Şunun için etiket arşivi: Yazar

tarihte-bugun-ne-oldu30 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 89. (artık yıllarda 90.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 276 gün vardır.

Olaylar

  • 1814 – Napolyon Savaşları: Koalisyon güçleri Paris’e girdi.
  • 1842 – İlk kez bir ameliyatta anestezi uygulandı.
  • 1856 – Kırım Savaşı Paris Antlaşması (1856)’nin imzalanmasıyla bitti.
  • 1858 – Hymen Lipman silgili kurşunkalemin patentini aldı.
  • 1863 – Danimarka Prensi Wilhelm Georg Yunanistan Kralı oldu
  • 1867 – Alaska, ABD Dışişleri Bakanı William H. Seward tarafından Rusya İmparatorluğu’ndan 7.2 milyon dolara satın alındı. Kilometrekaresi 4.19 dolara gelen bu alışveriş üzerine medya bu olayı Seward’ın aptallığı olarak nitelendirdi.
  • 1945 – II. Dünya Savaşı: SSCB kuvvetleri Avusturya’nın Viyana şehrine girdi.
  • 1951 – ABD’de, Ethel ve Julius Rosenberg çifti, Sovyetler Birliği hesabına çalıştıkları ve ABD’nin nükleer sırlarını bu ülkeye sattıkları iddiasıyla idama mahkûm edildi. İdamlar,1953 haziranında infaz edildi.
  • 1951 – Remington Rand şirketi ilk ticari bilgisayar olan UNIVAC I’i ABD Nüfus Sayım Dairesi’ne teslim etti. UNIVAC I’i ENIAC’ı tasarlayan mühendisler geliştirmişti.
  • 1971 – Ezanın yeniden Türkçe okunması için Senato’ya yasa önerisi verildi, teklif kabul edilmedi.
  • 1972 – Mahir Çayan ile dokuz arkadaşı, Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde saklandıkları evde öldürüldü. Üç İngiliz de aynı evde ölü bulundu. Olaydan sadeceErtuğrul Kürkçü sağ olarak kurtuldu.
  • 1981 – ABD Başkanı Ronald Reagan, Washington, DC’de bir suikast girişimi sonucu vurularak yaralandı.
  • 1998 – AB, Kıbrıs ile üyelik görüşmelerine başladı.
  • 2005 – Kabahatler Yasa Tasarısı, TBMM’de kabul edildi.
  • 2006 – Marcos Pontes uzaya çıkan ilk Brezilyalı astronot oldu.

Doğumlar

  • 1432 – Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı Padişahı (ö. 1481)
  • 1746 – Francisco Goya, İspanyol ressam (ö. 1828)
  • 1844 – Paul Verlaine, Fransız şair (ö. 1896)
  • 1853 – Vincent van Gogh, Hollandalı ressam (ö. 1890)
  • 1880 – Sean O’Casey, İrlandalı yazar (ö. 1964)
  • 1911 – Ekrem Akurgal, Türk arkeolog (ö. 2002)
  • 1926 – Ingvar Kamprad, İsviçreli iş adamı
  • 1934 – Mahmut Atalay , bir dönem Dünya ve Olimpiyat şampiyonu Türk Milli güreşçi (ö. 2004)
  • 1934 – Hans Hollein, Avusturyalı bir mimar ve tasarımcı
  • 1937 – Warren Beatty, aktör
  • 1945 – Eric Clapton, İngiliz müzisyen
  • 1950 – Robbie Coltrane, İskoç oyuncu.
  • 1962 – MC Hammer, ABD’li şarkıcı
  • 1964 – Tracy Chapman, ABD’li şarkıcı
  • 1968 – Celine Dion, Kanadalı şarkıcı
  • 1979 – Norah Jones, ABD’li piyanist ve şarkıcı
  • 1979 – Simon Webbe, İngiliz şarkıcı
  • 1980 – Yalın, Türk şarkıcı
  • 1982 – Philippe Mexes, Fransız futbolcu
  • 1983 – Jérémie Aliadière, Fransız futbolcu
  • 1986 – Sergio Ramos, İspanyol futbolcu

Ölümler

  • 1486 – Thomas Bourchier, Canterbury başpiskoposu
  • 1526 – Konrad Mutian, Alman insancıl (d. 1471)
  • 1540 – Matthäus Lang von Wellenburg, Alman devlet adamı ve Salzburg başpiskoposu (d. 1469)
  • 1559 – Adam Ries, Alman matematikçi (d. 1492)
  • 1587 – Ralph Sadler, İngiliz devlet adamı (d. 1507)
  • 1662 – François le Métel de Boisrobert, Fransız şair (d. 1592)
  • 1707 – Sébastien Le Prestre de Vauban, Fransız mimar (d. 1633)
  • 1764 – Pietro Locatelli, İtalyan besteci (d. 1695)
  • 1925 – Rudolf Steiner, Avusturyalı filozof, eğitimci, bilim adamı, sanatçı ve yazar, antropozofitin kurucusu
  • 1949 – Friedrich Bergius, Alman kimyager ve Nobel Ödülü sahibi (d. 1884)
  • 1956 – Mithat Cemal Kuntay, Türk yazar (d. 1885)
  • 1957 – Arif Dino, Türk ressam ve şair (d. 1893)
  • 1968 – Bobby Driscoll, ABD’li sinema oyuncusu (d. 1937)
  • 1977 – Abdel Halim Hafez, Mısır’lı şarkıcı, aktör (d. 1929)
  • 1978 – Memduh Tağmaç, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 14. Genelkurmay Başkanı 1904
  • 1972 – Mahir Çayan, THKP-C önderlerinden (d. 1946)
  • 1986 – James Cagney, ABD’li aktör (d. 1899)
  • 2004 – Timi Yuro, ABD’li şarkıcı (d. 1940)
  • 2005 – Mitch Hedberg, ABD’li komedyen (d. 1968)

Tatiller ve Özel Günler

Fırtına : Üçdokuzların 2. si

29 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 88. (artık yıllarda 89.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 277 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

 

Olaylar

  • 1430- Osmanlı orduları Selanik ve İyonya’yı fethetti.
  • 1461- İngiltere tahtı için yapılan Güller Savaşı’ında, York Hanedanı’ından  Edward, Lancaster ailesinden VI. Henry’yi Towtonsavaşında yendi.
  • 1903- Marconi’nin telsiz sistemi aracılığıyla Londra ve New York arasında düzenli haber akışı başladı.
  • 1938- Harp Okulu Mahkemesi, Nazım Hikmet’i 28 yıl hapse mahkûm etti.
  • 1950- Nazım Hikmet, Bursa Cezaevinde açlık grevine başladı.
  • 1957- Kıbrıs’ta gerginliğin tırmanması üzerine Ada’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
  • 1966- Leonid Brejnev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sekreterliğine getirildi. Brejnev, ABD’nin Vietnam politikasını kınadı.
  • 1968- Türkiye’de ilk böbrek nakli, İstanbul’da Doktor Atıf Taykurt ve ekibi tarafından gerçekleştirildi.
  • 1973- Vietnam Savaşı: ABD’nin son birlikleri de Güney Vietnam’dan ayrıldı.
  • 1979- Uganda’da İdi Amin rejimi askeri darbeyle devrildi. İdi Amin kaçtı.
  • 1982- Kanada Yasası ile Kanada bağımsızlığını aldı.
  • 1989- Londra’da dünyanın ilk tüp beşizleri doğdu.
  • 1989- DYP Siirt Milletvekili Abdülrezzak Ceylan, TBMM’de bir tartışma sırasında vurularak öldürüldü. ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan olayın zanlısı olarak tutuklandı.
  • 2004- Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya NATO’ya kabul edildiler.
  • 2005- Isparta’nın Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar’ın, ilçedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına Orhan Pamuk’un kitaplarının kütüphane ve kitaplıklardan ayıklanarak imha edilmesi talimatı verdiği ortaya çıktı. Isparta Valiliği talimatı iptal etti.
  • https://www.high-endrolex.com/7

  • 2006- Dünya’nın büyük bir bölümünde gözlemlenen tam güneş tutulması gerçekleşti.
  • 2009- Türkiye’de yerel seçimler gerçekleşti.
  • 2015 – Alex De Souza, Sao Paulo Alianz ParkStadı’nda Jübilesini Yaptı.

Doğumlar

  • 1790- John Tyler, ABD’li politikacı (ö. 1862)
  • 1824- Ludwig Büchner, Alman filozof ve fizikçi (ö. 1899)
  • 1826- Wilhelm Liebknecht, Alman gazeteci ve politikacı (ö. 1900)
  • 1869- Kalust Sarkis Gülbenkyan, Ermeni iş adamı (ö. 1955)
  • 1884- Memduh Şevket Esendal, Türk yazar (ö. 1952)
  • 1902- Marcel Aymé, Fransız yazar (ö. 1967)
  • 1916- Eugene McCarthy, Amerikalı politikacı (ö. 2005)
  • 1918- Sam Walton, Amerikalı işadamı (ö. 1992)
  • 1937- Gordon Milne, İngiliz futbol adamı
  • 1939- Terence Hill, İtalyan aktör
  • 1940- Astrud Gilberto, Brezilyalı şarkıcı
  • 1943- Sir John Major, İngiliz devlet adamı ve Britanya başbakanı
  • 1943- Vangelis, Yunan bestecisi ve müzik adamı
  • 1945- Walt Frazier, Amerikalı basketbolcu
  • 1949- Kayahan Açar, Türk besteci ve şarkıcı
  • 1950- Mory Kanté, Malili müzisyen
  • 1953- Süher Pekinel, Türk piyanist
  • 1953- Güher Pekinel, Türk piyanist
  • 1954- Ahmed Doğan, Bulgaristanlı politikacı
  • 1957- Christopher Lambert, Fransız aktör
  • 1963- Elle Macpherson, Avustralyalı model, oyuncu, yardımsever ve işkadını
  • 1968- Lucy Lawless, Yeni Zelandalı aktris ve şarkıcı
  • 1972- Rui Costa Portekizli futbolcu
  • 1973- Marc Overmars, Hollandalı futbolcu
  • 1976- Jennifer Capriati, Amerikalı tenis oyuncusu
  • 1981- Nihal Yalçın, Türk tiyatrocu

Ölümler

  • 1772- Emanuel Swedenborg, İsveçli bilim adamı (d. 1688)
  • 1912- Robert Falcon Scott, İngiliz kâşif (d. 1868)
  • 1939- Hafız İbrahim Demiralay, Türk politikacı ve din adamı (d. 1883)
  • 1956- Fuat Uzkınay, İlk Türk sinemacılardan (d. 1888)
  • 1966- Abdullah Ziya Kozanoğlu, Popüler tarihsel roman yazan Türk yazar (d. 1906)
  • 1970- Ayşe Şekibe İnsel, Türk politikacı (d. 1886)
  • 1972- Joseph Arthur Rank, İngiliz sanayici ve film yapımcısı (d. 1888)
  • 1980- Mantovani, İtalyan asıllı besteci (d. 1905)
  • 1982- Carl Orff, Carmina Burananın Alman bestecisi (d. 1895)
  • 1984- Ömer Sami Coşar, Türk gazeteci ve yazar
  • 1984- İlhami Bekir Tez, Türk şair
  • 1985- Marc Chagall, Fransız ressam
  • 1992- Paul Henreid, Avusturyalı aktör (d. 1908)
  • 1993- Alfred Preis, Avusturyalı mimar (d. 1911)
  • 1995- Jimmy McShane, Kuzey İrlandalı şarkıcı, Baltimora (d. 1957)
  • 1999- Joe Williams, Amerikalı şarkıcı (d. 1918)
  • 2009- Maurice Jarre, Fransız besteci (d. 1924)

 

 

Kaynak : wikipedia.org

 

dünya-tiyatrolar-günüDünya Tiyatro Günü 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından yaratıldı. Her yıl 27 Mart günü ITI merkezleri ve dünya çapında tiyatro grupları tarafından kutlanmaktadır. Pek çok ulusal ve uluslararası etkinlik kutlamalarda yer almaktadır. En önemli etkinliklerden biri, dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarın yazdığıevrensel bildirgedir. İlk bildirge 1962’de Jean Cocteau (Fransa) tarafından yazılmıştır.

Kabulü

Dönemin ITI başkanı olan Arvi Kivimaa tarafından önce Helsinki, sonra da Viyana’da yapılan 9. ITI Konferansında ortaya atılan ‘tiyatrolar günü’ fikri, İskandinav ülkelerinden gelen desteğin de etkisiyle hayata geçirildi. Kabul edilişinden sonra her yıl, Paris’te 1962 tarihli Uluslar Tiyatrosu’nun (Theatre of Nations) da açılış günü olan 27 Mart günü, ITI’nin şu an sayısı 100’ü bulan dünya çapındaki merkezlerinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı.

Hedefi

UNESCO tarafından kurulan ITI’nin “sahne sanatları bağlamında, dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini arttırmak, gelişim sürecinde sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak, insanlar arasındaki barış ve dostluğun sağlanması ve artmasını gerçekleştirmek adına karşılıklı anlayışı geliştirmek, UNESCO’nun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunmak” gibi hedefleri, Dünya Tiyatro Günü’nde bir kez daha hatırlatılmaktadır. Her yıl tiyatro ve tiyatroyla ortak çalışan diğer sanat disiplinlerinden gelen üstün başarılı bir sanatçı bu gün için bir konuşma yapmaya davet edilmektedir. Uluslararası Bildirge olarak görülen bu konuşmanın metni 20’den fazla dile çevrilmekte, pek çok gazetede yayınlanmakta ve dünya üzerindeki pek çok tiyatro grubunun oyunundan önce okunmaktadır. Pek çok televizyon ve radyo kanalı bu bildirgeyi beş kıtanın her köşesindeki dinleyicilere ulaştırmaktadır.

Dünya Tiyatro Günü tiyatro dünyasındaki insanlar için sahne sanatlarının insanları bir araya getirici gücünü kutlamak, seyirciyle daha iyi bir iletişim kurmak ve insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Dünya Tiyatro Günü’nde yapılan etkinlikler, uluslararası işlevlerinin yanı sıra ulusal ve bölgesel tiyatro gruplarının bir araya gelmesinde de rol oynamaktadır.

Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirgesi

Jean Cocteau ilk bildirgenin yazarıdır. 1993’te Venezuela ITI Merkezi 1962’den 1993’e kadar yayınlanan tüm bildirgeleri biri özgün dillerinde, diğeri İspanyolca olmak üzere iki antoloji halinde yayımlamıştır. Uluslararası Bildirge’nin yanı sıra, ITI dünyanın hemen her yerinde büyük gösteriler ve festivaller düzenlemektedir.

tarihte-bugun-ne-oldu27 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 86. (artık yıllarda 87.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 279 gün vardır.

Olaylar

  • 425 – İmparator II. Theodosius zamanında, Konstantinopolis’te, Auditorium adıyla ilk yüksekokul açıldı. Okulda 31 profesör, Latince ve Grekçe hitabet ve gramer, hukuk ve felsefe dersleri vermeye başladı.
  • 630 – Tang Hanedanı Yin Dağları’nda (günümüzde İç Moğolistan) Doğu Göktürk Kağanlığını yendi.
  • 1692 – Bahadırzade Arabacı Ali Paşa sadrazamlıktan alınarak yerine Bozoklu (Bıyıklı) Mustafa Paşa atandı.
  • 1854 – Kırım Savaşı: Birleşik Krallık Rusya İmparatorluğuna savaş ilan etti.
  • 1890 – Louisville, Kentucky’de çıkan fırtınada 76 kişi öldü 200 kişi yaralandı.
  • 1891 – Servet-i Fünun dergisinin ilk sayısı çıktı.
  • 1918 – Besarabya ve Moldova Romanya’ya katıldı.
  • 1918 – Olur’un düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1958 – Nikita Khrushchev, SSCB’de başbakanlığa yükseldi.
  • 1969 – Koç Holding’e ait Aygaz tankeri Ege Denizi’nde alabora oldu, 15 kişilik mürettebattan 1 kişi kurtulabildi.
  • 1970 – Gediz, Kütahya’da deprem oldu, 1087 kişi hayatını kaybetti.
  • 1972 – Türkiye Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi lideri Mahir Çayan ve arkadaşları Ünye Radar Üssü’nden 3 İngiliz teknisyeni kaçırdı.
  • 1976 – Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Washington, DC’de Savunma İşbirliği Anlaşması’nı imzaladı. Bu anlaşmaya göre,Türkiye üslere izin çıkaracak, ABD de buna karşılık Türkiye’ye yardımda bulunacaktı.
  • 1977 – Kanarya Adaları’nın Tenerife Havaalanı’nda uçuşa geçmek üzere olan Hollanda Havayolları’na ait Boeing 747 tipi yolcu uçağı, yine havalanmak üzere olan Pan Am’a ait başka bir Boeing ile pistte çarpıştı. Kazada 575 kişi öldü, 70 kişi yaralandı.
  • 1986 – Hayali mobilya davasında 10 yıldır yargılanan Yahya Demirel tahliye edildi.
  • 1987 – ‘Hora’ (Sismik-1) gemisinin, petrol aramak için Ege’nin uluslararası karasularına açılmasının Yunanistan’ın petrol aramaları için açıkladığı tarihe rastlaması, iki ülkenin silahlı kuvvetlerini alarma geçirdi.
  • 1994 – Eurofighter Typhoon ilk test uçuşunu yaptı.
  • 1996 – ABD Başkanı Bill Clinton, eşi Hillary Clinton ve kızı Chelsea ile Türkiye’ye geldi.
  • 1999 – Nissan – Renault arasında güç birliği anlaşması imzalandı.
  • 2012 – Türkiye, Şam Büyükelçiliği’nin bütün faaliyetlerini askıya aldı.

Doğumlar

  • 1676 – Francis II Rákóczi, Macar bağımsızlık hareketinin önderi (ö. 1735)
  • 1797 – Alfred de Vigny, Fransız yazar ve şair (ö. 1863)
  • 1822 – Ahmet Cevdet Paşa, Türk devlet adamı (ö. 1895)
  • 1824 – Virginia Louisa Minor, kadınların oy hakkı mücadelesinin öncülerinden Amerikalı eylemci
  • 1845 – Wilhelm Conrad Röntgen, Alman fizikçi Nobel Fizik Ödülü sahibi (ö. 1923)
  • 1871 – Heinrich Mann, Alman yazar (ö. 1950)
  • 1879 – Edward Steichen, ABD’li fotoğrafçı (ö. 1973)
  • 1886 – Ludwig Mies van der Rohe, Alman mimar (ö. 1969)
  • 1886 – Sergey Mironoviç Kirov, Bolşevik lider
  • 1889 – Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Anadolu Ajansı’nın kurucularından Türk yazar (ö. 1974)
  • 1891 – Lajos Zilahy, Macar yazar (ö. 1974)
  • 1893 – Karl Mannheim, Alman sosyolog
  • 1897 – Fred Keating, ABD’li aktör (ö. 1961)
  • 1899 – Gloria Swanson, ABD’li aktris (ö. 1983)
  • 1901 – Eisaku Sato, Japon siyasetçi, 3 dönem Japon başbakanı
  • 1912 – James Callaghan, İngiliz politikacı (ö. 2005)
  • 1923 – Louis Simpson, Jamaica asıllı ABD’li yazar
  • 1924 – Sarah Vaughan, ABD’li piyanist
  • 1927 – Mstislav Leopoldoviç Rostropoviç, Sovyet orkestra şefi ve piyanist
  • 1927 – Coşkun Kırca, Türk politikacı ve diplomat (ö. 2005)
  • 1941 – Ivan Gašparovič, Slovakyalı politikacı
  • 1946 – Zeliha Berksoy, tiyatro sanatçısı
  • 1953 – Adnan Yücel, Türk yazar (ö. 2002)
  • 1963 – Quentin Tarantino, ABD’li film yönetmeni ve oyuncu
  • 1967 – Talisa Soto, ABD’li aktris ve model
  • 1970 – Mariah Carey, ABD’li şarkıcı
  • 1970 – Elizabeth Mitchell, ABD’li oyuncu
  • 1971 – David Coulthard, İskoç formula yarışçısı
  • 1972 – Jimmy Floyd Hasselbaink, Hollandalı futbolcu
  • 1974 – Gaizka Mendieta, İspanyol futbolcu
  • 1975 – Fergie, R&B şarkıcısı
  • 1977 – Elías Larry Ayuso, Porto Rikolu basketbolcu
  • 1978 – Marius Bakken, Norveçli atlet
  • 1988 – Brenda Song, ABD’li dizi ve sinema oyuncusu
  • 1988 – Jessie J, İngiliz şarkıcı

Ölümler

  • 1770 – Giovanni Battista Tiepolo, İtalyan ressam (d. 1696)
  • 1945 – Halit Ziya Uşaklıgil, Türk yazar (d. 1866)
  • 1968 – Yuri Gagarin, Sovyet kozmonot (d. 1934)
  • 1972 – Maurits Cornelis Escher, Hollandalı ressam (d. 1898)
  • 1981 – Mao Dun, Çinli yazar (d. 1895)
  • 1986 – İhap Hulusi Görey, Türk grafik sanatçısı (d. 1898)
  • 1991 – Aldo Ray, ABD’li aktör (d. 1926)
  • 1998 – Ferry Porsche, Avusturyalı otomobil üreticisi (d. 1909)
  • 2002 – Billy Wilder, ABD’li yönetmen (d. 1906)
  • 2002 – Dudley Moore, İngiliz aktör (d. 1935)
  • 2006 – Stanislaw Lem, Polonyalı yazar (d. 1921)
  • 2007 – Paul Lauterbur, Amerikalı bilim adamı (d. 1929)

Tatiller ve özel günler

  • Dünya Tiyatrolar Günü: 1961 yılından beri 48 ülkede her yıl 27 Mart Uluslararası Tiyatro Birliği’nin ulusal merkezlerinin öncülüğünde kutlanıyor.

Aforizmaların ruhu burada atıyor bugün sıra Honoré de Balzac’da. Elbette Aforizmaların ardından Honoré de Balzac’ın hayat hikayesine ulaşabilirsiniz.

Balzac

*    Altından zincirler en ağır olan zincirlerdir.
*    Ancak en son katedralin en son tuğlası en son papazın kafasına düşüp ezdiği zaman insanlık gerçekten özgür olabilecektir.
*    Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm. Ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar.
*    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak gerekir.
*    Bir kadın sevdiği adamın yüzünü ,bir denizcinin açık denizi bildiği kadar iyi bilir.
*    Bir kelimenin insanın hayatını değiştirdiği çok görülmüştür.
*    Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.
*    Dünyada bir kadın için, herhangi bir erkeği etkisi altına aldığını bilmesi kadar zevkli bir şey yoktur.
*    Dünya zevkleri acıdan başka bir şey doğurmaz.
*    Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.
*    Evliliğin, her şeyi kemiren bir canavarla bıkıp usanmadan boğuşması gerekir: Alışkanlık.
*    Felaketin iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.
*    Gençlik adaletsizliğe doğru yöneldiği zaman, bilincin aynasına bakmayı göze alamaz. Oysa olgunluk çağı kendini bu aynada görür. Yaşamın bu iki evresindeki tüm ayrım buradadır.
*    Gözle görülür bir nedeni bulunmayan servetlerin gizi, temiz yapıldığı için unutulmuş birer cinayettir.
*    Her servetin arkasında bir suç vardır.
*    Istırapların en gizlileri dayanılması en güç olanlardır.
*    İnsan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli.
*    İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince.
*    İnsanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunma!
*    İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.
*    İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç bahsetmeyiniz.
*    Kadınlara hangi erkekleri aradıklarını sorun, “Hırslıları” derler. Öteki erkeklere göre, hırslıların belleri daha güçlü, yürekleri daha sıcaktır, kanlarında daha çok demir vardır. Kadın da güçlü olduğu sıralarda kendini öyle mutlu, öyle güzel bulur ki, parçalanmak tehlikesi altında da olsa, üstün bir gücü olanı, bütün erkeklere yeğ tutar.
*    Kendisi artık mutlu olamayacaklar için sevdiğinin mutluluğu sevinç olur…
*    Mektup bir ruhtur. Konuşan sesin çok sadık bir yankısıdır. Bu nedenle ince düşünceli kişiler onu aşkın en zengin gömüleri arasında sayarlar.
*    Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir.
*    Sevilen kadın bütün kadınların en güzeli değil midir?
*    Sıkıntınızın sırrı sizin elinizde değil, başkalarının elindedir.
*    Şöhret, uzaktan güneş gibi parlak ve ısıtıcı; yaklaştınız zaman, bir dağ tepesi gibi soğuktur
*    Şöhret, ancak küçücük dozlarla alındığında faydalı bir zehirdir.
*    Toprağa ekilen tohumlar içinde en çabuk mahsul veren fedailerin döktükleri kandır.
*    Zeka dünyayı yerinden oynatmaya yarayan maniveladır.
*    Umutsuz sevmek de bir mutluluktur…
*    Uykunun yenemediği hiçbir acı yoktur.
*    Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe.

Honoré de Balzac’da 

Honoré de Balzac

Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours – 18 Ağustos 1850),Fransız yazar.

Hayatı

Asıl adı Honore Balssa’dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve De ön takısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome’da College des Oratoriens’te öğrenim gördü. Napolyon’un devrilmesinden sonra ailesi Paris’e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819’da yazılmış “Cromwell” başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede satılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı.

Edebiyat kariyeri

1829’da yazdığı “Les Chouans” isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante’yi anımsatan bir başlık koydu: “İnsanlık Komedisi”. 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834’te yayınlanan “Goriot Baba”da uyguladı. 1836 ve 1837’de İtalya gezisine çıktı. 1828’de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy’de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.

1847’de Polonya’da sevgilisi Eveline Hanska’nın şatosunda kaldı. 1850’de Eveline ile evlendi Paris’e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli “klasik roman tekniğini” Balzac’ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle “romanın Shakespeare’i sayılır.

1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları.

İnsanlık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belki de 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçinleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.

Eserleri

-Başlıca eserleri-

  • Les Chouans (1828; Köylü İsyanı, 1974)
  • La Peau de chagrin (1830; Tılsımlı Deri, 1940, 1968)
  • Le Chef-d’œuvre inconnu (1831; Mahvolan Şaheser, 1944/Bilinmeyen Şaheser, 1945)
  • Le Colonel Chabert (1832; Kolonel Şabert, 1938/ Albay Chabert, 1944, 1974)
  • Le Médecin de campagne (1832; Köy Hekimi, 1942, 1979)
  • Eugénie Grandet (1833; Eugénie Grandet, 1938, 1991)
  • Histoire des Treize, comprenant :
    • Ferragus, 1833
    • La Duchesse de Langeais, 1833, 1839
    • La Fille aux yeux d’or, 1835
  • La Recherche de l’absolu (1834; Mutlak Peşinde, 1945, 1965)
  • Le Père Goriot, (1835; Goriot Baba; 1943, 1991)
  • Le Lys dans la vallée (1835; Vadideki Zambak, 1941, 1990)
  • La Vieille Fille (1836; )
  • César Birotteau (1837; César Birotteau, 1945, 1990)
  • La Maison Nucingen (1838; Nucingen Bankası, 1950)
  • Les Secrets de la princesse de Cadignan (1839)
  • Béatrix (1839)
  • Illusions perdues (I, 1837; II, 1839; III, 1843; Sönmüş Hayaller, 1949)
  • La Rabouilleuse (1842)
  • Modeste Mignon (1844; Modeste Mignon, 1947)
  • La Cousine Bette (1846; Bette Abla, 1977)
  • Le Cousin Pons (1847)
  • Splendeurs et misères des courtisanes (1838-1847; Kibar Fahişelerin İhtişamı ve Sefaleti, 1946/Kibar Fahişeler, 1972, 1990)
  • Ursule Mirouët (1841; Ursule Mirouët, 1849)

Türkçeye çevrilmiş diğer eserler

  • Tours Papazı (1949)
  • Otuz Yaşındaki Kadın (1963)
  • Vandetta (1943)
  • Tefeci Gobseck (1947-1961)
  • Kırmızı Han (1946)
  • Terör Devrinde (1979)
  • Lois Lambert (1946)
  • Bir Havva Kızı (1970)
  • Onüçlerin Romanı (1945)
  • Altın Gözlü Kız (1943)
  • Kötü Kadınların Parlayış, Düşüşü (1981)
  • Köy Papazı (1952)
  • Karanlık Bir İş (1947)
  • Esrarlı Bir Vaka (1949-1964)
  • İki Gelinin Hatıraları (Mémoires de deux jeunes Mariées) (Letters of Two Brides) (1940 – 1983)
  • Köylüler (1845, 1976-1985)
  • Gizli Başyapıt (Le Chef-d’oeuvre İnconnu) (2007 Samih Rıfat)
  • Evde Kalmış Kız (La Vieille Fille) (2008 Yaşar Avunç)

 

Kaynaklar :  Wikipedia / narteks

 

tarihte-bugun-ne-oldu25 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 84. (artık yıllarda 85.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 281 gün vardır.

Olaylar

  • 1655 – Satürn’ün en büyük uydusu Titan, Christiaan Huygens tarafından keşfedildi.
  • 1752 – İngiltere’de yılın ilk günü. İngilizlerde 1 Ocak ile başlayan ilk yıl 1752’dir.
  • 1807 – Birleşik Krallık Parlamentosu köle ticaretini yasakladı.
  • 1811 – Percy Bysshe Shelley “Tanrıtanımazlığın Gerekliliği” adlı makalesinden dolayı Oxford Üniversitesi’nden atıldı.
  • 1821 – Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1912 – Ahmet Ferit Tek, Türk Ocağı’nı kurdu.
  • 1918 – Belarus Halk Cumhuriyeti kuruldu.
  • 1918 – Oltu’nun kurtuluşu
  • 1929 – İtalya’da faşist yönetim genel seçimlerde oyların yüzde 99’unu kendilerinin aldıklarını açıkladı.
  • 1935 – Prof. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu As Başkanlığı’na seçildi.
  • 1936 – Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi’nce hazırlanan iki bildiriyi Bakanlar Kurulu onayladı.
  • 1941 – Yugoslavya, Mihver Devletleri’ne katılma kararı aldı.
  • 1944 – Heykeltraş Zühtü Müritoğlu ve Hadi Bara’nın yaptıkları Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı törenle açıldı.
  • 1947 – Illinois’ deki bir kömür madeninde meydana gelen patlamada 111 kişi öldü.
  • 1949 – Sovyet hükümetinin kararıyla Litvanya, Estonya ve Letonya’dan 92.000 kişi sürgün edildi.
  • 1950 – Türk Hava Yolları’na ait bir yolcu uçağı Ankara’da düştü, 15 kişi öldü.
  • 1951 – Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.
  • 1951 – İstanbul’da Neve Şalom Sinagogu açıldı.
  • 1957 – Roma’da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Komisyonu’nun kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması’nı imzaladı.
  • 1959 – Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan “Menderes’in Kalesi” başlıklı yazısında Fuad Köprülü’ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada bir yıl hapse mahkûm oldu. Büyük Doğu dergisi de bir ay süreyle kapatıldı.
  • 1960 – Güney Afrika Johannesburg’da tüm siyah politik örgütler feshedildi.
  • 1960 – İtalya’da Fernando Tambroni başbakan oldu.
  • 1961 – Adalet Bakanlığı idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.
  • 1962 – EOKA’ cılar Kıbrıs’ta iki camiye bomba attı.
  • 1968 – Şair Metin Demirtaş Türk Solu dergisinde yayımlanan “Guevara” adlı şiirinde komünizm propagandası yaptğı gerekçesiyle tutuklandı.
  • 1972 – Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. İnfaz savcılığı dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.
  • 1975 – Suudi Arabistan Kralı Faysal, akli dengesi bozuk yeğeni prens Faysal bin Musad tarafından Riyad’ da öldürüldü.
  • 1982 – Ankara Sıkıyönetim Savcılığı halkevleri hakkında kapatılma istemiyle dava açtı.
  • 1982 – Tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl ceza aldı.
  • 1984 – Yerel seçimler yapıldı. Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 41,5 oy oranı ile 54 ilde belediye başkanlığı aldı. Sosyal Demokrat Parti (SODEP) yüzde 23,4 oy oranı ile ikinci,Doğru Yol Partisi (DYP) yüzde 13,2 oy oranı ile seçimlerden üçüncü parti olarak çıktı. İlk kez seçime katılan Refah Partisi (RP) yüzde 4,4 oy oranıyla sonuncu parti oldu.
  • 1986 – 14. Strasbourg Film Festivali’nde Muammer Özer’in “Bir Avuç Cennet” ve Ali Özgentürk’ün “Bekçi” isimli filmleri ikinciliği paylaştı.
  • 1986 – İşkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan ‘Nokta’ dergisine dava açıldı.
  • 1988 – İstanbul’daki Metris Askeri Cezaevi’nden 29 tutuklu ve hükümlü kaçtı.
  • 1990 – New York’un Bronx semtindeki bir kulüpte çıkan yangında 87 kişi öldü.
  • 1992 – Kozmonot Sergei Krikalev, Mir Uzay İstasyonu’nda 10 ay kaldıktan sonra dünyaya döndü.
  • 1994 – Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi’nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi kadınlar tarafından protesto edildi.
  • 1996 – Türkiye’de Emek Partisi kuruldu.
  • 1998 – Manisalı Gençler Davasında, Yargıtay’ın bozma kararından sonra beş tutuklu genç tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.
  • 1999 – Sırbistan, NATO’ya savaş ilan edip BM’ye bildirince, NATO üyesi Türkiye de bu ülkeyle resmen savaşa girmiş oldu.
  • 2009 – Büyük Birlik Partisi’nin kiralamış olduğu içerisinde BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş’ta düştü. 3 gün sonra ulaşılan helikopterde, helikopterde bulunan 6 kişinin de hayatını kaybettiği belirtildi.

Doğumlar

  • 1259 – II. Andronikos Palaiologos, Bizans İmparatoru (ö. 1332)
  • 1296 – III. Andronikos Palaiologos, Bizans İmparatoru (ö. 1341)
  • 1479 – III. Vasili, Moskova büyük knezi (ö. 1533)
  • 1611 – Evliya Çelebi, Osmanlı gezgin ve yazar. (ö. 1682)
  • 1614 – Juan Carreño de Miranda, İspanyol ressam (ö. 1684)
  • 1699 – Johann Adolph Hasse, Alman besteci (ö. 1783)
  • 1767 – Joachim Murat, Fransız asker ve Napoli kralı (ö. 1815)
  • 1835 – Adolph Wagner, Alman ekonomist ve politikacı (ö. 1917)
  • 1864 – Alexej von Jawlensky, Rus ressam (ö. 1941)
  • 1867 – Arturo Toscanini, İtalyan orkestra şefi (ö. 1957)
  • 1867 – Gutzon Borglum, ABD’li heykeltıraş (ö. 1941)
  • 1873 – Rudolf Rocker, anarkosendikalist (ö. 1958)
  • 1881 – Béla Bartók, Macar besteci (ö. 1945)
  • 1887 – Chūichi Nagumo, Japon asker (ö. 1944)
  • 1899 – Burt Munro, Yeni Zelandalı motosiklet yarışçısı (ö. 1978)
  • 1905 – Albrecht Mertz von Quirnheim, Alman asker (ö. 1944)
  • 1906 – A.J.P. Taylor, İngiliz tarihçi (ö. 1990)
  • 1908 – David Lean, İngiliz yönetmen (ö. 1991)
  • 1914 – Norman Ernest Borlaug, ABD’li tarımbilimci (ö. 2009)
  • 1921 – Simone Signoret, Fransız sinema oyuncusu (ö. 1985)
  • 1928 – Jim Lovell, ABD’li astronot
  • 1934 – Gloria Steinem, feminist, siyasal eylemci ve yayıncılarından.
  • 1942 – Aretha Franklin, ABD’li şarkıcı
  • 1946 – Daniel Bensaïd, Fransız filozof, Troçkist (ö. 2010)
  • 1947 – Elton John, İngiliz pop/rock şarkıcısı, beste yazarı ve piyanisttir.
  • 1949 – Ilich Ramirez Sanchez, Müslüman devrimci.
  • 1952 – Dursun Karataş, Türk devrimci önder (ö. 2008)
  • 1962 – Marcia Cross, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1965 – Sarah Jessica Parker, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1965 – Avery Johnson, ABD’li basketbol oyuncusu ve koçu
  • 1965 – Stefka Kostadinova, Bulgar atlet
  • 1966 – Jeff Healey, Kanadalı müzisyen (ö. 2008)
  • 1972 – Phil O’Donnell, İngiliz futbolcu (ö. 2007)
  • 1973 – Dolunay Soysert, Türk oyuncu
  • 1976 – Vladimir Klitschko, Ukraynalı boksör
  • 1980 – Muratcan Güler, Türk basketbolcu
  • 1980 – Bartók Eszter, Macar şarkıcı.
  • 1982 – Danica Patrick, ABD’li otomobil yarışçısı
  • 1985 – Lev Yalçın, Türk futbolcu
  • 1987 – Nobunari Oda, Japon buz patenci
  • 1987 – Kim Cloutier, Kanadalı top model
  • 1990 – Mehmet Ekici, Türk futbolcu

Ölümler

  • 1801 – Novalis, Alman yazar ve filozof (d. 1772)
  • 1880 – Ludmilla Assing, Alman yazar (d. 1821)
  • 1914 – Frederic Mistral, Fransız şair (d. 1830)
  • 1915 – Süleyman Efendi, Osmanlı jandarma komutanı (d. ?)
  • 1918 – Claude Debussy, Fransız besteci (d. 1862)
  • 1973 – Edward Steichen, ABD’li fotoğrafçı (d. 1879)
  • 1975 – Faysal bin Abdül Aziz, Suudi Arabistan kralı (d. 1903)
  • 1976 – Josef Albers, ABD’li ressam (d. 1888)
  • 1976 – Şevket Süreyya Aydemir, Türk iktisatçı ve tarihçi (d. 1897)
  • 1980 – Roland Barthes, Fransız felsefeci ve göstergebilimci (d. 1915)
  • 1992 – Nancy Walker, ABD’li aktris (d. 1922)
  • 1995 – James Samuel Coleman, ABD’li sosyolog (d. 1926)
  • 2001 – Tekin Siper, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1941)
  • 2002 – Esmeray, Türk oyuncu ve vokalist (d. 1949)
  • 2006 – Richard Fleischer, ABD’li film yönetmeni (d. 1916)
  • 2007 – Andranik Markaryan, Ermenistan başbakanı (d. 1951)
  • 2009 – Muhsin Yazıcıoğlu, Türk siyasetçi (d. 1954)

Tatiller ve Özel Günler

  • Manisa mesir macunu festivali

Arada bir yayınladığımız aforizmlara bir yenisini daha ekliyoruz. Bugün sıra Friedrich Nietzsche’de ve elbette aforizmaların ardından Friedrich Nietzsche’nin hayatını da okuyabilirsiniz.

Friedrich Nietzsche

 

*    Yokluk büyük varlıktır azizim, yeter ki fark edebilesin. (İşte Böyle Buyurdu Zerdüşt)
*    Ahlak, sürü hayvanının içgüdüsüdür. (İyinin ve Kötünün Ötesinde, madde 202)
*    Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır. (İyinin ve Kötünün Ötesinde, madde 108)
*    Ahlak, evrensel değildir. (Tan Kızıllığı, Madde 139)
*    Ahlaka boyun eğme, bir hükümdara boyun eğme gibi kölece ya da mağrur ya da çıkarcı ya da teslimiyetçi ya da budala bir heyecan ya da düşüncesizlik ya da umutsuzluk eylemi biçiminde olabilir. Bu tür boyun eğme aslında ahlaksal değil. (Tan Kızıllığı, Madde 97)
*    Ahlak yargıları ve cezalandırmaları, daha az sınırlandırılmış olanlara karşı (özgür olan bireylere karşı) ruhsal olarak sınırlandırılmış olanın gözde intikam biçimidir. (İyinin ve Kötünün Ötesinde, madde 219)
*    “Ahlaksal” diye nitelenen yönetmelikler gerçekte, insanlara karşı olup insanların mutluluğunu kesinlikle istemezler. Keza bu yönetmelikler “insanlığın mutluluğu ve refahı” ile bağıntılı olmaktan uzaktır. (Tan Kızıllığı, 108)
*    Ahlak, eleştiren elleri ve işkence aletlerini kendisinden uzak tutmak için sadece her türlü korku aracına hükmetmekle kalmaz: Onun güvencesi, kullanmasını çok iyi bildiği bir tür göz boyama sanatında yatar: nasıl “coşturulacağını” bilir. Sık sık, tek bir bakışla eleştirici iradeyi felç etmeyi, hatta kendi tarafına çekmeyi başarır. (Tan Kızıllığı, Madde 3)
*    Ahlak; uzun, korkusuz bir sahtekarlıktır. (İyinin ve Kötünün Ötesinde, madde 291)
*    Ahlaklılık törelere itaat etmekten başka bir şey değildir (özellikle artık değildir), töreler ne tür olurlarsa olsunlar bu ilke değişmez; bununla birlikte töreler geleneksel tarzda davranmak ve değerlendirmelerde bulunmaktır. Geleneğin emretmediği şeylerde ahlak yoktur. (Tan Kızıllığı, Madde 9) Sadece gelenek olduğu için bir inanca bağlanmak… bu elbette namussuz olmak, korkak olmak, tembel olmak demektir! — Öyleyse, ahlaklılığın ön koşuluna namussuzluk, korkaklık ve tembellik olmuyor mu? (Tan Kızıllığı, Madde 101)
*    Ahlaklılık yeni ve daha iyi geleneklerin ortaya çıkmasına karşı direnir: aptallaştırır. (Tan Kızıllığı, Madde 19)
*Ah bu melankoli. İnsanın gerçekten boğulabileceği bir deniz var mıdır?
* Arzularımız o kadar şiddetlidir ki bazen birbirimizi parçalamak isteriz. Ama topluluk duygusu bizi durdurur. Lütfen not edin : işte bu , neredeyse ahlakın tanımıdır.
* Ah, buldum onu kardeşlerim! İşte, en yüce dorukta kanıyor sevinç pınarı benim için! Burada, hiçbir ayak takımının benimle birlikte içemeyeceği bir yaşam var! Akışın nerdeyse pek yoğun geliyor bana, ey haz pınarı! Doldurayım derken, sık sık yeniden boşaltıyorsun kadehi!
*Ancak hepiniz beni inkar ettiğiniz zaman size dönmek isterim. Gerçekten,kardeşlerim,o zaman kaybettiklerimi başka gözlerle arayacağım.O zaman sizleri başka başka bir sevgi ile seveceğim.
*Av ve zafer için tutkuyla donanan görkemli yırtıcı hayvan, sarışın canavar görmezlikten gelinemez. Bu gizli temel, zaman zaman patlar, hayvan tekrar vahşete döner. Romalı, Arap, Alman, Japon soyluluğu, Homeros’un kahramanları, İskandinav Vikingleri … tümü de bu gereksinimi paylaşıyorlardı.Nereye gitseler arkalarında “barbar” kavramını bırakan bu soylu ırklar, en yüksek kültürlerinde bile, bunun bilinçliliğini gösteriyor, gururunu taşıyorlardı.
*-insanlar doğar,büyür,yaşar ve ölürler önemli olan çok yaşamak değil yaşadığı sürece fazla birşeyler yapabilmektir..
*Aşk nedir? Yaradılış nedir? Hasret nedir? Yıldız nedir?” böyle soracaktır son insan ve kırpacaktır gözlerini. O zaman yeryüzü küçülmüş olacaktır, her şeyi küçülten son insan onun üzerinden sıçrayacaktır.Cinsi, toprak piresi gibidir, kökü kurutulamaz; son insan herkesten uzun ömürlü olandır. “Saadeti biz keşfettik”- derler son insanlar ve gözlerini kırparlar.Onlar yaşanması güç semtleri terketmişlerdir: zira hararet lazımdır kişiye. Henüz komşu sevilmektedir, ona sürtünülür. Zira hararet lazımdır kişiye. Hasta olmak ve kuşku duymak günah kabul edilir: sakınarak yürürler. Budaladır, buna rağmen ayakları taşa sürçen ya da insanlara takılıp tökezleyen kişi. Ara sıra bir miktar zehir: bu hoş rüyalar gördürür. Ve nihayetinde alınan fazlaca zehir, huzur içinde bir ölüm temin eder bu da. Hala çalışmaktadır kişi, zira iş eğlencelidir. Fakat dikkat edilir, eğlencenin kişiyi tüketmemesine. Artık kişi ne zenginleşir ne de züğürt kalır. Her ikisine de katlanmak güçtür. Kim hükmetmek ister ki artık? Kim artık itaat etmek ister? İkisine de katlanmak güçtür. Çobansız bir sürü! Herkes aynı şeyi ister, herkes birdir: kendini farklı hisseden, gönüllüdür tımarhaneye. “Bir zamanlar dünyanın tamamı çılgındı.” -deyip en kurnazları, göz kırparlar.İnsan zekidir ve olup biten her şeyi bilir: bu nedenle iğnelemelerinin sonu yoktur. İnsanlar hır gür halindedir hala, ancak çabuk barışırlar- aksi takdirde mideleri bozulur.İnsanın, gündüz için ayrı, gece için ayrı, küçük şekerlemeleri vardır: yine de değer verirler sağlığa. “Saadeti biz keşfettik”- derler son insanlar ve göz kırparlar…
*Ah!..En yüksek umutlarını kaybeden soylular tanıdım ben.Şimdi kara çalmaktalar tüm yüksek umutlarına. Artık küstahça yaşıyorlar,anlık hazlar içinde , ve ertesi güne dair hedefleri yok neredeyse…”Ruh , şehvettir!” …. böyle derlerdi.Bu sırada kırıldı ruhların kanatları ; şimdi yerlerde sürünüyor ruhları ve kirletiyor kemirdiği her şeyi.. Bir zamanlar kahraman olmayı düşünüyorlardı…şehvet düşkünüler şimdi.Kahraman , artık onlar için bir kasvet ve dehşet!Fakat sevgim ve umudumla sana yemin ederim : terk edip gitme ruhundaki kahramanı!Kutlu tut en yüksek umutları!
*Az bilen ve az düşünen çok konuşur.
*Akıl hastanesini ziyaret etmek, inancın ne kadar boş birşey olduğunu gösterir.
*Acı çeken dostuna dinlenmesi için yer göster ama dikkat et yatak sert olsun.
*Barış zamanında savaşçı kendine çatar.!
*Başarının sonu yalnızlıktır.
*Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin 3 parmağının seni gösterdiğini unutma.!
*Benim hayalimdeki aşk, iki insanın birbirini sahiplenme duygusundan çok daha öte bir şey.
*Başkaları yararına çok şey yapıldığı için dünya mükemmel değildir.
*Beni öldürmeyen herşey beni güçlendirir.
*Bu dâhil bütün genellemeler yanlıştır.
*Babanın gizlediği şey, oğulda açığa çıkar.
*Biz arzulanana değil arzulamanın kendisine âşığızdır.
*Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az ..
*Bütün hedefler yokedilmiştir.Değer biçmeler birbirlerine karşı cephe almışlardır.
*Bence hayatın kendisi gelişme içgüdüsü , idame içgüdüsü , güçlerin biriktirlmesi içgüdüsüdür : Güce yönelmenin olmadığı yerde çöküş vardır.İddaam şudur ki,insanlığın yüce değerlerinde işte bu yöntem esiktir ; en kutsal isimler altında hüküm süren değerler , çöküş değerleri , nihilist değerlerdir.
*Bizi farklı kılan şey , tarihte , doğada veya doğanın arkasında hiçbir Tanrı’yı tanımamamız değildir. Bizi farklı kılan , Tanrı diye hürmet edileni Tanrı’ya benzer bulmamamızdır.
*Biz , tekrar ahlaktan arıtılmış olan dünyada yaşamaya cesaret eden az ve çok sayıdakiler ; Biz putperestler! İnanca göre ; Olasıdır ki biz , pagan inancın ne olduğunu ilk kavrayanlarız. İnsanın kendisi için daha yüksek varlıklar tasarlaması , lakin O’nu iyinin ve kötünün öte yanında görmesi sözkonusudur.Her yüksek olmanın , ahlaksız olarak takdir etmek mecburiyetinde kalınması sözkonusudur.Biz , “Olimpus”a inanırız! Çarmıha gerilene değil!
*Bir genci bozmanın en iyi yolu, ona aynı düşüneni farklı düşünenden daha çok saymayı öğretmek.
*Bu dünya başlangıcı ve sonu olmayan güçten bir canavardır.Büyüklüğün , güç büyüklüğünün çelikten sabit bir toplamıdır.O , ne daha büyür ne de daha küçülür.Kendini tüketmez.Tersine sadece değişir ama bütün olarak değişmez derecede büyüktür.
*Bakın! Size “Üstinsan”ı öğretiyorum.Üstinsan yeryüzünün anlamıdır. İsteminiz desin ki ; Üstinsan yeryüzünün anlamı olacaktır!
*Ben nerede canlı bir varlık buyduysam , orada kudrete yönelik iradeyi gördüm.Hizmet edenin iradesinde bile efendi olabilme iradesini gözlemledim.
*Büyük kozmik söylem: “Ben vahşetim, ben kurnazlığım”. Bir hatanın ve tüm acının sorumluluğunu üstlenme korkusuyla alay etmek (yaratıcının alayı). —Hiçbir zaman olunmadığı kadar acımasız olmak, vs. -kendi yapıtından tatmin olmanın en üst biçimi; bu biçimi, bıkmadan usanmadan yeniden inşa etmek için parçalar. Ölüm, acı ve yok olma üzerinde yeni bir zafer.
*Bundan sonraki yıllarda yapacağım iş iyiden iyiye belirlenmişti. Olumlayıcı kesimini bitirmiştim işimin. Sözle, eylemle hayır diyen bölümüne gelmişti sıra. Bunlar da şimdiye değin sürüp gelen değerlerin yenilenmesi, büyük savaş, son karar gününün belirlenmesiydi. Bu arada, bir de yavaş yavaş çevreme bakıyor, kendime yakın gördüklerimi, güçlerine dayanarak bu yok etme işinde bana yardımı dokunabilecekleri arıyordum. İşte o günden beri, yazılarımın her biri bir oltadır: Kim bilir belki de olta atmakta herkesten ustayımdır? Oltama hiç bir şey takılmamışsa suç benim değil artık. Balık yokmuş…
*Bugüne değin iyi ve kötü üzerine en berbat düşünceler ortaya kondu. Bu, her zaman çok tehlikeli bir şey oldu. Vicdan, iyi bir şöhret, cehennem; durumuna göre polisin bizzat kendisi önyargısızlığa izin vermiyordu ve vermiyor. İşte günümüz ahlakı üzerine, her otorite karşısında alınan tavırda olduğu gibi, düşünmemek, pek de konuşmamak gerekiyor. Burada itaat edilir! Dünya var olduğundan bu yana hiçbir otorite kendisinin eleştiri konusu yapılmasına istekli görünmemiştir. Hele ahlakı eleştirmek, ahlakı bir sorun, sorunlu bir şey olarak ele almak: Nasıl olur? Bu ahlak dışı değil miydi -şimdi değil mi?- Ama ahlak, kendisinden eleştiren elleri ve işkence aletlerini uzak tutmak için sadece her türlü korku aracına hükmetmekle kalmaz: Onun güvencesi, kullanmasını çok iyi bildiği bir tür göz boyama sanatında yatar, -nasıl “coşturacağını” bilir. Sık sık, tek bir bakışla eleştirici iradeyi felç etmeyi, hatta kendi tarafına çekmeyi başarır. Onun kendine karşı tavır almasını başardığı durumlar da var: Bunun sonucunda irade, tıpkı bir akrep gibi kendini sokar. Ahlak, ta başlangıçtan veri ikna etme sanatındaki bütün şeytanlıkları bilir. Bugün bile onun yardımına başvurmayan hiçbir konuşmacı yoktur.
*Bir şeyde ilk olmak isteyene iyi denir.Ama bir başkasından önde olmak istemeyene de iyi denir.
*Benim anlatacaklarım , önümüzdeki iki yüzyılın tarihidir.Ben neyin geleceğini ,neyin olacağını anlatacağım , “Nihilizmin Yükselişini”..Bu tarih şimdiden anlatılabilir , çünkü zorunluluğun kendisi burada harekete geçmiştir.
*Benim dionizik / dionysian kavramım burada ulu bir fiil oldu.Bununla karşılaştığında bütün diğer insani faaliyetler çok zavallı ve göreli kalır.Bir Goethe , bir Shakespeare , bu muazzam ihtiras ve yükseklikte bir saniye bile nefes alamaz ve Dante , Zerdüşt’le kıyaslandığında basit bir mü’mindir…
*Cins olarak insan her hangi başka bir hayvanla karşılaştırıldığında , bir ilerleme kaydetmez .Bütün hayvanlar ve bitkiler dünyası , alçak olandan daha yüksek olana gelişmez.Hepsi aynı zamanda ,birbirinin üzerinde ,birbirinin içinden ve birbirine karşı gelişirler.En zengin ve en karmaşık biçimler-çünkü daha yüksek tip sözcüğü daha çoğunu ifade etmez daha kolay mahvolurlar.Sadece en alttakiler,en aşağıdakiler görünüşte bir ölümsüzlüğü idame ederler.
*Despotlar., havanın ahlaklı olduğu bölgeleri severler. (Tan Kızıllığı, Madde 320)
*Dostuna yatacak yer göster ama dikkat et yatak sert olsun!
*Doğrular ve yanlışlar yoktur, sadece yorumlar vardır.
*Dünyada hiçbir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratmaz.
*Doğrunun kayıtsız şartsız dostuna iyi denilir.Ama saygınlığın insanına nesnelerin nurlandırıcısına da iyi denilir.
*Daha güçlü olana daha zayıf olanın hizmet etmesi ; bunun için onu iradesi ikna ederki zayıf olan üzerine hükmetsin.Sadece bu o zevkten vazgeçemez.Nasıl daha küçük olan daha büyük olana kendisini verirse , en küçük olandan zevk ve güç alması için , tıpkı bunun gibi en büyük olan da kendini kudret uğruna verir , hayatını bunun için kullanır. Bu , en büyük olanın kendini teslim etmesi , vermesi , onun riziko ve tehlikelerle ölüm için zar atmasıdır.
*Düşününki varoluşun ebedi kum saati defalarca tersine , bir daha tersine çevrilip duruyor.Her seferinde siz de , ben de , içindeki her zerrede sürekli tersine çevriliyoruz … Zaman ezeli ;zaman sonsuza dek uzanıyorsa , olabilecek her şey , zaten daha önce olmuş değilmidir?Şuanda geçen her şey daha önce de aynı şekilde geçmiş değilmidir?…Zamanın hep varolduğunu , sonsuza dek geriye uzandığını düşünün..Böyle sonsuz bir zamanda , dünyayı oluşturan bütün olayların yeniden bir araya gelişleri,sonsuz kereler kendilerini yinelemeleri demek olmuyor mu?
*Dionizik kelimesinin manası şudur : Birliğe itilim duygusu ,kişiliğin, günlük olanın, toplumun ötesine, geçicilik uçurumunun ötesine uzanmak: Karanlık, daha dolu, daha değişken hallere doğru, ihtiraslı, acılı dolup taşma; hayatın topyekün karakteri olan, hep aynı kalan, aynı derecede güçlü, haz dolu olanın vecd ile onanması, hayatın en korkunç ve şüpheli niteliklerini kutsayıp iyi gören, neşe ve elemin, panteistce birlikte kabülü; çoğalmaya, verimliliğe, tekerrüre, ebedi istem; yaratmanın ve yoketmenin zorunlu birliği duygusu.
*Dünya bana bir Tanrı`nın buluşu ve rüyasıymış gibi görünüyor. Dünya canı sıkılmış bir Tanrı`nın gözleri önündeki boyalı buharlara benziyor. İyi ve Kötü, mutluluk ve acı ve sen ve ben, benim için bir yaratıcının gözlerinin önündeki boyalı buharlardır. Yaratıcı gözlerini kendi üstünden çekmek istiyordu ve dünyayı yarattı. Acı çeken birisi için gözlerini kendi acısından başka bir yere çevirebilmek baş döndürücü bir mutluluktur.
*Daima daha temiz, daima daha uzak olarak düşünülen bir tanrı ile daima daha günahkâr insan arasındaki ayrılığın yarattığı gerginlik, insanlığa zorla kabul ettirilen en büyük kuvvet sınavlarından biridir. Günahkârlar için Tanrı sevgisi bir mucizedir. Yunanlılar tanrısal bilgi ile insan bilgisizliği arasında niçin böyle bir gerginlikle karşılaşmadılar? Bu iki uçurumu birleştiren köprüler, var olmayan yeni yaratıklar olsalar gerek (Melekler mi? Vahiy mi? Tanrı`nın Oğlu mu?)
*Damların üstünde yükselen kuleleri görmek için , şehri terk etmen gerekir.
*Deneme ve sorgulama olmuştur tüm yolculuklarım.
*Egoizm asil bir ruhun temelidir.
*Ebedi gerçeklik olmadığı gibi, mutlak doğru da yoktur.
*En insani davranış, bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir.
*En gizliler!, en güçlüler!, en korkusuzlar!, en yarıgecemsiler!, bir ışık istermisiniz? Bu dünya kudrete yönelik iradedir. Bunun dışında hiçbir şey değildir. Bizzat sizde kudrete yönelik iradesiniz. Bunun dışında hiçbir şey değilsiniz!
*Ey büyük yıldız!Aydınlattıkların olmasaydı nice olurdu mutluluğun.
*Fatihler şansa inanmaz.
*Fırtınayı getiren en derin ve yumuşak sözlerdir.
*Felsefe, yaratmanın anlamını kavramaya çalışan bir akımdır.
*Felsefeyi tehlikeli hale getireceğiz, felsefi bilgiyi değiştireceğiz, yaşam için bir tehlikeli olan bir felsefeyi öğreteceğiz: Yaşama bundan daha iyi nasıl hizmet edebiliriz? Bir fikir insanlığa ne kadar pahalıya mal olursa, o kadar değerlidir. “Tanrı”, “Vatan”, “Özgürlük”; fikirleri için kendini kurban etmekten çekinmiyorsa, tüm tarih bu tür kurban etmeleri çevreleyen dumandan ibaretse, “Tanrı”, “Vatan”, “Özgürlük”; gibi bu popüler kavramlar karşısında “felsefe” kavramının üstünlüğü, felsefenin onlardan daha pahalıya mal olması, onlarınkinden daha büyük kıyımları gerektirmesi dışında nasıl kanıtlanabilir?
*Gerçeğin düşmanı tabular ve inançlardır.DÜŞÜNÜN..
*Gelenek nedir? Bize yararlı olan şeyleri emrettiğinden dolayı değil, bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir. (Tan Kızıllığı, Madde 9)
*Geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler.
*Gerçek erdem, yalnızca aristokrat azınlık içindir! Herkes için geçerli bir ahlak, gülünç bir fikirdir.
*Gerçek ve büyük başarılar mutlulukla tanışamaz.
*Her şeyi bilen ve her şeye kadir olan bir tanrı ve amacının yaratıkları tarafından anlaşılmamasına çalışan bir tanrı… iyiliklerin tanrısı olabilir mi? Sanki insanlığın selameti için sakıncası yokmuş gibi, sayısız şüpheyi ve tereddüdü binlerce yıl boyunca yaşatıp sürdüren tanrı, buna karşın gerçekte yanılmanın korkunç sonuçlarını belirsiz bir şekilde vaat etmiyor mu? O, insanlığın nasıl da hakikat uğruna acı çektiğini, hakikate sahip olsa da iyice görebilseydi, gaddar bir tanrı olmaz mıydı? — Ama belki yine de bir iyilikler tanrısıdır… ve sadece kendini daha açık ifade edemiyor! (Tan Kızıllığı, Madde 91)
*Hayat; kendisini alt edenindir.
*Hayvanları ahlaksal yaratıklar olarak görmeyiz. Ama siz hayvanların bizi ahlaksal yaratıklar olarak gördüklerini mi sanıyorsunuz? — Konuşabilen bir hayvan şöyle demiş: “İnsancıllık, en azından biz hayvanların acısını çekmediği bir önyargıdır.” (Tan Kızıllığı, Madde 333)
*Hayat bir neşe pınarıdır.Lakin ayak takımıda içince tüm pınarlar zehirlenir,bozulur.Ben temiz şeyleriseverim , fakat sırıtkan suratları ve pislerin susuzluklarını görmeyi asla istemem…Onlar kutsal suyumuzu şehvetleriyle zehirlediler.Pis hayallerine zevk diyip , dilide zehirlediler…
*Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır.
*Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiç bir zaman cesaret etmediğin için ulaşmayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.
*Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam :”bu köprüyü geçip bana gelir misin?” İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın…
*Issız ve yorucu dorukları sevenlerin kanatları olmalıdır!
*İnsanın kendisi, onun en büyük hatasıydı: kendisine bir rakip yaratmıştı; bilim, insanı Tanrısallaştırır- insan bilimselleşince rahiplerin ve tanrıların işi biter!-
*İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o,gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır.
*İçine koyacak bir şeyiniz varsa, bir günün bin cebi vardır.
*İnsan da ağaca benzer, ne kadar yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o kadar yaman kök salar yere, aşağılara, karanlıklara, derinliğe, kötülüğe.
*İnsanın ve insanlığın tarihi bilinmez olarak seyreder.Ama ideal hayaller ve onların tarihi , bize gelişmenin kendi gibi görünmektedir.
*İnsan öyle bir iptir ki hayvanla insanüstü arasına gerilmiştir.Uçurum üstünde bir ip.
*İnsanlığın içinde müthiş bir güç , kendini deşarj etmek , yaratmak istemektedir.
*İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir.
*İnsana göre maymun nedir? Gülünecek bir şey ya da acı bir utanç…İşte üstinsana göre de insan aynen böyle olacak ; Gülünecek bir şey ya da acı bir utanç!
*İradenin tatmini değilidir zevkin sebebi..Tersine irade ileriye gitmek ister ve kendine engel olan her şeyin üstesinden gelmeye çalışır.Zevk hissi düpedüz iradenin tatminsizliğinden ortaya çıkar.Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır.
*İyi olan nedir?
-Kudret hissini , kudret iradesini , insanın içindeki kudreti yükselten her şey!
Kötü olan nedir?
-Zaaftan çıkan her şey!
*İnsandaki güçlü ve ulu olan her şey insanüstü ve dışsal olarak düşünüldü.İnsan kendini çok küçümsedi.Kendindeki iki yanı birbirinden ayrı iki alana böldü insan ; Değersiz ve güçsüz yanı ile güçlü ve şaşırtıcı yanını..İlkine insan dedi , ikincisine ise Tanrı!
*İyi huylu insana,mücadeleden kaçana iyi denir.Ama savaşçı olana da ve zaferi tutkuyla isteyene de iyi denir.
*İnsanların bir şeyleri var ki ,gurur duyuyorlar onunla.Ne diyorlardı , onları gururlandıran şeyin adına ? Eğitim diyorlar ; kendilerini keçi çobanlarından ayırt eden şeymiş bu!
*İradenin temini değildir zevkin sebebi.Tersine irade ileriye gitmek ister ve o engel olan her şeyin üstesinden gelmeye çalışır.Zevk hissi , düpedüz iradenin taminsizliğinden kaynaklanır. Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır.
*İsa`nın Yaptığı Yanlış. — Hıristiyanlığın kurucusu, insanlara günahları kadar hiçbir şeyin acı çektirmediğini düşünüyordu. Yanlışı bu oldu: Kendini günahsız hisseden, bu noktada deneyimi eksik olan bir kimsenin yanlışı! Nitekim ruhu da olağanüstü ve hayalci bir merhametle doldu, bir kötülüğe doğru yöneldi. Fakat günahı icat etmiş olan kendi ümmeti, böylesi bir hâlden pek seyrek olarak büyük bir kötülüğe uğramışçasına acı çekiyordu. Ne var ki, Hıristiyanlar efendilerine hemen hak verme konusunda anlaştılar ve onun yaptığı yanlışı bir gerçek hâline sokarak kutsallaştırdılar.
*Kadınla buluşmaya gittiğinde yanına kırbacını almayı unutma Gücünü göster.(Kadın yaradılış olarak güçlüden hoşlanır)
*Kılavuz öğrencisine bütün izleri göstermeli ama gideceği yolu seçmemelidir.
*Kimse öfkeli insan kadar çok yalan söyleyemez. (İyinin ve Kötünün Ötesinde, m. 26)
*Kutsal olan gerçekler değil kişinin kendi gerçeği için çıktığı arayıştır.Neysen o ol.
*Kaybetmeyi göze alamayacak kadar az dostum var.
*Kopyalar – Hiç de seyrek olmayan ölçüde, önemli insanların kopyalarıyla karşılaşırız ve yağlıboya tablolarda olduğu gibi, burada da çoğu insan orijinallerden değil kopyalardan daha çok haz almaktadır.
*Kendi savaşınızı açmalısınız, kendi düşüncelerinizin uğruna. Düşünceleriniz yenilse bile, dürüstlüğünüz zafer çığlıkları atmalıdır bunun için
*Kendi kendine inanmayan her zaman yalan söyler.
*Kimine göre yalnızlık,hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçıştır
*Kendine karşı cebir kullanmayana iyi denilir.Ama nefsini yenen kahramana da iyi denilir.
*Kibar ve soylu olana iyi denir.Ama kimseyi horgörmeyene ve kimseye yukarıdan bakmayana da iyi denir.
*Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür.
*Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır.
*Keyif ve keyifsizliğin birbirinden asla ayrılmaz şeyler olduğunu düşünelim, öyle ki insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse ötekinin de ancak o kadarına sahip olacak. Seçim sizin:1.mümkün olduğu kadar az keyifsizlik, kısacası acısız bir yaşam mı, yoksa o ana kadar hiç tadılmamış zevkleri tatmanın, keyifleri yaşamanın bedelini ödemeyi göze alarak mümkün olduğu kadar çok keyifsizlik mi? Eğer ilk seçeneği yeğler ve acılarınızı azaltmayı, hatta yok etmeyi isterseniz, o zaman zevk alma kapasiteniz de azalacak, hatta yok olacak.
*“Kötü”, insanoğlunun ilk zamanlarındaki bütün durumlarında “bireysel” , “bağımsız” , “keyfi” , “alışılmamış” , “ öngörülmemiş” , “hesaplanamaz” anlamlarına gelir. (Tan Kızıllığı, Madde 9)
*Merhameti öldürün.
*Müziksiz hayat hatadır.
*Mutluluk hedef değildir.Tersine kudret duygusu hedeftir.İnsanın ve insanlığın içinde müthiş bir güç kendini deşarj etmek , yaratmak istemektedir.O, hiçbir zaman mutluluk hedefi olmayan patlamaların kesintisiz zinciridir.
*Mantıksal bir çıkarsamayla , ama sezginin anında oluşan keskinliğiyle ,sanatın sürekli gelişiminin Apolloncu ve Dionysoscu bir ikiliğe bağlı olduğunu anladığımızda estetik bilimi için çok şey yapmış oluruz : Yaradılışın , bazen araya giren uzlaşmalara rağmen sürekli çatışan cinsiyet ikiliğine bağlı olması gibi…
*Nerede yaşayan bir yaratık gördümse, orada güçlü olmak isteğine rastladım.
*Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatcısıdır.
*Nihilizmin anlamı nedir? En üst değerlerin değersizleşmesi. Hedef yok : ‘Niçin’e yanıt verilebilinmiş değil.Ya da verilen yanıtlar yetersiz kalmıştır. Kime göre çünkülerin doğru olduğunu kim bilebilir ki…
*O… Herşey belirlenmiş bir noktadan sonra O’na yönelir. Fakat kimi farkeder bu yönelimi, kimi ise halen farkında değildir nereden gelip nereye gittiğinin…
*Öyle kolay bir sanat değildir uyumak. Onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.
*Öldürmeyen acı beni güçlendirir. İngilizcesi (what doesn’t kill me makes me stronger)
*Pek çok insan bir zamanlar girdikleri yol hakkında inatçıdır, amaçları hakkında inatçı olanlar ise çok azdır.
*Pazaryerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey. Hep pazaryerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan. Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Yalnızlığına kaç! Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öçlerinden kaç! Onlar sana karşı öçten başka bir şey değildirler. Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki…
*Papalığın … hiçbir zaman Hristiyan siyasetini uygulayacak bir durumu olmadı ; dini reformcular siyasetle uğraştıkları zaman , örneğin Luther gibi , bunların herhangi bir ahlakdışı (immoralist) veya tiran gibi Machiavellici oldukları görülür.
*Ruh peşinde koşan birinin ruhu yoktur.
*Size düşen ödev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemim yollarını aramak değil.Kendinden hoşlanmayan pek çok insan gördüm; bunlar önce başkalarını kendileri hakkında iyi düşünmelerini sağlarlar.Bunu başarınca da bu sefer kendileri de kendileri hakkında iyi düşünmeye başlarlar.Ama bu sahte bir çözümdür; bu başkalarının otoritesinin altına girmeyi kabullenmektir…
Seyirciler bulanık suda balık tutan ile derinden su çekeni kolayca karıştırıyor.
*Sadece cevaplarını bulabileceğimiz soruları duyarız.
*Sizin kökeniniz , nereden geldiğiniz değildir.Bundan sonra onurunuzu oluşturan , tersine nereye gittiğinizdir.
*Sahip olmak ve daha çoğuna sahip olmayı istemek ,tek kelimeyle büyümektir. Bu hayatın kendisidir.
*Sosyalizm ; sona erdiği düşünülen en cüz’ilerin ve budalaların , yani yüzeysel insanların bir baskısı ve kıskançların , dörtte üç sahte oyuncuların , gerçekte “modern ideleri”nin mantıksal bir sonucudur.Onların , gizli anarşizmlerinin doğurduğu bir durumdur…
*Sosyalistlerin üslubu, umudları ve hayalleri, zararsız koyun mutluluğunun bir ifadesidir.
*Sosyalizm öğretisinde, hayatın çok kötü bir şekilde olumsuzlanması, kötü bir şekilde gizlidir. Böyle bir düşünceyi nihai olarak düşünenler, kusurlu doğmuş insanlar ya da ırklar olmalıdır.
*Sosyalistler, anarşistler, nihilistler varlıklarını başka birini suçlayabilecekleri bir şeyde buldukları nispette , Hristiyanlığa yakındırlar. Zira, Hristiyan da kendi hastalığından, marazlı bünyesinden birini sorumlu tutarak buna daha iyi tahammül edeceğine inanır. İntikam ve kin içgüdüsü her iki durumda da tahammül vesilesi, varlığı koruma içgüdüsü olarak görünüyor.
*Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh…
*Sanırım en yüce insanın ruhundan bazı şeyleri tahmin edebildim.O insanı -üstinsan- çözen kimse belkide mahvolacak.Ama yine de onu gören, onun mümkün olmasına yardım etmelidir.
*Sürü hayvanının zayıflığının ürettiği ahlak, decadent-in ürettiği ahlaka çok benzer. Bunlar birbirini anlar ve bir ittifak oluştururlar. Büyük decadent dinler, her zaman sürünün desteğine güvenir-. Kendi başınayken sürü insanında hiçbir hastalık yoktur. Hatta çok değerlidir.Ama yönetilmeye ihtiyaç duyduklarından dolayı, bir çobana gereksinimleri vardır. Papazlar bunu bilir.
*Şimdiye kadar üstinsan dünyaya hiç gelmedi. En büyük ve en küçük insanı çırılçıplak gördüm. Hala birbirlerine pek fazla benziyorlar. Hakikaten, en büyüklerini bile hala pek insanca buldum.
*Şövalyece / Aristokratik değer yargıları güçlü bir fiziği, serpilen, dopldolu bir sağlığı gerektirir. Bunları koruyup devam ettirebilmek için de savaşı, macerayı, avcılığı, dansı, harp oyunlarını, yani genel olarak dinç, özgür, neşe dolu faaliyetler gerektirir.
*Tanrı öldü: insana acımasından öldü tanrı. (Böyle Buyurdu Zerdüşt, Merhamet Edenler Hakkında)
*Tanrı yok, o olsaydı onun ben olmadığıma inanamazdım.
*Tüm yazılanlar arasında en çok bir kişinin kendi kanıyla yazdığı şeyi severim. Kanla yaz ve göreceksin ki, kan tindir… Etrafımda cinler olsun istiyorum, çünkü ben cesurum. Hayaletleri kaçıran cesaret, kendisine cinler yaratır. —cesaret gülmek ister. Artık hislerinizi paylaşmıyorum; altımda gördüğüm şu bulut, güldüğüm şu karaltı ve ağırlık -işte budur sizin yağmur bulutunuz. Yükselmeyi arzuladığınızda yukarı bakarsınız siz. Ve ben aşağı bakarım, çünkü yükseltilmiş biriyim ben. Aranızdan hanginiz aynı anda hem gülebilir, hem yükseltilmiş olabilir? En yüksek dağa çıkan, tüm matem oyunlarına, tüm matem ciddiyetlerine güler. Cesur, tasasız, alaycı ve şiddet uygular -işte böyle istiyor bizleri bilgelik: O bir kadındır ve daima savaşçıyı sever ancak.
*Türler gittikçe daha çok yetkinleşmezler ; güçsüz her seferinde güçlüye egemen olur. Çünkü çoğunluktadır ve daha akıllıdır.
*Tanrı kavramından en yüksek iyiliği uzaklaştıralım- O , bir Tanrı’ya layık olmayandır. Biz bu kavramdan en yüksek bilgeliği de uzaklaştıralım-Bu , Tanrı kavramından , Tanrı’dan bir bilgelik ucubesinin ürünü olan bu akıllılığa sebep olarak filozofların kendini beğenmişliğidir. O , onlara mümkün mertebe eşit görünmelidir. Hayır! Tanrı , en yüksek kudrettir.Bu yeter! O’ndan her şey ortaya çıkar,O’ndan dünya ortaya çıkar.
*Tipik dindar bir insanın decadence nin bir şekli olup olmadığını belirlemek için ( bütün yenilikçiler kasvetli ve saralıdır) iki tip ; Dionysos ve Çarmıha gerilen ; ama biz burda bir başka tür dindar insanı ihmal etmiyormuyuz? Yani paganı..Pagan mezhebi , hayata şükretme ve onu tasdikin bir şekli değil mi? Bunun en yüksek temsilsici hayatın savunulması ve tasdiki değil mi? Sağlam yaratılmış tür ve vecd ile taşan ruh! Bu ruh türü ki , varoluşun tezatlı ve şüpheli vechelerini kendine alıp kurtarır.İşte burada yunanlıların Dionysos’u nu ortaya koyuyorum : Hayatın dindarca tasdiki…Çarmıha gerilene karşı Dionysos’u!
*Tüm yazılmışların içinde en çok kanla yazılanı severim.Kanla yaz, göreceksin ki kan, tindir.
*Uçurumları sevenin kanatları olmalı.
*Umut sadece eziyetin süresini artırır.
*Uçmayı öğretemediğinize düşmesini öğretin.
*Uçuruma gözlerinizi dikip baktığınızda, uçurum da sizin içinize bakmaya başlar.
*Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır.
*Varlık, sonsuz bir yaradır.
*Yaratıcılık ve keşif acıda ve yalnızlıkta saklıdır.
*Yiğitlik ; en büyük korkunun ve en büyük ümidinin üstüne üstüne gitmektir.
*Yüksek sesle konuşanlar ince konuları düşünemez.
*Yine de en çok çiy damlası, en sessiz gecede düşer, bilirim.
*Yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünürüz.
*Yükselmek için yalnız kendi gücünüzü kullanın, başkasının sizi yükseltmesine fırsat vermeyin.
*Yüreğinin sesine kulak verene iyi denilir.Ama sadece yükümüne kulak verene de iyi denilir.
*Yumuşak ve barışçıl olana iyi denilir.Ama nefsini yenen kahramana da iyi denilir.
*Yüksek kültür dediğimiz şey , barbarlığın-gaddarlığın ruhsallaştırılmasına ve yoğunlaştırılmasına dayanır.Benim önermem şudur : “vahşi hayvan hiçbir zaman dinlenmeye çekilmemiştir. , o hala yaşamaktadır , büyümektedir , o sadece Tanrı’laşmıştır.
*Yoldaşlar arar yaratıcı ve hasat arkadaşları: Çünkü ona göre her şey olgun hasat için. Ama yüz orağı yok onun: Bu yüzden yolar başakları öfkeli öfkeli. Yoldaşlar arar yaratıcı, oraklarını bilemesini bilen yoldaşlar. Yıkıcılar denecek onlara, iyi ile kötüyü hor görenler denecek. Hasatçılar ve şenlik edenler onlar hâlbuki. Kendi gibi yaratıcılar arıyor Zerdüşt, hasat arkadaşları ve şenlik arkadaşları arıyor: Sürülerle, çobanlarla, cesetlerle işi ne Zerdüştün! Ve sen benim ilk yoldaşım, hoşça kal! Ağacının kovuğuna güzelce gömdüm seni, güzelce sakladım seni kurtlardan. Ama veda ediyorum şimdi sana, zira vakit erişti. Bir seherle öbür seher arası yeni bir gerçek ayan oldu bana.
*Zavallı İnsanlık! — Beyindeki kanın bir damla fazla ya da az olması, yaşamımızı tarif edilemeyecek kadar perişan ve zor hale sokabilir. Öyle ki, Prometheus`un akbabadan çektiği acıdan daha fazlasını bu bir damla kandan çekeriz. Ama insan nedenin damla olduğunu bile bilmeyip, “şeytan!” ya da “günah!” diye düşünürse, en korkunç durum işte o zaman ortaya çıkar.
*Zorla alabileceğin bir hakkın, sana verilmesine izin verme.

Kaynak : narteks.net

Friedrich Nietzsche’nin Hayatı

Friedrich Wilhelm Nietzsche (/ˈnə/ Almanca: [ˈfʁiːdʁɪç ˈvɪlhɛlm ˈniːt͡sʃə]; 15 Ekim 1844 – 25 Ağustos 1900) Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci. Din, ahlak, modern kültür, felsefe ve bilim üzerine metafor, ironi ve aforizma dolu bir üslupla eleştirel yazılar yazmıştır. Nietzsche’nin kilit fikirlerini Apollon-Dionysos ikiliği, perspektivizm, Güç İstenci, “Tanrının ölümü”, Üstinsan ve bengi dönüş oluşturur. Felsefesinin merkezini oluşturan şey, kişinin coşkun enerjisini sömüren her türlü öğretinin, toplumsal olarak ne kadar geçerli olursa olsun sorgulanarak “hayatın evetlenmesi”dir. Hakikatin değeri ve nesnelliği üzerine yürüttüğü kökten sorgulaması, geniş çaplı yorumların odağını oluşturur ve etkisi özellikle kıta felsefesi geleneğinde varoluşçuluk, postmodernizm ve postyapısalcılık da dahil olmak üzere devam etmektedir.

Nietzsche kariyerine felsefeye dönmeden önce klasik filolog (Yunan ve Roma metin eleştirmeni) olarak başladı. 1869 yılında yirmi dört yaşındayken, Basel Üniversitesindeklasik filoloji kürsüsüne, bu yeri alan en genç kişi olarak atandı. 1879 yazında, hayatının büyük bölümünde kendisine dert olacak olan sağlık sorunları yüzünden istifa etti. 1889’da kırk dört yaşında zihinsel yetilerinin tamamının yitimiyle sonuçlanan bir çöküş yaşadı. Çöküşü sonraları, üçüncü devre sifilis hastalığının neden olduğu nadir görülen bir genelpareziye yoruldu, fakat bu teşhiste soru işaretleri vardı. Nietzsche kalan yıllarını annesinin 1897’de ölümüne kadar annesinin, 1900’de kendi ölümüne kadar kızkardeşi Elisabeth Förster-Nietzsche’nin bakımında geçirdi.

Bakıcısı olarak kızkardeşi, Nietzsche’nin el yazmalarının idareciliğini ve editörlüğünü üstlendi. Förster-Nietzsche, tanınmış bir Alman milliyetçisi ve antisemitist olan Bernhard Förster ile evliydi ve Nietzsche’nin yayımlanmamış yazılarını, kocasının ideolojisine uyarlamak üzere, Nietzsche’nin belirttiği, antisemitizm ile milliyetçiliğe sert ve bariz biçimde karşı çıktığı görüşlerine genellikle ters düşecek biçimde yeniden düzenledi. Förster-Nietzsche’nin yaptığı değişiklikler nedeniyle Nietzsche’nin adı, sonraları yirminci yüzyıl bilim insanları Nietzsche’nin fikirlerinin yanlış yorumlanmasına karşı harekete geçmiş olsalar da,Alman militarizmi ve Nazizm ile birlikte anılır olmuştur.

Yaşamı

1844–1869: Gençlik yılları : 

Küçük bir kasaba olan Prusya Krallığında Saksonya eyaletinde Leipzig yakınlarındaki Röcken’in küçük bir kasabasında büyümüştür. Adını, Nietzsche’nin doğum gününde kırk dokuz yaşına giren Prusya KralıIV. Frederick William’dan aldı (Nietzsche daha sonra ikinci adı olan “Wilhelm”i atmıştır). Nietzsche’nin ebeveynleri Lutherci bir papaz ve eski öğretmen olan Carl Ludwig Nietzsche (1813–49) ile Franziska Oehler (1826–97), oğullarının doğumundan önceki yıl olan 1843’te evlenmişlerdi. İki çocukları daha vardı: 1846 doğumlu bir kız, Elisabeth Förster-Nietzsche ve ikinci oğulları, 1848 doğumlu Ludwig Joseph. Nietzsche’nin babası 1849’da bir beyin hastalığından öldü; bir sonraki yıl da erkek kardeşi Ludwig Joseph iki yaşında öldü. Bunlar üzerine ailecek, Nietzsche’nin anneannesi ve iki bekar halası ile yaşayacakları Naumburg’a taşındı. Nietzsche’nin anneannesinin 1856’da ölümünden sonra aile, şimdimüze ve Nietzsche çalışma merkezi olan kendi evlerine taşındı.

Nietzsche bir erkek okuluna, ardından da son derece saygın ailelerden olan Gustav Krug, Rudolf Wagner ve Wilhelm Pinder ile arkadaş olduğu özel okula gitti.

1854’te Naumburg’ta Domgymnasium’a katıldı, ancak müzik ve dil alanında özel yetenekler gösterdiğinden uluslararası tanınmışlığa sahip Schulpforta onu öğrencisi olarak aldı. Oraya gidip 1858’den 1864’e kadar orada okudu ve Paul Deussen ile Carl von Gersdorff ile arkadaş oldu. Şiirler ve besteler üzerinde çalışmaya da zaman buldu. Schulpforta’da Nietzsche önemli bir dil altyapısı (Yunanca, Latince, İbranice ve Fransızca) edindi ve böylece önemli eserleri birinci kaynaktan okuma imkanı buldu; ayrıca ilk kez küçük bir kasabanın tutucu ortamındaki aile hayatından uzakta olmayı deneyimledi. 1864 martının dönem sonu notlarında Din ve Almanca 1; Yunanca ve Latince 2a; Fransızca, Tarih ve Fizik 2b ve İbranice ile Matematik “sönük” bir 3’tü.

Pforta’da, Nietzsche’nin uygunsuz sayılan konuların peşinden koşma tutkusu ve eğilimi edinmişti. O zamanlar neredeyse hiç bilinmeyen şair Friedrich Hölderlin’in eserleriyle tanıştı. Hölderlin’den “en sevdiğim şair” diye bahsediyordu ve bir denemesinde bu çılgın şairin “en yüce düşüncelliğe” farkındalık getirdiğini yazıyordu. Denemeyi gözden geçiren öğretmen ona iyi bir not verdi, ancak Nietzsche’nin gelecekte daha sağlıklı, daha duru ve daha “Alman” yazarlar üzerine eğilmesinin uygun olacağı yorumunu yaptı. Nietzsche ayrıca tuhaf, dinsiz ve genellikle sarhoş bir şair olan Ernst Ortlepp’i de tanıyordu; Ortlepp, genç Nietzsche ile tanıştıktan birkaç hafta sonra bir hendekte ölü bulundu ancak onun Nietzsche’yi Richard Wagner’in yazılı eserleriyle ve müziğiyle tanıştıran kişi olması olasıdır. Belki Ortlepp’in etkisiyle Nietzsche, Richter adında bir öğrenciyle birlikte okula sarhoş dönüp bir öğretmenle karşılaştı ve bu Nietzsche’nin sınıf birinciliğini kaybederek sınıf başkanlığının elinden alınmasıyla sonuçlandı.  Devamı için lütfen. TIKLAYINIZ

 

tarihte-bugun-ne-oldu24 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 83. (artık yıllarda 84.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 282 gün vardır.

Olaylar

  • 1394 – Timurlenk Şam’ı işgal etti.[kaynak belirtilmeli]
  • 1721 – Johann Sebastian Bach Brandenburg Markizi Christian Ludwig için yazdığı ve daha sonraları Brandenburg Konçertoları olarak adlandırılan 6konçertolarını sundu.
  • 1882 – Robert Koch, verem hastalığına neden olan bakteriyi (mycobacterium tuberculosis) keşfettiğini duyurdu. Bu buluşuyla 1905 yılında Tıp alanında Nobel ödülünü alacaktır.
  • 1923 – Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.
  • 1923 – Yunanistan’da cumhuriyet ilan edildi.
  • 1926 – Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM’de kabul edildi.
  • 1938 – Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona’ya, İngiltere’nin Southampton Limanı’nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran’da İstanbul’a getirilen Savarona,Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
  • 1976 – Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, kansız darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti’den oluşan cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
  • 1978 – Savcı Doğan Öz öldürüldü.
  • 1998 – Hindistan’da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
  • 1999 – NATO, Kosova’daki çatışmalar üzerine, Yugoslavya’ya karşı hava harekâtı başlattı. II. Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’daki en yoğun bombardıman olan Müttefik Gücü Harekatı, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasına neden oldu.
  • 2000 – Varan Turizm’e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
  • 2000 – Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 1963’teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
  • 2001 – Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)’ı piyasaya sürdü.
  • 2006 – İspanya’daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
  • 2007 – Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.
  • 2009 – Ergenekon davasında 21’i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, davanın bir ve iki numaralı sanıkları olarak geçiyor. Eruygur ve Tolon’un, 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması isteniyor.

Doğumlar

  • 1494 – Georgius Agricola, Alman bilimadamı, “Mineralojinin babası” (ö. 1555)
  • 1607 – Michiel de Ruyter, Hollandalı amiral (ö. 1676)
  • 1834 – William Morris, İngiliz şair, ressam (ö. 1896)
  • 1874 – Harry Houdini, ABD’li illüzyonist (ö. 1926)
  • 1879 – Neyzen Tevfik, Türk neyzen ve şair (ö. 1953)
  • 1884 – Peter Debye, Hollandalı fizikçi (ö. 1966)
  • 1886 – Edward Weston, ABD’li fotoğrafçı (ö. 1958)
  • 1887 – Roscoe Arbuckle, ABD’li komedyen (ö. 1933)
  • 1897 – Wilhelm Reich, Avusturyalı-Alman-ABD’li psikiyatrist ve psikanalist (ö. 1957)
  • 1903 – Adolf Butenandt, Alman biyokimyacı (ö. 1995)
  • 1909 – Clyde Barrow, ABD’li gang (ö. 1934)
  • 1911 – Joseph Barbera, ABD’li çizgi film yapımcısı, animatör, senarist (ö. 2006)
  • 1917 – John Kendrew, İngiliz biyokimyacı (ö. 1997)
  • 1921 – Vasili Smislov, Rus satranç oyuncusu
  • 1926 – Dario Fo, İtalyan yazar Nobel Edebiyat Ödülü sahibi
  • 1930 – Steve McQueen, ABD’li sinema oyuncusu (ö. 1980)
  • 1944 – Vojislav Koštunica, Sırbistan başbakanı
  • 1944 – Han Myeong-sook, Güney Kore başbakanı
  • 1947 – Meiko Kaji, Japon şarkıcı ve aktris
  • 1956 – Steve Ballmer, ABD’li işadamı
  • 1960 – Nena, Alman müzisyen
  • 1965 – The Undertaker, ABD’li güreşçi
  • 1970 – Lara Flynn Boyle, ABD’li aktris
  • 1972 – Christophe Dugarry, Fransız futbolcu
  • 1973 – Jim Parsons, Amerikalı televizyon dizisi ve sinema oyuncusu
  • 1974 – Alyson Hannigan, ABD’li oyuncu
  • 1976 – İnci Türkay, Türk dizi oyuncusu
  • 1977 – Jessica Chastain, ABD’li oyuncu
  • 1978 – Tomáš Ujfaluši, Çek futbolcu
  • 1984 – Chris Bosh, ABD’li basketbolcu
  • 1990 – Keisha Castle-Hughes, Yeni Zelandalı aktris

Ölümler

  • 809 – Harun Reşid, 5. Abbasi halifesi (d. 763)
  • 1455 – V. Nicholaus, papa (d. 1397)
  • 1603 – I. Elizabeth, İngiltere kraliçesi (d. 1533)
  • 1794 – Jacques-René Hébert, Fransız gazeteci ve siyasetçi (d. 1757)
  • 1869 – Antoine-Henri Jomini, Fransız asker (d. 1779)
  • 1882 – Henry Wadsworth Longfellow, ABD’li şair (d. 1807)
  • 1901 – İsmail Safa, Türk yazar (d. 1867)
  • 1905 – Jules Verne, Fransız yazar (d. 1828)
  • 1909 – John Millington Synge, İrlandalı oyun yazarı (d. 1871)
  • 1916 – Enrique Granados, İspanyol piyanist ve besteci (d. 1867)
  • 1946 – Alexander Alekhine, Rus satranç oyuncusu (d. 1892)
  • 1950 – Harold Joseph Laski, İngiliz siyaset bilimcisi ve siyasetçi (d. 1893)
  • 1953 – Mary Teck, Birleşik Krallık kraliçesi (d. 1867)
  • 1962 – Auguste Piccard, İsviçreli fizikçi (d. 1884)
  • 1968 – Alice Guy-Blaché, Fransız film yönetmeni ve yapımcısı (d. 1873)
  • 1969 – Joseph Kasavubu, Kongo Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı (d. 1910, 1913, 1915, 1917)
  • 1971 – Müfide Ferit Tek, Türk romancı (d. 1892)
  • 1971 – Arne Jacobsen, Danimarkalı mimar ve tasarımcı (d. 1902)
  • 1976 – Bernard Montgomery, İngiliz asker (d. 1887)
  • 1978 – Doğan Öz, Türkiye Cumhuriyet savcısı (d. 1934)
  • 1980 – Óscar Romero, El Salvadorlu katolik papaz (d. 1917)
  • 1984 – Sam Jaffe, ABD’li aktör (d. 1891)
  • 1986 – Ertuğrul Yeşiltepe, Türk gazeteci (d. 1933)
  • 1987 – Ekrem Zeki Ün, Türk besteci (d. 1910)
  • 1988 – Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
  • 2002 – César Milstein, Arjantinli biyokimyacı (d. 1927)
  • 2008 – Richard Widmark, ABD’li aktör (d. 1914)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Tüberküloz’la Mücadele Günü

Bu soru tarihsel olarak filozofların yanıt aradığı en önemli sorulardan birisidir.

matrix

İnsanların çoğu aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar, daha doğrusu gerçek diye bir sorunları yoktur. Çünkü çoğu zaman gerçeğe ulaşma çabası riskli ve tehlikelidir. Bu yüzden sistem tarafından kendilerine sunulan sanal gerçekliği yaşamayı tercih ederler. Çoğu insanın sorunu, içinde bulunduğu konumu korumak ve geliştirmektir. Bunun için, gerçek olmadıklarını bilseler de inanırlar ya da inanmış görünürler. Ȍyleyse toplumun bütünü için gerçek ya da gerçeklik diye bir kavram söz konusu değildir.

Gerçeği ve hakikati arayanların başına ise tarihsel olarak hep kötü şeyler gelmiştir. Gerçek, sistemin düşmanıdır, onu en ince yerinden kırar dağıtır.

Gerçek kavramının tarihsel olarak birçok alanda kullanıldığını, ama anlamlarının değiştiğini görebiliriz. Felsefe, din, sanat, bilim gerçek kavramını kullanır. Bu kavramlar halk dilinde ise içiçe geçmiştir ve yanlış kullanılmaktadır.

matrix1

“Günlük dilde de çoğu kez “gerçek” sözcüğü ‘hakikat’ ve ‘doğru’ sözcükleriyle eşanlamlı kullanılır. Ancak, felsefi kavramlar söz konusu olduğunda, ‘gerçek’ deyimiyle ‘hakikat’ ve ‘doğru’ deyimlerini birbirinden ayırmak gerekir.

Gerçek: İnsan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşey,

Hakikat: Nesnel gerçekliğin, bilinçteki, kendine uygun kavramsal yansısı,

Doğru: Bu kavramın, hem gerçeğe hem de düşünme yasalarına uygun oluşudur.” (http://www.historicalsense.com)

Materyalist felsefeye göre herşey maddeden gelmekte ve madde olarak devam etmektedir. İdealizm ve materyalizm gerçeğin doğasını araştırır ve farklı sonuçlara varırlar. Bu konuda temel soru sudur: “Gerçeklik nedir ve neden oluşur?”

Dinler ise, gerçek kavramını kutsal kitaplarda dile getirilen düşüncelerle eşitlerler. Ve ona itaat edilmesini, sorgulanmamasını isterler. İdealist bir düşünce biçimidir bu. Çünkü din olgusu yalnızca düşüncede vardır; bilincin dışında bir madde olarak evrende yer almaz. Çünkü gerçek daima somuttur; soyut değildir.

“Bu anlamda gerçek deyimi, ‘özdek’ ve ‘nesne’ deyimleriyle de ilişkilidir. ‘Ȍzdek, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir.’ Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Bir kuram (teori)’ın doğru olup olmadığını pratikle, eş deyişle gerçekle deneyerek anlarız. Yapmamız gereken, gerçekleri tasarımlarımıza uydurmaya çalışmak değil, tersine, tasarımlarımızı gerçeklere uygun kılmak böylelikle hakikati elde etmektir.” (Yıldırım, Ders Notları)

Gerçek, her zaman somut ve nesneldir. Diyalektik materyalist anlayışta “gerçeklik-yanılsama” üzerinde de çalışılır.

Postmodernizmde ise, evrensellik, bütünsellik, nesnellik, gerçek tezlerinden uzaklaşılmıştır. Postmodernist düşünürler, nesnel gerçekliğin, bizim algıladığımızdan daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu iddia ederler. Postmodernist anlayışta, gerçeklik, materyalist anlayışta olduğu gibi bilincimizin dışında var olan birşey değildir ve gerçekliği biz biçimlendiririz.

Gerçek ve “sanal gerçek”

Matrix-

Matrix filminin ünlü bir sahnesinde, filmin bir kahramanı kaşığı bakışıyla büken diğerine şöyle der: “Aslında kaşık yoktur.”

Gerçekte böyle midir?

Aslında kaşık vardır, ama kaşığın bükülmesi eylemi yoktur. Bu bir illüzyondur yalnızca beyinde öyleymiş gibi algılanmaktadır. Ama öyleymiş gibi algılandığı için, onu algılayanın gözünde “gerçek” olarak nitelenebilir. İşte manipülasyon da böyle birşeydir, tıpkı kaşık gibi gerçeğin bükülmüş ve başka birşeye dönüşmüş şekliyle gösterilmesidir.

Bundan aşağı yukarı bin yıl önce yaşamış İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah şöyle demiştir: “Hiçbir şey gerçek değilse, her şeye izin verilmiştir.”

Gerçekten hiçbir şey gerçek değil midir? Her şey bir yanılsamadan mı ibarettir? Yoksa gerçek, algıladığımız kadar mı vardır? Eğer her şeye izin verildiyse, zaten orada gerçeği bulmak çok güçtür. Sabbah’ın bu mesajı Matrix filmindeki “Aslında kaşık yoktur.”mesajıyla örtüşüyor. Çünkü Sabbah’in bence sözünü ettiği de bu illüzyon ve sanal gerçeklik dünyasıdır. Gerçeğin üzerinin örtüldüğü, manipüle edildiği bir yerde de, hiçbir insan kendisi olamaz.

Çok sonraları Dostoyevski, idealist bir bakış açısıyla bunu şöyle ifade etmiştir: “Eğer tanrı yoksa, her şeye izin verilmiştir.”

Dostoyevski’nin sözlerini biraz değiştirerek şöyle de diyebiliriz: “Eğer gerçek yoksa, her şeye izin verilmiştir.” Çünkü eğer bir insan gerçekliği yaşamıyorsa, özünde kendisini de yaşamıyor demektir; o bir başkasının hayatını yaşamakta ve bunu da ona biçilen rol kadar bunu yapabilmektedir. O zaman artık o kendisi değildir, tıpkı gerçeğin tersine çevrilmesi gibi. Gerçeğin olmadığı bir yerde, özünde insan da gerçek değildir. O kendine yabancılaşmış bir madde yığınıdır sadece.

Her şey bir simulasyondan mı ibaret?

Simulasyon kuramını geliştirmiş olan Jean Baudrillard’a göre ise simulakrum, orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan birşeyin kopyasını anlatan bir terimdir. Baudrillard, gerçeğin çöktüğünü ve onun yerini “hipergerçeklik”in aldığını ve bir simulasyon çağına girildiğini savunur. Bu hipergerçeklik, hem sistem hem de gönderen olarak ortadan kaldırıp model düzeyine yükselttiği gerçeği yok etmektedir. (Baudrillard, 2003: 58)

“Baudrillard’ın bu konuda ortaya attığı en önemli kavramlardan birisi “gerçeklik ilkesi””kavramıdır. Gerçeklik ilkesi tamamen zihinde oluşan, düşünsel bir süreçtir. Bu algıya göreamaç, umut, geleceğe yönelik düşler şekillendirilir. Gerçeğin ne olduğu konusunda yanıltılan ya da gerçeklik algısı saptırılan bireyler, artık tercihlerini gerçek olmayan fakat gerçekmiş gibi onun yerini alan şey’ler üzerinden yapmaktadırlar. Bu bağlamda en büyük saf simülakrlar da Din ve Politikadır. (”M. Yiğit Ersoydan, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”)

Baudrillard, Disneyland’i bütün simulakr düzenlerinin içiçe geçmiş olduğu kusursuz bir model olarak niteler; ona göre burası bir fantazm oyunu ve bir illüzyondur.

“Sanal gerçeklik, en basit şekliyle, bilgisayarda canlandırılan üç boyutlu görüntülerin, bazı aygıtların yardımıyla insanlara “gerçek bir dünya” gibi gösterilmesidir. Bugün birçok alanda farklı amaçlarla kullanılan bu teknolojiye, bu nedenle “yapay gerçeklik”, “sanal dünyalar”, “sanal ortamlar” gibi isimler de verilmektedir. Sanal gerçekliğin en önemli özelliği, özel aletler kullanan bir kişinin gördüğü görüntüyü gerçek zannederek, aldanmasıdır. Bu nedenle son yıllarda sanal gerçeklik ifadesinin İngilizce karşılığının başında “immersive” kelimesi de kullanılmaktadır ve bu kelimenin anlamı “dalmak, kaptırmak”tır. (Immersive Virtual Reality: Kaptıran Sanal Gerçeklik)

Bugün birçok insan “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamakta ve sanal dünyada yaşamaktadır. Ȍzellikle internetin yaygınlaşması ve teknolojinin ilerlemesi, “sanal ortamlar”, “yapay gerçeklik” gibi kavramların daha sık duyulmasını da beraberinde getirmiştir. Bilgisayar oyunları, chat ortamları da ve daha pekçok şey, kişiyi kendisine yabancılaştırmakta ve onun “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamasına neden olmaktadır.

“Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuç ne fark ederdi ki?” (Orwell, 2003: 197)

Resmi ideolojinin egemen olduğu rejimlerde ise, yine sistem kendi ideolojik aygıtları eliyle “sanal bir gerçeklik” yaratır ve toplum algılayışında bunun gerçeğin yerini almasına çalışır. Gerçeği savunarak “sanal gerçekliğe ve yalanlara” karşı çıkan kişiler ise cezalandırılırlar. Çünkü sisteme göre “gerçeklik” yoktur, yalnızca kendi “sanal gerçekliği” gerçektir.

Gerçek ve manipulasyon

Medya, iktidarın elindeki en önemli manipülasyon araçlarından birisidir. Althusser’in belirttiği gibi, devletin ideolojik aygitlarından birisidir. Küreselleşme ile birlikte dünyanın her yerinde anaakım medyada yer alan haberler de tek tipleşmiştir. Ȍrneğin sistemin çıkarına denk düşen silahlı gruplar “özgürlük savaşçısı”, sisteme aykırı olanlar ise “terörist” ilan edilir. Herşey, tek merkezden ilan edilir ve dünyanın dört bir yanındaki medyada aynı haber ve yorumlar yer alır. Burada ölçü gerçek veya doğru değil, sistemin çıkarlarıdır; bunun için gerçek ve hakikat manipüle edilir.

Baudrillard, bu manipülasyonu ve yanılsamayı çok güzel açıklayarak şöyle der: “Gündelik haberler, tarihin yok olmasına hizmet eden en önemli tezgâhtır.” (Baudrillard, 2005: 120)

Resmi ideolojinin egemen olduğu ülkelerde, gerçek tamamen tersine çevrilmiştir. Resmi tarih kitapları, egemen ideolojinin sanal kahramanlık ve zafer öyküleriyle doludur. Gerçek artık “gerçek olmayan”dır. İnsanlar küçük yaştan itibaren okulda ve heryerde, toplum içinde buna inandırılır.

Orwell’in ünlü “1984” adlı kitabında, gerçek kavramı sık sık sorgulanır. Yazar, sistem tarafından yaratılan “sanal gerçeklik” kavramının nasıl gerçeğin yerine geçirilmeye çalışıldığnı son derece çarpıcı olarak anlatır bu yapıtında. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karışmıştır. “Gerçek”, Büyük Birader’in sözleri ve ideolojisidir; bunlar da konjonktüre göre değişebilir.

Kitapta şöyle bir diyalog var:

“Winston: Büyük birader diye biri gerçekten var mı?

O’brien: Bu var olmakla neyi kastettiğine bağlı.

Winston: Demek istediğim, o benim gibi var mı?”

O’brien: Sen yoksun.” (Orwell, 2003: 303)

Burada gerçek kavramı, toplumun hafızasında sanal gerçeklik ile yer değiştirmiştir. Daha doğrusu sisteme göre toplumun hafızası yoktur, tek tek bireylerin de… O hafızayı, sistemin kendisi oluşturur. Buna göre, gerçek olan tek sey sistemin kendisidir, bireyler bir vida işlevi bile görmezler bu anlayışa göre.

Sahi kendi gerçekliğimizi mi yaşıyoruz, yoksa simulakr bir dünyada mıyız?

* İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah’ın sőzü.

Referanslar

Orwell, GEORGE, (2003), “1984”, Editora Companhia da Letras, Saõ Paulo, Brazil.

Baudrillard, JEAN (2005), “Şeytana Satılan Ruh ve Kötülüğün Egemenliği”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Baudrillard, JEAN (2003), “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Ersoydan, M. Yiğit, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”http://www.academia.edu

Yıldırım, ȌMER: “Felsefeye Giriş” ve “Çağdaş Felsefe Tarihi” ders notlarından, Atatürk Űniversitesi.

historicalsense.com
felsefetasi.com

 

 

 

 

Kaynak : dunyalilar.org , Erol ANAR

 

tarihte-bugun-ne-oldu22 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 81. (Artık yıllarda 82.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 284 gün vardır.

Olaylar

  • 1737 – Osmanlı Devleti’nde Sadrazamlığa Yeğen Mehmed Paşa’nın yerine Hacı İvazzade Mehmed Paşa getirildi.
  • 1829 – Yunanistan’ın kuruluşuna ilişkin protokol, Londra’da düzenlenen konferansta Avrupa devletleri elçilerince imzalandı.
  • 1888 – İngiltere’de dünya futbolunun en eski futbol organizasyonu olan The Football League kuruldu.
  • 1921 – Kurtuluş Savaşı (Türkiye): Kuva-yi Milliye güçleri Fransız ordusu birliklerini Feke’yi terk etmek zorunda bıraktı.
  • 1933 – İlk düzenli toplama kampı olan Dachau Toplama Kampı kuruldu.
  • 1939 – Memelland (günümüz Klaipėda ve civarı) Almanya’ya katıldı.
  • 1941 – Refah şilebi bir denizaltı tarafından batırıldı, 168 kişi öldü. Bu saldırıyı hiçbir ülke üstlenmedi, gemiyi kimin batırdığı açıklığa kavuşamadı.
  • 1942 – II. Dünya Savaşı: İkinci Sirte Muharebesi (Kraliyet Donanması ile Regia Marina arasında meydana gelen deniz muharebesi)
  • 1942 – 6 ve daha fazla çocuğu olan ailelere ikramiye verilmesi kararlaştırıldı.
  • 1943 – Türkiye ile ABD arasında karşılıklı radyo yayın servisi açıldı.
  • 1944 – II. Dünya Savaşı: Monte Cassino’daki Alman direnişi kırıldı.
  • 1945 – Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Yemen, Kahire’de Arap Birliği’ni kurdular.
  • 1963 – The Beatles’ın ilk albümü Please Please Me çıktı.
  • 1963 – Yassıada duruşmalarında idama mahkûm edilen, ancak müebbete çevrilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın, tahliye kararı çıktı.
  • 1967 – Güney Kore’de Daewoo şirketi kuruldu.
  • 1968 – Paris’te, Nanterre Üniversitesi’nde, ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşa karşı çıkan ve eğitimde reform yapılmasını isteyen öğrenciler, Daniel Cohn-Bendit’in liderliğinde üniversitenin birinci amfisini işgal ederek, 68 olaylarını başlattı.
  • 1969 – Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı İstanbul’da toplandı. Kısa adı FKF olan Fikir Kulüpleri Federasyonu lideri Yusuf Küpeli ile Deniz Gezmiş bir manifesto yayımladılar. “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” hedefi için mücadele programını açıkladılar.
  • 1982 – Yurtdışına kaçan Banker Kastelli’nin kasasına el konuldu; 70 banker ve banka yöneticisinin yurtdışına çıkışı yasaklandı.
  • 1986 – Mehmet Ali Ağca İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
  • 1988 – Türkiye İmar Bankası T.A.Ş kuruldu.
  • 1993 – Intel Pentium satışa sunuldu.
  • 1995 – Irak’ın kuzeyindeki harekatta 3 bin PKK mensubu çembere alındı, 200’ü öldürüldü, sekiz asker öldü, 11 er yaralandı.
  • 2001 – Diyarbakır DGM’de 5 yıl süren Yüksekova Çetesi davasında 15 sanığa 3 ile 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
  • 2003 – Hakkında üç ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan işadamı Halil Bezmen cezaevine konuldu.
  • 2006 – Zamanının yaşayan en yaşlı hayvanı olarak kabul edilen kaplumbağa Adwaitya öldü.

Doğumlar

  • 1459 – I. Maximilian, Kutsal Roma imparatoru (ö. 1519)
  • 1599 – Anthony van Dyck, Flaman ressam (ö. 1641)
  • 1799 – I. Wilhelm, Prusya kralı ve Alman İmparatorluğu imparatoru (ö. 1888)
  • 1868 – Robert A. Millikan, Nobel Ödülü sahibi ABD’li fizikçi (ö. 1953)
  • 1869 – Emilio Aguinaldo, Filipinler bağımsızlık mücadelesi önderi.
  • 1888 – Kuniaki Koiso, Japon asker ve siyasetçi (ö. 1950)
  • 1905 – Grigori Kozintsev, Sovyet sinema yönetmeni (ö. 1973)
  • 1907 – James Maurice Gavin, ABD’li asker (ö. 1990)
  • 1909 – Nathan Rosen, İsrailli fizikçi (ö. 1995)
  • 1913 – Vartan İhmalyan, Ermeni yazar (ö. 1987)
  • 1913 – Sabiha Gökçen, Türk pilot (ö. 2001)
  • 1924 – Osman Fahir Seden, Türk yönetmen (ö. 1998)
  • 1931 – Burton Richter, Amerikalı fizikçidir
  • 1947 – Érik Orsenna, Fransız politikacı ve roman yazarı
  • 1948 – Andrew Lloyd Webber, İngiliz müzisyen
  • 1949 – John Benjamin Toshack, Galli futbol adamı
  • 1959 – Carlton Cuse, Meksikalı yapımcı, senarist
  • 1966 – António Pinto, Portekizli sporcu
  • 1972 – Elvis Stojko, Kanadalı buz patenci
  • 1976 – Reese Witherspoon, ABD’li aktris
  • 1977 – John Otto, ABD’li müzisyen

Ölümler

  • 1832 – Johann Wolfgang von Goethe, Alman şair ve yazar (d. 1749)
  • 1953 – Ahmet Şükrü Oğuz, Türk siyasetçi (d. 1881)
  • 1958 – Mike Todd, Amerikalı film ve tiyatro yapımcısı (d. 1907)
  • 1993 – Samiha Ayverdi, Türk yazar (d. 1905)
  • 2001 – Sabiha Gökçen, Türk pilot (d. 1913)
  • 2001 – William Hanna, ABD’li prodüktör (d. 1910)
  • 2003 – Suna Korad, Türk opera sanatçısı (d. 1935)
  • 2004 – Ahmed Yasin – Hamas’ın kurucusu (d. 1938)
  • 2004 – Janet Akyüz Mattei, ABD’li astronom (d. 1943)
  • 2005 – Kenzō Tange, Japon mimar (d. 1913)
  • 2007 – Kadir Has, Türk işadamı (d. 1921)
  • 2010 – Özhan Canaydın, Galatasaray Spor Kulübü eski başkanı, iş adamı ( d. 1943 )
  • 2011 – Hamza Yanılmaz, Elazığ 23.Dönem milletvekili ,Elazığ eski belediye başkanı ( d. 1963 )

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Su Günü
  • Dünya Çocuk Şiirleri Günü

”… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.”  diyor  Pasi Sahlberg.

finlandiya ve eğitim

 

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

finlandiyada ders

 

-1-

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.

Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

-2-

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

-3-

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

-4-

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

-5-

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

-6-

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

-7-

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

-8-

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

-9-

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük.

Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

Kaynak: Eğitimpedia

Rönesans Gayrimenkul Yatırım bünyesindeki alışveriş merkezlerinin, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Fotopya işbirliği ile gerçekleştirdiği fotoğraf yarışmalarının 3’üncüsü düzenleniyor

cocuk hakları kareleri

Fotopya – Rönesans Holding – Yaratıcı Çocuklar Derneği  “Çocuk Hakları Kareleri” Fotoğraf Yarışması

Geçtiğimiz senelerde “Gülümseten Kareler” ve “Dostluk Kareleri” konulu fotoğraf yarışmalarına gösterilen yoğun ilgi nedeniyle bu yıl 3’üncüsü düzenlenecek yarışmanın son başvuru tarihi, 17 Nisan. Katılmak isteyenler www.fotopya.com adresinden başvuruda bulunabilecek. “Çocuk Hakları Kareleri” konulu yarışmanın sonunda, farklı kategorilerdeki tam 69 eser sahibi, toplamda 22 bin 650 TL’lik ödülün sahibi olacak.

Çocuk Hakları ile ilgili toplumda bilinç oluşturmayı ve çocuk haklarının önemine dikkat çekmeyi amaçlayan “Çocuk Hakları” isimli fotoğraf yarışması; “18 yaş üstü”, “Lise 9-12. sınıf öğrencileri” ve “Ortaokul 5-8. sınıf öğrencileri” kategorilerinde gerçekleştirilecek. Seçici kurulunda, akademisyen, fotoğrafçı ve yöneticilerden oluşan seçkin bir ekibin yer aldığı yarışma sonucunda dereceye girenler, birbirinden değerli hediye çekleri ile ödüllendirilecek.

Dereceye giren fotoğraflar ve sahipleri, Fotopya-Mag, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu, Yaratıcı Çocuklar Derneği, Optimum Outlet, Kozzy AVM ve Piazza AVM’nin facebook ve twitter sayfaları üzerinden 11 Mayıs gününde duyurulacak. Bu fotoğraflar, yine Rönesans’ın ülke geneline yayılmış; İstanbul’daki Kozzy AVM, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’daki Optimum Outlet’ler ile Samsun, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki Piazza AVM’lerinde sergilenecek.

 

Bugünümüzü iyisi ve kötüsü ile inşa eden insanlar da bir zamanlar çocuktu. 

Yaşadığımız şu anki hayatımızı nasıl dünün çocukları şekillendirdiyse, geleceğimizi de bugünün yetişmekte olan çocukları şekillendirecek.

Dünya üzerindeki mutlu topluluklardan biri olabilmek için,
hatalarımızı görmek ve düzeltmeye çalışmak zorundayız.

Çekilecek fotoğraflar üzerinden bugün yaşanan aksaklıkların tespit edilmesi ve tüm Türkiye genelinde sergilenmesi, bizlere bu yanlışlara müdahele etme ve onları düzeltebilme yolunu acaçacaktır.  Bu hedef doğrultusunda Rönesans Holding, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Fotopya olarak bu sene üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz ödüllü fotoğraf yarışmamızın konusunu “Çocuk Hakları Kareleri” olarak belirledik.

Atılan her başarılı adım hem bizlere hem çocuklarımıza daha mutlu bir dünya sağlayacak, yapılan her yanlış ise bizleri daha karanlık ve mutsuz bir dünyaya mahkum edecek.
Uluslararası Çocuk Hakları Bildirgesi’nden Bir Kaç Madde…

·         Çocukların gelir düzeyine ve nerde yaşadığına bakılmadan alması gereken eğitim hakkı

·         Güvenli bir ortamda yaşama, büyüme hakkı

·         Düşüncelerini özgürce konuşarak, yazarak anlatabilme hakkı

·         Çocukların düşüncelerine saygı gösterilmesi hakları

·         Bedensel, zihinsel şiddete karşı korunma hakları

·         Sağlık hizmeti alma hakkı

·         Çevre kirliliğinden, yetersiz beslenmeden korunma hakları

·         Zihinsel ve bedensel engelli çocukların her türlü eğitim, sağlık ve yaşam koşullarının ücretsiz şekilde sağlanması          ile ilgili hakları

·         Çocukların uyuşturuculara karşı korunma hakları

·         Cinsel sömürüye karşı korunma hakları

·         Zorla çalıştırılamaya karşı korunma hakları…
Dünyamızı daha mutlu bir dünya yapma yolunda, olumlu veya olumsuz yaklaşımlardaki düşüncelerinizi içeren  değerli fotoğraflarınızı yarışmamıza bekliyor ve bu anlamlı desteğiniz için sizleri şimdiden kutluyoruz.