Wolfgang Amadeus Mozart’ın 1791 yılında bestelediği son operası olan “Tamino’nun Rüyası (Sihirli Flüt)”ten yola çıkarak çocuk operasına uyarlayan İstanbul Devlet Opera ve Balesi, bu operayı çocuklara armağan ediyor.

Murat Cem Orhan’ın Orkestra Şefliği’ni üstlendiği eseri Caner Akın sahneye koyuyor.

Koro Şefliğini Paolo Villa’nın yaptığı Sihirli Flüt Çocuk Operasının, metin düzenlemesi Defne Arıkan’a ait. Dekoru Zeki Sarayoğlu yaparken, kostüm tasarımlarını ise Gizem Betil üstlendi. Işık tasarımları ise Taner Aydın’a ait.

Sihirli Flüt (Tamino’nun Rüyası) operasında Caner Akın / Ahmet Baykara, Ayşegül Karkıner / Pınar Koç / Sirel Yakupoğlu, Emre Güngör / Umut Tingür, Caner Akgün / Alper Göçeri, Dilruba Akgün / Hale Soner, Betül Görgülü / Begüm Karacasu, Okan Fidan / Can Reha Gün, Zeynep Şimşir, Ayşe Özkan / Elif Tuğba Tekışık, Eda Erdaş / NeslişahPekin, Damla Dai / Azra Erdoğan , H. Ada Gülmez / Mira Hopanoğlu, Derin Ay Kurtuluş / Berk Türeci dönüşümlü olarak rol alıyorlar.

Sihirli Flüt (Tamino’nun Rüyası), 14-28 Ocak 2018, 22 Nisan 2018, 13-20-27 Mayıs 2018 tarihlerinde Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde olacak.

Bir çok ülkeden binlerce fotoğrafın yarıştığı ‘The Art of Building’ isimli uluslararası fotoğraf yarışmasında Türk fotoğraf sanatçısı Mehmet Yasa finale kalarak, güzel bir başarı elde etti.

İtalya’nın Verona şehrinde bulunan bir kulenin merdivenini ve çanını, bir insan gözü gibi fotoğraflayan, Türk fotoğraf sanatçısı Mehmet Yasa, bu fotoğraf ile ‘The Art of Building’ yarışmasında finale kalmayı başardı. Finale kalan bu fotoğrafına ‘Eye of the Tower (Kulenin Gözü)’ adını veren Mehmet Yasa, finale kalan 12 kişiden biri oldu.

Dünyanın en iyi mimari fotoğraflarının yarıştığı ‘The Art of Building’, kullanıcıların verdiği oylarla birinciyi belirleyecek. Oylama www.artofbuilding.org/vote adresinden 8 Ocak’a kadar devam edecek. Yarışmanın kazananı 30 Ocak’ta açıklanacak.

İşte Mehmet Yasa’nın çektiği finale kalan ‘Eye of the Tower (Kulenin Gözü)’ isimli o fotoğraf:

Tiyatro ve dizilerde pek çok karaktere hayat veren oyuncu Ayşe Selen vefat etti. Ünlü Tiyatrocu Ayşe Selen’in cenazesi 31 Aralık Pazar günü saat 13:00’te Feriköy Mezarlığına defnedilecek.

AYŞE SELEN KİMDİR?

Ayşe Selen, 1 Ocak 1955 tarihinde dünyaya geldi. Eğitim hayatını İstanbul Avusturya Kız Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezun olarak tamamlayan Selen, çok sayıda tiyatro oyununda sahne aldı.

Aralarında Kapalı Çarşı, Leyla ile Mecnun, Aşk Yakar, Doktorlar, Gülpare, Kavak Yelleri ve Çoban Yıldızı gibi dizilerin yer aldığı bazı televizyon dizilerinde de rol alan Ayşe Selen, beyaz perdede de dört filmde rol aldı.

1982 yapımlı Faize Hücum, 1995 yapımlı Böcek, 2008 yapımlı Usta ve 2010 yapımlı El Yazısı adlı sinema filmlerinde rol alan Selen, 30 Aralık 2017 tarihinde hayatını kaybetti.

2017 yılının sonlarına geldik. Yarın yeni yıla giriyoruz. Peki 2017 yılında en pahalı eserlerini merak ediyor musunuz? Bu haberimizde sizler için 2017 yılının en pahalı eserleri derledik.

Listenin ilk sırasında; 16. yüzyılda yaşamış olan ünlü İtalyan ressam ve bilim adamı Leonardo da Vinci’nin Salvator Mundi (Dünyanın Kurtarıcısı) adlı İsa Peygamber tablosu yer alıyor. ABD’nin New York kentinde 15 Kasım’da düzenlenen müzayedede 450.3 milyon dolara satılarak rekor kıran bu tablo 2017 yılının en pahalı eseri olarak ilk sıradaki yerini aldı.

Listenin ikinci sırasında ise; aynı zamanda grafiti sanatçısı olan ressam Jean-Michel Basquiat’ın ‘Untitled’ isimli eseri yer alıyor. New York’ta 18 Mayıs 2017’de düzenlenen bir müzayedede 110.5 milyon dolara alıcı bularak listenin ikinci sırasına yerleşti.

Listenin üçüncü sırasında; Hollandalı dünyaca ünlü ressam Vincent Van Gogh’un ‘Laboureur dans un champ’ isimli tablosu yer aldı. Yine New York’ta 13 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen müzayedede 81.3 milyon dolara alıcı bulan bu tablo 2017’nin en pahalı eserleri listesinde üçüncü sıraya yerleşti.

Listenin dördüncü sırasında; 20. yüzyıl Paris Ekolü sanatçılarının başında gelen ressam, heykeltıraş, seramikçi ve film yapımcısı Fernard Léger’in ‘Contraste de formes’ isimli tablosu yer aldı. New York’ta 13 Mayıs tarihinde düzenlenen bir müzayedede 70 milyon dolara alıcı bulan bu tablo 2017 yılının en pahalı eserleri sırasına dördüncü sıradan girdi.

Listenin beşinci sırasında; aynı zamanda film yapımcısı ve yayıncısı olan Amerikalı ressam Andy Warhol’un ‘Sixty Last Suppers’ isimli tablosu yer aldı. New York’ta 14 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen bir müzayedede 60.9 milyon dolara alıcı bulan bu tablo 2017 yılının en pahalı eserleri sıralamasında beşinci sıradaki yerini aldı.

Listenin altıncı sırasında ise; Tablolarının yanı sıra duvar resimleri, eskizleri ve diğer eserleriyle de tanınan Avusturyalı ressam Gustav Klimt’in ‘Bauerngarten’ isimli eseri yer aldı. Londra’da 1 Mart 2017 tarihinde düzenlenen müzayedede 59.6 milyon dolara satılan bu eser 2017 yılının en pahalı eserleri listesinde altıncı sırada yer aldı.

Listenin yedinci sırasında; Romanya asıllı, fakat önemli çalışmalarını Paris’te yapan ve Fransız vatandaşlığına geçen, uluslararası modernizm akımının başta gelen heykeltıraşlarından biri olan Constantin Brancusi’nin ‘La muse endormie’ isimli eseri yer aldı. Londra’da 15 Mayıs tarihinde gerçekleşen bir müzayedede 57.4 milyon dolara alıcı bulan bu eser, 2017’nin en pahalı eserleri listesinde yedinci sırada yer aldı.

Listenin sekizinci sırasında; dünyaca ünlü ressam Cy Twombly’ın ‘Leda and the Swan’ isimli tablosu yer aldı. New York’ta 17 Mayıs 2017’de düzenlenen bir müzayedede 52.9 milyon dolara satılan bu tablo, 2017 yılının en pahalı eserleri listesinde sekizinci sırasında yer aldı.

Listenin dokuzuncu sırasında; İngiliz ekspresyonist ressam olan Francis Bacon’un ‘Three Studies for a Partrait of George Dyer’ isimli eseri yer aldı. New York’ta 17 Mayıs’ta düzenlenen bir müzayedede 51.8 milyon dolar’a alıcı bulan bu eser 2017’nin en pahalı eserleri listesinde dokuzuncu sırasında yer aldı.

Listenin onuncu sırasında ise; Çinli ressam Houang Binhong’un ‘Yellow Muntain’ isimli eseri yer aldı. Çin’de 19 Haziran 2017’de düzenlenen bir müzayedede 50.6 milyon dolara satılan bu eser, 2017 yılının en pahalı eserleri listesinde onuncu sırada yer aldı.

Altı yaşında elektrik direğine çıkınca elektrik akımına kapılan ve hastanedeki tüm müdahalelere rağmen iki kolu da kurtarılamayan Yusuf Akgün’ün iki kolu birden kesilmek zorunda kalınmış.

6 yaşındayken iki kolunu da kaybeden Yusuf Akgün, sonrasında çocuk esirgeme kurumunda büyümüş.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen pes etmeyen ve resime merak salan Akgün, ağzına kalemi aldı ve çizmeye başladı. Bir süre sonra ağzı ile kalem kullanma konusunda kendisini geliştiren Akgün, çok güzel resimler çizebilmeye başladı.

Akgün, kendisine büyük saygınlık kazandırdığını söylediği bu yeteneğinin şimdi herkese örnek olmasını istedi ve “Kendiniz için kalkın, pes etmeyin” dedi.

Yarışmalara ve çeşitli faaliyetlere katılarak çizimlerini ve resimlerini daha güzel yapmaya başlayan Akgün, bununla da yetinmedi. Profesyonel yüzme ve kick boks yaptı. Türkiye’yi Helsinki Olimpiyatları’nda temsil etti. Kendi gücünü çocuk yaşta keşfeden Akgün, kendisi gibi engeli olanlara seslendi:

“Ağlasalar da, sızlansalar da, yatsalar da hayat onların. Biz insanız. Doğamız gereği keşfetmeyi, üzülmeyi, çabalamayı ve sevilmeyi yaşayan bir varlığız… O yüzden evde oturmaktan ziyade ‘İnsanlar ne diyecek’ demeden ‘Ben ne yapabilirim ki?’ demeden başlarını kaldırmalılar. Engellerini, psikolojilerini bir yana bırakarak kendileri için bir şeyler yapmak istiyorlarsa kalksınlar ve çabalasınlar.”

Metin Karaman yönetimindeki tiyatro oyunu ile uyuşturucuyla mücadeleye dikkat çektiler.

Tiyatro yönetmeni Metin Karaman, ‘Pembe Aslında Siyahtır’ oyunuyla gençleri uyuşturucunun kötü yanlarına yönelik uyarıyor.

Kırklareli Kültür Merkezi Gösteri Salonu’nda sergilenen ‘Pembe Aslında Siyahtır’ tiyatro oyunu ile uyuşturucunun kötü yönleri anlatıldı.

Uyuşturucunun kötü yönüne dikkat çekilen tiyatro oyununun yönetmeni Metin Karaman, “Bazen devlet büyüklerimiz, ‘Arkadaş, siz böyle bir oyun oynuyorsunuz, zararlı maddeler, uyuşturucu maddelerle mücadele diyorsunuz ama ya aklına çocuğun karpuz kabuğu düşürürseniz’ diyorlar. Bizim oyunumuz ünlülerin barkovizyon görüntüleri ile başlıyor. Fakir bir ailenin oğlu ve zengin bir ailenin kızı, yani bu illetin erkeği, kızı, zengini, fakiri yok. Bu illete bulaşırsan ölürsün. Bu illete bulaşırsan öldürürsün diyor, alt metninde oyun. Herhangi bir maddeyi kullanırken göstermiyoruz, kullandıktan sonra göstermiyoruz. Kullandıktan sonraki keyif anını vermiyoruz, yerde sürünme anını veriyoruz, oyunda. Zehir diyoruz oyunda, çünkü o maddeyi alırsa zehirlenecek o çocuk, o yüzden zehir diyoruz” diye konuştu.

“İsim vererek reklamını yapıyorlar”

Oyunu sergilemelerinin sebebi üzerine yönetmen Karaman, “Ben dönem dönem televizyon kanallarında, ulusal kanallarda, bu işin uzmanı olduğunu gördüğüm insanların, o maddelerin tek tek isimlerini vererek ‘efendim şurada şu kadar şu yaygın, burada bu kadar bu yaygın’ gibi isimler vererek program yaptıklarını görüyordum. Programa katılmak istedim, engellemek istedim, çünkü orada o maddenin adını vererek zaten reklamını yapmış oluyorsun. Biz burada hiçbir reklam yapmıyoruz, inadına uzak dursun gençlik, annesine sıkı sıkı sarılsın, babasına sıkı sıkı sarılsın, öğretmenleriyle iletişim kursun, büyükleriyle iletişim kursun diye bu oyunu çıkardık” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin yeni nesil sanatçılarını İstanbul’da toplayan BASE sergisini 5 günde 10 binden fazla kişi ziyaret etti.

Galata Rum Okulu’nda yapılan BASE sergisinde toplam 20 ilden 31 üniversiteden 108 sanatçıya ait 116 yapıt yer aldı.

Serginin haricinde sanat dünyasının ünlü isimlerinden 75 ayrı kişiyi konuşmacı olarak ağırlayan BASE, büyük ilgi ile takip edildi.

Bu yıl mezun olan sanatçı adaylarının eserlerinin 23 kişiden oluşan uluslararası seçici kurulun değerlendirmesiyle, oluşturulan sergi 21-24 Aralık tarihleri arasında sergilendi.

Aralarında Agah Uğur, Alev Ebuüziya, Ali Kazma, Banu Çarmıklı, Gülsün Karamustafa, Hale Tenger, Mehmet Güleryüz, Murat Germen, Mustafa Taviloğlu, Refik Anadol, Taner Ceylan gibi isimlerin de arasında 75 konuşmacı izleyicilerle buluştu.

BASE’te baskı, cam, enstalasyon, fotoğraf, görsel iletişim tasarımı, grafik tasarımı, heykel, resim, seramik, Türk el sanatları ve video kategorilerinde, Türkiye’nin dört bir yanından 31 üniversiteden 108 sanatçı adayının 116 yapıtı BASE’de sergilendi.

Ankara’nın Çankaya Belediyesi’nde çalışan temizlik işçileri, çöpten topladıkları 4 bin 20 kitap ile bir kütüphane kurdu. Bu durum sosyal medyaya düştü. Kısa sürede binlerce kişinin paylaşması ile sosyal medyanın en çok konuşulan konuları arasındaki yerini aldı.

Temizlik işçilerinin bu duyarlılığı sosyal medya kullanıcılarından tam puan aldı. Vatandaşlar sosyal medya hesaplarından temizlik işçilerini tebrik etti. Bir çok kişi de kurulan bu kütüphaneye kitap bağışı yapmak için yetkililer ile irtibata geçti.

Temizlik işçileri daha önce de çöpten topladıkları meteryallerle konser vererek gündeme gelmişti. O günden sonra “Grup Teneke” diye anılan çöp toplayan işçiler, çöpten topladıkları 4 bin 20 kitap ile eşsiz bir kütüphane kurdu.

HER ŞEY ÇÖPTE BULUNAN KİTAPLARLA BAŞLAMIŞ

Şantiye yöneticisi Emir Ali Urtekin, “Biz Çankaya Belediyesinin çöplerini topluyoruz. Çöpleri topladığımız noktalarda poşetlerin içerisinde kitapların olduğunu fark ettik. Bu kitapları işçi çocuklarımıza nasıl ulaştırabiliriz dedik. Daha sonra bunları toplamaya başladık, kitaplar çoğalmaya başlayınca şantiye alanımızda buranın bir kütüphane alanı olabileceğini düşündük” dedi.

“17 KATEGORİDE 4 BİNİN ÜZERİNDE KİTAP VAR”

Urtekin, “Burayı kütüphaneye çevirdik. Topladığımız kitaplara bir hayat verdik. 4 binin üzerinde yaklaşık 17 kategoride kitap var burada. Bir engelli arkadaşımız burada görevli. İşlemleri yapıyor, kitapların yırtıklarını falan tamir ediyor, daha sonra raflara yerleştiriyor” ifadelerini kullandı.

SOSYAL MEDYA SAYESİNDE BAĞIŞLAR ARTTI

Şantiye yönetici Emir Ali Urtekin, sosyal medya ve yerel basın sayesinde kütüphaneye çok fazla bağış yapılmaya başlandığını belirterek sözlerine şöyle devam etti:

“Biz bağışları gidip evlerden teslim alıyoruz. Şehir dışından da göndermeye başladılar. Kargo ücretlerini bazen bizler, bazen de kendileri karşılıyorlar. Kitapları çöpe atmadan önce bize haber verirlerse biz kendi araçlarımızla gidip evlerinden teslim alırız.”

YENİ PROJELER YOLDA

Urtekin, vatandaşın beğeneceği başka yeni projelerini de yakın zamanda faaliyete koyacaklarını söyledi. Şantiye alanında engelli kadrosunda çalışan Veysel Çakı ise uzun süredir burada çalıştığını belirtti. Çakı, çay saatlerinde kütüphaneye gelip kitap okuduğunu ve bu alanı çok sevdiğini belirtti.

“PAYLAŞMAK DÜNYADAKİ EN GÜZEL ŞEY”

Engelli kadrosunda yer alan kütüphane sorumlusu Eray Yılmaz ise, “Ben buraya ilk başladığım zamanlarda 200 kitap falan vardı burada. Daha sonra her akşam iş bitiminden sonra çöpten çıkan koli koli kitaplar buraya getiriliyordu. Ben burada temizliğini falan yaptıktan sonra kategorilerine ayırıp raflara kaldırıyorum. Bugün 4 bin 20 adet kitabımız var. Bu kitapları yaklaşık 7 ayda topladık. İnsanların artık kullanmayacağı kitaplar varsa onlardan ricamız buraya göndersinler. Çünkü paylaşmak bu dünyadaki en güzel şeylerden bir tanesidir” şeklinde konuştu.

Bu sene 9. kez düzenlenecek olan Uluslararası Lions Kısa Film Yarışması’nın başvuruları alınmaya başlandı.

Özellikle genç sinemacıların heyecanla beklediği Uluslararası Lions Kısa Film Yarışmasının kazananları ödülün sahibi olacak.

Genç ve yetenekli sinemacıları keşfetmek ve gelişmekte olan sinema sektörüne yeni ve genç yetenekleri katmayı hedefleyen bir proje yapılıyor. Bu projelerden bir tanesi de Uluslararası Lions Kısa Film Yarışması… Ödüllü yarışmada son başvuru tarihi 15 Şubat 2018 olacak.

Yarışmanın kazananlarına 11 Nisan 2018 günü Zorlu Performans Sanatları Merkezi Drama Salonu’nda düzenlenecek ödül töreninde, ödülleri takdim edilecek.

Başvuruda bulunulan kısa filmleri değerlendirip kazananları belirleyecek olan jüri üyeleri toplamda 14 kişiden oluşuyor.

İşte Uluslararası Lions Kısa Film Yarışmasının Jüri Üyeleri:

•Müjdat GEZEN – Tiyatro ve Sinema Oyuncusu
•Prof. Dr. Cem PEKMAN – Kocaeli Üni. İletişim Fak. Bşk.
•Doç. Dr. Gizem UĞURLU – Anadolu Üni. İ.B. Fak. Sin. ve TV Bölümü
•Gizem ERTÜRK – Sinema Yazarı, TV Program Sunucusu
•Umur BUGAY – Senarist, Oyuncu, Yazar
•Metehan ŞEREFLİOĞLU – Film Yönetmeni
•Orhan CESUR – Yönetmen
•Hakan HAKSUN – Yazar, Senarist
•Prof. Dr. Fatoş ADİLOĞLU – BAU İletişim Tasarım Bölüm Bşk.
•Doç. Dr. Zeynep ÜSTÜNİPEK – Kadir Has Üni. Radyo TV Böl. Bşk. Yönetmen
•Doç. Dr. Bengisu BAYRAK – NişantaşıÜni. Sanat ve Tasarım Fa. Öğr. Üyesi
•Janet BARIŞ – Film Eleştirmeni
•Ertuğrul YILDIZ – 118 Y Genel Yönetmen 1. Yardımcısı
•Tuba KALELİOĞLU – Salacak Leo Kulübü

Tüyap Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde 11. kez gerçekleşecek olan Çukurova Kitap Fuarına ilgi oldukça yoğun…

6-14 Ocak tarihleri arasında ziyaretçilere açık olacak olan Çukurova Kitap Fuarı, Tüyap Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek.

2018 yılının ilk kitap fuarı olma özelliğini taşıyan Çukurova Kitap Fuarı’na 250 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu katılırken 80 kültür etkinliği ve imza günlerinde 500 yazar okurlarıyla buluşacak.

500 yazarın katılacağı Çukurova Kitap Fuarı’na İpek Ongun, Altan Öymen, İlber Ortaylı, Gülten Dayıoğlu, Ayşe Kulin, Canan Karatay, Üstün Dökmen, Arif Keskiner, Mine Söğüt, Deniz Kavukçuoğlu, Adnan Özyalçıner, Semih Poroy, Ercan Kesal, Ataol Behramoğlu’nun da aralarında bulunduğu pek çok yazar, şair ve bilim insanı katılacak.

Tüyap Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde yapılacak olan Çukurova Kitap Fuarı’na girişin ücretsiz olduğu açıklandı. Ziyaretçiler 6-14 Ocak tarihleri arasında her gün 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

Tiyatroyu yakından takip eden 10 kişiden oluşan Jüri, 2017 yılının en iyi 10 tiyatro oyununu belirledi. Seçimi yaparken Ekim 2016 ile Ekim 2017 tarihleri arasında prömiyer yapan oyunları dikkate alan jüri üyeleri, yaptıkları seçimler ile 2017 yılının en iyi 10 tiyatro oyununu seçti.

Jüri üyelerinin oylarıyla ‘Mülteci meselesini’ ele alan ‘İstila’ isimli oyun 2017’nin en iyi oyunu seçildi.
‘Godot’yu Beklerken’ oyunu ikinci olurken, ‘Yen’ isimli oyun üçüncü oldu.

TİYATRO JÜRİSİ
Milliyet’ten Asu Maro, Cumhuriyet’ten Ayşegül Yüksel ve Bahar Çuhadar, Şalom’dan Erdoğan Mitrani, Açık radyo ve Time Out’dan Gülin Dede Tekin, Hürriyet Gösteri’den Hami Çağdaş, İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz, Afife Ödülleri Jüri Başkanı Merih Tangün, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı Ragıp Ertuğrul ve T24’den Zeynep Aksoy.

İşte 2017 yılının en iyi 10 oyununun listesi

1. İstila/ B Planı
Yarı İsveçli yarı Tunuslu Jonas Hassen Khemiri’nin yazdığı ‘İstila’, yerkürenin ‘kimlik’ konusundaki kafa karışıklığını, taze bir dille kurguluyor. Sami Berat Marçalı’nın dinamik rejisi ve Barış Gönenen, Hakan Kurtaş, Efe Tunçer, Seda Türkmen’in iddialı performansları oyunu alıp sürüklüyor.

2. Godot’yu Beklerken/ Studio Oyuncuları
Usta yönetmen Şahika Tekand’ın gözünden, Beckett’ın kült metnine özgün bir yorum. Tekand’ın çarpıcı ışık ve ses tercihleri; Yiğit Sertdemir, Onur Berk Arslanoğlu, Cem Bender, Sedat Kalkavan, Nazlı Deniz Korkmaz, Nilgün Kurtar ve Mehmet Okuroğlu’nun oyunculuklarıyla bütünleşerek, bir klasiği performatif sahneleme yöntemiyle sergiliyor.

3. Yen/ Craft Tiyatro
Anna Jordan imzalı hayli sert bu oyun, Çağ Çalışkur’un başarılı rejisi ve Bora Akkaş, Berker Güven, İdil Sivritepe, Neslihan Yeldan’dan oluşan çok dinamik bir sahne üstü ekibin yorumuyla dramatik, çarpıcı ve duygusal bir ‘başka türlü aile öyküsü’ olarak karşımıza çıkıyor. İçinden özlem, şefkat, kardeşlik, aşk, öfke duyguları geçen etkileyici bir oyun…

4. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin/ BAM
Kadınların ‘içini görme’ konusunda en mahir tiyatro kalemlerinden birinin, Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği, ‘kız-anne-anneanne’ bağı ve hikâyeleriyle bize müthiş bir ‘kadınlık’ ve İstanbul öyküsü aktaran, hüzünle komedi arasında beceriyle giden bir oyun.
“Hep içinden konuşan kadınlar”ı, bu kez duymak için eşsiz bir fırsat…

5. Şatonun Altında/ Fiziksel Tiyatro Araştırmaları
Shakespeare’in asla bitmeyeceğinin ispatı gibi bir oyun… Clown, fiziksel tiyatro anlatıcılığı, buffon gibi teatral imkânları kullanarak, ‘Macbeth’e farklı bir bakış açısı getiren ‘Şatonun Altında’ Güray Dinçol’un yönetiminde, Pınar Akkuzu ve Gülden Arsal’ın hayli etkileyici performanslarıyla sergileniyor.

6. Joko’nun Doğum Günü/ Yolcu Tiyatro

Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Roland Topor’un oyunu, sistemin insanı kontrol altına alma hırsını, ezen-ezilen ilişkisi üzerinden absürd bir anlatımla ele alıyor. Ersin Umut Güler’in rejisi ve Tolga İskit, Ayşe Tunaboylu, Cenk Dost Verdi, Yasemin Ertorun, Burak Üzen, Serdar Bordanacı, Sercan Dede ve Sıla Kılıç’tan oluşan ekibin iyi performanslarıyla…

7. Nefesinizi Nasıl Tutarsınız? – DOT
Modern insanın hallerini elini korkak alıştırmadan eleştiren İngiliz kalemlerden Zinnie Harris’ten, ‘mülteci kriz’ini Avrupalılar aleyhine tersine çeviren distopik bir öykü. Murat Daltaban’ın yönetiminde Köksal Engür, Gizem Güçlü, Esra Ruşan, Murat Daltaban, Esin Alpogan, İdil Arkut, Mehmetcan Mincinozlu ve Rami Çakır’ın başarılı oyunculuklarıyla akılda kalıcı bir oyun…

8. Hedwig ve Angry Inch/ Kazan Dairesi
Müzikallerin çiçeği burnunda ekibi Kazan Dairesi, trans bir glam rock şarkıcısının hikâyesini anlatan, Barış Arman yönetimindeki Broadway müzikali ‘Hedwig ve Angry Inch’ ile en çok konuşulan işlerden birine imza attı. Eseri hem Türkçeleştiren hem de başrol olarak sahneye çıkan Yılmaz Sütçü’nün performansı ve kendini ispatlamış metni ile sezonun en cesur işlerinden…

9. He-Go/ Altıdan Sonra Tiyatro
Altıdan Sonra Tiyatro’nun Halil Babür imzalı oyunu, popüler oyuncu Çetin ve kenar mahalle delikanlısı Ersin’i başarılı bir hikâyeyle aynı odada buluşturarak onları zıt kutuplardan 40 yıllık dosta evirirken birçok konuya ince ince dokunduruyor. Yiğit Sertdemir’in yönettiği ‘He-Go’, Halil Babür’ün zekice kotarılmış metni kadar Babür’ün, Ayşegül Uraz’ın ve Alican Yücesoy’un oyunculuğuyla da öne çıkıyor.

10. Gayri Resmi Hurrem/ Ankara Devlet Tiyatrosu
Özen Yula’nın yazıp yönettiği; debdebeli bir devrin, görkemli bir sarayın, altın varaklı bir kafesin içine hapsedilmiş iki kadından dinlediğimiz büyüleyici bir masal. Hurrem Sultan’da İpek Atagün Gezener, cariyede Gülin Ersoy, bütün bu masalı -ve masal içinde masalları- müthiş bir şekilde buluşturuyor seyirciyle…

2017 yılının en iyi 10 sergisi, sergileri yakından takip eden 10 kişilik jüri yaptıkları seçimler doğrultusunda belirlendi.

10 kişiden oluşan jüri, 2017 yılının en iyi sergisi olarak dünyaca ünlü Çinli sanatçı Ai Weiwei’nin Sabancı Müzesi’nde açılan ‘Ai Weiwei Porselene Dair’i seçti.

İkinci olarak Chapman kardeşlerin Arter’deki ‘Anlamsızlık Âleminde’si seçilirken, üçüncülüğü ise Pera Müzesi’ndeki ‘Çiftdüşün Çiftgörü’ kazandı.

SERGİ JÜRİSİ
Sanatatak’tan Ayşegül Sönmez, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden Burcu Pelvanoğlu, Gazete Duvar’dan Cem Erciyes ve Kültigin Kağan Akbulut, Hürriyet’ten Erkan Aktuğ, Art Unlimited’den Evrim Altuğ ve Özlem Altınok, Milliyet’ten Fisun Yalçınkaya, Küratör olan Hasan Bülent Kahraman, İstanbul Art News’ten Yasemin Bay.

İşte 2017 yılının en iyi 10 sergisi

1. Ai Weiwei Porselene Dair/ Sabancı Müzesi
‘Sanat dünyasının en güçlü 100 ismi’ listesinde 10’uncu sırada yer alan Çinli sanatçı Ai Weiwei’nin Sabancı Müzesi’nde açılan Türkiye’deki ilk sergisi ‘Ai Weiwei Porselene Dair’de sanatçının 1976-1977’de ürettiği ilk porselen işi ‘Kuş Motifli Tabak’tan, İstanbul için yeni ürettiği ve ilk kez sergilenen ‘Mavi-Beyaz Porselen Tabak’ serisi ve ‘Sütun Gibi Üst Üste İstiflenmiş Porselen Vazolar’ gibi 100’ü aşkın işi yer alıyor. Tate Modern Turbine Hall’daki gösteriminden sonra Ai Weiwei’yi dünyanın en çok tanınan sanatçılarından birine dönüştüren ‘Ayçekirdekleri’nin Sabancı’da sergilenen kısmı ise yaklaşık 5 ton porselen ayçekirdeğinden oluşuyor. Sergi şubata kadar devam ediyor.

2. Jake ve Dinos Chapman ‘Anlamsızlık Âleminde/ Arter
Çağdaş İngiliz sanatının en parlak isimlerinden Jake ve Dinos Chapman’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergileri ‘Anlamsızlık Âleminde’, ikilinin yeni ve az görülmüş işleriyle beraber ‘Cehennem’, ‘Chapman Aile Koleksiyonu’ ve ‘Gün Gelecek Sen de Sevilmeyeceksin’ gibi ikonik serilerinden başlıca yapıtları bir araya getirmişti. Vahşet dolu sahnelerle Chapman’ların hayli kötümser sanatlarına genel bir bakış imkânı sunan sergi, sanatın yaşadığımız hayattaki kötümserliğin karşılığı gibiydi.

3. ‘Çiftdüşün Çiftgörü’, küratör: Alistair Hicks/ Pera Müzesi
Adını Orwell’in distopik romanı ‘1984’teki ‘çiftdüşün’ kavramından alan Alistair Hicks’in küratörlüğündeki ‘Çiftdüşün-Çiftgörü’ sergisi, aralarında Yuri Albert, Hera Büyüktaşçıyan, Aslı Çavuşoğlu, Tracey Emin, Ali Kazma, William Kentridge, Anselm Kiefer, Bruce Nauman, Erdem Taşdelen ve Gavin Turk’un da olduğu 34 sanatçının işleri üzerinden dünyanın dört bir tarafındaki düşünce biçimlerinde yaşanan radikal değişime göndermede bulunuyordu.

4. Canan ‘Kaf Dağı’nın Ardında’/ Arter
18 Şubat’a kadar kendinize bir güzellik yapmak isterseniz Arter’in kapısından içeri girin. Güncel sanatçı Canan’ın sanat pratiğine kapsamlı bir bakış sunan ‘Kaf Dağı’nın Ardında’, sizi masalsı bir ton eşliğinde, şifayla buluşturacak. Canan; hayvanlardan, doğadan, dişil ve queer bir enerjiden aldığı güçle donatmış Arter’in tüm katlarını. Hep birlikte iyileşmenin yolunun önce kendimizi iyileştirmekten geçtiğini söyleyen, feminist tonu elbette ki hiç eksiltmediği, bizi kendi yarattığımız korkulardan uzaklaşıp mutlu olmaya, şifa bulmaya davet eden bir evren kurmuş Canan.

5. Ahmet Doğu İpek ‘Günler’/ Galata Rum Okulu
Genç sanatçı Ahmet Doğu İpek’in bir günlüğün sayfalarına sığınır gibi ürettiği işlerinden oluşan ‘Günler’ sergisi, Art Unlimited’den Serra Yentürk’ün deyişiyle: “Kasvet ve direncin, kayıtsızlık ve birliğin, bunaltı ve umudun iç içe geçtiği günlerin hikâyesi… Kendi duruşu ile işleri arasında, samimiyet ve tevazuyla çalışılmış, çok düşünülmüş, sadelikle özetlenmiş bir ifade birliği; kesintisiz bir bağ seziliyor. ‘Construction Regime’ serisindeki işler, suluboyayı kullanışındaki incelikle hayranlık uyandırsa da, aslında hafızasından kopuk, vahşi bir dönüşüme giren şehrin içte uyandırdığı kötümserliğin resimleri.”

6. ‘Liman’, küratörler: Çelenk Bafra, Levent Çalıkoğlu/ İstanbul Modern
Galataport kapsamında yıkılıp yeniden yapılması gündemde olan İstanbul Modern’in bulunduğu bölgeye saygı niteliğindeki ‘Liman’, Boğaz’a adanmış bir sergiydi. 37 sanatçının 200 kadar işinin yer aldığı, Zonaro’dan Serkan Özkaya’ya geniş bir zaman ve sanatçı çeşitliliği gösteren ‘Liman’, Gazete Duvar’dan Cem Erciyes’in deyişiyle “Çok güzel resimlerin, Ara Güler fotoğraflarının, 19. asır panoramalarının ortak bir zenginlik oluşturduğu, işin aslı insanın nostalji duygusunu gıdıklayan ve neticede genzimizde
tuz ve yosun kokusu bırakmayı başaran bir sergi” idi.

7. ‘Görme Biçimleri’, küratörler: Sam Bardaouil, Till Fellrath/ Arter
Küratörlüğünü Sam Bardaouil ve Till Fellrath’ın yaptığı ‘Görme Biçimleri’, hem kısa süre önce hayata veda eden John Berger’in efsane kitabına referans veriyor hem de güncel sanatın zeki ve şaşırtıcı yanını bize hatırlatıyordu. Üstelik Cindy Sherman’dan Mona Hatoum ve Andreas Gursky’ye dünya sanatının star isimlerinden işleri bir araya getirmişti.

8. Füreya Koral Retrospektifi, küratörler: Karoly Aliotti, Nilüfer Şaşmazer, Farah Aksoy/ Akaretler Sıraevleri
Akaretler Sıraevleri’nde 18 Ocak’a kadar devam edecek ‘Füreya’ sergisi, “Çini kültüründen gelen bir ulusun bu muhteşem mirasını devam ettirmeliyiz” diyen Türkiye’nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın 1947’de İsviçre’de bir hastane odasında başlayan 40 yıllık sanat üretiminin geniş bir özeti…

9. Sarkis ‘Sarı Puntcum’/ Riverrun
Norgunk Yayıncılık’ın Tophane’deki mekânı Riverrun’da açtığı ‘Sarı Punctum’ sergisi için Sarkis, Paris’te yaşadığı binanın bodrumunda karşısına çıkan bir işareti takip etmiş. Sanatçı, Bunker Sergileri’nin ilki olan ‘Sarı Punctum’ için bu siyah-beyaz fotoğrafların üzerlerine sarı suluboya iliştirmiş: “Mekânı görünce sarı çizgiler gözümün önüne geldi. Suluboya bir kelebek tekniğidir, suluboyayı koyduktan sonra silemezsin onu. Fotoğrafların üzerine bir kelebek dokunuşu…”

10. Deniz Aktaş, İhsan Oturmak, Hasan Pehlevan ‘İmkânsız Uzam’/ Kasa Galeri
‘İmkânsız Uzam’ başlıklı sergi Deniz Aktaş, İhsan Oturmak ve Hasan Pehlevan’ın yer, aidiyet, yıkım, inşa, kent ve hafıza kavramları çerçevesinde ortaya çıkan yeni üretimlerini bir araya getiriyordu.