Türkiye’de resim sanatının gelişmesinde rol oynayan kadın resim sanatçılarını Nar Sanat olarak sizler için derledik.

Celile Hanım (1883 – 1956)

Nazım Hikmet’in annesi olan  Celile Hanım, nü kadın temasına yoğun yer vermiş ilk kadın ressamdır. Fausto Zonaro’dan ders alarak tablolarında daha çok portre, çiçek, hamam ve çıplak kadın figürlerini kullanmıştır.

Mihri Müşfik (1886 – 1954)

Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını ilk başlatan kadın ressamlardandır. Tanınmış kişilerin portreleriyle ünlenmiş olan ressam, Atatürk’ünde portresini yapmıştır. Tevfik Fikret’in ölümü üzerine yüzünün kalıbını alarak maskını yapmış ve bu Türkiye’de yapılan ilk mask çalışması olmuştur.

Vildan Gezer (1889 – 1974)

Salvatore Valeri’den dersler almış, eserlerinde ise daha çok pastel ve yağlı boya tercih etmiştir.Daha çok portrelerinde başarılıdır.

Müfide Kadri (1890 – 1912) 

Natürmortları, manzara resimleri ile ünlü olmuş ve kız okullarında resim ve müzik öğretmenliği yapmıştır. Çok genç yaşta tüberküloz nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Belkıs Mustafa (1896 – 1925)

İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nden diploma alan ilk Türk kadını Belkıs Mustafa, devlet bursuyla Almanya’da resim eğitimi aldı. Berlin Güzel Sanatlar fakültesinde mezun olup, nü, İstanbul manzaraları ve figüratif çalışmalara yoğunlaşmıştır.

Melek Celal Sofu (1896 – 1925)

İlk Türk kadın ressam ve heykeltıraşlardan biri olan Melek Celal, resim ve heykel sanatı haricinde, işleme, hat ve tezhip gibi el sanatları ile de ilgilenmiştir. Eski yazı ustalarını ve Türk işlemeleriyle süslemelerini dünyaya tanıtan kitaplar yazmıştır. ‘TBMM’de Kadın Konuşmacı’ adlı eseri ile kadının meclisteki varlığı, önemi ve gerekliliğini vurgulamıştır.

Emine Fuat Tugay (1897-1973)

Desen, gravür ve portre gibi çalışmaları yakın ailesinde ve Mısır ve yabancı ülkelerdeki eski diplomat ailelerinde muhafaza edilmektedir.

Güzin Duran (1898 -1981)

Sanatkâr bir aileden gelir. Ünlü ressam Feyhaman Duran’ın eşidir. Mihri Müşfik ile çalışmıştır. Ahmet Haşim’den estetik, Feyhaman Duran’dan pastel dersleri aldı. Empresyonist üslupta eserler verdi.

Vincent Van Gogh günümüzde en iyi ressamlardan biri olarak kabul ediliyor. Değeri ölümünden sonra anlaşılmış olsada sanatçı hayatının son yıllarını o muhteşem resimlerini ortaya koymaya adamış. Bu muhteşem resimlerin ardındaysa oldukça farklı ve zor bir hayat var.  Nar Sanat merkezi olarak Van Gogh hayranlarını onun hayatının bilinmeyenlerine davet ediyoruz.

İlk resmini 27 yaşında yaptı

Vincent Van Gogh 27 yaşına kadar hiç resim yapmadı. İlk resmini yaptığı 27 yaşından öldüğü 37 yaşına kadarsa kendini resim sanatına adadı. Hayatı boyunca bir ressam olarak değer görmemesine rağmen asla vazgeçmedi.

Tamı tamına 900 adet sanat eseri bıraktı

Van Gogh hayatının yaklaşık 10 yılında resim yapmış olmasına rağmen neredeyse 900 tane resmi bulunuyor. Bu da haftada yaklaşık 2 resim yapmış olduğu anlamına geliyor. Ayrıca tüm resimleri, çizimleri ve eskizlerinin toplamı yaklaşık 2000. Bu bir ressam için inanılmaz bir sayı.

Sadece 1 resmi satılmış

Birçok sanatçı gibi Van Gogh da ne yazık ki öldükten sonra değeri bilinen sanatçılar arasında. Yaşadığı dönemde resimlerinin sanatsal değeri anlaşılmayan Van Gogh günümüzde dünyanın gelmiş geçmiş en iyi ressamlarından biri olarak görülüyor. Yaşadığı dönemde değeri anlaşılmadığı içinse yalnızca 1 tane resmini satabilmiş. Bu da The Red Vineyards near Arles isimli tablo.

Nörololik bir rahatsızlığı bulunuyordu

Vincent Van Gogh’un kendi kulağını kesmesine kadar sebebiyet veren bir hastalığı olduğu biliniyor. Bu hastalığın temporal lob epilepsisi olduğu düşünülüyor. Halüsinasyon görmeye sebep olan bu hastalık aynı zamanda bazı dönemlerde krizler yaşamasının da sebebiydi.

30’dan fazla otoportresi bulunuyor

1886-1889 yılları arasında kendisinin 30’dan fazla otoportresini çizdi. Bu sayede hem ressamlık yeteneğini geliştiriyordu hem de resimleri için modellere ödeyebileceği parası olmadığından böyle bir çözüm bulmuştu. Ressamın aynı zamanda birkaç fotoğrafı da var.

Erkek Kardeşi Theo

Vincent’ın hayat boyu en yakın arkadaşı, erkek kardeşi Theo oldu. Theo, Vincent’ın hem ruhsal anlamda en büyük destekçisi hem de finansal destekçisi oldu. Vincent hayatı boyunca 800’e yakın mektup yazdı ve bunların büyük çoğunluğu Theo’ya yazılmıştı.

Yıldızlı Gece’nin hikayesi

Türkçesi Yıldızlı Gece olan Starry Night, Vincent Van Gogh’un en iyi eserlerinden birisi olarak görülmektedir. Sanatçı bu ilham verici eserini aslında Saint-Remy-de-Provence isimli akıl hastanesinin penceresinden göğe bakarken çizmiştir. En ilginç yanıysa bu eseri kendisi çok fazla beğenmemiştir.

Kültür miraslarımızdan olan Karagöz,ilk defa Broadway’de sergilenecek. Amerika’da dünya kültür mirası Karagöz’ü tanıtan ‘Karagoz Theatre Company’, bir ilke imza atıyor. Tiyatronun kurucusu Ayhan Hülagü, ‘Büyülü Ağaç’ adlı oyunuyla Karagöz’ü ilk defa Broadway sahnelerine taşıyacak.

Ayhan Hülagü’nün Muhittin Sevilen’nin ‘Kanlı Kavak’ oyunundan uyarladığı ‘Büyülü Ağaç’ adlı oyunu seyirciyle tematik bir projeyle buluşacak. Hülagü, projesiyle ilgili olarak “Karagöz sadece Anadolu’nun değil, dünyanın kültürel mirası. UNESCO tarafından insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine alındıktan sonra tüm dünyada tanınır oldu.

ABD’li arkadaşlarım da bu sanatın hikâyesini merak ediyor, İngiliz arkadaşlarım da. Karagöz, benim kültür mirasım olduğum kadar onların da sanatı. Geçtiğimiz ay Great Plains Puppet Festival’de ardından Washington DC Kültür Festivali’nde Amerikalı seyircilerle buluştum ve çok olumlu geri dönüşler aldım. Karagöz’ü onun adını taşıyan tiyatromla Broadway’e taşımak çok anlamlı ve heyecan  verici. Karagöz’ü New York sahnelerine taşımak beni çok heyecanlandırıyor” sözlerinde bulundu.

 

İngiltere Leeds çıkışlı olan Submotion Orchestra, farklı tarzlardan beslenen sinematik elektronik ritmler ile Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında 9 Kasım’da İstanbul’a olacak.

2010’da yayınladıkları çıkış albümleri “Finest Hour” ile electronica, jazz, soul ve downtempo’yu harmanlayarak kendilerine özgü bir sound yakalayan Submotion Orchestra, sinematik performanslarıyla kısa sürede kitlelere ulaşmayı başardı.

2012’den beri Glastonbury, Bestival, London Jazz Festival, The Big Chill, Pohoda ve Outlook gibi Avrupa’nın önemli festivallerinde yer alarak isimlerini duyurdular.

İleriki albümlerinde İngiltere çıkışlı bass ve dubstep soundları da müziklerine dahil eden grup 2016’da yayınladıkları “Colour Theory” albümünde Royce Wood Jr., Andrew Ashong ve Catching Flies gibi sanatçılar ile birlikte çalıştı.

Bu sene yayınlanan 5. albümleri Kites grubun son iki senede yaşadığı doğum ve ölüm gibi kişisel hikayelerinden ilham alarak yakaladıkları 10 adet polaroid fotoğrafın etrafında kurulan 10 şarkıdan oluşuyor.

Küçük Deniz Kızı Heykeli dünyaca tanınmış ününe ün katmış bir heykeldir.  Avrupa Birliği üyesi Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da bulunan Küçük Deniz Kızı Heykeli, Avrupa’nın en değerli 5 eserlerinden biridir. Kopenhag’ın en önemli simgesi haline gelen Küçük Deniz Kızı Heykeli, Edvard Eriksen tarafından bronzdan yapılmıştır. Birçok bölgede kopyası yapılan Küçük Deniz Kızı Heykeli, Kopenhag’da yer alan kadar şöhreti yakalayamamıştır.

Dünyaca ünlü Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in aynı adlı eserinden esinlenerek yapılan bu yapı yapıldığı ilk yıllarda pek ilgi görmemiş olsa da zaman içerisinde kendi değerini hiç tahmin edilemeyecek kadar fazlasıyla bulmuştur.

Bu anlamda özellikle 1900’lü yılların ilk yıllarıyla beraber Küçük Deniz Kızı Heykeli, gerek Danimarka Krallığı’nın gerekse de Krallığın başkenti olan Kopenhag’ın en önemli markalarından biri haline dönüşmüştür. 1900’lü yıllarda şöhreti yakalayan Küçük Deniz Kızı Heykeli, 1913 yılına gelindiğinde artık turistlerin de ilgisine mazhar olmaya başlamıştır.

Küçük Deniz Kızı Heykeli’nin ifade ettiği anlamı anlatacak olursak, New York’un ünlü ”Özgürlük Anıtı” ve Belçika’nın başkenti Brüksel’de yer alan ”Manneken Pis”i örnek gösterebiliriz. Küçük Deniz Kızı Heykeli bu anlamda popülarite açısında bu iki eserle eş değerdedir. Bu yüzden Küçük Deniz Kızı Heykeli, dünyanın en değerli 20 eseri arasında yer almayı başarmıştır. Küçük Deniz Kızı Heykeli, 1909 yılında tasarlanmış ve bu tarihte yapımına başlanılmıştır.

Yaklaşık 4 yıl süren çalışma sonucunda Küçük Deniz Kızı Heykeli, 1913 yılında resmi bir törenle sergilenmiş ve bu tarihle beraber başta Kopenhaglılar olmaz üzere Avrupalıların ziyaretine sunulmuştur. Resmi açılış tarihi 23 Ağustos 1913 olan Küçük Deniz Kızı Heykeli, kısa sürede çok büyük popülarite yakalamıştır. Öyle ki, bazı devletler Küçük Deniz Kızı Heykelinin belirli bir süre için kendi ülkelerinde sergilenmesini teklif etmiştir.

İlk başlarda heykelin portatif olarak taşınabilir bir hale getirilip getirilemeyeceği tartışılmıştır. Ancak bunun gerek Kopenhag gerekse de Danimarka’daki yapısını ve popülaritesini tehlikeye atma ihtimali göz önüne getirilince bu fikirden vazgeçilmiştir. Bu fikrin hayata geçirilmemesi sonrasında yeni bir fikir üretilmiş ve bu da söz konusu eserin kopyalanması şeklinde olmuştur. Birebir kopyalar yapılarak Shanghai, California, Iowa, Calgary, Seul, Madrid gibi şehirlere de Küçük Deniz Kızı Heykeli kurulmuştur.

Bu şehirlere yapılan kopyalar sayesinde Küçük Deniz Kızı Heykeli, kısa sürede tüm dünyada tanınan bir yapı haline gelmiştir. Küçük Deniz Kızı Heykeli telif hakkı açısından 2029 yılına dek Eriksen ailesine bağlıdır. Eriksen’in 1959 yılında vefat etmesi ona otomatikman 70 yıllık bir telif hakkı kazandırmıştır. Bu anlamda tüm kopyalar için Eriksen ailesine telif ödenmesi 2029 yılına dek kanuni bir zorunluluktur. Küçük Deniz Kızı Heykeli, birçok Avrupa ve Hollywood yapımı filmde kullanılmasıyla da ün kazanmıştır.

Yıl boyunca seçkin tiyatroları İzmirlilerle buluşturan Büyükşehir Belediyesi, masalların modern zamana uygulanmış hali olan 4 oyunu minik sanatseverlerle buluşturacak. Ücretsiz olacak oyunların ilki 14 Ekim Pazar günü Kültürpark Ahşap Sahne’de gerçekleştirilecek.

Her yaş için kültür ve sanat şöleni sunan İzmir Büyükşehir Belediyesi, 4 tiyatro oyununu çocuklarla buluşturuyor. Hansel ve Gretel, Ağustos Böceği ve Karınca, Kırmızı Başlıklı Kız ve Pinokya gibi ünlü masalları modern zamana uyarlanarak sergilenecek oyunlar, minik sanatseverler için ücretsiz gerçekleştirilecek. Kültürpark Ahşap Sahne’de 14 Ekim ile 4 Kasım tarihleri arasında Pazar günleri sahnelenecek oyunlar saat 15.00’de başlayacak.

Masallardan günümüze
Çok bilinen bir masal olan Hansel ve Gretel, bu sefer ormanda değil modern zamana uyarlanmış bir biçimde şehir sokaklarında kaybolur. Ormanda bulunan şekerden yapılmış evin yerini ise bir pastane alır. Pastanenin sahibi kötü cadıyla geçen maceralar 14 Ekim Pazar günü sahnelenecek.

21 Ekim’de oynanacak Kırmızı Başlıklı Kız ve Kurt’un maceralarını konu alan tiyatroda, üç küçük ayıcığın ormanda kaybolmuş tavşan, kedi ve oduncuyla aralarındaki macera anlatılıyor.

“Yaramazlıklar nelere sebep olabilir?” sorusuyla yola çıkan masal, küçük bir kızın başından geçenleri neşeli bir oyuna dönüştürüyor.

Küçük bir atölyede başlayan yolculuğun, sihirli ormanları aşıp denizlere daldıktan sonra bir balinanın içinde devam ettiği ve tahta bir çocuğun insana dönüşme hikayesinin anlatıldığı Pinokyo, 28 Ekim Pazar saat 15.00’de sahnelenecek.

Ağustos böceği ve karıncanın hikayesini tersten anlatan oyun ise 4 Kasım Pazar günü minik izleyicilerini bekliyor.

Oyunlar, Kültürpark Kaskatlı Havuz arkasında kurulan Ahşap Sahne’de sahnelenecek.

Eserleri kadar sıra dışı yaşamıyla da hafızalarda yer bırakan tam adıyla Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí i Domènech, bizim bildiğimiz adıyla Salvador Dali’nin dikkat çeken yorumlarından biridir “Resim konusunda tüm arzum, mantıksızlığın somut imgelerine mutlak olanın yayılmacı öfkesiyle birer cisim verebilmektir.” cümlesi.

Kurgusal bir endişe ve sıkıntı üreten Dali, kendisini  sık sık ölü böceklerle ve kirpilerle korkutarak hayal ettikleriyle gerçeklik arasındaki farkı muğlaklaştırmaya çalışıyordu. İçinde bulunduğu paranoid hali sayesinde hayal gücünün dizginlerini bırakacağına ve gerçek nesnelere dayanan , farklı yorumlara açık imgeler yaratabileceğine inanıyordu.

Dali, “Belleğin Sürekliliği” adlı resminde, kendine özgü ve hayli ikna edici mantık dışı bir dünya yaratmıştır. Atmosferin masalsı ve dingin havası, küçük bir tuval kullanılmasının da yardımıyla iyice yoğunlaştırılmıştır. İzleyicinin mücevhere benzeyen bu küçük tablo karşısında edindiği ilk izlenim enginlik ve boşluktur ancak hemen ardından göz ön plana yerleştirilen nesnelere, en çok da çeşitli dönüşümler geçiren cep saatlerine takılmaktadır. Metal saatlerin ve içlerinde hassas mekanizmanın gevşeyip eriyebileceği fikrini öne süren Dali, gerçek dünyayı algılama şeklimize adeta meydan okumuş, zaman kavramının doğasına ilişkin yeni bir yorum getirmiştir.

Dali 1929’de yayımlanan ve yer çekiminin etkisiyle zamanın nasıl büküldüğü anlatan, Einstein’ın yazdığı Genel izafiyet Teorimi adlı makale karşısında hayrete düşmüştür.Bu durumda şu soruyu sormak onun için son derece mantıklıdır: “Zaman bükülüyorsa saatler neden bükülmesin?” Dali’nin bu resmi aynı zamanda daha eski ve daha tanıdık bir tema olan ölümün kaçınılmazlığını da ele almaktadır. Saatlerin hepsi farklı anlarda durmuş olsalar da ölümün herkesi beklediği gerçeğine gönderme yapmaktadır.

Nilüfer Belediyesi’nin bu yıl “Adalet” temasıyla düzenlediği 3. Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali, Ezginin Günlüğü grubunun konseriyle başladı. Şairlerin ve şiir tutkunlarının katıldığı açılışta Başkan Bozbey, “Nilüfer dört gün boyunca şiirle dolu günler geçirecek” dedi.

Bursa’da Nilüfer Belediyesi’nin bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali, Nâzım Hikmet Kültürevi’nde, Ezginin Günlüğü konseriyle başladı. 14 Ekim’e kadar devam edecek olan festivalin açılış töreninde, Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, festivale katılan 6 ülkeden 14 şair ve şiir tutkunları yer aldı.

Festivalin açılış töreninde sahaflar da stant açarak, çok özel kitapları şiir meraklıları ile buluşturdu.

Festivalin açılış konuşmasını yapan Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Türkiye’nin tek Şiir Kütüphanesi’yle, her gün saat 14.00’de şiir okunan Şiir Kulesi’yle, Nilüfer’i şiirin kenti haline getirdiklerini söyledi. Başkan Bozbey, bu yıl festivalde Hollanda, Hindistan, Hırvatistan, Makedonya ve Ukrayna’daki Nilüfer Belediyesi’nin kardeş kenti Mykolaiv’den şairleri konuk ettiklerini belirtti. Bozbey, festival boyunca şiiri diğer sanat disiplinleriyle buluşturarak, sinema gösterimleri, dans gösterileri gibi etkinliklerle, Nilüfer’in dört gün boyunca şiirle dolu günler geçireceğinin altını çizdi.

“TEMA HEPİMİZİN ÖZLEMİNİ DUYDUĞU ADALET”
Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali’nin her yıl farklı bir teması olduğunu hatırlatan Başkan Bozbey, “Bu yıl ki temamız da adalet. Hepimizin özlemini duyduğu adalet. Bu konuda bir farkındalık yaratmak amacındayız. Çünkü, ne yazık ki hala birileri adaletin bir yaşam hakkı olduğunun farkında değil” dedi. Başkan Bozbey, adaletin bir yaşam hakkı olduğunun farkında olmayanlara Nâzım’ın şu dizeleri ile seslendi:

“Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden aldıkları umut!
Dünya adaletsiz çocuk!
Dünya zorba.
Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda.
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi iyi belle, Bahara kalmaz, gelirim yanına”

Bozbey sözlerini, “Adaletin umutlarımızda kalması değil, yaşamda kalıcı olması dileğiyle” diyerek tamamladı.

Nilüfer Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü ve aynı zamanda Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali’nin Danışma Kurulu Üyesi olan Güney Özkılınç da Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali’nin “Adalet; bir vicdan yoklamasıdır” başlıklı manifestosunu okudu.

EZGİNİN GÜNLÜĞÜ’NDEN KEYİFLİ KONSER

Açılış konuşmalarının ardından Ezginin Günlüğü grubu sahne aldı. Dillerden düşmeyen şarkıları şiir tutkunlarıyla birlikte söyleyen Ezginin Günlüğü, sanatseverlere unutulmaz bir gece yaşattı. Grup, sahnede “Eksik bir şey var”, “Yan kalbim”, “Düşler sokağı” ve “Ebruli” gibi şarkıları seslendirdi.

Nilüfer Belediyesi’nin Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali’ne Türkiye ve 5 ayrı ülkeden şairler Âba Müslim Çelik, Anneke Claus, Betül Dünder, Cevat Çapan, Çiğdem Sezer, Dinko Telećan, Duygu Kankaytsın, Gülümser Çankaya, Lâle Müldür, Nikola Madzirov, Onur Sakarya, Rati Saxena, Selahattin Yolgiden, Volodymyr Puchkov ve Ayhan Bozkurt katılıyor. Şairler 14 Ekim’e kadar Nâzım Hikmet Kültürevi, Konak Kültürevi ve Misi Edebiyat Müzesi’nin yanı sıra cezaevi, huzurevi ve okullarda şiir okumaları ve söyleşiler gerçekleştirecek. Festival kapsamında ayrıca Üç Fidan Gençlik Parkı’nda dans gösterisi yapılacak ve sinema gösterimleri düzenlenecek.

Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 2018 mezuniyet projelerinden oluşan “odak” sergisi, İstanbul Maltepe’deki Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi, Galeri A+B’de sanatseverlerle buluştu.

Küratörlüğünü Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Marcus Graf’ın yaptığı serginin açılışına Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrencileri ile çok sayıda sanatsever katıldı. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Gülveli Kaya’nın açılış konuşmasını yaptığı sergi, sanatçı, tasarımcı akademisyenler ve Güzel Sanatlar Fakültesi mezunlarını izleyiciyle buluşturdu.

Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü de, açılışta sahnelediği “Hayal-i Temsil” isimli oyunla davetlilere keyifli anlar yaşattı.

Güzel Sanatlar Fakültesi’nin yetiştirdiği sanatçı ve tasarımcıların üretimlerinden oluşan karma sergi “odak”, Plastik Sanatlar, Grafik Tasarımı, Moda ve Tekstil Tasarımı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Tiyatro ve Sanat Yönetimi bölümlerinin işlerini bir araya getirdi.

Halka açık olan sergi 20 Ekim tarihine kadar gezilebilecek.

Türkiye’nin en yaratıcı çiçekçilerini ve butik tasarımcıları bir araya getiren Floralfest, ilk kez Floralfest Wedding konseptiyle 9-10-11 Kasım tarihlerinde İzmir Arena’da!

Çiçeklerin büyüleyici renkleriyle tasarımı buluşturan Floralfest, İzmir’e özel Floralfest Wedding konseptiyle rüya gibi bir düğün yaratmak isteyenlere renkli bir dünya sunmaya hazırlanıyor.

İzmir Ticaret Odası desteği ile 9-10-11 Kasım tarihlerinde İzmir Arena’da ziyaretçilerini ağırlacak olan Floralfest Wedding; yeni evlenecek çiftlerin hayal gibi bir düğünü yaratabilmeleri için Türkiye’nin en iyi çiçek sanatçılarını, gelinlik tasarımcılarını, etkinlik, prodüksiyon ve catering firmalarını bir araya getiriyor.

Gelin adaylarının özel günlerini mükemmel kılacak detayları bulabilecekleri festivalin programında; doğru gelinlik seçiminde dikkat edilmesi gerekenlerle gelin saç-makyajında yapılması gerekenlerin konuşulacağı söyleşilerin yanı sıra gelin adaylarının hayallerindeki düğün gecesinin vazgeçilmezi düğün organizasyonunun dikkat edilmesi gerekenlerin konuşulacağı söyleşiler de gerçekleşecek. Gelin adaylarının ve nedimelerinin kendi buketlerini hazırlayacağı atölyelerinde yer aldığı festivalde düğün pastası tadımlarıyla pasta seçmenin püf noktalarının konuşulacağı söyleşiler ve fotoğraf çekimi atölyeleri de gerçekleşecek.

Yeni evlenecek çiftlere ilham vermeyi amaçlayan festival ziyaretçilerine gün boyu çiçek performansları ve müzik eşliğinde rüya gibi ve ile dopdolu 3 gün yaşayacak.

FMV Işık Okulları’nın 5 yıldır düzenlediği FMV Kültür Konferansları dizisinin bu eğitim öğretim dönemindeki ilk konferansı, Evin İlyasoğlu ile başlıyor. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Müzik Yazarı Evin İlyasoğlu 19 Ekim’de FMV Işık Okulları Nişantaşı Kampüsü’nde, “İstanbul’un Sesleri” konulu bir konferans verecek.

FMV Işık Okulları tarafından 2014 yılından itibaren gerçekleştirilen ve bugüne kadar iş dünyasından bilim insanına, yazardan siyasetçiye kadar pek çok farklı önemli ismi, dinleyicilerle buluşturan Kültür Konferansları’nın bu dönemki ilk konuğu Evin İlyasoğlu olacak.

TRT Radyo ve Televizyonu’nda 20 yıl müzik programları hazırlayıp sunan Evin İlyasoğlu, Marmara Üniversitesi’nde ve Boğaziçi Üniversitesi’nde 1986’dan itibaren müzik tarihi dersleri verdi. Yurt içinde ve yurt dışında birçok eleştiri, inceleme ve söyleşi yazısı yer alan İlyasoğlu, 1991’den beri Cumhuriyet Gazetesi’nde müzik yazıları yazmaktadır. 1996’dan bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nin Albert Long Hall Klasik Müzik Konserleri’nin yönetmeni olan Evin İlyasoğlu, 2007’den beri Zehra Yıldız Opera Vakfı’nın Mütevelli Heyeti Başkanı olarak görev almaktadır.

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Müzik Yazarı Evin İlyasoğlu’nun bugüne dek aldığı ödülleri arasında; Yeni Dergi Eleştiri Yarışması Birincilik Ödülü (1968),Türk Dil Kurumu Radyo ve TV Dil Ödülü (1978), Boğaziçi Üniversitesi Senato Özel Ödülü (2008); Türkiye Yazarlar Sendikası Ödülü (2008), Paris Société d’Encouragement au Progrés “Médallie D’honneur” (2013), Polonya Dışişleri Bakanlığı Şeref Nişanı (2014), ODTÜ Senatosu “Takdir Ödülü” (2015), İKSV İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü (2017) yer almaktadır. Evin İlyasoğlu’nun yazdığı çok sayıda kitap arasında ise; Yirmibeş Türk Bestecisi, Müziğin Kanatlarında Söyleşiler, Zaman İçinde Müzik gibi eserler yer alıyor.

Katılımın herkese açık ve ücretsiz olduğu konferans, 19 Ekim Cuma günü saat 18:00’de FMV Işık Okulları Nişantaşı Kampüsü, Sacit Öncel Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

Bu yıl 6. kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali’nin İstanbul ayağı, Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu’nda (SineBu) gerçekleşen gösterimler ve film ekiplerinin katılımıyla sona erdi.

Festival’in İstanbul’daki son gününde Uzun Lafın Kısası seçkisinin Sinebu’daki gösteriminin ardından, “Hayvan”, “Kamyon”, “Kaset”, “Toprak” filmlerinin yönetmenleri ile “Engelsiz Yarışma” bölümünde yer alan “Kar” filminin yönetmeni ve oyuncusu izleyicilerle bir araya geldi.

Filmlerini ilk kez sesli betimleme ile izleme fırsatı bulan yönetmenler bu deneyimle ilgili izlenimlerini paylaşırken, Festival’in program koordinatörü Ezgi Yalınalp’in moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşilerde seyircilerin sorularını yanıtladılar.

“Filmleri Sesli Betimle İle İzlemek İlginç Bir Deneyim!”
“Filmi bu kadar hayal ettirebileceğini düşünmüyordum, iki ses dalgası dinlemek zorlayıcı bir deneyimdi ama çok keyifliydi.” diyen “Kamyon” filminin yönetmeniCanbert Yerguz, sözlerine şöyle devam etti; “Van depremi zamanı doğuya giden kamyonların yağmalanması haberlerini okumuştum. Tabii ki çok üzücü bir hikayeydi. Acaba kamyon şoförü ne yaptı diye merak ettim. ‘Buradan bir kara komedi çıkarabilir miyim?’ diye düşündüm. Bu fikir üzerine toprağımızın genel sorunu olan iletişimsizlik, birbirimizle konuşamamamız ve konulara önyargıyla yaklaşmamız üzerine bir hikaye inşa ettim.”

“Toprak”filminin yönetmeni Alican Durbaş ise sesli betimle ilgili şunları dile getirdi; “Filmde dokuz farklı kare olmasına rağmen lineer bir kurgu vardı, bu nedenle sesli betimleme ile takip etmek tahmin ettiğim kadar zorlayıcı olmadı, güzel bir deneyimdi.”

“Filmde nerede doğru yapmışım, nerede yanlış yapmışım, bunu görmek açısından çok faydalıydı, bunları doğrulama şansım oldu. Bu yöntem kullanıldığında kendi anlatımınızı destekleyecek bir açılım olduğunu gördüm.” diyen “Hayvan” filminin yönetmeni Atasay Koç ise sözlerine film ile ilgili olarak şöyle devam etti;”Yaşadığım bir andan kaynaklı bir hikaye. Karşılaştığım benzer bir durumda kendimi sorguladım ve o an filmdeki soruyla yüzleştim. Daha sonra buradaki vicdan azabıyla birleştirdiğim hikaye farklı konuların birleşmesiyle süregiden bir hikaye ortaya çıkardı.”

“Kaset”filminin yönetmeni Serkan Fakılı iseduygularını şu şekilde ifade etti; “İki tane duyuya hitap etmeye çalışıyorsunuz; biri işitsel biri görsel. Bu duyular zaman zaman yer değiştiriyor, bu şekilde dinleyince izleyen nasıl hayal ediyor diye merak ettim, ilginç bir deneyimdi.”

“Bir yönetmen kendisine otosansür uyguluyorsa o yönetmeni tartışırım!”
Son olarak; Engelsiz Yarışma bölümünde yarışan “Kar”filminin yönetmeniEmre Erdoğduve filmin oyuncusu Doğaç Yıldızgösterim sonrası soruları yanıtladı.

“Oyuncu Hazar Ergüçlü’nün başrol oynamasına nasıl karar verdiniz?” sorusuna yönetmen Erdoğdu; “Ben Müzeyyen karakterini yazdıktan sonra o rolü kimseye konduramadım. Bir aşk ilişkim vardı açıkçası Müzeyyen ile. Kimseyi o rolde hayal edemedim. Hazar için Hilal’i hayal etmiştim hep, bir de Mahir için Serhat’ı hayal ettim. Kast direktörü arkadaşım Rabia’ya Müzeyyen karakterini anlattım. Sonra o da dedi ki; “Hazar!” olmalı. Ben Hazar’ı zaten beğeniyordum. Çok ilginç bir oyuncu, dizilerde çok güçlü bir oyunculuğu vardı. O da beni ikna etti. Hemen provalara girdik. Provalarda düşündüğümden de iyi diyordum. Ama monitörün başına geçinceher şeyi unuttum. İnanılmazdı.” diye cevap verdi.

Genç ve dinamik bir ekiple çalıştığını dile getiren yönetmen Erdoğdu, herşeyi belli olan filmlerden nefret ettiğini ve meydan okuyan herşeyi ve insanları sevdiğini anlattı.

“Bir yönetmen henüz filmini yazarken otosansür uyguluyorsa, o zaman ben ülkenin durumunu tartışmıyorum, yönetmeni tartışıyorum.” diyen Emre Erdoğdu, sözlerini şöyle bitirdi; “Bizim işimiz ikna etmek. Seyirciyi ikna etmek. Kültür Bakanlığı’nı ikna etmek. Birşeylerden korkuyorsanız ve canınızı yakacaklar diye korkuyorsanız; o zaman zaten basiretsizliğiniz başlamış demektir.”