Arkeoloji

Arkeoloji konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. Arkeoloji konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. Arkeoloji konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri Arkeoloji konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Yunanistan’ın Selanik şehrindeki yapılan metro inşaatında, altın çelenk ve yüzük, tanrıça Afrodit heykelinin de aralarında bulunduğu binlerce arkeolojik eser gün yüzüne çıktı Metro inşaatı, paha biçilemez eserler nedeniyle ertelendi.

Yunanistan’ın ikinci önemli kentinin caddeleri altında devam eden metro inşaatı, bulunan sayısız eser nedeniyle ertelendi. Bugüne kadar arkeologlar, sikkelerden mücevherlere, mermer heykellere, amforalara, kandillere ve parfüm şişelerine kadar 300.000’den fazla eser gün yüzüne çıkardı.

Söz konusu arkeolojik eserler, Konstantinopolis’ten sonra Bizans İmparatorluğu’ndaki en önemli kent olan antik kentin gelişen ticaret merkezi olan yerde bulundu.

Arkeologlar, metro şebekesinin inşası sırasında, villaların, dükkanların, atölyelerin ve erken bir Hıristiyan kilisesinin kalıntılarının yanı sıra, MS 6. yüzyılda Selanik’in kalbinden geçen taş döşeli bir yol (Decumanus Maximus) buldular.

Bazıları zarif altın taç içeren, 5.000’den fazla mezar da ortaya çıkarıldı.

Attiko Metro şirketinin başkanı Yannis Mylopoulos, “Kazılar, Yunanistan’da son yılların en büyük arkeolojik projesi. Bulguların kalitesi ve sayısı gerçekten etkileyici. Selanik ve Makedonya tarihinin sürekliliğini ortaya koyuyor” ifadelerinde bulundu.

Kazılarda aşk ve güzellik tanrıçası olan Afrodit’in çeşitli heykelleri keşfedildi. Ayrıca Afrodit’in Eros’un önünde bir koltukta uzanırken betimlendiği mozaik de bulgular arasında.

Selanik’teki eski eserler bölümü başkanı Dr. Polyxeni Adam-Veleni, “Şehir merkezinde Afrodit’i tasvir eden çok sayıda heykel bulunurken, Acheiropoietos Kilisesi (MS 5.yüzyıl Bizans kilisesi) etrafındaki alanda da birçok Afrodit heykeli ortaya çıktı” dedi.

Selanik MÖ 4. yüzyılda kurulmuş ve Roma İmparatorluğu ve daha sonra Bizans İmparatorluğu’nun önemli bir ticaret ve askeri merkezi haline gelmişti. 14. yüzyılda 100.000’den fazla nüfusu ile Ortaçağ’da da güçlü bir şehir olarak kaldı.

İtalya’nın güneyindeki Pompei antik kenti çevresinde Vezüv Yanardağı’ndan püsküren lavların altında kalmış bir malikanede taşlaşmış at kalıntıları bulundu.

İtalyan arkeologlar, Pompei antik kenti yakınında varlıklı bir Roma generaline ait olduğu düşünülen malikanenin ahır bölümünde yaptıkları kazıda eyerlenmiş ve koşum takılmış atların kalıntılarına rastladı.

Arkeologlar sayılarının 3 veya 4 olduğu tahmin edilen atların, yanardağın patlamasının ardından malikanede yaşayanları bölgeden uzaklaştırmak için hazırlandığını tahmin ediyor.

Atların yanardağın patlamasının ardından çevreye yayılan kül bulutları nedeniyle boğularak öldüğü sanılıyor. “Villa dei Misteri” (Gizemler Villası) adı verilen malikane bölgesi ilk kez 20. yüzyılın başında keşfedilmişti.

Malikanede daha önce yapılan kazılarda fırınlar, üzüm cendereleri ve duvar resimleri bulunmuştu.

Erzurum’da bulunan salyangozu andıran kayanın, araştırmacıların  yaptığı incelemenin ardından üzerindeki çatlak ve kırıkların yoğun olması nedeniyle yerinde korunmasına karar verildi.  Salyangozu andıran kaya şaşırtıyor haberi üzerine Oltu ilçesine gelen Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü Şehit Cuma Tabiat Müzesi’nde Mineraloji ve Petrografi Uzmanı olarak görev yapan Dr. Koray Sözer, salyangoz benzeri kayanın yaklaşık 70 milyon yıl önce derin denizlerde oluşmuş sedimanter yapılardan biri olduğunu belirtti.

Sözer yaptığı bir açıklama “Çok önemli bir ekonomik değeri yok. Sadece görsel açıdan güzel bir görünüme sahip. Müzeye koyabilirdik ancak çok fazla kırık ve çatlak bulunduğu için yerinde bırakmaya karar verdik. Salyangoz kaya burada korumaya alınabilir” diye konuştu.

Kayaaltı Mahallesi’ndeki dağda 1 metre 40 santim uzunluğunda ve 90 santim yüksekliğindeki kaya, görenleri şaşkına çeviriyor. Oltu’da yaşayan Rüştü Toprak’ın yoldan geçerken tesadüfen gördüğü salyangoz kaya ilçe halkının ilgi odağı oldu.

Çok ünlü bir antik kent olan  Pompeii’de yapılan kazılar sırasında , Tanrıça Leda ve kuğu kılığındaki Zeus’un duvar resmi gün yüzüne çıkarıldı. Dünyada heyecan yaratan keşif, İtalya’nın Napoli kentinde çalışan arkeologlar tarafından gerçekleştirildi.

İtalya’da arkeologlar tarafından Napoli şehri yakınlarında bulunan Pompeii antik kenti ve kazı alanında süren çalışmalarda Yunan mitolojisinin önemli karakterlerinden Leda ve Kuğu figürünün betimlendiği bir duvar resmine ulaştı. Pompeii Kazı Parkı Başkanı Massimo Osanna, yerleşim yerindeki bir evin yatak odasında rastlanan duvar resminde Tanrıça Leda’nın, izleyene şehvet duygusunun belirgin olduğu doğrudan bakışının fark edildiğini ve bunun eseri istisnai kıldığını söyledi.

İtalya Kültür Bakanlığı yetkilileri Leda ve Kuğu resminin bu yıl, giriş kısmında bir başka freskin daha bulunduğu evden alınıp muhafaza edildiği yerde ziyarete açılabileceği başka bir mekana taşınacağını açıkladı.

Yunan mitolojisinin en güçlü tanrısı olduğuna inanılan ve Roma döneminde Jüpiter olarak bilinen Zeus’un kuğu kılığına girerek Sparta Kraliçesi Leda’yı baştan çıkardığı aşk sahnesi olarak Leda ve Kuğu, taşıdığı erotik sembol ve metaforlarla şimdiye kadar görsel sanatlarla sıkça konu oldu.

Kazdağları’nın  eteklerinde bulunan milattan önce 10. yüzyılda kurulduğu varsayılan Antandros Antik Kenti’nde, üzerinde toplamda 22 satırdan oluşan ve ” dekret ” olarak isimlendirilen kararnamenin yer aldığı 2 bin 200 yıllık yazıta rastlandı.

Balıkesir’in Edremit ilçesinde bulunan Kazdağları’nın eteklerinde milattan önce 10. yüzyılda kurulduğu düşünülen, bazı kaynaklara göre tarihi milattan önce 2 bin yılına uzanan Antandros Antik Kenti’nde, üzerinde 22 satırdan oluşan kararnamenin (dekret) yer aldığı 2 bin 200 yıllık yazıt bulundu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Edremit Belediyesinin desteğiyle antik kentte yürütülen 19. dönem kazılarında ortaya çıkarılan yazıtın üzerindeki dekretin yeni bilgiler içerdiği tahmin ediliyor.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Gürcan Polat, antik kentte bir süre önce tamamlanan 19. dönem kazılarının 20 kişilik bilim heyeti ve 18 işçi olmak üzere toplam 38 kişilik ekip ile yapıldığını belirtti.

Antandros’taki kazıların iki alanda yürütüldüğünü, bunlardan birisinin yamaç ev olarak değerlendirilen Roma villası olduğunu anlatan Polat, şöyle konuştu:

“2001 yılından beri bu Roma villasını kazıyoruz. Bu seneki çalışmalarımızda daha önce açmış olduğumuz bir su kuyusu vardı, eve ait olduğunu düşündüğümüz. O su kuyusunu besleyen bir kanalın üzerine ters olarak kapatılmış ve düzgün kenarı olan bir taş dikkatimizi çekti. O taşı kaldırdık. Bir stel olabileceğini düşündük. Ben daha çok mezar steli olabileceğini hayal ediyordum. Kaldırınca bir de baktık ki 22 satırdan oluşan bir dekret içeren bir yazıt.”

Antalya’nın Kaş ilçesinin yakınlarında Likya Birliği’nin başkenti Patara Antik Kentinde 30 sezonluk kazı çalışmaları tamamlandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümü Başkanı olan  Prof. Dr. Havva İşkan Işık işbirliğinde yürütülen kazıların bu seneki kısmında, bir çok profesör ve doçent düzeyinde 67 kişiden oluşan bilim heyeti ile stajyer öğrenciler ve İŞKUR bünyesinden işçiler katıldı.

Prof. Dr. Havva İşkan Işık, yaptığı her kazı sırasında olağan dışı bulgular ve buluntularla bilim dünyasında gündem oluşturan Türkiye’nin en kapsamlı kazılarından Patara’nın 30’uncu yılında da şaşırtmadığını söyledi.

28 Mayıs-14 Kasım tarihleri arasında 171 gün süreyle yapılan yoğun çalışmalar sonucu özellikle Tepecik ve kent surları çalışmalarında ortaya çıkarılan verilerin Likya tarihi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Işık, bu bilgilerin kısa süre içinde kamuoyuyla paylaşılacağını kaydetti.

Mısır’da arkeologlar yaptığı kazı çalışmalar sırasın  karnındaki fetüs ile gömülmüş hamile bir kadına ait 3 bin 700 yıllık mezar buldu.  Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı, geçen hafta, Asvan kenti yakınlarında İtalyan – Amerikan ortaklığında yapılan bir kazıda, hamile olarak gömülmüş bir kadın iskeleti ve pelvis bölgesinde baş aşağı pozisyonda duran fetüsün kalıntılarına ulaşıldığını duyurdu.

Bakanlık, yapılan incelemelerde doğum sürecine girdiği anlaşılan ve 25 yaşında olduğu sanılan bir kadına ait iskeletin M.Ö. 1750 – 1550 yılları arasından kalma olduğunu açıkladı.

Araştırmacılar, fetüsün baş aşağı pozisyonda duruyor olmasının anne ve bebeğinin doğum sırasında ölmüş olabileceğine işaret ettiğini ve bulunan kalıntıların, antik dönemlerde gebelikte anne ölümleriyle ilgili ipuçlarını ortaya koyduğunu belirtti.

Florida Üniversitesi’nden Profesör Sandra Wheeler, basına yaptığı açıklamada, o dönemden itibaren hala bir kadının içinde olan fetüsün keşfinin son derece nadir bir durum olduğunu dile getirdi.

Söz konusu keşfin, günümüzde olduğu gibi çok eski zamanlarda da gebelikte anne ölümlerinin görüldüğüne ilişkin bir bulgu olabileceğine işaret eden Wheeler, yumuşak dokuların varlığı olmadan iskeleti bulunan kadının ölüm nedenini kesin olarak belirlemenin imkansız olduğunu ifade etti.

Çin’in orta kesiminde en az 2 bin yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen 110 mezar bulundu. Yapılan çalışmalar nihayetinde mezarlar Hıbey eyaletinin Fudi kentinde ağustos ayından bu yana devam eden kazılarda gün ışığına çıkarıldı.

Mezarların Han Hanedanlığı (MÖ 156-87) ve Savaşan Beylikler (MÖ 475-221) dönemlerine ait olduğu tespit edildi.
Bulunanlar arasında çok sayıda çocuk mezarının olduğunu belirten arkeologlar, kazı yerinin etrafında daha 500 ila 700 mezar olduğunu tahmin ediyor.

Yerin 3 metre altına kadar inen mezarlarda kilden tabutlar bulunduğu ve tabutların içinde bütünlüğünü koruyan iskeletler ve ipek bezler olduğu ortaya çıkarıldı.

Arkeologlar, yaş, cinsiyet belirlemek için DNA testi yapmak üzere iskeletlerden örnekler topladı. Şaanşi Üniversitesinden arkeolog Li Cün, çocuk ölümlerinin belirli nedenlerden ötürü olacağını, bu konuda kurban ve salgın hastalık ihtimalinin ağır bastığını söyledi.

Batman’ın yakınında bulunan Ilısu Baraj Gölü’nün alt tarafında kalacak tarihi ilçesi Hasankeyf’te, Dicle kıyısında devam eden kazılar nihayetinde 13. ve 15. yüzyıllara ait büyük bir seramik atölyesi ile ticaret merkezi gün yüzüne çıktı.

Batman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından Hasankeyf’te yürütülen kazılarda günümüzden yaklaşık 500 yıl öncesine ait ticaret merkeziyle seramik atölyesi bulundu.

Bir dönem dokumacılık ağırlıklı ürünlerin merkezi olan tarihi ilçe Hasankeyf’te 13-15’inci yüzyılları arasında ticaret merkezi olarak kullanıldığı tespit edilen ve seramik atölyesinin de bulunduğu ören yeri, koruma altına alındı.

Üniversiteden arkeologlar, Dicle nehri kıyısında yaptığı kazılarda da eski caminin bitişiğinde soğuk hava deposu olarak kullanılan 13 kuyu tespit edildiğini de belirtti.

Hititler’in günümüzde Çorum’un Boğazkale ilçesinde bulunmakta olan Hattuşa’da devam eden kazılar sırasında, dönemin insalarının kült ritüellerde kullandığı düşünülen bir yapıda 3500 ve 3800 yıla tarihlenen 75 adet küp bulundu. Arkeologlar, küplerin bulunduğu devasa yapının Hitit başkentinin ihtiyaç duyduğu erzakın stoklanması için kullanılan bir ekonomik kurum olduğu üzerinde duruyor.

Hattuşa Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schacahner, Hitit dönemine ait büyük bir yapıdaki kazıya devam ettikleri ve burada buldukları çivi yazılı metinlerden hareketle, yapının bazı kült ritüellerde kullanıldığını düşündüklerini söyledi.

Bu düşünceyi destekleyen başka buluntuların da olduğunu dile getiren Prof. Dr. Andreas Schacahner, şunları söyledi: “Bu yıl bulduğumuz 3500 yıllık içme kabı ve daha önce bulunan keçi ve yumruk şeklindeki kapları da bu yapıda bulduk.”

“50 metre uzunluğa, 300 metre genişliğe sahip olan binamız çok büyük. Yapının iki safhalı olduğunu görüyoruz. Hitit döneminde kurulup imparatorluk döneminin başlangıcında tekrar tamir görmüş hatta daha da büyütülmüş.”

İlk kuruluş dönemine ait bir odada depolama kapları bulduklarını açıklayan Kazı Başkanı Prof. Dr. Schacahner, şöyle devam etti: “Böylece yapının kendine has bir ekonomik sistem olduğunu gördük. Bu buluntular yapının bağımsız bir kurum olduğunu düşünmemizi sağlıyor.”

“Burada bazı küpler hala yerinde. Bulundukları yerden çıkarılarak restorasyon işleminden sonra müzeye teslim ediliyor. Bu yapıda 40 adet küp bulundu. Binanın güney kısmında ise daha eski bir tabakaya ait 35 küp daha tespit edildi. Bu depolama o dönemin insanları için çok önemli. Çünkü İç Anadolu’nun coğrafi şartları ekonomik dengeleri bazen sağlayamıyor. Özellikle şehir yaşamı için depolama şarttı. Baklagiller, hububat, sıvı yağlar ve diğer şeylerin burada stoklandığını düşünüyoruz.”

İznik Müze Müdürü olan Haydar Kalsen, içinden iki adet iskelete rastlanıldığını, mumyalanarak korunduğunu ve aynı şekilde müzeye taşınacağını aktardı.

İznik’in Hisardere nektopolünde, M.S. 3. yüzyılda yapıldığı anlaşılan Roma Dönemine ait sandığa benzer lahit bulundu.

İznik Müze Müdürü Kalsen, Hisardere nekropolünde İznik Müze Müdürlüğünün başkanlığı, Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aygün Ekin Meriç’in bilimsel danışmanlığındaki heyet tarafından 17 Ekim’de kazı çalışması başlatıldığını söyledi.

Burada mozaiklere rastlandığını, söz konusu mozaiklerin Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ve Bursa Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuvarı uzmanlarının çalışmasıyla kaldırıldığını anlatan Kalsen, daha sonra lahitle ilgili çalışmalara geçildiğini belirtti.

Kalsen, “Burada Roma dönemine ait bir lahit bulundu. M.S. 3. yüzyıl sandık tipi bir lahit. Bu lahitin kapağı uzman ekip tarafından açıldı. İçinden iki iskelet çıktı. Bunlar olduğu gibi içinde duruyor, mumyalanarak korunmuş, bunları aynen müzeye taşıyacağız. İnceleme ve bilimsel çalışmalar yapılacak.” diye konuştu.

Adıyaman’ın Gerger ilçesinde Fırat Nehri’ne hakim bir tepede yaklaşık 2 ay önce köylülerin ihbarı üzerine bulunan Roma Dönemi’ne ait askeri gözetleme kulesinin bilinmedik özellikleri ortaya çıktı.

Yaklaşık 500 kilo ile 2 ton ağırlığındaki taşların üst üste konularak harç kullanılmadan yapılan kule yaklaşık 2 bin yıldır ayakta duruyor.

Yunan dönemine ait kabartmalar bulundu

Üzerinin ahşap olduğu düşünülen ve günümüzde üzeri açık olan askeri gözetleme kulesi ormanlık alandaki hakim bir tepede bulunuyor. Kulenin iki penceresi olduğunu ve pencerelerden birinin yıkıldığını belirten yetkililer, Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından buranın tescilleneceğini dile getirdi.

Adıyaman Müze Müdür Vekili Mehmet Alkan askeri kulenin bulunmasından sonra yapılan ikinci incelemenin ardından, 10 metre yüksekliğindeki askeri kulenin 2 katlı olduğunu ve kapı üzerinde kılıca benzetilen kabartmanın Yunan mitolojisinde Herakles, Roma mitolojisinde Herkül’ün sopası olduğunu söyledi.