Şunun için etiket arşivi: Almanya

Geçtiğimiz yıl Avrupa’nın en büyük ikinci kukla festivali seçilen İzmir Kukla Günleri Festivali, bu yıl en iyi olmak için perdelerini açtı

RÖPORTAJ: MÜJGAN KULLE

Uluslararası arenada ses getiren kukla sanatçılarını, İzmirli kukla severlerle bir araya getiren ve bu yıl altıncısı düzenlenen İzmir Kukla Günleri, 3 gündür izleyicilerin yoğun ilgisiyle karşılaşıyor.
Sözü fazla uzatmadan festivalin yaratıcısı Selçuk Dinçer ile festivalin tüm detaylarını konuştuğumuz söyleşimize geçmek istiyorum.
* İzmirli sanatseverlerin sabırsızlıkla beklediği İzmir Kukla Günleri Festivali nihayet başladı. Eminim geçen seneye göre çok daha büyük bir ilgi söz konusu..
– Kesinlikle… Hatta geçen seneyle kıyaslarsak iki katına çıkan bir ilgiden söz etmek mümkün. Tartışmasız her gün artan bir ilgiyle karşı karşıya festivalimiz. Örneğin bu seneki birçok oyunumuzun biletleri çok erken bitti, bir kısmının da biletleri önemli oranda tükenmek üzere…
Öyle görünüyor ki festivali kaçırmak istemeyenlerin sayısında bir hayli artış var. Biletler erkenden sanatseverlerle buluştu…
Tabi bunun ötesinde sadece biletlerle değerlendirmemek lazım bu ilgiyi. Soranların, ilgilenenlerin, festival içinde bir şeyleri merak edenlerin, kısacası festivalle ilgili her detayı öğrenmek isteyenlerin sayılarında da ciddi bir artış söz konusu. Bu tabii ki çok sevindirici.
Çünkü bu durum İzmir’in tam anlamıyla festivalimize sahip çıktığı anlamına geliyor. Zaten bir festival ancak kent ona sahip çıkarsa, yaşar, büyür ve gelişir. İzmir, bu festivali benimsedi ve sonuna kadar sahip çıkacağının sinyallerini veriyor.

İLGİ KATLANARAK ARTIYOR
* Festivalin uluslararası tanınırlığı da artmış olmalı…

– Hem de çok… Uluslararası arenadaki festivalin tanınırlığı, bilinirliği, her yıl çok süratle artıyor. Hatta katlanarak artıyor demek daha doğru… Uluslararası alandan da çok ciddi geri dönüşler alıyoruz. Bu da İzmir’in adını markalaştırmak adına büyük bir artı.
* Geçen yıl bu zamanlar yaptığımız söyleşimizde festival için ‘henüz bebek’ yakıştırması yapmıştınız… Görünen o ki bebeğiniz hızla büyümüş, hatta ilkokula başlamış…
– Gerçekten de öyle oldu… O kadar hızla öğreniyor ve büyüyor ki, bu yıl ilkokula başladı diyebiliriz… (gülüyor) Çünkü özenle büyütüyoruz ve eğitiyoruz… Bakın festivallerde eğitim kısmı çok önemlidir. 6 yıllık genç bir festival olmamıza rağmen hızlı ama emin adımlarla ilerliyoruz. Her festivalde farklı şeyler öğreniyoruz, öğrenmeye de devam edeceğiz.
* İzmir Kukla Günleri, geçen yıl Avrupa’nın en büyük ikinci kukla festivali seçilmişti. Bu sene birinciliği alır mıyız?
– Evet, geçen sene Avrupa’daki en büyük ikinci kukla festivali seçildik. Belki bu yıl Avrupa’nın en büyük kukla festivali olacağız. Çünkü dünyanın en büyük kukla festivali Fransa’nın Sarnafil kasabasında düzenleniyor ve iki yılda bir yapılıyor. Geçtiğimiz yıl 50. yaşını kutladı. Bu sene festival kapsamında yer almıyor. Bundan dolayı da bu sene büyük ihtimal İzmir Kukla Günleri Festivali, Avrupa’nın belki de dünyanın en büyük kukla festivali olacak. Bu da ayrı bir heyecan bizim için…

ÖNEMLİ FARKLILIK
* Geçen seneye göre ne gibi farklılıklar var?

– Festivalimizin en büyük farkı workshop’lar bu sene… Sadece profesyonel sahne sanatçılarına yönelik workshop’lar bunlar. Geçen sene 1 olan atölye çalışmalarını 3’e çıkardık. Çünkü büyük oranda kalıcı yarar sağladığımızı gördük. Şöyle ki; İzmir’i kültür başkenti, marka kent yapmak adına, kentin içindeki sanatsal üretimlerin fazlalaşmasına ihtiyacımız olduğu bir gerçek. Bu anlamda kentin içindeki kültürel, sanatsal üretim de ancak o üretimi yapacak insanları beslemekle mümkün. İşte bu anlamda çok ciddi ve kalıcı yararlar söz konusu. Festivale oyun oynamaya gelen aynı zamanda eğitimci niteliği taşıyan sanatçılardan da yararlanabiliriz diye düşündük ve dünyanın en önemli kukla sanatçılarına bu teklifte bulunduk. Örneğin sanatçılarından biri Neville Tranter…
Tranter’in Türkiye’ye ilk gelişi. 5-7 Mart’ta kukla oynatma teknikleri üzerine bir atölye çalışması olacak. Bir diğer sanatçımız Amerika’dan Larry Hunt& Adelka Polak… O da 6-8-9 Mart tarihlerinde mask atölyesi üzerine bir workshop düzenleyecek. Son workshop sanatçımız ise
Japon Noni Sawa… Sawa’nın 13-15 Mart’ta gölge oyunu konusunda bir workshop çalışması söz konusu. Hepsi master class niteliğinde atölye çalışmaları olacak. Festivalin büyük oranda artan ve en önemli farklılığı bu.
* İki önemli konferans ve sergi de var festival kapsamında… 
– Evet… Özellikle çok önemli iki konferansımız var. Biri 10 Mart’ta ‘Eğitimde Kuklanın Yeri’ adlı konferans, bir diğeri ise 14 Mart’ta ise ‘Çağdaş Kuklacılıkta Yeni Bir İtici Güç’… Özellikle ‘Eğitimde Kuklanın Yeri’ adlı konferansa yoğun katılım olacağını düşünüyorum. Çünkü eğitim alanına hitap ediyor. Amerika’dan Jennifer Hunt, kendi alanında uzman bir isim.. Önemli bir konferans olacak… Bu konferansı eğitimcilerin kaçırmaması gerekiyor. Sergilere gelince… Festival boyunca sürecek sergilerimizden biri Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde sergilenen Kukla Afişleri, diğeri ise Fransız Kültür Merkezi’nde meraklılarıyla buluşan Fotoğrafçı Gözüyle Kukla…
* Festivalin süresi 11 günden 25 güne çıkarıldı… Eminim kukla severler bu duruma çok sevinmiştir
– Gelen tepkiler o yönde gerçekten de… Geçen sene oyun sayımız 120’ydi, bu sene 132 oldu. Gösteri mekanı 25’ti, bu sene 35 oldu. Ama aşağı yukarı festivalin hacmi aynı. Festivali yayma gereği duyduk çünkü, böylece seyirciler daha fazla etkinliği izleyebilecekler. Bu da kukla severlerin bu sene dolu dolu bir festival geçirmesi anlamına geliyor. Sindire sindire, yetişme telaşı olmadan geçecek 25 gün… Biletler de geçen seneyle aynı… 15-20 TL… Bilet satışları AKM’deki gişelerden ve Biletix’ten sağlanıyor.

SAKIN KAÇIRMAYIN!
* Peki okurlarımıza özellikle de yetişkinlere ‘mutlaka kaçırmayın’ diye önerebileceğiniz oyunlar var mı?

– Olmaz mı… Toplamda 36 oyun, 132 gösteri sahnelenecek bu sene. Biri hariç hepsi ilk kez sahnelenecek oyunlar. Hepsi kaçırılmaması gereken oyunlar bana göre. Ama ‘mutlaka kaçırmayın’ diyebileceğimi birkaç oyun var elbette.
Örneğin Hollanda’dan Neville Tranter’ın ‘Punch&Judy Afganistan’da’ isimli politik güldürü (5-7 Mart), Fransa’dan La Compagnie Azhar’ın ‘Büyülü Toz’ (8-9 Mart), Japon sanatçı Nori Sawa’nın ‘Vişne Bahçesinin Gölgeleri’ (14-17 Mart), İspanya’dan El Retrete de Dorian Gray’in ‘Hava Boşluğu’ (15-16 Mart), yine İspanya’dan Angelico Musgo’dan ‘Ros’un Minyatür Yolcuyuğu’ (12-13-14-15-17 Mart), İtalya’dan Laura Kibel’in ‘Ayakların İzinde'(8-9-10-11-12 Mart)oyunu mutlaka izlenmeli. Arjantin’den Valeria Guglietti’nin ‘Ellerime Dokunma'(20-21-23-24 Mart) ve Bulgaristan’dan Varna Devlet Kukla Tiyatrosu’nun 16 kişilik dev ekibinin sahneleyeceği ‘Kukla Tiyatrosu Hakkında Bazı Sırlar’ (bugün-5 Mart) da kaçmaması gereken oyunlardan…

MİNİKLERE ÖZEL
* Ya çocuklar için…

– Değişik yaş gruplarına hitap eden oyunlar var bu yıl. Örneğin 2-5 yaş grubu çocuklar için Almanya’dan Angelika Müler’in sahneye taşıdığı ‘Aç Tırtıl'(5-6-7-8 Mart); 5-12 yaş çocuklar için ise Avusturya’dan Karin Schafer’in ‘Ejder Gemiler Geldiğinde’ (23-24 Mart); 13 yaş ve üzeri için ise Danimarka’dan Astrid Kjaer Jensen’in ‘Lilith Lilith’ (16-17 Mart)ve İspanya’dan Descamada Senorita’nın ‘Poşet Hanım’ (8-9-10-12 Mart) oyunu miniklerin severek izleyeceği oyunlardan sadece birkaçı.

Gönüllü desteğine ihtiyacımız var!
* Hep görünen kısımlardan bahsettik. Biraz da işin mutfağına girelim… Uluslararası başarı gösteren bu festival, kaç kişilik bir ekibin eseri…

– Küçücük bir ekibiz aslında biz. Sabit ve gönüllüler dahil toplam 12 kişiyiz. Festivalin ilerleyen zamanlarında bu sayının artmasını bekliyoruz. Aslında bu sayının normal şartlarda 20 ve üzeri olması gerekiyor. Sizin aracılığınızla İzmirlilere bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bakın tüm dünya festivallerinde bu ölçekte belki de daha küçük festivallerde bile, düzenlendiği kente bağlı olarak çok sayıda gönüllü desteği söz konusu. Bu gönüllüler bir anlamda festivalin yükünü ortadan kaldırırlar. Aslında her biri birer gönüllü değil birer kültür elçisi, turizm elçisi konumunda… Maalesef İzmir’de gönüllü bulmakta çok zorlanıyoruz. Halbuki değişik yaş gruplarından gönüllülere çok ihtiyacımız var.
Sonuçta kentin sahip olduğu bir değerdir festivaller. Kentle bütünleşmek noktasında da bu kentin içinde yaşayan insanların desteklerine çok ihtiyaç oluyor. Eğer bu çağrımızdan sonra gönüllü olmak isteyenler olursa lütfen festival ofisimizden bizlerle bağlantıya geçsinler… Unutmasınlar ki bu hepimizin festivali…

Türkiye’de bir ilk
* Ülkemizde hala bir kukla eğitimi veren okul yok öyle değil mi?

– Bu anlamda güzel bir gelişme var aslında… Ama öncelikle şunu söylemek istiyorum. Bakın Türkiye’de modern kukla sanatının gelişmediğini hepimiz biliyoruz. Ama şöyle bir saptama yapmakta yarar var. Türkiye’de modern kukla sanatı eğitimsizlik yüzünden gelişmiyor. Ama çok yakında Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü içersinde bir Kukla Bölümü’nün hayata geçirilmesi söz konusu. Hatta çok yakında eğitim hayatına başlayacak. Aslında Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nün kuruluş tüzüğünde bir kukla bölümü var. Bölüm açılmayacak, sadece bölüm hayata geçirilecek. Bu da işleyişi hızlandırıyor tabi. Ders programları çıkarılıyor şuan okulda. Kuklacı yetiştiren ilk, kukla okul olacak. Bu çok güzel bir gelişme… Eğer bu olursa İzmir’den Türkiye’ye kukla sanatını yayacağız…

Kaynak : http://www.yeniasir.com.tr

o 59 Film, 49 gala gösterisi, 9 canlı müzik etkinliğinin yer aldığı festivalde Türkiye’den 65, Almanya’dan 50 sanatçıyla söyleşi yapılacak.

Festivalin onur konuğu bu yıl BakırköylüTarık Akan. Akan’a Türkiye’de sinema sanatının gelişimine ve uluslararası alanda tanınmasına yaptığı kalıcı katkılarından ötürü onur ödülü verilecek.

Festival Komitesi Başkanı Adil Kaya yaptığı açıklamada, festivalin 11 Mart’a kadar süreceğini belirterek, “59 filmin yer aldığı festival kapsamında gösterilen filmlerin 6’sı uluslararası prömiyer, 17’si Almanya prömiyeri ve 26’sı ise Nürnberg prömiyeri olacak. İki kültür arasında köprü görevi gören festival, içerdiği konuları bakımından Almanya’nın en dikkat çekici önemli festivali konumundadır” dedi.

Kaya neonazi terör örgütünün Almanya’da işlediği cinayetlerinin Nürnberg’te yaşayanları tedirgin ettiğini ancak bu etkinliğin dostlukların pekişmesinde önemli rol oynamakta olduğunu kaydetti.

Türk-Alman Film Festival komite üyesi Ayten Akyıldız ise, Türk-Alman Film Festivali’nin Türk-Alman filmlerini ve sanatçılarını tanımak açısından önemli olduğunu vurgulayarak, “Nuri Bilge Ceylan, Christian Petzold ve Fatih Akın gibi ünlü yönetmenler festivali desteklemektedir” dedi.

Akyıldız, festivale Türk ve Alman seyircilerin büyük ilgi gösterdiğinine işaret ederek, “Zenne, Mar, Bu son olsun, Güzel Günler Göreceğiz ve Geriye Kalan gibi filmlerin uluslararası prömiyerlerini sunmaktan özellikle gurur duymaktayız” diye konuştu.

Festivalde uzun metraj film kategorisinde Almanya’dan 5, Türkiye;den 3 film yer alıyor. Bunların arasında ünlü yönetmenlerin eserleri kadar ilk filmlerine imza atan genç yeteneklerin eserleri de bulunuyor.

Alman sinemasının uluslararası alanda tanınan başarılı yönetmeni Christian Petzold bu yıl da festivale katılıyor. Yönetmen Petzold son filmi “Barbara” ile Uluslararası Berlin Film Festivali’nde en iyi yönetmen kategorisinde Gümüş Ayı ile ödüllendirilmişti.

Yarışmada Türkiye’den de üç film var. Yönetmen Reis Çelik’in Uluslararası Berlin Film Festivali’nde ödül kazanan eseri “Lal Gece”, Derviş Zaim’in Almanya prömiyeri olarak festivali seçtiği “Gölgeler ve Suretler” ve Nürnberg’de uluslararası prömiyerini gerçekleştirecek olan “Zenne”.

Yarışmada yer alan Almanya yapımları ise şöyle: Töte Mich (Öldür Beni), Kaddisch für einen Freund (Bir Dost İçin Hayır Duası), Frankfurt Coincidences (Frankfurt Tesadüfleri), Einer wie Bruno (Bruno Gibi Biri), Barbara.

Festivale Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Federal Almanya Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanlığı, InterForum Sanat ve Kültür Derneği, Robert-Bosch Vakfı, Nürnberg Şehir Belediyesi Kültür Dairesi ile Bavyera Eyaleti Başbakanlık Dairesi, tarafında destek veriliyor.

Nürnberg’de 1992 yılında Türkiye Sinema Günleri adı altında başlayan festival, zamanla Türk Alman Film Festivali adını aldı.

56 Ülkenin Sanat Nabzı İzmir’de Atacak

Merkezi Hırvatistan’da bulunan ve 56 ülkede temsilciliği bulunan World Art Games (WAG), DünyaSanat Olimpiyatları Türkiye Temsilciliği dünya çapında tanınan Türk sanatçılarının öncülüğünde İzmir’de kuruldu.

Merkezi Hırvatistan’da bulunan ve 56 ülkede temsilciliği bulunan World Art Games (WAG), DünyaSanat OlimpiyatlarıTürkiye Temsilciliği dünyaçapında tanınan Türk sanatçılarının öncülüğünde İzmir’de kuruldu.

Dernekler İl Müdürlüğü’ne müracaatlarıyla kuruluşu tamamlanan Dünya Sanat Olimpiyatları Derneği kurucu üyeleri, amaç ve projelerini sunmak üzere İzmir Vali Yardımcısı Haluk Tunçsu ile görüştü. Kuruluşla ilgili bilgi veren World Art Games Türkiye Temsilcisi Derya Var, WAG Merkezi Hırvatistan’da bulunan Dünya Sanat Olimpiyatları’nın 1. Olağan Genel Kurul toplantısının 18-21 Kasım 2011 tarihlerinde Zagreb şehrinde yapıldığını, olimpiyatların ikinci konferansının toplantıda yapılan girişimler sonucunda

2012’de İzmir’de yapılmasını sağladıklarını söyledi.

Çok sayıda ülkeden sanatçı ve devlet adamının İzmir’deki konferansta bir araya geleceğini belirten Derya Var, bu girişimle başta İzmir 2020 Expo girişim ve çalışmalarına uluslar arası sanatsal bir boyut kazandırmayı amaçladıklarını, ülkemize gelecek olan 56 ülke sanatçı ve diplomatlarına kentin ve ülkemizin sanatsal birikimini sunmak ve paylaşarak dostluk köprüsünü kurmayı amaçladıklarını dile getirdi.

Var, uluslararası sanatsal sunum ve paylaşımı hedefleyen bu buluşmaya 56 ülkenin milli komite başkan ve yardımcılarının, Cumhurbaşkanı, Bakan, elçiler ve kültür ataşeliklerinin katılacağını, kongre boyunca tüm dünyaya sanatın evrensel dili aracılığı ile barış, hoşgörü ve sevgi mesajları verileceğini belirtti.

WAG Türkiye Milli Komitesinin katılımcı ve bağımsız bir dernek olarak faaliyet göstereceğini öne süren Var, kurucu üye olarak Türkiye’nin yurt dışında tanınmış sanatçılarıyla yola çıktıklarını, protokol gereğince değişik ülkelerde yapılacak etkinliklerde sanatın değişik alanlarında belirlenen etkin ve yetkin isimlerle ülkemizi en üst derecede temsil edeceklerini kaydetti.

Dünya Sanat Olimpiyatları Türkiye Komitesi’nde yer alan isimler ise şu şekilde: Tüzüm Kızılcan-As Başkan, Ege Art Sanat Danışma Kurulu Başkanı.Seramik sanatçısı, Almanya ve Prag’da sanatsal çalışmalar yapan Kızılcan’ın eserleri çeşitli koleksiyonlarda yer alıyor.

Derya Var- Dernek Başkanı, Ressam WAG Türkiye Temsilcisi, Emel Atalay -Başkan Yardımcısı, Ressam, Ümit Yaşar Işıkhan – Genel Sekreter, Şair yazar,Kültür ve Turizm Bakanlığı Uzmanı,Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği Başkanı, Umur Türker – Ressam, Yaşar Üniversitesi Öğretim Üyesi, Cem Sağbil – Heykeltraş,Çalışmalarını Stutgart ve İstanbul’da sürdürüyor, Aytül Büyüksaraç – İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni – Bijen Molay:Bale sanatçısı 9 Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü,

Bale Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi ve Başkanlığı, Ege Sanayici ve İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Ege Kültür Vakfı Kurucu Üyesi ve Ege Art Danışmanı. Erdoğan Öztürk – İzmir Devlet Opera ve Balesinin dramaturgu, protokol ve basın müşaviri ve Hülya Savaş tiyatro sanatçısı ve İzmir Devlet Tiyatrosu Müdiresi.

 

İZMİR’DE SANAT

İzmirli sanatseverleri, yeni sergi ve gösterilerle dolu,sanat etkinlikleri bakımından oldukça yoğun bir hafta bekliyor. 

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO) bu hafta, Brüksel Kraliyet Konservatuvarı’nda

İzmirli sanatseverleri, yeni sergi ve gösterilerle dolu, sanatetkinlikleri bakımından oldukça yoğun bir hafta bekliyor. 
İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO) bu hafta, Brüksel Kraliyet Konservatuvarı’nda oda müziği konusunda uzman olan piyanist Prof. Muhiddin Dürrüoğlu’nu konuk edecek.
Ege Bölgesi’nde üç günlük turnesini tamamlayan İZDSO, yarın akşam 20.30’da Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yeniden İzmirli dinleyicinin karşısında olacak.
Orkestrayı, şef İbrahim Yazıcı’nın yöneteceği konserde, Dürrüoğlu ve İZDSO, Chopin’in 2 numaralı piyano konçertosu, Çaykovski’nin ”Romeo ve Juliet” fantezi üvertürünü yorumlayacaklar.
Puccini’nin son eseri ”Turandot”un prömiyerini geçen hafta yapan ve büyük beğeni kazanan İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB), bu hafta ”Kösem Sultan Balesi” ile ”Çingene Baron” operetini sanatseverlerle buluşturacak.
”Kösem Sultan” balesi, 18 Şubat Cumartesi ve 20 Şubat Pazartesi akşamları, Dokuz Eylül Üniversitesi Sabancı Kültür Merkezi’nde izleyici karşısında olacak. Mahpeyker Sultan’ın, 50 yıllık saltanatı ve trajik sonunun anlatıldığı iki perdelik baleyi, Tevfik Akbaşlı besteledi, Uğur Seyrek ise koreografiyi hazırlayarak eseri sahneye koydu.
İZDOB’un Elhamra Sahnesi’nde ise 21 Şubat Salı ve 22 Şubat Çarşamba akşamları, sezonun keyifli oyunlarından ”Çingene Baron” opereti yeniden perdelerini açacak. Strauss’un valslerinin süslediği operayı, İzmir’de Önder Gökseven sahneye koyuyor. Operetin dekorları Kaan Güreşçi’ye, kostümleri ise Gülden Sayıl’a ait. ”Çingene Baron”da orkestrayı Vladimir Lungu yönetecek.
İZDOB, bu hafta ayrıca minik izleyicileri için yarın 11.00 ve 13.00’te Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde Hülya Nüfusçu’nun yönetiminde ”Pamuk Prenses” adlı çocuk balesini sahneleyecek.

   -İZDT- 

İzmir Devlet Tiyatroları (İZDT), bu hafta 4 salonda sahneleyeceği oyunlarla İzmirli sanatseverleri bekliyor.
Karşıyaka Oda Tiyatrosu, 21 Şubat Salı ve 22 Şubat Çarşamba akşamları ”Bir Garip Orhan Veli” adlı oyuna ev sahipliği yapacak. Tayfun Eraslan’ın yönettiği tek kişilik oyun, Orhan Veli’nin, Murathan Mungan tarafından derlenen şiirlerinden oluşuyor ve izleyiciyi kimi zaman gülümseten, kimi zaman da duygulandıran bir yolculuğa çıkarıyor.
Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi ise hafta boyunca ”Anam bacım Avradım” adlı oyunla perdelerini açacak. Kadına şiddet konusunun ele alındığı müzikli oyun, 13 yaşından küçük izleyicilere önerilmiyor.
Konak Melek Ökte Sahnesi, 19 Şubat Pazar gününe kadar sezonun yeni oyunlarından ”Sıçan” ile izleyiciyi buluşturacak. Justine DelCorte’nin yazdığı, Barış Eren’in çevirdiği oyunda, yıllar sonra bir araya gelen iki kız kardeşin birbiriyle hesaplaşması ve çekişmeleri mizahi dille anlatılıyor. Aynı sahnede, 21 Şubat Salı ve 22 Şubat Çarşamba günleri, ”Edi’nin Annesi Nerede-” isimli çocuk oyunu sahnelenecek.
İZDT’nin Konak Sahnesi ise tüm haftayı, sezonun yeni oyunlarından olan ”Halktan Biri”ne ayırdı.
Sam Bobrick’in yazdığı, Metin Oyman’ın yönettiği oyun ilginç bir konuya sahip. Oyunda, hayatından ve ülkesinin gidişatından mutsuz olan, bu mutsuzluğunu da ABD başkanlarına yazdığı sayısız mektupta dile getiren Travis Pine’ın, CIA ajanlarının evine yaptığı ziyaretle değişen hayatı anlatılıyor.
          -”Keşanlı Ali” İzmir’de- 

Türk tiyatrosunun önemli başyapıtlarından sayılan ”Keşanlı Ali Destanı”, bugün ve yarın Sadri Alışık Tiyatrosu ile İzmir’e konuk olacak.
Yavuz Bingöl, Songül Öden, Kerem Alışık, Tuba Ünsal gibi ünlü isimlerin yer aldığı oyun, İzmir Atatürk Kültür Merkezi’nde bu akşam ve yarın akşam İzmirli tiyatroseverlerin karşısında olacak.
Ahmet Mümtaz Taylan’ın yönettiği oyunun müzik direktörlüğünü, Çiğdem Erken üstleniyor.
     -Sergiler, etkinlikler- 

Kültür Bakanlığı İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi’nde önceki gün açılan Güler Çınar, Şengül Akdoğan suluboya resim sergisi, ay sonuna kadar sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Ressam Hülya Sezgin’in beşinci kişisel sergisi, Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi Prof. Dr. Türkan Saylan Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Konak Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Alsancak Kültür Sanat Merkezi, Mahmut Turgut’un ”Dünya Çocukları” fotoğraf sergisine de ev sahipliği yapıyor.
Karikatürist Aziz Yavuzdoğan’ın, 30. sanat yılı kapsamındaki ”Yazısız Şeyler” isimli karikatür sergisini Prof. Dr. Türkan Saylan Alsancak Kültür Sanat Merkezi’nde gezilebilir.
Pop ve rock müziğin sevilen seslerinden Nev, yarın akşam Ooze Venue’da hayranlarıyla buluşacak.
Kaynak: http://www.haberdar.com/

 Karadeniz’de Kültür Sanat

ZONGULDAK :

Zonguldak’ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından, “Sönmüş Yıldızlar” adlı tiyatro oyunu sahnelenecek.

Zonguldak’ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından, “Sönmüş Yıldızlar” adlı tiyatro oyunu sahnelenecek.

Ankara Devlet Tiyatrosu, Kerim Tinçurin’in yazdığı, Albina Garifullina’nın çevirdiği ve Raşid Zagidullin’in yönettiği “Sönmüş Yıldızlar” adlı 2 perdelik oyunu 17-18Şubat tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezinde izleyenlerle buluşturacak.

Deniz Yılmaz, Deniz Evin, Can Ali Çalışandemir, Yasemin Karataş, Ayla Alevok, Pelin Tozkoparan, Aylin Akın, Dilan Kart, Erdem Koşar, Hande Karaca, Merve Gül, Nihal Erdoğan, Yağmur Uzun, Zerrin Çağlar, Şafak Ceylan, Doğuş Kasım Ateş, Faik Gürbüzlü, Faruk Karagül, Güven Türkmen, Hüseyin İlaslan, Mahir Berkant Varol ve Umut Yılmaz’ın oynadığı oyunda Tatarefsanesi Server ile İsmail’in trajik aşkı anlatılıyor.

TRABZON :  

Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Şahane Düğün” ve “Islıksever Max” adlı tiyatro oyunlarını sahnelemeye devam ediyor.

Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Şahane Düğün” ve “Islıksever Max” adlı tiyatro oyunlarını sahnelemeye devam ediyor.

Robin Hawdon’un yazdığı, Özcan Özer’in Türkçe’ye çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği “Şahane Düğün” adlı oyunda, Başak Anat Özcan, Emre Ön, Birkan Görgün, Şebnem Dokurel Topçuoğlu, Banu Manioğlu ve Elif Şeker Saka rol alıyor.

Nikahının kıyılacağı günün sabahında, kaldığı otelodasında yanında hiç tanımadığı bir kadınla birlikte uyanan Bill’in yaşamından kesitler sunan oyunda, geceye dair hiçbir şey hatırlamayan Bill’in nişanlısı Rachel ile nikahının yapılacağı günde yaşanan karmaşa ve yanlış anlaşılmalar anlatılıyor.

Trabzon Devlet Tiyatrosu, ayrıca “Islık Sever Max” adlı çocuk oyununu da sahneliyor.

Carsten Krüger ve Volker Ludwig’in yazdığı, Meriç Gök’ün Türkçeye çevirdiği ve Birkan Görgün’ün yönettiği “Islık Sever Max” adlı oyunda Emre Ön, Sinem Bilgin, Dalya Filmci, Birkan Görgün ve Yavuz Topçuoğlu rol alıyor.

Dekor ve kostümleri Aytuğ Dereli, ışık tasarımı Muharrem Boran, müzikleri Emin Serdar Kurutçu’ya ait oyun, 19 Şubat Pazar günü saat 13.30’da Atapark Haluk Ongan Sahnesinde tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak.

Oyunda, her gün aynı işleri büyük bir can sıkıntısı içerisinde yapan beş arkadaşın her zamanki gibi aynı yerde, aynı bankta oturmaları ve o sırada oradan geçmekte olan bir oyuncunun kendilerine bir teklif sunmasıyla gelişen olaylar konu ediliyor.

İç Anadolu’da Kültür, sanat

KAYSERİ

Kayseri Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü “Komşu Köyün Delisi” adlı oyunu sahneleyecek.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü “Komşu Köyün Delisi” adlı oyunu sahneleyecek.

Üstün Dökmen’in yazdığı, Erdem Bayar’ın yönetmenliğini üstlendiği oyunda, Yukarı Çavuldur Köyü muhtarının gazeteye “Deli Aranıyor” ilanı vermesiyle başlayan olaylar konu ediliyor.

Kayseri Şehir Tiyatrosu’nda 17 ve 24 Şubat tarihlerinde sergilenecek 2 perdelik komedi oyunu, saat: 19.30’da sanatseverlerle buluşacak.

Öte yandan Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Erciyes Kar Festivali kapsamında sanatçı Mustafa Ceceli 19 Şubat Pazar günü Erciyes Kayak Merkezi’nde konser verecek.

Paraşüt, kayak, snowboard gösterileri ile yurtiçi ve yurtdışından gelen heykeltraşların yapacağı “Kardan Heykeller Sergisi”nin de bulunacağı festival, 18-19 Şubat tarihlerinde yapılacak.

Kaynak : http://www.haberciniz.biz

 

Doğu Anadolu’da Kültür Sanat

Erzurum 

Devlet Tiyatrosu, “Herkes (Mi) Hırsız” adlı Oyunu seyirciyle buluşturacak.

Erzurum Devlet Tiyatrosu, “Herkes (Mi) Hırsız” adlı Oyunu seyirciyle buluşturacak.

Eric Chappel’in yazdığı, Cengiz Toraman’ın yönettiği, “Herkes (Mi) Hırsız” adlı Oyunun, dekor tasarımını Suar Şeylan, giysi tasarımını Özlem Karabay, müziklerini Engin Bayrak yaptı.

Eylem Yıldız, Gökhan Kocaoğlu, Yasemin Erbulun, Mehmet Yıldız, Arif Atalay’ın rol aldığı Oyunda, zengin bir çiftin evine giren hırsızlardan birinin yakalanmasının ardından gelişen olaylar, insan zaafları, felsefe ve sistem üzerine eğlenceli, düşündürücü, dinamik ve komik bir olay konu ediliyor.

Oyun bugün, yarın ve 18 Şubat Cumartesi günü saat 14.00 ile 19.30’da izleyicisinin beğenisine sunulacak.

Bu arada, William Shakespeare’nin yazdığı, yönetmenliğini Kutay Sungar’ın yaptığı “Fırtına” adlı çocukOyunu 19-20 Şubat tarihlerinde saat: 14.00’te sahnelenecek.

 

İç Anadolu’da kültür sanat

KONYA

 Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), Cem Günen’in yazdığı, Tomris Çetinel’in yönettiği ”Suskunlar Kapısı (Bab-ı Hamuşan)” ile ”Güzel ve Çirkin” adlı oyunları sahneleyecek. Dekoru Hakan Dündar, kostümleri…

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), Cem Günen’in yazdığı, Tomris Çetinel’in yönettiği ”Suskunlar Kapısı (Bab-ı Hamuşan)” ile ”Güzel ve Çirkin” adlı oyunları sahneleyecek.
Dekoru Hakan Dündar, kostümleri Özge Akarsu ve ışık düzeni Kazım Öztürk’e ait ”Suskunlar Kapısı”nda, Doğan Doğru, Asım Tuncay Aynur, Bengisu Gürbüzer Doğru, Nur Yazar, Nevra Sayar, Ozan Umut Çobanoğlu, Yıldırım Gücük, Yaşar Özboz, Ahmet Çökmez, Mustafa Uzman ve Hasan Tanılmış rol alıyor.
Şems-i Tebrizi’nin hayatıyla Mevlana’nın hoşgörüsünün anlatıldığı oyun, bugün ve yarın saat 19.30’da, 18 Şubat Cumartesi 14.00’da ve 19.30’da KDT Sahnesi’nde izleyicinin beğenisine sunulacak.
”Güzel ve Çirkin” adlı oyun da izleyiciyle buluşacak. Dekoru Aytuğ Dereli, kostümleri Ceren Karahan ve ışık düzeni Hakan Özdemir’e ait oyunda, Nur Yazar, Tuncay Aynur, Ozan Çobanoğlu, Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Özlem Özkan, Nevra Sayar, Gonca Kunduzcu, Selin Genç, Çağatay Eker, Canan Kalkır ve Duygu Biçer rol alıyor. Oyun, 19 Şubat’ta saat 14.00’da sahnelenecek.
Tamay Sayar-Şekip Taşpınar’ın yazdığı çocuk oyunu ”Dört Köşe Palyaço” ise 21 ve 22 Şubat’ta saat 10.30 ile 14.00’da sanatseverlerle buluşacak.

 Başkentte kültür sanat

(ANKARA)

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına (CSO), 23-24 Şubat’taki konserlerinde keman sanatçısı Mario Hossen eşlik edecek.

Şefliğini Dorian Wilson’un yapacağı konserde, Niccolo Paganini’nin ”Keman Konçertosu No.1” ile Jean Sibelius’un ”1. Senfoni Op.39” eserleri yorumlanacak.
Bilkent Senfoni Orkestrası (BSO), 18 Şubat’ta viyolonsel sanatçısı Hayreddin Hoca ile seyirciyi selamlayacak. Ion Marin’in yöneteceği orkestra, Richard Schumann’ın ”Viyolonsel Konçertosu, La minör Op. 129” ile Felix Mendelssohn’un ”Senfoni No.4 ‘İtalyan’, La majör Op. 90” adlı eserleri yorumlanacak.
Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 13 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 5 eserle izleyiciyi selamlayacak.
Başkentte hafta boyunca gerçekleştirilecek kültür sanat etkinliklerinden bazıları şöyle:

-Tiyatro- 

Büyük Tiyatro: Türk Hava Kuvvetlerinin kuruluşunun 100. yıl dönümü kapsamında sahnelenen ”Bir Tayyare Serüveni”, yarın ve 19 Şubat’ta izleyici karşısına çıkacak. Firdevs Aylin Tez’in yazdığı, Mehmet Ege’nin yönettiği eserin dekor tasarımı Sertel Çetiner’e, kostümleri Sevgi Türkay’a, ışık düzeni ise Yakup Çartık’a ait. Türk insanının havacılık konusunda yapılan icat ve atılımlarda ne kadar öngörülü ve cesur olduğunun anlatıldığı yapıtta, Nermin Uğur, Levent Çelmen, Hülya Dizmen, İsmet Numanoğlu, Bülent Türkmen, Teoman Gülen ve Fuat Çiyiltepe başlıca rolleri paylaşıyor.
”Genç Osman”, 21 Şubat’ta sahne alacak. Turan Oflazoğlu’nun kaleme aldığı yapıtın yönetmeni Şakir Gürzumar. Dekor tasarımını Sertel Çetiner’in, giysi tasarımını Gülümser Erigür’ün yaptığı eserin ışık düzeni Şükrü Kırımoğlu’nun, müzikleri Can Atila’nın imzasını taşıyor. Eserde Akın Erozan, Tolga Tuncer, İlhan Kantarcı, Kutay Sungar, Ahmet Erkut, Nusret Şenay, Cahit Çağıran, Kayhan Sarıgöllü, Uğur Kaya, Mine Medya Haktanır, İhsan Sanıvar, Neşe Baykent ve Füsun Akay başlıca rollerde.

Cüneyt Gökçer Sahnesi: Türk tiyatrosunun klasiklerinden ”Fosforlu Cevriye”, 21 ve 22 Şubat’ta izlenebilir. Gülriz Sururi’nin oyunlaştırdığı ve yönettiği eserin dekor tasarımını Hakan Dündar, kostümlerini Fatma Görgü yaptı. Işık düzeninin Yakup Çartık’ın gerçekleştirdiği eserin besteleri Atilla Özdemiroğlu’na ait. Fosforlu Cevriye’yi Feray Darıcı’nın canlandırdığı eserde, İsmet Numanoğlu, Ali Hakan Beşen, Engin Özsayın, İclal Karaduman, Kader İlhan, Nermin Uğur, Dara Tan, Buket Türkyılmaz, Ömer Comba, Volkan İsmail Duru ve Zeynep Aytek Metin başlıca rollerde. Ünlü müzikal, eski kantocu, yeni randevucu Sümbül Dudu’nun evinde geçenleri neşeli bir dille anlatıyor.

Şinasi Sahnesi: ”Soğuk Bir Berlin Gecesi” oyunu, 21 ve 22 Şubat’ta seyirciyle buluşacak. Barış Eren’in yazıp yönettiği yapıtın dekor tasarımı Sinan Yardımedici’ye, kostümleri Günnur Orhon’a, ışık düzeni Zeynel Işık’a ait. Olcay Kavuzlu, Fulya Koçak, Ferahnur Barut, Eray Eserol, Adnan Erbaş ve Mahmut Işık’ın rol aldığı yapıt, Avrupa’nın ortasında uygar bir kentte yabancı durumuna düşürülen, dışlanan ve ötekileştirilen Tarık’ın dramını işliyor.
”Sunay Akın Anlatıyor”, 20 Şubat Pazartesi günü izlenebilir.

Küçük Tiyatro: Komedi türünün usta kalemi Fransız yazar Moliere’in ”George Dandin” oyunu, hafta süresince izlenebilecek. Çevirisini Sema Kuray’ın yaptığı eser, konuk yönetmen Philip Boulay tarafından sahneye konulacak. Dekor ve kostüm tasarımını Jean-Guy Lecat’ın hazırladığı yapıtın ışık düzeni Ahmet Karademir’e ait. Yaşlı ve zengin bir köylü olan George Dandin ile aile baskısı sonucu evlenen genç ve soylu Angelique arasında baş gösteren aşk ve kıskançlık çatışmasının konu edildiği komedide, Bülent Çiftçi, Zeynep Yasa, Serpil Gül, Cebrail Esen, Meliha Savaş, Gürkan Görbil ile Hüseyin Baylan rol alıyor.

Akün Sahnesi: ”Yastık Adam”, bugün, yarın ve 18 Şubat’ta temsil verecek. Martin McDonagh’ın eserini İlham Yazar yönetti. Tolga Tekin, Mesut Turan, Murat Çıdamlı ve Buğra Koçtepe’nin rol aldığı yapıt,kurgu ile gerçeğin birbirine karıştığı bir polisiye gerilim.
”Barış” adlı yapıt, 21 ve 22 Şubat’ta seyirciyle buluşacak.

Altındağ Tiyatrosu: ”Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun” adlı yapıt, hafta süresince izlenebilecek. Hatice Meryem’in yazdığı, Funda Mete’nin oyunlaştırıp yönettiği eserin dekoru Ceren Karahan’a, kostümleri Günnur Orhon’a, ışık düzeni Zeynel Işık’a ait. Berrin Öney, Elvan Eker, Gülçin Yaşaroğlu ve Özlem Gündoğdu’nun rol aldığı oyun, çeşitli sosyal sınıflardan kadınların evliliklerinde ezilişlerinin öyküsü.

İrfan Şahinbaş Sahnesi: Arthur Miller’in yazdığı, Yıldırım Türker’in dilimize çevirdiği, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği ”Orkestra” adlı yapıt, hafta süresince seyircinin karşısına çıkacak. Dekoru Murat Gülmez’e, kostümü Hale Eren’e, ışığı Önder Arık’a ait eserde, Zeynep Hürol, Funda Gökgücü, Özlem Gür, Miraç Eronat, Aysın Işımer, Şeyda Akova Balcıoğlu, Mehmet Gökçer, Okay İrkören başlıca rolleri paylaşıyor.

Stüdyo Sahne: Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un ”Bir Delinin Hatıra Defteri”, yarın, 19 ve 21 Şubat’ta sahnelenecek. Sylvie Luneau ile Roger Coggio’nun uyarladığı, Coşkun Tunçtan’ın Türkçeleştirdiği yapıtın proje tasarımı ve yönetmenliğini Cem Emüler üstleniyor. Eserde, 1960’lı yıllarda Türk tiyatrosunun büyük ustası Genco Erkal’ın iki farklı yorumla canlandırdığı Aksenti İvanoviç Poprişçin’i, Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor. Eserin dekor ve giysi tasarımı Sertel Çetiner’in, ışık düzeni Seyhun Ayaş ile Zeynel Işık’ın, müzik, ses ve efekt tasarımı da Tayfun Gültutan’ın imzasını taşıyor.

Oda Tiyatrosu: ”Kontrabas” adlı oyun, bugün, yarın ve 18 Şubat’ta izlenebilir.
”Dönülmez Akşamın Ufkundayız” 21 ve 22 Şubat’ta sahnelenecek.

-Opera-bale- 

Opera Sahnesi: ”Yusuf ile Züleyha” operası, 18 Şubat Cumartesi günü seyiriyle buluşacak.
”Macbeth” Operası, sezonun son temsili ile 22 Şubat’ta sahnelenecek.
”Gecenin Rengi” adlı modern dans gösterisi, 20 Şubat’ta izlenebilir.

Operet Sahnesi: Oda Müziği Konseri, 19 Şubat’ta izlenebilir.
”Seslerle Anadolu” adlı müzikli oyun 21 Şubat’ta temsil verecek.

Leyla Gencer Sahnesi: ”Sihirli Dünya” adlı müzikli çocuk oyunu, 19 Şubat’ta minik seyircinin karşısına çıkacak.

-Konser- 

CSO: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına (CSO), 23-24 Şubat’taki konserlerinde keman sanatçısı Mario Hossen eşlik edecek. Şefliğini Dorian Wilson’un yapacağı konserde Niccolo Paganini’nin ”Keman Konçertosu No.1” ile Jean Sibelius’un ”1. Senfoni Op.39” eserleri yorumlanacak.

BSO: Bilkent Senfoni Orkestrası (BSO), 18 Şubat’ta viyolonsel sanatçısı Hayreddin Hoca ile seyirciyi selamlayacak. Ion Marin’in yöneteceği orkestra, Richard Schumann’ın ”Viyolonsel Konçertosu, La minör Op. 129” ile Felix Mendelssohn’un ”Senfoni No.4 ‘İtalyan’, La majör Op. 90” adlı eserleri yorumlanacak.

-Sinemalardan- 

Yönetmenliğini Faruk Aksoy’un yaptığı ”Fetih 1453”, bugün seyirciyle buluşacak.
Yapımcılığını Faruk Aksoy, Servet Aksoy ve Ayşe Germen’in üstlendiği film, Fatih Sultan Mehmet’in çocukluğundan fetihlerine kadar süreci anlatıyor. Yapımı 3 yıl süren filmde, Fatih Sultan Mehmet’i Devrim Evin, Ulubatlı Hasan’ı İbrahim Çelikkol, Era’yı Dilek Serbest, Konstantin’i Recep Aktuğ canlandırıyor. Toplam 15 bin yardımcı oyuncunun kullanıldığı filmin müzikleri Benjamin Wallfisch’in imzasını taşıyor. 17 milyon dolarlık bütçeli film, Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, Fransa, İngiltere, İsviçre, KKTC, Orta Doğu ülkeleri, Endonezya, Malezya, Rusya, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Romanya, Yunanistan, Güney Kore, Tayland, Japonya ve Amerika’da gösterime girecek. Film, İstanbul’un fethedildiği 1453 tarihine gönderme yaparak saat 14.53’te izleyiciyle buluşacak.
Nicolas Cage’in rol aldığı ”Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi” yarın gösterime girecek. Cage’in yeniden kamera karşısına geçtiği filmin yönetmenleri Mark Neveldine ve Brian Taylor. Cage’e Violante Placido, Johnny Whitworth ve ”İskoçyalı” filminin ünlü yıldızı Christophe Lambert’in ”Methodius” rolünde eşlik ettiği film, Blaze’in Doğu Avrupa’da, kendisini insan formuna sokmaya çalışan şeytan ile mücadele etmesini konu alıyor. Filmin çekimleri Kapadokya ve Pamukkale’nin yanı sıra Romanya’nın Transilvanya bölgesi, Sibiu, Bükreş ve Gorj kentlerinde gerçekleştirildi.
Kuklaların beyazperde macerası ”Muppets”, haftanın üçüncü yeni yapımı olacak. James Bobin’in yönettiği film, Jason Segel, Amy Adams, Chris Cooper, Rashida Jones ve Alan Arkin rol alıyor. Film, üç kukla delisi arkadaş Walter, Gary ve Mary’nin tatil için Los Angeles’a gitmesini, ancak burada tesadüfen petrol zengini Tex Richman’ın yeni keşfettiği petrol kaynağına ulaşmak için Kukla Tiyatrosunu yıkacağını öğrenince burayı kurtarmak için verdikleri mücadeleyi konu alıyor.

Metropol: ”Fetih 1453”, ”Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi”, ”Duyguların Rengi”, ”Berlin Kaplanı”, ”Düşmanı Korurken”, ”Sümela’nın Şifresi Temel”.

Optimum: ”Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi”, ”Karanlıklar Ülkesi: Uyanış”, ”Yıldız Savaşları: Bölüm 1-Gizli Tehlike”, ”Fetih 1453”, ”Mupets”, ”Sümela’nın Şifresi Temel”, ”Berlin Kaplanı”.

Kızılay Büyülü Fener: ”Fetih 1453”, ”Berlin Kaplanı”, ”Düşmanı Korurken”, ”Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi”, ”Köstebek”, ”Utanç”, ”Sürücü”, ”Jack ve Jill”.

Bahçelievler Büyülü Fener: ”Savaş Atı”, ”Berlin Kaplanı”, ”Artist”, ”Utanç”, ”Köstebek”.

Kaynak : http://haber.turk.net

 İstanbul’da Kültür Sanat

Cemal Reşit Rey (CRR) Türk Müziği Topluluğu, Hoca Ahmed Yesevi’den Hacı Bektaş Veli’ye, Ümmi Sinan’dan Niyazi Mısri’ye, Somuncu Baba’dan Eşrefoğlu Rumi’ye kadar geniş bir coğrafyada hüküm süren tasavvuf musikisini, yarın seslendirecek.
İslam tasavvufunun Anadolu’da gösterdiği gelişme, tasavvuf edebiyatı ve musikisine dair çok kıymetli eserlerin ortaya çıkmasıyla da kendini hissettirmiştir.
Hoca Ahmed Yesevi’den günümüze kadar, pek çok Hak aşığı ve muhabbet ehli, bu topraklarda yaşayanları yoğurup şekillendirmeye çalışmış ve arkalarında bıraktıkları eserlerle yüzyıllara ışık tutmuştur.
Avusturyalı caz trompetçisi ve şarkıcısı Michaela Rabitsch, gitarist Robert Pawlik ile birlikte çıkardığı 3. albümü ”Moods” ile yarın İstanbul Jazz Center’da sahne alacak.
Halk müziğinin bilindik usullerine yeni bir yorum getiren Baba Zula, yarın Babylon sahnesinde hayranlarıyla buluşacak.
Türk rock müziğinin önde gelen kadın vokallerinden Aylin Aslım, yarın Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde başta ”Canını Seven Kaçsın” adlı son albümü olmak üzere sevilen şarkılarını söyleyecek.
Türk rock müziğinde uzun yıllar varlığı hissedilecek bir yer edinen ”Yüksek Sadakat”, 18 Şubat’ta İstanbul Live’da hayranlarıyla buluşacak.
”Büyük İnsan” isimli şarkısının sosyal paylaşım sitelerinde 5 milyonu aşkın kişi tarafından dinlenmesiyle parlayan Gökhan Türkmen, 18 Şubat’ta Jolly Joker’da konser verecek.
Atlanta ve Pittsburgh Senfoni Orkestraları, Cleveland Orkestrası, St Martin Akademisi, Viyana Radyosu Senfoni, Zürih Oda Orkestrası, Komischer Oper Berlin ve Çek Ulusal Senfoni Orkestrası gibi pek çok orkestra ile birlikte çalışmalar yapan Grammy ödüllü sanatçı Gabriela Montero, 20 Şubat’ta CRR Konser Salonu’nda sahne alacak.
Amerikalı besteci ve söz yazarı St. Vincent, Indie-rock ile kabare caz tarzında gerçekleştirdiği müziğini 21 Şubat’ta Salon İKSV’de sahneleyecek.

 -Sahne sanatları 

Moskova Balesi (Moscow Ballet RFB) yarın ve 18 ile 19 Şubat’ta Türker İnanoğlu Maslak (TİM) Show Center’da, klasik balenin en muhteşem eserlerinden ”Uyuyan Güzel” ve ”Kuğu Gölü”nü sahneleyecek.
Francis Veber’in yazıp Çetin Akcan’ın yönettiği ”Münasebetsiz”, yarın Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyici karşısına çıkacak. Oyunda, Zafer Algöz, Seda Akman, Melih Ekener, Hidayet Erdinç, Kerem Fırtına ve genç oyuncu Ekran Pekbay rol alıyor.
Tiyatronun duayen isimlerinden Genco Erkal’ın Bertolt Brecht’in şiir, şarkı ve öykülerinden uyarladığı müzikli kabare oyunu ”Ben Bertolt Brecht”, yarın Muammer Karaca Tiyatrosu’nda izleyici karşısına çıkacak.
”Troya”nın hikayesi, Mustafa Erdoğan’ın yönetimindeki Anadolu Ateşi Dans Topluluğu’nun yarın Ülker Sports Arena’daki performansıyla anlatılacak

Geleceğe anılarınızı nasıl bırakmak istersiniz ?” sorusuna büyük çoğunluğumuz genelde “fotoğrafla” cevabı verir. “An”ın ölümsüzleştirilmesi veya detayların yakalanması ya da bir haberin aktarılmasında ya da gündelik hayatta her zaman karşılaştığımız ama olağan üstülüğüne dikkat etmediğimiz olay, renk  ve  beklide duyguları aktarma, haberleşme ve sanatlaştırma yöntemlerinden biride elbette  fotoğraf çalışmalarıdır. Kimlik kartımızdan tutunda geleceğe anılarımızı bırakmaya kadar  pek çok açıdan hayatımıza dahil olan bu yöntemin sanat olup olmadığından öte” hangi fotoğrafın” sanat olduğunu tartışmak daha doğru gibi.

Durum böyle olunca artık fotoğraf çekme imkanlarının bu kadar gelişken hale gelmeden önceki durumunu merak ettiğiniz olmadı mı? Aşağıdaki yazımızda fotoğrafın geçmişini bulacaksınız…

Yazıyı okuduktan sonra eğer sizde fotoğraf  konusunda eğitim almak veya aldığınız eğitimi pekiştirmek ve bir ileri düzeye çıkartmak istiyorsanız sizleri de bekliyoruz. Yeni dönem Fotoğraf kursuna ön kayıt yaptırın (Lütfen Tıklayın) ve sizlerde  Nar Sanat Ailesine katılın.. Elbette aldığınız eğitim sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız. 

 Fotoğrafın Kısa Geçmişi

 

ilk fotoğraf makinası nicephore 1816-22

Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. Bunun temeli ise Sümerler’den beri bilinen şu ana ilkeye dayanıyordu :  Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı.

Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü, yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak  kullanılan  bir araçtı.

19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık gümüşü karartarak, negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı.

 

 

ilk fotoğraf View_from_the_Window_at_Le_Gras,Joseph_Nicéphore_Niépce

 

Alman bilim adamı Johann Heinrich Schulze, günümüzdeki karanlık oda tekniklerine yakın bir teknikle, duyarlı tabaka üzerine koyduğu yarı saydam maddelerin izlerini elde ederse de, o da bunların kararmasına engel olamamıştır.

Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması, ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 (kimi kaynaklar bu tarihi 1827 olarak yazar) yılında gerçekleştirilmiştir. Niépce, üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozladıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Elde edilen kalıptan yapılan litografi baskısı sonucu çıkan ilk görüntü ise tarihe geçti. Sonuçta Niepce bir görüntü elde etti.

Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı. Fotoğraf tarihinin bu ilk örneği bir çok el değiştirmiştir Niépce tarafından 1827’de Londra’daki Royal Society’nin üyesi Dr. Bauer’e teslim edilen eser yüzyıl içinde iki kez açık artırmayla satılır. 1898’de Londra’da sergilendikten sonra, elli yılı aşkın  bir süre ortadan kaybolur. Görüntü bu dönemde  Londra’da emanete verilmiş bir sandıkta unutulmuştur.  Ancak Fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Helmut Gernsheim’ın araştırmaları sayesinde, sonunda unutulduğu  yerden çıkarılır. Gernsheim , eseri 1964’te Texas Üniversitesi’ne bağışlar.

 

ilk fotograflardan

Niépce’in bu araştırmalardan o tarihe doğru haberdar olan Daguerre, dioramalarını geliştirirken yararlandığı karanlık odada elde edilen görüntüleri sabitlemeyi yıllardır düşlemektedir. İki adamın 1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Bunun üzerine Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir.

1837’de yöntemi son biçimini almıştır: Yuda bitümüyle duyarlı kılınmış bir bakır plaka kullanmakta, karanlık odada üzerine ışık düşürülen bu plakadaki gizli görüntüyü daha sonra cıva buharıyla açığa çıkarmakta ve ayrıntılarda çok büyük bir inceliğe ve kesinliğe sahip bir görüntü elde etmektedir.  Ürünü piyasaya sürme konusundaki ilk girişiminde başarısızlığa uğrayan Daguerre, resmi çevrelerden destek almaya çalışır: 1838’de temas geçtiği François Arago, bu yöntem karşısında coşkuya kapılır

Arago’nun 1839’un hemen başında duyurduğu haber, tarihi inanılmaz biçimde hızlandırır. Görüntülerin üretiminde kullanılan  yöntem hakkında hiçbir bilgi sızdırılmaması her türlü spekülasyona kapı açar.  Bazıları sihirden söz ederken, karanlıktaki köşelerinde çıkan kimileri de kendilerini tanıtıp Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia ederler; bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir.

İtirazların en kayda değeri İngiltere’den gelir; William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine Fotoğraf yöntemini tanıtır. Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif – pozitif yöntemini ortaya çıkararak, aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme Latince Calos(Güzel) dan gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot’un elde ettiği görüntü ters ve negatifti. Aynı yöntemle duyarlılaştırılan başka bir kağıda günışığı yardımıyla görüntü aktarılıyordu. Bu şekilde sayısız pozitif görüntü elde edilebiliyordu. Talbot’un sistemi Daguerre’inkine göre daha az yaygınlaşabildi. Çünkü kağıt negatifin yapısı, ayrıntıyı yok ediyordu. Elde etmeyi başardığı görüntülerle Fotoğraf tarihinin ilk sergisini açan Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk Fotoğraf stüdyosunu kurmuştur.

 

ilk portret

Ve Daguerre, nihayet 19 Ağustos 1839’da buluşunu tüm dünyaya “Daguerreotype” adıyla duyurdu. Gümüş iyodür kaplı bakır levhayı karanlık kutu içinde objeden yansıyan ışıkla pozlandırıp, cıva buharıyla geliştiriyor ve reaksiyonu durdurmak için ise, tuzlu eriyik içinde yıkıyordu. Bunun  sonucunda oluşan görüntü tek kopya olarak elde edilmekteydi. Eğer Fotoğrafçı özel aynalı bir kamera kullanmıyorsa, Fotoğraf sağ-sol yönünde ters bir şekilde oluşuyordu.

Daguerre, Niépce ile bir ortaklık anlaşması imzaladıktan sonra Chalon’a gelir. Artık Niépce’in  heliografi adını verdiği buluş, ikisinin ortak malıdır. Bu ortaklığa Daguerre olanak  ve ününü koyarken, Niépce buluşunu koymaktadır.  Yine  de Daguerre, Niépce’yi pek yavaş anlayıp desteklemektedir. Halk daha çok Daguerre’in adını anmakta ve buluşu ona maletmektedir.1822’de  Fotoğraf elde edilmişti ve Niépce  1833’de  öldü. Niépce’in ölümü üzerine oğlu, kontratın hukuki ortağı olur. Fakat Daguerre, Isidore’un mali yöndeki zaafından istifade ederek meseleyi halleder. Ayrıca birçok bilgin, bu endüstri çağının  yeni doğan  çocuğuna  ilgi duyarlar. Ocak 1839’da  Daguerre  tekniğini geliştirmiştir. İlk levhalarını Arago’ya gösterir. Yazar Jules Janin, “L’Artiste” dergisinde milletlerarası

tartışmalara yol  açan garip  açıklamalar  yapar. Fakat halk henüz  shiçbir “görüntüyle” karşılaşmamıştır. Aynı dönemde İngiltere’de Fox Talbot, Niépce’ in  heliografilerini  görmüştür ve kağıt  üzerinde  çalışmalarına devam etmektedir. Her ne kadar Daguerre ve Talbot gizlilik içinde çalışıp, bröve peşindilerse  de, başka bilim adamları Fransız  Faraday ve İngiliz Herschal fikirlerini açıklamaktadırlar. Herschal sodyum hiposülfiti tavsiye edip Fotoğrafçılara bu fiksatörü hediye eder.  Bu  sıralarda  Fransız  Hyppolite  Bayard  kağıt  üzerinde çalışmaktadır.

19 Ağustos 1839’da, Paris’de Louis Daguerre’in Fotoğrafik  yöntemini açıklaması herşeyin başlangıcı oldu.

Kısa bir süre sonra kentteki bütün  mağazalar Fotoğraf çekim malzemelerini  ısmarlayan  müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2000 kamera ve yarım  milyondan daha fazla Fotoğraf klişesi satıldı. 1853’de 10.000 Amerikalı  daguerreotypist üç milyon Fotoğraf üretti. Londra’lı  Fotoğrafçılar,  Fotoğraf çekmek için mekanlar ve  onları  geliştirmek için  karanlık  odalar kiraladılar. Londra  Üniversitesi  1856’da müfredatına  Fotoğrafçılığı da ekledi. Böylece yeni bir uğraş  ve yeni bir sanat doğmuş oldu.

Fotoğraf teknik olarak, pek  çok nesnenin  sınırsız  şekilde görüntülenmesi, anların yakalanmasıydı. Bütün meslek alanlarına açıktı.  Herkesin oynayabileceği  bir  oyundu.  Amatör  olarak  başlayan  bir   çok Fotoğrafçı hızla profesyonel oldu. Fotoğrafçılık bilimsel  buluşlarla ve teknolojik gelişmelerle yanyana giden bir sanattı.

Fotoğraf, bir ressamın yapabildiğini daha hızlı,  daha  ucuz ve daha gerçekçi olarak yapabilen  ilginç  bir teknikti.

Ressamların bir çoğu yeni sanatı hemen benimsedi, bazıları resimlerinin ön çalışmalarında kullandı. Bazıları da bu işten resimden  elde ettiğinden daha çok para kazandı. Ve bir çoğu da  bu yöntemin varlığından ürktü. Fotoğrafçıların  gelişiminden  en çok ürkenlerden biri de Maxime Du Camp’dı. Maxime Du Camp, gümüş  nitrat ve hiposülfit için parlak kırmızılarını, canlı renklerini terk eden ve karanlık odaya girmek için paletlerini atanlara “Acemi  ressamlar” diyerek onları küçümsedi.

ilk kadın portresi

Fakat sonuçta  Du  Camp’ ın kendisi de paletini atarak karanlık odaya girdi. Artık  bu tür değişimler  kaçınılmazdı. Sadece yeni sanatın  sağladığı sınırsız çeşitlilikler  değil , aynı zamanda Fotoğrafçılıktan elde  edilen gelir  de bu durumun belirleyicisi oldu. Portre,  Fotoğrafçılığın bir  çok branşından en çok kazançlı olan idi.  1849’da  yaklaşık 100.000 Paris’li Fotoğraflarını çektirdi. Bu yoğun ilgi  eleştirmen  Charles  Baudelaire’e şu sözleri söyletiyordu: “ Bizim  sefil  toplumumuz  bir parça metal üzerindeki  önemsiz  görüntüsüne bakmakta acele ederek Nearcissus gibi davrandı..”

Bütün  popülaritesine  rağmen daguerreotype on yıl  içinde seyrek  olarak kullanılmaya başlandı. Daguerre’nin  yeni buluşunu açıklamasından sadece 3 hafta sonra İngiltere’de  William Henry Fox Talbot bakır klişeler  yerine  görüntünün kalıcı olduğu  kağıtlar  bulduğunu açıkladı. Talbot, birçok deneyden sonra, calotype diye bilinen  yöntemi geliştirdi. Bu yöntem, daha önce de belirttiğimiz gibi modern Fotoğrafçılığın temeli olan  negatif pozitif  işlemini  oluşturdu. Calotype’in görüntüsü, daguerreotype kadar net değildi. Empresyonist resmin erken dönem karşılığı idi, fakat yarattığı yumuşak görüntü bir çekiciliğe sahipti. En önemli avantajı bir negatiften, istenilen sayıda baskı yapılabilmesiydi.

Her  bir daguerreotype sadece bir taneydi ve yeniden  üretilemezdi. Fakat calotype’da, negatifleri cam klişelerde yapmak için metodlar üretildiğinde geçerliliğini yitirdi. Cam negatiflerle daha hızlı baskılar ve belki de en önemlisi daha kısa ışıklama  süresi elde ediliyordu.

 

 

ilk renkli foto

1851’de  diğer  bir İngiliz, Frederick Scott  Archer,  cam üstünde  yayılabilen  ışığa  duyarlı  kimyasal  maddelerle  kaplı yapışkan  bir sıvı olan Collodion’u  buldu. Collodion  klişeleri, kısa  sürede  rutubetle  karşılaşmalı  ve  hemen   geliştirilmeli idi, çünkü  kuruduğunda, ışığa duyarlı olan kaplama  bozulurdu. Bu nedenle “Islak Klişe Yöntemi” diye adlandırıldı.

Bu buluşlar her yıl birbirini  izledi. Fotoğrafçılık  hala deneysel bir uğraştı ve bu işi üstlenen herkes tek başına bu  işi öğrenebilirdi. O  dönemde Fotoğrafçı, solüsyonlarını kendi  yapmak zorundaydı. Aynı zamanda  tozları  ezip  karıştırmak, objektifleri için merceklerini bulmak ve yerleştirmek zorundaydı. Kendi bakır, kağıt  veya cam baskısını kendisi  yapabilmeliydi. Çünkü Fotoğraf araçları  henüz  bir  bütün  olarak  bir  arada  bulunmuyordu. Bu şaşırtacak  kadar çok sayıdaki insan, zanaatkar  oldukları  kadar gerçek  birer sanatçıydılar. Fotoğrafçılığın estetik olanaklarını ve teknik potansiyelini de keşfettiler.

Fotoğrafın  ilk 20 yılında bugün Fotoğrafçıların  repertuarında olan her türden Fotoğraflar çekildi; manzaralar, natürmortlar, belgesel Fotoğraflar ve portreler.. Sonuçlar, şaşırtıcı  şekilde  başarılıydı. Manzaralar, genellikle Gustave Le Gray  tarafından görüntülendi ve Bisson kardeşler daha sonra yapılacak olan çalışmalar kadar dramatik ve çarpıcı Fotoğraflar çektiler.  Bütün bu  insanlar, kötü araçlar ve binbir güçlükle ulaşılan yeni  yöntemlerin zorlamasına rağmen zamanlarının en yüksek standartlarına erişti    1860  ‘lara girerken Fotoğrafçılar makineleriyle neleri yapabileceklerini artık  öğrenmişlerdi. Ve  artık “ne yapılması gerektiği” sorusuna yanıt aramaya  başlamışlardı.

en büyük fotoğraf makinalarından

 

 

Gelecek 20 yılda, Fotoğrafçılar bakış açılarını genişlettiler,  Fotoğrafçılığın  gerçek değerlerini ve  sınırlarını  tartıştılar. Gerçekten Fotoğrafçılığın dünyadaki rolü sorusunun doğrudan, açık ve basit bir cevabı yoktu. Sorunun cevabı, eline  kamerasını alan  her yetenekli insana göre değişiyordu.  Fakat  bu  dönemin uygulayıcıları dört kategoride çok başarılıydılar. Mimarlık, kent manzarası, olaylara tanıklık, portre ve resmi araştıran Fotoğraflar üretme sanat veya zanaatı.

Islak Klişe yöntemiyle mümkün olan daha kısa  ışıklama süresinin yardımıyla Fotoğrafçılar, hareketli konuların Fotoğraflanmasında daha fazla zorlanmayacaklardı.

havadan ilk fotoğraf

Daha fazla esneklik İngiliz fizikçi  Richard  Leach Maddox’ın 1871’de cam yerine jelatini kullanmasıyla  kazanıldı. Bundan sonra klişeler hem duyarlı hem de kuru olacaklardı.

Birçok Fotoğrafçı en iyi çalışmalarını Avrupa ‘da yapıları ve  heykelleri Fotoğraflayarak ortaya koydular. Bu kent  çalışmalarıyla bugün en fazla “şehir planlaması” öğrencilerinin  ilgilenebileceğini söylemek doğru olmasına rağmen bu çalışmaların, varlık ve yayılma dönemindeki Avrupa’nın yüksek yaşam tarzını ve tarihsel  doğruluğunu  kaydettikleri de bir gerçektir

 

Amerika’da  1861’de başlayan iç savaş, maceracı  Fotoğrafçıları,  iyi para getiren Fotoğraf stüdyolarından çıkarıp,  savaş alanlarına gitmelerine neden olmuştur. Bunların bir çoğu da portreci  Mathew B. Brady’nin  önderliğinde  toplanmıştır.  Görüntülü karanlık  oda vagonlarında gezinirken, bu  Fotoğrafçılar  dünyaya savaşın sert mücadelesini yakından izleme imkanını verdiler. Gerçek çatışmaları görüntülemeleri imkansızdı. Çünkü ıslak  klişeler bile olayları durduracak yeterli hıza sahip değildi. Fakat bu Fotoğrafçılar mücadeleyi anlamlı ve dokunaklı ifadelerle  gösterdiler. Terk edilmiş savaş alanlarını, kasabaları, ölüleri ve yaralıları, askeri suçluların infazlarını, her iki tarafın geçici ateşkes  süresince birbirlerini izleyen  askerlerini  görüntülediler. Savaşın zalim paradoksları (kahramanlık ve vahşet)  Fotoğraflarda doğrulukla ve tutkuyla gösterildi. Foto muhabirliği, İngilizcenin kelime dağarcığında henüz yer almıyordu, ama 1860’larda artık tamamıyla gelişmiş bir meslekti.

Birkaç duyarlı Fotoğrafçının ellerinde “portre”, Fotoğrafçılığın  en  etkili ve güncel şekli olduğunu  yeniden  doğruladı. Portre için oturmak birkaç yıl içinde daha kolay bir hale  geldi. Artık Fotoğrafçı, modeli hareketsiz kılmak için kafasına bir destek yaslamak zorunda değildi.

Amerika ve Avrupa’da Brady, Nadar ve Etienne Carjat objektiflerini  zamanın en iyi tanınan insanlarına  çevirdiler. İngiltere’de Julia Margaret Cameron Fotoğrafçılık tarihinin en sıradışı figürü, Viktorya döneminin kapris ve romans tadı veren allegorik manzara ve portrelerini üretti. Bu Fotoğraflar,  tarzından dolayı yağlı boya portrelere benzetildi. Fakat sadece Fotoğraftılar,  resim değil.. Fotoğrafçılık ve resim arasındaki ilişki  karışık  bir  yapıdaydı. Her iki taraf da, karşı tarafın  dost  mu, düşman mı olduğundan emin değildi. Ressamlar, çalışmalarına  katkıda  bulunması için hızla Fotoğrafçılığa yöneldiler. Bir  model, bir  seri  Fotoğraf  için kısa bir süre  poz  veriyordu.  Böylece tekrarlanan  yorucu ve belki de pahalı çalışmalar  önlenmiş  oluyordu. Fransız ressam Edgar Degas kamerayla özel açılar ve  perspektifler elde edebileceğini buldu ve yeni buluşunu  resimlerinde uyguladı. Fakat birçok ressamın kafasında Fotoğrafçılık, bazı durumlarda Fotoğrafçıların da onayladıkları gibi, en iyi  anlatımla yüksek  bir  çağrışıma yardımcı olan mekanik bir yöntem  ve  üvey evlat  gibiydi. Britanya’da bir grup, resim sanatını körü  körüne kameralarını kullanarak taklit ettiler. Sonradan  adlandırılacakları gibi (pictorialistler) resimciler kendi dünyalarını stüdyolarda  yarattılar. İdeal oluşumları resim gibi görünen,  iyi  bir sahnede yaratılan Fotoğraflardı. Halk masalları gibi  allegoriler popüler motifleriydi. Bazen 30 kadar farklı negatif tek bir baskı için  bir araya  getiriliyordu. Bitirilmiş çalışmalar  ise,  tıpkı resim gibi yaldızlı çerçeveler içinde galerilerde sergileniyordu. Bu tip Fotoğraflar, amaçlarının ne olduğu sorgulanmaksızın, hala güçlü bir çekiciliğe  sahiptir. Bunları üreten sanatçılar detayla ilgilenirler ve estetiğin kurallarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve bu  çalışmalarının  Fotoğrafçılığı yücelttiğine insanları ikna etmeye  çalışmışlardır. Fotoğraflarını, onun yapay doğasını yalanlayan bir büyüyle yüklediler. Bu yöntem yaklaşık 20 yıl süresince başarılı olmuş, diğer yöntemler gibi, gelecek kuşak sanatçılar için temel çalışmalarında örnek temsil etmiştir.

1880’lerde bir gurup Fotoğrafçı gerçekliğin araştırılmasını gündeme getirdi. Üçü İngiliz olan bu Fotoğrafçılar, Fotoğrafı resim gibi göstererek sanat çalışmalarına sokmaya çalışmış öncellerine tepki gösteriyorlardı. Yeni gerçekçiler, dünyayı olduğu gibi gösteren Fotoğraflar yaratarak bütünü ile eski resimsel yaklaşımı kötülediler. Bunu tam anlamıyla başaramadılar. Her iki yaklaşımın da diğerine göre göreli yararları hakkında yapılan tartışmalar yıllarca gündemde kaldı. Stüdyolarda özenle  yaratılmış olan görkemli, şık çalışmalarla  engellenmiş olan realizm gibi güçlü bir akımı yeniden kurdular. Aynı dönemde Amerika’da vahşi batının karmaşık  ve heyecan verici devrini açıkça ifade eden  çalışmaların arayışına  giren üç Fotoğrafçı, (H.Jackson,  C.E. Watkins ve A.C.Vroman)  farklı bir gerçekliğe ulaşma yönünde çalışıyorlardı.

Batıya  giden bu Fotoğrafçılar, sınır  bölgelerine  giderek ulusça sabitleşmiş bir düşünceye yanıt veriyorlardı. Genç insanlar bu yeni ülkeye altın, arazi ve macera aramak için, gidiyorlardı. Batı özellikle ilk dönemlerde gerçekten tam bir efsane  ülkesiydi. Kırsal alanların, insanların, boş kasabaların Fotoğrafları hala çok az bulunuyordu. Dedikodular ve söylentiler bu bölge hakkındaki  tek bilgi kaynaklarıydı. Fotoğrafçılar bu durumu  değiştirdiler. Efsane asla ölmeyecekti. Fakat Henry Jackson,  Carleton Eugene Watkins ve Adam Clark Vroman bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştılar. Bu çabalarında Fotoğrafçılar birçok engellerle  karşılaştılar. Bu yeni ülke, insanın aklını başından alacak derecede güzeldi. Fakat atlı arabalarla bile gezmek zordu.  Kızılderililer büyüleyiciydiler fakat dostça davrandıkları söylenemezdi. Kameralar ağır ve hantaldı. O zaman baskı yöntemleri kullanışlı  değildi, bu nedenle geniş hacimli Fotoğraf klişeleri manzaranın ihtişamını yakalamanın  tek  yoluydu. Islak  Klişe ile yapılan  Fotoğrafçılık  için yeterli alet takımı hemen hemen yarım tona yaklaşan  bir ağırlığa sahipti. Fakat  bu   engellerin  üstesinden   gelindi. Bu  sonuca ulaşılmasında  Fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet  etmelerinin rolü büyüktü.

Zayıf  fakat güçlü bir adam olan Jackson, ağır  ekipmanlarını katırlarla taşırdı. Fakat panoramik bir çekim yapmak istediğinde, ağır aletlerini sırtına yükleyerek kayalıklara tırmanırdı. Hiç  suyu kalmadığında, negatiflerini geliştirmek için  eritilmiş kar suyu kullanır, trenlerde mürettebatın Fotoğraflarını  çekerek demiryoluyla ücretsiz seyahat ederdi. Watkins’in ve  Jackson’ ın çektiği Fotoğraflar bu bölgelerin ulusal parklara dönüştürülmesinde Kongre’nin kararını etkilemiş ve böylece Batı korunmuştur.

Vroman’ın  Kızılderili kültürünü yansıtan  Fotoğrafları  o dönemde genellikle onaylanmamış, fakat önemli bulunmuştur. Bu harika  topraklarda yüzyıllardır barınmış olan kabileler  kendileri için ayrılmış olan topraklara itilmişlerdi. Kültürleri ve  bölgeleri yeni yerleşenlerin acımasız baskısının altında ezilip, yok edildi. Vroman, Kızılderililerin kaybolan dünyalarında tarihlerini ve diğer  ziyaretçilerin fark edemedikleri yanları yakalayarak  onların yaşam tarzlarını Fotoğraflarla belgeledi.

Aynı  dönemde üç ingiliz Fotoğrafçı, Peter Henry  Emerson, John Thomson ve Paul Martin günlük yaşamın tadlarını kendi  yurttaşlarına tanıtıyorlardı. Emerson bir  liderdi ve  günlük yaşamın sıradan  görüntülerinin  yorulmaz  sözcüsüydü. İyi  eğitim  almış biriydi  ve aldığı eğitimlerin arasında tıp doktorluğu da  vardı. Emerson  ,  aynı  zamanda  optik bilimin  teorisini  de  çok  iyi öğrenmişti.  Fakat en büyük inancı, sanatın ilk ilkesinin  “doğa” olduğu  fikriydi  ve kendi bilgisini o kadar zeki ve  ustaca  bir yolla uyguladı ki, Fotoğrafları insan karakterinin aldatıcı tarzda basit bir dışavurumu olarak ortaya çıktı.

İnsanlığı  yalın ve dürüst olarak  yorumlayan  Fotoğraflarıyla Malaya Yarım Adası’na, Kamboçya ‘ya, Siam Adasına, Tayvan’a ve Çin’e seyahat etmiş olan Thomson’da aynı bakış açısına sahipti.

Üçlünün  bir  diğer  üyesi olan  Paul  Martin,  kamerasını ustalıkla gizleyerek, İngiliz kıyı şeridine yaptığı kısa  gezilerinde yeni tarz bir Fotoğrafçılığın öncülüğünü yaptı.

Bu   Fotoğrafçılar   ve  onları   izleyenler   20.yüzyılın başlangıcına, realizmi canlandırarak geldiler. Onlara ve stüdyo Fotoğrafçısı  olmayanlara  göre  çektikleri  doğal  Fotoğraflarla modern Fotoğrafçılık önemli bir konuma ulaştı.

Yeni   yüzyılın  ilk  yıllarında  Fotoğrafçılık   hakkında insanların kafasında herhangi bir sorun kalmamıştı. Teknik temelleri  kurulmuştu. Çok sayıdaki usta Fotoğrafçı  artık  yaptıkları sanatla  gurur duymaya başlamıştı. George Eastman’ın Kodak  kameraları  Fotoğraf çekmeyi sıradan insanlar için bir hobiye  dönüştürdü. Fakat herkes Fotoğraf çekerse, Fotoğraf sanatçıları ne yapacaktı? Dönemin önemli Fotoğrafçılarından biri olan Alvin Langdon Coburn, bu konudaki  şikayetlerini şöyle ifade  ediyordu; “ Şimdi her  aceminin bir Brownie makinesi var. Fotoğraf bir kutu  kibrit kadar yaygın bir hale geldi. Fotoğraf, rastgele çekimler  yapılabilecek  kadar çok kolaylaştı. Ve sonunda küçümsenmeye  başlandı. Sanatımıza saygınlık kazandırmak için neye ihtiyacımız var? “

Alvin yalnız değildi. En iyi amatörlerin ve profesyonellerin bir çoğu, Fotoğrafın ne olduğu veya olabildiği konusunda  çelişkiye  düştüler. Hepsinin ortak bir düşüncesi  vardı:  Fotoğraf resim  sanatının  kötü bir taklidi ve yaşama  tutulmuş  bir  ayna değildi… O zaman Fotoğraf neydi?

Bu belirsizliği aşma adına ortaya çıkan insanlardan birisi Alfred  Stieglitz  ‘di. Stieglitz, 19.yüzyıl sanat geleneği  ile yetişmiş fakat bu eğitimin gerisinde kişisel tarzını da yaratmıştı. Diğerlerinden farklı olarak Stieglitz, resmin ve heykelin sanatın yasal formları olduğunu fakat Fotoğrafın bu yasallıktan nasibini  almadığını savunan eleştirmen ve  sanatçıların  yarattığı aşağılık  kompleksini yok etmeyi başardı. Fotoğraf sanatının  hak ettiği  yere  gelmesi için verdiği savaşta,  modern  sanat  adına  Amerika’da zaferler kazandı.

Bütün yaptığı işlerde Stieglitz hem sanatçıları desteklemiş hem de kendi özel Fotoğraf çalışmalarında , deneysel  yöntemlerin doğruluğuna olan inancını geleneksel yöntemlerin genel  tatlarına ve  yapısına karşı savunmuş ve sonunda  kazanmıştır.

Yeni yüzyılın değişim için en uygun zaman olduğu ve  bütün sanat dünyasının olgunlaştığı bir gerçektir. Stieglitz’in başarısına  ulaşmak zordu, ama yine de birkaç Fotoğrafçı  yoğun  olarak kişisel  tarzlarını ön plana çıkararak çalışmışlardır.  Bunlardan biri  Clarence H.White’dı. White, etkileyici görüntüler  üzerinde deneysel  çalışmalar yaparak Fotoğraf sınırlarını metodik  olarak genişletti. White’ın ilgilendiği tarzda Stieglitz ve çağdaşı Alvin Longdon Coburn’da çalışmıştı. Bunlar, resmin çekici  niteliklerinin farkındaydılar, ancak resimleri taklit etmek gibi bir  niyetleri yoktu. Bunun yerine, taklitler yapmadan, sanatsal  değerleri olan Fotoğraflar yapmak amacıyla sanatın estetik değerlerini kullandılar. Başarılı çalışmaları bu dönemin ürünleridir.

Aynı dönemde Avrupa’da Fotoğrafla ilgilenen bir grup,  Fotoğrafı  ve resmi oldukça farklı bir yolla birleştirmeye  çalıştılar. Peter Henry Emerson’ın önderlik ettiği natüralist  Fotoğrafçılar resime benzetilmiş Fotoğrafa büyük bir darbe  indirdi. Fakat Robert Demachy’nin liderliğinde bir çok Fotoğrafçı, negatifleri ve baskıları arasına kendi çalışmalarını  koyarak diğer  görsel sanatlarla rekabet edecek farklı  yaklaşımlar araştırmaya  başladılar. Yeni teknikler bularak veya  eski  baskı tekniklerini canlandırarak, dokular ve son baskıların imajlarını bile  değiştirdiler. Demachy ‘nin çalışmalarında olduğu gibi,  bu tarz  Fotoğraflar o güne değin üretilmiş olanlar kadar  grafiksel açıdan karmaşık ve ayrıntılıydı.

Bu  dönemin  bütün Fotoğrafçıları  sanatla  açıkça  ilgili değildi. Eugene Atget ve Lewis W.Hine çevrelerindeki dünyayı  Fotoğraflamak üzere yoğunlaştılar ve yalnızca resimsel kayıtlar olmayan  belgesel Fotoğraflar yaptılar. Atget,  yaşamını  bütünüyle Paris’i  Fotoğraflamaya adamış, katı bir yaşam süren  farklı  bir insandı.  Fotoğrafları, kenti ve kentin insanlarını, sonraki  kuşakların benimsediği belgesel Fotoğrafçılığın yalın ve temiz  örnekleridir.

Hine, endüstrileşmiş  Amerika’da  düşük   ücretle    kötü koşullarda  işçi çalıştıran yerlerdeki göçebelerin  özellikle  de çocukların   ve  işçilerin  sömürülmesini    göstermek   amacıyla Fotoğraflar çekti. Hine, oldukça fazla seyahat eden, yaşamı sorgulayan bir insandı. Fotoğrafçıların sosyal bir eleştirmen olduğunu savunan geleneğin kurucularından biri idi.

Bu gelenek, 1930’ların ekonomik buhran döneminde  Amerika’ nın  en  iyi Fotoğrafsal yorumunu üretti. Aynı  zamanda  sanatsal birçok  kriter Hine’a rehberlik etti;  kompozisyonlarını  formun, çizginin ve dengenin katı ilkelerine göre düzenledi. Fakat  Hine’ ın Fotoğraflarının zorlayıcı gücü klasik sanata olan  bağlılığından  kaynaklanmaz. Aksine Fotoğrafçının konularına olan  sempatisinden kaynaklanır. Benzer duygular ve çalışmalarındaki entelektüel kontrolün yardımıyla, bu dönemin en iyi Fotoğrafçıları,  Fotoğraf sanatını 20.yüzyıla güvenle taşıdılar.

1920-40  döneminin başlarında ve sonunda,  dünya  savaştan yorulmuş ve yıpranmıştı. Bu yıllar arasında, dünya anarşiyi, hayal kırıklığını, yanlış amaçlar ve son olarak savaş için  silahlanma yarışını  yaşıyordu. Bu yirmi yılın en iyi Fotoğrafçılarının  sevimli  görüntülere, resim taklitçiliğine, yapaylığa ve  çelişkili olarak harfi harfine uygulanan realizme karşı gelmeleri şaşırtıcı değildir.

Fotoğrafçılık  bu dönemin başlamasından çok kısa bir  süre önce o sevimli görüntülerden uzaklaşmıştı. Amerikan sanat Fotoğrafçılığının büyük ustası Alfred Stieglitz, bütün bunları  reddetti. Philedelphia’daki Wanamaker sergi salonundaki 1.100  Fotoğraftan  55’ine  ve uzlaşmaz bir realist olan Paul  Strand’e  iki önemli  ödül  verildi. Stieglitz, bu konuyla  ilgili  düşüncesini şöyle ifade etmişti: “Gerçeği aramak benim vazgeçilmez  düşüncemdir.”

Amerika Birleşik Devletleri ordusunda hava Fotoğrafçısı  olarak  görevlendirilmiş olan Edward Steichen, 1.Dünya  Savaşı’ndan geri  döndüğünde bütün Fotoğraflarını yaktı. Kendini yalın  Fotoğrafçılığa  adadı ve o yaz tam bir realizme erişmek  ve  mükemmel  bir  kontrol düzeyini yakalamak için, siyahtan beyaza  derecelendirilmiş  tonların yer aldığı beyaz bir fincan ve tabağı  1.000′ den  fazla  sayıda Fotoğrafladı.

Edward Weston “soft focus”(yumuşak netlemeli) çekim tekniği ve çarpıcı tonal etkiyi yaratan  yıldız  adaylarının portrelerini de  çekerek  bir  hayli yüksek ücretler alan varlıklı bir Fotoğrafçıydı,fakat özel efektlerden  ve rötuşlardan bıkmıştı. Weston “Uzlaştım ve kendimi  sattım” diye yazmıştır. Başka bir zamanda şöyle yazmıştı; “Ben  yalnızca rolümü oynamak için donandım.” Bir gün Weston sahip  olduklarını bir kenara atarak Mexico’ya gitti.

Devrim  sadece Amerika’da değil bütün dünya  Fotoğrafçılığında yaşanıyordu. Almanya’da 1920’lerde   Albert  Renger-Patzsch şöyle diyordu: “Eğer Fotoğraflar gerçekle ilgili nesnel değerler taşımıyorsa hiç bir şeydir.”

Bu dönemde yeni geliştirilen minyatür kamera, farkedilmeyecek derecede küçük, her koşulda Fotoğraf çekilecek kadar hızlıydı. Bu  kameralar, konularını poz vermeden yakalayan Erich Salomon’a foto muhabirliğin  tekniklerine öncülük etmesinde yardımcı  oldu.  Sıkıntı vermeden ve sıklıkla gizlice çalışarak diplomatik  konferansları, devam  eden mahkemeleri, Birleşik Devletler  Anayasa  Mahkemesini bile görüntüledi. Sanatsal değeri olmayan ancak doğal ve  değerli belge Fotoğrafları çekti.

Başka bir grup Fotoğrafçı savaşa isyan etti ve  yeteneklerini,  kalıplara sık sıkıya bağlı olan realizmi rezil  etmek  ve esrarlı  göstermek için kullandılar. Man Ray ve Laszlo Moholy  Nagy kamerayı  bir org gibi kullandılar, bunu çift ışıklamalar,  fotomontajlar, solarizasyonlar kullanarak yaptılar. Dünyaya karşı geliştirdikleri   küçümseyici  bakış açılarını ve onun  sahte,  yüzeysel  değerlerini Fotoğraflarında gösterdiler ve yetersiz  saygınlıklarını  abarttılar.  Yüzeysel görünüşün  altındaki  gerçeği göstermek için yeteneklerini sonuna kadar kullandılar.

 

Nikolay Lenin’in bir zamanlar gözlemlediği  gibi: Devrimler yıktıkları  kadar yaratırlar. Zamanla Fotoğrafik devrim de  kendi kurumlarını  oluşturmaya  başladı. Bunların en  özverili  olanlarından biri de “f/64” grubudur. Bu grup adını bazı kameralarda bulunan en kısık diyafram açıklığından almıştır. Böyle bir diyafram açıklığı  doğal olarak maksimum netlik verir. Grubun  gerçeklikle eşit  saydığı hoş detaylar ve keskinlik bu diyafram açıklığı  ile mümkündü.

Sonraki birkaç yıl içinde ABD hükümeti Fotoğraf  kurumlarını oluşturdu. Ekonomist Roy  Stryker  kiracı  çiftçiler  ve  ürünleriyle borçlarını ödeyen çiftçilere yardım etmek için çağrıldığında, Fotoğrafların en iyi savunma yolu olduğuna karar verir. Stryker, aralarında Dorothea Lange, Walker Evans ve Ben Shan’ın da yer  aldığı  efsanevi Fotoğrafçıları, kırsal kesimin yoksulluğunu  Fotoğraflamak  için gönderdi. Bunlar çiftçilerin kötü  koşulları  ile ilgili  gerçekleri görüntülediler. Fotoğraflar gazete ve  dergilerde geniş bir ilgi uyandırdı. Sadece çiftlik programını  anlatmak  için değil, aynı zamanda diğer Fotoğrafçıların bu  bölgelere gidip gerçeği görüntülemelerine esin kaynağı oluşturmuşlardır.

Tinsel olarak Fotoğrafçılığın bu kuşağı oldukça başarılıydı. Bu insanlar maddi olarak çok az şey kazandı. Weston uzun süre yoksulluğun sınırında yaşadı. Weston’un günlüğü, insanın içini karartan cümlelerle doludur. ”26 Haziran 1927, Pazar, Çok şanssızım. Chandler  alışveriş için verdiğim 5 doları kaybetti. Bu bir  baskıdan  elde ettiğim 10 dolardan  arta kalan paraydı ve  beni  bir hafta idare edebilirdi.”

Andre Kertesz, Vogue, Harper’s Bazaar ve Town  and  Country dergileri için çektiği moda Fotoğrafları ile zenginleşti. Kertesz, iyi  bir gelir sağladığı dergileri bıraktı ve gerçekçi  Fotoğrafa geri döndü. Gerçekçiler, Fotoğrafta belirgin bir görev  duygusuna sahipti.  Dünyaya kendilerini olduğu gibi göstermek istediler  ve iki dünya savaşında olduğu gibi yansıtmakta başarılı oldular.

Louis  Daguerre’in  buluşunu dünyaya ilan  etmesinden  bir yüzyıl sonra, Fotoğraflarla karşılaşmadan geçen bir gün hemen hemen hiç yoktu. Fotoğraflar her yerdeydi. Dergilerin, gazetelerin, kitapların sayfalarında, müzelerin duvarlarında, otobüslerin  kenarlarında ve büyük ilan panolarında, yaşamdan daha parlak  renklerle  kullanılan Fotoğraf, artık yaşamın ayrılmaz bir  parçasıydı. Yüzyılın  ortalarında, İkinci Dünya Savaşını takip eden hızlı gelişme döneminde Fotoğraf makinesi üreten şirketler  milyonlarca doları  kameralara, filmlere, ışık ölçerlere, flaşlara ve her yıl artan oranlarda gelişmekte olan Fotoğraf makinelerine yatırdılar. 1954’de  Amerika’da 17.293 profesyonel Fotoğraf  stüdyosu  vardı. Aynı yıl amatör Fotoğrafçılar iki milyar Fotoğraf çekti.

Peki Fotoğraf sanatı ne durumdaydı? Ustalar neler yapıyorlardı?

Bazen  hiçbir şey kesin olarak yeni gibi görünmüyordu. Hiç bir ikon kırılıp parçalanmadı ve hiçbir yeni ilah ortaya çıkmadı. Çünkü  ana temalar zaten oluşturulmuştu. Şimdi, daha  önce  öncülük etmiş teknikleri  geliştirmek, sadeleştirmek  ve  ilk  yıllardaki buluşları kullanmak zamanıydı. Bu dönemin Fotoğraflarından  bazıları o güne kadar yapılmış olanların en iyilerindendi. Hiçbir fotomuhabiri  olayları anlatan anları Henry  Cartier-Bresson  kadar muhteşem bir şekilde yakalayamamıştı. Bresson, Erich Salamon ve Andre Kertesz tarafından açılmış olan yolda ilerliyordu. Arnold Newman  ve Philippe  Halsman gibi portreciler daguerreotype gibi eski  gelenekleri  devam ettirdiler, fakat bu yönteme yeni  psikolojik  bir derinlik ve teknik yeterlilik kazandırdılar.

Bununla birlikte, yeni şeyler oluşmaya başlıyordu. Bunlardan  biri  Fotoğrafçılığın farklı branşlarının  arasında  yapılan zengin bir çapraz üretimdi. Dergilerin sayfalarında hızla  gelişmekte olan fotomuhabirliği, Fotoğraflarında kişilikleri aktarmaya  çalışan  portre Fotoğrafçılarının yaklaşımını yoğun olarak  etkiledi.  Newman, sanatçıları kendi sanat araçları ile  görüntüledi; Bir  müzisyeni  piyanosuyla, bir ressamı resimleriyle…  Klasik portre ustası olan Yousuf Karsh bile Nikita Krushchev’i, Rus köylüsünün  ölümsüz sembolü olan kürk paltolarla sarıp  sarmalayarak çekti. Deneysel Fotoğraf ustalarından Man Ray ve  Moholy-Nagy’nin miras bıraktığı güçlü bir sürrealist etki, portrecilerin ve fotomuhabirlerinin çalışmalarına renk kattı. Halsman’ın çok  sayıdaki Salvador  Dali portresi, sanatçıyı fantastik, havada asılı  duran ürkütücü bedenlerden yapılmış kabusumsu ortamlarda gösterir. Bill Brandt, yaratıkların, bedenlerin garip ırmakları, Fotoğrafta akar gibi görünen, görsel olarak çarpıtılmış nü Fotoğraflar üretti.

Daha derin bir itici güç, birçok Fotoğrafçının  çalışmalarına egemen olmaya başlamıştı. Yıllardır yaptıkları çalışmalardan  daha bilinçli duygusal Fotoğraflar çektiler, Fotoğrafçılar  şimdi kameralarının önüne kendi duygularını aktaran konularını  yerleştirdiler. Sanatçının kişisel görüş açısı, her zaman muhteşem  Fotoğraflar yapmanın yolu olmuştur.

1930’larda özgün Fotoğrafçılık moda olduğunda Fotoğrafçılar genellikle  kendi  bakış açılarını  konularının seçiminde ifade ettiler; etkileyici bir manzara, aşıklar arasındaki sıcaklık, ekonomik buhranın sıkıntısını yüzünde yansıtan göçmen gibi..Fotoğrafçı seçimini yapınca, görüntüyü kaydetmek üzere  kamerasını kullandı. Aynı yöntemle fotomuhabirleri de nesnel haber Fotoğrafları  ürettiler. Fakat bazı Fotoğrafçılar köşe yazarları gibi kişisel yorumlarını sunmaya başlıyorlardı.

Brandt’ın belgesel Fotoğraflarını dolduran karanlık, kendi içine dönük ve inceleyici özelliği Fotoğraflarını görsel bir  şiire dönüştürüyordu. Başka bir fotomuhabiri de W.Eugene Smith’dir. Smith  insanlığın  kederlerini ve  mutluluklarını  Fotoğraflarken zorlandığından sözeder.

1930’larda  Edward Weston ve Ansel Adams’ın kurduğu  Fotoğraf okulu f/64 grubunun ortaya attığı ilk  kavramdır. Amacı kendi özüne dönüşü anlatan, Fotoğrafların en titizi gibi görünen, dünyayı  teknik olarak mükemmel bir kameranın gördüğü gibi  ifade etmekti.  Fakat grubun üyeleri garip bir şekilde nesnel  olmayan, neredeyse  mistik ifadeler kullanmaya başladılar. Adams,  1948’de şöyle diyordu: “Fotoğraf sevginin ve gizli olanın açığa çıkarılmasının  aracıdır,  aynı zamanda yüzeyin altındakileri  görmeli  ve bütün herşeyde yaşayan insanlığı ve doğayı kaydetmelidir.”

Fakat,  belki en içteki duyguların  dışavurumuna,  dönemin diğer bir Fotoğrafçısı Aaron Suskind tarafından ulaşıldı. Suskind 1952’nin yazında çekilmiş yakın plan Fotoğrafları yorumlaması istendiğinde şöyle der: “Aslında kayalarla ilgilenmiyorum, ben kendimle ilgileniyorum.” Onlarca yıl önce hiçbir Fotoğrafçının yapmayı düşünmemiş olduğu bir açıklamaydı bu. Fakat 1970’lerde o ciddi Fotoğrafçılar bunu tamamen tuhaf olarak yorumladılar.

(Bundan sonraki aşamaları sizler için derleyip yayınlamaya çalışacağız*)

Hazırlayan : Cengiz Oğuz Gümrükçü

Kaynak: http://www.belgeselFotoğraf.com

*Nar Sanat Editör

Not : Yazının orjinalinde fotoğraflar olmayıp editörümüz tarafından yazıya fotoğraflar sonradan eklenmiştir.

 

 

Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali sergisi

Sabahattin Ali’nin yaşamında önemli yeri olan insanlar, gezdiği, gördüğü yerler, görüntülediği fotoğrafların yer aldığı; “Bir Fotoğraf Camı” Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali sergisi açıldı ve ziyaret etmeye değer.

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi işbirliği ile düzenlediği “Bir Fotoğraf Camı” sergisinde, 41 yıllık kısa yaşamına çok sayıda eser ve tercüme sığdıran, Türkiye’nin farklı yerlerinde öğretmenlik yaparken öğrencileri üzerinde derin izler bırakan, Ankara’da Devlet Konservatuvarı’nın kuruluşunda ve ilk öğrencilerinin yetişmesinde büyük emeği olan Sabahattin Ali’nin en büyük tutkularından biri olan fotoğrafları, kişisel evrakı ve bazı özel eşyaları sergileniyor.
Sergi, Sabahattin Ali’nin yaşamöyküsünün fotoğraflarla anlatıldığı ilk bölümün ardından, yazarın yaşamından seçilmiş temalarla devam ediyor. Serginin yazarın ailesi, çocukluğu, gençliği, Almanya’da yaşadığı yıllar, öğretmenlik, askerlik, evlilik ve babalık dönemleri gibi başlıklı bölümlerinde ise yazarın fotoğraflarına kişisel evrakı ve eşyaları da eşlik ediyor.

Nâzım Hikmet’in Bursa Hapishanesi’nden gönderdiği mektup ve ilk kez bu sergide görülecek bir fotoğrafı, Orhan Veli Kanık’ın imzalı kitabı, Sabahattin Ali’nin gözlüğü ve Paşakapısı Cezaevi’ndeyken üzerinde olan takım elbisesi de serginin önemli parçalarından… Sabahattin Ali’nin Objektifinden başlıklı bölümde de ilk kez bu sergide görülebilecek fotoğraflar var. Ayrıca sergide yer alan ve Sabahattin Ali’nin 1939 yılında Sivas yolunda çektiği fotoğrafları ile eşi ve kızı Filiz Ali’ye ait fotoğraflar da sanatsal olarak dikkate değer.

Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali’nin annesinin sakladığı evrak ve eşyalar içinden çıkardıklarıyla oluşan bu sergi, usta yazara bir kez daha yakından bakmamızı sağlıyor. Ve bir kez daha faili meçhul cinayetlerle yok olup giden onca insandan biri olarak Sabahattin Ali karşısında bizi suskunluğa davet ediyor.

3 Şubat – 3 Mart 2012 tarihlerinde görülebilecek sergi kapsamında, aynı gün saat 15.00 – 16.30 arasında Filiz Ali ve Sevengül Sönmez ’in katılacağı sergi bağlamında bir de söyleşi gerçekleşecek ve saat 17.00’de Filiz Ali kitap imzalayacak.

A’dan Z’ye Sabahattin Ali kitabından “fotoğrafçılık” maddesi:

Fotoğrafçılık

“Aliye Ali eşinin fotoğraf çekmeye olan düşkünlüğünü şöyle anlatmaktadır: ‘Yazı dışında en büyük merakı fotoğraftı. Nereye giderse gitsin Kodak kutu makinesini ve üç ayağını yanından hiç eksik etmezdi. Evde saatlerce bir lamba ışığı altında fotoğraflarımızı çekerdi.’

Öldürüldüğünde yanındaki fotoğraf makinesinde yola çıkmadan bir gece önce Mehmet Ali Cimcozların evinde çektiği fotoğraflar bulunmaktadır. Mahkeme sırasında makinenin içindeki film tabettirilmiştir. Ölümünden sonra devlete borcu olduğu için eşyaları ailesine verilmeyen Sabahattin Ali’nin fotoğraf makinesi de diğer eşyalarıyla birlikte kaybolup gitmiş. Filiz Ali yıllar sonra Kırklareli’ndeki Kültür Günleri’ne katıldığında yanına yaklaşan genç bir hanım, Sabahattin Ali’nin fotoğraf makinesinin evlerinde olduğunu, babasının makineyi o yıllarda polisten satın aldığını söylemiş. Bu genç hanım Filiz Ali’ye adresini vermediği için ona ve dolayısıyla da Sabahattin Ali’nin fotoğraf makinesine ulaşmak mümkün olmamış.

Sabahattin Ali’nin evrakı içinden yüzlerce fotoğraf çıkmıştır. Hemen hepsini Kodak kutu makinesiyle çektiği bu fotoğraflarda, ailesini, dostlarını ve gezip gördüğü yerleri ölümsüzleştirmiş. 1940’lı yılların Ankarası’na ait fotoğraflar, Efes Harabeleri’nin 1940 öncesi hali ve anılarda kalan İstanbul sokakları, elinde bakraçla yoğurt taşıyan köylü kadını ya da kameranın arkasında babasına gülümseyen Filiz Ali. İsa Çelik Sabahattin Ali’nin fotoğrafçılığını şöyle değerlendirmektedir: ‘Bunlar bir amatör fotoğrafçının fotoğrafları, ama sıradan bir amatörlük değil onunki. Yazılarında belirgin bir biçimde görülen, edebi sanatlara yaslanmak yerine yalın, duru bir dille olayın ya da durumun sosyal ve politik çözümlemelerinden okuyucunun -toplumun- alacağı ‘marjinal fayda’nın önde tutulması kaygısı fotoğraflarında da görülüyor. Elimde bulunan fotoğraflarındaki kompozisyonlar, leke ve ışık değerleri son derece çağdaş.’

Filiz Ali babasının kimi fotoğraflarının halkevlerinde düzenlenen yarışmalarda ödül aldığını söylemektedir.”
 

Sevengül Sönmez, A’dan Z’ye Sabahattin Ali, YKY, İstanbul 2009

 Kynk:  http://www.cumhuriyet.com.tr

Fashion & Film Vol. 1, İstanbul Fashion Week ile koşut olarak aynı tarihlerde, tam olarak 09 Şubat 2012 günü Roxy’de düzenlenecek.

 

İlk kez düzenlenecek olan etkinlik moda filmlerinden oluşan bir video gösterim programının eşlik edeceği parti şeklinde tasarlandı. İstanbulmoda haftasının bir yan etkinliği olarak ana etkinlikleri de destekleyecek olan bu çok farklı gecede moda, film ve güncel sanat dünyaları bir araya getirilecek. Corona sponsorluğunda Kültür Departmanı tarafından organize edilen Fashion & Film Vol. 1 yenilenen ve genişleyen bir içerikle her moda haftasında tekrar edecek.

9 Şubat 2012 Perşembe günü saat 22:00’de açacak olan Fashion & Film Vol.1 programındaki videoların gösterimi ve parti, kentin en ünlü ve artık efsane statüsüne ulaşmış kulüplerinden olan Roxy’de gerçekleştirilecek. Parti esnasında konsepti oluşturan 12 moda filmi toplam 10 LCD ekranda ve 2 dev projektörde devamlı şekilde gösterilecek. Gecede sanat koleksiyonerleri, sanatçılar, galericiler, moda tasarımcıları, modeller, dergi editörleri ve medyamensupları hem bu özel seçkide yer alan filmleri izleyecek hem de partiyle beraber hoşça vakit geçirecekler.

Corona presents Fashion&Film Vol.1 programında daha önce New York ve Londra moda haftalarında, hatta Paris Pompidou sanat merkezi gibi mekanlarda gösterilmiş ünlü modacıların, yönetmenlerin işlerini sergileyen, moda ve hareketli görüntü ilişkisi üzerinden yeni bir anlatım dili geliştiren 12 film ve video yer alıyor. Küratörlüğünü Tuna Yılmaz’ın yaptığı seçki kapsamında işleri parti esnasında gösterilecek sanatçılar şöyle: Calum MacDiarmid (İngiltere), Bell Soto (Peru), Ayzıt Bostan (Almanya), Georgie Greville (ABD), Piotr Naumowicz (Polonya), Thomas English (İngiltere), Alex Johns (İngiltere), Lucia Curzi (ABD), Zaiba Jabbar (İngiltere), Michaela Kühn (Almanya), Monica Elkelv (Letonya) ve Reto Schmid & Lee Wei Swee (ABD).

Gösterim Programı Hakkında

Geçtiğimiz on yıl içerisinde, “viral” moda filmleri tasarımcıların sunacağı yeni koleksiyonlar için genel geçer anlamda en iyi sunum şekli olarak kabul edilen defileler için gerçek birer tehdit haline geldiler. Bu da sonuç olarak filmleri ve videoları moda tüketimiyle bağlantılı bir hale getirdi.

Sinema sanatının yüz yılı aşkın tarihi, janrların/türlerin çeşitliliği ve “video art” denilen görece genç ama belki de daha geniş ufuklu sanat biçiminin geçmişi üzerinden hareketle ortaya bir seçki sunuyoruz. Daha da çeşitlenecek, uzayacak, bükulecek ve yayılacak bir yapının temeli olsun diyerek… Hareketli görüntülerin modayı bir kavram, bir konsept, bir endüstri ve bir kültürel form olarak nasıl temsil ettiğini ve yorumladığının da İstanbul sınırları içinde cevaplarını arıyoruz.

Sunulan seçki havalı bir fotoğraf makinesinin ya da artık bedava pdf kopyalarının internette cirit attığı bir moda dergisinin sunduğundan daha fazla bir “şey”i ifade ediyor; film ve videonun içindeki modadan da daha “büyük” bir estetiği kutluyor. Gösterim programına alınan işler içeriklerine yönelik bir eleştirel tepkiyi teşvik ediyor ve filmin o uzun tarihine ait bağlam içerisindeki mevcut pratiklere işaret ediyor.

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), yasak aşk ve evlilik arasında yaşanan duygu fırtınasının anlatıldığı ”Anna Karenina” isimli bale ile sanatseverlerle buluşacak.

Ünlü Rus besteci Çaykovski’nin eserinde, Rus aristokrasisine mensup Anna Karenina’nın güvenli bir liman olarak gördüğü evliliği ve yasak aşkı arasında yaşadığı duygu fırtınası anlatılıyor. Müzik düzenlemesini Guy Woolfenden’in gerçekleştirdiği eserde orkestrayı şef Hakan Kalkan yönetiyor. Senaryosu ve koreografisi Andre Prokovsky tarafından yapılan ve Gilles Madion tarafından sahneye konulan eserin dekor ve kostümleri Alexandre Vassiliev’e, ışık tasarımı ise Mustafa Eski’ye ait.

Eserde Anna Karenina’yı Müge Ünal, Alexei Vronsky’i Tolga Burçak, Alexi Karenin’i ise Cenk Şahinalp canlandıracak. Balede Murat Özdemir ”Konstantin Levin”, Esra Taner ise ”Kitty” rolüyle izleyicinin karşısına çıkacak.

Eser, bugün ve 21 Ocak’ta Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-ADT-

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları bugün, yarın, 21 ve 25 Ocak’ta Hans Fallada tarafından yazılmış, aynı isimli romandan Yılmaz Onay tarafından sahneye uyarlanan ”Küçük Adam Ne Oldu Sana” adlı kabareyi sahneleyecek.

1930’lar Almanyası’nda geçen oyun, 1. Dünya Savaşı sonrası yenilgiye uğramış, ekonomik kriz içinde, büyük yoksulluk çeken halkın, milliyetçi akımlara kapılarak nasyonal sosyalistleri iktidara taşımasını anlatıyor.

Yönetmenliğini Barış Erdenk’in yaptığı oyunun koreografisini Sibel Erdenk üstleniyor. Oyunda Sedat Mayadağ, Gözen Müftüoğlu, Orkun Yılmaz, Sertel Uğur, Gökhan Tüzün, Kader Gözpınar, Senem Şahin, Özlem Şendinç, Zeynep Hasdal Çolakoğlu, Başak İşur, Erol Karayılan, Okan Kağnıcı, Fikret Baran, Gizem Kutluyıl, Ceren Demirton ve Samet Kara rol alıyor.

ADT oyuncuları 22 ve 24 Ocak’ta ”Don Kişot” adlı çocuk oyunu için sahne alacaklar.

Miguel de Ceranvantes’in yazdığı, Özen Rodop’un oyunlaştırdığı oyunu, Ebru Kara yönetti. Oyunda Başak İşür, Erol Karayılan, Samet Kara, Çağdaş Çobanoğlu, Murat Çapar, Gizem Kutluyıl, Eray Ercan, Mehmet Çetin ile Ecem Gözpınar rol alıyor.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-ABT-

Antalya Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu’nda (ABT) bugün ve yarın ”Tersine Dünya” oyunu izleyiciyle buluşacak. Mustafa Gültekin tarafından sahneye uyarlanan Orhan Kemal’in ”Tersine Dünya” adlı eserinin yönetmenliğini, Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Murat Çidamlı yaptı. Oyunun müzikleri Tolga Cebi, koreografisi Binnaz Dorkip, dekoru Cenap Aydınoğlu, kostümleri Gizem Karasu, ışığı Özgür Dokuyucu’ya ait.

ABT oyuncularının tamamına yakınının yer aldığı eserde, kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır, bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı ”Tersine Dünya”da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

ABT sanatçıları 21 Ocak’ta usta yazar Turgut Özakman’ın yazdığı ”Fehim Paşa Konağı” isimli oyunu sahneleyecek. Reji uygulamasını ve yönetmenliğini ABT Genel Sanat Yönetmeni Müfit Kayacan’ın yaptığı ve müzikleri İhsan Kılavuz’a ait oyunda Padişah Abdülhamit saltanatının son yıllarında yaşanan bir aşk anlatılıyor.

ABT sahnesinde, aynı gün, Özer Tunca’nın yazdığı ve yönettiği ”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” oyunu da seyirciyle buluşacak. Oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

-KBT-

Kepez Belediyesi Tiyatrosu (KBT), Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği ve KBT oyuncularının yer aldığı iki perdelik ”Hacıyatmaz” oyunuyla 20 ve 21 Ocak’ta sanatseverlerle buluşacak.

KBT, yeni sezonda çocukları da unutmadı. Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu ”Ağaç Ev” 21 Ocak’ta sahnelenecek.

Eserler, Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

 

Kaynak : http://www.stargazete.com

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği kurucu üyelerinden ve aynı zamanda Derneğimizin Genel  Sekreterliğini yapmakta olan ve derneğimizin sahibi olduğu M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu Resim Eğitmeni, Heykel Sanatçısı Ş.Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL 16. Kişisel Sergisinin açılışı 04 Şubat 2012 tarihinde (Cumartesi – Saat 15:00 da) yapılacak olup  29 Şubat 2012 tarihleri arasında ziyaret edilebilecektir.

Heykel Sanatçısı, Ş.Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL ‘in Artev Sanat Galerisinde açacağı kişisel sergisine tüm sanatseverler davetlidir.

Heykel Sanatçısı  Ş.Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL; 1973 Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Grafik-Serbest İllüstrasyon Bölümü’nden mezun oldu.

1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe Art Direktör ve Kreatif Direktör olarak çalıştı.

1989 yılında heykel çalışmalarına seramik ile başladı. Çalışmalarını figüratif tarzda mermer yontu ve bronz döküm ile sürdürmekle birlikte pastel ağırlıklı resim çalışmalarına da devam etmektedir.

Yurtiçinde 15, yurtdışında Hannover, Köln ve Lefkoşa’da olmak üzere üç kişisel sergi açtı.

Umut Vakfı ‘Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış’ heykel yarışması ‘Onun Silâhı Sevgi’ seçici kurul teşvik ödülünü aldı.

Fransa ‘Roumaziéres – Loubert-Sculptures dàrgile’ performans yarışmasına(2003) katıldı.

Pek çok yerli ve yabancı koleksiyonlardaki eserlerinin yanı sıra, Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda  ‘Sevgi Emektir’ heykeli bulunmaktadır.

Not : Davetiye  Fotoğraf Çekimleri : Ali CANDAŞ

Sanatçının Katıldığı sergiler :

KİŞİSEL SERGİLER

1996  Gülmine Sanat Merkezi…Seramik Heykel

1998  Kıbrıs / Lefkoşa Saçaklı Ev…Bronz Heykel

2000  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2000  Ankara / Karaca Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2001  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2002  Pera Sanat Galerisi …Bronz Heykel

2002  Ankara / Şekerbank Ömer Sunar Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım…Bronz Heykel

2005  Çağla Cabaoğlu Art Gallery…Bronz Heykel

2007  Bakraç Sanat Galerisi…Bronz Heykel ve Desen

2007  Karadeniz Ereğli / 14.Uluslararası Kültür Sanat Festivali…Bronz Heykel ve Desen

2010  Levent Tenis Klübü “Desenleme” Sergisi

2011  Bakraç Sanat Galerisi

2011  Doku Sanat Galerisi/İstanbul

2011  Doku Sanat Galerisi/Ankara

YURT DIŞI SERGİLER / ETKİNLİKLER

1997  Almanya / Hannover-Türk Evi

1997  Almanya / Köln-Atatürkçü Düşünce Derneği

2002  Umut Vakfı”Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış”Heykel Yarışması

Onun Silahı Sevgi ,heykeli ile Seçici Kurul Teşvik Ödülü

2002  Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi”Sevgi Emektir”heykeli

2003  Fransa / ”Roumaziéres – Loubert – Sculptures dargile”Performans yarışması

FUAR VE BAZI KARMA SERGİLER

1992  Kadın Eserleri Kütüphanesi

1993  Pera Sanat Galerisi

1997  Yunus Emre Kültür Merkezi( Basad )

1998  Yunus Emre Kültür Merkezi

1999  Ankara / Su Ana Sanatevi

2000  10.Art İst Sanat Fuarı ( Su Ana Sanatevi )

2001  1.Ankara Sanat fuarı – Ankart ( Su Ana Sanatevi )

2001  İst. Menkul Kıymetler Borsası ( Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği )

2001  2001 Sanat Galerisi

2002  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Pera Sanat Galerisi )

2002  2.Ankara Sanat Fuarı – Ankart ( Galeri Oda )

2002  Artİst 12. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Pera Sanat Galerisi )

2002  İzmir / Resim ve Heykel Müzesi Sanat Galerisi

2002  Çağla Cabaoğlu Art Gallery

2002  Harbiye Askeri Müze ( Basad )

2003  Bakraç Sanat Galerisi

2003  İstanbul Basın Müzesi Sanat Galerisi

2003  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2003  Artİst 13. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2003  Antalya / Ansan Sanat Galerisi

2004  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım “Kadın”

2004  Artİst 14. İstanbul Sanat Fuarı  – Tüyap ( Lebriz Com )

2004  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2005  Artİst 15. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2005  Antalya / ahk interiors ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2005  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2006  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2006  Artİst 16. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( 2001 Sanat Galerisi )

2006  Art İstanbul Çağdaş Sanat Günleri – Antrapo ( Bakraç Sanat Galerisi)

2007  Ankara / Karaca Sanat Galerisi “10.Yıl”Kişisel Katılımcılar

2007  Ankara / Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği “37.Yıl”

2008  Beşiktaş Çağdaş 3. Sanat Fuarı MKM ( Ortaköy Sanat Galerisi )

2009  86/86 Cumhuriyet Sergisi (Cumhuriyet Sanat Galerisi Taksim Meydanı)

2009  Nişantaşı Sanat Parkı (Sinpa A.Ş / Şişli Belediyesi)

2010  Birleşmiş ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği (BRH) Sergi ve Work Shop

2010  Art Show 2010. MKM

2010  Doku Sanat Galerisi (Yaz Karma Sergisi)

2011 Artev Sanat Galerisi (Karma)

2011 Nar Sanat İstanbul 8 Mart / 8 Kadın Sanatçı Sergisi

2011 “Ustaya Saygı” Heykel Sergisi MKM

 

 

 

 

İstanbul’da bulunan Resmi ve Şahıslara ait Müzelerin adreslerini aşağıda bulabilirsiniz. Bildiğiniz gibi diğerlerini dün yayınlamıştık.

Hat Sanatları Müzesi

Beyazıt Medresesi’nde yer alan müzede bir çok ünlü hattata ve hattat padişahlara ait hatlar, levhalar, tuğralar ve Kuranlar sergilenmektedir.

Müze, pazar ve pazartesi günleri dışında her gün 09.00 – 16.00 saatleri arasında ziyarete açıktır.

Beyazıt Meydanı, 34490, Beyazıt İstanbul
Tel: 0212 527 58 51

Hava Kuvvetleri Müzesi

1971’de İzmir’de açılan Hava Kuvvetleri Müzesi, şehre uzaklığı ve ulaşım zorluğu nedeniyle 1985’te İstanbul’da Yeşilköy’e taşındı. Müzede, en eskisi 1912 yılına ait olmak üzere Hava Kuvvetleri’nin bugüne kadar kullandığı tüm uçaklardan birer örnek sergilenmektedir.

Hava Harp Okulu K.lığı Hava Kuvvetleri Müzesi Komutanlığı  34149  Yeşilköy – İSTANBUL
Tel: 0212 663 24 90 – 2211

Oyuncak Müzesi

Şair ve yazar Sunay Akın’ın, ailesine ait Göztepe’deki köşkte açtığı Oyuncak Müzesi, büyük küçük herkesi hayaller dünyasına taşıyor. En eskisi 1817 yılına ait olan yaklaşık 4000 oyuncağın sergilendiği müzenin tohumları, Akın’ın Almanya’nın Nürnberg kentindeki oyuncak müzesini ziyaret etmesiyle atılmış. Müzeciliğe ilgisi çocukluk yıllarına dayanan Sunay Akın, Türkiye’de de bir oyuncak müzesi kurmaya karar verince, gittiği şehirlerden çeşitli oyuncaklar toplayarak koleksiyonu oluşturmaya başlamış.

Pazartesi hariç her gün ziyarete açık olan müzede, oyuncak bebeklerden kurşun askerlere, arabalar, trenler gibi araçlara kadar her türden oyuncak sergilenmekte.

Ömerpaşa Caddesi Dr. Zeki Zeren Sokağı No:17 Göztepe / İstanbul
Tel: 0216 359 45 50 / 51

İstanbul Demiryolu Müzesi

2005 yılında ziyarete açılan ve 145 metrekarelik bir alanda hizmet veren müzede 300 adet kültür varlığı sergilenmektedir. Pazar, pazartesi ve bayram günleri dışında her gün açık olup, ücretsiz gezilebilir.

Sirkeci Tren Garı
Tel: 0212 520 65 75 / 7885
Faks: 0212 512 64 44

 Türkiye İş Bankası Müzesi

14 Kasım 2007 tarihinde halka açılan Türkiye İş Bankası Müzesi, Banka’nın kuruluşundan bugüne iktisadi, sosyal ve kurumsal gelişimine ait verilerin bir araya getirildiği, korunduğu ve toplumsal paylaşıma açıldığı bir kurum tarihi müzesidir.

Kuruluş çalışmaları yaklaşık iki yılı bulan ve çok kalabalık bir ekip çalışmasıyla ortaya çıkarılan İş Bankası Müzesi’nin küratörlüğünü Prof. Dr. Zafer Toprak üstlenmiş, kurgu ve tasarımını Burçak Madran, grafik tasarımını Emre Senan, tarihi Müze binasının mimari projesini ise Ayşe Orbay hazırlamıştır.

Pazartesi günleri, resmi tatiller ve dini bayramların ilk günleri ile 1 Ocak günü hariç her gün 10.00 – 18.00 saatleri arası açık.

Hobyar Mah. Bankacılar Cad. No: 2 Bahçekapı Eminönü İstanbul
Tel: 0212 511 13 31
Faks: 0212 526 77 29

Dolmabahçe Sarayı Müzesi

Pazartesi, Perşembe günleri dışında her gün, 01 Ekim-28 Şubat arasında 09.00-15.00, 01 Mart-30 Eylül arasında 09.00-16.00 saatlerinde ziyarete açık. Giriş tam 10 TL, indirimli 1 TL. 212-236 90 00 (20 hat) Beşiktaş

 Hilmi Nakipoğlu Fotoğraf Makineleri Müzesi

Hafta içi her gün 09.00-17.00 saatlerinde açık. Giriş ücretsiz.

212-543 09 20 Bakırköy

Karikatür ve Mizah Müzesi

Pazar-Pazartesi haricinde her gün 10.00-16.30 arasında ziyaret edilebilir. Giriş ücretsiz.

212-521 12 64 Fatih

Miniatürk

Yaz döneminde hafta içi 09.00-19.00, haftasonu 09.00-21.00 arasında, kış döneminde hafta içi ve hafta sonu 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş tam5 TL, indirimli 3 TL.

212-222 28 82 Sütlüce

Osmanlı Bankası Müzesi

Her gün 10.00-18.00 arasında ziyaret edilebilir. Tam 3 TL, indirimli 1 TL.

212-334 22 70 Karaköy

Pera Müzesi

Salı – Cumartesi 10.00 – 19.00, Pazar 12.00 – 18.00 arası açık. Pazartesi, dini bayramlar ve 1 Ocak’ta kapalı. Giriş tam 7 TL, indirimli 3 TL.

212-334 99 00 Tepebaşı

PTT İstanbul Müzesi

Cumartesi-Pazar ve resmi tatil günleri dışında her gün 08.30-12.30 ve 13.30-17.30 arasında ziyaret edilebilir.

212-520 90 37 Eminönü

Rahmi M. Koç Müzesi

Salı – Cuma 10.00-17.00, Cumartesi-Pazar 10.00-19.00 arasında açık. Giriş tam 7 TL, indirimli 3.5 TL.

212-369 66 00 Hasköy

Sadberk Hanım Müzesi

Çarşamba günleri dışında 10.00 – 17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Tam7 TL, indirimli 2 TL.

212-242 38 13/14 Büyükdere

Tanzimat Müzesi

Pazar dışında her gün 09.00 – 16.00 saatleri arasında ziyarete açık.

212-512 63 84 Sirkeci

Topkapı Sarayı Müzesi

Salı günleri hariç her gün 09.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Giriş ücreti 10 TL.

212-512 04 80 Sultanahmet

TOPKAPI MÜZESİ HAKKINDA DETAYLI BİLGİ İÇİN TIKLAYIN…

Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Pazartesi hariç 09.00 – 17.00 arasında açık. Giriş 5 TL.

212-518 18 05 Sultanahmet

Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi

Cumartesi günleri 11.00-18.00 saatleri arasında açık olup diğer günler kapalı. Giriş 5 TL.

212-299 45 39 Tarabya

Yapı Kredi Bankası Vedat Nedim Tör Müzesi

Haftaiçi 10.00-19.00, Cumartesi günleri 10.00-18.00, Pazar günleri 13.00-18.00 saatleri arasında açık. Giriş ücretisiz.

212-252 47 00 Beyoğlu

Yerebatan Sarnıcı Müzesi

Haftanın yedi günü 09.00-18.30 arasında açık. Giriş TC vatandaşları için 3 TL, yabancılar için 10 TL.

212-522 12 59 Sultanahmet

Yıldız Şehir Müzesi

Pazar ve Pazartesi günleri dışında 09.00 – 16.30 arasında açık. Giriş ücretsiz.

212-258 53 44 Yıldız

Avrupa Birliği İnsan Hakları Film Günleri başlıyor

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, her yıl 10 Aralık’ta kutlanan Uluslararası İnsan Hakları günü vesilesiyle, Ankara Kızılırmak Sineması’nda 8-11 Aralık 2011 tarihlerinde AB üyesi ülkelerin işbirliğiyle ilk kez “Avrupa Birliği İnsan Hakları Film Günleri” düzenliyor.Avrupa Birliği İnsan Hakları Film Günleri, 8 Aralık’ta AB Delegasyonu Başkan Yardımcısı Sn. Tibor Varadi’nin Açılış konuşmasıyla başlayacak. Sn. Varadi’nin konuşmasını önde gelen aydınların katılacağı bir panel izleyecek. Akademisyen Çiğdem Mater, oyuncu Deniz Türkali ve yazar, gazeteci ve oyuncu Fatih Özgüven’in katılacağı panelin moderatörlüğünü film eleştirmeni Alin Taşçıyan yapacak.

Panelin ardından verilecek resepsiyon sonrasında Yönetmen Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy’ün “İki Dil Bir Bavul” filmi gösterilecek.

3 gün sürecek Film Günleri kapsamında Türkiye, İspanya, Finlandiya, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda ve Portekiz’den 8 filmin gösterimi yapılacak. İngilizce filmler Türkçe elektronik altyazı ile, İngilizce dışındaki dillerde çekilen filmler ise Türkçe ve İngilizce altyazı ile gösterilecek.

AB Antlaşmaları “Birliğin, özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukuk devleti temelinde kurulduğunu” belirtiyor. AB, insan haklarını sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada savunuyor. AB, 10 Aralık İnsan Hakları Günü vesilesiyle de, İnsan Hakları konusunda farkındalık yaratmaya sinema yoluyla katkıda bulunmayı arzu ediyor.

Sinema Günleri’ndeki tüm film gösterimleri halka açık ve ücretsizdir.

Filmler:
1.    Even the Rain / Iciar Bollain (İspanya)
2.    İki Dil Bir Bavul / Özgür Doğan & Orhan Eskiköy (Türkiye)
3.    Le Havre / Aki Kaurismaki (Finlandiya, Fransa, Almanya)
4.    Life, Above All / Oliver Schmitz (Almanya, Güney Afrika)
5.    Si può fare / Giulio Manfredonia (İtalya)
6.    Sonbahar / Özcan Alper (Türkiye)
7.    The Silent Army / Jean van de Velde (Hollanda, Fransa)
8.    Trance / Teresa Villaverde (Portekiz)

 

      8 Aralık Perşembe /
8th December Thursday
   9 Aralık Cuma /
9th December Friday
 10 Aralık Cumartesi /10th December Saturday  11 Aralık Pazar/
11th December Sunday
12:00 12:00 Sonbahar / Autum Yağmuru Bile /
Even the Rain
 Trans / Trance
14:30
14:30 Vahşetin Çocukları /The Silent Army Önce Hayat / 
Life Above All
Sonbahar / Autumn
17:00
Panel: Sinemada İnsan Hakları / 

Panel:

Human Rights in Cinema

16:30 İki Dil Bir Bavul / 
On The Way
to School
Vahşetin Çocukları /The Silent Army Yapabiliriz / 
We Can Do That /
Si può Fare
18:30  Kokteyl / Cocktail 18:30 Umut Limanı /Le Havre Yapabiliriz / 
We Can Do That /
Si può Fare
Önce Hayat / 
Life Above All
19:30  İki Dil Bir Bavul /On The Way to School 20:30 Yağmuru Bile / 
Even the Rain
Trans / Trance Umut Limanı /Le Havre

 

Yer : Kızılırmaksineması
Kızılırmak Sokak, 21/B
Kocatepe, Ankara


İletişim: Ebru Taşkın, Basın ve İletişim Yöneticisi, [email protected], +90 312 459 8700

 

 

İzmir’de 9-13 Aralık günlerinde yapılacak 4. Uluslararası Egeart Sanat Günleri, 25  Sanatçıları İzmirli sanatseverlerle biraraya getirecek. 

4.EgeArt Sanat Günleri’ne Almanya ABD, 

Avusturya, Avustralya, Belçika, Bulgaristan, 

Çin, Danimarka, Fransa, Finlandiya, 

Hindistan, İngiltere, İtalya, İspanya,

Japonya,  Meksika, Kanada, Kore,

LatviaRiga,  Macaristan,  Rusya,  Polonya,  

Slovakya, Sırbistan ve Yunanistan’dan 

sanatçılarkatılacak. 25 ünlü ressam, seramik ve heykelsanatçısı,  

eserlerini İzmirli sanatseverlere sunacak.

                                                                                                                                                       4. ULUSLAR ARASI EGEART

SANAT GÜNLERİ PROGRAMI

 1 Aralık 2011      Perşembe

Paralel Sergi Alanı Açılışı:

12.00                          “Heykel Sergisi”

Abdülkadir ÖZTÜRK

Swissôtel Büyük Efes, İzmir

7 Aralık 2011      Çarşamba     

18.00 – 19.00             •“Arkeolojinin Gizemli Dünyası”

Ege Üniversitesi Arkeolojik Kazıları Fotoğraf Sergisi

Karşıyaka Belediyesi Hamza Rüstem Fotoğraf Evi Sanat Galerisi

8 Aralık 2011      Perşembe                                              

Sergi Alanları Açılışları:

 

14.30– 15.30              •“Tarihte Yolculuk”  Çömlekten Sanat Objesine…

Seramik Sergisi

47 Usta Seramik Sanatçısı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir Arkeoloji Müzesi

16.30 – 17.30             •“Çin Kaat’ı Sanatı”ndan Örnekler

Nedim SÖNMEZ Koleksiyonu’ndan…

EÜ 50. Yıl Köşkü

17.30– 18.30               •‘’AK,, Giyilmeyen Giysiler Sergisi

Devran MURSALOĞLU

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi

18.30 – 19.30              •“Nev-i Şahsına Münhasır” Seramik Sergisi

Toygan EREN

EÜ Ege Meslek Yüksekokulu Sanat Galerisi

19.30 – 20.30              •”Yanan Heykel” Açılışı

Nina Hole & Ann Charlotte Ohlsson

                                             EÜ Kampüsü

9 Aralık 2011      Cuma

09.00 – 14.00             •“Seramik Çalıştayı”

Toygan EREN

    EÜ Ege Meslek Yüksekokulu Sanat Galerisi

 9 Aralık 2011      Cuma

10.30– 12.00              •4. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri Açılış Töreni

–       Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı,

–       Açılış Konuşmaları,

–       Prof. Turan Erol’un Sanat Yaşamı ve Onur Ödülünün takdimi,

–       Doğançay Müzesi’nin Tanıtımı ve Kurum Onur Ödülü takdimi,

–       “Türkiye’nin Renkleri” Mini Konser

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı, DEÜ Konservatuvarı ve İZDOB işbirliği ile…

EÜ Atatürk Kültür Merkezi

 12.00 – 19.30             •Paralel Sergi Alanları Açılışları

10.00 – 12.00              •Film Gösterimi:

Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü (Yön. Ezel Akay)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 12.00 – 12.30             • “Ege’de Sanat Yaşamı” Karma Sergi

• “Bahariye Sanat Galerisi’nden Bir Seçki”

• T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’ndan Bir Seçki…

 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi   

14.00 – 16.00              •Film Gösterimi:

Üç Maymun (Yön. Nuri Bilge Ceylan) 

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

 13.30 – 15.30              •Film Gösterimi:

Devrim Arabaları (Yön. Tolga Örnek)                                            

                                    EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 14.00 – 15.30              •‘’EgeArt Genç Sanat Resim Yarışma Sergisi” ve Ödül Töreni

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Denizden Gelen (Yön. Nesli Çölgeçen)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

O da Beni Seviyor (Yön. Barış Pirhasan)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 14.30 – 15.30              •“2. Buluşma”

Eczacıbaşı Vitra Seramik Atölyesi

Adnan Franko Sanat Galerisi

 15.00 – 15.30             •Dinleti

İzmir Devlet Opera ve Balesi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

15.30 – 16.30              •‘’Işık Üniversitesi Baskı Resim Koleksiyonundan Bir Seçki’’…

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi

 15.30 – 16.30              •‘’Göbekli Tepe Rüzgârı’’ Seramik Sergisi

Erdinç BAKLA

          •‘’Torak’’ Kömürün Dramı Fotoğraf Sergisi

                                   İbrahim DEMİREL

•‘’İnvalid’’ Polaroit Fotoğraf Sergisi

                                    Mehmet KOŞTUMOĞLU

•‘’Doğu’dan Batı’dan’’Fotoğraf Sergisi

Ozan SAĞDIÇ

•“Dünya İnsanı’’ Fotoğraf Sergisi
Yusuf Tuvi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi

16.00 -18.00               •Film Gösterimi:

                                    Hayat Var (Yön. Reha Erdem)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

16.30 – 17.30             •“Heykel Sergisi”

Cem SAĞBİL

•“Zeus” Duvar Objeleri Sergisi

Ender GÜZEY

Kaya Thermal Otel Convention Center Sanat 

16.30 – 17.30             •“Karanlık Kutu” Çalıştay ve Fotoğraf Sergisi

Jochen PROEHL

Bornova Belediyesi Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi  Sanat 

 – 18.30             •“Yaşama Dair” Lif Sanatı Sergisi

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyeleri

İKSEV İzmir Kültür ve Sanat Eğitim Vakfı Sanat Galerisi

18.00 – 19.00             •‘’Cam Dünyamız’’ Karma Sergisi

 

İşsanat İzmir Galerisi

 18.00 – 20.00             •Film Gösterimi:

Başka Dilde Aşk (Yön. İlksen Başarır)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 18.00 – 20.00             •Film Gösterimi:

Pardon (Yön. Mert Bakkal)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

18.30 – 19.30             •“Boğaziçi’nin Gizemi” Kartpostal Sergisi

Reha KESKİNTEPE Koleksiyonu’ndan…

İzmir Özel Türk Koleji Uşakizade Köşkü Sanat Galerisi

20.30                           •Açılış Konseri

“Tenor Aydın Uştuk ve Orkestra Allegra”

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu

10 Aralık 2011    Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Takva (Yön. Özer Kızıltan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

11.00 -12.30               •Film Gösterimi:

Vicdan (Yön. Erden Kıral)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

11.00-12.30                •Sunum:

Usta’ya Saygı…

–       İlhan BERK (Şair – Ressam)                    Sunan: Sina AKYOL

–       İlhan KOMAN(Heykeltraş)                     Sunan: Nevzat SAYIN

–       Füreyya KORAL (Seramik sanatçısı)      Sunan: Rabia ÇAPA

–       Ferruh BAŞAĞA(Ressam)                       Sunan: Aydın AYAN

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

13.00 -14.30               •Panel

“Sermaye ve Sanat”

Fiyat Anarşisinde Galeri ve Müzayede İkilemi

Abdülkadir Günyaz,  Kaya Özsezgin, M. Sıtkı Erinç, Ümit GEZGİN

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

13.30 – 15.30              •Film Gösterimi:

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (Yön. Ahmet Uluçay)                                                                              

                                 EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00-15.30                •Film Gösterimi:

Sonbahar (Yön. Özcan Alper)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Sürü (Yön. Zeki Ökten)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

15.00-15.30                •Dinleti

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

15.00-16.00                •Prof. Dr. Doğan Kuban “Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir Kültür Çınarı”

Söyleşi ve Kitap İmza Günü

•“Divriği Ulu Cami Kuzey Taç Kapısı”  Fotoğraf Sergisi

Fotoğraflar: Mimar Cemal Emden

Y. Mim: Hasan Basri Habulu Arşivinden …

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

16.00 – 16.30             •Film Gösterimi:

Pandora’nın Kutusu (Yön. Yeşim Ustaoğlu)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

16.30 – 17.30              •Perküsyon Show”

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

•4. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri’ni Destekleyen Kurum, Kuruluş ve Sponsorlara Plaket Sunumu

EÜ Atatürk Kültür Merkezi /Tiyatro Salonu

18.30-19.00                •Sunum

“Torak”

Kömürün dramı ve işçi portreleri

İbrahim DEMİREL

EÜ Atatürk Kültür Merkezi/Tiyatro Salonu

20.30                          •Bodrum Oda Orkestrası Konseri

Şef: Naci Özgüç

Solist: Emre Sayarı “Viyolonsel”

Başkemancı / Şebnem Edgü

Sanat Koordinatörü: Numan Pekdemir

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre 

11 Aralık 2011    Pazar  

11.00-12.30                •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

14.00-15.30                •Panel

“Medya, Birey ve Sanat’’
Ayşegül Sönmez, Cem Erciyes, Hüsamettin Koçan, Zeynep Oral

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

14.00 -15.30               •Film Gösterimi:

Adem’in Trenleri (Yön. Barış Pirhasan)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

15.00-15.30               •Dinleti

Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuayesi

 

15.30-16.30                •Zeynep Oral – Kitap İmza Günü

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu Fuayesi

16.00-17.30                •Film Gösterimi:

Türev (Yön. Ulaş İnaç)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 

20.30                          •Konser

“Ephesus Brass” Konseri

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası

Solistler: Tevfik Rodos, Polet Yurteri, Şevki Deniz, Renin Yükseler

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 

12 Aralık 2011    Pazartesi

 

10.30 – 12.00              •Konferans: 

                                    Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu        
12.30 – 14.30             •Smyrna Bayraklı Höyüğü Kazı Alanı Gezisi

Konferans: Prof. Dr. Meral AKURGAL

Bayraklı Belediyesi Katkıları ile …

14.00-15.30                • Film Gösterimi:

Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri (Yön. İrfan Tözüm)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Başka Dilde Aşk (Yön. İlksen Başarır)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 15.00 -15.30              •Dinleti

İzmir Devlet Opera ve Bale Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

 15.00 – 16.30             •Konferans:

Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro 

 

16.00 – 18.00                         •Film Gösterimi:

Babam ve Oğlum (Yön. Çağan Irmak)
EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

17.30                          •Uygulamalı Sunum
“Kaat’ı Sanatı” Muhittin Tamay – Nedim Sönmez
         EÜ 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi


20.30                          •Konser

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

“Turkuaz Esintiler” Oda Müziği Topluluğu

İzmir Büyükşehir Belediyesi Aya Voukla Kilisesi

20.30                          •Dans Gösterisi

“ŞEHİRORMAN”

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü Modern Dans Topluluğu

                        EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13 Aralık 2011    Salı

11.00 – 12.00             •Konferans:

Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu                                                               

14.00 – 16.00             •Panel

“Sanatsal Perspektiften 2011 Türkiyesi’nde Sinema”

Semir Aslanyürek, Seyfi Teoman, Taha Feyizli, Umur Bugay, Yüksel Aksu
EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro 

14.00-15.30                •Film Gösterimi:

Bal (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

15.00-15.30                •Dinleti

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

16.00-17.30                •Film Gösterimi:

Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü (Yön. Ezel Akay)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

20.30                          •Konser:

                                               “Napoliten’den Tangoya…” Aşk Şarkıları

İzmir Devlet Opera ve Balesi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu

 14 Aralık 2011    Çarşamba

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Ejder Kapanı (Yön. Uğur Yücel)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Bal (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

15 Aralık 2011 Perşembe

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Süt (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Yumurta (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Sürü (Yön. Zeki Ökten)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

17.30                          •Sunum

“Dünya Renkli Kâğıtları’’
Nedim Sönmez
                                  EÜ 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi

 16 Aralık 2011 Cuma

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Gemide (Yön. Serdar Akar)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Eşkıya (Yön. Yavuz Turgul)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Denizden Gelen (Yön. Nesli Çölgeçen)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

17 Aralık 2011 Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Cenneti Beklerken (Yön. Derviş Zaim)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

İnşaat (Yön. Ömer Vargı)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Selvi Boylum Al Yazmalım (Yön. Atıf Yılmaz)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

18 Aralık 2011 Pazar

10.00 – 12.00              •Film Gösterimi:

Eğreti Gelin (Yön. Atıf Yılmaz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Kalbin Zamanı (Yön. Ali Özgentürk)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi 

19 Aralık 2011 Pazartesi

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Beş Vakit (Yön. Reha Erdem)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Kabadayı (Yön. Ömer Vargı)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20  Aralık 2011 Salı

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

İtiraf (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Uzak (Yön. Nuri Bilge Ceylan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Kalbin Zamanı (Ali Özgentürk)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20.30                           •Konser

“7 Ülke – 7 Besteci”

Borusan Quartet

                                 EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

21  Aralık 2011 Çarşamba

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Dondurmam Gaymak (Yüksel Aksu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

3. Sayfa (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Eğreti Gelin (Yön. Atıf Yılmaz)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 22 Aralık 2011 Perşembe

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Bekleme Odası (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Mayıs Sıkıntısı (Yön. Nuri Bilge Ceylan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

O da Beni Seviyor (Yön. Barış Pirhasan)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

İnşaat (Yön. Ömer Vargı)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20.30                           Operet

“Arşın Mal ALAN”

Karşıyaka Belediyesi Opera Sarayı

23 Aralık 2011 Cuma

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Kader (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Masumiyet (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Pardon (Yön. Mert Bakkal)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Cenneti Beklerken (Yön. Derviş Zaim)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 24 Aralık 2011 Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Yatık Emine (Yön. Ömer Kavur)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Tabutta Röveşata (Yön. Derviş Zaim)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

25 Aralık 2011 Pazar

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Mustafa Hakkında Herşey (Yön. Çağan Irmak)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

C Blok (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi