Şunun için etiket arşivi: zaman

“Atget- büyük manzaralara ve sözüm ona nişane değerindeki görünümlere-hiçbir zaman prim vermemiştir; fakat, sıra sıra dizilmiş konçlu çizmelere, akşamdan sabaha kadar el arabalarının sıralar halinde ya da öbek öbek dizilmiş olduğu Paris avlularına, binlercesi yan yana duran, üstü temizlenmemiş tabaklarla dolu eski masalara ve ya kocaman 5 rakamı dış cephesinin dört ayrı yerinden görünen…

Eugène Atget

Eugène Atget fotoğrafı

Portrait_d'Eugène

Eugène Atget

Caddesindeki 5 numaralı randevu evine de asla kayıtsız kalmamıştır. Üstelik daha dikkat çekici olanı, bu fotoğrafların hemen hepsinin bir ıssızlığı yansıtıyor olmalarıdır. Porte d’Arcueil’ deki surlar boştur; zafer takının merdivenleri, avlular, teras kafeler boştur; aynı şekilde Place dy Tertre de, her yer boştur.

Fotoğrafı çekilmiş olan bu yerlerde bir tenhalık görülmez, ama sessizlik vardır; bu resimlerdeki şehir, henüz yeni kiracısını bulamamış bir ev gibi tertemiz silinip süpürülmüştür. Bunlar, sürrealist fotoğrafçılığın, siyasal eğitim almış göze bir alan açarak ve bunun karşısında, detayların aydınlatılması uğruna her türlü mahremiyetin kurban edildiği, çevre ile insan arasına hayırlı bir yabancılık koyduğu türden etkilerdir. Apaçıktır ki, bu yeni bakış en azından, çok anlaşılır biçimde değerinden çok şey kaybetmiş temsili portre çekimindeki eğilimi özümsemiştir. Öte yandan, insan görüntüsünden vazgeçmek fotoğrafta akla gelebilecek en güç şeydir ” diyor Walter Benjamin Fotoğrafın Kısa Tarihi kitabında. (*)

Bizimle birlikte Eugene Atget’in Paris’i fotoğrafladığı gibi İstanbul’da belkide hiç bilmediğiniz semtlerin, sizleri zaman yolculuğuna çıkaracak sokaklarını keşfedip bu şehri kendi bakış açınızla çekilmiş fotoğraflarla yansıtmak ister misiniz? 

Sanata yaklaşmak için daha ne kadar bekleyeceksiniz? Sanat sizi çağırıyor şehri ve kendinizi keşfetmek için asla geç değil. Nar Sanat sizleri fotoğraf sanatıyla buluşturmak için bekliyor.

 

Makale, Nar Sanat Fotoğraf Eğitmeni Fulya BETEŞ

Eugène Atget fotoğraflarına bir kaç örnek

Eugène Atget Kimdir?

Jean Eugène Auguste Atget (d. 12 Şubat 1857, Libourne, Bordeaux yakınları-ö. 4 Ağustos 1927, Paris, Fransa), fotoğraf sanatçısı. Paris’e ve Parislilere ilişkin resimleriyle 20. yüzyılın en etkili fotoğrafçılarından biri olmuştur.

Yaşamının ilk yılları üzerine pek az şey bilinir. Çok küçük yaşta annesiyle babasını kaybetti ve amcasıyla oturdu. Gemilerde kamarot olarak birçok yolculuk yaptıktan sonra tiyatrooyuncusu olmak için denizciliği bıraktı. Kendinden yaşça çok küçük bir kadın oyuncuya aşık oldu, onunla birlikte gezici bir tiyatro kumpanyasıyla Fransa’nın bellibaşlı kentlerinde turneye çıktı. Kaba saba bir görünümü olduğu için hep küçük roller ve düşük ücretler alıyordu. Atget 40 yaşlarına vardığında, sevgilisi de kendisi de tiyatro oyunculuğuyla geçinemeyecek hale gelmişlerdi. Yeni bir iş bulmak zorunda kalan Atget kısa bir süre ressamlığı denedi ve yaklaşık 1898’de de fotoğrafçı olmaya karar verdi.

Yaşamı bundan sonra, Paris ve çevresinde resimlenmeye değer ne gördüyse hepsinin fotoğrafını çekmekle geçirdi. Demir parmaklık, çeşme, heykel, ağaç görüntülerinden çeşitli fotoğraf dizileri hazırladı. Dükkan cephelerini (“Sepet ve Süpürge Dükkanı, Paris”, 1910), vitrinleri (“Üniformalar, Haller, Paris”, y. 1910) ve yoksul satıcılar (“Gezici Abajur Satıcısı”, y. 1910) görüntüledi.

Basit ya da sıradan pek az fotoğrafı vardır. Yaklaşık 1920’de çektiği “Café ‘La Rotonde,’ Montparnasse Bulvarı, Paris” adlı fotoğrafı içinde hiçbir insanın bulunmamasına karşın lirikve insani bir nitelik taşır. Yaklaşık 1910 tarihli “Dev, Fête du Trône, Paris” onun garip ve insanı tedirgin eden görüntüleri yakalamadaki ustalığını gösterir. Belli başlı müşterileriyse, tarihsel yapı ve anıt fotoğraflarını satın alan müzeler ve tarih kurumlarıydı.

Atget I. Dünya Savaşı sırasında ve daha sonraki yıllarda yoksul düştü. Ama 1921’de, yaşamı boyunca gelen az sayıdaki iş önerilerinden birini aldı: Paris genelevlerini belgeleyecekti. Bu çalışma sırasında “Genelev, Versailles” (y. 1921) gibi usta işi fotoğraflar çekti. 1926’da, Paris’te yaşamakta olan ABD’li ressam ve fotoğrafçı Man Ray, Atget’nin “Vitrin: Terzi Mankenleri” (y. 1910) ve “Kuaför, Avenue de l’Observatoire, Paris” (y. 1920) adlı fotoğraflarını gördü. Onun vitrin camlarındaki yansımaları kullanmadaki ustalığına, bu yansımalarla elde ettiği karışık görüntülere hayran kaldı ve onun dört fotoğrafını La Révolution Surréaliste dergisinde yayımladı. Atget’nin yaşamı boyunca yayımlanan yapıtları yalnızca bunlardı.

Atget son yıllarında pek az yapıt verdi. 1900’lerden sonra ekmek, şeker ve süt dışındaki yiyeceklerin tümünün zehirli olduğuna inanarak yalnızca bunlarla beslenmişti. Bu yıpratıcı rejim ve zorlu çalışmalarla geçen uzun yıllar onu fiziksel açıdan oldukça güçsüz bıraktı. Tüm yaşamını paylaştığı kadının 1926’da ölmesinden sonra bütünüyle yalnız kaldı ve yardıma muhtaç duruma düştü. Ölümünden sonra, New York’ta sanat yapıtlarının alım satımıyla uğraşan Julien Levy ile Man Ray’in yardımcısı ABD’li fotoğrafçı Berenice Abbott, onun koleksiyonunun kalan bölümünü satın aldılar. Bu koleksiyon bugün New York’taki Modern Sanatlar Müzesi’ndedir.

Öldüğünde pek tanınmayan Atget’nin, gerçeküstücülerin topladığı fotoğrafları ancak birkaç ressama esin kaynağı oldu. Büyük formalı makinesiyle çektiği fotoğrafında yalın bir teknik uyguladı ve hemen hemen hiç enstantane kullanmadı. Temel esin kaynağı, büyülü havasını yakaladığı çoğunlukla ve ıssız, adeta gerçekdışı Paris’ti.

Kaynak :[-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 19. İstanbul Tiyatro Festivali, 9 Mayıs Cuma akşamı Grzegorz Jarzyna’nın yönettiği ‘Ne Yaptıysak Nafile’ başlıklı oyun ile başlayacak. 5 Haziran tarihine kadar devam edecek festival programında yurtdışından 7, Türkiye’den 31’i seyirciyle ilk kez buluşacak 33 tiyatro, dans ve performans yer alacak.

19 istanbul-tiyatro-festivali-2014 etkinlikara.com

Festival kapsamında 1 ay boyunca 13 farklı mekânda sahnelenecek 100’e yakın gösterinin yanı sıra ünlü konukların ve uzmanların katılacağı söyleşi, gösteri, film ve belgesel gösterimleri ile atölye çalışmaları da yapılacak.

İstanbul Tiyatro Festivali, 2014 yılının Polonya-Türkiye arası diplomatik ilişkilerin tesisinin 600. yıldönümü ile ilgili kutlamaların kültür programı çerçevesinde, Polonya tiyatrosunun genç yönetmenlerinden Grzegorz Jarzyna’nın iki oyunuyla başlayacak. ‘Ne Yaptıysak Nafile…’ oyununda yazar Grzegorz Jarzyna, popüler kültür ve ulusal stereotiplerden, reklamların, dergi ve günlük gazetelerin yalan dolu dilinden yola çıkarak oluşturduğu metin dünyanın korkunç gerçeğine dönüştürüyor.TR Warszawa topluluğu tarafından sahnelenen oyunda, yönetmen Grzegorz Jarzyna, ustaca bir hokkabazlıkla gerçekdışı olgularla istediği gibi oynuyor. Sosyalizmin adının bile anılmadığı fakat kapitalizmin tüm gerçekliklerinin gözler önüne seriyor.

Bugüne kadar sahnelediği oyunlarla birçok ödüle layık görülen Grzegorz Jarzyna’ya, 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Onur Ödülü, 9 Mayıs Cuma akşamı ‘Ne Yaptıysak Nafile…’ oyununun gösteriminden sonra takdim edilecek. 1998 yılından itibaren TR Warszawa’nın sanat yönetmenliğini üstlenen Grzegorz Jarzyna, aynı zamanda 2006’da başladığı kurumun genel müdürlüğü görevini de sürdürüyor. Klasik tiyatro yapıtlarının oldukça cesur denilebilecek yeni uyarlamalarıyla ünlenen Grzegorz Jarzyna, Avrupa’nın tanınmış romanlarını Varşova’da sahneye uyarlaması ve güncel “kışkırtıcı” metinleri sahnelemesiyle tanınıyor.

Nar Sanat İstanbul Eğitim Kültür Sanat Derneği Kuruclarından ve Yönetim Kurulu Başkanı olan ve aynı zamanda Özel Nar Sanat Eğitim Kursu Resim eğitmenlerinden olan Heykel sanatçısı Ş. Hale ÜRKMEZGİL adını taşıyan resim atölyesi öğrencisi Ümit ÖZCAN”ın ilk kişisel sergisinin açılışına az kaldı.

davetiye ön yüz

Ümit ÖZCAN Kişisel sergisinin

Açılış 27 Nisan-Pazar 2014

Saat: 17:00’de yapılacaktır.

20 gün boyunca ziyarete açık olacak olan sergiye tüm sanat severler davetlidir.  Bakırköy Nar Sanat Galerisi’nin adresi ve krokisi için lütfen TIKLAYINIZ.

İlk kişisel sergisini açacak olan Ümit ÖZCAN‘ın  kısa özgeçmişi:

Ankara Gazi Eğitim Yüksek Okulu Grafik bölümünden mezun olan ÖZCAN, ardından  Anadolu Üniversitesi Resim Bölümü Lisans programını tamamladı.  Birçok Okulda Resim Öğretmenliği yapmasının yanı sıra halen Mimar Sinan Özel Lisesinde Görsel Sanatlar Bölüm Başkanı olarak çalışmaktadır. 2013-2014 Eğitim sezonunda Hale Şakar Ürkmezgil Resim Atölyesine devam etmekte olan ÖZCAN  evli ve iki çocuk annesidir.

 ÖZCAN bugüne kadar 5 karma sergide eserleri ile yer almıştır.

İşlerini klasik tarzda üreten ÖZCAN son dönem resimlerinde leke düzenine ağırlık vermiş olup çalışmalarına devam etmektedir. Hedefi, güncel hayatı sorgulayan resimleri soyuta indirgemektir…

 

ARKAYÜZ

 

 

 

 

 

 

 

Fatih Sultan Mehmet ile Bizanslı Anna’nın imkansız aşkını konu edinen, 2008 yılında yaşamını yitiren ünlü soprano Leyla Gencer’in yakın dostu olan Pier Luigi Pizzi tarafından sahnelenen opera, büyük beğeni topladı. İtalyan operasında Romantik dönemin öncülerinden Rossini’nin, prömiyerinin yapıldığı Napoli San Carlo Tiyatrosu için hazırladığı ‘II. Mehmet Operası’, Roma’daki tarihi Opera Tiyatrosu Costanzi sahnesinde yeniden hayat buldu. Rossini’nin 28 yaşındayken bestelediği ve dram eserlerinden ‘en karmaşık’ ve ‘yenilikçi olanı’ diye tanımlanan II. Mehmet, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden biri kabul ediliyor. Libretto (sözet) yazarlığını Cesare della Valle’nin yapmış olduğu ve 28 Mart’ta Romalı sanatseverlerle buluşan söz konusu esere başarılı isimlerin eli değerken, orkestra şefliğini Roberto Abbado, rejisörlüğünü ise Pier Luigi Pizzi üstlendi.

FATİH SULTAN MEHMET’İ CANLANDIRMAK ZOR

İtalya-da Bir-Türk-Il-Turco-In-Italia

Sanat tarihine 40’a yakın opera eseri kazandırmış olan Rossini, hem orkestra, hem de solistler için hazırladığı zor besteleriyle tanınıyor. Bu eseri yöneten şef ve Fatih Sultan Mehmet’i canlandıranların sayısının az olması da biraz buna bağlanıyor.

Rejisör Pizzi’nin sahnesinde 2’nci Mehmet rolünü, bas Mirco Palazzi ile bas Roberto Tagliavini dönüşümlü olarak üstlendi. Basın mensuplarına açılan gösterimde sahnede yer alan ve 2009 yılında yine Rossini’nin ‘İtalya’da Bir Türk’ (Il Turco In Italia) adlı eserindeki Türk genci Selim’i canlandıran 38 yaşındaki Tagliavini, beğeni topladı.

Tagliavini’nin, halkının gururuna layık güçlü bir komutan, sultan figürünü, aynı zamanda gerçek aşk hissini tatmaya çalışan insan olarak harmanlamayı başarması, beğenilerin nedeni oldu.

ESERİN DEĞERİ 194 YIL SONRA ANLAŞILDI

Gerçekte böyle bir aşk hikayesinin var olup olmadığı bilinmese de, bir sultanı kendisine meftun eden Anna’yı, sopranolar Marina Rebeka ve Carmela Remigio, onun babası rolündeki Venedikli komutan Paolo Erisso’yu ise Arjantinli tenör Juan Francisco Gatell ile Giulio Pelligra dönüşümlü olarak oynadı. 3 Aralık 1820 tarihinde Napoli San Carlo Tiyatrosu’nda ilk kez ve daha sonra revize edilerek Venedik’te 1922’de yeniden sahnelenmiş olan eser, fiyaskoyla sonuçlandı. Bundan ötürü Rossini bu eseri, 1926 yılında yeniden elden geçirerek, ‘Korinthos Kuşatması’ adı altında yapılandırdı.

20’nci Yüzyıl’ın sonlarına doğru; 1985 yılında Pesaro kentinde yeniden sahnelenene kadar adeta unutulan II. Mehmet operasının o dönemde beğenilmeyen ilk versiyonu, artık sanat çevrelerinde Rossini’nin şaheserlerinden biri olarak anılıyor.

ROMA’DA İLK KEZ SERGİLENMESİ TEPKİ ÇEKTİ

II. Mehmet operası, Osmanlı İmparatorluğu’nun 7’nci padişahı; Fatih Sultan Mehmet ile Venedik hakimiyetindeki Eğriboz (Negroponte) Kuşatması sırasında (1470) aşık olduğu Bizanslı Anna’nın hikayesini anlatıyor. Gerçek kimliğini bilmeden II. Mehmet’e aşkının karşılığını veren Venedikli Anna, daha sonra aşk ile yurt sevgisi arasında gidip gelen bir kadının içinde debelenip durduğu çelişkiler yumağını ele alıyor.

Rejisör Pizzi, Rossini’nin iki ayrı son hazırladığı eseri sahnelerken, yasak aşkı vurgulamak için trajik olanı, yani Anna’nın intihar etmesini tercih etmiş. Sultan Mehmet Anna’yı öldürmek istese de, Anna bu zevki ona, yani düşmanına yaşatmıyor.

LEYLA GENCER MÜZESİNİ O HAYATA GEÇİRDİ

Bu eseri sahneye koyduktan sonra övgü dolu sözlerle karşılaşan 83 yaşındaki ünlü opera rejisörü, sahne ve kostüm tasarımcısı Pier Luigi Pizzi, 2008 yılında vefatına kadar Milano’daki La Scala Tiyatrosu’nda opera sanatçıları için kurulan akademide sanat yönetmenliği yapan ünlü soprano Leyla Gencer ile de yıllarca çalışma fırsatı bulmuştu.

Milano’daki evinin bütün eşyaları İstanbul’da sergilenmeye başlanan Gencer, müzenin yerleştirmesini de ölümünden önce “Beni ve evimi kimse senin kadar iyi tanımıyor” sözleriyle yakın dostu Pier Luigi Pizzi’ye vasiyet etmişti.

“II. Mehmet operası, gerçekten mükemmel bir yapıya sahip. Rossini’nin aceleci, ama parlak şöhretinin bir ürünü” diyen Pizzi, aynı eseri 2005’te de Venedik’teki Teatro La Fenice’de, aynı kostümlerle sahnelemişti. Pizzi, Roma’dakinde trajik bir sonu seçmesine karşın, Venedik’te mutlu sonla bitirmeyi uygun bulmuştu.

Pizzi, eseri değerlendirirken “Bu, her şeyden önce büyük bir aşk hikayesi. Anna, allak bullak olmuş bir kadın; ilk aşkı, babası ve vatanına karşı olan sorumlulukları arasında hesaplar yapıyor” dedi. Pizzi, Fatih Sultan Mehmet’i ise, “Aşık, genç bir lider, bir fatih olmasından ziyade büyük insani bir karakter” diye nitelendirdi.

Pizzi, kültüre olan katkılarından dolayı geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano tarafından ‘Şövalye’ unvanı ile ödüllendirildi.

Dramı destekleyen sade ve gri bir sahne tasarımıyla göze çarpan, 2 perdeden oluşan opera, 8 Nisan’da son kez Romalı sanatseverlerle buluşacak.

SULTAN ABDÜLMECİT’TEN ROSSİNİ’YE NİŞAN

Opera sanatının ana yurdu olan İtalya’da, II. Mehmet’in sanat dünyasına kazandırılmasının üzerinden yaklaşık 200 yıl geçmesine karşın ilk kez Roma’da sahnelenmiş olması ise bazı opera uzmanı yazarların tepkisini çekti. 1830’dan sonra opera bestelemeyi bırakmasına rağmen Rossini’nin, Sultan Abdülmecit’e 1853 yılında iki marş bestelediği ve bu nedenle Mecidiye Nişanı’yla ödüllendirildiği de geçen yıllarda ortaya çıkmıştı.

Çağdaş Sanatta Dünya’da Bir İlk İzmir’de Gerçekleşiyor. Konuklar Normaldışı Hissederek Kadın Temasının Özüyle Karşılaşacak.  “BEING WOMAN – KADIN OLMAK” İnterdisipliner Sanat Sergisi 8 Mart – İKSEV

Ressam ve eğitmen Cengiz Ceylan’ın toplumsal kimlik ve cinsiyet üzerinde duran sergisi “Being woman – Kadın Olmak”, pek çok sanat dalını yöntem olarak kullanarak disiplinlerarası çağdaş sanat olgusuna yeni bir soluk getirmektedir.Dünya’da bir ilki gerçekleştiren sanatçı, revizyonist bir tavırla  “BEING WOMAN – KADIN OLMAK” İnterdisipliner Sanat sergisinin açılış ve performansları  Youtube ve Cengiz Ceylan Resmi Web Sitesi nden tüm Dünya’da canlı yayınlanacaktır.

being woman
Sergide kadının özellikle ulusal konjonktürdeki saptanan konumlarıyla ilgili 10 fotoğraf ve 10 resim çalışmasının yanında, açılış gününde bir teatral gösteri, düşünürlerin kadınla ilgili söylemleri, piyano ve keman ile canlı müzik ve pek çok çağdaş sanat söylemi mizahi ve kinayeli bir dille ifade edilecektir.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü hocalarından Prof. Dr. Hülya Nutku koçluğunda ve fotoğrafçı ve yazar Deniz Denizel’in küratörlüğünde ve Yağmur İfan’ın süpervizörlüğünde gerçekleşecek projede sergilenecek performansın metni yazar Harun Baran’a, performansı oyuncu Yağmur Cesur’a, müzikte, keman Ceren Cengiz’e ve piyano performansı ise Murat Aygün’e aittir.

Projenin görsel kimliği grafik tasarımcı Çağrı Akın’a aittir. Tanıtım video kurgusunu Özcan Batçı üstlenmişken photo-edit çalışmalarıysa grafik tasarımcı ve akademisyen Yaşar Ali İşgören’in süpervizyonu altında gerçekleşmiştir.

Serginin içeriğinde, postmodernite olgusu kapsamında özellikle neo-liberalizm ve geç-kapitalizm altında cisimleşen kadın modeli, Avrupa’lının “hanımefendisi” üzerinden kendini
özerkleştiren ve yayılan karakter biçimlerinin yarattığı melodramatik özerklik, geçmişten günümüze medyada yar alan kadın imgesi ve medya tarafından manipüle edilen kadın imajının yaratmış olduğu “bağımsız kadın” sureti, kadın doğasının getirdiği çoklu kişilik sendromları ve onların yarattığı paradoks; aynı zamanda felsefi anlamda kadının konumu disiplinlerarası pek çok sanat dalının yardımıyla işlenerek sanatseverlerin beğenisine sunulacaktır. Serginin ana fikri, genel bağlamda kadın doğasının yeniden tanımlanması üzerinden ifade edilecektir.

Sergide kadın ile erkeği algısal ve mantıksal boyutta birbirlerinden ayıran temel prensiplere de gönderme yapılacak ve durum yine olgusallaştırılarak toplumsal boyutta eleştirilecektir. Bir erkek gerçekliği bölümlere ayrılmış bir biçimde, her şeyi kendi özerkliğinde algılarken, bir kadın her şeyi iç içe, sanki akan bir nehir gibi algılar. Bununla birlikte
erkek birçok olguya mantığıyla bakarken bir kadın pek çok zaman duygularıyla bakar; aynı zamanda erkeğin mantığı bütünüyle doğrusal işlerken, bir kadının mantığı eklektik olarak birbirinden farklı şeyleri seçip bir bütün oluşturma üzerine işler. Kadın Olmak sergisinde kadın ile erkeğin doğalarındaki bu teorik ve temel farklar da işlenecektir. Aynı zamanda postmodern feminizme ve güncel medyada kendini gösteren bazı kadın karakterler üzerinden de çoklu göndermeler yapılacaktır.

Sergi 8 Mart 2014 Saat : 18:00’da İKSEV (İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı)’nda kapılarını açıyor.  

8 Mart 2014 18:00 İKSEV (İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı)
Mithatpaşa Caddesi No :138 Karataş / İZMİR

 

Kaynak : [-]

Modern zamanların en iyi kompozitörleri arasında gösterilen Maestro Ennio Morricone’nin İstanbul konseri, sanatçının sağlık sorunları nedeniyle iptal edildi.

ennio-morricone

50. Sanat Yılı – Veda Turnesi kapsamında 22 Şubat’ta Zorlu Center PSM’de sahne alması beklenen sanatçının konserinin iptal edildiği açıklandı.

Zorlu Center PSM’den yapılan yazılı açıklamada; konserin, Morricone’nin hastalığı nedeniyle, sanatçı tarafından iptal edildiği belirtildi. Ayrıca konsere bilet alanların ise kendileriyle iletişime geçerek, iptal işlemini gerçekleştirebilecekleri ya da başka bir etkinlikle değişim yapılabileceği açıklandı.

 

Kaynak :[-]

Yayıncılar Yanıtladı:  E-Kitaplar Neden Pahalı?

e-kitapElektronik kitap ve benzeri yayınların elektronik ortamda satışında uygulanacak KDV oranı yüzde 8’e düşürülünce, “Elektronik kitap artık lüks değil” demiştik. Bunun pratikte taşıdığı manayı ise yayınevlerine sorduk. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Murat Gülsoy’un da dediği gibi, “e-kitapların fiyatları hâlâ beklenenin çok üzerinde.”

Elektronik kitapların KDV’sinin düşmesinin pratikte ne gibi bir manası var? Bu düşüş, e-kitap satışlarını artıracak mı?

Sel Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni İrfan Sancı Elektronik kitapların KDV’sinin düşmesinin pratikte hiçbir manası yok. Sadece bir ayıp ortadan kalkmış oldu.

Doğan Kitap Genel Müdürü Gülgün Çarkoğlu Elektronik kitapların KDV oranının yüzde 1 ya da yüzde 8 seviyelerine inmesi, yayıncıların ve Türkiye Yayıncılar Birliği’nin uzun zamandır üzerinde durduğu bir konuydu. Bu yeni gelişmeyi elbette memnuniyetle karşıladık çünkü bu sayede e-kitap satış fiyatları düşecek, okur e-kitaba daha ucuza ulaşabilecek. Ancak bu değişikliğin satışa yansımasında kısa vadede bir mucize beklememek gerekir. Bu alanda asıl fark yaratacak unsurun, e-kitap fiyatlarının düşmesinden çok, tabletlerin yaygınlaşması ve okuma alışkanlığının biraz dijitale kayması olduğunu düşünüyorum.

Nesil Yayın Grubu Genel Müdürü Erdal Cesar E-kitapların KDV’sinin yüzde 18’den yüzde 8’e düşmesi fiyatlara elbette olumlu yansıyacak. Bu düşüş kitapların satışını kısa vadede artırmayacak fakat okuyucular için daha cazip kılacak. Kitapların satışını asıl artıracak doping MEB Fatih Projesi’nin hayata geçmesiyle olabilecek gibi görünüyor. Zaman içerisinden okurların e-kitabı benimsemesi ve e-kitap okuma cihazlarının ülkemizde yaygınlaşmasıyla satışlar arzulanan seviyelere ulaşacak diye umut ediyoruz.

E-kitapların satış fiyatı okuru tatmin etmekten uzak. Sıklıkla “maliyeti az olmasına rağmen e-kitapların satış fiyatı çok yüksek” gibi eleştiriler alıyor. Peki, bu kitapların fiyatları neye göre belirleniyor? Neden fiyatlar okur beklentisini karşılayacak kadar düşemiyor?

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Murat Gülsoy E-kitapların fiyatları hâlâ beklenenin çok üzerinde. Bunun da temel nedeni şifreleme şirketlerine ödenen para. Yani kopyalanmasını ve paylaşılmasını engellemek için çok ciddi bir para ödüyorsunuz. Ama ne yaparsanız yapın popüler bir kitap yine de internette bulunabiliyor. Olan popüler olmayanlara oluyor. Onlar pahalı olduğu için hiç okunmuyor.

Doğan Kitap Genel Müdürü Gülgün Çarkoğlu Baskı maliyetinin, kitap üretiminde yer alan maliyet kalemlerinden sadece biri olduğunu hatırlamakta fayda var. Yazar ve çevirmenlerin telif bedelleri, reklam ve pazarlama giderleri, kitabın dijital yayına hazırlığı sürecinde oluşan maliyetler, dağıtım komisyonu her iki kitap formatında da geçerliliğini koruyor. Aradaki en temel fark, kâğıt maliyeti diyebiliriz. Bugüne dek yüzde 18 olarak uygulanan KDV, e-kitaplara ek bir yük daha getiriyordu elbette. Tablet kullanımının yaygınlaşmasıyla e-kitap satışlarında bir artış öngörülebilir, fiyatlar da o zaman talebe göre şekillenecektir. Bu arada göz ardı edilmemesi gereken bir konu da, kitap fiyatlandırmasında yayınevlerinin ancak tavsiye eden konumunda olmaları, yani belirleyici olmamalarıdır.

Sel Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni İrfan Sancı Bütün sorun bence yayıncının elektronik kitabı basılı kitaba rakip olarak görmesi. Onun için dikkat ederseniz yayınevlerinin elektronik kitap listelerini daha çok gözden çıkarılmış, teliften düşmüş ya da satmayacağını düşündüğü kitaplar oluşturuyor. Elektronik kitap üretmeye yönelik ciddi bir çalışması olmadan yine de elektronik kitabı fiyatlandırırken rakamı yüksek tutması işin ciddiyetini yeterince kavramayamadığından oluyor.

Görseller Rachel Walsh

Gökçe Gündüç | Sabit Fikir

Kaynak : [-]

İsviçre’de bir banka kasasında ortaya çıkarılan 400 tabloluk koleksiyonda Rönesans döneminin efsanevi ismi Leonardo da Vinci’ye ait olduğu sanılan bir tablo bulundu.

Leonardo- da-Vinci

Yağlıboya tablo, İtalyan ustanın 1499’ta tamamladığı İtalyan asilzade Isabella d’Este’nin portresi ile büyük benzerlik gösteriyor. Da Vinci’nin İtalya’nın Lombardi bölgesinde yaptığı karakalem portre, halihazırda Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergileniyor.

Los Angeles’taki California Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Ordinaryüs Prof. Carlos Pedretti, 61×46 santimetrelik eserin da Vinci’nin elinden çıktığına hiçbir şüphe olmadığını söyledi.

Pedretti, İtalyan Corriere della Sera gazetesine yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Da Vinci’nin tekniği ve tarzı, özellikle yüz kısmında son derece belirgin. Markiz Isabella d’Este’nin, karakalem çalışmayı gördükten sonra ünlü ustadan portresini yağlıboya olarak da yapmasını istediğini biliyoruz. ‘Bir sanat eseri, asla tamamlanmaz sadece terk edilir’ ifadesini kullanan Da Vinci, zaman yetersizliğinden ya da ilgisini yitirdiğinden eseri tamamlamamış olabilir. Çünkü da Vinci, karakalem portrenin ardından Floransa belediye binası duvarına Anghiari Savaşı’nı çizmeye, 1503’te ise Mona Lisa üzerinde çalışmaya başlamıştı.”

Arizona Üniversitesi laboratuvarında yapılan karbon tarihleme testi de eserin 1460 ve 1650 yılları arasında yapıldığını gösterdi. Bu zaman aralığı, da Vinci’nin döneminin en etkili kadını olan Markiz Isabella d’Este ile tanışıp karakalem portresini yaptığı döneme denk düşüyor.

Kullanılan astar ve boyaların belirlenmesi için yapılan testler de eserin İtalyan ustanın kariyeri boyunca kullandığı malzemelerle yapıldığını kanıtladı.

Bazı sanat tarihi uzmanları ise tablo tuval üzerine boyandığı için da Vinci’ye ait olmadığını ileri sürüyor. Ünlü usta, tahta panoları tercih ediyordu.

Koleksiyon, adı açıklanmayan bir İtalyan aileye ait banka kasasında ortaya çıkarılmıştı.

 Kaynak :[]

Bu hafta hani şehirde hangi sanat ve kültürel etkinlikler var diye düşünmeyin listeye bakın yeter.

SERGİ

İSTANBUL

  •  13. İSTANBUL BİENALİ 20 Ekim’e kadar Antrepo No.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER, SALT Beyoğlu ve 5533’te.
  • Rafael Lozano-Hemmer

    Rafael Lozano-Hemmer

  • ArtInternational İstanbul18Eylül’e kadar Haliç Kongre Merkezi’nde.
  • Var Olmak isimli karma heykel sergisi 17 – 27 Eylül tarihleri arasında ART212’de.
  • Ferhat Revanbahş’ın sergisi 17 – 30 Eylül tarihleri arasında Doruk Sanat Galerisi’nde.
  • Pınar Yoldaş’ın “Bir Başka Evrim” isimli sergisi 17 Eylül – 26 Ekimtarihleri arasında Ekavart Gallery’de.
  • Serhat Kiraz’ın sergisi 17 Eylül – 26 Ekim tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde.
  • Nilbar Güreş’in “Açık Telefon Kulübesi” başlıklı sergisi 17 Eylül – 26 Ekim tarihleri arasında Rampa’da.
  • Gülderen Depas’ın sergisi 17 Eylül – 17 Ekim tarihleri arasında Gama Galeri’de.
  • Cengiz Çekil’in “Temizlik Beziyle” başlıklı sergisi 17 Eylül – 26 Ekimtarihleri arasında Rampa’da.
  • Ekin Onat’ın “Vertigo” başlıklı sergisi 17 Eylül – 27 Ekim tarihleri arasında Merhart Galeri’de.
  • Esra Rotthoff’un sergisi 18 Eylül – 2 Kasım tarihleri arasında Empire’da.
  • Emin Çizenel’in sergisi 18 Eylül – 31 Ekim tarihleri arasında Kare Art Gallery’de.
  • Deneme III: Buradayız!isimli sergi 19 Eylül – 20 Ekim tarihleri arasında RenArt Sanat Galerisi’nde.
  • Francesco Albano’nun “On the Eve” başlıklı sergisi 20 Eylül’e kadar GALERİST’te.
  • Bilinmeyen Güçlerisimli karma sergi 21 Eylül’e kadar Tophane-i Amire’de.
  • GÜNEY KORE&TÜRKİYE ÇAĞDAŞ SANATLAR SERGİSİ 22 Eylül’e kadar Cemal Reşit Rey Fuayelerinde.
  • Yaz Karma Sergisi 22 Eylül’e kadar Galeri Selvin’de.
  • Türkiye Emekli Subaylar Derneğisergisi 23 Eylül’e kadar cihangir Sanat Galerisi’nde.
  • Geçmişten Geleceğe Balat isimli sergi 26 Eylül’e kadar Plato Sanat’ta.
  • Karma resim, heykel, seramik ve cam sergisi 28 Eylül’e kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde.
  • Merve Üstünalp’in “Biz vardık, biz yoktuk” isimli sergisi 28 Eylül’e kadar .artsümer’de.
  • İmgenin İdeolojisi isimli karma sergi 28 Eylül’e kadar ALAN İstanbul’da.
  • Ayşe Gül Süter’in sergisi 29 Eylül’e kadar Pg Art Gallery’de.
  • İhtişam ve Zarafet: Kore’nin Sanatı isimli sergi 29 Eylül’e kadar Topkapı Sarayı’nda.
  • “Bi’direniş” isimli sergi 29 Eylül’e kadar Bimisal Art&Design Gallery’de.
  • Rafet Ekiz’in isimli sergisi 29 Eylül’e kadar Kuzguncuk Harmony Sanat Galerisi’nde.
  • 2013 Yaz Karma Sergisi 30 Eylül’e kadar Alta Sanat’ta.
  • Tüm Zamanlar isimli karma sergi 30 Eylül’e kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde.
  • Cansu Tanpolat’ın “Öcüler” isimli sergisi 30 Eylül’e kadar Mine Sanat Galerisi’nde.
  • Işıl Eğrikavuk’un “Ters Köşe” isimli video yerleştirmesi 5 Ekim’e kadar Egeran Galeri’de.
  • Samimiyetle Hacklendimisimli karma sergi 5 Ekim’e kadar ARK Kültür Cihangir’de.
  • Ahmet Duru, Buğra Erol, Candan Öztürk, Deniz Rona ve Evrim Kavcar’ın “Kayıp” isimli sergisi 5 Ekim’e kadar Daire Galeri’de.
  • Ege’den Karadeniz’e Ortaçağ Limanları isimli fotoğraf sergisi 6 Ekim’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.
  • Artamonoff: Bizans İstanbul’u İmgeleri, 1930-1947 isimli sergi 6 Ekim’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Araştırma Medeniyetleri Müzesi’nde.
  • Birliğin Keşfiisimli karma sergi 10 Ekim’e kadar Part Art İstanbul’da.
  • Çoğulcu, Şiirsel, İronikisimli sergi 10 Ekim’e kadar The Sofa Hotel’de.
  • Karma resim heykel sergisi Şile Sanat işbirliğiyle 11 Ekim’e kadar E-lab’da.
  • Volkan Diyaroğlu’nunsergisi 11 Ekim’e kadar Karşı Sanat Galerisi’nde.
  • Ekrem Kahraman’ın “Buluşma” isimli sergisi 11 Ekim’e kadar Medica Çağdaş Sanat’ta.
  • Sohei Nishino’nun “Diorama Maps” isimli sergisi 12 Ekim’e kadar Sanatorium’da.
  • Ayşegül Kırmızı’nın “Uyumadan” isimli sergisi 12 Ekim’e kadar Galeri Linart’ta.
  • Arslan Sükan’ın “Görünmeyen” isimli sergisi 12 Ekim’e kadar Galerist’te.
  • Fabian Marcaccio’nun sergisi 12 Ekim’e kadar Dirimart’ta.
  • Bjorn Melhus’un sergisi 12 Ekim’e kadar Dirimart’ta.
  • Dilara Akay, Argun Okumuşoglu, Şiir Özbilge, Gündüz Vassaf’ın sergisi 12 Ekim’e kadar HAYAKA ARTI’da.
  • Lithian Ricci’nin sergisi 12 Ekim’e kadar Maçka Modern Art Gallery’de.
  • Hale Arpacıoğlu’nun “Manyetik Şiirler” isimli sergisi 13 Ekim’e kadar Piramid Sanat’ta.
  • Volkan Kızıltuç’un “Eşikte” sergisi 19 Ekim’e kadar MERKUR’de.
  • Apel 15isimli sergi 19 Ekim’e kadar Galeri Apel’de.
  • Beş Asır Sonra Piri Reis Tersane-i Amire’desergisi 20 Ekim’e kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nde.
  • Şahin Kaygun’un sergisi 20 Ekim’e kadar Elipsis Galeri’de.
  • Mehmet Ali Uysal’ın sergisi 26 Ekim’e kadar Pi Artworks İstanbul’da.
  • Ali Kazma’nın “Kitap” isimli sergisi 26 Ekim’e kadar Galeri Nev’de.
  • Azade Köker’in sergisi 26 Ekim’e kadar cda Projects’te.
  • Yakın Menzil isimli karma fotoğraf sergisi 27 Ekim’e kadar İstanbul Modern’de.
  • Çağdaş Ustalardan Resim, Heykel ve Fotoğrafsergisi 31 Ekim’e kadar TEM Sanat Galerisi’nde.
  • Drew Tal’un sergisi 31 Ekim’e kadar Rezan Has Müzesi’nde.
  • Rebecca Horn’un “A Chemical Wedding İn İstanbul” isimli sergisi 1 Kasım’a kadar Galeri Artist’te.
  • Meriç Algün Ringborg’un “Görünürdeki Yazar” isimli sergisi 2 Kasım’a kadar Galeri NON’da.
  • Olga Kisseleva’nın sergisi 2 Kasım’a kadar Şekerbank Açıkekran Yeni Medya Sanatları Galerisi’nde.
  • Erdal Ateş’in “Karşı Duvarlar 2013” isimli sergisi 11 Kasım’a kadar Mim Hotel’de.
  • Kalliopi Lemos’un sergisi 10 Kasım’a kadar Fener Yoakimion Rum Kız Okulu’nda.
  • Ceylan Dökmen’in sergisi 15 Kasım’a kadar Cevahir Hotel İstanbul Asia’da.
  • No.3isimli sergi 16 Kasım’a kadar Nesrin Esirtgen Collection Mekanında.
  • Elio Montanari’nin “Biri, Hiçbiri, Binlercesi” sergisi 26 Aralık’a kadar SALT Galata’da.
  • Anish Kapoor’un sergisi 5 Ocak’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde.
  • Gülsün Karamustafa’nın “Vadedilmiş Bir Sergi” isimli sergisi 5 Ocak’a kadar SALT Beyoğlu’da.
  • Rafael Lozano-Hemmer’ın sergisi 16 Şubat’a kadar Perili Köşk’te.
  • Göç Bağlantıları Sergisi 22 Aralık 2014’e kadar Adalar Müzesi’nde.

ANKARA

  • Nurgül Begiç – keçe, aksesuar – 18 Eylül’e dek – Ankara Vakıf Eserleri Müzesi’nde. (0 312 311 49 25)x
  • Barış – resim, fotoğraf, heykel – 28 Eylül’e dek – Çankaya Belediyesi Galeri Uray’da. (0 312 458 89 00)
  • Fazilet Erkekoğlu – resim – 29 Eylül’e dek – Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Mustafa Ayaz ve Plastik Sanatlar Merkezi Vakfı’nda. (0 312 285 89 98)
  • Erol Pelioğlu – resim – 29 Eylül’e dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 438 60 08)
  • Koleksiyondan Karma Resim – resim – 29 Eylül’e dek – Galeri Polart’ta. (0 312 439 14 80)
  • Murat Koç/Kara Düzen – resim – 6 Ekim’e dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)
  • Mexican Art – resim – 15 Kasım’a dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)
  • 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Uzanan Fırçalar – 26 Eylül-30 Ekim tarihleri arasında – Peker Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 30 03)

 

 

 

 

 

BODRUM

 

  • Muzaffer Akyol’un sergisi 14 Ekim’e kadar Casa dell’Arte’de.

 

OPERA BALE

 

ANKARA

 

  • ATO Congressium’da “Opera ve Bale Yeni Sezon Açılış Konseri” 29 Eylül’de, saat 20.00’de. (0 312 229 76 25)
  • Opera Sahnesi’nde “Rigoletto” operası 2 ve 14 Ekim’de saat 20.00’de,
  • 26 Ekim’de saat 15.00’te, “Bir Yaz Gecesi Rüyası” modern dans gösterisi 3 Ekim’de saat 20.00’de,
  • “Amazonlar” balesi 5, 10, 12 ve 24 Ekim’de saat 20.00’de,
  • “Fantastik” müzikali 6 Ekim’de saat 16.00’da,
  • “Tosca” operası 9, 23 ve 30 Ekim’de saat 20.00’de,
  • “Arda Boyları” modern dans gösterisi 21 Ekim’de saat 20.00’de. (0 312 229 76 25)
  • Operet Sahnesi’nde “Seslerle Anadolu” müzikli oyunu 8 Ekim’de saat 20.00’de,
  • 20 Ekim’de saat 16.00’da, “Arşın Mal Alan” opereti 27 Ekim’de saat 16.00’da, 29 Ekim’de saat 20.00’de. (0 312 229 76 25)
  • Leyla Gencer Sahnesi’nde “Bremen Mızıkacıları” çocuk müzikali 6, 13 ve 20 Ekim’de saat 11.00’de, “A’dan Z’ye” çocuk müzikali 27 Ekim’de saat 11.00’de. (0 312 229 76 25)

 

 

 

MÜZİK

 

İSTANBUL

 

  • Richard Bona

    Richard Bona

    Yalın 18 Eylül 21:00’de çarşamba günü Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde

  • Lisa Stansfield Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 18 Eylül çarşamba günü Beşiktaş Kültür Merkezi’nde.
  • Nilüfer Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 19 Eylül perşembe günü saat 21.00’de Harbiye Cemil Topuzlu Sahnesi’nde.
  • Lana Del Rey 20 Eylül cuma günü saat 18.00’de KüçükÇiftlik Park’ta.
  • Richard Bona 20 Eylül cuma günü saat 23.00’te Date İstanbul’da.
  • Sıla Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 20 Eylül cuma günü Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda.
  • İlhan İrem Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 21 Eylül cumartesi günü Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda.
  • Gülşen Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 22 Eylül pazar günü Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda.

 

ANKARA

 

  • Jolly Joker Ankara’da Tan Taşçı konseri 20 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Pentagram – Murder King konseri 21 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Demet Akalın konseri 27 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Levent Yüksel konseri 28 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Redd konseri 4 Ekim’de saat 22.00’de,
  • Orphaned Land konseri 9 Ekim’de saat 21.00’de,
  • Cem Adrian konseri 11 Ekim’de saat 22.00’de,
  • Göksel konseri 12 Ekim’de saat 22.00’de. (0 312 424 11 11)
  • Bilkent Odeon’da, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın şef Işın Metin yönetiminde vereceği, Feryal Türkoğlu (soprano) ve Murat Karahan’ın (tenor) solist olarak yer aldığı konser, 21 Eylül’de saat 20.00’de. (0 312 290 17 75).

 

TİYATRO

 

İSTANBUL

 

  • Dostlar Tiyatrosu’nun “Yaşamaya Dair -Bursa Cezaevi’nden Mektuplar” adlı oyunu perşembe, cuma, cumartesi ve pazar 21.00’de Eminönü Ali Paşa Hanı’nda. (0 212 519 00 27)
  • Tiyatro Boyalıkuş’un “Melek” adlı oyunu cuma saat 20.30’da Sahne Cihangir’de. ( 0 212 245 21 09)

 

ANKARA

 

  • Mavi Sahne’de Sedat Demirsoy’un yönettiği, Kıvanç Nalça’nın rol aldığı “Yunus Bir Söz Söylemiş, Hiçbir Söze Benzemez” adlı oyun, 21 Eylül’de, saat 20.00’de. (0 312 241 02 33)
  • Eski Yeni Bar’da Charles Bukowski’nin yazdığı, Sedat Demirsoy’un uyarlayıp yönettiği, Orçun Çıtır’ın rol aldığı “Bukowski Sokak Felsefesi” adlı oyun, 22 Eylül Pazar günü saat 20.00’de. (0 312 433 07 01)
  • Ankara Halk Tiyatrosu’nda “Jeanne D’arc’ın Öteki Ölümü”, eylül ayı boyunca her cuma ve cumartesi saat 20.00’de. (0 312 418 97 98)

 

 

 

National Geographic Society’nin sekizincisini düzenlediği Uluslararası Fotoğraf Yarışması, Türkiye’de başladı. National Geographic Türkiye tarafından yerel birincinin seçileceği yarışmaya okurlar dört ana kategoride katılabilecek: İnsan, Mekân, Doğa ve Paylaşmak

www.nationalgeographic.com.tr

National Geographic Türkiye bu yıl fotoğraf yarışmasıyla tüm fotoğrafçılara sesleniyor. Türkiye’nin önemli isimlerinden foto muhabiri Ara Güler, NTV program yapımcısı Oğuz Haksever, National Geographic Uluslararası Edisyonlar Fotoğraflar ve Tasarım Editörü Darren Smith ve fotoğraf editörü Elizabeth Krist’ün yer aldığı Türkiye jürisi fotoğrafları yaratıcılık ve teknik kriterlere göre değerlendirecek. “Fotoğraf bir sürü işe yarar. Dokümantasyondur, tarihin bir parçasıdır, çekildiği devri gösterir, yani insanların tarihinin bir yarışma-nationalparçasıdır,” diyerek fotoğrafın gücünü yorumlayan Ara Güler yarışmanın ilk yıllarından beri Türkiye jürisinde.

Başvuruların üç ay boyunca NG Türkiye internet sitesi üzerinden kabul edileceği yerel yarışmada kategorilerinde derece elde edenlerin ABD’de gerçekleşen uluslararası yarışma başvuruları National Geographic Türkiye tarafından gerçekleştirilecek. Yerel edisyonda kategori birincileri ayrıca Canon EOS 650D fotoğraf makinesiyle ödüllendirilecek. Bunun dışında her kategoride ilk üçe giren yarışmacılara 2 yıllık National Geographic Türkiye aboneliği ve NTV Yayınları Kitap Seti hediye edilecek. Türkiye’de 18 yaşını doldurmuş tüm fotoğraf severlere açık olan bu yarışmada insan, mekan, doğa ve özel sponsor kategorisi paylaşmak olmak üzere toplamda 4 adet kategori var. Paylaşmak konulu Akmerkez özel kategorisi için de sponsor özel ödülü veriliyor.

Yerel yarışmaların ardından uluslararası büyük ödül sahibini bulacak. Büyük ödüle layık görülen fotoğrafın sahibi 10.000 Amerikan Doları para ödülü ve Ocak ayının 2. haftasında Washington’da yapılacak fotoğraf semineriyle ödüllendirilecek. Uluslararası kategori birincileri ise 2500’er Amerikan Doları para ödülü ve Canon fotoğraf makinesi kazanırken fotoğrafları da National Geographic dergisinde yayınlanacak.

National Geographic ABD edisyonunun fotoğraf editörü Ken Geiger dünyanın dört bir yanındaki fotoğraf tutkunlarına sesleniyor: “Makinenizi elinize alın, yeteneğinizi kullanın, doğru yerde doğru zamanda bulunma şansını yakalayabilirseniz muhteşem kareler yakalayabilirsiniz. Bu yarışma ile vizyonunuzu dünyayla paylaşabilir, herkesi şaşırtabilirsiniz.”

Yarışma hakkında daha fazla bilgi almak için www.nationalgeographic.com.tr sitesine başvurabilirsiniz.

Artık okulların açılmasına çok az zaman kaldı. Tatil bitiyor ve çocuklarımızın eğitimi için, sosyalleşmesi ve gelecekte daha başarılı olması için gerekli zemin arayışlarımızda hızlanıyor…

sanat ve çocuk1Eğitimde artık sadece IQ (Intelligence Quotient) ‘basetmiyoruz. Araştırmalar göstermiştir ki çocuğun gelişimi ve gelecekteki başarısını etkileyecek olan EQ (Duygusal Zeka) ve “Sosyal Zekadır”

IQ Kavramını hepimiz genel olarakta olsa biliyoruz fakat EQ VE Sosyal Zeka’da ne diyorsanız sizler için aşağıda tanımlamaya çalıştık.

 *Duygusal zeka veya yaygın İngilizce ifade edilişiyle EQ (Emotional Quotient), bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi, kapasitesi ve becerisinin ölçümünü tanımlamaktadır. Göreceli olarak yeni bir kavram olan duygusal zeka’nın tanımlanışı sürekli değişmekte ve güncellenmektedir. Bazı psikologlar, duygusal zeka ve duygusal bilgi olmak üzere iki ayrı terimin kullanılmasını tercih etmektedirler.

Sosyal Zeka sadece kişinin kendinde veya karşısındakinde değil, çevresinde olup bitenleri anlama, etkileyebilme ve farklı sosyal ortamlarda iyi ilişkiler kurabilme kapasitesidir. Başarı için sayısal zeka ve duygusal zeka artık yeterli değil. Kişiler arası bağ kurabilme, grubu harekete geçirebilme, olayların ve duyguların ne olduğunu anlamamıza yardımcı olan IQ ve EQ’ dan öte bir zekâ ile gerçekleşebiliyor.

 Nasıl ki IQ eğitim ile işlevsel hale getirilebiliyorsa EQ ve Sosyal zeka da aynı şekilde eğitimle geliştirilebilir.

çocuk-ile-sanatNormal eğitimin yanı sıra çocuğumuzun bir faaliyet içersinde olması çocuğun zamanında çalmak değildir. Gerek okul ve gerekse dershaneler arasında sıkıştırılan çocuklarda farkındalık yaratmak, özel hissetmesini sağlamak ve sosyalleşmesini sağlayacağı bir takım faaliyetler içersinde olması çocuğun özgüvenini artıracağı gibi sosyalleşmesine de katkıda bulunacağı aşikardır.

Bir müzik aleti çalmayı öğrenerek, resim yaparak veya drama eğitimindeki çalışmalara katılması ilerideki yaşamında daha ekin ve başarılı olmasının yollarını açacaktır.

Ne yazık ki pek çok anne/baba haftada bir iki saat bu tür etkinlikler içerisinde olan çocuğun vakit kaybettiğini veya zamanını boşa geçirdiğini düşünmektedir. Oysa kendi çocukluklarını dahi hatırlasa neden bu tür faaliyet içerisinde olması gerektiğini de anlayabilecektir.

Daha fazla geç kalmadan çocuğunuz için bir etkinlik seçin ve ona destek olun fakat bunu yaparken lütfen onun hoşlandığı veya hoşlanıp hoşlanmayacağını kendisi ile konuşarak karar verebilirsiniz. Ufak yönlendirmelerle onu üzmeden ve kırmadan bunu yapmanız mümkün.

Eğer çocuğunuzun ne tarz bir eğitim alması gerektiği konusunda tereddüdünüz varsa kararsız kalıyor veya seçemiyorsanız Nar Sanat’a gelin eğitmenlerimizle konuşun görüsün ve  çocuğunuzun hangi dal ile ilgilendiğini tespit edelim.

 Bekliyoruz…

Kaynakça :

–    * WİKİ

–    Öğr.Gör. Kazım ARTUT Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi,  (Okul öncesinde resim eğitiminin  çocuğun duygusal ve sosyal  gelişimine etkisi)

 

 

Sadece sanat haberleri yayınladığımızı biliyoruz. Fakat yazın iyice yüzünü gösterdiği şu sırlar biraz farklılık ve zaman zaman acı da olsa tebessüm iyi gider diye düşündük. Kafa dağıtma zamanı iyi okumalar.

afganistan

  • Çocuk ölümlerinin en fazla yaşandığı ülke Afganistan.
  • Dünya’da en fazla bira tüketimi Venezuella’da yaşanıyor. Kişi başına düşen yıllık bira tüketimi 83 litre.
  • Dünya’da en fazla sigara tüketimi yapan ülke Yunanistan. Kişi başına günlük sigara tüketimi 8 adet.
  • Yemeğe en fazla zaman ayıran ülke Türkiye. Kişi başına düşen günlük zaman 162 dakika.
  • Dünya’nın en fazla çay üreten ve tüketen ülkesi Çin. Yılda 1,166 bin ton üretim, 828 bin ton tüketim yapılıyor.
  • İş hayatında en fazla aktif olan ülke Cayman Adaları. Nüfusun 67.7’si çalışıyor.
  • Kanada’da her 100 insana ortalama 94 bilgisayar düşüyor.
  • Birleşik Arap Emirlikleri’nin her 100 vatandaşının ortalama 176 cep telefonu var.
  • En fazla gazete şatışı yapılan ülke İzlanda. Nüfusun %80’i gazete okuyor.
  • Eğitime en fazla para harcayan ülke Küba.
  • Dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan ülke ABD.
  • Dünyada en fazla altın üretimi yapan ülke Çin. Yılda 270 ton
  • En fazla trafik kazası Katar’da yaşanıyor. Buradaki kazalara 100,000 insan karışıyor. 9,989’u yaralanıyor ve bunların %33’ü ölümle sonuçlanıyor.
  • Dünyada en çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine. 869 dil, ağız ve lehçe konuşulmaktadır.
  • Dünyanın en sıcak yeri Libya’da El-Aziziya’dır. Ortalama sıcaklık 58 C
  • Dünyanın en soğuk yeri Antarktika’da Vostok’tur. En düşük sıcaklık -89 C

İlginç tesadüfler

  • Amerika’da bulunan Hoover barajı projesinde 112 adam öldü. İlki 20 Aralık 1922’de J.G. Tierney idi. Sonuncu ise tam 13 yıl sonra yine 20 Aralık 1935’de Patrick Tierney idi ve J.G. Tierney’nin oğluydu.
  • 1930’lar da Detroit’te dikkatsiz genç bir anne Joseph Figlock isimli bir adama çok şey borçlu. Figlock sokakta yürürken yüksekçe bir pencereden düşen bebek tam onun kucağına geldi. Ne adam ne de bebek yaralandı. Fakat sadece bir yıl sonra, yine Figlock sadece sokaktan geçiyorken aynı bebek yine aynı şekilde kucağına düştü. Ve yine ikisi de zarar görmedi.
  • 2000’de çıkan Deus Ex projesinde sanatçı ikiz kuleleri New York siluetine koymadı. Bu ise oyunda ikiz kulelerin bir terörist saldırısında yıkıldığı şeklinde açıklanıyordu.
  • MGM kostümcüleri Oz Büyücüsü’nde ki Profesör Marvel için, pejmürde görünmesi amacıyla bir ikinci el dükkandan ceket aldı. Fakat bu ceketin aynı zamanda Oz’un yazarı L. Frank Baum’a ait olduğunu bilmiyorlardı.
  • Tamerlane 14. yüzyılda yaşayan Cengiz Han’ın soyundan ve zamanın çoğunu Asya’yı fethetmekle geçirmiş bir hükümdardı. Sovyet arkeologlar mezarını açtığında şu yazıyırdu :” Mezarımı açan benden daha kötü bir işgalciyi ortaya çıkaracaktır.” Tarih 20 Haziran 1941 idi.
  • Roma’nın efsane kurucusunun adı Romulus idi ve daha sonra Augustus adını aldı. Alman barbarlar tarafından Batı Roma İmparatorluğu’nun son imparatorunun adı ise yine Romulus Augustus idi.
  • 28 Temmuz 1900’da İtalya hükümdarı Kral Umberto Monza’da küçük bir restorana gitti. Restoran sahibinin adı da Umberto idi ve sipariş aldıktan sonra ikili ortak özelliklerini keşfettiler. İkisi de Turin kasabasında 14 Mart 1844’de doğdu. İkisi de aynı gün Margherita isimli birer kadınla evlendiler. Kral Umberto’nun kral olduğu gün restoran açıldı. Ertesi gün ise restoran sahibi öldürüldü, kral buna üzülürken aynı gün kalabalıktan bir suikastçı onu öldürdü.
  • 1974’de Bermuda’da motosiklet kullanan bir adam taksi çarpmasıyla öldü. Bir yıl sonra adamın kardeşi yine aynı motosiklet ile öldü. Ona da aynı taksi sürücüsü aynı yolcu ile birlikte çarptı.
  • 1976 tarihli Omen filmi pek çok tesadüf barındırıyordu. En ilginci ise şuydu: Film ekibi tarafından kiralanan bir özel jet son anda iptal edildi. Daha sonra bu jet bir yola çarptı ve iki arabanın kaza yapmasına yol açtı. Jetin çarptığı arabalardan birinde pilotun karısı ve çocuğu vardı ve kimse kurtulamadı.
  • Birinci Dünya Savaşında ölen ilk İngiliz askeri ile son İngiliz askerinin mezarı 6 metre arayla ve birbirine bakıyor. Ve bu yerleştirme bilinçli yapılmadı.
  • Viyana’da ki 79 milyon insanın ölümünden sorumlu olan 3 insan Hitler, Stalin ve Josef (Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph) sıklıkla aynı zamanlarda ve sıkça halde aynı parkta yürüdüler ve birbirlerini tanımıyorlardı.
  • 1895’de Ohio’da sadece iki araba vardı ve onlar da birbirine çarparak kaza yaptı.
  • ilginçlikler1914’de Alman bir anne çocuğunu fotoğraflamak için bir film aldı ve onu Starzburg’da ki bir fotoğrafçıya götürerek fotoğrafları almak istedi. Daha sonra savaş başladı ve fotoğrafları hiç alamadı. Daha sonra Frankfurt’a taşındı ve iki yıl sonra bu sefer yeni doğan çocuğunu fotoğraflamak için yine bir film aldı. Fotoğrafı almaya gittiğinde iki yıl önceki fotoğrafın yenisiyle üst üste bindiğini gördü. Filmler çoğunlukla tekrar kullanılırdı ve bu özel film hiç temizlenmeden 150 kilometre ötede aynı kadına satılmıştı.
  • Güney Afrikalı 49 yaşındaki astronom Danie du Toit, ölümün her an gelebileceğini öğütleyen bir ders verdi. Dersi bitirirken ağzına bir şeker attı, oturdu, ve bu şekerle boğulup öldü.
  • A III18Arçdükü Franz Ferdinand’ın öldürüldüğü arabanın plakası “A III18” idi. Bu olaydan sonuçlanan savaş bir Ateşkes ile 11-11-18’de sona erdi.
  • 200 yıl arayla yaşamış şarkı yazarı ve gitarit Hendrix ve besteci Handel Brook caddesinde yanyana iki evde oturdu.
  • Bir ofise şikayet mektubu yazmak için gelen iki kadın bilgisayar hatası sonucu aynı sosyal güvenlik numarasına sahipti. Aynı Patricia Ann Campbell ismine sahiplerdi, ikisinin de doğum günü 13 Mart 1941 idi, ikisinin de babası Robert Campbell idi, ikisi de 1959’da iki askerle evlenmişti hendrixve ikisinin de 21 ve 19 yaşlarında iki çocuğu vardı.
  • Thomas Jefferson’ın son sözleri: Bugün ayın 4’ü mü? ( Ölüm: 4 Temmuz 1826)
  • Bir kaç saat önce Jefferson’ın öldüğünü bilmeyen John Adams’ın son sözleri: Jefferson yaşıyor. ( Ölüm: 4 Temmuz 1826)
  • Son anlarında arkadaşı James Madison ile ilgili konuşan James Monroe’nun son sözleri: Keşke ölmeden son kez onu görebilseydim. (Ölüm 4 Temmuz 1831)
  • Bu geleneği devam ettirmek için Madison’a ilaç verildi ve 4 Temmuz’a kadar yaşatılmaya çalışıldı. son sözleri: Lanet olsun! (Ölüm: 28 Haziran 1836)
  • 1920’lerde Amerikan roman yazarı Anne Parish çocukluk favorilerinden Jack Frost ve Diğer Öyküler kitabını Paris’te bir kitabevinde buldu. Kitabı kocasına gösterip ne kadar sevdiğini anlattı. Kitabı açtıklarında şu yazıyı gördüler: Anne Parish, 209 N. Weber sokağı, Colorado Springs” Kendi kitabıydı.
  • Beatrice’de ki batı yakası baptist kilisesi korosu için her çarşamba saat 7.20’de bir prova yapardı. 1 Mart 1950’de bir çarşamba günü 7.27’de gaz sızıntısından bir patlama yaşandı. Mucizevi bir şekilde kimse zarar görmedi çünkü koronun 15 üyesinin tamamı ilk defa provaya geç kalmıştı.
  • 2006’da balıkçı Mark Anderson “Copious” isimli botuyla balığa çıkmışken tam 92 yıllık bir şişede mesaj buldu ki bu en eski mesaj olarak Guiness Rekorlar Kitabı’na girdi. Arkadaşı Andrew Leaper’a bu konuda devamlı övünerek onu gıcık etti. 2012’de Aynı botla bu sefer Leaper balığa çıktığında bu sefer 96 yıllık bir mesajı o buldu ve arkadaşını kitaptaki yerinden etti.
  • 70 yaşında bir adam Helsinki’nin 600 kilometre kuzeyinde bir yoldan geçerken bir kamyonet ona çarptı ve adam öldü. 2 Saat önce yine 70 yaşında bir adam 1.5 kilometre ötede yine karşıdan karşıya geçerken kamyonet çarpmasıyla öldü. İkisi kardeşti, hatta ikiz kardeşti.
  • 1973 Yılında Anthony Hopkins, kitabıyla aynı ismi taşıyan George Feifer imzalı Petrovkalı Kız filminde başrolü kaptı. Önce kitabı okumak isteyen Hopkins, Londra’da ki hiç bir psycho-filmikitapçıda kitabı bulamadı. Eve giderken bir bankta unutulmuş bir kitap buldu ve bu kitap Petrovkalı Kız idi. 2 Yıl sonra filmi çekerken George Feifer Hopkins’e kendi kitabından onda olmadığını çünkü kitabı verdiği bir arkadaşının onu Londra’da kaybettiğini söyledi. Kitabın içinde Feifer’ın tüm notları bulunuyordu. Hopkins kitabı çıkarıp ” Bu mu?” diye sordu, aynı kitaptı.
  • 29 Eylül 1888’de saat 8.30’da Catherine Eddows tutuklandı. 12.55’de ayılıp serbest bırakılırken polislere isminin Marry Kelly olduğunu söyledi ki bu yanlış ve uydurmaydı. 30 Eylül’de sabah karın deşen tarafından öldürüldü. Bu karın deşenin son cinayeti olan Marry Kelly’den bir önceki cinayetti.
  • 1660’da bir gemi Dover geçidinde battı. Tek kurtulan Hugh Williams idi. 1767’de aynı yerde ikinci bir gemi battı ve yine tek kurtulan adamın ismi Hugh Williams idi. 1820’de Tahmes’de bir gemi karaya oturdu ve yine tek kurtulan Hugh Williams idi. 1940’da bir gemi Alman mayını tarafından patlatıldı. İki adam kurtuldu, amca yeğenlerdi ve ikisinin de ismi Hugh Williams idi.
  • Hitler ve Napolyon 129 yıl arayla doğdular. Yine 129 yıl arayla hükümdar oldular. 129 yıl arayla Rusya’ya savaş açtılar ve 129 yıl arayla yenildiler.
  • Violet Jessop RMS Olympic, RMS Titanic ve HMHS Brittanic gemileri battığında bu gemilerde bulunuyordu.
  • Birinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerinde İngilizler RMS Carmania isimli bir savaş gemisini geçici bir savaş teknesine dönüştürdü. Dikkatlerden uzak kalmasını umarak SMS Cap Trafalgar isimli bir Alman gemisi olarak gizlediler. Plan işe yaradı ve 14 Eylül 1914’de bir Alman gemisini Brezilya kıyısında batırdı. Tamamen tesadüf olarak batırdığı gemi gerçek SMS Cap Trafalgar gemisi idi. Hatta bu gemi de Almanlar tarafından RMS Carmania ismiyle gizlenmişti.

Antik Roma hakkında bilinen ilginç şeyler

  • roma hakkındaAntik Roma’da gladyatör kanı doğurganlığı arttırmak ve bazı hastalıkların tedavisi için içilmesi tavsiye ediliyordu.
  • Mor giysiler statü belirtiyordu ve sadece imparator veya senato üyeleri giyebilirdi. Mor boya denizden bazı midyelerden elde ediliyordu. Asiller dışında mor giymek vatana ihanet sayılıyordu.
  • Penis heykelciklerinin uğur getirdiğine inanılıyordu. Ya boyunda ya da kapı girişlerine asılırlardı ve kötü ruhları uzak tuttuğuna inanılırdı.
  • Sol elini kullanan insanların şanssız doğduğu düşünülürdü.
  • roma ve kadınİmparator Caligula zaman zaman halk içine kadın kıyafetleri içinde çıkardı.
  • Milattan önce birinci yüzyılda şair Gaius Valerius Catullu, kendini eleştiren iki Romalı Furius ve Aurelius’a gönderme yapan bir şiir yazdı. Sözleri o kadar ağırdı ki şiir hiç latinceden çevrilmedi.
  • Romalılar ilk Hristiyanların ekmeği beden şarabı kan olarak gaius-valeriusgörmesinden dolayı onları yamyam zannediyordu.
  • İçerdiği amonyaktan dolayı çamaşır temizliğinde sidik kullanılırdı. Tüm şehirden sidik toplanırdı.

Sinemadan birkaç bilinmeyen

  • Norma Jeane Mortenson yani Marilyn Monroe gerçekte sarışın değildi.
  • 1960’da ki Psycho filmi bir tuvalet sifonunu gösteren ilk filmdi ve bu uygunsuzluk açısından tartışmalara yol açtı.

Bizimle ilgili ilkler ve enlerden bazıları

  • ilk hırıstiyanlarİlk defa verâset sistemini uygulayan Hunlardır
  • İstanbul’u ilk kuşatan Türk devleti Avarlardır (619-626).
  • Dünya’da ilk defa Yivli-Setli toplar II. Beyazıt zamanında yapılmıştır.
  • Osmanlılarda ilk bütçeyi Tarhuncu Ahmet Paşa yapmıştır.
  • İlk Mühendis okulu 1731 yılında Kara Mühendishanesi adıyla I. Mahmut tarafından kurulmuştur.
  • Osmanlı Devletinin I.Dünya savaşı içinde paylaşıldığı ilk antlaşma Sykes Picottur.
  • I.Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin elinden çıkan ilk yer Kıbrıs’tır.
  •  Osmanlı Devletinde bağımsızlığını kazanan son balkan devleti Arnavutluktur.
  • İşgallere silahla karşı koyma kararı ilk defa İzmir Müdafaa Hukuk Kongresinde verilmiştir.
  • İzmit’in Yunanlılara verilmesi ilk defa Paris Barış Konferansında kararlaştırılmıştır.(1919)
  • İtilaf devletlerinin Mondros’tan sonra kontrol altına aldıkları ilk yer boğazlar ve Marmara bölgesidir.
  • donarak ölen türkKuvay-ı Milliye hareketi ilk defa Yunan işgaline karşı kurulmuştur.
  • İşgale karşı kurulan ilk cemiyet Trakya Paşaeli Cemiyetidir.
  • Amerikan Northwest Havayolları’na ait bir DC-10’un iniş takımı yuvasına gizlenerek Amsterdam’dan New Jersey’e kadar uçan Türk, donarak öldü.
  • Mideye kaçan sineği öldürmek için ağza sheltox sıkmak suretiyle ölüm (İstanbul/Sultanbeyli)
  • Bir arabaya 11 kişi binip viyadüğe uçmak (Molla Gürani Viyadüğü/İstanbul)
  • Aynı iş yerinde biri gündüz bir gece vardiyasinda olmak üzere çalışmakta olan baba oğuldan biri mobylette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobylette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılasmaları ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce ölmeleri. (Konya,Meram Mahallesi)
  • Nüfus sayımı nedeniyle kendisinden başka kimsenin bulunmadığı yolda (üstelik de otoban) sayım görevlisinin bariyerlere çarparak ölümü. (TEM Otoyolu-Gebze)
  • Arkadaşlarıyla iddiaya tutuşup kafasıyla mermer bloku kırmaya çalışan medyatik karatecinin mermer yerine kafasını kırarak beyin travması sonucu ölmesi (İstanbul-Esenler).
  • Bir işçinin 600 tonluk pres makinesinin arasında emeklemek suretiyle 2450 derecelik fırında sigarasını yakmaya çalısması. (Karabük Demir Çelik Fabrikaları)
  • Alkollü durumda TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm´de çalmaya başlayan oynak bir şarkı sonrası aracı sağa çekmesi ve otoyolda göbek atmaya başlaması üzerine 5 kişiden 3´ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölümü (Adapazarı/Hendek).
  • Yolda mutlu mesut yürürken kafaya balkon düşmesi (Gene Dudullu´da).
  • Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişinin, elektrik çarptığını sanan yardımsever biri tarafından kafasına kürek, kalas vb. vurularak ölmesi. (Rize/Ardeşen Kasabasi/Tunca Köyü´nde).
  • Yatağındaki tahtakurusu veya bilimum haşeratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak vefat etmek (Bodrum/Yalıkavak Köyü).
  • Balkona 50 kişi çıkılması sonucu balkonun çökmesiyle oluşan toplu ölüm. (Dudullu´da bir Köy nişan töreninde)
  • Tıraş olurken berberin rahatlatır diye boynu aniden sağa sola çevirme hareketi sonucu küt diye boynu kırılan müşterinin koltukta rahmetli oluşu. (Erzurum)

 

Diğer ilginçlikler

  • Kamboçya’da 72 harften oluşan bir alfabe kullanılmaktadır.Bu harflerin çoğu gereksizdir
  • Bougainvilla adasının yerlileri 11 harfli bir alfabe kullanırlar.(Adanın adı bile 12 harfli) Dünyanın en uzun isim ve soyadına sahip Bay Adolph Blaine Charles David Earl Friedrick Gerald Hubert Irvin John Kenneth Lloyd Martin Nero Oliver Paul Quincy Randolph Sherman Thomas Uncas Victor William Xerxes Yancy Zeus’un 590 harfli soyadının ilk 35 harfi Wolfeschlegelsteinhausenbergerdorff’tur.

 

Not: Onedio ve diğer kaynaklardan derlenmiştir.