Kadıköy Belediyesi’nin bu yıl 18’incisini düzenlediği Çocuk Tiyatro Festivali 16 Temmuz’da Selamiçeşme Özgürlük Parkı Amfi Tiyatro’da başlıyor. Çocuklar her akşam saat 21:00’de başlayacak ve 2 hafta sürecek festival boyunca yıldızlar altında tiyatro izlemenin keyfini yaşayacak.

Kadıköy Belediyesi’nin gelenekselleşen Çocuk Tiyatro Festivali 16 Temmuz Salı günü başlıyor. 14 gün boyunca farklı oyunlarla çocuk izleyicinin karşısında olacak festival 29 Temmuz Pazartesi akşamı son bulacak.

DAVETİYELER KÜLTÜR MERKEZLERİNDE

Uzun kuyruklar oluşmaması için davetiye usulü katılımın mümkün olacağı festival için davetiyeler, her oyunun etkinlik günü saat 14.00 – 18.30 arası Kadıköy Belediyesi’nin Caddebostan Kültür Merkezi, Kozyatağı Kültür Merkezi, Halis Kurtça Çocuk Kültür Merkezi ve Süreyya Operası gişelerinden temin edilebilir.

Festival Altınok Çocuk Tiyatrosu’nun sergileyeceği “Sihirli Oyuncaklar” adlı müzikalle başlayacak ve TiyatrOPS’un “Renk Renk Ülkesi” adlı oyunla son bulacak.

Festivalde sahnelenecek oyunlar şöyle:

16 Temmuz Salı: SİHİRLİ OYUNCAKLAR Altınok Çocuk Tiyatrosu 3+
17 Temmuz Çarşamba: KÜÇÜK PRENS Anyamanya Kumpanya 7+
18 Temmuz Perşembe: TAVŞAN ARANIYOR Atta Festivali 3+
19 Temmuz Cuma: OYUN AVCISI Tiyatro Bozok 3+
20 Temmuz Cumartesi: BREMEN MIZIKACILARI YENİ DÜNYA BANDOSU Çizgi Kukla Tiyatrosu 3+
21 Temmuz Pazar: KAPLUMBAĞA VE TAVŞAN İstanbul Çocuk Sanat 3+
22 Temmuz Pazartesi: MERHABA GÖLGEM Mask–Kara Tiyatrosu 5+
23 Temmuz Salı: CANAVAR VAR MI YOK MU? Ginko Tiyatro 4+
24 Temmuz Çarşamba: RAPUNZEL İLE BEYAZ ATLI PRENSİ Sarıyer Sanat Tiyatrosu 4+
25 Temmuz Perşembe: ORMANIN ŞARKISI Tiyatro Alkış 3+
26 Temmuz Cuma: SOĞUKTAN KORKMAYAN TEK KUŞ Tiyatro Gülgeç 5+
27 Temmuz Cumartesi: ÖDLEK ASLAN MÜZİKALİ Tiyatro Kronik 3+
28 Temmuz Pazar: KURBAĞA PRENS Uygur Çocuk Tiyatrosu 3+
29 Temmuz Pazartesi: RENK RENK ÜLKESİ TiyatrOPS 3+

Tarihi Misi Mahallesi, Nilüfer Belediyesi’nin bu yıl ilk kez düzenlediği Nilüfer Fotoğraf Şenliği’ne ev sahipliği yaptı. 3 gün süren şenliğe fotoğraf tutkunlarının ilgisi yoğun oldu.

Nilüfer Belediyesi’nce bu yıl ilk kez düzenlenen Nilüfer Fotoğraf Şenliği dolu dolu etkinliklerle geçti. 3 gün süren, Bursa’dan ve Türkiye’nin farklı illerinden gelen fotoğraf sanatçılarını, fotoğraf severlerle buluşturan etkinlikte doğa yürüyüşleri, söyleşiler, yetişkinler ve çocuklar için fotoğraf atölyeleri düzenlendi.

Şenliğin ikinci gününde Misi Meydanı’nda toplanan yürüyüş grubu, Mysia Yolları’nı kullanarak Dağyenice Göleti çevresinde doğayı fotoğrafladı. Günün ikinci etkinliginde Fujifilm foto atölyesi gerçekleştirildi. Fujifilm eğitmenleri tarafından katılımcılara fotoğraf makineleri ve aynasız makineler hakkında genel bilgi verildikten sonra uygulama çalışması yapıldı. Atölyeye katılanlar misi sokaklarını gezerek tarihi mekanları fotoğrafladılar. Nilüfer Belediyesi Sanat Evi’nde Murat Germen’in Fotoğrafın Tür ve Halleri konulu söyleşisi düzenlendi.
Zengin içeriğiyle her yaştan fotoğraf tutkununu kendisine çeken şenlik kapsamında, çocuklar İçin anlatı ve fotoğraf atölyeleri de düzenlendi. Dilber Koç’un düzenlediği atölyede çocuklar kendilerine gösterilen fotoğraflara yakından bakarak ilk akla gelen düşüncelerini paylaştı, fotoğrafın öncesini ve sonrasını farklı nesnelerle yorumladı.

Şenlik programı kapsamında “Yapay ışık kaynaklarıyla portre” konulu eğitim verilirken, Fotoğraf Tarihçisi ve Yazar Engin Özendes’in moderatörlüğünde “Dün, Bugün ve Gelecek Bağlamında Fotoğraf Sanatı ve Müzeler” isimli panel düzenlendi. Panel konuşmacılarından Fotoğraf Sanatçısı Cengiz Akduman fotoğraf sanatının Türkiye’de geldiği noktayı eleştirel bakış açısıyla yorumladı.

20 bin yıl öncesi hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan mağaraların iç duvarlarına yapılan resimler yani mağara sanatına dair Fransa ve Güney İspanya’da önemli başyapıtlar bulunmaktadır.

Elbette ki insanlığın izlerini yalnızca mağara sanatında aramanın doğru olmadığını hatırlatmakta fayda görüyoruz. Ancak söz konusu bu mağaralarda yapılan arkeolojik çalışmalarda çıkartılan tarihi eserler, ayak izleri, çalışma kalıntıları ve unutulan yararlı araç gereçler (kalem, renkli kalem, silgi vb.) tarih öncesi insanların toprak altı mekanları nasıl da benimsediğini ortaya koyuyor.

MAĞARALARDA HANGİ TEKNİKLERDEN YARARLANILMIŞ?
Tarih öncesi çağlarda mağara sanatında, kil üzerine parmaklarla iz, çok farklı malzemelerle kazıma, boyaların borularla duvara püskürtülmesi, fırça yardımıyla boya sürülmesi, boyamanın ve kazımanın aynı anda kullanılması gibi pek çok teknik kullanılmıştır.

KUTSAL LASCAUX MAĞARASI
Yalın ama bir o kadarda renkli anıtsal figürleriyle günümüze kadar taşınan Lascaux Mağarası, 12 Eylül 1940’ta Fransa’da rastlantı eseri keşfedilmiştir. Bu mağarada yer alan 5 metre uzunluğunda, 2 metre yüksekliğindeki boğa resimlerini yapabilmek için sanatçıların iskeleler kurdukları mağaranın duvarlarında yer alan deliklerden net bir şekilde gözlemlenmektedir. Boğanın dışında mağaranın duvarlarında at, inek, geyik ve dağ keçileri de yer almaktadır.

Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği Bale Atölyesi’ne katılan kursiyerler, unutulmaz bir gösteriyle hünerlerini gözler önüne serdi.

Nilüfer Belediyesi’nin sanat atölyelerine katılan kursiyerler, dönem sonunda yeteneklerini sergiledi. 2018 yılı Ekim ayında başlayan ve eğitmenliğini Selcan Çarker ile Tülay Özkahraman’ın üstlendiği Bale Atölyesi katılımcıları, 2018-2019 eğitim dönemi boyunca devam eden eğitimlerin ardından düzenlenen yıl sonu resitalinde sahne aldı. Nâzım Hikmet Kültürevi’nde düzenlenen ve iki gün süren bale resitalinde minik ve genç kursiyerler danslarıyla izleyenleri büyüledi. Yaklaşık 300 çocuğun katılımıyla düzenlenen bale resitaline aileler de büyük ilgi gösterdi. Minik ve genç balerinler ile baletler gösterinin ardından büyük alkış aldı.
İki gün devam eden gösteriler sonunda Nilüfer Belediye Meclisi Üyeleri Dilber Dereli ve Tuğçe Savaş eğitmenler Selcan Çarker ile Tülay Özkahraman’a verdikleri emek için, Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem adına teşekkür ettiler.

Bu sahne, Giotto di Bondone tarafından yapılan Hristiyan Kurtuluşu adlı fresk dizisinin bir parçasıdır. Olağan dışı ahenge sahip olan bu freskler, Padova’daki Cappela di Scrovengi veya Arena Şapeli’nin iç kısmına eklenmiştir.

Kubbenin tavanında bulunan maviliğin altında bulunan çerçevelenmiş sahneler, İsa’nın misyonunu ( Çilesi,Çarmıha gerilişi ve Yeniden dirilişi ) vurgulamaktadır.

Giotto’nun resmettiği matem sahnesinde, Bakire Meryem, Havariler,Mecdelli Meryem ve diğer kutsal kadınlar, gömülmesinden önce Kurtarıcının bedeni başında yas tutarlar. Basitleştirilmiş anlatım, izleyicinin hikayedeki en yoğun ana odaklanmasını sağlar.

Figürlerin yüzleri oldukça canlı ve doğaldır ; fakat meleklerin kederi daha teatral ve kaotiktir. İki grup halinde bulunan figürler, tepenin diyagonal çizgisi  sayesinde ilişkilendirirler. Mekanın böylesine dinamik kullanılması da, Giotto’nun en iyi eserlerinin karakteristik bir özelliğidir.

Işık ve gölgenin dikkatli kullanılmış olması sahneyi büyük bir gerçekçilik hissi ile kaplar. Bu o dönemler için sık rastlanan özelliklerden biri değildir.Böylesi bir özgünlük 14. yüzyıl resmini, mimari ile yarışacak bir konuma yükseltmiştir.

Yunanistan’ın Selanik şehrindeki yapılan metro inşaatında, altın çelenk ve yüzük, tanrıça Afrodit heykelinin de aralarında bulunduğu binlerce arkeolojik eser gün yüzüne çıktı Metro inşaatı, paha biçilemez eserler nedeniyle ertelendi.

Yunanistan’ın ikinci önemli kentinin caddeleri altında devam eden metro inşaatı, bulunan sayısız eser nedeniyle ertelendi. Bugüne kadar arkeologlar, sikkelerden mücevherlere, mermer heykellere, amforalara, kandillere ve parfüm şişelerine kadar 300.000’den fazla eser gün yüzüne çıkardı.

Söz konusu arkeolojik eserler, Konstantinopolis’ten sonra Bizans İmparatorluğu’ndaki en önemli kent olan antik kentin gelişen ticaret merkezi olan yerde bulundu.

Arkeologlar, metro şebekesinin inşası sırasında, villaların, dükkanların, atölyelerin ve erken bir Hıristiyan kilisesinin kalıntılarının yanı sıra, MS 6. yüzyılda Selanik’in kalbinden geçen taş döşeli bir yol (Decumanus Maximus) buldular.

Bazıları zarif altın taç içeren, 5.000’den fazla mezar da ortaya çıkarıldı.

Attiko Metro şirketinin başkanı Yannis Mylopoulos, “Kazılar, Yunanistan’da son yılların en büyük arkeolojik projesi. Bulguların kalitesi ve sayısı gerçekten etkileyici. Selanik ve Makedonya tarihinin sürekliliğini ortaya koyuyor” ifadelerinde bulundu.

Kazılarda aşk ve güzellik tanrıçası olan Afrodit’in çeşitli heykelleri keşfedildi. Ayrıca Afrodit’in Eros’un önünde bir koltukta uzanırken betimlendiği mozaik de bulgular arasında.

Selanik’teki eski eserler bölümü başkanı Dr. Polyxeni Adam-Veleni, “Şehir merkezinde Afrodit’i tasvir eden çok sayıda heykel bulunurken, Acheiropoietos Kilisesi (MS 5.yüzyıl Bizans kilisesi) etrafındaki alanda da birçok Afrodit heykeli ortaya çıktı” dedi.

Selanik MÖ 4. yüzyılda kurulmuş ve Roma İmparatorluğu ve daha sonra Bizans İmparatorluğu’nun önemli bir ticaret ve askeri merkezi haline gelmişti. 14. yüzyılda 100.000’den fazla nüfusu ile Ortaçağ’da da güçlü bir şehir olarak kaldı.

Rektör Prof. Dr. Haluk Özen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Resim ve Heykel Müzesi deposunda bulunan ve konservatuvar tarafından restore edilen tarihi piyanoya ilişkin bilgi verdi. Piyanonun durumuyla ilgili 3 yıl önce bilgi aldığında çok heyecanlandığını ve hemen çalışmalara başlandığını anlatan Özen, “Piyanonun restorasyonu bir hayli emek aldı. Milli Mücadele’nin 100. yılına denk geleceğini ve bu tarihte ortaya çıkaracağımızı düşünmemiştik. Konservatuvarın yeni binasına, cumhuriyete tanıklık eden bu eseri kazandırmaktan mutluyuz. Çok anlamlı ve değerli bir eser. Bugün değeri bir kat daha fazla” dedi.

Birbirini tamamlayan her şey

Başta Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Ana Sanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Metin Munzur olmak üzere konservatuvarın öğretim üyelerinden Levent Kuterdem, Binnur Ekber ve Burak Tüzün ile piyanonun 19 Mayıs günü ses vermesine özen gösterdiklerini belirten Özen, “Birliktelik ve heyecan olmadan hiçbir şey olmuyor. Bu eseri, geleceğe ve üniversitemize kazandırdığımız için çok şanslıyız” ifadelerini kullandı.

Rektör Özen, “Güzel bir iş oldu. Burası Atatürk’ün kurduğu bir okul. Her şey birbirini tamamlıyor” diye konuştu.  Konservatuvar bünyesinde piyano ve yaylı çalgılar atölyeleri de bulunduğunu belirten Özen, burada keman, viyola gibi çalgıların onarıldığını ve üretildiğini bildirdi.

O beyaz piyano tarihe tanık oldu

Türkiye, Savarona yatını 1938’de İngiltere’den satın aldı. Mart 1938’de Türk bayrağı çekilen Savarona, iki ay sonra bazı döşemeleri yenilendikten sonra, Atatürk’ün hastalığının ilerlediği dönemde İstanbul’a getirildi. Atatürk’ün Savarona’da geçirdiği altı hafta boyunca yatta, kabine toplantıları düzenlendi, Romanya Kralı Carol da dahil olmak üzere önemli konuklar ve devlet başkanları ağırlandı

Dünyaca ünlü Fransız yazar Moliere imzası taşıyan oyun, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluştu.

Gösterime, İBB Şehir Tiyatroları Müdürü Necip Sedat Çakır ile Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Süha Uygur’un yanı sıra çok sayıda tiyatrocu ve sanatsever katıldı.

Yönetmen Tolga Yeter, Moliere’in klasik eserlerinden biri olan oyunu farklı bir şekilde yorumlamaya çalıştıklarını söyledi.

Yeter, oyunun değişik zamanlarda farklı şekillerde sahnelendiğine değinerek, “Ama biz bu sefer zamansız, mekansız ve olabildiğince kişiyi, yani insanı baz alan sosyolojik durumundan daha çok psikolojik durumları irdeleyen ve bunun komedisini çıkarmaya çalıştığımız bir eser ortaya koyduk” değerlendirmesinde bulundu.

Şehir Tiyatrosundaki ilk önemli rollerinden birini 17 sene önce Hastalık Hastası oyununda canlandırdığını aktaran Yeter, bu nedenle de eserin kendisi için çok özel olduğunu kaydetti.

Bir dahaki oyun 4 Mayısta

Dramaturgisini Ergün Özdemir’in yaptığı oyunda Ayşecan Tatari, Barış Çağatay Çakıroğlu, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Orhan Erhan Yıkılmaz, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Uğurtan Atakan, Yalgın Yeter rol alıyor.

Müziklerinde Selim Can Yalçın ve Emre Malikler’in imzası bulunan oyunun sahne tasarımını Emra Albayrak Şahin, kostüm tasarımını Nihal Kaplangı, ışık tasarımını ise Fatih M. Haroğlu yaptı.

Oyun, 4 Mayıs’ta Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde yeniden izleyiciyle buluşacak.

Mersin Devlet Opera Ünlü halk ozanı Neşet Ertaş’ın senfonik olarak yorumlanan türküleri, Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi’nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Orkestra şefliğini, Neşet Ertaş’ın eserlerini senfonik şekilde yeniden düzenleyen Serdar Yalçın’ın, koro şefliğini Anıl Aydın’ın üstlendiği konserde, Bengi İspir Özdülger (Soprano), Nihan Çetin Aydın (Mezzo-soprano), Onur Polat (Tenor) ve Mehmet Yılmaz (Bas) solist olarak yer aldı.

Programda “Ahirim Sensin”, “Neredesin Sen”, “Gönül Dağı”, “Yazımı Kışa Çevirdin”, “Al Elma Boyanır Mı”, “Mühür Gözlüm”, “Niye Çattın Kaşlarını”, “Dertli Yoldaş”, “Zahidem”, “Ah Yalan Dünya”, “Kesik Çayır Biçilir Mi”, “Doyulur Mu”, “Dane Dane Benleri Var” ve “Yanıyorum” eserleri seslendirildi.ve Balesi (MDOB), Adana turnesi kapsamında “Senfonik Neşet Ertaş Türküleri” konseri verdi.

Ünlü kuklacı Dadi Pudumjee, Türkiye’ye gelecek. Pudumjee, Mahatma Gandi’nin 150’nci yaş günü kutlamaları çerçevesinde ‘Gerçeğin İmgeleri’ ismi altında bir kukla gösterisi sahneye koyacak.

Hindistan – India by the Bosphorus Festivali, Gandi’nin 150’inci yaş günü kutlamaları kapsamında Türkiye’ye gelecek olan ünlü kuklacı Dadi Pudumjee’nin Ishara Kukla Tiyatrosu ile devam ediyor. 21 Nisan’da Ataşehir Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde ve 22 Nisan’da ise Sarıyer Belediyesi Salonu’nda ‘Gerçeğin İmgeleri’ adı altında Gandi’nin yaşamından kesitler sunulacak olan bir kukla gösterisi sahnelenecek.

İnsanlığın en ikonik figürlerinden Mahatma Gandi’nin yaşamını ve şiddet-dışı direniş (Satyagraha) mesajlarını sözsüz bir performans ile izleyicilere betimleyen ‘Gerçeğin İmgeleri’ adlı kukla gösterisi dünyanın dört bir yanından farklı müziklerle bir koreografi sunuyor. On iki fraklı senaryo üzerinde Hindistan tarihi ve günümüzü bir araya getiren sanatçılar, hareketli ve güçlü görüntüler yaratarak izleyicilerin Mahatma Gandi’nin mesajlarını keşfetmelerine olanak sağlıyor.

Aynı zamanda Canaletto olarak da bilinen Giovanni Antonia Canal’ın yaptığı bu resim, sanatçının topografik ayrıntıları kavrama yeteneği ile kompozisyon becerisinin bir göstergesidir. Canaletto, San Marco Meydanı’nın farklı perspektiflerden birçok resmini yaptığı gibi hiç hatasız ancak öznel Venedik manzaraları ya da orijinal adıyla “vedute” üzerinde de çalışmıştı. İlk olarak Lichtenstein, Viyana ve Vaduz Prensi’nin koleksiyonlarında yer alan bu çarpıcı San Marco Bazilikası ile Plazzo Ducale (Dükler Sarayı) manzarası, günümüzde, aynı tarihli Santa Maria della Salute Bazilikası ile Venedik Görünümü adlı benzer resimle birlikte Kaliforniya’da sergilenmektedir.

Venedik’in resmi merkezi olan San Marco Meydanı, uzun bir süre boyunca popüler bir toplantı alanıydı ve ayrıca kent festivallerinin düzenlendiği, devlet dairelerinin bulunduğu yerdi. Meydanın mimari ögeleri resmin sol kısmında toplanmıştır. Ön plandaki yapı , eski bir Bizans Katedrali olan bazilikadır ve hemen arkasında kendine özgü beyaz ve solgun gül renkli mermerleriyle çeşitli düklere ev sahipliği yapan saray vardır. Arka planda ise Andre Palladio’nun tasarladığı kilisesiyle San Giorgio Maggiore Adası yer almaktadır.

Mimarinin zarif çizgilerle aktarılması ve Venedik ışığının çağrışım uyandıracak şekilde kullanılması Canaletto’nun manzaraya hoş bir katkıda bulunmasını sağlamıştır. Etrafa saçılmış figür grupları, Venedik’in müreffeh bir ticaret merkezi olduğu fikrini vurgulamaya yardımcıdır. Kentin önemli yapılarını bulunduğu bu meydanın resmini yapmayı seçerek sanatçı, resmin gruplar halinde Venedik’e gelip seyahatlerini hatırlatacak birer anı olarak eve götürmek üzere bir hayli resim ve heykel satın alan zengin turistlere cazip gelmesini de garantilemiştir.

Kaynakça: Sanatın Tüm Öyküsü

Devlet Sanatçısı piyanist İdil Biret, bu akşam saat 20.00’da Süreyya Operası’nda J.S. Bach, R. Schumann, S. Prokofyev ve Ligeti’nin eserlerini seslendirecek.

Bu resital, İdil Biret’in TBMM’nin çıkardığı kanunla Fransa’ya gidişinin 70. Yılı dolayısıyla, Paris, Gaveau salonunda 16 Nisan akşamı vereceği resital öncesinde gerçekleşecek.
Her iki konserde çalınacak eserlerin İdil Biret’in o ilk Paris yılları ile yakın ilişkisi bulunuyor. Sanatçı Paris’e gittikten hemen sonra 1949 yılı sonuna doğru Fransız Radyosu (RTF) kendisi ile bir röportaj yapıyor ve bu vesile ile Bach, Couperin, Debussy, ve Beethoven’in bazı eserlerini İdil Biret radyo için kaydediyor. Sonra, 1953 yılında, Biret’in Wilhelm Kempff ile Paris’te vereceği konser münasebetiyle RTF kendisiyle ikinci bir röportaj yapıyor ve bu defa Scarlatti, Bach, Debussy ve Brahms’ın eserlerini kaydediyor.