“İzmir Opera Binası Uygulama Projesi Sözleşmesi törenle imzalandı. Projede yer alan mimarlardan Ertuğ Uçar “Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Aziz Kocaoğlu’na, içinde bulunduğu bu ironik, zor ve yorucu süreçte sarfettikleri müthiş enerji ve efor için çok teşekkür ediyorum” dedi. 

opera binası için imza töreni

İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü Aytül Büyüksaraç ilk defa bir belediye başkanının sinemadan, düğün salonundan, kütüphaneden bozma değil de gerçekten bir opera binası projelendirerek bir yarışma yaptığını söyleyip ekledi: “Bu projeyle dünya opera otoritelerinin gözü İzmir’de olacak.”

Başkan Aziz Kocaoğlu ise Opera binası projesi biter bitmez ihaleye çıkacak ekonomik güce sahip olduklarını açıkladı.

İzmir’in “kültür-sanat kenti” olması hedefi doğrultusunda önemli bir adım atarak teknik alt yapısıyla “Türkiye’nin en nitelikli konser salonu” olan Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ni (AASSM) hizmete alan İzmir Büyükşehir Belediyesi, yine üstün niteliklere sahip bir opera binasını kente kazandırmak için uygulama projesi sözleşmesini imzaladı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile mimari proje yarışması birincisi Yüksek Mimar Mehmet Kütükçüoğlu ile Yüksek Mimar Ertuğ Uçar’ın imzaladığı sözleşme kapsamında, Cumhuriyet tarihinin “opera sanatına özel” ilk binası İzmir’den yükselecek.

İzmir farkı 
“İzmir Opera Binası”nın sözleşme töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Tarihiyle insanıyla, kültür- sanata olan düşkünlüğüyle öne çıkan, yaşam felsefesi insan sevgisi olan, birlikte yaşama geleneği ile Türkiye’de ayrı bir yaşam biçimine sahip, ayrı bir kimliği ve kişiliği olan bir kentte yaşıyoruz. Böyle bir kentte yaşamaktan ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum” dedi.
Başkan Aziz Kocaoğlu, “Şimdi yapacağımız opera binası da, tıpkı diğer yatırımlarımız gibi bir alt yapıdır. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi gibi bir binanınız yoksa, gönlünüzün istediği bir orkestrayı davet edemiyorsunuz. Hatta Türkiye’ye davet edemiyorsunuz. Sanatçı önce geleceği mekanın özelliklerini soruyor” şeklinde konuştu.

izmir opera binası önden görünüş

Opera binası yapılmasının planlandığı süreçte binanın yapılacağı yeri Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ve belediye meclisinin olumlu görüşleri ile satın aldıklarının altını çizen Başkan Aziz Kocaoğlu şöyle devam etti: “Opera binası projesi gerçekleşir gerçekleşmez, bugünkü verilerimize göre proje biter bitmez ihaleye çıkacak durumdayız ve bu dev projeyi gerçekleştirecek ekonomik güce sahibiz. Ama 2013 yılından evvel inşaat ihalesine çıkmak gibi bir şansımız yok. Borçlarımız bu sene bitiyor. Ben projenin temelini atacağıma, benden sonra gelecek başkanın açılışı yapacağına inanıyorum. Temeli atıldıktan sonra İzmirlilerin, sanatçıların, halkın projeye sahip çıkıp, projeyi gerçekleştireceğine inanıyorum. Ayrıca bir kent eğer hizmet, turizm sektöründe büyüyecekse hizmet, fuar, kongre sektörleri kültür ve sanatsız olmaz. ‘Kültür ve sanatımız olmasın fuar, kongreler turizm kenti olalım’ diye bir şey yok.  Bu opera binasını biz başlatacağız. Koşullar ne gösterir bilmiyoruz, İzmirlilerle birlikte açacağız.”

“Emre Arolat’a karşı mahcup oldum”
Başkan Aziz Kocaoğlu, konuşmasında, Büyükşehir Operasyonu ile bağlantılı bir olayı da şöyle anlattı: “Özür dilemek anlamında sizlerle bir şey paylaşmak istiyorum. 2009 yılında ünlü mimarlarımızdan Emre Arolat ile İstanbul’daki ofisinde konuştuk. Bugün 50’ye yakın mimar arkadaşın çalıştığı kıyı tasarımıyla ilgili bir görüşme yaptık. Emre bey daha önce de birkaç başka proje için ziyaret etmişti, tanıyorum. Opera binası jürisinde de çok özverili çalışmalar yaptı. Oradan da hukukumuz oldu. Jürinin çalışmalarına fırsat buldukça ben de katılmıştım. ‘Bu tasarım özel bir şey, Emre Bey’e veya bir şahsa verebilir miyiz?’ diye bürokrat arkadaşlarımızla uzun uzun toplantılar yaptık. İhale mevzuatı maddelerini günlerce tartıştık. En sonunda bu işin olamayacağını, bu ihale mevzuatıyla Belediye’nin tasarım ihalesine çıkamayacağına karar verdik. İşte bizi dinliyorlar, operasyon derken, Polis ilk geldiğinde ‘Emre Arolat’a verdiğiniz ihale dosyasını verin’ dedi. Oysa böyle bir ihale yok. Ama ben Emre Bey’e mahçup oldum, adının bu operasyonda anılması nedeniyle… O günden bugüne de arayamadım, utandım. Çünkü gerçekten kişiliğine güvendiğim, saygı duyduğum bir beyefendi. Bu tür operasyonlar yapılıyor da, böyle yan ürünleri oluyor. Burada Emre Bey’den verdiğimiz rahatsızlık için affını diliyorum.”

İzmir opera binası

İzmir’e çok yakışacak
İmza töreninde Yüksek Mimar Mehmet Kütükçüoğlu’da Barselona, Paris ve Sydney gibi dünya şehirleri ve opera binalarından örnekler vererek İzmir’de uygulayacakları proje detayları hakkında bilgiler aktardı.  Kütükçüoğlu, “Opera binası tipinde yapılar, kent hayatı için çok önemli. Belli bir lezzet için belli bir saatte kentin bir yerinde yaşayan insanlar toplanıyor. Gösteriyi, sunumu paylaşıyorlar; bu çok önemli. Kenti kent yapan en önemli olayların bir tanesidir bu. Öncelik sırasında arkaya atılacak bir şey değil. Opera girişimi çok önemli. Bu amaçla yapılacak ilk bina olacak ve İzmir’e çok yakışacak” dedi

Bu süreçte bu enerji
Yarışmada birincilik kazanan ekipte yer alan Yüksek Mimar Ertuğ Uçar da, İzmir opera binasını “Rüya bir proje” olarak tanımladı. Uçar şöyle devam etti:
“Dünyada her mimarın rüyası olabilir. Ege denizinin en güzel şehrinde bir proje. İşinin ve mimarının üzerine çok titreyen bir belediye ile yapılan proje. Hiçbir ticari kaygı yok. Belediye yapıyor ve programı tamamen kültürel. Sıradan kültürel proje değil, bir opera binası. Bizim için bir rüya gerçekleşti. Belediyemize, Başkan Aziz Kocaoğlu’na, içinde bulunduğu bu ironik, zor ve yorucu süreçte bu işin başlaması için sarfettikleri müthiş enerji ve efor için çok teşekkür ediyorum.”

Dünyanın gözü İzmir’e çevrilecek
İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Aytül Büyüksaraç ise konuşmasında şunları söyledi:  “İzmir Opera Balesi’nin bu yıl 30. yılını kutluyoruz.  Böyle bir zamanda bize verilen en büyük hediye bu olsa gerek. Çok büyük bir hayaldi İzmir’de böyle bir opera binası görebilmek. Biz öğrencilik yıllarımızdan beri hep Sydney operası gibi bir yerde şarkı söyleyebilecek miyiz diye düşündük. Bir çok belediye başkanı geldi, bir çok proje yapıldı ama hiç biri hayata geçmedi. Aziz Başkan’a gerçekten çok inanıyorum. İlk defa bir belediye başkanı sinemadan, düğün salonundan, kütüphaneden bozma değil de gerçekten bir opera binası  projelendirerek bir yarışma yaptı. Çok içimize sinen çok güzel bir proje yarışması yapıldı. Bu yarışmanın sonucunda da çok güzel, dünya çapında, dünya opera otoritelerinin gözünü İzmir’e çevirecek çok güzel projeyle sonuçlandı. İnanıyorum ki, bugünkü adım çok büyük bir adım. İzmir Devlet Opera Balesi, bugün çok güzel bir yere geldi. Türkiye’nin en büyük operası diyebileceğimiz bir konumda. Büyükşehir Belediyesi sayesinde geçeceğimiz yeni opera binasında çok daha iyi şeyler yapacağız. Size bunun sözünü veriyoruz. Çok çalıştık çok azmettik, çok iyi bir yere geldik. Ama Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri olmasa bunları yapamazdık. Aziz Başkan ve ekibine çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.”

Bugüne nasıl gelindi 
İzmir Büyükşehir Belediyesi, kente kazandırılacak uluslararası nitelikteki opera binası projesini mimari proje yarışması ile belirledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan iki kademeli yarışmanın ilk kademesinde 177 eser değerlendirmeye alındı. Bunlardan 12’si ikinci kademeye kaldı. Jüri üyeleri, final niteliğindeki ikinci kademede 3 gün süren titiz incelemenin ardından 12 adet proje içinden ilk üçü belirledi. Diğer 9 eser ise mansiyon ödülü aldı.
İzmir Opera Binası Ulusal Mimari Proje Yarışması’nda birinciliği Yüksek Mimar Mehmet Kütükçüoğlu başkanlığındaki Yüksek Mimar Ertuğ Uçar, Mimar Mert Üçer ve Mimar Onur Akın’dan oluşan ekip kazandı. Jüri üyeleri seçilen projeye oy birliği ile karar verdi.

Başkanlığını Mimar Doç. Dr. Celal Abdi Güzer’in üstlendiği jüri şu isimlerden oluştu: Asil jüri üyeleri:  Mimar Doç. Dr. Haydar Karabey, Y. Mimar Emre Arolat, Y. Mimar Semra Uygur, Y. Mimar Erkut Şahinbaş, Mimar Yrd. Doç. Dr. Hikmet Gökmen, İnşaat Yüksek MühendisiMuzafferTunçağ.
Danışman Jüri üyeleri: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Genel Sekreter Yardımcıları Serpil Baran ve Ali Rıza Gülerman, Devlet Opera  ve Balesi Genel Müdürü Prof. Rengim Gökmen, İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Aytül Büyüksaraç, Elektronik ve Haberleşme Yüksek Mühendisi-Ses, Işık, Görüntü  Danışmanı   Kemal Suner, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mimar  Hasan Topal.
Yedek Jüri üyeleri: İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüd Projeler Dairesi Başkanı Mimar Sedat Baylan, Mimar -Yrd. Doç. Dr. Seçkin Kutucu, Mimar Dr. Dürrin Süer Kılıç, İnşaat Yüksek Mühendisi Abdullah Uzun.

Projede neler var 
İzmir Opera Binası 25 bin metrekare bir arsa üzerinde kurulacak. İçinde operayı da destekleyecek ve ondan beslenen başka işlevler de yer alacak. 1200 kişilik ana salon, 400 kişilik bir küçük salon yer alacak. İçin de bale ve onunla ilgili atölyeler de bulunacak. Sanatçılar ve jüri üyeleri projeyi “İzmir ile birlikte anılacak, İzmir’i temsil edecek bir yapı” şeklinde tanımlıyor. Gündelik yaşamla sanatın buluşması için de ortam oluşturacağı düşünülüyor.

Tiyatro sanatçılarının tepkisiİstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Komisyonu’nda İstanbul Şehir Tiyatroları yönetiminin sanatçılardan alınarak belediyenin bürokratlarına devredilmesi kararı bugün Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde protesto edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis komisyonunda dün alınan karar uyarınca İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimi sanatçılardan alınarak belediyelere devredilecek.

Bu kararın sanatın ve sanatçının özgürlüğünü kısıtlayacağını düşünen tiyatro sanatçıları ve tiyatroseverler bugün Muhsin Ertuğrul sahnesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın açıklaması öncesinde okunan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği tarafından kaleme alınan, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a gönderilen mektupta, Topbaş’ın yeni yönetmeliği imzalamamasını istediler.

Öngören: “Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan çıktı”

İstanbul Büyük Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği adına Aslı Öngören tarafından okunan basın açıklamasında, bir kısım medyanın şehir tiyatrolarına yönelik anlamlandıramadıkları saldırıların nedeninin şimdi daha açık anlaşıldığını vurguladı. “Amaç 98 yıldır sanatçıları tarafından yönetilen Şenir Tiyatromuzun, tüm sanatsal işleyişinin, belediye bürokratlarına teslim edilmesiymiş.

Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmeninin başkanlığını yürüttüğü ve sanatçıların çoğunlukta olduğu yönetim kurulu tarafından yönetitildiğini hatırlatan Öngören, “Yıllık repertuarımızı belirlemek, bu repertuar doğrultusunda sahnelenecek oyunları seçmek, bu oyunların hangi yönetmenler ve ekipler tarafından sahneleneceğine karar vermek gibi pek çok sanatsal işleyiş, olması gerektiği gibi sanatçıların iradesiyle belirleniyordu.

Bu yeni yönetmeliğe göre artık Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan resmen çıkarılarak, basit bir şube müdürlüğüne dönüştürülecek. Yönetim kurulumuza genel sanat yönetmeni yerine, belediye genel sekreter yardımcısı başkanlık edecek. Tüm sanatsal kararlar belediye bürokratlarının çoğunlukta olacağı yeni bir yönetim kurulu tarafından verilecek” dedi.

tiyatroculardan-yonetmelik-tepkisi- muhsin ertuğrul

“Muhafazakarlaşma harekatı”

Yönetmelik hazırlığından kurumlarının, genel sanat yönetmenlerinin, yönetim kurullarının, belediye başkanı sanat danışmanlarının haberlerinin olmasının manidar olduğunu söyleyen Öngören, tiyatrolarının tependen inme bir anlayışla yol edilmek istendiğini vurguladı.

Yapılanların sanat kurumlarının sonu olduğunu ifaade ede Öngören, “Aynı zamanda ülkemizin tüm kültür ve sanat ortamını muhafazakarlaştırma harekatıdır” dedi.

Aydın: “Bu bir ele geçirme operasyonu”

Konuyla ilgili Bianet’e konuşan, tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, “Bu bir ele geçirme operasyonudur. Cumhurbaşkanı sekreteri Mustafa İsen’in ‘muhafazakâr sanat ve sanatçı yaratmalıyız’ konusundaki düşüncesinin hayat bulmuş halidir. Sanat alanı içerisinde var olan yaratıcılar o işin yönetiminde yoksa orası güdülen bir yer haline gelir. Amaçta zaten güdülen bir hal haline getirmek. Bizler bu işi danışarak aşabiliriz. Geç olmadan bütün sanat alanları ellini taşın altına sokmalı” dedi.

Danış: “Karanlık Türkiye kaygısı”

Oyuncu Fırat Danış ise, burada gördüğümüz bu insan topluluğu son dönemde üstlerine çullanan karanlık bir Türkiye projesinden duydukları kaygı için buradalar. Şehir tiyatrosunun kadrosunun bürokrasiye devredilmesi kararı da karanlık Türkiye projesinin bir parçasıdır” dedi.

Sever: “Sanat sanatçılara bırakılmalı”

Oyuncu Erkan Sever ise, “Bir sanat kurumunu bürokratlar ve belediye çalışanları yönetirse orası sanat kurumu olmaktan çıkar. Parklar, bahçeler, mezarlıklar gibi bir belediye kurumu haline gelir. Türkiye’de sanatın sanatçılara bırakılmasını istiyoruz.

Her konuda ve her yerde bir sivil darbe söz konusu. Ufak ufak her yer ele geçirilmek isteniyor.  Bu durum şimdi de tiyatrolara yönelmiş durumda. Bizden olmayan yaşamasın, mahvolsun, istemiyoruz gibi bir anlayış var. Bu gün biz bunun için buradayız. Tiyatromuza, sanatçımıza, ülkemize ve geleceğimize sahip çıkmak için buradayız” dedi. (RDY/HK)

Kaynak : http://www.bianet.org

Rojda Duygu YEŞİLGÖZ

İstanbul – BİA Haber Merkezi

“29. Uluslararası Ankara Müzik Festivali”, Başkentli müzik severlerle buluşmaya devam ediyor.

29Uluslararası Ankara Müzik Festivali

Festival kapsamında yarın “Augsburg Ballett Theatre Dans” grubu, saat 20.30’da MEB Şura Salonu’nda seyirciyle buluşacak.

Flamenko, caz ve rumba ritmlerini harmanlayarak yaptığı müzikle tanınan İspanyol şarkıcı Buika, 14 Nisan’da MEB Şura Salonu’nda hayranlarının karşısına çıkacak.

Türkiye ve Hollanda’nın diplomatik ilişkilerinin 400. yılı, Hollanda’nın üç tanınmış topluluğunun konserleriyle kutlanıyor. Son konser, Hollanda Gençlik Korosu tarafından 15 Nisan’da gerçekleştirilecek. Şefliğini Wilma Ten Wolde’nin yapacağı konser, Bilkent Konser Salonu’nda saat 18.00’de izlenebilecek.

Festival programına ilişkin detaylı bilgiye “www.ankarafestival.com” adresinden ulaşılabiliyor.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, bugün ve yarın vereceği konserlerde viyola sanatçısı Elçim Özdemir’e eşlik edecek. Şefliğini Stefan Asbury’ın yapacağı konserde, Ahmet Adnan Saygun’un “Viyola Konçertosu Op.59” ile Sergei Prokofief’in “5. Senfoni Op. 100” adlı eserleri yorumlanacak.

Bilkent Senfoni Orkestrası, 16 Nisan’da ünlü piyanist İdil Biret ile konser verecek. İhsan Doğramacı Bilkent Erbil Koleji Konser Salonu’nda gerçekleşecek konserde orkestrayı Işın Metin yönetecek. Konserde, Ludwig Van Beethoven’ın “Piyano Konçertosu No.5 ‘İmparator’, Mi bemol majör Op. 73” ile Antonin Dvorak’ın “Senfoni No.9 ‘Yeni Dünya’dan’, Mi minör Op. 95” eserleri seslendirilecek.

Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 16 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 3 eserle izleyiciyi selamlayacak.

Başkentte hafta boyunca gerçekleştirilecek kültür sanat etkinliklerinden bazıları şöyle:

-Tiyatro-

29-ankara-muzik-festivali

Büyük Tiyatro: “Genç Osman” adlı yapıt, yarın, 15 ve 17 Nisan’da izlenebilecek. Turan Oflazoğlu’nun kaleme aldığı, Şakir Gürzumar’ın yönettiği eserin dekor tasarımı Sertel Çetiner’e, giysi tasarımı Gülümser Erigür’e ait.

Işık düzenini Şükrü Kırımoğlu’nun, müziklerini Can Atila’nın hazırladığı oyunun koreografisi Handan Özer yaptı. Yapıtta, Akın Erozan, Tolga Tuncer, İlhan Kantarcı, Kutay Sungar, Ahmet Erkut,Nusret Şenay, Cahit Çağıran, Kayhan Sarıgöllü, Uğur Kaya, Mine Medya Haktanır, İhsan Sanıvar, Neşe Baykent, Füsun Akay, Fikret Ergin, Halit Güngör, Nejat Armutçu, Efe Ünsal, Sibel Durak, İbrahim Korumaz, Zeki Tüzün, Nazlı Polattaş, Ülker Kılıçaslan, Batu Ergün, Cihan Kaymak, Volkan Özman, Çağılman Öztornacı, Çağlar Ekinci, E.Irmak Bavkır, Erdem Serkan Saraç, Aytek Şayan, İlhan Deliktaş, İrfan Atav, Kadir Samet Karaman, Kıvanç Değirmenci, Nazım Hikmet Çalışkan, Sabri Akdemir, Velican Demirel, Okan Koç, Umut Saçar, Atalay Şahin, Abdülaziz Öktem, Burak Soyak, Engin Bostancı, Eren Demir, Ferhat Kıratlı, Fırat Göngör, Hüseyin Erdoğan, Hüseyin Sinan Hürkardeş, Kartal Can Ermiş, Kayhan Çelik, Onur Sanatlın, Orhan Kara, Ömür Eliaçık, Sercan Özyazıcı, Serkan Ulus, Tarık Şengil, Serkan Çalık, Hasan Üreten, Hüseyin Özdemir ve İpek Gürol rol alıyor.

Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi: Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin oyunlaştırıp yönettiği “Fosforlu Cevriye” müzikali, bugün, yarın ve 14 Nisan’da görülebilir. Şarkı sözleri Gülriz Sururi’ye, dekor tasarımı Hakan Dündar’a, kostüm tasarımı Fatma Görgü’ye ait yapıtın ışık tasarımı Yakup Çartık’a, besteleri Attila Özdemiroğlu’na ait. Danslarını Özden Aktürk’ün hazırladığı eserde İsmet Numanoğlu, Ali Hakan Beşen, Engin Özsayın, İclal Karaduman, Kader İlhan, Feray Darıcı, Zeynep Aytek Metin, Uğur Çavuşoğlu, Nermin Uğur, Dara Tan, Deniz Baytaş, Volkan İsmail Duru, Mehmet Onur Atbaş, Pınar Berkmen, B. Şafak Ermiş, Yeliz Tekman, Doğukan Özman, Kubilay Karaburçak, Barış Yurtsever, Acan Ağır Aksoy, Osman Özyurt, Emrah Özdemir, Ömer Comba, Celal Murat Usanmaz, Handan Kaya, F. Aylin Tez, Gülay Gür Bayram, Eylem Türkmen, Dilek Mengi, Emrah Keskin, Oğuzhan Oğuz, Yunus Sercan Çantay, Gökay Beker, Berk Bozoğlu, Uğur Erbektaş rol alıyor. Yapıtta, orkestrada ise Kemal Günüç, Zafer Gökçer, Fahrettin Ünal, Mehmet Haluk Kılıç, Atilla Kılıç, Mehmet Acemoğlu, Selçuk Ovalı, Şenzelita Aykanat, Ayşegül Yaylalı, Ayşegül Duran, Melda Sak, Mehmet Ünal ve Yiğit Dirik görev alıyor.

“Haydi Karına Koş” adlı yapıt, 17 ve 18 Nisan’da sahne alacak. Ray Cooney’nin kaleme aldığı, Ali Hürol’ün yönettiği eser, “John” adlı çapkın erkeğin birbirinden habersiz eşleri Barbara ve Mary arasındaki koşuşturmasını ve beraberinde yaşanan komik olayları işliyor.

Şinasi Sahnesi: “Soğuk Bir Berlin Gecesi” adlı oyun, bugün, yarın ve 14 Nisan’da sahne alacak. Barış Eren’in yazıp yönettiği oyunun dekoru Sinan Yardımedici’ye, giysi tasarımı Günnur Orhon’a, ışık düzeni Zeynel Işık’a ait. Olcay Kavuzlu, Fulya Koçak, Ferahnur Barut, Eray Eserol, Adnan Erbaş ve Mahmut Işık rol alıyor. Yapıt Almanya’da dili, dini ve kültürü farklı olduğu için ötekileştirilen Tarık’ın yaşadıklarını anlatıyor.

“Sırça Kümes” adlı yapıt, 17 Nisan’da izlenebilir.

“Karlar Kraliçesi” adlı çocuk oyunu, 18 Nisan’da minik seyircilerle buluşacak.

Küçük Tiyatro: Haldun Taner’in yazdığı, Semih Sergen’in yönettiği “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” bugün, yarın ve 14 Nisan’da izlenebilecek.

Dekorunu Nurettin Özkönü’nün, giysi tasarımını Esra Selah’ın hazırladığı yapıtın ışık düzeni Burhanettin Yazar’ın imzasını taşıyor. Semih Sergen, Tunç Yıldırım, Faruk Günuğur, Eren Oray, Erkan Alpago, Ümit Hasret Aslan, Şemsettin Zırhlı, Mesude Yılmaz, Şirin Ergüven, Gülay Akman, Müjde Hayat ve Halit Güngör’ün rol aldığı oyunda ünlü Fransız yazar Moliere’in bir oyununu çalışan ama bir türlü ortak bir fikirde buluşamayıp, tartışan Tomas Fasülyeciyan tiyatro kumpanyasının maceralarını anlatılıyor.

“Keloğlan-Keleşoğlan” adlı çocuk oyunu, 15 Nisan’da izleyici karşısına çıkacak.

“Venedik Taciri” adlı yapıt, 17 Nisan’da prömiyer yapacak. William Shakespeare’nin yazdığı, Zeynep Avcı’nın dilimize çevirdiği, Erhan Gökgücü’nün yönetmenliğini yaptığı eserin dekor ve giysi tasarımı Ali Cem Köroğlu’na, dans düzeni Canan Kırımsoy’a, müzik düzeni İhsan Bengier’e ait. Oyunda, Tolga Tecer, Erdinç Doğan, Bülent Çiftçi, Ercan Eker, Cebrail Esen, Dilek Bozkurt, Seda Oksal, Hüseyin BAylan, Tamer Levent, Şevki Çepa başlıca rolleri paylaşıyor. Eser 18 ve 19 Nisan’da da izlenebilecek.

Altındağ Tiyatrosu: “Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun” oyunu, hafta boyunca Altındağ Tiyatrosu’nda izlenebilir.

Hatice Meryem’in yazdığı, Funda Mete’nin oyunlaştırıp yönettiği eserin dekoru Ceren Karahan’a, kostümleri Günnur Orhon’a, ışık düzeni Zeynel Işık’a ait. Berrin Öney, Elvan Eker, Gülçin Yaşaroğlu ve Özlem Gündoğdu’nun rol aldığı oyunda, çeşitli sosyal sınıflardan kadınların evliliklerinde ezilişlerinin öyküsü anlatılıyor.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Şehir Tiyatrosu “Dost” adlı oyununu, 17 ve 18 Nisan’da seyirciyle buluşturacak.

İrfan Şahinbaş Sahnesi: Pulitzer Ödülü sahibi ABD’li yazar Arthur Miller’ın yazdığı, Yıldırım Türker’in Türkçeleştirdiği, yönetmenliğini ve koreografisini Ayşe Emel Mesci’nin yaptığı “Orkestra” bugün, 14 ve 18 Nisan’da izlenebilecek. Dekor tasarımı Murat Gülmez’e, giysi tasarımı Hale Eren’e ait yapıtın ışık düzeni Önder Arık’ın imzasını taşıyor.

Mehmet Gökçer, Mehtap Öztepe, Miraç Eronat, Funda Gökgücü, Özlem Gür, Şeyda Akova, Zeynep Hürol, Cem Balcı, Aysın Işımer, Okan İlkören, Cevat Duman ve Özge Mirzalı’nın rol aldığı oyun, insanlığın hiçe sayıldığı Ausschwitz Toplama Kampı’nda bir grup kadının yaşam mücadelesini ve kötülüğe müzikle direnişini anlatıyor.

Stüdyo Sahne: Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri” yarın ve 15 Nisan’da seyredilebilir. Sylvie Luneau ile Roger Coggio tarafından uyarlanan, Coşkun Tunçtan’ın Türkçeleştirdiği yapıtın proje tasarımı ve yönetmenliğini Cem Emüler üstleniyor. Eserde, 1960’lı yıllarda Türk tiyatrosunun büyük ustası Genco Erkal’ın iki farklı yorumla sahneye getirdiği Aksenti İvanoviç Poprişçin karakterini Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor. Tek kişilik oyunun dekor ve giysi tasarımı Sertel Çetiner’in, ışık düzeni Seyhun Ayaş ile Zeynel Işık’ın, müzik, ses ve efekt tasarımı da Tayfun Gültutan’ın imzasını taşıyor. Gogol’un içinde yaşadığı Rus toplumunun genel yapısını ve bireylerini büyük bir dikkatle tahlil ettiği eser, yazarın birbirinden ilginç gözlemlerini yansıtması açısında önem taşıyor. Hayatın gerçeklerini kabul edemeyen ve hezeyanlar içinde olan bir adamın adım adım deliliğe giden dramını gözler önüne seren yapıtta Beşikçioğlu, sahneye kurulan özel bir vinçle seyirci karşısına çıkıyor.

“İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar” adlı yapıt, 17 Nisan’da temsil verecek.

Oda Tiyatrosu: Şahin Ergel’in yazdığı, Murat Çıdamlı’nın yönettiği “Yosunlar” bugün, yarın ve 14 Nisan’da izlenebilecek. Dekor tasarımı Hakan Dündar’a, giysi tasarımı Töre Özsel’e ait olan yapıtın ışık düzenini Osman Uzgören yaptı. Eserin oyuncuları Neşet Erdem, Şemsettin Zırhlı ve Aslı Artuk Şener.

“Dönülmez Akşamın Ufkundayız” adlı yapıt, 17 ve 18 Nisan’da izlenebilir.

-Opera-bale-

Opera Sahnesi: “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı modern dans gösterisi bugün seyirciyle buluşacak. William Shakespeare’in eserinden bale sahnesine aktarılan yapıtı Ans Henning Paar sahneye koyuyor. Dekoru Talat Ayhan’a, kostümleri Gazal Erten’e, ışık düzeni Fuat Gök’e ait olan yapıt, 1960 ve 70’lerin müzikleriyle süsleniyor.

Dünyada sahne aldığı operalarda seyircinin yoğun ilgisiyle izlenen Çek besteci Antonin Dvorak’ın “Rusalka” operası 14 Nisan’da izlenebilecek.

“Saraydan Kız Kaçırma” operası 18 Nisan Çarşamba günü Başkent seyircisiyle buluşacak.

Operet Sahnesi: Genç solistlerimize “Başkent Oda Orkestrası”nın eşlik edeceği Bizet, Greek ve Kurugüllü eserlerinden oluşan konserin orkestra şefliğini Ulaş Kurugüllü yapacak. Konser 15 Nisan’da saat 20.00’de izlenebilecek.

Ünlü Rus bestecilerinin aryaları ve halk şarkılarından oluşan “Rus Gecesi” 17 Nisan’da seyirciyle buluşacak.

-Konser-

CSO: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, bugün ve yarın vereceği konserlerde viyola sanatçısı Elçim Özdemir’e eşlik edecek. Şefliğini Stefan Asbury’ın yapacağı konserde Ahmet Adnan Saygun’un “Viyola Konçertosu Op.59” ile Sergei Prokofief’in “5. Senfoni Op. 100” adlı eserleri yorumlanacak.

BSO: Bilkent Senfoni Orkestrası, 16 Nisan’da ünlü piyanist İdil Biret ile konser verecek. İhsan Doğramacı Bilkent Erbil Koleji Konser Salonu’nda gerçekleşecek konserde orkestrayı Işın Metin yönetecek. Konserde, Ludwig Van Beethoven’ın “Piyano Konçertosu No.5 ‘İmparator’, Mi bemol majör Op. 73” ile Antonin Dvorak’ın “Senfoni No.9 ‘Yeni Dünya’dan’, Mi minör Op. 95” eserleri seslendirilecek.

-Ressam Vural Yurdakul’dan “İkinci Bahar” sergisi-

Anıtkabir Müzesi kuruluş çalışmalarında, Birinci ve İkinci Meclis müze eserlerinin restorasyonu ve tefriş/tanzim çalışmalarında bulunan ressam Vural Yurdakul, Resim Atölyesinin geleneksel resim sergisi “İkinci Bahar” adıyla 17.04.2012 Saat: 18.00-de Mustafa Ayaz Vakıf Müzesi Güzel Sanatlar Galerisinde açılıyor.

Sergide, Yurdakul’un eserlerinin yanı sıra 7 yaşından 83 yaşına kadar farklı yaş gruplarında 36 resimsever katılımcının karışık tekniklerden oluşan yapıtları yer alıyor.

Yurt içinde yirmi üç, yurt dışında Avrupa-nın değişik ülkelerinde (Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve Belçika) on dört kişisel sergi açan Vural Yurdakul, sanatın besleyici gücünü içinde hisseden herkesi sergiye davet ediyor.

Kaynak : http://www.haber3.com

GRUP YORUM BAKIRKÖY

Bağımsız Türkiye Konseri, 15 Nisan 2012’de Bakırköy Halk Pazarı Alanı’nda Yapılacak.

Grup Yorum, geçtiğimiz yıl Bakırköy’de düzenlediği ve 150 bine yakın dinleyicinin katıldığı Bağımsız Türkiye Konseri’nin ikincisini vermeye hazırlanıyor. 15 Nisan’da ‘ON’ların Türküsü’ başlığıyla düzenlenecek konserde, Grup Yorum’a, Zülfü Livaneli, Aylin Aslım, Hüseyin Turan, Aynur Doğan ve şiirleriyle Nihat Behram eşlik edecek. 15 Nisan’da Bakırköy Halk Pazarı Alanı’nda düzenlenecek konser, ücretsiz olacak. Grup Yorum’un konserine bu yıl 300 bin dinleyicinin katılması bekleniyor.

Orkestra eşliğinde verilecek konser LED ekranlardan da yansıtılacak. Yorum’un konukları arasında Zülfü Livaneli, Aylin Aslım, Aynur Doğan, Hüseyin Turan ve Nihat Behram da yer alacak.

 

Bakırköy Metrosundan Konser Alanına Gidiş (Bakırköy halk pazarı hartası)

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), ”Titanik Orkestrası” oyununu bu hafta yeniden tiyatroseverlerle buluşturacak.

Titanik Orkestrası

Hristo Boyçev’in yazdığı, Zurap Sıkharulıdze’nin yönettiği, çevirisini Hüseyin Mevsim’in yaptığı ”Titanik Orkestrası”nda yaşamın kıyısında kalmış insanların her şeye rağmen bekleyişleri anlatılıyor.

Ali Çelik, Uğur Çınar, Ozan Hafızoğlu, Pelin Tozkoparan ve Fatih Yurdakul’un rol aldığı oyunun dekoru ve giysi tasarımı Esra Selah’a, ışık tasarımı Suat Uçar’a ait. Oyun, bu akşam ile cuma ve cumartesi günleri, Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Sanat Merkezi Orhan Asena Sahnesi’nde izlenime sunulacak.

DDT, bahar turnesi kapsamında Valantin Kataev’in yazdığı, Göksel Kortay’ın çevirip uyarladığı, Orkun Gülşen’in yönettiği, dürüst ve namuslu bir memurun başından geçen trajikomik olayların anlatıldığı ”Bugün Git Yarın Gel” oyununu, 13-14 Nisan’da Malatya’daki tiyatroseverlerin beğenisine sunacak.
DDT, 17 Nisan’da ise Batman’da, Fügen Sipahi’nin çevirip uyarladığı, Orkun Gülşen’in yönettiği ”Kurnaz Avukat” ile ”Titanik Orkestrası” oyunlarını sahneleyecek.

Sanatsal etkinliklerle dolu bir hafta geçirecek Diyarbakır’da ayrıca, sanatçı Bülent Ortaçgil, 16 Nisan saat 19.00’da Dicle Üniversitesi Konferans Salonu’nda sevenlerinin karşısına çıkacak.

Eski ve yeni şarkılarını seslendirecek Ortaçgil’e, Gürol Ağırbaş, Cem Aksel, Baki Duyarlar ve Barlas Özemek eşlik edecek.

DSM ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliğiyle açılan Remzi Raşa’nın ”Yalnızlığı Seçmek” Bir Retrospektif: 1946-2006” sergisi ise Sümerpark Sanat Galerisi’nde devam ediyor. Raşa’nın 50 eserinin izlenime sunulduğu sergi, 6 Mayıs’a kadar açık kalacak.

Mardin

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde açılan küratörlüğünü fotoğraf tarihçisi Engin Özendes’in üstlendiği ”Seyreyle Ara Güler Mardin’de” fotoğraf sergisi devam ediyor.
Usta fotoğrafçı Ara Güler’in fotoğraflarının yer aldığı sergi, ”Tanımak ve Anlamak” ile ”Yüz Yüze” başlıklı iki bölümden oluşuyor. 114 eserin bulunduğu sergi, bir yıl süreyle vatandaşların ziyaretlerine açık olacak.

Dünyanın önemli çağdaş sanat fuarlarından İspanya’nın başkenti Madrid’deki ARCO’ya 2013 yılında konuk ülke olarak katılacak Türkiye’nin küratörlüğünü yapan Vasıf Kortun, ”Türkiye, ARCO için doğru bir yıl seçti” dedi

ARCO

Türkiye’nin ARCO 2013’e konuk ülke olarak katılacağının resmileşmesinden yaklaşık bir ay sonra Madrid’e gelen küratör Vasıf Kortun, IFEMA fuar alanı yöneticileri,ARCO direktörleri ve İspanyol sanat yazarlarıyla bir araya geldi. Türkiye Büyükelçiliği’nin Madrid’deki rezidansında verilen resepsiyonda kısa bir konuşma yapan Kortun, son 12 yılda farklı sebeplerden dolayı birçok kez ARCO’ya geldiğini belirterek, ”ARCO’ya konuk olan ülkeleri hep kıskanmışımdır ve ‘Ne zaman Türkiye olacak’ sorusunu çok sormuşumdur” diyen Kortun, Türkiye’nin doğru bir yılda ARCO’ya katılmasına ve küratör olarak kendisine verilen güvenden dolayı çok mutlu olduğunu söyledi.
Türkiye’de sanatsal açısından çok çeşitli enerjilerin bir araya geldiğini vurgulayan Kortun, sözlerine şöyle devam etti:

”10-20 yıl öncesine oranla sanat ortamının ciddi anlamda olgunlaşması, çok daha güçlü bir sanat ortamı ve sanatçılar bulunması; sanata desteğin çok ciddi bir yapıya kavuşmuş olması; ve son olarak Türkiye için yeni bir ortam diyebileceğimiz her anlamda devlet desteği verilmesi çok önemli gelişmeler. Dolayısıyla proje kötü olursa beni kıyasıya eleştirebilirsiniz.”

Vasıf Kortun ayrıca, Türkiye’deki güzel sanatlar ve yeni kültür üretiminin özellikle son 15 yılda çok ciddi bir hareketlilik içinde olduğunu belirtti.

Resepsiyonda konuşan Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ayşe Sinirlioğlu da Vasıf Kortun’un ”mükemmel bir profesyonel geçmişe sahip olduğunu, Türkiye’de ve yurt dışında çok sayıda prestijli çalışmaya imza attığı” kaydederek, ”Bu projede ona sahip olmak bizim için bir şans. Onun tecrübesi ve yönetimi ARCO’da Türkiye’nin başarısını garanti edecek önemli faktörler olacak. Çok pozitif bir sonuç elde edeceğimize inanıyorum” ifadesini kullandı.

Madrid’deki temasları sırasında küratör Kortun, iyi bir proje hazırlanması halinde Türk çağdaş sanatının ARCO’da evsahibi İspanyollara ve diğer uluslararası katılımcılara tanıtılmasının zor olmayacağını söyleyerek, ”Türkiye’de gerçekten çok güçlü sanatçılar var. Eskisinden çok daha güçlü ve yaygın bir ortamdan bahsediyoruz. Kurumsal anlamda da destek var. Dolayısıyla gözardı edilemeyecek bir şey oluyor” diye konuştu.

Türkiye’nin ARCO’ya katılımında İstanbul’daki galerilerin ağırlıklı olacağını gizlemeyen Kortun, buna rağmen ”Ben de İstanbulluyum, ama her şey İstanbul demek değil. Galeri olarak başka kentlere de bakıyorum. Olur mu olmaz mı bilmem, ama o niyetim var” dedi.

”Bu zamana kadar Türkiye’den ARCO’ya katılım yok denebilecek kadar az düzeydeydi. Türk çağdaş sanatı da İspanyollar için bir kapalı kutu gibi, ne verirsek onu alacaklar. Bunun size göre riskli bir yanı var mı?” sorusuna Türk küratör, ”Yok. Gözü ve gönlü açık bir şekilde sergiye bakmaya gelen insanlar için bir sıkıntı olduğunu sanmıyorum. Ama tabii bazı şeylere illa ki dikkat etmek gerekiyor. Uluslararası bir proje yapıyorsanız onun arkasını sağlam tutmanız gerekiyor. Her şey kolayca anlaşılır olmayabilir, her şey sıradan ve basit olmayabilir, her şey tanıdıkları bir kültürden gelmediği için daha zor okunabilir. Ama onun altyapısını hazırlarsanız, belli bir eğitim ve bilgilendirme programı içinde sunarsanız o zaman yollar daha kolay açılır” cevabını verdi.

Kortun, Türkiye’nin ARCO’daki küratörü olarak ilk önce Madrid’e gelip temaslarda bulunmak istediğini, henüz çok fazla dillendirmese de Türkiye’de heyecan olduğunu gördüğünü belirterek, ARCO’daki Türkiye pavyonunun temasız olabileceğini ifade etti.

Gitarın iki ustasından İş Sanat’ta sıra dışı bir buluşma

john Williams John Etheridge

İş Sanat; nisan ayında biri klasik diğeri caz, iki gitaristin buluştuğu orjinal bir projeye ev sahipliği yapacak. İş Sanat izleyicileri; gitarın iki önemli ismi, besteci-aranjör John Williams ve John Etheridge birlikteliğinden ortaya çıkan renkli bir buluşmayı izleme şansı bulacak.

Klasik gitar ile çelik telli akustik gitarın  baştan çıkaran birlikteliğini her zaman keşfetme arzusu duyan ve John Williams’ın bu tutkusunu hayata geçirmek için John Etheridge ile bir araya gelmesiyle ortaya çıkan proje, 12 Nisan Perşembe akşamı İş Sanat’ta gerçekleşecek.

Bu proje ile kendi jenerasyonunda gitarın önde gelen temsilcilerinden biri olarak kabul edilen John Williams, Pat Metheny’nin “dünyanın en iyi gitaristlerinden biri” olarak nitelendirdiği John Etheridge ile aynı sahnede buluşacak.

Bir ilk olma özelliği taşıyan bu özel projede sanatseverleri; solo setler, özgün kompozisyonlar ve Afrika ile Amerika’dan müziklerin yanı sıra, İngiliz besteci Paul Hart’ın tamamen bu ikili için yeni bestelediği “Ludwig’s Horse” adlı büyük ses getiren ve teknik açıdan oldukça zorlayıcı bir süit de bekliyor.

İkili daha önce, ilk olarak Temmuz 2006’da ‘duo’  olarak çıktıkları ve Avrupa, Birleşik Devletler, Yeni Zelanda ve İngiltere’yi kapsayan “Together & Solo” adlı konser turnesinde de başarılı konserlere imza atmıştı.

John Williams’ın “tarzlarımızın karşımı” olarak adlandırdığı bu renkli projede, izleyenler gitarın farklı tınılarını  dinleme fırsatı bulacak. Klasik ve akustik gitarı muhteşem bir dengede buluşturan bu konser, hem klasik hem caz severler için unutulmaz bir deneyim olacak.

JOHN WILLIAMS & JOHN ETHERIDGE

Tarih: 12 Nisan Perşembe

Saat: 20.00

Yer: İş Sanat

 

Bilet fiyatları:

1. Kademe 50 TL    2. Kademe 45 TL    3. Kademe 35 TL      İndirimli 30 TL     Öğrenci 20 TL

 

 Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından gerçekleştirilen DYO Resim Yarışması’nın 35’ncisi başlıyor. Son başvuru tarihi 10 Ağustos 2012 olan yarışmanın Seçici Kurulu’nda Prof. Atilla Atar, Burhan Doğançay, Yalçın Gökçebağ, Abdülkadir Günyaz, Prof. Ergin İnan, Prof. Dr. Bedri Karayağmurlar ve Prof. Dr. Mustafa Pilevneli gibi çok değerli sanatçıların görev aldığı DYO Resim Yarışması, Türk özel sektörünün sanata destek verdiği örnek projelerden biri olma özelliğini de taşıyor.

dyo resim yarisması 2012 Afişi

DYO Resim Yarışması 1967 yılından bu yana sanata ve sanatçıya destek oluyor

Geçmişten günümüze Türk özel sektörünün sanata destek verdiği örnek projelerden biri olan ve bu yıl 35’ncisi düzenlenen DYO Resim Yarışması başladı. Nisan 2012 tarihi itibariyle başvuruların kabul edileceği yarışmanın son başvuru tarihi 10 Ağustos 2012 olarak belirlendi. 1967 yılında, sanatı ve sanatçıyı desteklemek üzere başlatılan yarışma, 1993 yılından bu yana Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından iki yılda bir düzenleniyor. Seçici Kurulu’nda Prof. Atilla Atar, Burhan Doğançay, Yalçın Gökçebağ, Abdülkadir Günyaz, Prof. Ergin İnan, Prof. Dr. Bedri Karayağmurlar ve Prof. Dr. Mustafa Pilevneli gibi çok değerli sanatçıların yer aldığı DYO Resim Yarışması, Türk Resim Sanatı’nda isim yapmış usta ressamlara da ev sahipliği yaptı ve resim sanatına sahip çıkarak, gelişimi destekleyici ve kültürel planda ülkemize katkı sağlayıcı bir görevi de bugüne kadar başarıyla yürüttü.

Seçici Kurulu’nda görev alanların ve birinci derece yakınlarının dışında tüm sanatçıların katılımına açık olan 35. Dyo Resim Yarışması’na, yağlıboya, akrilik veya özgün baskıresim tekniğinde eserler kabul ediliyor ve yarışmaya her sanatçı en fazla üç eseriyle katılabiliyor. Konunun serbest olduğu DYO Resim Yarışması’nda; katılan eserin daha önce başka bir yarışmaya katılmamış, ödül almamış veya herhangi bir yerde yayımlanmamış olması gerekiyor. Yarışmanın ön değerlendirmeleri ise; 15 Ağustos’ta İstanbul’da, 16 Ağustos’ta Ankara’da, 23 Ağustos’ta Adana, 07 Eylül’de İzmir’de yapılacak. 08 Eylül 2012 tarihinde ise; sergilenmeye değer bulunan eserler ve ödüller belirlenecek. Pentür dalında 4 esere eşit 12 bin TL, özgün baskıresim dalında 3 esere eşit 5 bin TL Başarı Ödülü ve Plaketi’nin verileceği DYO Resim Yarışması’nda sergilenmeye değer bulunan eserler; 2012 – 2013 yıllarında toplam 7 ilde sergilenecektir. Yarışmayla ilgili detaylı bilgilere Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı’ndan (www.yasar.com.tr/vakif , [email protected] , 232 / 4822200 ) ulaşmak mümkün.

1967’den bu yana Dyo Resim Yarışması…

İlk olarak İzmir’de başlayan ve sadece Ege Bölgesi sanatçılarına ulaşan DYO Resim Yarışması, 1973’den bu yana Türkiye çapında düzenlenmeye başladı ve 1999 yılına gelindiğinde uluslararası bir nitelik kazandı. 91 sanatçının 271 eserle katıldığı ilk yarışmanın ardından bu sayı geçtiğimiz yıl 1004 sanatçı ve 1609 esere ulaştı. Başlangıcından bugüne kadar 11 bin 942 sanatçı ve 20 bin 130 eserin katıldığı ve 2 bin 715 eserin de sergilendiği DYO Resim Yarışması, devlet sergilerinin yanı sıra özellikle genç sanatçı kuşağının büyük oranda katıldığı sanat etkinliği olma özelliğini de taşıyor.

Adnan Çoker, Zahit Büyükişleyen, Mustafa Ayaz, Kadir Ata, Alaattin Aksoy ve Mehmet Güler gibi Türk Resim Sanatı’nda isim yapmış pek çok usta ressamın eserleriyle katıldığı DYO Resim Yarışması, gerek katılımcıları gerekse başvuran eserlerin niteliğiyle her geçen gün önemini artırdı. Yarışma bugün ulaştığı noktada resim sanatına değerli isimler katmanın yanı sıra resim sanatındaki ulusal ve uluslararası güncel gelişmelerin, yeni eğilimlerin ve araştırmaların da değerlendirildiği bir platform haline geldi.

Kaynak : Sanatkop.com

İstanbul Modern, Dünya Sanat Günü’nü kutluyor!

Dünya sanat günü amblemi

İstanbul ModernDünya Sanat Günü’nü kutluyor.15 Nisan Pazar Dünya Sanat Günü’nde İstanbul Modern’isaat 22’ye kadar ücretsiz olarak gezebilir, müze deneyimini gece yaşayabilirsiniz. Leonardo Da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan’ın, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye’nin önerisiyle 2012’den itibaren Dünya Sanat Günü olarak kutlanması UNESCO’ya bağlı Uluslararası Sanat Birliği tarafından kabul edildi.

15 Nisan Dünya Sanat Günü’nde İstanbul Modern’in La La La İnsan Adımları: Boijmans Van Beuningen Müzesi Koleksiyonundan Bir Seçki, Dünden Sonra ve Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar başlıklı sergileri saat 22.00’ye kadar gezilebilir. Saat 16.00’da İstanbul Modern Sinema’da Kanadalı dans kumpanyası La La LaHuman Steps’in ünlü performansı Amelia gösterilecek. Saat 17.00’de sahne sanatları, dans tarihi ve kültür kuramları uzmanı Bedirhan Dehmen, La La La Human Steps’in çalışmalarını yorumlayacak.

La La La İnsan Adımları: Boijmans Van Beuningen Müzesi Koleksiyonundan Bir Seçki,1849 yılında kurulan, Hollanda’nın dünyaca tanınmış Boijmans Van Beuningen Müzesi’nin Direktörü Sjarel Ex’in,koleksiyonlarındaki 140 binin üzerindeki yapıt arasından İstanbul Modern için hazırladığı özel bir seçkiyi içeriyor. Hollanda ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılı kutlamaları kapsamında gerçekleşen sergi, klasik  dönem, modern ve çağdaş sanatın tanınmış isimlerini bir araya getiriyor. Sergide, farklı coğrafyalardan 28 sanatçının resim, çizim, yerleştirme, baskı, fotoğraf ve videolarından oluşan 53 çalışma bulunuyor.

Dünden Sonra sergisi, İstanbul Modern’in fotoğraf koleksiyonundan bir seçkiden oluşuyor ve 53 sanatçının 179yapıtını içeriyor. Ayrıca 66 sanatçının 213 yapıtı da dijital ortamda gösteriliyor. Küratörlüğünü Engin Özendes’in yaptığı, Türkiye’de fotoğrafın modern ve çağdaş örneklerini bir araya getiren sergi, Osmanlı döneminden günümüze uzanan süreçte fotoğrafın teknik ve kavramsal gelişimini ortaya koyuyor. Bugünden geriye doğru bir akışla ilerleyerek, Türkiye’de fotoğrafın günümüzde ulaştığı noktadan 1800’lerin Pera’sına dek fotoğraf serüvenini ele alıyor.

Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar sergisi, Türkiye’de üretilen modern ve çağdaş sanatın başlangıç evresinden bugüne geçirdiği süreci, en önemli sanatçı ve çalışmalar üzerinden izleyiciye sunuyor.Küratörlüğünü İstanbul Modern Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu’nun yaptığı sergi, resimden heykele, enstalasyondan videoya farklı disiplinlerden yapıtları içeren İstanbul Modern Koleksiyonu’ndan oluşuyor.

Saat 16.00’da İstanbul Modern Sinema’da Kanadalı dans kumpanyası La La La Human Steps’in performansıAmelia’nın gösteriminden sonra, sahne sanatları, dans tarihi ve kültür kuramları uzmanı Bedirhan Dehmen saat 17.00’de topluluğun çalışmalarını yorumlayacak, çağdaş dans ve koreografi üzerine konuşacak. 1980’de Kanadalı koreograf Édouard Lock tarafından Montreal’de kurulan La La La Human Steps, dünyanın tüm büyük tiyatrolarında ve deneysel dans etkinliklerinde sahne aldı, ödüller kazandı. Dünya prömiyerini Montreal Uluslararası Yeni Sinema ve Medya Festivali ile 2003 yılında gerçekleştiren Amelia isimli performansın ABD’deki prömiyeri, 2004 yılında Tribeca Film Festivali kapsamında yapıldı.

 

Yeni filmiyle yine korkuların üzerine giden Weingartner, kapitalizmden şikâyetçi. “Kapitalizm insanın ruhunu elinden alıyor. Bu sistemin içinde yaşamak zorunda değiliz. Kendimizi ondan soyutlayabiliriz” diyor.

edukators - eğitmenler filmi

“Eğitmenler” filmi ile “bazı insanların asla değişmeyeceğini” yüzümüze vuran yönetmen Hans Weingartner İstanbul Film Festivali’ne son filmi “Ormandaki Kulübe” ile konuk oldu.

Weingartner, Zenginlerin evine girip eşyaları ve sistemi altüst eden bir grubu izlediğimiz 2004 yapımı “Eğitmenlerin yarattığı dünya çapındaki etkisinden söz ederek başlıyor konuşmaya. Orjinal adı “Bolluk Günleriniz Sona Erecek olan filmin ardından Arjantin’de, Zürih’te, Kolombiya’da, Hamburg’ta filmdekine benzer türlü eylemler yapılmış. “Hamburg’un elit lokantalarından birinde birkaç kişi filmdeki eylemi yaptılar. Giydikleri tişörtlerde de filmin adı yazıyordu. Bir de bir bankaya dalıp yere “Bolluk Günleriniz Sona Erecek yazanlar olmuştu. Bir filmin sadece izleyenleri eğlendirmekten öte gerçekliğe erişip etkileyip değiştirdiğini görmek muhteşem bir şey. Filminiz ekrandan çıkıp realiteye geçiyor.

Weingartner’ın senaryosunu Almanya’da yaşayan bir Azeri olan Cüneyt Kaya ile birlikte yazdığı yeni filmi ise dostluk ve yine özgürlük üzerine bir film. Doğayla uyum içinde yaşamak, antidepresanlara ihitiyaç olmadığı bir dünya yaratmak üzerine kurulu. Şehir insanının kendi yarattığı korkuları da hedef alan film, “Eğitmenlerdeki “Bazı İnsanlar Asla Değişmez söylemi gibi “Korku Gereksizdir” üzerinden kuruyor yeni cümlesini.

“Ergenliğin de getirdiği heyecanla korkuların karşısında durabilmekten yola çıkan “Eğitmenler”e karşılık “Ormandaki Kulübe”de aslında bu korkunun gerekli olmadığı üzerine bir yaklaşım var. Bu sistemin içinde yaşamak zorunda değiliz. Kendimizi ondan soyutlayabiliriz. Karakter, bu dünyaya ait olmak istemediği için bir nevi kendi dünyasını yaratıp sistemden kaçmak, uzaklaşmak istiyor. Kapitalizmin insanların ruhlarını elinden aldığı üzerine tema edindik diyor Weingartner.

Ruhsal bozukluğu olan bir adam ve bir çocuğun kurdukları dostluğa odaklanan “Ormandaki Kulübe” insanın yaşayabileceği en iyi dünyayı yine kendisinin yaratabileceğini söylüyor. Hastaneden çıkan ve dünyaya yeniden ayak uydurmaya çalışan Martin’in göçmen çocuk Victor ile tanışması, ormanda yaptıkları kulübede, yaşamak istediği hayata başlaması…

ormandaki klübe

Aynı zamanda nörolog olan Weingartner, “Almanya’da antidepresanlar reçetelere 2010’da 2001’e göre tam iki kat fazla yazılmış. Eminim diğer ülkelerde de artış gösteriyordur. İnsanlar çok daha fazla stres altında oldukları için bu ilaçları tüketiyorlar. Ve bu da aslında yine kapitalizmin bir getirisi. Bu filmin de ‘Eğitmenler’ gibi insanların üzerinde etki bırakmasını isterim elbette. Ama çevremize bir bakalım, Türkiye’ye bakalım. Hâlâ sosyal hareketin ve onun bir gücünün olduğunu düşünüyor musunuz?” diyerek de bu sisteme dair umutsuzluğunu vurguluyor.

Kaynak : Cumhuriyet.com.tr

2013 yılında gerçekleştirilecek Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi’nde Türkiye Pavyonu’nun küratörlüğünü Emre Baykal üstlenecek.

Emre Baykal

Koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yürüttüğü ve TC Dışişleri Bakanlığı Tanıtma Fonu Kurulu’nun desteğiyle gerçekleştirilen Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nun sponsorluğunu 2011 yılında olduğu gibi 2013 yılında da Fiat üstleniyor.

Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu Küratörü Emre Baykal, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Türkiye Pavyonu için oluşturduğu Esra Aysun, Cengiz Çekil, Mine Haydaroğlu, Adriano Pedrosa ve Cristiana Perrella’den oluşan Danışma Kurulu tarafından seçildi.

İstanbul Bienali’nde, 1995-2000 yılları arasında Yönetmen Yardımcılığı yapan Emre Baykal, 2000-2005 yılları arasında ise yönetmen olarak çalıştı.

2005 yılında, Fulya Erdemci’yle birlikte bir kamusal alan projesi olan “İstanbul Yaya Sergileri II: Tünel-Karaköy”ün eşküratörlüğünü üstlendi.

2005-2008 arasında Sergiler Direktörü olarak çalıştığı santralistanbul’da, 1950’li yıllardan 2000’li yıllara Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın tarihine odaklanan “Modern ve Ötesi” başlıklı açılış sergisini yönetti.

2009 yılında davet edildiği Depo’da kısa bir süre Sanat Yönetmeni olarak da görev yapan Emre Baykal, halen bir Vehbi Koç Vakfı projesi olan Arter’de Sergiler Direktörü ve Küratör olarak çalışıyor.

Emre Baykal’ın küratörlüğünü üstlendiği grup sergileri arasında “İkinci Sergi” (Arter, 2010-2011); “Görünmezlik Taktikleri” (Daniela Zyman’la beraber; T-BA21, Viyana; Tanas, Berlin; Arter, İstanbul, 2010-2011); “Mahrem” (Nilüfer Göle’nin “Batı-Dışı Moderniteler Projesi” kapsamında, santralistanbul; Kunsthalle Wien Project Space; Tanas, Berlin, 2007-2008); “Transfer” (NRW Kultur Sekretariat işbirliğiyle ve Başak Doğa Temür eşküratörlüğünde, santralistanbul, 2007); 24. İstanbul Çağdaş Sanatçılar Sergisi (Susan van de Ven ve Marcus Graf’la beraber; Aksanat, 2005); “Ziyaretçi” (Rob Perree’yle beraber; Galerist, 2004) yer alıyor.

Emre Baykal, Mona Hatoum (“Hâlâ Buradasın”, Arter, 2012), Kutluğ Ataman (“Mezopotamya Dramaturjileri”, Arter, 2011), Deniz Gül (“5 Kişilik Bufet”, Arter, 2011) ve Ali Kazma’nın (“Engellemeler”, YKY Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, 2010) kişisel sergilerinin de küratörlüğünü üstlendi.

Pek çok yayına ve sergi kataloğuna yazılarıyla katkıda bulunan Emre Baykal, 2008 yılındaYapı Kredi Yayınları Türkiye’de Güncel Sanat dizisinden yayımlanan Kutluğ Ataman, Sen Zaten Kendini Anlat başlıklı monografinin de yazarıdır.

Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, 2006 yılından bu yana İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın koordinasyonunda gerçekleştiriliyor.

2007 yılında Venedik Bienali’nde Türkiye’yi Vasıf Kortun küratörlüğünde Hüseyin B. Alptekin, 2009 yılında Başak Şenova küratörlüğünde Banu Cennetoğlu ve Ahmet Öğüt, 2011 yılında ise Fulya Erdemci küratörlüğünde ve Danae Mossman’ın küratöryel işbirlilğiyle Ayşe Erkmen temsil etmişti.

Tarihi çok uzun bir döneme uzanan Pendik ilçesine edebi, kültürel ve entelektüel bir atmosfer kazandırılması amacı ile özellikle son yıllarda gerçekleştirilen yazı ve şiir atölyeleri, sohbet programları, kültürel etkinlikler, Pendik Okuyor ve Kütüphane Gönüllüleri gibi beğeni kazanan projelerde ciddi bir mesafe alındı.

Pendik

Bu projeleri ve etkinliklerin sonuçlarının alınması ve ivme kazanması için 2012 yılında Pendik ve İstanbul çapında çeşitli dallarda ödüllü yarışmalar düzenlenmesi planlandı. Öykü Yarışması da bunlardan biri.

Yarışma Konusu

Öykü yarışmasının konusu “PENDİK’TE ZAMAN” olarak belirlenmiştir.

Yarışma Tarihi 
15 Mart – 15 Haziran 2012 tarihleri arasındadır.

Teslim Tarihi 
Eserler 10 Haziran 2012 mesai bitimine kadar teslim edilecektir.

Teslim Şekli 
Yarışmacılar eserlerini www.pendik.bel.tr adresinde açılacak online başvuru sayfasından sisteme giriş yaparak teslim edecektir.

Ödüller
Birinciye  :  10.000 TL.
İkinciye   :  7.000  TL.
Üçüncüye :  5.000 TL.

Üç adet mansiyon verilecek olup her mansiyon  1000 TL.’dir. Derece sahipleri ve mansiyonlar dışında eserleri yarışma kitabında yayımlanmaya değer bulunanlara  100 TL.telif ücreti ödenecektir.

Katılım Koşulları
1. T.C vatandaşı olmak.
2. Yarışmaya en az 15 yaş ve üzeri katılımcılar katılabilir.
3. Pendik Belediyesi çalışanları ve birinci derece yakınları yarışmaya katılamaz.
4. Jüri üyelerinin birinci derece yakınları yarışmaya katılamaz.
5. Bir yarışmacı en fazla 1 (bir) eserle yarışmaya katılabilir.
6. Eserler 12 punto ve 1.5 satır aralığıyla dizilmiş olmalı ve Times New Roman yazı karakteriyle yazılmış olmalıdır.
7. Eserler en fazla 10 sayfa olmalı ve Türkçe dil ve anlatım kurallarına özen gösterilerek yazılmalıdır.
8. Eserlerin son teslim tarihi 10 Haziran 2012’dir.
9. Sonuçlar 2012 Haziran sonuna kadar ödül sahiplerine bildirilecektir.
10. Dereceye giren eser sahiplerine ödülleri 2012 Eylül ayında düzenlenecek ödül töreninde idare tarafından dağıtılacaktır.
11. Ödül kazanan eserlerin her türlü yayım ve telif hakları Pendik Belediyesine aittir.

Öykü Yarışması Jürisi 
1.Sevinç ÇOKUM
2.Prof. Dr. Abdullah UÇMAN
3.Cemal ŞAKAR
4.Güray SÜNGÜ
5.Mehmet ERTE

Bilgi İçin
İletişim Merkezi  4447635  Dahili:3616

 

Kaynak : http://www.edebiyathaber.net