilla Engin ve SENDER Başkanı Nilgün Öneş “Telif Hakları”, Laçin Ceylan, Akasya Asıltürkmen, Türkü Turan ve Melih Selçuk “Oyuncu Gözüyle Kısa Film” başlıklı söyleşide sinemaseverlerle buluşacak.

Festival boyunca Akbank Sanat’ta “Işıl Özgentürk ile Senaryo”, “Derya Alabora ile Oyunculuk”, “Bora Gökşingöl ile Kurgu”, “Mehmet Aksın ile Görüntü Yönetmenliği” ve “Sebastian Wiegartner ile Shooting with HD-DSLR” atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.

Akbank 8. Kısa Film Festivali jürisi, her yıl olduğu gibi bu yılda üç farklı kategoriden oluştu. Festivalin, 372 filmin başvurduğu yarışmalı bölümü “Festival Kısaları”nı oluşturan ön eleme jüri kurulunda, belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci yer aldı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”ini belirleyecek kurmaca kategorisi jüri kurulu, yapımcı Zeynep Özbatur, oyuncu Uğur Polat, sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan, yönetmen Seren Yüce ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’dan oluştu.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek belgesel kategorisi jüri kurulunda ise yazar Yekta Kopan, belgesel yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, gazeteci ve sinema yazarı Burçak Evren, Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer aldı.

“En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” yönetmenleri Akbank Sanat tarafından 8 bin lira ile ödüllendirilecek.

 

200 film gümbür gümbür geliyor

31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek ”31. İstanbul Film Festivali”nde, 200’ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak

Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart’ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi.

Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış bir Türk yönetmenin bize destek vermesinden çok mutlu olduk. Murathan Mungan da ulusal yarışmamızın jüri başkanı olacak. Bu yıl ulusal yarışmamız çok iddialı olacak çünkü birçok filmin Türkiye ya da dünya prömiyerini ilk kez İstanbul’da yarışma sırasında görecek izleyicilerimiz. Çok sayıda konuk da gelecek. O konuklardan biri de Marjane Satrapi olacak. Animasyon bir yapım olan ”Persepolis” adlı filmiyle ilgi çeken yönetmen, yabancı film Oscar’larında son 5’e kalmıştı. Satrapi’nin son filmi ‘Chicken Plums” da festival kapsamında gösterilecek.”

Gelen ünlü yönetmen ve oyuncuların, sinema sohbetleri, paneller aracılığıyla seyirciyle buluşmasını sağlayacaklarını belirten Tan, ”Bu söyleşiler çok ilgi, görüyor üstelik tüm bunları ücretsiz yapıyoruz. Yine jüri başkanımız olan Nuri Bilge Ceylan da bir sinema dersi verecek” dedi.

Ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmalarının dışında, bir de İnsan Hakları yarışmasının düzenleneceğini dile getiren Tan, ”Belgesellerden çocuk filmlerine, deneysel filmlerden, genç yönetmenlerin filmlerine kadar çok farklı bölümlerimiz olacak. Bu yıl aynı zamanda ‘Çin Yılı’nı kutluyoruz. 2014’te de Çin de ‘Türkiye Yılı’ olacak. Karşılıklı bir işbirliğimiz söz konusu. Çin ile özel bir işbirliği gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

“MÜTEVAZI BİR BÜTÇEYLE FESTİVAL YAPIYORUZ”
Azize Tan, Türkiye’de sürekli yapılan bir organizasyonun dünyadaki benzerleriyle kıyaslandığını, ”Niye biz bir Berlin ya da Cannes olamıyoruz?” diye sorulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, İstanbul Film Festivali, organizasyonun içeriği ve düzenlenmesi açısından yurt dışındaki örnekleriyle hakikaten aynı seviyede, aşağı kalır bir yanı yok. Üstelik bunu da onlara göre çok mütevazı bir bütçeyle yapıyoruz. Ama iş alt yapıya geldiğinde biz ne yazık ki çok geride kalıyoruz. Büyük festivaller, içinde bulundukları belediyeler ve hükümetler tarafından çok ciddi destekler alıyor. Bunların birer festival sarayları var. Mesela Berlin Film Festivalinin 2 bin kişilik bir sarayı var. Ses ve görüntü kalitesi çok iyi.”

“SİNEMALAR TEK TEK KAPANIYOR”
Yıllardır Beyoğlu’ndaki sinemalarda festival düzenlediklerini söyleyen Tan, sinemaların tek tek kapanmasının kendilerini çok etkilediğini belirtti.

Azize Tan, Türk sinemasında çok genç ve dinamik bir kuşağın yetiştiğine dikkati çekerek, ”Çok açıklar, dünya ile irtibat halindeler. Ancak hala Türkiye’de sinemanın endüstrileştiğinden bahsedemeyiz. O anlamda son dönemde Sinema Telif Hakları Müdürlüğünün Sinema ve Telif Hakları Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmasını çok anlamlı buluyorum. Böylece tamamen sinemaya odaklanmış yeni bir birimin Kültür Bakanlığı içinde olması çok önemli. Ama hala sinemayla ilgili bazı problemler var. Türkiye de bir film enstitüsünün olmaması Türkiye sinemasının tek bir elden idare edilememesine neden oluyor. Oysa her ülkenin ulusal film enstitüsü bulunuyor. Türk filmlerinin yurt dışı tanıtımları da daha kurumsallaşmış bir şekilde yapılmalı.”

“DİZİ SEKTÖRÜNÜN POPÜLARİTESİ SİNEMAYI TETİKLEYEBİLİR”
Türkiye’de dizi sektörünün önemli bir noktaya geldiğine vurgu yapan Tan, ”Dizi sektöründeki bu başarıyı Türk sineması da yakalayabilir. Dizilerin yarattığı bu popülarite Türk filmlerini destekleyebilir. Bunlar sektörel anlamda birbirini besleyen şeylerdir. İki sektörün güç birliği yapması Türk sinemasını önemli yere getirecektir” dedi.

Azize Tan, 31. Film Festivalinin, İKSV’nin 40. yılına denk gelmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade ederek, açılışın Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılacağını söyledi.

Tan, 31 Mart–15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında her yıl dağıtılan ”Sinema Onur Ödülleri”nin Türk sinemasına yıllar boyu emek veren yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ile Halit Akçatepe ve Türkiye’nin ilk kadın film eleştirmeni Sevin Okyay’a takdim edileceğini kaydetti.

Festivale 300’ün üzerinde yabancı konuk geleceğini, yabancı gazeteciler ve eleştirmenlerin katılacağını belirten Tan, şunları kaydetti:

”İstanbul Film Festivali her geçen yıl adını biraz daha fazla duyuruyor. O yüzden bir çok önemli konuk kendi isteğiyle gelme, Türk sinemasıyla tanışma talebinde bulunuyor. Ancak siz bu insanları ağırlayacak bir sinema salonuna sahip değilseniz, bütçenizde devlet ve belediye katkısı çok sınırlıysa, sinemanızı geliştirmeniz çok zor oluyor. Elinizdeki olanaklarla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Yapmak istediğimiz çok şey var. Zira İstanbul’un adını taşıyan bu festival için biraz daha destek almak ve mekan sorunlarımızı aşmak istiyoruz. İstanbul bir cazibe noktası haline gelmişken, 31 yıldır başarıyla devam eden bu festivali biraz daha destekle çok daha iyi yerlere getirebileceğimize inanıyorum.”

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği kurucu üyelerinden ve aynı zamanda Derneğimizin Genel  Sekreterliğinin yanı sıra derneğimizin sahibi olduğu M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu Resim Eğitmeni, Heykel Sanatçısı  Ş. Hale ŞAKARÜRKMEZGİL ’inde eserleri ile katılacağı BRHD ’nin ( Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği ) düzenlemiş olduğu “ 42. Yılı için 142 sanatçı ” sergisi 12 – 31 Mart 2012  tarihinde Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde açılıyor.

142 sanatçı ve eserlerinin yer alacağı sergide, Heykel Sanatçısı  Ş.Hale Şakar ÜRKMEZGİL ; 4 heykel ve 4 Tuval üzerine desen çalışması ile katılacak.

Sergi boyunca, halkın da katılımı ile canlı modelden desen çizimi, panel, müzik ve belgesel gösterimlerine BRHD, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde ev sahipliği yapacak.

Heykel Sanatçımız Sayın Ş.Hale Şakar ÜRKMEZGİL’ İn kısa öz geçmişi;

Heykel Sanatçısı, Ş.Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL ‘in Artev Sanat Galerisinde açacağı kişisel sergisine tüm sanatseverler davetlidir.

Heykel Sanatçısı  Ş.Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL; 1973 Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Grafik-Serbest İllüstrasyon Bölümü’nden mezun oldu.

1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe Art Direktör ve Kreatif Direktör olarak çalıştı.

1989 yılında heykel çalışmalarına seramik ile başladı. Çalışmalarını figüratif tarzda mermer yontu ve bronz döküm ile sürdürmekle birlikte pastel ağırlıklı resim çalışmalarına da devam etmektedir.

Yurtiçinde 15, yurtdışında Hannover, Köln ve Lefkoşa’da olmak üzere üç kişisel sergi açtı.

Umut Vakfı ‘Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış’ heykel yarışması ‘Onun Silâhı Sevgi’ seçici kurul teşvik ödülünü aldı.

Fransa ‘Roumaziéres – Loubert-Sculptures dàrgile’ performans yarışmasına (2003) katıldı.

Pek çok yerli ve yabancı koleksiyonlardaki eserlerinin yanı sıra, Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda  ‘Sevgi Emektir’ heykeli bulunmaktadır.

 

Sergi Açılış Tarihi : 12 Mart 2012, Pazartesi

Sergi Açılış Saati     : 18:00

Sergi Süresi                :  12 – 31 Mart 2012

Adres                              :  Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi

Kennedy Cad. No:4 Kavaklıdere / ANKARA

 

Bu yıl 19-29 Mart 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Akbank Kısa Film Festivali kapsamında gerçekleştirilecek “Kısa Film Yarışması”nın ön eleme sonuçları belli oldu

Festivalin yarışma ve yarışma dışı kategorilerine bu yıl toplam 557 filmin başvurdu.

Belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci’den oluşan ön eleme jüri kurulunun değerlendirmesi sonucu, yarışmalı bölüme katılan eserler arasından 20 kurmaca film ve 10 belgesel olmak üzere toplam 30 kısa film “Festival Kısaları” bölümünde izleyicilerle buluşmaya hak kazandı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”i seçecek Kurmaca Kategorisi Jüri Kurulu; Yapımcı Zeynep Özbatur, Oyuncu Uğur Polat, Sinema Yazarı Cüneyt Cebenoyan, Yönetmen Seren Yüce ve Akbank SanatMüdürü Derya Bigalı’dan oluşuyor.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek Belgesel Kategorisi Jüri Kurulu’nda ise; Yazar Yekta Kopan, Belgesel Yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, Gazeteci ve Sinema Yazarı Burçak Evren ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer alıyor.

Ana jürinin değerlendirmesinin ardından düzenlenecek festivalin ödül töreninde, “En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” 8.000 TL ile ödüllendirilecek.

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali’nin kapısı 10 gün boyunca herkese açık olacak ve tüm etkinlikler ücretsiz olarak Akbank Sanat’ta izlenebilecek.

Ayrıca film gösterimleri, Akbank Sanat’ın kafesinde de eş zamanlı olarak gösterilecek.

Dünya festivallerinden filmlerle Akbank 8. Kısa Film Festivali’nde buluşmak  ve detaylı bilgi almak için www.akbankkisafilm.com ya da www.akbanksanat.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Ön elemeyi geçen kurmaca filmler

1. Tolerans- Besi Adut
2. Musa- Serhat Karaaslan
3. Jerry- Kaan Müjdeci
4. Dua- Tuna Balkan
5. Kahverengi ve Siyah- Bedir Afşin
6. Sessiz- L.Rezan Yeşilbaş
7. Gerayîş- Çetin Baskın
8. Korkuluk- Adem Demirci
9. Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır- Kerem Keskin
10. Asker- Murat Çetinkaya
11. Saman Makinası- Ersin Mert
12. Tam Ekran- Barış Hancıoğulları
13. Mi Hatice- Denis Metin
14. Başlangıç- Yiğit Evgar
15. La Quatorziéme- Hüseyin Aydın
16. Bağ- Mehmet Kemal Bayrak
17. Onaksibir- Can Emre
18. Baydara “Edra’nın Kaderi”- Can Eren
19. Ali Ata Bak- Orhan İnce
20. Alala- Ahmet Baturay Tavkul

Ön elemeyi geçen belgesel filmler

1. Sahnenin Haykırışı- M. Cengiz Tünay
2. Dinozor – Zümrüt Çavuşoğlu
3. Ben Geldim Gidiyorum- Metin Akdemir
4. Cneydo- Hüdai Ateş
5. Dışardakiler- Hüseyin Aydın
6. Susmaz Sokak- Elif Mermer
7. Ekmeğin Hakkı- Ayhan Aslan
8. Yalnızlığın İki Yüzü- Serhat Çatak
9. Kadim- Okan Avcı
10. Pantolon Balığı- Kurtuluş Yiğit Demiralp, Emre Karakaş

“Yarışma Dışı Gösterim” bölümünde gösterilecek filmler

1. Rüzgarın Çocukları- Ahmet Çadırcı
2. Nolya- M. Cem Öztüfekçi
3. Kelimeler ve Teyze- Nazlı Dönmez
4. Ekmek- Koray Sevindi
5. Gel-git- Akile Nazlı Kaya
6. Kahve Molası- Emre Ergenç
7. Ayn- Nefes Polat
8. Ekmeğim- Hakan Ün
9. Yol Hikayesi- E. Mert Kökver
10. Memur – Mehmet Emin Yıldırım

84. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. “The Artist” beş dalda Oscar kazanarak yılın filmi oldu. “Hugo” teknik dallarda beş Oscar aldı. En İyi Kadın Oyuncu ise Meryl Streep seçildi.

Sinema dünyasının akademi ödülleri Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Los Angeles kentinde, Kodak Tiyatrosu’nda yapılan bir törenle açıklandı.

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nce verilen ödüllerin sunuculuğunu Billy Crystal yaptı. Gecede yılın filmi The Artist oldu.

Siyah-beyaz ve sessiz film olan The Artist hem En İyi Film ödülünü kazandı, hem de yönetmeni Michel Hazanavicius ve başrol oyuncusu Jean Dujardin’e Oscar getirdi. 10 dalda aday gösterilen The Artist, beş dalda akademi ödüllerinin sahibi oldu. En İyi Film ödülü 1929’da sessiz film olan Wings’den sonra ilk defa sesiz bir esere verilmiş oldu.

Meryl StreepMargaret Thatcher‘ı canlandırdığı Iron Lady ile en iyi kadın oyuncu seçilerek üçüncü kez Oscar aldı. Streep, bugüne kadar 17 kez Oscar’a aday gösterildi.

Ödüllerin diğer çok beğenilen filmi 11 dalda aday olan Martin Scorsese imzalı Hugo, sadece teknik dallarda beş Oscar kazandı. Hugo, Görüntü Yönetimi, Sanat Yönetimi, Görsel Efekt, Ses Kurgusu ve Ses Miksajı dallarında ödüle layık görüldü.

Yardımcı Oyuncu dalında Oscar ödülleri The Help ileOctavia Spencer‘a ve Beginners ile Christopher Plummer‘a verildi. 82 yaşındaki Christopher Plummer, altın heykeli kazanan en yaşlı oyuncu oldu. Plummer, ödülünü alırken altın heykelciğe, “Biliyor musun, benden sadece 2 yaş büyüksün” dedi.

En İyi Orijinal Senaryo Oscar’ını Midnight in Paris ile Woody Allen, Uyarlama Senaryo Oscar’ını ise The Descendants ile Alexander Payne kazandı.

Yabancı Film dalında Oscar İran’a gitti. Ashgar Farhadi‘nin yönettiği A seperation en iyi yabancı film Oscarı’ını aldı.

3 saat 10 dakika süren 84. Oscar töreni, 225 ülkede canlı yayınladı. (IC)

İŞTE ÖDÜLLER:

En iyi film Ödülü: 
The Artist

En İyi Kadın Oyuncu:
Meryl Streep/The Iron Lady

En İyi Erkek Oyuncu:
Jean Dujardin/The Artist

En İyi Yönetmen:
Michel Hazanavicius/The Artist

En İyi Kısa Animasyon:
The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore/William Joyce, Brandon Oldenburg

En İyi Kısa Metraj Belgesel:
Saving Face/Daniel Junge, Sharmeen Obaid-Chinoy

En İyi Kısa Film:
The Shore/Terry George, Oorlagh George

En İyi Orijinal Senaryo:
Woody Allen/Midnight in Paris

En İyi Uyarlama Senaryo: 
Alexander Payne ve Nat Faxon & Jim Rash/The Descendants

En İyi Şarkı: 
Man or Muppet/The Muppets

En İyi Müzik: 
The Artist/Ludovic Bource

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: 
Christopher Plummer/Beginners

En İyi Görsel Efekt: 
Hugo/Robert Legato, Joss Williams, Ben Grossmann, Alex Henning

En İyi Animasyon: 
Rango/Gore Verbinski

En İyi Uzun Metraj Belgesel:
Undefeated/Daniel Lindsay, T.J. Martin, Rich Middlemas

En İyi Ses Kurgusu: 
Hugo/Philip Stockton, Eugene Gearty

En İyi Ses Miksajı:
Hugo/Tom Fleischman, John Midgley

En İyi Kurgu: 
The Girl With The Dragon Tattoo/Angus Wall, Kirk Baxter

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Octavia Spencer/The Help

En İyi Yabancı Film:
Jodaeiye Nader az Simin (A Separation)/Asghar Farhadi (Iran)

En İyi Makyaj:
The Iron Lady/ Mark Coulier, J. Roy Helland

En İyi Kostüm Tasarımı:
The Artist/Mark Bridges

En İyi Görüntü Yönetmeni:
Hugo/Robert Richardson

En İyi Sanat Yönetmeni:
Hugo/Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo

 

Bu yıl “Maceraya Hazır Ol” temasıyla yola çıkan 7. Dağ Filmleri Festivali, 7-11 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek.

 Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin, dağ, keşif ve macera konulu ilk ve tek film festivaline, Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ve Pusula Sanat Galerisi ev sahipliği yapacak.
Dünya festivallerinde gösterilen 500’den fazla film arasından belirlenen 2012 seçkisi, 20’si yerli 35’i yabancı olmak üzere toplam 55 filmden oluşacak.
Festival bu film adedi ile kendi film gösterim rekorunu da kıracak. Filmler, “Ülkemizden”, “Dünyadan”, “Keşif Ruhu”, “Doğa-Çevre-İnsan”, “Su Dünyası”, “Bisiklet”, “Kayak” ve “Doğa Filmleri Yarışması Finalistleri” olmak üzere 8 tema başlığı altında toplanacak.
Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra çevre ve doğa belgeselleri ile gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alacak.
Bu yılın en çarpıcı teması “Dünyadan” ile The North Face sponsorluğunda 8 film beyaz perdeye yansıyacak. Bu tema altında gösterime girdiği 49 festivalden topladığı 13 ödül ve çarpıcı kurgusu ile dikkatleri çeken “Soğuk” adlı film de bulunuyor.
Festivalde Samsun’dan Japonya’ya unutulmaz ve serüven dolu bir yolculuk yapan Gürkan Genç’in olağan dışı yolculuğunu anlattığı “Demir Atlı Adam” adlı film de gösterilecek.
Yerli ve yabancı toplam 8 öyküyü içeren “Doğa, Çevre ve İnsan” bölümünde, dünya festivallerinde 19 ödül toplayan “Kırık Ay” da izleyiciyle buluşacak.
Tüm film gösterimlerinin ücretsiz gerçekleştirileceği festival kapsamında, kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenlenecek.

 

Geleceğe anılarınızı nasıl bırakmak istersiniz ?” sorusuna büyük çoğunluğumuz genelde “fotoğrafla” cevabı verir. “An”ın ölümsüzleştirilmesi veya detayların yakalanması ya da bir haberin aktarılmasında ya da gündelik hayatta her zaman karşılaştığımız ama olağan üstülüğüne dikkat etmediğimiz olay, renk  ve  beklide duyguları aktarma, haberleşme ve sanatlaştırma yöntemlerinden biride elbette  fotoğraf çalışmalarıdır. Kimlik kartımızdan tutunda geleceğe anılarımızı bırakmaya kadar  pek çok açıdan hayatımıza dahil olan bu yöntemin sanat olup olmadığından öte” hangi fotoğrafın” sanat olduğunu tartışmak daha doğru gibi.

Durum böyle olunca artık fotoğraf çekme imkanlarının bu kadar gelişken hale gelmeden önceki durumunu merak ettiğiniz olmadı mı? Aşağıdaki yazımızda fotoğrafın geçmişini bulacaksınız…

Yazıyı okuduktan sonra eğer sizde fotoğraf  konusunda eğitim almak veya aldığınız eğitimi pekiştirmek ve bir ileri düzeye çıkartmak istiyorsanız sizleri de bekliyoruz. Yeni dönem Fotoğraf kursuna ön kayıt yaptırın (Lütfen Tıklayın) ve sizlerde  Nar Sanat Ailesine katılın.. Elbette aldığınız eğitim sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız. 

 Fotoğrafın Kısa Geçmişi

 

ilk fotoğraf makinası nicephore 1816-22

Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. Bunun temeli ise Sümerler’den beri bilinen şu ana ilkeye dayanıyordu :  Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı.

Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü, yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak  kullanılan  bir araçtı.

19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık gümüşü karartarak, negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı.

 

 

ilk fotoğraf View_from_the_Window_at_Le_Gras,Joseph_Nicéphore_Niépce

 

Alman bilim adamı Johann Heinrich Schulze, günümüzdeki karanlık oda tekniklerine yakın bir teknikle, duyarlı tabaka üzerine koyduğu yarı saydam maddelerin izlerini elde ederse de, o da bunların kararmasına engel olamamıştır.

Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması, ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 (kimi kaynaklar bu tarihi 1827 olarak yazar) yılında gerçekleştirilmiştir. Niépce, üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozladıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Elde edilen kalıptan yapılan litografi baskısı sonucu çıkan ilk görüntü ise tarihe geçti. Sonuçta Niepce bir görüntü elde etti.

Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı. Fotoğraf tarihinin bu ilk örneği bir çok el değiştirmiştir Niépce tarafından 1827’de Londra’daki Royal Society’nin üyesi Dr. Bauer’e teslim edilen eser yüzyıl içinde iki kez açık artırmayla satılır. 1898’de Londra’da sergilendikten sonra, elli yılı aşkın  bir süre ortadan kaybolur. Görüntü bu dönemde  Londra’da emanete verilmiş bir sandıkta unutulmuştur.  Ancak Fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Helmut Gernsheim’ın araştırmaları sayesinde, sonunda unutulduğu  yerden çıkarılır. Gernsheim , eseri 1964’te Texas Üniversitesi’ne bağışlar.

 

ilk fotograflardan

Niépce’in bu araştırmalardan o tarihe doğru haberdar olan Daguerre, dioramalarını geliştirirken yararlandığı karanlık odada elde edilen görüntüleri sabitlemeyi yıllardır düşlemektedir. İki adamın 1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Bunun üzerine Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir.

1837’de yöntemi son biçimini almıştır: Yuda bitümüyle duyarlı kılınmış bir bakır plaka kullanmakta, karanlık odada üzerine ışık düşürülen bu plakadaki gizli görüntüyü daha sonra cıva buharıyla açığa çıkarmakta ve ayrıntılarda çok büyük bir inceliğe ve kesinliğe sahip bir görüntü elde etmektedir.  Ürünü piyasaya sürme konusundaki ilk girişiminde başarısızlığa uğrayan Daguerre, resmi çevrelerden destek almaya çalışır: 1838’de temas geçtiği François Arago, bu yöntem karşısında coşkuya kapılır

Arago’nun 1839’un hemen başında duyurduğu haber, tarihi inanılmaz biçimde hızlandırır. Görüntülerin üretiminde kullanılan  yöntem hakkında hiçbir bilgi sızdırılmaması her türlü spekülasyona kapı açar.  Bazıları sihirden söz ederken, karanlıktaki köşelerinde çıkan kimileri de kendilerini tanıtıp Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia ederler; bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir.

İtirazların en kayda değeri İngiltere’den gelir; William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine Fotoğraf yöntemini tanıtır. Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif – pozitif yöntemini ortaya çıkararak, aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme Latince Calos(Güzel) dan gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot’un elde ettiği görüntü ters ve negatifti. Aynı yöntemle duyarlılaştırılan başka bir kağıda günışığı yardımıyla görüntü aktarılıyordu. Bu şekilde sayısız pozitif görüntü elde edilebiliyordu. Talbot’un sistemi Daguerre’inkine göre daha az yaygınlaşabildi. Çünkü kağıt negatifin yapısı, ayrıntıyı yok ediyordu. Elde etmeyi başardığı görüntülerle Fotoğraf tarihinin ilk sergisini açan Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk Fotoğraf stüdyosunu kurmuştur.

 

ilk portret

Ve Daguerre, nihayet 19 Ağustos 1839’da buluşunu tüm dünyaya “Daguerreotype” adıyla duyurdu. Gümüş iyodür kaplı bakır levhayı karanlık kutu içinde objeden yansıyan ışıkla pozlandırıp, cıva buharıyla geliştiriyor ve reaksiyonu durdurmak için ise, tuzlu eriyik içinde yıkıyordu. Bunun  sonucunda oluşan görüntü tek kopya olarak elde edilmekteydi. Eğer Fotoğrafçı özel aynalı bir kamera kullanmıyorsa, Fotoğraf sağ-sol yönünde ters bir şekilde oluşuyordu.

Daguerre, Niépce ile bir ortaklık anlaşması imzaladıktan sonra Chalon’a gelir. Artık Niépce’in  heliografi adını verdiği buluş, ikisinin ortak malıdır. Bu ortaklığa Daguerre olanak  ve ününü koyarken, Niépce buluşunu koymaktadır.  Yine  de Daguerre, Niépce’yi pek yavaş anlayıp desteklemektedir. Halk daha çok Daguerre’in adını anmakta ve buluşu ona maletmektedir.1822’de  Fotoğraf elde edilmişti ve Niépce  1833’de  öldü. Niépce’in ölümü üzerine oğlu, kontratın hukuki ortağı olur. Fakat Daguerre, Isidore’un mali yöndeki zaafından istifade ederek meseleyi halleder. Ayrıca birçok bilgin, bu endüstri çağının  yeni doğan  çocuğuna  ilgi duyarlar. Ocak 1839’da  Daguerre  tekniğini geliştirmiştir. İlk levhalarını Arago’ya gösterir. Yazar Jules Janin, “L’Artiste” dergisinde milletlerarası

tartışmalara yol  açan garip  açıklamalar  yapar. Fakat halk henüz  shiçbir “görüntüyle” karşılaşmamıştır. Aynı dönemde İngiltere’de Fox Talbot, Niépce’ in  heliografilerini  görmüştür ve kağıt  üzerinde  çalışmalarına devam etmektedir. Her ne kadar Daguerre ve Talbot gizlilik içinde çalışıp, bröve peşindilerse  de, başka bilim adamları Fransız  Faraday ve İngiliz Herschal fikirlerini açıklamaktadırlar. Herschal sodyum hiposülfiti tavsiye edip Fotoğrafçılara bu fiksatörü hediye eder.  Bu  sıralarda  Fransız  Hyppolite  Bayard  kağıt  üzerinde çalışmaktadır.

19 Ağustos 1839’da, Paris’de Louis Daguerre’in Fotoğrafik  yöntemini açıklaması herşeyin başlangıcı oldu.

Kısa bir süre sonra kentteki bütün  mağazalar Fotoğraf çekim malzemelerini  ısmarlayan  müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2000 kamera ve yarım  milyondan daha fazla Fotoğraf klişesi satıldı. 1853’de 10.000 Amerikalı  daguerreotypist üç milyon Fotoğraf üretti. Londra’lı  Fotoğrafçılar,  Fotoğraf çekmek için mekanlar ve  onları  geliştirmek için  karanlık  odalar kiraladılar. Londra  Üniversitesi  1856’da müfredatına  Fotoğrafçılığı da ekledi. Böylece yeni bir uğraş  ve yeni bir sanat doğmuş oldu.

Fotoğraf teknik olarak, pek  çok nesnenin  sınırsız  şekilde görüntülenmesi, anların yakalanmasıydı. Bütün meslek alanlarına açıktı.  Herkesin oynayabileceği  bir  oyundu.  Amatör  olarak  başlayan  bir   çok Fotoğrafçı hızla profesyonel oldu. Fotoğrafçılık bilimsel  buluşlarla ve teknolojik gelişmelerle yanyana giden bir sanattı.

Fotoğraf, bir ressamın yapabildiğini daha hızlı,  daha  ucuz ve daha gerçekçi olarak yapabilen  ilginç  bir teknikti.

Ressamların bir çoğu yeni sanatı hemen benimsedi, bazıları resimlerinin ön çalışmalarında kullandı. Bazıları da bu işten resimden  elde ettiğinden daha çok para kazandı. Ve bir çoğu da  bu yöntemin varlığından ürktü. Fotoğrafçıların  gelişiminden  en çok ürkenlerden biri de Maxime Du Camp’dı. Maxime Du Camp, gümüş  nitrat ve hiposülfit için parlak kırmızılarını, canlı renklerini terk eden ve karanlık odaya girmek için paletlerini atanlara “Acemi  ressamlar” diyerek onları küçümsedi.

ilk kadın portresi

Fakat sonuçta  Du  Camp’ ın kendisi de paletini atarak karanlık odaya girdi. Artık  bu tür değişimler  kaçınılmazdı. Sadece yeni sanatın  sağladığı sınırsız çeşitlilikler  değil , aynı zamanda Fotoğrafçılıktan elde  edilen gelir  de bu durumun belirleyicisi oldu. Portre,  Fotoğrafçılığın bir  çok branşından en çok kazançlı olan idi.  1849’da  yaklaşık 100.000 Paris’li Fotoğraflarını çektirdi. Bu yoğun ilgi  eleştirmen  Charles  Baudelaire’e şu sözleri söyletiyordu: “ Bizim  sefil  toplumumuz  bir parça metal üzerindeki  önemsiz  görüntüsüne bakmakta acele ederek Nearcissus gibi davrandı..”

Bütün  popülaritesine  rağmen daguerreotype on yıl  içinde seyrek  olarak kullanılmaya başlandı. Daguerre’nin  yeni buluşunu açıklamasından sadece 3 hafta sonra İngiltere’de  William Henry Fox Talbot bakır klişeler  yerine  görüntünün kalıcı olduğu  kağıtlar  bulduğunu açıkladı. Talbot, birçok deneyden sonra, calotype diye bilinen  yöntemi geliştirdi. Bu yöntem, daha önce de belirttiğimiz gibi modern Fotoğrafçılığın temeli olan  negatif pozitif  işlemini  oluşturdu. Calotype’in görüntüsü, daguerreotype kadar net değildi. Empresyonist resmin erken dönem karşılığı idi, fakat yarattığı yumuşak görüntü bir çekiciliğe sahipti. En önemli avantajı bir negatiften, istenilen sayıda baskı yapılabilmesiydi.

Her  bir daguerreotype sadece bir taneydi ve yeniden  üretilemezdi. Fakat calotype’da, negatifleri cam klişelerde yapmak için metodlar üretildiğinde geçerliliğini yitirdi. Cam negatiflerle daha hızlı baskılar ve belki de en önemlisi daha kısa ışıklama  süresi elde ediliyordu.

 

 

ilk renkli foto

1851’de  diğer  bir İngiliz, Frederick Scott  Archer,  cam üstünde  yayılabilen  ışığa  duyarlı  kimyasal  maddelerle  kaplı yapışkan  bir sıvı olan Collodion’u  buldu. Collodion  klişeleri, kısa  sürede  rutubetle  karşılaşmalı  ve  hemen   geliştirilmeli idi, çünkü  kuruduğunda, ışığa duyarlı olan kaplama  bozulurdu. Bu nedenle “Islak Klişe Yöntemi” diye adlandırıldı.

Bu buluşlar her yıl birbirini  izledi. Fotoğrafçılık  hala deneysel bir uğraştı ve bu işi üstlenen herkes tek başına bu  işi öğrenebilirdi. O  dönemde Fotoğrafçı, solüsyonlarını kendi  yapmak zorundaydı. Aynı zamanda  tozları  ezip  karıştırmak, objektifleri için merceklerini bulmak ve yerleştirmek zorundaydı. Kendi bakır, kağıt  veya cam baskısını kendisi  yapabilmeliydi. Çünkü Fotoğraf araçları  henüz  bir  bütün  olarak  bir  arada  bulunmuyordu. Bu şaşırtacak  kadar çok sayıdaki insan, zanaatkar  oldukları  kadar gerçek  birer sanatçıydılar. Fotoğrafçılığın estetik olanaklarını ve teknik potansiyelini de keşfettiler.

Fotoğrafın  ilk 20 yılında bugün Fotoğrafçıların  repertuarında olan her türden Fotoğraflar çekildi; manzaralar, natürmortlar, belgesel Fotoğraflar ve portreler.. Sonuçlar, şaşırtıcı  şekilde  başarılıydı. Manzaralar, genellikle Gustave Le Gray  tarafından görüntülendi ve Bisson kardeşler daha sonra yapılacak olan çalışmalar kadar dramatik ve çarpıcı Fotoğraflar çektiler.  Bütün bu  insanlar, kötü araçlar ve binbir güçlükle ulaşılan yeni  yöntemlerin zorlamasına rağmen zamanlarının en yüksek standartlarına erişti    1860  ‘lara girerken Fotoğrafçılar makineleriyle neleri yapabileceklerini artık  öğrenmişlerdi. Ve  artık “ne yapılması gerektiği” sorusuna yanıt aramaya  başlamışlardı.

en büyük fotoğraf makinalarından

 

 

Gelecek 20 yılda, Fotoğrafçılar bakış açılarını genişlettiler,  Fotoğrafçılığın  gerçek değerlerini ve  sınırlarını  tartıştılar. Gerçekten Fotoğrafçılığın dünyadaki rolü sorusunun doğrudan, açık ve basit bir cevabı yoktu. Sorunun cevabı, eline  kamerasını alan  her yetenekli insana göre değişiyordu.  Fakat  bu  dönemin uygulayıcıları dört kategoride çok başarılıydılar. Mimarlık, kent manzarası, olaylara tanıklık, portre ve resmi araştıran Fotoğraflar üretme sanat veya zanaatı.

Islak Klişe yöntemiyle mümkün olan daha kısa  ışıklama süresinin yardımıyla Fotoğrafçılar, hareketli konuların Fotoğraflanmasında daha fazla zorlanmayacaklardı.

havadan ilk fotoğraf

Daha fazla esneklik İngiliz fizikçi  Richard  Leach Maddox’ın 1871’de cam yerine jelatini kullanmasıyla  kazanıldı. Bundan sonra klişeler hem duyarlı hem de kuru olacaklardı.

Birçok Fotoğrafçı en iyi çalışmalarını Avrupa ‘da yapıları ve  heykelleri Fotoğraflayarak ortaya koydular. Bu kent  çalışmalarıyla bugün en fazla “şehir planlaması” öğrencilerinin  ilgilenebileceğini söylemek doğru olmasına rağmen bu çalışmaların, varlık ve yayılma dönemindeki Avrupa’nın yüksek yaşam tarzını ve tarihsel  doğruluğunu  kaydettikleri de bir gerçektir

 

Amerika’da  1861’de başlayan iç savaş, maceracı  Fotoğrafçıları,  iyi para getiren Fotoğraf stüdyolarından çıkarıp,  savaş alanlarına gitmelerine neden olmuştur. Bunların bir çoğu da portreci  Mathew B. Brady’nin  önderliğinde  toplanmıştır.  Görüntülü karanlık  oda vagonlarında gezinirken, bu  Fotoğrafçılar  dünyaya savaşın sert mücadelesini yakından izleme imkanını verdiler. Gerçek çatışmaları görüntülemeleri imkansızdı. Çünkü ıslak  klişeler bile olayları durduracak yeterli hıza sahip değildi. Fakat bu Fotoğrafçılar mücadeleyi anlamlı ve dokunaklı ifadelerle  gösterdiler. Terk edilmiş savaş alanlarını, kasabaları, ölüleri ve yaralıları, askeri suçluların infazlarını, her iki tarafın geçici ateşkes  süresince birbirlerini izleyen  askerlerini  görüntülediler. Savaşın zalim paradoksları (kahramanlık ve vahşet)  Fotoğraflarda doğrulukla ve tutkuyla gösterildi. Foto muhabirliği, İngilizcenin kelime dağarcığında henüz yer almıyordu, ama 1860’larda artık tamamıyla gelişmiş bir meslekti.

Birkaç duyarlı Fotoğrafçının ellerinde “portre”, Fotoğrafçılığın  en  etkili ve güncel şekli olduğunu  yeniden  doğruladı. Portre için oturmak birkaç yıl içinde daha kolay bir hale  geldi. Artık Fotoğrafçı, modeli hareketsiz kılmak için kafasına bir destek yaslamak zorunda değildi.

Amerika ve Avrupa’da Brady, Nadar ve Etienne Carjat objektiflerini  zamanın en iyi tanınan insanlarına  çevirdiler. İngiltere’de Julia Margaret Cameron Fotoğrafçılık tarihinin en sıradışı figürü, Viktorya döneminin kapris ve romans tadı veren allegorik manzara ve portrelerini üretti. Bu Fotoğraflar,  tarzından dolayı yağlı boya portrelere benzetildi. Fakat sadece Fotoğraftılar,  resim değil.. Fotoğrafçılık ve resim arasındaki ilişki  karışık  bir  yapıdaydı. Her iki taraf da, karşı tarafın  dost  mu, düşman mı olduğundan emin değildi. Ressamlar, çalışmalarına  katkıda  bulunması için hızla Fotoğrafçılığa yöneldiler. Bir  model, bir  seri  Fotoğraf  için kısa bir süre  poz  veriyordu.  Böylece tekrarlanan  yorucu ve belki de pahalı çalışmalar  önlenmiş  oluyordu. Fransız ressam Edgar Degas kamerayla özel açılar ve  perspektifler elde edebileceğini buldu ve yeni buluşunu  resimlerinde uyguladı. Fakat birçok ressamın kafasında Fotoğrafçılık, bazı durumlarda Fotoğrafçıların da onayladıkları gibi, en iyi  anlatımla yüksek  bir  çağrışıma yardımcı olan mekanik bir yöntem  ve  üvey evlat  gibiydi. Britanya’da bir grup, resim sanatını körü  körüne kameralarını kullanarak taklit ettiler. Sonradan  adlandırılacakları gibi (pictorialistler) resimciler kendi dünyalarını stüdyolarda  yarattılar. İdeal oluşumları resim gibi görünen,  iyi  bir sahnede yaratılan Fotoğraflardı. Halk masalları gibi  allegoriler popüler motifleriydi. Bazen 30 kadar farklı negatif tek bir baskı için  bir araya  getiriliyordu. Bitirilmiş çalışmalar  ise,  tıpkı resim gibi yaldızlı çerçeveler içinde galerilerde sergileniyordu. Bu tip Fotoğraflar, amaçlarının ne olduğu sorgulanmaksızın, hala güçlü bir çekiciliğe  sahiptir. Bunları üreten sanatçılar detayla ilgilenirler ve estetiğin kurallarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve bu  çalışmalarının  Fotoğrafçılığı yücelttiğine insanları ikna etmeye  çalışmışlardır. Fotoğraflarını, onun yapay doğasını yalanlayan bir büyüyle yüklediler. Bu yöntem yaklaşık 20 yıl süresince başarılı olmuş, diğer yöntemler gibi, gelecek kuşak sanatçılar için temel çalışmalarında örnek temsil etmiştir.

1880’lerde bir gurup Fotoğrafçı gerçekliğin araştırılmasını gündeme getirdi. Üçü İngiliz olan bu Fotoğrafçılar, Fotoğrafı resim gibi göstererek sanat çalışmalarına sokmaya çalışmış öncellerine tepki gösteriyorlardı. Yeni gerçekçiler, dünyayı olduğu gibi gösteren Fotoğraflar yaratarak bütünü ile eski resimsel yaklaşımı kötülediler. Bunu tam anlamıyla başaramadılar. Her iki yaklaşımın da diğerine göre göreli yararları hakkında yapılan tartışmalar yıllarca gündemde kaldı. Stüdyolarda özenle  yaratılmış olan görkemli, şık çalışmalarla  engellenmiş olan realizm gibi güçlü bir akımı yeniden kurdular. Aynı dönemde Amerika’da vahşi batının karmaşık  ve heyecan verici devrini açıkça ifade eden  çalışmaların arayışına  giren üç Fotoğrafçı, (H.Jackson,  C.E. Watkins ve A.C.Vroman)  farklı bir gerçekliğe ulaşma yönünde çalışıyorlardı.

Batıya  giden bu Fotoğrafçılar, sınır  bölgelerine  giderek ulusça sabitleşmiş bir düşünceye yanıt veriyorlardı. Genç insanlar bu yeni ülkeye altın, arazi ve macera aramak için, gidiyorlardı. Batı özellikle ilk dönemlerde gerçekten tam bir efsane  ülkesiydi. Kırsal alanların, insanların, boş kasabaların Fotoğrafları hala çok az bulunuyordu. Dedikodular ve söylentiler bu bölge hakkındaki  tek bilgi kaynaklarıydı. Fotoğrafçılar bu durumu  değiştirdiler. Efsane asla ölmeyecekti. Fakat Henry Jackson,  Carleton Eugene Watkins ve Adam Clark Vroman bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştılar. Bu çabalarında Fotoğrafçılar birçok engellerle  karşılaştılar. Bu yeni ülke, insanın aklını başından alacak derecede güzeldi. Fakat atlı arabalarla bile gezmek zordu.  Kızılderililer büyüleyiciydiler fakat dostça davrandıkları söylenemezdi. Kameralar ağır ve hantaldı. O zaman baskı yöntemleri kullanışlı  değildi, bu nedenle geniş hacimli Fotoğraf klişeleri manzaranın ihtişamını yakalamanın  tek  yoluydu. Islak  Klişe ile yapılan  Fotoğrafçılık  için yeterli alet takımı hemen hemen yarım tona yaklaşan  bir ağırlığa sahipti. Fakat  bu   engellerin  üstesinden   gelindi. Bu  sonuca ulaşılmasında  Fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet  etmelerinin rolü büyüktü.

Zayıf  fakat güçlü bir adam olan Jackson, ağır  ekipmanlarını katırlarla taşırdı. Fakat panoramik bir çekim yapmak istediğinde, ağır aletlerini sırtına yükleyerek kayalıklara tırmanırdı. Hiç  suyu kalmadığında, negatiflerini geliştirmek için  eritilmiş kar suyu kullanır, trenlerde mürettebatın Fotoğraflarını  çekerek demiryoluyla ücretsiz seyahat ederdi. Watkins’in ve  Jackson’ ın çektiği Fotoğraflar bu bölgelerin ulusal parklara dönüştürülmesinde Kongre’nin kararını etkilemiş ve böylece Batı korunmuştur.

Vroman’ın  Kızılderili kültürünü yansıtan  Fotoğrafları  o dönemde genellikle onaylanmamış, fakat önemli bulunmuştur. Bu harika  topraklarda yüzyıllardır barınmış olan kabileler  kendileri için ayrılmış olan topraklara itilmişlerdi. Kültürleri ve  bölgeleri yeni yerleşenlerin acımasız baskısının altında ezilip, yok edildi. Vroman, Kızılderililerin kaybolan dünyalarında tarihlerini ve diğer  ziyaretçilerin fark edemedikleri yanları yakalayarak  onların yaşam tarzlarını Fotoğraflarla belgeledi.

Aynı  dönemde üç ingiliz Fotoğrafçı, Peter Henry  Emerson, John Thomson ve Paul Martin günlük yaşamın tadlarını kendi  yurttaşlarına tanıtıyorlardı. Emerson bir  liderdi ve  günlük yaşamın sıradan  görüntülerinin  yorulmaz  sözcüsüydü. İyi  eğitim  almış biriydi  ve aldığı eğitimlerin arasında tıp doktorluğu da  vardı. Emerson  ,  aynı  zamanda  optik bilimin  teorisini  de  çok  iyi öğrenmişti.  Fakat en büyük inancı, sanatın ilk ilkesinin  “doğa” olduğu  fikriydi  ve kendi bilgisini o kadar zeki ve  ustaca  bir yolla uyguladı ki, Fotoğrafları insan karakterinin aldatıcı tarzda basit bir dışavurumu olarak ortaya çıktı.

İnsanlığı  yalın ve dürüst olarak  yorumlayan  Fotoğraflarıyla Malaya Yarım Adası’na, Kamboçya ‘ya, Siam Adasına, Tayvan’a ve Çin’e seyahat etmiş olan Thomson’da aynı bakış açısına sahipti.

Üçlünün  bir  diğer  üyesi olan  Paul  Martin,  kamerasını ustalıkla gizleyerek, İngiliz kıyı şeridine yaptığı kısa  gezilerinde yeni tarz bir Fotoğrafçılığın öncülüğünü yaptı.

Bu   Fotoğrafçılar   ve  onları   izleyenler   20.yüzyılın başlangıcına, realizmi canlandırarak geldiler. Onlara ve stüdyo Fotoğrafçısı  olmayanlara  göre  çektikleri  doğal  Fotoğraflarla modern Fotoğrafçılık önemli bir konuma ulaştı.

Yeni   yüzyılın  ilk  yıllarında  Fotoğrafçılık   hakkında insanların kafasında herhangi bir sorun kalmamıştı. Teknik temelleri  kurulmuştu. Çok sayıdaki usta Fotoğrafçı  artık  yaptıkları sanatla  gurur duymaya başlamıştı. George Eastman’ın Kodak  kameraları  Fotoğraf çekmeyi sıradan insanlar için bir hobiye  dönüştürdü. Fakat herkes Fotoğraf çekerse, Fotoğraf sanatçıları ne yapacaktı? Dönemin önemli Fotoğrafçılarından biri olan Alvin Langdon Coburn, bu konudaki  şikayetlerini şöyle ifade  ediyordu; “ Şimdi her  aceminin bir Brownie makinesi var. Fotoğraf bir kutu  kibrit kadar yaygın bir hale geldi. Fotoğraf, rastgele çekimler  yapılabilecek  kadar çok kolaylaştı. Ve sonunda küçümsenmeye  başlandı. Sanatımıza saygınlık kazandırmak için neye ihtiyacımız var? “

Alvin yalnız değildi. En iyi amatörlerin ve profesyonellerin bir çoğu, Fotoğrafın ne olduğu veya olabildiği konusunda  çelişkiye  düştüler. Hepsinin ortak bir düşüncesi  vardı:  Fotoğraf resim  sanatının  kötü bir taklidi ve yaşama  tutulmuş  bir  ayna değildi… O zaman Fotoğraf neydi?

Bu belirsizliği aşma adına ortaya çıkan insanlardan birisi Alfred  Stieglitz  ‘di. Stieglitz, 19.yüzyıl sanat geleneği  ile yetişmiş fakat bu eğitimin gerisinde kişisel tarzını da yaratmıştı. Diğerlerinden farklı olarak Stieglitz, resmin ve heykelin sanatın yasal formları olduğunu fakat Fotoğrafın bu yasallıktan nasibini  almadığını savunan eleştirmen ve  sanatçıların  yarattığı aşağılık  kompleksini yok etmeyi başardı. Fotoğraf sanatının  hak ettiği  yere  gelmesi için verdiği savaşta,  modern  sanat  adına  Amerika’da zaferler kazandı.

Bütün yaptığı işlerde Stieglitz hem sanatçıları desteklemiş hem de kendi özel Fotoğraf çalışmalarında , deneysel  yöntemlerin doğruluğuna olan inancını geleneksel yöntemlerin genel  tatlarına ve  yapısına karşı savunmuş ve sonunda  kazanmıştır.

Yeni yüzyılın değişim için en uygun zaman olduğu ve  bütün sanat dünyasının olgunlaştığı bir gerçektir. Stieglitz’in başarısına  ulaşmak zordu, ama yine de birkaç Fotoğrafçı  yoğun  olarak kişisel  tarzlarını ön plana çıkararak çalışmışlardır.  Bunlardan biri  Clarence H.White’dı. White, etkileyici görüntüler  üzerinde deneysel  çalışmalar yaparak Fotoğraf sınırlarını metodik  olarak genişletti. White’ın ilgilendiği tarzda Stieglitz ve çağdaşı Alvin Longdon Coburn’da çalışmıştı. Bunlar, resmin çekici  niteliklerinin farkındaydılar, ancak resimleri taklit etmek gibi bir  niyetleri yoktu. Bunun yerine, taklitler yapmadan, sanatsal  değerleri olan Fotoğraflar yapmak amacıyla sanatın estetik değerlerini kullandılar. Başarılı çalışmaları bu dönemin ürünleridir.

Aynı dönemde Avrupa’da Fotoğrafla ilgilenen bir grup,  Fotoğrafı  ve resmi oldukça farklı bir yolla birleştirmeye  çalıştılar. Peter Henry Emerson’ın önderlik ettiği natüralist  Fotoğrafçılar resime benzetilmiş Fotoğrafa büyük bir darbe  indirdi. Fakat Robert Demachy’nin liderliğinde bir çok Fotoğrafçı, negatifleri ve baskıları arasına kendi çalışmalarını  koyarak diğer  görsel sanatlarla rekabet edecek farklı  yaklaşımlar araştırmaya  başladılar. Yeni teknikler bularak veya  eski  baskı tekniklerini canlandırarak, dokular ve son baskıların imajlarını bile  değiştirdiler. Demachy ‘nin çalışmalarında olduğu gibi,  bu tarz  Fotoğraflar o güne değin üretilmiş olanlar kadar  grafiksel açıdan karmaşık ve ayrıntılıydı.

Bu  dönemin  bütün Fotoğrafçıları  sanatla  açıkça  ilgili değildi. Eugene Atget ve Lewis W.Hine çevrelerindeki dünyayı  Fotoğraflamak üzere yoğunlaştılar ve yalnızca resimsel kayıtlar olmayan  belgesel Fotoğraflar yaptılar. Atget,  yaşamını  bütünüyle Paris’i  Fotoğraflamaya adamış, katı bir yaşam süren  farklı  bir insandı.  Fotoğrafları, kenti ve kentin insanlarını, sonraki  kuşakların benimsediği belgesel Fotoğrafçılığın yalın ve temiz  örnekleridir.

Hine, endüstrileşmiş  Amerika’da  düşük   ücretle    kötü koşullarda  işçi çalıştıran yerlerdeki göçebelerin  özellikle  de çocukların   ve  işçilerin  sömürülmesini    göstermek   amacıyla Fotoğraflar çekti. Hine, oldukça fazla seyahat eden, yaşamı sorgulayan bir insandı. Fotoğrafçıların sosyal bir eleştirmen olduğunu savunan geleneğin kurucularından biri idi.

Bu gelenek, 1930’ların ekonomik buhran döneminde  Amerika’ nın  en  iyi Fotoğrafsal yorumunu üretti. Aynı  zamanda  sanatsal birçok  kriter Hine’a rehberlik etti;  kompozisyonlarını  formun, çizginin ve dengenin katı ilkelerine göre düzenledi. Fakat  Hine’ ın Fotoğraflarının zorlayıcı gücü klasik sanata olan  bağlılığından  kaynaklanmaz. Aksine Fotoğrafçının konularına olan  sempatisinden kaynaklanır. Benzer duygular ve çalışmalarındaki entelektüel kontrolün yardımıyla, bu dönemin en iyi Fotoğrafçıları,  Fotoğraf sanatını 20.yüzyıla güvenle taşıdılar.

1920-40  döneminin başlarında ve sonunda,  dünya  savaştan yorulmuş ve yıpranmıştı. Bu yıllar arasında, dünya anarşiyi, hayal kırıklığını, yanlış amaçlar ve son olarak savaş için  silahlanma yarışını  yaşıyordu. Bu yirmi yılın en iyi Fotoğrafçılarının  sevimli  görüntülere, resim taklitçiliğine, yapaylığa ve  çelişkili olarak harfi harfine uygulanan realizme karşı gelmeleri şaşırtıcı değildir.

Fotoğrafçılık  bu dönemin başlamasından çok kısa bir  süre önce o sevimli görüntülerden uzaklaşmıştı. Amerikan sanat Fotoğrafçılığının büyük ustası Alfred Stieglitz, bütün bunları  reddetti. Philedelphia’daki Wanamaker sergi salonundaki 1.100  Fotoğraftan  55’ine  ve uzlaşmaz bir realist olan Paul  Strand’e  iki önemli  ödül  verildi. Stieglitz, bu konuyla  ilgili  düşüncesini şöyle ifade etmişti: “Gerçeği aramak benim vazgeçilmez  düşüncemdir.”

Amerika Birleşik Devletleri ordusunda hava Fotoğrafçısı  olarak  görevlendirilmiş olan Edward Steichen, 1.Dünya  Savaşı’ndan geri  döndüğünde bütün Fotoğraflarını yaktı. Kendini yalın  Fotoğrafçılığa  adadı ve o yaz tam bir realizme erişmek  ve  mükemmel  bir  kontrol düzeyini yakalamak için, siyahtan beyaza  derecelendirilmiş  tonların yer aldığı beyaz bir fincan ve tabağı  1.000′ den  fazla  sayıda Fotoğrafladı.

Edward Weston “soft focus”(yumuşak netlemeli) çekim tekniği ve çarpıcı tonal etkiyi yaratan  yıldız  adaylarının portrelerini de  çekerek  bir  hayli yüksek ücretler alan varlıklı bir Fotoğrafçıydı,fakat özel efektlerden  ve rötuşlardan bıkmıştı. Weston “Uzlaştım ve kendimi  sattım” diye yazmıştır. Başka bir zamanda şöyle yazmıştı; “Ben  yalnızca rolümü oynamak için donandım.” Bir gün Weston sahip  olduklarını bir kenara atarak Mexico’ya gitti.

Devrim  sadece Amerika’da değil bütün dünya  Fotoğrafçılığında yaşanıyordu. Almanya’da 1920’lerde   Albert  Renger-Patzsch şöyle diyordu: “Eğer Fotoğraflar gerçekle ilgili nesnel değerler taşımıyorsa hiç bir şeydir.”

Bu dönemde yeni geliştirilen minyatür kamera, farkedilmeyecek derecede küçük, her koşulda Fotoğraf çekilecek kadar hızlıydı. Bu  kameralar, konularını poz vermeden yakalayan Erich Salomon’a foto muhabirliğin  tekniklerine öncülük etmesinde yardımcı  oldu.  Sıkıntı vermeden ve sıklıkla gizlice çalışarak diplomatik  konferansları, devam  eden mahkemeleri, Birleşik Devletler  Anayasa  Mahkemesini bile görüntüledi. Sanatsal değeri olmayan ancak doğal ve  değerli belge Fotoğrafları çekti.

Başka bir grup Fotoğrafçı savaşa isyan etti ve  yeteneklerini,  kalıplara sık sıkıya bağlı olan realizmi rezil  etmek  ve esrarlı  göstermek için kullandılar. Man Ray ve Laszlo Moholy  Nagy kamerayı  bir org gibi kullandılar, bunu çift ışıklamalar,  fotomontajlar, solarizasyonlar kullanarak yaptılar. Dünyaya karşı geliştirdikleri   küçümseyici  bakış açılarını ve onun  sahte,  yüzeysel  değerlerini Fotoğraflarında gösterdiler ve yetersiz  saygınlıklarını  abarttılar.  Yüzeysel görünüşün  altındaki  gerçeği göstermek için yeteneklerini sonuna kadar kullandılar.

 

Nikolay Lenin’in bir zamanlar gözlemlediği  gibi: Devrimler yıktıkları  kadar yaratırlar. Zamanla Fotoğrafik devrim de  kendi kurumlarını  oluşturmaya  başladı. Bunların en  özverili  olanlarından biri de “f/64” grubudur. Bu grup adını bazı kameralarda bulunan en kısık diyafram açıklığından almıştır. Böyle bir diyafram açıklığı  doğal olarak maksimum netlik verir. Grubun  gerçeklikle eşit  saydığı hoş detaylar ve keskinlik bu diyafram açıklığı  ile mümkündü.

Sonraki birkaç yıl içinde ABD hükümeti Fotoğraf  kurumlarını oluşturdu. Ekonomist Roy  Stryker  kiracı  çiftçiler  ve  ürünleriyle borçlarını ödeyen çiftçilere yardım etmek için çağrıldığında, Fotoğrafların en iyi savunma yolu olduğuna karar verir. Stryker, aralarında Dorothea Lange, Walker Evans ve Ben Shan’ın da yer  aldığı  efsanevi Fotoğrafçıları, kırsal kesimin yoksulluğunu  Fotoğraflamak  için gönderdi. Bunlar çiftçilerin kötü  koşulları  ile ilgili  gerçekleri görüntülediler. Fotoğraflar gazete ve  dergilerde geniş bir ilgi uyandırdı. Sadece çiftlik programını  anlatmak  için değil, aynı zamanda diğer Fotoğrafçıların bu  bölgelere gidip gerçeği görüntülemelerine esin kaynağı oluşturmuşlardır.

Tinsel olarak Fotoğrafçılığın bu kuşağı oldukça başarılıydı. Bu insanlar maddi olarak çok az şey kazandı. Weston uzun süre yoksulluğun sınırında yaşadı. Weston’un günlüğü, insanın içini karartan cümlelerle doludur. ”26 Haziran 1927, Pazar, Çok şanssızım. Chandler  alışveriş için verdiğim 5 doları kaybetti. Bu bir  baskıdan  elde ettiğim 10 dolardan  arta kalan paraydı ve  beni  bir hafta idare edebilirdi.”

Andre Kertesz, Vogue, Harper’s Bazaar ve Town  and  Country dergileri için çektiği moda Fotoğrafları ile zenginleşti. Kertesz, iyi  bir gelir sağladığı dergileri bıraktı ve gerçekçi  Fotoğrafa geri döndü. Gerçekçiler, Fotoğrafta belirgin bir görev  duygusuna sahipti.  Dünyaya kendilerini olduğu gibi göstermek istediler  ve iki dünya savaşında olduğu gibi yansıtmakta başarılı oldular.

Louis  Daguerre’in  buluşunu dünyaya ilan  etmesinden  bir yüzyıl sonra, Fotoğraflarla karşılaşmadan geçen bir gün hemen hemen hiç yoktu. Fotoğraflar her yerdeydi. Dergilerin, gazetelerin, kitapların sayfalarında, müzelerin duvarlarında, otobüslerin  kenarlarında ve büyük ilan panolarında, yaşamdan daha parlak  renklerle  kullanılan Fotoğraf, artık yaşamın ayrılmaz bir  parçasıydı. Yüzyılın  ortalarında, İkinci Dünya Savaşını takip eden hızlı gelişme döneminde Fotoğraf makinesi üreten şirketler  milyonlarca doları  kameralara, filmlere, ışık ölçerlere, flaşlara ve her yıl artan oranlarda gelişmekte olan Fotoğraf makinelerine yatırdılar. 1954’de  Amerika’da 17.293 profesyonel Fotoğraf  stüdyosu  vardı. Aynı yıl amatör Fotoğrafçılar iki milyar Fotoğraf çekti.

Peki Fotoğraf sanatı ne durumdaydı? Ustalar neler yapıyorlardı?

Bazen  hiçbir şey kesin olarak yeni gibi görünmüyordu. Hiç bir ikon kırılıp parçalanmadı ve hiçbir yeni ilah ortaya çıkmadı. Çünkü  ana temalar zaten oluşturulmuştu. Şimdi, daha  önce  öncülük etmiş teknikleri  geliştirmek, sadeleştirmek  ve  ilk  yıllardaki buluşları kullanmak zamanıydı. Bu dönemin Fotoğraflarından  bazıları o güne kadar yapılmış olanların en iyilerindendi. Hiçbir fotomuhabiri  olayları anlatan anları Henry  Cartier-Bresson  kadar muhteşem bir şekilde yakalayamamıştı. Bresson, Erich Salamon ve Andre Kertesz tarafından açılmış olan yolda ilerliyordu. Arnold Newman  ve Philippe  Halsman gibi portreciler daguerreotype gibi eski  gelenekleri  devam ettirdiler, fakat bu yönteme yeni  psikolojik  bir derinlik ve teknik yeterlilik kazandırdılar.

Bununla birlikte, yeni şeyler oluşmaya başlıyordu. Bunlardan  biri  Fotoğrafçılığın farklı branşlarının  arasında  yapılan zengin bir çapraz üretimdi. Dergilerin sayfalarında hızla  gelişmekte olan fotomuhabirliği, Fotoğraflarında kişilikleri aktarmaya  çalışan  portre Fotoğrafçılarının yaklaşımını yoğun olarak  etkiledi.  Newman, sanatçıları kendi sanat araçları ile  görüntüledi; Bir  müzisyeni  piyanosuyla, bir ressamı resimleriyle…  Klasik portre ustası olan Yousuf Karsh bile Nikita Krushchev’i, Rus köylüsünün  ölümsüz sembolü olan kürk paltolarla sarıp  sarmalayarak çekti. Deneysel Fotoğraf ustalarından Man Ray ve  Moholy-Nagy’nin miras bıraktığı güçlü bir sürrealist etki, portrecilerin ve fotomuhabirlerinin çalışmalarına renk kattı. Halsman’ın çok  sayıdaki Salvador  Dali portresi, sanatçıyı fantastik, havada asılı  duran ürkütücü bedenlerden yapılmış kabusumsu ortamlarda gösterir. Bill Brandt, yaratıkların, bedenlerin garip ırmakları, Fotoğrafta akar gibi görünen, görsel olarak çarpıtılmış nü Fotoğraflar üretti.

Daha derin bir itici güç, birçok Fotoğrafçının  çalışmalarına egemen olmaya başlamıştı. Yıllardır yaptıkları çalışmalardan  daha bilinçli duygusal Fotoğraflar çektiler, Fotoğrafçılar  şimdi kameralarının önüne kendi duygularını aktaran konularını  yerleştirdiler. Sanatçının kişisel görüş açısı, her zaman muhteşem  Fotoğraflar yapmanın yolu olmuştur.

1930’larda özgün Fotoğrafçılık moda olduğunda Fotoğrafçılar genellikle  kendi  bakış açılarını  konularının seçiminde ifade ettiler; etkileyici bir manzara, aşıklar arasındaki sıcaklık, ekonomik buhranın sıkıntısını yüzünde yansıtan göçmen gibi..Fotoğrafçı seçimini yapınca, görüntüyü kaydetmek üzere  kamerasını kullandı. Aynı yöntemle fotomuhabirleri de nesnel haber Fotoğrafları  ürettiler. Fakat bazı Fotoğrafçılar köşe yazarları gibi kişisel yorumlarını sunmaya başlıyorlardı.

Brandt’ın belgesel Fotoğraflarını dolduran karanlık, kendi içine dönük ve inceleyici özelliği Fotoğraflarını görsel bir  şiire dönüştürüyordu. Başka bir fotomuhabiri de W.Eugene Smith’dir. Smith  insanlığın  kederlerini ve  mutluluklarını  Fotoğraflarken zorlandığından sözeder.

1930’larda  Edward Weston ve Ansel Adams’ın kurduğu  Fotoğraf okulu f/64 grubunun ortaya attığı ilk  kavramdır. Amacı kendi özüne dönüşü anlatan, Fotoğrafların en titizi gibi görünen, dünyayı  teknik olarak mükemmel bir kameranın gördüğü gibi  ifade etmekti.  Fakat grubun üyeleri garip bir şekilde nesnel  olmayan, neredeyse  mistik ifadeler kullanmaya başladılar. Adams,  1948’de şöyle diyordu: “Fotoğraf sevginin ve gizli olanın açığa çıkarılmasının  aracıdır,  aynı zamanda yüzeyin altındakileri  görmeli  ve bütün herşeyde yaşayan insanlığı ve doğayı kaydetmelidir.”

Fakat,  belki en içteki duyguların  dışavurumuna,  dönemin diğer bir Fotoğrafçısı Aaron Suskind tarafından ulaşıldı. Suskind 1952’nin yazında çekilmiş yakın plan Fotoğrafları yorumlaması istendiğinde şöyle der: “Aslında kayalarla ilgilenmiyorum, ben kendimle ilgileniyorum.” Onlarca yıl önce hiçbir Fotoğrafçının yapmayı düşünmemiş olduğu bir açıklamaydı bu. Fakat 1970’lerde o ciddi Fotoğrafçılar bunu tamamen tuhaf olarak yorumladılar.

(Bundan sonraki aşamaları sizler için derleyip yayınlamaya çalışacağız*)

Hazırlayan : Cengiz Oğuz Gümrükçü

Kaynak: http://www.belgeselFotoğraf.com

*Nar Sanat Editör

Not : Yazının orjinalinde fotoğraflar olmayıp editörümüz tarafından yazıya fotoğraflar sonradan eklenmiştir.

 

 

Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinin damgasını vurduğu bir yılın ardından 11. si yapılacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali de seyircisini ‘Hareket’e davet ediyor! Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

The Descendants, Take Shelter ve Bellflower gibi yılın en çok konuşulan bol ödüllü filmleri Hit Filmler bölümünde Digitürk işbirliğinde yerini aldı. 2012 senesine özel yeni bölümleri arasında NTV işbirliğinde People Power/Arka Bahçe, CNBC-e ortaklığında e-şıkkı ve Turkcell Profesyoneller Kulübü’nun sunduğu Yol bölümü var. !f İstanbul klasiklerinden olan Fantastik Filmler ise gnctrkcll ortaklığında.

!f İstanbul’un bu seneki sürprizlerinden biri ise müzik filmleri, partileri ve etkinliklerini Adidas Originals ana sponsorluğunda !f Music başlığı altında toplaması ve ünlü İngiliz besteci Micheal Nyman gibi konukların da katılımıyla genişletmesi.

Festival 16-26 Şubat tarihleri arasında AFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-Mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak, 1-4 Mart tarihlerinde Ankara CEPA’da, 2-4 Mart tarihlerinde İzmir Balçova KİPA’da gerçekleşecek.

Festivalin biletleri 3 Şubat’ta Mybilet’ten indirimli ön satışa çıkıyor.

13 Ocak’tan itibaren satışa çıkacak sınırlı sayıdaki G!ft Card ile hafta içi gündüz seanslarına 10 bilet ve 1 gece yarısı seansı bileti 40 TL olacak.

 

İşte 2012 festivalinden bazı ana başlıklar:

Sundance Yine !f İstanbul’u Global Merkezlerinden Biri Seçti

Robert Redford’un bağımsız filmlere ve yönetmenlere bir yuva olarak yarattığı Sundance Enstitüsü !f İstanbul ile olan ortaklığının 2. senesinde yine Sundance Lab’in senaryo yazım eğitimlerini, taze Sundance filmlerinden bazıları ile birlikte !f İstanbul’a getiriyor.

Ünlü Mısırlı Aktivist ve Oyuncu Khaled Abdol Naga Keşif Jürisinde

Festivalin uluslararası yarışması Keş!f yine genç yönetmenlerin ilham veren filmlerinden oluşan bir seçki ve bu senenin jüri üyeleri Yeşim Ustaoğlu, Andrea Picard, Mark Adams, Jonathan Cauoette, Khaled Abdol Naga ile cesaret ve yenilik dolu filmlerle İstanbul’da olacak. Bağımsız sinemanın yeni yeteneklerini, sinemanın ustalarıyla bir araya getiren !f İstanbul festivalin son hafta sonunda dünyanın farklı yerlerinden genç sinemacıları ve sinema duayeni ustaları buluşturuyor.

Jacques Nolot İstanbul’da! Fransız L’ACID 20. Yılını !f İstanbul ile Kutluyor

Bağımsız sinemanın Paris merkezli kuruluşu L’ACID 20. yılını kutlarken gözden kaçmış modern klasiklerden ve yeni yapımlardan oluşan bir seçkiyi !f İstanbul ortaklığında festival kapsamında bağımsız sinema severlere ulaştıracak.

Seçkide yer alan filmler bol ödüllü Blissfully Yours (Apichatpong Weerasethakul), aykırı İsrailli yönetmen Avi Mograbi’den Avenge But One of My Two Eyes, Locarno’da Gümüş Leopar ödüllü Curling (Denis Côté) ve Cannes En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ödüllü L’humanite (Bruno Dumont).

Program kapsamında ayrıca ünlü oyuncu Jacques Nolot, Avant Que J’oublie adlı meşhur filmini sunmak üzere İstanbul’da olacak.

İlk kez verilecek Yeni bir Dünya için Sinema ödülünü almak üzere Rupert Everett !f istanbul’da!

Ünlü İngiliz oyuncu hem Zenne filminin özel bir gösterimini sunacak, hem de festivalin Yeni bir Dünya İçin Sinema ödülünün ilk sahibi olacak.

Gey olduğunu açıklayıp Hollywood’da başarılı bir oyunculuk kariyerine imza atan ilk oyuncu olarak bilinen Everett bu anlamda eşcinsellerin görünürlüğü için verilen mücadelede özel bir yere sahip.

!f’in verdiği ödül, Everett’ın ‘herkesin korkusuzca kendisi olabileceği bir dünyaya sinema yoluyla yaptığı katkılar’ için 26 Şubat’ta özel bir tören ile verilecek.

AHMET YILDIZ’IN DAVASINI YAKINDAN TAKIP ETTI

Everett, Lord Byron hakkında televizyon için çekilen bir belgesel nedeniyle Türkiye’de bulunduğu sıralarda Ahmet Yıldız’ın babası tarafından gey olduğu için öldürüldüğünü öğrendi. Zenne filmine konu olan bu cinayet hakkında ‘Türkiye’de eşcinsel olarak yaşamanın kolay olduğunu sanmıyorum’ demişti o sırada. Olaydan 5 yıl sonra, Everett bu kez Zenne filminin özel bir gösterimini sunmak üzere İstanbul’a geliyor.

Ünlü oyuncu Rupert Everett ilk kez 1981 yılında Another Country filmindeki öğrenci rolüyle tanındı. Dokuz sene sonra, Paris’te bir röportajda gey olduğunu açıkladı ve o günden beri eşcinsel hakları ve bu konudaki önyargıları yıkmak için mücadele ediyor.

Everett’ın bir oyuncu olarak ünlenmesi 90larda The Madness of King George, Robert Altman’ın Ready to Wear gibi filmlerin ardından Julia Roberts ile birlikte oynadığı My Best Friend’s Wedding ile oldu. Ardından John Schlesinger’ın The Next Best Thing ve Oskar ödüllü Shakespeare in Love gibi filmlerde oynadı.

Everett’ın Türkiye ziyareti British Council tarafından destekleniyor.

Dünyanın Büyük Festivallerinden Topladıkları Ödüllerle !f’e Gelen Hit Filmler

Her sene olduğu gibi bu sene de Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Independent Spirit, Golden Globe ödüllü ve festival gezgini filmler Digitürk işbirliği ile !f İstanbul programında yerini aldı.

Alexander Payne’in senenin en çok konuşulan ödül rekortmeni filmi The Descendants / Senden Bana Kalan, Jeff Nichols yönetmenliğindeki Cannes dahil 10 ödüllü Take Shelter / Sığınak, Evan Glodell’in mucize yönetmen olarak tanınmasını sağlayan Bellflower / Arıza Aşk, Jonathan Levine ve Seth Rogen’ı gerçek bir kanser hikayesinin komediyle karışık dram uyarlamasında bir araya getiren 50/50 / Şansa Bak Hit Filmler’den sadece bazıları. Michelle Williams’ın iki aşk arasında kaldığı Take This Waltz / Bu Dans Senin , tarihimizin en radikal çevreci grubunun hikayesini anlatan If A Tree Falls: A Story Of The Earth Liberation Front / Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikayesi , 60’ların ve Ken Kesey ile Marry Pranksters’ın ruhunu orjinal görüntülerle belgeselleyen Magic Trip / Sihirli Yolculuk , Todd Solondz’un Venedik, Locarno ve Toronto’dan ödülle gelen yeni filmi Dark Horse / Kara At, Sundance, SXSW ve Locarno gezgini Azazel Jacobs filmi Terri / Terri de Hit Filmler arasında.

11. Senenin Yeni Bölümleri – Dünyaya Kapalı Kalamazdık

Bu sene Mısır’dan Amerika’ya uzanan hareketlenmeler ve yeni bir dünya düzeni isteyen insanların eylemleriyle geçti. Bu hareketlerden esinlenen NTV işbirliğindeki People Power / Arka Bahçe bölümünün ön plandaki filmleri arasında Tahrir 2011: The Good, The Bad And The Politician ve Pockets of Resistance var. Bölümün yönetmenleri de konuklarımız arasında olacak.

Diğer yeni bölümümüz e-xperiments / e-şıkkı, sınırların muğlaklaştığı, tabuların ortadan kalktığı denemeye korkmayan karakterlerin hikayelerini perdeye taşıyor. CNBC-e işbirliğindeki bölümün ön plana çıkan filmleri arasında 17 Girls / 17 Kız, People I Could Have Been And Maybe Am / Olabileceğim Belki De Olduğum İnsanlar, Empire North / Empire North var.

Bir başka yeni bölüm olan Turkcell Profesyoneller Kulübü işbirliğindeki The Trip / Yol bölümündeki filmler sadece uzaklara yapılan yolculukların değil, aynı zamanda insanın kendi içinde ve kafasında yaptığı yolculukların da filmleri. Çok ses getiren Tarnation filminin yönetmeni Jonathan Cauoette’in son filmi Walk Away Renee ve Radiohead’in Meeting People is Easy ve Joy Division filmlerinin ünlü yönetmeni Grant Gee’nin son filmi Patience After Sebald / Sabır (Sebald’in İzinde), bu bölümde.

SALT Beyoğlu Açık Sinema’da Ücretsiz Sinema ve Konuşmalar

Sinefilleri sinema salonlarından çıkartıp buluşturan !f İstanbul’un 2012’deki etkinlik merkezi SALT. Festival süresince ücretsiz film gösterimleri ve konuşmalar burada gerçekleşecek.

Radiohead ve Joy Division Filmlerinin Yönetmeni Grant Gee Anlatıyor
Radiohead ve Joy Division gibi gruplar hakkındaki ödüllü belgesellerinden tanıdığımız yönetmen Grant Gee tarafından çekilen Sabır (Sebald’in İzinde) filminde Sebald’ın bir yayıncısı, yazarın İngiltere kıyısında yaptığı bir yürüşün etrafında anı, kurgu, sanat, tarih, bellek arasında dolanan belki de en tanınmış kitabı Satürn’ün Halkaları’nı nasıl sınıflandıracağını bilemediğini anlatıyor. Kitap roman mıdır, düzyazı mı, seyahatname mi, yoksa tarih mi? Emre Ayvaz’ın Gee ile uyarlama üzerine yapacağı sohbeti kaçırmayın!

Ünlü Besteci Michael Nyman İle Buluşmak
Piyano, The End of the Affair, Gattaca ve Peter Greenaway filmlerine yaptığı bestelerle sayısız ödül kazanan besteci Michael Nyman ilk filmi Kameralı Nyman’ı festivalde sunduktan sonra, !f Music kapsamında sesle görüntü arasındaki ilişkiyi keşfettiği bir konuşma yapıp, kısa filmlerinden parçalar gösterecek. British Council desteği ile konuk olan müzisyen ve yönetmen Nyman, birçok festivalde ödül almış filmlerin bestecisi olarak edindiği deneyimleri aktaracak.

!f İstanbul Yeni Bir Mini-Festivalle Geliyor – !f Music

2012 senesinde 16-26 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek 11. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yeni bir sürprizle geliyor. adidas Originals ana sponsorluğundaki mini-festival !f Music, müziğin tüm yansımalarını bir araya getiriyor. !f Music ile müzik filmleri, müziğin mutfağından etkinlikler ve partiler bir arada !f İstanbul’da.

!f Music filmleri, Chemical Brothers’dan Devendra Banhart’a, Courtney Love Curt Cobain ilişkisinden erkek egemen müzik dünyasında kadın olmayı anlatan Patty Schemel’e, Le Tigre’ye ve Japonya’nın mistik seslerine uzanıyor. !f Music Partileri’nde, Kate Simko Nisan 2011’de Berlin’de yarattığı çığır açan canlı ‘A/V’ şovu ile !f Music Açılış Partisi’nde Ghetto’da! 3 mekana birden yayılacak olan Gökkuşağı Partisi’nde ana sahnede Nomi Ruiz (Jessica 6) DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak.

!f Music’in ilk sürprizi Chemical Brothers’ın filmi Don’t Think’in dünyanın sayılı şehirlerinde eş zamanlı yapılacak olan gösterimine İstanbul’u da eklemek oldu. 26 Ocak gecesi seçilmiş 26 şehirde yapılacak eşzamanlı gösterimin bir ayağı da İstanbul’da gerçekleşecek. Tüm dünyada sayılı insanın parçası olabileceği bu canlı sinema olayı adidas Originals ana sponsorluğundaki !f Music kapsamında!

!f Music Partileri

!f İstanbul’un adidas Originals ana sponsorluğundaki ve Tuborg ortaklığındaki yeni festivali !f Music sadece Sesli Yaşam filmleri ve müzik etkinlikleri ile değil partileriyle de çok konuşulacak.

!f Music Açılış Partisi / !f Istanbul Opening Party

18 Şubat Cumartesi

Feat. Kate Simko (US) Live + DJ Set
Warm up- Close up : Dearhead
Visuals by Jeffrey Weeter

Jeffrey Weeter’ın gerçek zamanlı video kurgusu ile Kate Simko’nun canlı performansı birleşiyor ve ‘Canlı Sinema’ adını verdikleri 2011 şovu İstanbul’lu müzikseverlerle buluşuyor. Kendine özgü canlı bir sinematik deneyime dönüşecek performans daha önce Asya, Avrupa ve Amerika’da Fabric, Verboten (New York), Culture Box (Kopenhag), Cocoliche (Buenos Aires), Rex Club (Paris) gibi kulüplerde gerçekleşti, şimdi ise !f İstanbul ile ilk defa GHETTO’da ! Gecenin açılışını ve kapanışını Dearhead yapacak.
!f Music Gökkuşağı Partisi / !f Rainbow Party
24 Şubat Cuma

Feat. Jessica 6, Barış K, Dearhead, Mr.Sür, Elif & Duygu

!f İstanbul’un gelenekselleşen, rengârenk partisi yine sevenlerinin gözünü arkada bırakmıyor! Babylon’un ev sahipliğinde gerçekleşecek ve 3 mekana birden yayılacak olan partide ana sahnede DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak olan Nomi Ruiz (Jessica 6), ve hemen sonrasında seti devralacak Barış K, Dearhead, Mr. Sür, Elif & Duygu tüm gece ana sahnedeki herkesi dans ettiriyor olacak.

!f İzmir programı 3 Şubat 2012 tarihinde açıklanacaktır.

 

http://www.izmirdesanat.org

10. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Başlıyor!

 Film mor sitesinde belirtilen açıklama şu şekilde;

 Festival 9–19 Mart’ta İstanbul’da olacak, ardından Van Kadın Derneği(VAKAD) ortaklığıyla prefabrikler, çadır kentlerde de olsa Van’da,Yüksekova Kadın Derneği ortaklığıyla Hakkari’de,Çanakkale El Emeğini Değerlendirme Derneği(ELDER) ortaklığıyla Çanakkale’de sürecek.

• Festival, yirmiyi aşkın ülkeden yetmişin üzerinde filmle, dünyanın farklı ülkelerinden konuklar, tema bölümleri, toplu gösterimler, panel, konferans ve atölyelerle ve elbette 10 yıldır festivale gelen ve destek olan sizlerle birlikte 10. yılını kutluyor.

• Feminist Sinemanın 100 Filmmor’un 10. Yılı (Elem Tere Fiş Kem Gözlere Şiş) Seçkisi 10. Filmmor Kadın Filmleri Festivalinde!

Kadınlar 100 yılı aşkın süredir sinema yapıyor. Filmmor Kadın Filmleri Festivali de feminist sinemanın yüz yılına ve kendi on yılına gönençle geleceğe umutla bakıyor.
Sinema tarihinin ilk kurmaca filmini çeken Alice Guy-Blache filmlerinden başlayarak Marleen Gorris’e uzanan bir seçkiyle feminist sinemayı var eden, feminist sinemanın yüzakı yönetmenlerinin filmlerini  Feminist Sinemanın 100 Yılı Filmmor’un 10 Yılı özel seçkisinde buluşturuyor.

 

• Festival, 10. yılının gönenç ve umudunu dünyanın dört bir yanından kadın sinemacılarla paylaşıyor.

Festival 10. yıl coşkusunu feminist sinemayı var eden ve kadınların sinemasının önünü açan kadın yönetmenlerle paylaşacak. Dünyanın yarısında ama sinemanın yüzde beşinde yer alan kadınlar festivalin konuğu olacak. Türkiye’de ve dünyada feminist sinemanın oluşmasına katkılarından dolayı 10 kadın yönetmen/sinemacı/feminist Filmmor’un konuğu olup açılış töreninde plaketlerini alacaklar.
• Festivalde her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın farklı ülkelerinden kadınların kısa / uzun, belgesel / kurmaca / animasyon / deneysel filmleri Kadınların Sineması bölümünde yer alıyor.
• Tutkuyu Filme Almak (Filming Desire) filmi ile festivalde daha önce yer alan Marie Mandy bu yıl toplu gösterimiyle festivale konuk oluyor.

• Tunus’un Yaseminleri bölümünde Tunus’tan kadın yönetmenlerin filmleri ve Cinsiyetler bölümünde cinsiyet ve cinsel kimlik meselelerine dair filmler yer alıyor.

Festival; açılış/kapanış törenleri, 4. Altın Bamya Ödülleri, yönetmenlerle söyleşiler, atölye, panel ve diğer etkinliklerle birlikte dört ilde sizlerle birlikte olacak.

Festivalde birlikte olmak 10. yılımızı hep birlikte kutlamak dileğiyle…

Film mor’a ait sosyal medya iletişim adresleri :

Sosyal medya adreslerimiz:

Site : http://www.filmmor.org
https://twitter.com/#!/Filmmor_
http://www.facebook.com/pages/Filmmor/230219163714199
http://www.facebook.com/groups/6635938969

 

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenecek 57. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil edecek olan Can Bonomo cuma günü saat ‘Bronx’ta sahne alıyor.

İstanbul

■ Michael Snow’un “Solosnow” isimli sergisi 18 Ocak – 25 Şubat tarihleri arasında Akbank Sanat’ta.

■ Sevim Çizer, Zehra Çobanlı, Meltem Kaya Erti, Candan Güngör ve Sibel Sevim’in seramik sergisi 19 Ocak – 18 Şubat tarihleri arasında Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde. (02123510060)

■ Ahmet Merey’in “Serbest Tırmanış” isimli sergisi 19 Ocak – 12 Şubat tarihleri arasında ART SUİTES Gallery’de.(0 212 251 5561)

■ Selçuk Erez Fotoğraf Koleksiyonu’ndan “Görünenler Görünmeyenler” isimli sergi 19 Ocak – 26 Şubat tarihleri arasında Galeri G-art’da.(02122960876)

■ Elvan Alpay’ın “Kirpi” isimli sergisi 20 Ocak – 25 Şubat tarihleri arasında Galeri Nev’de. (0 212 252 15 25)

■ Halil’in “Tepme” isimli sergisi 20 Ocak – 31 Mart tarihleri arasında The Empire Project’te. (0 212 292 5968)

■ Coşkun Yazdı Hasan Rastgeldi Renklendirdi “Yazının Rengi” sergisi 17 Ocak’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde. (0 216 386 26 81)

■ İbrahim Karamehmet’in “Afrikaya Bakış” isimli sergisi 19 Ocak’a kadar Aznavur Sanat Galerisi’nde.

■ Sait Günel Sanatta 30. yıl sergisi 20 Ocak’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde.

■ Selma Aşık’ın sergisi 20 Ocak’a kadar Kadıköy Belediyesi Fuayesi’nde. (02165425055)

■ Serhat Koçak’ın “Gerçeksizlik” resim sergisi 20 Ocak’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da. (0 212 251 91 63)

■ Amadeo Preziosi’nin “İstanbul Gündelik Hayatı” isimli sergisi 20 Ocak’a kadar Sultanbeyli Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde. (0216 564 13 00)

■ Yeni Yıl Karma Sergisi 21 Ocak’a kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Işık Tüzüner’in “Işık’ın Sahnesi” isimli sergisi 21 Ocak’a kadar Bahariye Sanat Galerisi’nde. (02164145506)

■ Füruzan Şimşek’in “onüçbinyüzkırk” isimli sergisi 21 Ocak’a kadar Pg art Galeri’de. (0212 252 80 00)

■ Yaprak Berkkan’ın sergisi 21 Ocak’a kadar Artium Art Gallery’de. (0212 227 75 93-94)

■ Yeni Yıl Karma Sergisi 21 Ocak’a kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Çağrı Saray’ın “4/12: Bir Ev’in Topografyası” isimli sergisi 21 Ocak’a kadar DAİRE’de. (0212 252 52 59)

■ Ayşen Urfalıoğlu, Florencia Almirón ve Ragıp Basmazölmez’in “Vurgu ve Sessiz Kalış” adlı sergisi 22 Ocak’a kadar Siemens Sanat’ta. (0212 334 11 04)

■ Türkiye’den modern ve çağdaş kadın sanatçıların “Hayal ve Hakikat” isimli sergisi 22 Ocak’a kadar İstanbul Modern’de. (0212.334 73 31)

■ Foto Galatasaray isimli sergi 22 Ocak’a kadar SALT Galata’da. (0212.334 22 00)

■ Leonardo Da Vinci’nin “Kadınlar ve Manzaralar” isimli reprodüksiyon sergisi 22 Ocak’a kadar Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde. (212 219 16 97)

■ Olcay Kuş’un “Sıradan Bir Gün” isimli sergisi 23 Ocak’a kadar art ON the Gallery’de. (0 2122591543)

■ Orhan Benli ’nin sergisi 25 Ocak’a kadar Doku Sanat Galerisi’nde.

■ Çiler Belen’in “Sandık Odası” sergileri 27 Ocak’a kadar Arkeo Pera Sanat Galerisi’nde. (0 212 249 92 26)

■ Ergin İnan’ın “İkili Yüzler” isimli sergisi 27 Ocak’a kadar Galeri Artist’te. (0212 227 6852)

■ Sabrina Fresko’nun sergisi 28 Ocak’a kadar Simya Galeri’de. (0212 259 77 40)

■ Hayvan Gibi Sergi isimli karma sergi 28 Ocak’a kadar Milk Gallery’de . ( 0212 251 57 97)

■ Design Museo Helsinki ve Finlandiya Ankara Büyükelçiliği işbirliği ile düzenlenen “Modern Fin Tasarımının Tarihine Bir Bakış” adlı sergi, 28 Ocak’a kadar Milli Reasürans Sanat Galeresi’nde. (0212 231 47 30)

■ Ayşe’nin “Kibritin Modası Geçmez” isimli takı sergisi 28 Ocak’a kadar Ayşe Takı Galerisi’nde. (0212 343 21 54)

■ Sevginin Resimleriisimli karma sergi 28 Ocak’a kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)

■ Alexander Calder, Anish Kapoor, Claude Lalanne, Damien Hirst, Marc Quinn ve Tim Noble&Sue Webster’in takı sergisi 28 Ocak’a kadar Portakal Kültür Sanat Evi’nde.

■ Ezgi Demirel, İpek İnal, Yeşim Şahin’in “Kaotik İzler” isimli sergisi 28 Ocak’a kadar MERKUR’de. (0212 225 37 37)

■ Pasquale “NERO” Galante’nin sergisi 28 Ocak’a kadar Ormo Sanat Galerisi’nde. (0212 252 00 47)

■ Tan Oral’ın “Kıkırdak” isimli sergisi 30 Ocak’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde.

■ Didem Dayı’nın “Ne Yazık ki Milyonlarca Kadının Yaptığını Yapmada Tereddüt Ediyordum” isimli sergisi 30 Ocak’a kadar İMOGA İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi Galerisi’nde.

■ Taze Kâğıt İşler 5 isimli karma sergi 30 Ocak’a kadar UPSD Sanat Galerisi’nde. (0212 24762 83)

■ Gogi Çagelişvili’nin sergisi 30 Ocak’a kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde. (0212 2526812)

■ Yapı Kredi Resim Koleksiyonu / Modern Dönem sergisi 30 Ocak’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde. (0 216- 3862681)

■ Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun “kâğıt üzerinde gezinti” adlı sergisi 31 Ocak’a kadar füsuninanartgallery’de. (0212 232 40 49)

■ Volkan Aslan’ın “VOLKAN” adlı sergisi 31 Ocak’a kadar Maçka Sanat Galerisi’nde. (0212 240 80 23)

■ Demir Kardaş’ın “Unique Prints” adlı sergisi 31 Ocak’a kadar Galeri/Miz’de. (0212 241 76 66)

■ Fevzi Karakoç’un “Köprü II Sergisi” adlı sergisi 31 Ocak’a kadar Çırağan Palaca Kempinski Sanat Galerisi’nde.

■ Argun Okumuşoğlu’nun “Frottage II” adlı sergisi 31 Ocak’a kadar 44A Sanat Galerisi’nde. (0212 233 33 80)

■ Mahmut Celayir, Mehmet Kısmet’in “Pastoral Diyaloglar” adlı sergisi 31 Ocak’a kadar C.A.M Galeri’de.

■ Şebnem Somel ve Şive Neşe BAYDAR’ın sergisi 31 Ocak’a kadar Mabeyn Gallery’de. ( 0212 261 6060)

■ Müge Biçen’in “Tuval” isimli sergisi 2 Şubat’a kadar Ütopya Platform Sanat Galerisi’nde. (0216 414 11 87)

■ Gizem Bentürk – Tara Demircioğlu’nun fotoğraf sergisi 3 Şubat’a kadar Galatea Art Sanat Galerisi’nde. (0212 245 80 38)

■ Kazım Şahbudak’ın “Kalenin Çocukları” fotoğraf sergisi 3 Şubat’a kadar Fotofilm Sanat Merkezi’nde. (0 212 244 04 95)

■ Hüseyin Ertunç’un sergisi 4 Şubat’a kadar Tem Sanat Galerisi’nde. (0212 247 08 99)

■ Naile Akıncı’nın “Hesaplaşmalarım” sergisi 4 Şubat’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde. (0212 265 81 58)

■ Sıdıka Atalay’ın “Yılların Getirdikleri” isimli sergisi 4 Şubat’a kadar Artisan Sanat Galerisi’nde. (0212 247 90 81)

■ Gülfidan Özmen’in “Görsel Hafıza II ” isimli sergisi 4 Şubat’a kadar Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde.

■ Süheyla Sabır’ın “Sonsuz Sezgi ve Arada Durumlar” sergisi 4 Şubat’a kadar Art Gallery Niş İstanbul’da. (0212 232 88 48)

■ Sayat Uşaklıgil’in “Yıldızlar Geçidi” adlı kişisel sergisi 5 Şubat’a kadar Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi’nde.

■ Meltem Yaşar’ın “Afrika’nın Gülen Yüzü” fotoğraf Sergisi 5 Şubat’a kadar Art & Life Sanat Galerisi’nde. (0212 293 91 50)

■ Selahattin Yıldırım’ın “şimdi mümkün” isimli sergisi 5 Şubat’a kadar Arte İstanbul’da. (0 212 292 8045)

■ Pınar Du Pre’nin “Devam Ettiği Sürece Güzeldi” sergisi 7 Şubat’a kadar Galeri Linart’ta. (0212 247 47 29)

■ Ebru Uygun’un “In Time in Rhythm” sergisi 7 Şubat’a kadar Dirimart’ta. (0 212 291 34 34)

■ Döngüsel Yansımalar isimli karma sergi 8 Şubat’a kadar Beyoğlu Akademililer Sanat Merkezi’nde. (0212) 245 02 29)

■ Jale Çelik’in sergisi 8 Şubat’a kadar Galeri Artist’te. (0212 227 6852)

■ A. Halim Kulaksız’ın “Döngü” isimli sergisi 11 Şubat’a kadar Piramid Sanat’ta. (0212 297 31 15)

■ Ahmet Sel’in “Oryantal İllüzyonlar” adlı sergisi 12 Şubat’a kadar Pi Artworks Galatasaray’da. (0212 2454087)

■ Erdinç Babat’ın “Müşkülpesent” adlı sergisi 12 Şubat’a kadar Cep Sanat Galerisi’nde. (0212 292 00 38)

■ İbrahim Balaban’ın “Balabanizm” isimli sergisi 14 Şubat’a kadar International Art Center’da. (0 216 310 83 94)

■ Aradığın şeyin ta kendisi isimli karma sergi 15 Şubat’a kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde. (0 212 241 04 58)

■ Ertuğrul Ateş’in sergisi 18 Şubat’a kadar İş Sanat Kibele Galerisi’nde.

■ Georgios Maroudas’ın sergisi 19 Şubat’a kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nde. (0212 438 63 50)

■ Tunca Subaşı’nın “Kalıntı” isimli sergisi 25 Şubat’a kadar PiArtworks’te. (0212 245 40 87)

■ Salvador Dali’nin “İlahi Komedya”, “Gala ile Akşam Yemeği”, “Sürrealizm İzleri” adlı üç ayrı başlıktaki eserlerinden oluşan sergi 26 Şubat’a kadar MSGSÜ Tophane-i Âmire’de.

■ Berna Erkün’ün “Yakın uçtuk uzaktık, uzaktık yakın geçtik” adlı sergisi 26 Şubat’a kadar Mine Sanat Galerisi’nde.(0216 385 12 03)

■ Sevinç Altan’ın “Ayrıntı’nın Sevinç’li Kapakları” adlı sergisi 29 Şubat’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde.( 0212 393 81 11)

■ Jose Maria Mellado’nun “Esrarengiz Manzaralar” adlı sergisi 10 Mart’a kadar Elipsis Gallery’de.(0212 244 89 00)

■ Kilden Suretler, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan Antikçağ Terrakotta Figürinleri sergisi 15 Nisan’a kadar Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde. (0212 284 63 63)

■ Musevitoğlu Atölyesi Resim Sergisi 31 Mayıs’a kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde. (0212 259 77 40)

■ Adalar, Mimarlar, Binalar isimli sergi Haziran 2012’ye dek Adalar Müzesi’nde. (0216 382 64 30)

Ankara

■ Yıldız Çelik “Güneydoğu Anadolu’dan Gülen Yüzler “fotoğraf sergisi 21 Ocak’a dek AFSAD Sergi Salonu’nda. (0 312 417 21 15)

■ Erkan Geniş resim sergisi 26 Ocak’a dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 438 60 08)

■ Olgu Sümengen Berker seramik sergisi 26 Ocak’a dek Aysel Gözübüyük Sanat Evi’nde. (0 312 241 06 95)

■ Necla Aktan resim sergisi 28 Ocak’a dek Galeri Polart’ta. (0 312 439 14 80)

■ Salvador Dali/Zodyak resim sergisi 30 Ocak’a dek Arete Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 08 81)

■ Bünyamin Balamir resim sergisi 31 Ocak’a dek IC Sanat Galerisi’nde. (0 312 417 82 64)

■ Sezai Kara resim sergisi 31 Ocak’a dek Krişna Sanat Galerisi’nde. (0 312 418 02 53)

■ Özdemir Yemenicioğlu resim sergisi 31 Ocak’a dek Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 10 92)

■ Şeref Ruhi Aydın resim sergisi 31 Ocak’a dek Ankara Barosu Atilla Sav Sanat Galerisi’nde. (0 312 444 22 76)

■ Evren Temel resim sergisi 1 Şubat’a dek Galeri Soyut Salon A’da. (0 312 438 86 70)

■ Ayşe Baran Berberoğlu resim sergisi 1 Şubat’a dek Galeri Soyut Salon B’de. (0 312 438 86 70)

■ Gür Dalkıran/60 Yıldan Yansıyanlar resim sergisi 2 Şubat’a dek Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 468 21 05)

■ İrfan Dönmez resim sergisi 3 Şubat’a dek Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

■ Güldeste VIII resim sergisi 4 Şubat’a dek Helikon Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 78 01)

■ Asiye Aytan resim sergisi 4 Şubat’a dek Altanay Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 30 76)

■ Canan Atalay/İçsel Manzaralar resim sergisi 2 Mart’a dek -Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

İzmir

■ İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi, 25 Ocak’a dek Aysu Günay’ın resim sergisini ağırlayacak. Aynı mekânda Yıldız Şima’nın seramik sergisi de sürüyor.

■ Barış Akın ve Burçak Güner Gölgeli’nin resim ve heykel sergisi Konak Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Alsancak Kültür ve Sanat Merkezi’nde izlenimde.

■ Ege Üniversitesi Prof. Dr. Yusuf Vardar- MÖTBE Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde Erkuter Leblebici’nin seramik sergisi bugün açılıyor. Eserler 17 Şubat’a dek görülebilecek.

■ Çetin Emeç Sanat Galerisi, İzmir Resim Heykel Müzesi Resim Atölyesi sanatçısı Ertuğrul Saraç ve öğrencilerinin suluboya resim çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Sergi 25 Ocak 2012 tarihine kadar gezilebilecek.

■ Kedi Kültür Sanat Merkezi’nde 19 – 31 Ocak tarihleri arasında Prof. Dr. Bedri Karayağmurlar’ın “EL İM DİL İM” resim sergisi yer alacak.

■ Reha Yalnızcık resim sergisi Selçuk Yaşar Sanat Galerisi’nde izlenimde.

Mersin

■ Ressam Hasan Kırdı’nın, suluboya çalışmalarının yer aldığı resim sergisi Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi hafta boyu izlenime açık olacak. (0324 2389500)

Tiyatro 

İstanbul 

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Aşkın Sıradanlığı” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Sezuan’ın İyi İnsanı” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Opera Komik” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Kartal Bülent Ecevit Sahnesi’nde “Ve Hep Birlikte Soldan Çıkarlar” salı, çarşamba 20.00. Küçük Sahne’de “Kontrabas” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “Kırmızı Şemsiye” salı, çarşamba 11.00, “At” perşembe, cuma, cumartesi 20.00. Zeytinburnu Sahnesi’nde “Ve Hep Birlikte Soldan Çıkarlar” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Birdy” çarşamba 20.00, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Tekel Sahne’de “Anita’nın Aşkı Ya Da Antigone New York’ta” salı, perşembe 20.00, cumartesi 15.00. (0 212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. GOP Ferih Egemen Sahnesi’nde “Boncuk” perşembe, cuma 10.30 ve 13.30. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Rosenbergler Ölmemeli” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “İstanbul Efendisi” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Kâğ. Küçük Kemal Sahnesi’nde “Uğur Böceği” perşembe, cuma 10.30 ve 13.30. Haldun Taner Sahnesi’nde “Günlük Müstehcen Sırlar” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Ümraniye Sahnesi’nde “Sevgili Doktor” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Otobüs” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, pazar 15.00. Üsküdar K. Yılmazer Sahnesi’nde “Kargaşa” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. (0 212 455 39 00)

■ Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Tersine Dünya” perşembe 20.30, “Hangisi Babası” cuma 20.30, “Benim Güzel Pabuçlarım” cumartesi 11.00 . “Külhanbeyli Müzikali” cumartesi 20.30, “Hoşu’nun Utancı” pazar 11.00, “Aklı Havada” pazar 15.30. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Şişman Domuz” salı 20.30, “Medeni Hali: Kadın” çarşamba 20.30. (0 212 661 38 94)

■ Tiyatro Pera’da “Vanya Dayı” cuma 20.00, pazar 18.30, “Kazaen (Beyoğlu’nda Çarpışmalar)” cumartesi 20.30 Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Dostlar Tiyatrosu’nun “Nereye Gidiyoruz” oyunu salı 20.30 Caddebostan Kültür Merkezi, “Kerem Gibi” cuma 20.30 Muammer Karaca Tiyatrosu’nda. (0 212 252 59 35)

■ Oyun Atölyesi’nde Tiyatro Adam “Generaller, Savaş ve Barbekü” bugün 20.30, Oyun Atölyesi “Testosteron” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

■ Kumbaracı50’de “Kebap” bugün ve yarın 20.30, “Cadının Bohçası” çarşamba 20.30, “Sinekler Sevişirken” perşembe 20.30, “Hakiki Gala” cuma 20.30, “Labirentler” cumartesi 20.30, “Memo’nun Önlenemez Yükselişi” pazar 13.00. (0 212 243 50 51)

■ Dot’ta DOT’un yeni oyunu “Öksüzler” Dotmarsta Salonu’nda perşembe, cuma, cumartesi 21.00, pazar 17.00 (0 212 232 44 40)

■ Semaver Kumpanya’nın “Titus Andronicus” cumartesi 20.30, “Memo’nun Önlenemez Yükselişi” pazar 13.00.’te Çevre Tiyatrosu’nda. (0 212 585 59 35)

■ Tiyatro Kedi’nin “Don Kişot” oyunu perşembe 20.30,”Kaplan Maplan” cumartesi, pazar 13.00. “Don Kişot” cumartesi 20.30 Göktürk Kültür Merkezi. (0 212 257 79 36)

■ Duru Tiyatro’da “İblis” cuma 20.45, “Sondan Sonra” cumartesi 20.45, “Masal Masal Matitas” pazar 12.00. (0 216 338 56 36)

ANKARA

■ Akün Sahnesi’nde, “Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan On Bir Tablo” yarından itibaren 21 Ocak’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Fosforlu Cevriye” 24-29 Ocak tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Gizler Çarşısı” 31 Ocak’ta saat 20.00’de, “Camdan Kalp/çocuk oyunu” 22 Ocak’ta saat 11.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Sönmüş Yıldızlar” yarından itibaren 22 Ocak’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 15 Ocak’ta saat 11.00’de, “Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun” 24-29 Ocak tarihleri arasında, cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Kafes Arkasında/prömiyer” 31 Ocak’ta saat 20.00’de. (0 312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Bir Tayyare Serüveni” yarın ve 20 Ocak’ta saat 20.00’de, 22 Ocak’ta saat 15.00’te, “Kerbela” 24 Ocak’ta saat 20.00’de, 29 Ocak’ta saat 15.00’te. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Barış” 31 Ocak’ta da saat 20.00’de, “Yanık/İstanbul DT” yarından itibaren 22 Ocak’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Narnia Günlükleri/gençlik oyunu” 24, 27, 28 Ocak’ta saat 19.00’da, 25, 26, 29 Ocak’ta saat 15.00’te, “Benim Tatlı Meleğim/çocuk oyunu” 13, 15 Ocak’ta saat 11.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Küçük Tiyatro’da, “George Dandin” 21 Ocak’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” 24-28 Ocak tarihleri arasında, cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Figaro” 31 Ocak’ta saat 20.00’de, “Keloğlan Keleşoğlan/çocuk oyunu” 15, 22, 29 Ocak’ta saat 11.00’de. (0 312 311 11 69)

■ Oda Tiyatrosu’nda, “Kontrabas” 24 Ocak’a dek saat 18.30’da, “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” 17-21 Ocak tarihleri arasında ve 31 Ocak’ta saat 18.30’da, “Krem Karamel” 24-28 Ocak tarihleri arasında saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

■ Stüdyo Sahne’de, “Bir Delinin Hatıra Defteri” 22 Ocak’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “İşte Baş, İşte Gövde, İşte Kanatlar” 24, 27 Ocak’ta saat 20.00’de, 29 Ocak’ta saat 15.00’te, “Üç Yönetmen Üç Oyun” 31 Ocak’ta saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Orkestra” 28 Ocak’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ Şinasi Sahnesi’nde, “Sırça Kümes” 31 Ocak’ta saat 20.00’de, “Soğuk Bir Berlin Gecesi” yarından itibaren 21 Ocak’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 467 17 44)

■ Mavi Sahne’de, “Oyunun Oyunu” 25, 26 ve 27 Ocak’ta saat 20.00’de, “Tuluatmasyon/Her şey doğaçlama komik gösteri” 18, 21 ve 28 Ocak’ta saat 20.00’de, “Hiç/Neyzen Tevfik” 20 Ocak’ta saat 20.00’de, 22 ve 29 Ocak’ta saat 17.00’de, “Cin Fikir/Her şey doğaçlama çocuk oyunu” 21, 22, 28 ve 29 Ocak’ta saat 12.00’de. (0 312 241 02 33)

■ Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, “Zübük” 17, 18, 20, 25 ve 27 Ocak’ta saat 20.00’de, 22 ve 29 Ocak’ta saat 15.30’da, 21 ve 28 Ocak’ta saat 18.30’da, “Sihirli Parmaklar/çocuk oyunu” 21, 22, 28 ve 29 Ocak’ta saat 13.00’te, “Ezgi Sanat Evi/Haybeden” bugün saat 20.00’de, “Özgür Tiyatro/Hakikat” 19 Ocak’ta saat 20.00’de. (0 312 417 76 76)

■ Tiyatro Tempo’da, “Yaşamayı Beklerken/gençlik oyunu” 20 Ocak’ta saat 20.00’de, “İbiş Adında Bir İbiş/çocuk oyunu” 22 Ocak’ta saat 13.00’te, “Tozlu Kitaplar/çocuk oyunu” 28 Ocak’ta saat 13.00’te, “İyi ki Doğdun Karagöz” 29 Ocak’ta saat 13.00’te. (0 312 232 32 92)

■ Tiyatro Pembe Kurbağa’da, “Hiçyemez Prenses” 21, 28 Ocak’ta saat 12.00’de, “Sevgili Kardan Adam/bebek tiyatrosu” 22, 29 Ocak’ta saat 12.00’de. (0 312 418 02 98)

■ Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde, Tiyatro Pembe Kurbağa’nın çocuklar için sahneleyeceği “Karagöz’ün Kış Hazırlığı” adlı oyun 21 Ocak’ta saat 10.30’da. (0 312 442 30 50)

Adana

■ Adana Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Üstün Dökmen’in yazdığı, Ali Hürol’un yönettiği, ‘Komşu Köyün Delisi’ adlı oyunu çarşamba günü 20.00’de Büyükşehir Belediye Tiyatrosu’nda sahneleyecek. (0322 4589347)

Konser 

İstanbul

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi’nde bugün saat 20.00’de “Renk, Yankı, Figür; Ufuk-Bahar Dördüncü” piyano konseri izlenebilir. (0 216 346 15 31)

■ ‘Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da “Doa Band”, yarın saat 22.30’da “Zaga Band”, çarşamba günü saat 22.30’da “Erdem Yener” ve saat 23.59’da “İskender Paydaş”, perşembe günü saat 22.30’da “Ceyl’an Ertem – Sezen Aksu Tribute”, cuma günü saat 22.30’da “Suzan Kardeş & Bekriya Band” ve saat 23.59’da “Ebru Üstüntaş”, cumartesi günü saat 23.59’da “Soul Stuff” konseri izlenebilir. (0 212 244 25 58)

■ ‘Jolly Joker Balans’ta cuma günü saat 22.00’de “Levent Yüksel”, cumartesi günü saat 22.00’de “MFÖ” konseri izlenebilir. (0 212 249 07 49)

■ ‘İstanbul Live’da çarşamba günü saat 21.00’de “Örgü Project – Gipsy Kings Tribute Band”, perşembe günü saat 21.30’da “Blas Rivera Tango – Jazz Quartet”, cuma günü saat 21.00’de “Sattas”, cumartesi günü saat 21.00’de “Bulutsuzluk Özlemi Eski Gitarcılarıyla Buluşuyor” konseri izlenebilir. (0 541 889 10 90)

■ ‘Babylon’da çarşamba ve perşembe günü saat 21.30’da “Jane Birkin Sings Serge Gainsbourg ‘Via Japan”, cuma günü saat 22.30’da “The Pains of Being Pure at Heart” ve saat 23.59’da “Indie Club hosted by Mabbas”, cumartesi günü saat 22.00’de “Dubstep Series: DMZ Night with Mala + Coki + Loefah + MC Sgt Pokes” konseri izlenebilir. (0 212 292 73 68)

■ ‘Borusan Müzik Evi’nde perşembe günü saat 20.00’de “Dilbağ Tokay & Emine Serdaroğlu – Bell Epoque’tan Günümüze”, cuma günü saat 21.30’da “Nova Muzak Series – Tarwater”, cumartesi günü saat 21.30’da “Youn Sun Nah & Ulf Wakenius Duo” konseri izlenebilir. (0 212 336 32 80)

■ ‘The Seed’de perşembe günü saat 20.00’de İstanbul Resitalleri kapsamında “Lukas Vondracek” piyano konseri izlenebilir. (0 212 323 60 50)

■ ‘Ghetto’da yarın saat 21.30’da “Ghetto’da Barış Manço Şarkılarıyla Göğe Selam”, çarşamba günü saat 21.30’da “Timuçin Esen”, perşembe günü saat 21.30’da “Bilal Karaman ve Müzisyen Dostları”, cuma günü saat 22.30’da “Hrant Dink’in Dostları Barış İçin Söyleyecek”, cumartesi günü saat 23.30’da “Tom Vek” konseri izlenebilir. (0 212 251 75 01)

■ ‘Salon’da cuma günü saat 22.00’de “123”, cumartesi günü saat 22.00’de “Nils Petter Molvaer” konseri izlenebilir. (0 212 334 07 52)

■ ‘Bach Before and After’da konserleri kapsamında cuma günü saat 20.30’da St. Antuan Kilisesi’nde, pazar günü ise saat 16.00’da Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde “Jiri Barta, Stanislav Gallin” konseri izlenebilir. (0 216 556 98 00)

■ ‘İş Sanat Kültür Merkezi’nde cuma günü saat 20.00’de “Souad Massi” konseri izlenebilir. (0 212 316 10 83)

■ ‘Bostancı Gösteri Merkezi’nde cuma günü saat 21.00’de “Yaşar”, cumartesi günü saat 21.00’de “Ferhat Göçer” konseri izlenebilir. (0 216 384 72 10)

■ ‘Tamirane’de cumartesi günü saat 21.30’da “Jaga Jazzist” konseri izlenebilir.(0 212 311 73 09)

■ ‘Bronx’ta cuma günü saat 21.00’de “Can Bonomo”, cumartesi günü saat 22.00’de “İstanbul Arabesque Project” konseri izlenebilir.

(0 212 293 53 98)

Ankara

■ CSO Konser Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) şef Marek Pijarowski yönetiminde vereceği, dünyaca ünlü keman sanatçısı Mikhael Simonyan’ın solist olarak katılacağı konser, 19 ve 20 Ocak’ta saat 20.00’de, şef İbrahim Yazıcı yönetiminde vereceği, dünyaca ünlü piyanistimiz Gülsin Onay’ın solist olarak yer alcağı “Ulvi Cemal Erkin’in Ölümünün 40. Yılı Anma Konseri”, 26 ve 27 Ocak’ta saat 20.00’de. (0 312 309 13 43)

■ Bilkent Konser Salonu’nda, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın şef Gennady Rozhdestvensky yönetiminde vereceği, dünyaca ünlü piyanistimiz İdil Biret’in ve Viktoria Postnikova’nın (piyano) solist olarak katılacağı konser, 23 ve 24 Ocak’ta saat 20.00’de. (0 312 290 17 75)

■ Jolly Joker Ankara’da, Fettah Can konseri 20 Ocak’ta saat 22.00’de, Nev konseri 21 Ocak’ta saat 22.00’de, Model konseri 27 Ocak’ta saat 22.00’de, Mor ve Ötesi konseri 28 Ocak’ta saat 22.00’de, Yaşar konseri 4 Şubat’ta saat 22.00’de.

(0 312 424 11 11)

Opera-Bale 

İstanbul

■ Kadıköy Süreyya Operası’nda pazar günü saat 11.00’de “Heidi” adlı çocuk müzikali seslendirilecek.

Gösteri-Söyleşi

■ Beşiktaş Fulya Sanat’ta bugün saat 13.00’te “Şehir – Orman” adlı dans gösterisi gerçekleştirilecek. (0212 215 60 37-38)

■ İstanbul Modern Sinema’da perşembe, cumartesi ve pazar günleri saat 13.00’ten itibaren Afrika sineması filmlerinin gösterimleri gerçekleşecek. (0212 334 73 00)

■ Akbank Sanat’ta cumartesi günü saat 17.00’de “Yakın Dönem Filmleriyle Latin Amerika’ya Bakış” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 252 35 00-01)

■ Türker İnanoğlu Maslak Show Center’da bugün, yarın ve çarşamba günleri saat 21.00’de “CM101MMXI / Cem Yılmaz Gösteri” gerçekleştirilecek. (0212 286 66 86)

■ Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sahnesi’nde çarşamba günü saat 19.00’da “Manastır Doğum Yerim” belgesel gösterimi ve filmin yönetmeni Yasin Ali Türkeri, karikatürist Erdoğan Bozok ve müzisyen Muammer Ketencoğlu ile söyleşi gerçekleştirilecek. (212 325 73 71)

■ Pera Müzesi’nde çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri “Paleolitik Şamanlardan Yedi Uyurlara Mağaralarda Kültürel Yaşam” adlı sempozyum gerçekleştirilecek. (0212 334 9900)

Ankara

■ Opera Sahnesi’nde, “Ali Baba ve 40 Haramiler/opera” 18 Ocak’ta saat 20.00’de, “Uyuyan Güzel/bale” 19, 21 Ocak’ta saat 20.00’de, “Macbeth/opera” 25 Ocak’ta saat 20.00’de, “Harem/bale” 26 Ocak’ta saat 20.00’de, “Gecenin Rengi/modern dans” yarın ve 31 Ocak’ta saat 20.00’de.  (0 312 324 68 01)

 

Nâzım dostları bugün, şairin İstanbul’dan ayrıldığı son yer olan Tarabya’da buluşarak denize çiçekler bıraktı. Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde “Nâzım Hikmet Tiyatro Afişleri Sergisi” ile “Geçmişten Geleceğe Nâzım Hikmet” başlıklı panel günün diğer etkinlikleri. Bursa’da ise Konak Kültür Merkezi, Nâzım’ın her yönüyle anlatılacağı etkinliklere sahne olacak.

Bugün “dünyaya geldiğine fevkalede memnun olan” ve şiirleriyle tüm dünyayı güzelleştiren bir şairin, Nâzım Hikmet’in 110. doğum günü.

Nazım Hikmet’in 110’uncu doğum yıl dönümünde Beşiktaş Belediyesi ile Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfınca düzenlenen etkinlikler kapsamında, ünlü şairin Türkiye’den ayrıldığı son noktadan denize çiçekler atıldı.

Tarabya Oteli’nin önünde düzenlenen etkinlikte konuşan Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Nazım Hikmet’in Türkiye’nin en önemli şairlerinden olduğunu, ancak sıkıntılı bir hayat yaşadığını ifade ederek, şöyle devam etti:

”Bugün burada onun ülkemizden ayrılması nedeniyle birlikteyiz. Nazım Hikmet ile ilgili çok iyi bir proje hazırlıyoruz. Sanırım bunu Haziran ayının ortalarında sevenlerine sunacağız. Çok önemli bir proje. Nazım doğumdan yaşamın son noktasına kadar var olan, onları yazan bir şairdir. Kurtuluş Savaşı’ndaki, bağımsızlık mücadelemizdeki şiirlerindeki cümleler hala kulaklarımızda. Onu sevgiyle anıyoruz ve hatırlıyoruz.”

Nazım Hikmet Vakfı Başkanı Rutkay Aziz de, ünlü şairin 21 Haziran 1951 yılında Türkiye’den ayrıldığını belirterek, şunları kaydetti:

”Böylesine bir Türk ve dünya şairine sahip olduğumuz için onur duyuyorum. Ona çok acı çektirdik. Yıllar sonra yurttaşlık hakkını alabilme olanağı bulduk. Bizi bağışlasın. Ancak biz vakıf olarak hem şiirleri, hem oyunları, hem romanlarıyla onun ölümsüzlüğünü yaşatmaya çalışacağız. Işıklar içinde yatsın.”

Emekli işçi Ramazan Geçenoğlu’nun, şairin bir şiirini okumasının ardından, etkinliğe katılanlar dağıtılan karanfilleri denize attı.

Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, sanatçı Tarık Akan ile birlikte Nazım Hikmet’in sevenlerinin katıldığı etkinliğin ardından, katılımcılara çay ve simit ikram edildi.

Saat 15.30’da Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde açılacak “Nâzım Hikmet Tiyatro Afişleri Sergisi”nin ardından saat 16.00’da da

“Geçmişten Geleceğe Nâzım Hikmet”

başlıklı bir panel düzenlenecek. Panele

Cevat Çapan, Konur Ertop, Turgay Fişekçi, Doğan Hızlan

ve

Timur Selçuk

konuşmacı olarak katılacak.

Nâzım Hikmet Vakfı ve Beşiktaş Belediyesi işbirliği ile hazırlanan doğum günü etkinlikleri, saat 20.00’de Etiler Mustafa Kemal Kültür Merkezi’ndeki (MKM) “Kardeş Türküler” konseriyle son bulacak. Işık Yenersu ve Cüneyt Türel de konserde Nâzım’dan şiirler okuyacaklar.
35 yıllık Nâzım Hikmet serüvenini belgesel, tiyatro ve şiiri buluşturarak izleyiciye sunan usta oyuncu Genco Erkal ise “Kerem Gibi” adlı tek kişilik oyunu, 20 Ocak’ta saat 20.30’da Muammer Karaca Tiyatrosu’nda sahneleyecek.

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde ise bugün saat 17.00’de “Şairler Şiirlerle Nâzım’ı Anıyıor” adlı şiir dinletisi gerçekleşecek. Yarın ise Nâzım Hikmet’in “Kafatası” isimli oyunu saat 20.00’de Ses Tiyatrosu’nda okuma tiyatrosu olarak sunulacak.

Bursa’da Nâzım’lı günler

Bursa’da ise bugün Konak Kültür Merkezi, Nâzım’ın her yönüyle anlatılacağı etkinliklere sahne olacak. Saat 15.00’te Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile 68’liler Vakfı Bursa Şubesi Başkanı Betül Kuyucu’nun açılış konuşmalarını, Erdoğan Egemenoğlu’nun “Yaşamaya Dair” isimli tek kişilik oyunu ve “Büyük İnsanlık” isimli belgesel takip edecek. “Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar” başlıklı söyleşide ise Nâzım’ın Bursa günlerini kitaplaştıran Güney Özkılıç’la birlikte Erdoğan Egemenoğlu ve Yusuf Uygan, Nâzım’ı anlatacaklar.