Şunun için etiket arşivi: Yazar

Acil Tıp Uzmanları Derneğinin (ATUDER) düzenlemiş olduğu “Acilin Öyküsü” adlı öykü yarışmasına başvurular baladı. Ağa yarışmanın şartnamesini ve afişini görebilirsiniz.

atuder-oyku-yarismasi

YARIŞMA KURALLARI

1. Yarışmamız uluslararası katılıma açıktır. Her yaş ve meslek kümesinden ilgililer yarışmaya katılabilir.

2. Öykülerin konusu acil tıp (eğitim, acil servisler, 112’lerde yaşananlar, vb.) ile ilgili olmalıdır.

3. Yarışmaya katılan öyküler hiçbir yerde yayımlanmamış olmalıdır.

4. Başvuru için öykü ve kimlik dosyası olmak üzere elektronik ortamda iki dosya [email protected] adresine gönderilmelidir. Başvurular sadece elektronik ortamda kabul edilecektir.

5. Öykü dosyası: Öyküler Microsoft Office Word programıyla A4 kâğıt boyutunda, bir buçuk satır aralığıyla, 12 punto, Times New Roman karakteriyle beş sayfayı geçmeyecek şekilde yazılmalıdır. Gönderilecek öyküyü içeren MS Word dosyasını adı öykünün adı olmalıdır.

6. Kimlik dosyası: Öykü Yazarının “adı-soyadı, yaşı, cinsiyeti, mesleği, telefon numarası, e- posta adresi ve yaşadığı il” bilgilerini içermelidir.

7. Son Başvuru tarihi 01 Ocak 2015 tarihidir.

8. Sonuçların resmi duyurusu Mayıs 2015 tarihinde yapılacak olan Acil Tıp Uzmanları Derneği Kongresi’nde ilan edilecek ve ödüller verilecektir.

9. Kişiler sadece bir öykü ile katılabilir.

10. Ödül olarak:

Birinciye : 2.000 TL

İkinciye : 1.500 TL

Üçüncüye: 1.000 TL verilecektir.

11. Şartnameye uymayan katılımcıların eserleri değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır.

12. Yarışmaya katılan öyküler, gerek görüldüğü takdirde, telif hakları Acil Tıp Uzmanları Derneği’nde olmak kaydıyla yazarın adıyla yayımlanabilecektir.

13. Yarışmaya katılan yazarlara (yayınları bastırılıp çoğaltılmış olsa da) telif ücreti veya ücret yerine geçecek herhangi bir karşılık ödenmeyecektir. Yalnızca öyküleri kitaplaşanlara, kargo bedeli tarafımızca karşılanmak kaydıyla üç adet kitap hediye edilecektir. Yarışmaya katılan yazarlar eserleriyle ilgili telif haklarını Acil Tıp Uzmanları Derneğine devredeceklerdir.

14. Değerlendirme jürisinde görev alan kişiler, bu kişilerle birinci dereceden kan bağı olanlar ile onların yakınları yarışmaya katılamazlar.

15. Eserlerin yazımında TDK Yazım Kılavuzu’na uyulmalıdır.

16. Eserler milli ve manevi değerlere, genel ve evrensel ahlak ile insanlık ilkelerine uygun olmalıdır.

17. Yarışmaya katılan eserlerin, intihal (çalıntı) veya suç unsuru içermesi vb. durumlarda (yayınların) içindeki tüm bilgilerin hukuki ve cezai sorumluluğu yazara aittir.

18. İhtilaf halinde Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri yetkilidir.

19. Yarışmaya katılanlar yukarıdaki şartları kabul etmiş sayılacaktır.

Jüri Üyeleri

Prof. Dr. Başar Cander Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Prof. Dr. Cuma Yıldırım Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Prof. Dr. Mehmet Gül Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Doç. Dr. Zeynep G. Çakır Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Prof. Dr. Hasan Kavruk İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü

Prof. Dr. Cengiz Yakıncı İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü

Dr. Sema Selvioğlu İl Ambulans Servis Komuta Merkezi Şefi İstanbul

 

Detaylı bilgi için lütfen TIKLAYINIZ

Bu yıl 26-28 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek uluslararası sanat fuarı ArtInternational, geçen yıl olduğu gibi ziyaretçileri Haliç Kongre Merkezi’nin terasında karşılayacak.

jaume-plensa

Fuarın “By The Waterside” bölümünde sergilenecek heykeller arasında ünlü Katalan sanatçı Jaume Plensa’nın işi de bulunuyor.
Uluslararası sanat fuarı ArtInternational’ın Haliç Kongre Merkezi’nin terasına özel hazırlanan açık hava heykel galerisi “By The Waterside”, bu yıl da dünyaca ünlü sanatçıların çalışmalarını bir araya getiriyor.
Birbirinden etkileyici 9 heykeli Haliç’in eşsiz görüntüsüyle bütünleştirecek “By The Waterside”da yer alacak sanatçılardan biri de Katalan sanatçı Jaume Plensa olacak. Kamusal alanlara yerleştirilen devasa heykelleriyle çok konuşulan Plensa’nın, meditasyon yapan ve harflerden oluşan bir insan figüründen oluşan heykeli “TRIPTYCH”, Mario Mauroner Gallery ile İstanbul’a gelecek ve fuarın terasında sergilenecek.
Harflerin büyücüsü Plensa
Görenleri adeta büyüleyen ve şoke eden işlere imza atan Piensa, Latinceden Yunancaya, İbraniceden Arapça ve Japoncaya, dünyanın tüm dillerini insan bedeninde topladığı heykelleriyle de tanınıyor. Çocukluğundan beri edebiyata düşkün olan sanatçı, bu çalışmalarında Shakespeare, Oscar Wilde, Baudelaire, Edgar Allan Poe gibi hayran olduğu şair ve yazarların cümlelerini kullanıyor.
Piensa’nın ArtInternational’ın terasında sergilenecek “TRIPTYCH” adlı 3 metre uzunluğundaki heykeli de harflerden oluşuyor. İnsanların esas iletişim aracı olan harflerin ülkeler ve sınırlar üstü olduğunu ve onları bir arada kullanmanın barış için bir umut taşıdığını düşünen sanatçı, insan bedeninin umutlarımız, rüyalarımız ve arzularımızı toplayan ideal bir kap, mimari için de ideal bir biçim olduğunu söylüyor.
Sanatseverler “By The Waterside”da ayrıca; Galerie Lelong’dan Joan Miró, PİLOT Galeri’den Ali Miharbi, waterside contemporary’den Libia Castro ve Ólafur Ólafsson, Weingrüll’den Benjamin Appel, Lisabird Gallery’den Karl Karner, Rosenfeld Porcini’den Keita Miyazaki, Louise Alexander’dan Laurent Bolognini, Leila Heller’dan Steven Naifeh’ın heykellerini görme şansı yakalayacak.
ArtInternational sanat fuarı 26-28 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek.

1950’li yıllarda yapılan bir röportajı Radyo 1’de yayınlandı.

reşat nuri güntekin

Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Reşat Nuri Güntekin’in daha önce hiç yayınlanmamış ses kaydı TRT’de yayınlandı. Radyo 1’de gerçekleştirilen “Mazideki Ses” programında, ünlü şair Behçet Kemal Çağlar’ın 1950’li yıllarda Reşat Nuri’yle yaptığı 12 dakikalık ses kaydına yer verildi.

Reşat Nuri Güntekin’in Levent’deki evinde gerçekleştirilen röportajda, yazarın edebiyat anlayışı, tiyatro ve roman yazarlığı konuları ele alıyor.

Radyo 1’de gerçekleştirilen ve Osman Nuri Boyacı tarafından hazırlanan programa Prof. Dr. Birol Emil ve Yard. Doç. Dr. Fatih Kanter konuk oldu.

Yayını dinlemek için lütfen TIKLAYINIZ

Kaynak :[-]

Yönetmenliğini James W. Griffiths’in yaptığı, yazarlığını da Geoffrey Fletcher ile paylaştığı, aktör olarak da Tom Cullen, Michael Gould, Yuri Klimov oynadığı 2013 yapımı çok kaliteli bir o kadarda beyin yakan cinsten kısa film…

room-8-hayal-gucunu-zorlayan-kisa-film

 

Can sıkıntısına bire bir… Kısa belki ama emin olun izleyince daha çok canınız sıkılıp kafanız patinaj yapabilir. Cuma akşamı için iyi:)

Tavsiye olunur .  

Kaynak :[-]

Edebiyatın en ünlü “kayıp”ları.

Flavorwire’dan Jason Diamond, edebiyat tarihinin en ünlü kayıp metinlerinin peşine düşmüş. İşte o metinlerden bazıları:

 Gogol, Ölü Canlar’ın ikinci ve üçüncü cildi

Nikolay Vasilyeviç Gogol

Nikolay Vasilyeviç Gogol

Rus edebiyatı denince akla gelen ilk eserlerden biri olan Ölü Canlar aslında yarım kalmış bir hikaye… Gogol -Dante’nin  İlahi Komedyası‘ndan yola çıkarak- üç cilt olarak planlamış Ölü Canlar’ı. Ancak ilk cildin yayımlanmasının ardından ise geçirdiği bir buhran sonucu, bir rahibin de telkinlerine uyarak diğer iki cilde ait taslakları yaktığı biliniyor.

Hayatı

Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 – 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar’dır.

Gogol orta halli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski Köyü’nde dünyaya gelir. Gogol’un çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.

Gogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828’de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.

Gogol, 1836’da Puşkin’in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’e eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.

Yazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin’in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.

Gogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.

Gogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’un bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.

[[Dosya:Nikolai Google – Revizor cover (1836).jpg|thumb|left|150px|Müfettiş’in ilk baskısı]]

Hikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.

Eski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vugusu ile sonlanır.

Büyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maaruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.

Son Yılları ve Ölümü

Puşkin’in ölümünden sonra Gogol’un popülaritesi daha da da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin’e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 43 yaşında Moskova’da ölür.

Gogol’ün tamamlayamadığı sadece taslaklarını kaleme aldığı Dördüncü Dereceden St. Vladimir Nişanı adlı oyunu ölümünden sonra Sasa Preis tamamlanmıştır.

Eserleri

Masallar

Müfettiş

Palto

Ölü Canlar

Burun

Bir Delinin Hatıra Defteri

Portre

Eski Zaman Beyleri

Taras Bulba

Fayton

Kumarcılar

Dava

Evlenme

Petersburg Hikayeleri

Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları

Herman Melville, “Isle of the Cross”

Herman_Melville

Herman Melville

Yayıncıların, Moby Dick‘i kaleme almış bir yazarın, bir başka romanını basmayı kabul etmediklerine inanmak pek kolay değil. Belki olabilir, ama daha üzücü olan, “Isle of the Cross” isimli bu eserin başına ne geldiğinin bilinmemesi…

Hayatı

Herman Melville (d. 1 Ağustos 1819, New York – ö. 1891), ABD’li yazar.

Bir Amerikan edebiyat klasiği kabul edilen Moby Dick adlı ünlü romanın yazarıdır. Uzun yıllar boyunca unutulmuş bir yazar olarak kalmış; 1920’li yıllarda yeniden keşfedilip büyük bir yazar olarak kabul edilmiştir.

1819’da New York’ta dünyaya geldi. Sekiz çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur. 1830’da iflas eden babası, iki yıl sonra hayatını kaybedince Herman Melville, çocuk yaşta çalışmaya başlamak zorunda kaldı.[1] Bir yandan okuyup bir yandan çeşitli işlerde çalışarak geçen beş yıl boyunca tarih ve antropoloji kadar Shakespeare’in eserlerini okuyarak kendini geliştrdi.

On sekiz yaşında Liverpool’e giden bir gemide tayfa olarak iş buldu; aynı gemi ile tekrar New York’a döndü. Bu deneyim, ona ileride yazacağı romanlar için malzeme sağlayan seyahatlerden ilkidir.

Bir kaç yıl New York’ta özel ders vererek hayatını kazanmaya çalışan Melville, 1841’de Acushnet adlı bir balina gemisine denizci olarak kabul edildi ve Pasifik’te yeni bir seyahate başladı. On sekiz aylık bir yolculuğun sonunda gemidekilerin kötü tavrından yıldığı için bir arkadaşı ile birlikte Markiz Adaları’nda gemiden kaçtı. Yamyam olarak bilinen Typee yerlilerinin arasında bir ay kadar yaşadı. Adaya gelen bir Avustralya gemisi ile yeniden denizciliğe döndü ancak gemide çıkan isyana katılmakla suçlandığı için Tahiti civarında bir yerel hapishanede birkaç gün tutuklu kaldı. 1843 yazını Tahiti’de yerliler arasında geçirdi. İleride yazacağı Moby Dick adlı romanın düşünsel altyapısı bu sırada oluştu.[2] Bir başka balina gemisi ile Hawaii’ye kadar gitti.

Herman Melville Otuzlu yaşlarında Boston’a döndükten sonra artık deniz seferlerine bir son vermişti; ailesinin teşviki ile kitaplarını yazmaya başladı. “Tippee” ve “Omoo” adlarını taşıyan ilk iki kitabı 1846’da yayınlandı. Bu kitapları, yerliler arasında geçen günlerine aitti. 1850 yılında yayınlanan “White Jacket”’ta ise bahriye erlerinin zorlu hayatını anlattı. İlk kitapları onu bir anda hem İngiltere hem Birleşik Devletler’de çok ünlü bir yazar haline getirdi. Bu dönemde eski bir aile dostunun kızı olan Elizabeth Knapp Shaw ile evlendi. Çift, dört çocuk sahibi oldu. 1850’de Massachusetts’te bir çiftlik evi satın alan Melville, çiftlik işleri ve yazı ile uğraşarak 13 yıl boyunca bu evde yaşadı. “Arrowhead” adını verdiği ev, günümüzde müzedir.[3]

Yazar, en büyük eseri Moby Dick’i 1851’de tamamladı. Başlangıçta, balina avcılığını anlatan bir serüven öyküsü olarak tasarladığı kitabı tamamlamak üzere iken Amerikalı yazar Nathaniel Hawthorne ile tanışıp arkadaş olmuştu. Hawthorne’un tavsiyesi ile kitabını simgesel anlamlarla yüklü bir romana çeviren Melville, eseri dostuna adadı.[4] Ancak kitap yayınlandığında beklediği başarıyı yakalayamadı ve çok olumsuz eleştiriler aldı.

Yayımcısı Harper’s bir sonraki romanını basmayı reddedince[1] maddi sıkıntıya giren Melville 1866’da New York’ta gümrük müfettişi olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde yazdığı “Pierre” ve “Piazza memories” gibi kitaplar ilgi görmedi. Son yıllarında düz yazıyı bırakarak kendini tamamen şiir yazmaya verdi; şiirlerini kendi parasıyla bastırdı.[3]

1888 yılında emekli oldu ve en büyük eserlerinden biri sayılan “Billy budd”’ yazdı; eseri bastırmaya fırsat bulamadan 28 Eylül 1891’de New York’taki evinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

Uzun yıllar boyunca unutulmuş bir yazar olarak kalan Melville, 1920’li yıllarda yeniden keşfedildi ve büyük bir yazar olarak kabul edildi. Eserleri Amerikan Kütüphanesi tarafından toplanıp basılan ilk yazar oldu.

Marquis de Sade’ın el yazmaları

Donatien Alphonse François le Marquis de Sade

Donatien Alphonse François le Marquis de Sade

Marquis de Sade, babasının ölümünün ardından yayımlanmamış bütün el yazmalarını ateşe atmıştı…

Hayatı

Donatien Alphonse François le Marquis de Sade (Fransızca okunuşu:maʁki: dəsad) (d. 2 Haziran 1740 – ö. 2 Aralık 1814), Fransız aristokrat ve felsefe yazarı. Erotik edebiyat’ın önemli yazarlarındandır, genellikle sert pornografik yazılar yazardı.

Yaklaşık 29 yılını hapishanede, 13 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir ve en önemli eseri Sodom’un 120 Günü’nü hapishanede yazmıştır. Bir diğer önemli eseri de Justine’dir. Sadizm’in kökeninin onun yazdıklarına dayandığı bilinir.

Yazılarında ahlakı, yasayı, dini öğeleri dikkate almadan aşırı özgürlüğü (hatta ahlaksızlığı) ve en iyinin zevk olduğunu savunuyordu. Sade, 32 yıl farklı hapishanelerde ve akıl hastanesinde hapsedildi; onbir yıl Paris’te (on yılı Bastille’de geçti), bir ay Conciergerie’de, iki yıl kalede, bir yıl Madelonnettes’de, üç yıl Bicêtre’de, bir yıl Sainte-Pélagie’de ve 13 yıl Charenton akıl hastanesinde. Yazılarının çoğunu tutuklu olduğu dönemde yazdı. “Sadizm” kavramı adından türetilmiştir.

Sade kitaplarında kişilerarası ilişkilerde insanın insansal yanı bir kez yitirildiğinde, neler olabileceğinin bilgisini verir. Kişilerarası ilişkilerde insanın sahip olduğu onur bir yana bırakıldığında, ortaya çıkan yeni ilke kendi yararını koruma sonuna kadar götürülecek olursa; zorunlu olarak “sadizm”e varılır. Yani insandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır. Eserlerinde ahlaksal eylemin belirleyicisi olarak etik değerler değil de, içgüdüler ya da “koşullu buyruklar” eylemin “ilkesi” yapılırsa neler olacağını anlatır.

Çocukluğu ve Eğitimi

Sade, Paris’te Condé Sarayında doğdu. Babası comte Jean-Bastiste François Joseph de Sade’dir. Annesi Condé prensesinin uzaktan kuzeni ve yardımcısı olan Marie-Eléonore de Maillé de Carman’dir.

Çocukluğunda Katolik rahip olan amcası de Sade’nin yanında eğitim gördü. Daha sonra Jesuit lycée (erkekler okulu)na gidip askeri eğitim aldı. Yedi yıl savaşlarında süvari sınıfının komutanı olarak görev aldı. 1763’te savaştan döndü ve gönlünü zengin bir devlet adamının kızına kaptırdı ancak bu beraberlik aynı yılın kızın büyük ablası Renée-Pélagie de Montreuil ile evlenmesini düşünen babası tarafından reddedildi.

Ömrü boyunca tiyatroya olan ilgisi 1766 yılında Provence’de Lacoste kalesinde inşa ettirdiği özel tiyatroyla açığa çıktı.

Unvanı

Ailesi comte ve marquis unvanlarını seçti. Büyükbabası, Gaspard François de Sade, ailede marquis unavını kullanan ilk kişiydi. Genellikle marquis de Sade olarak bilindi ancak bazı belgelerde marquis de Mazan olarak da bilinir. Ancak Donatien de Sade’nin yaşadığı yerde ne onun ne de atalarının hakkında bir belge bulunamadı ayrıca Provence parlamentosu tarafından marquis ya da comte unvanlarını onaylayan yasal bir belgeye ulaşılmadı. Soyluluk unvanını kullanabilmek için böyle legal bir onaylama gerekliydi. Noblesse d’épée’nin yani eski Fransız soylularının üyesi olan Sade ailesi soyluluklarının eski Avrupalılardan geldiğini iddia ediyordu. Aslında ailenin atası Laura de Noves’di. Verilen mağrur unvanların kral tarafından onaylanması gelenekseldi. Ailenin marquis ve comte unvanlarını farklı şekillerde kullanması Fransızların unvan hiyerarşisinin göreceli olduğunu yansıtır. Teoride marquis unvanı birkaç gemiye sahip olan soylular için uygundur. Ancak bu unvanın belirsiz kişilerce kullanılması itibardan düşmesine neden oldu. Mahkemede öncülük unvana değil soyluluğun kıdemine ve kraliyet onayına bağlıydı. Evliliğinden önceki yazışmalarda Sade, babası tarafından marquis şeklinde ifade edildi. Ancak ondan sonraki nesiller bu şerefli ama gayri resmi unvanı kullanmayı reddederek kendilerine comtes de Sade dediler.

Olaylar ve Tutuklanma

Sade’nin olaylı ve ahlaksız bir yaşam sürdüğü ve fahişelere olduğu kadar Lacoste kalesindeki kadın ve erkek çalışanlara da kötü muamelede bulunduğu söylenir. Sade’nin bu davranışları arasında Lacoste kalesine gelen karısın kız kardeşi olan Anne-Prospere olayı da vardır.

Sade’nin en önemli skandallarından biri Rose Keller adındaki bir kadını kendisine cinsel anlamda hizmet ettirmeye zorladığı 1768 yılı Paskalya Yortusu gününde meydana geldi. Kadını Arcueil’deki şatosunda zorla tutmasından, fiziksel ve cinsel yönden kötü muamele göstermesinden dolayı suçlandı. Ayrıca bu dönemde önemli bir suç olan hakaretten de yargılandı. Kadın ikinci kat penceresinden tırmanarak kaçtı ve gördüğü kötü muamelenin karşılığını alamadı. Sade’nin kayın validesi la Presidente, Sade’yi mahkemeye çıkarmamak için Kral’dan bir belge aldı (lettre de cachet). Bu belge (lettre de cachet) daha sonra marquis için felaket olacaktı.

1763 yılında Sade Paris yakınlarında yaşamaya başladı. Birçok fahişe onun kötü davranışlarından şikâyetçiydi ve polis tarafından gözaltına alındı, yaşanan olaylar hakkında detaylı raporlar tutuldu. Birçok kısa tutuklamadan sonra serbest bırakıldı ve 1768’de Lacoste kalesine geri döndü.

1772 yılında Marseille’de, uşağı Latour ile birlikte öldürücü olmayan, afrodizyak olarak kullanılan kurutulmuş kuduzböceği tozu ile zehirlemekten ve sodomi suçlarından yargılandı. Bu yıl içerisinde ölüm cezasına çarptırıldı. Karısının kız kardeşini de alarak İtalya’ya kaçtı ve kayınvalidesi bu suçu yüzünden onu asla affetmedi. Bu sefer lettre de cachet belgesini onu tutuklatmak için aldı.

Sade ve uşağı 1772 yılının sonlarına doğru Latour Miolans kalesinde yakalanıp tutuklandı ancak dört ay sonra kaçtılar.

Sade daha sonra suç ortağı olacak olan karısının yanına Lacoste kalesinde saklandı. Bir grup genç işçiyi burada hapsetti ve işçiler cinsel tacizlerinden şikâyet edip kaleyi terk ettiler. Sade tekrar İtalya’ya kaçmak zorundaydı. Bu süre içinde İngilizce’ye çevrilmemiş olan yolculuk maceralarını anlatan Voyage d’Italie adlı romanını yazdı. 1776’de Lacoste kalesine geri döndü ve yine çok sayıda hizmetçi kızı zapt etti ve birçoğu kaleden kaçtı. 1777’de hizmetçi kızlardan birisinin babası, kızına sahip çıkmak ve Sade’yi öldürmek için Lacoste kalesine geldi, silahın ateşlenmemesi Sade için büyük şans oldu.

Sonraki yıl aslında bir yıl önce ölmüş olan annesini ziyaret etmek için Paris’e gitti. Burada tutuklandı ve Château de Vincennes’de hapsedildi. 1778’de ölüm cezasının verilmesi için başvurdu ancak tutuklu kaldı. Buradan da kaçtı ancak kısa bir süre sonra yakalandı. Yazmaya tekrar başladı ve burada kendisi gibi erotik yazılar yazan Comte de Mirabeau ile tanıştı ama birbirlerini hiç sevmediler. 1784’de Vincennes hapishanesi kapatıldı ve Sade Bastille’ye gönderildi. 2 Temmuz 1789 hücresinden dışarıdaki kalabalığa doğru yüksek sesle ‘burada tutukluları öldürüyorlar’ diye haykırdı. İki gün sonra Paris yakınlarındaki Charenton akıl hastanesine gönderildi. (Fransız İhtilali’nin başlangıcı sayılan Bastille Buhranı 14 Temmuz’da meydana geldi.)

Sade başyapıtı Les 120 Journées de Sodome (Sodom’un 120 günü) için çalışıyordu. Nakil sırasında eserin müsveddesi kayboldu ancak yazmaya devam etti. Yeni Kurucu Meclis lettre de cachet(kraldan alınan belge) uygulamasını kaldırdıktan sonra 1790’da Charenton hapishanesinden salındı. Kısa bir süre sonra karısı Sade’den boşandı.

Özgürlüğüne kavuşması, siyasette yer alması ve hapsedilmesi

1790’dan sonra özgürlüğüne kavuştuğu dönemde Sade birçok anonim eser yayımladı. Eşini terk etmiş, altı yaşında bir çocuk annesi olan eski oyuncu Marie-Constance Quesnet ile tanıştı ve hayatının sonuna kadar Marie-Constance Quesnet ile yaşadı.

İhtilalden sonra kendini politikaya adadı, Cumhuriyeti destekledi ve kendini ‘Uygar Sade’ olarak tanımladı. Aristokratik geçmişine rağmen birçok resmi görev elde etmeyi başardı.

1789 yılındaki ayaklanmada Lacosta’daki birçok mülkünün zarar görmesinden dolayı Paris’e yerleşti. 1790’da Ulusal Delege olarak seçilerek liberal siyasi görüşü temsil etti. Radikal görüşlerinden dolayı dile düşmüş Piques mezhebinin üyesiydi. Doğrudan demokrasiyi öneren birçok siyasi kitap yazdı. Aristokrat geçmişinden dolayı devrimci arkadaşlarından tepki gördü. Sade oğlunu reddetmeye zorlandı ve bir sonraki yıl adı belki hatayla belki kasten Fransız İhtilali’nden kaçanlar listesine eklendi.

Terörün hüküm sürdüğü 1793 yılında Jean-Paul Marat’a makamını koruması için takdire değer bir konuşma yazdı. Orta yolculukla suçlandı ve bir yıldan fazla hapsedildi ve büyük ihtimalle idareden kaynaklanan bir nedenle giyotinden kurtuldu. Bu deneyim onun tiranlık rejiminden ve ölüm cezasına olan nefretini pekiştirdi. 1794’te Maximilien Robespierre’nin devrilmesi ve infaz edilmesinden sonra serbest bırakıldı ve Terör Hükümdarlığı (Reign of Terror) sona erdi.

1796’da Lacoste kalesini yoksulluktan dolayı satmak zorunda kaldı. Kalenin kalıntıları moda tasarımcısı Pierre Cardin tarafından düzenlendi ve burada hala tiyatro festivalleri yapılmakta.

Yazdıklarından dolayı tutuklanması ve ölümü

1801 yılında Napolyon Bonaparte Justine ve Juliette’nin anonim yazarını tutuklama emri verdi. Sade yayımcısının ofisinde tutuklandı ve yargılanmadan hapsedildi; ilk önce Sainte-Pélagie hapishanesinde kaldı ancak buradaki genç tutukluları baştan çıkardığı için katı kuralları olan Bicêtre kalesine gönderildi.

Charenton’a Nakli

Ailesinin de desteğiyle 1803 yılında deli olduğu ifade edildi ve bir kez daha Charenton akıl hastanesine gönderildi. Eski eşi ve çocukları da onun burada kalmasını destekliyorlardı.

Constance’ın Sade’yle birlikte Charenton’da yaşamasına izin verildi. Kurumun merhametli idarecesi Abbé de Coulmier yazdığı oyunları sahnelemesi, Paris halkına sunması ve oradaki hastaları oyuncu yapması için Sade’yi yüreklendirdi. Coulmier’in psikoterapiye garip yaklaşımı pek çok tepki çekti. 1803 yılında yeni polis teşkilatı Sade’yi tek kişilik hücreye nakletti. Coulmier’in bu uygulamayı ılımlılaştırmaya çalışmasına rağmen kâğıt ve kalemden de yoksun bırakıldı.

1813 yılında Fransa hükümeti Colmier’e bütün tiyatro etkinliklerini durdurmasını emretti.

Sade Charenton’da hizmetli olan 13 yaşındaki Madeleine Leclerc ile yeni bir maceraya başladı ve bu macera yaklaşık dört yıl, Sade’nin 1814’teki ölümüne kadar sürdü. Öldükten sonra yakılmayı ve küllerinin savrulmasını vasiyet etti ancak bunun yerine Charenton’da gömüldü. Daha sonra iskeleti frenolojik deneyler için mezarından çıkarıldı. Oğlu geniş kapsamlı çalısması Les Journées de Florbelle de dâhil olmak üzere yarım kalmış, basılmamış bütün müsveddelerini toplayıp yaktı.

Değerlendirme ve eleştiri

Özellikle cinsellikle ilgilenen sayısız yazar ve sanatçı Sade’a hem hayranlık duydu hem de karşı çıktı. Çağdaş karşıtlarından pornografik yazar Rétif de la Bretonne 1793 yılında Anti-Justine’ni yayımladı.

Simone de Beauvoir (Must we burn Sade? – Sade’yi yakmalı mıyız? adlı makalesinde) ve diğer yazarların eserleri 150 yıl boyunca Sade’nin yazılarındaki radikal felsefi özgürlük anlayışından ve varoluşçu felsefesinden izler taşıdı. Ayrıca Sade Sigmund Freud’un psikanalizde ana konusu olan cinsellik ve şiddet dürtüsünün incelemesinde öncü olarak görülür. Sürrealistler (gerçeküstücüler) onu öncüleri olarak görür ve Guillaume Apollinaire onu ‘var olmuş en özgür ruh’ olarak değerlendirir.

Pierre Klossowski 1947 yılında basılan eseri Sade Mon Prochain (Komşum Sade)’de Sade’ın felsefesini incelerken Hıristiyanlık değerleri ve maddeciliği reddettiği için onun nihilizmin (hiççilik) öncüsü olduğunu söyler.

Max Horkheimer’ın ve Theodor W. Adorno’nin Aydınlanma’nın Diyalektiği adlı eserlerinde bir makale ‘Juliette ya da Aydınlanma ve Ahlak’ başlığıyla yazılmıştır ve Juliette’nin merhametsiz ve çıkarcı davranışarını aydınlanma felsefesinin ifadesi olarak yorumlar. Aynı şekilde psikanalist Jacques Lacan ‘Kant avec Sade’ adlı makalesinde etiğin Immanuel Kant tarafından oluşturulan kategorize edilmiş zorunlulukların tamamı olduğunu söyler.

William E. Connolly’in 1988 yılında yayımladığı ‘Siyasi Teori ve Modernleşme’ adlı eserinde Sade’nin ‘Yatak Odası Felsefesini’ önceki siyasi filozoflara özellikle Rousseau ve Hobbes’e ve onların doğa, erdem ve neden kavramlarını toplumla bağdaştırma çabalarına karşı bir tartışma olarak görür.

Angela Carter, “Sadeian Woman: And the Ideology of Pornography (1979)” (Sade’nin Kadınları: ve Pornografi Ideolojisi) adlı eserinde feminist bir yorum yapar ve Sade’ı ahlaklı ve kadınlara yer veren bir pornografi yazarı olarak niteler. Aynı şekilde Susan Sontag da “The Pornographic Imagination” (Pornografik İmgelem-1967) adlı makalesinde Sade ve Georges Bataille’yi haklı görür ve eserlerinin sansürlenmemesini söyler.

Buna karşılık Andrea Dworkin Sade’ı ibret alınacak bir kadın avcısı olarak görür ve pornografinin kadınlara şiddete yol açacağını iddia eder. Pornography: Men Possessing Women (Pornografi: Kadınlara Sahip Olan Erkekler–1979) adlı eserinin bir bölümünü Sade’yi incelemeye ayırmıştır. Susie Bright Dworkin’nin çok sayıda şiddet ve kötü muamele öğesi içeren ilk romanı ‘Ice and Fire’ (Buz ve Ateş)’i Sade’ın Juliette romanının yeniden anlatılmış şekli olarak görülebileceğini iddia eder.

Eserleri

Roman ve Hikâyeleri

Justine, Les Infortunes de la Vertu (ou les Malheurs de la Vertu, or Good Conduct Well-Chastised)

Juliette, or Vice Amply Rewarded (l’Histoire de Juliette, sa soeur [ou les Prosperites du vice])

The 120 Days of Sodom, or the School of Freedoms (Les 120 Journees de Sodome, ou l’Ecole de libertinage)

Incest (Hesperus Classics)

The Crimes of Love (Les Crimes de l’Amour, Nouvelles heroiques et tragiques)

Vol. I

Juliette et Raunai, ou la Conspiration d’Amboise, nouvelle historique

La Double Epreuve

Vol. II

Miss Henriette Stralson, ou les Effets du desespoir, nouvelle anglaise

Faxelange, ou les Torts de l’ambition

Florville and Courval, or The Works of Fate (Florville et Courval, ou le Fatalisme)

Vol. III

Rodrigue, ou la Tour enchantee, conte allegorique

Laurence and Antonio, An Italian Tale (Laurence et Antonio, nouvelle italienne)

Ernestine, A Swedish Tale (Ernestine, nouvelle suedoise)

Vol. IV

Dorgeville, ou le Criminel par Vertu

La Comtesse de Sancerre, ou la Rivale de sa fille, anecdote de la Cour de Bourgogne

Eugenie de Franval

Voyage d’Italie

Le Portefeuille d’un homme de lettres (Destroyed / Lost)

OEuvres diverses (1764 – 1869)

Le Philosophe soi-disant

Voyage de Hollande

La Marquise de Gange (1813)

Contes et Fabliaux du XVIII siecle, par troubadour provencal

Historiettes

Le Serpent

La Saillie gasconne

L’Heureuse Feinte

Le M… puni

L’Eveque embourbe

Le Revenant

Les Harangueurs provencaux

Attrapez-moi toujours de meme

L’Epoux complaisant

Aventure incomprehensible

La Fleur de chataignier

Contes et Fabliaux

L’Instituteur philosophe

La Prude, ou la Rencontre imprevue

Emilie de Tourville, ou la Cruaute fraternelle

Augustine de Villeblanche, ou le Stratageme de l’amour

Soit fait ainsi qu’il est requis

Le President mystifie

La Marquise de Theleme, ou les Effets du libertinage (Destroyed / Lost)

Le Talion

Le Cocu de lui-meme, ou les Raccommodement imprevu

Il y a place pour deux

L’Epoux corrige

Le Mari pretre, conte provencal

La Chatelaine de Longueville, ou la Femme vengee

Le Filous

Appendice

Les Dangers de la bienfaisance

Aline et Valcour, ou le Roman philosophique (1795)

Adelaide de Brunswick, princesse de Saxe

Les Journees de Florbelle, ou la Nature devoilee, suivies des Memoires de l’abbe de Modose et des *Adventures d’Emilie de Volnange servant de preuves aux assertions (Destroyed / Lost)

Les Conversations du chateau de Charmelle (First Draft of Les Journees Florbelle, Destroyed / Lost)

Les Delassements du libertin, ou la Neuvaine de Cythere (Destroyed / Lost)

La Fine Mouche (Destroyed / Lost)

L’Heureux Echange (Destroyed / Lost)

Les Inconvenients de la pitie (Destroyed / Lost)

Les Reliques (Destroyed / Lost)

Le Cure de Prato (Destroyed / Lost)

Histoire secrete d’Isabelle de Baviere, reine de France (1953)

Tarihi Öyküleri

La Liste du Suisse (Destroyed / Lost)

La Messe trop chere (Destroyed / Lost)

L’Honnete Ivrogne (Destroyed / Lost)

N’y allez jamais sans lumiere (Destroyed / Lost)

La justice venitienne (Destroyed / Lost)

Adelaide de Miramas, ou le Fanatisme protestan (Destroyed / Lost)

Makaleleri

Reflections on the Novel (Idee sur les romans, introductory text to Les Crimes de l’Amour)

The Author of Les Crimes de l’Amour to Villeterque, Hack Writer (1803) (L’Auteur de “Les Crimes de *l’Amour” a Villeterque, folliculaire)

Oyunları

Dialogue Between a Priest and a Dying Man (Dialogue entre un pretre et un moribond)

Philosophy in the Bedroom (La Philosophie dans le boudoir)

Oxtiern, The Misfortunes of Libertinage (1800) (Le Comte Oxtiern ou les Effets du Libertinage)

Les Jumelles ou le /choix difficile

Le Prevaricateur ou le Magistrat du temps passe

Jeanne Laisne, ou le Siege de Beauvais

L’Ecole des jaloux ou la Folle Epreuve

Le Misanthrope par amour ou Sophie et Desfrancs

Le Capricieux, ou l’Homme inegal

Les Antiquaires

Henriette et Saint-Clair, ou la Force du Sang (Destroyed / Lost)

Franchise et Trahison

Fanny, ou les Effets du desespoir

La Tour mysterieuse

L’Union des arts ou les Ruses de l’amour

Divertissement (missing)

La Fille malheureuse (Destroyed / Lost)

Les Fetes de l’amitie

L’Egarement de l’infortune (Destroyed / Lost)

Tancrede (Destroyed / Lost)

Siyasi Yazıları

Adresse d’un citoyen de Paris, au roi des Français (1791)

Section des Piques. Observations presentées à l’Assemblee administrative des hopitaux (28 octobre 1792)

Section des Piques. Idée sur le mode de la sanction des Lois; par un citoyen de cette Section (2 novembre 1792)

Pétition des Sections de Paris à la Convention nationale (1793)

Section des Piques. Extraits des Registres des déliberations de l’Assemblée générale et permanente de la Section des Piques (1793)

La Section des Piques à ses Frères et Amis de la Société de la Liberté et de l’Égalite, à Saintes, departement de la Charente-Inferieure (1793)

Section des Piques. Discours prononcé par la Section des Piques, aux manes de Marat et de Le *Pelletier, par Sade, citoyen de cette section et membre de la Société populaire (1793)

Petition de la Section des Piques, aux representants de peuple français (1793)

Les Caprices, ou un peu de tout (Destroyed / Lost)

Ölümünden sonra kitaplarında yayımlanan notları ve mektupları

Letters From Prison

Correspondance inédite du Marquis de Sade, de ses proches et de ses familiers, publiée avec une introduction, des annales et des notes par Paul Bourdin (1929)

L’Aigle, Mademoiselle…, Lettres publiées pour la première fois sur les manuscrits autographes inédits avec une Préface et un Commentaire par Gilbert Lely (1949)

Le Carillon de Vincennes. Lettres inédites publiées avec des notes par Gilbert Lely (1953)

Cahiers personnels (1803-1804). Publiés pour la première fois sur les manuscrits autographes inédits avec une préface et des notes par Gilbert Lely (1953)

Monsieur le 6. Lettres inédites (1778 – 1784) publiées et annotées par Georges Daumas. Préface de *Gilbert Lely (1954)

Cent onze Notes pour La Nouvelle Justine. Collection “La Terrain vague,” no. IV (1956)

Sade üzerine yapılan çalışmalar

Marquis de Sade: his life and works. (1899) by Iwan Bloch (download)

Sade Mon Prochain. (1947) by Pierre Klossowski

Lautréamont and Sade. (1949) by Maurice Blanchot

The Marquis de Sade, a biography. (1961) by Gilbert Lély

The life and ideas of the Marquis de Sade. (1963) by Geoffrey Gorer

Sade, Fourier, Loyola. (1971) by Roland Barthes (Life of Sade download)

De Sade: A Critical Biography. (1978) by Ronald Hayman

The Sadeian Woman: An Exercise in Cultural History. (1979) by Angela Carter

The Marquis de Sade: the man, his works, and his critics: an annotated bibliography. (1986) by *Colette Verger Michael

Sade, his ethics and rhetoric. (1989) collection of essays, edited by Colette Verger Michael

Marquis de Sade: A Biography. (1991) by Maurice Lever

The philosophy of the Marquis de Sade. (1995) by Timo Airaksinen

Sade contre l’Être suprême. (1996) by Philippe Sollers

A Fall from Grace (1998) by Chris Barron

Sade: A Biographical Essay (1998) by Laurence Louis Bongie

An Erotic Beyond: Sade. (1998) by Octavio Paz (review)

The Marquis de Sade: a life. (1999) by Neil Schaeffer

At Home With the Marquis de Sade: A Life. (1999) by Francine du Plessix Gray

Sade: from materialism to pornography. (2002) by Caroline Warman

Marquis de Sade: the genius of passion. (2003) by Ronald Hayman

Marquis de Sade: A Very Short Introduction (2005) by John Phillips

Faut-il bruler Sade? 1966 Simone De Beauvoir (Sade’ı Yakmalı Mı?1997)

Sociopath – In The Name Of Marquis De Sade

Arthur Rimbaud, “La Chasse spirituelle”

Arthur Rimbaud

Arthur Rimbaud

Verlaine’e göre “La Chasse spirituelle” şiiri, Rimbaud’nun en önemli çalışması. Ancak şiirin yer aldığı defter, ne yazık ki iddia edildiğine göre Rimbaud’nun arkadaşları tarafından kaybedilmiş..

Hayatı

20 Ekim 1854’te Fransa’nın kuzeyinde Ardenler bölgesinde Charleville kasabasında, Bourbon Sokağı 73 numaralı evde doğar. Subay olan babası Frédéric, annesi Vitalie’yi genç yaşta terk eder. Vitalie Cuif(Rimbaud)’un Roche kenti yakınlarında çiftlik sahibi olan varlıklı bir aileden geliyordu. İlk doğan çocuklarına babanın adı olan Frédéric ismi konulur. Ailenin ikinci çocuğu Arthur, üçüncü çocuğu annesiyle aynı adı paylaşan Vitalie, dördüncü çocuğu Rimbaud’un hayatında önemli rolleri olan Isabelle’dir.

Annenin genç yaşta eşinden ayrılmasının baskısıyla yaşayan Rimbaud 8 yaşında laik bir eğitim sistemi olan Rossat Okulu’na verilir. Daha sonra Sous Les Alleés sokağına taşınırlar ve Sofu olan annesi tarafından dini eğitimde verilen Charleville Koleji’ne verilir. Din dersleri ve Latincesi oldukça iyi olan Rimbaud’a okulda “küçük pis yobaz” adı takılır. Öğretmeni Ariste Lheriter’in destekleri üzerine yazdığı şiire daha çok özenir. O sıralarda Çağdaş Parnasse dergisini okur, Théophile Gauiter, Théodore de Banville, Léon Dierx ve Paul Verlaine gibi şairlerin şiirleriyle tanışır. Charleville’de düzenlenen geleneksel edebiyat yarışmasında birinci olur.

Paul-Verlaine-ve-Arthur-Rimbaud

Paul Verlaine ve Arthur-Rimbaud

Öksüzlerin Yılbaşı Armağanları (Les Etrennes des Orphelins) adlı şiirini Revue Pour Tous dergisine gönderir ve bilinen ilk yazılı şiiri budur. George Izambard ile tanışıp, fikirlerinden etkilenir.Ofelya, Demirci, İzlenim, Güneş ve Ten gibi şiirleri bu döneme rastlar. Bu sırada çıkan Paris Komünü ayaklanması ve Prusya-Fransa savaşı siyasi çizgisinide belirlemiş olur. Paris’te çıkan La Charge gazetesinde Üç öpücük şiiri yayınlanır. Henüz 16 yaşındayken evden kaçıp Paris’e gider. Bundan sonra evden savaş ortamında 2 kere daha kaçmasına rağmen, perişan hallerde geri döner. Bu sırada Paris’in meşhur kafelerinde şiirler yazıp, çağın sanatı, siyaseti hakkında tartışmalara katılır ve absint içip, afyon yutmaya başlar. En son evden kaçışında, mektup ve şiirle dostluğunu pekiştirdiği dostu Verlaine’nin evine sığınır. Bundan sonraki dönemde yazdığı şiirler olgunluk dönemine ulaşır. 1873’te ilk şiir kitabı Cehennemde Bir Mevsim (Une Saison En Enfer) yayımlanır. Verlaine’nin eşiyle arasının açılması ve Rimbaud ile eşcinsel ilişkilerinin başlamasıyla; Fransa’da dışlanan ikili Almanya ve Belçika seyahatlerine başlarlar. Verlaine, Rimbaud’u Brüksel’de bir tabanca kurşunu ile yaralamasının ardından, eşcinsel ilişkileri yüzünden başları belaya girer. Verlaine kürek mahkumu olarak hapse atılır, Rimbaud ise serbesttir. 1875’te son kez görüşmelerinden sonra bir daha asla görüşmezler. Bu tarihten sonra da şiir yazmayı bırakır.

Hayatının son kısmı (1875-1891)

1878’de Marsilya’dan İskenderiye’ye geçer ve bir süre Kıbrıs Larnaka’da Rum, Türk ve Araplara çevirmenlik yapar. Buradaki şirketin kapanmasıyla Afrika’ya yol alır, Habeşistan Harrar bölgesinde, Mısır’ın işgal altında olmasından faydalanıp; kahve, fildişi, deri, ıtır ve zamk üretimi yapan Vianney Bardey firmasında işe başvurur. Asistanlığın yanı sıra silah tüccarlığına başlar, bu işlerden çok para kazanır. Afrika’da geçirdiği günlerde dinini İslam olarak değiştirdiği söylentisi olsa da, somut bir delil yoktur. Daha sonra kalçasında oluşan bir şişlik ve yarayla hastaneye yatar, teşhis Kalça Neoplazmasıdır (bir çeşit kalça kanseri), bu yüzden bir bacağı kesilir. 21 Mayıs’ta annesine yazdığı mektupta hastalığından sinovit, hidrartroz, eklem ve kemik hastalığı olarak bahseder. Bu sırada asker kaçağı olarak arandığı için hasta haliyle zor günler yaşar. Sadece “Jean Rimbaud” ismini kullanır ve kayıtlarda ismi bu şekilde geçer. Aşırı morfin tüketimi ve kanserin yayılması ölümünü hızlandırır. 10 Kasım 1891’de henüz 37 yaşındayken Marsilya’da ölür. Rimbaud’un 10 yılı aşkın çetin çalışmasının toplam ürünü 36.000 altın franktır, 8 yıl yanında hizmetkarlığını yapan Camii’ye 10.000 frankının verilmesini, Isabelle’e vasiyet eder. Marsilya Conception Hastanesinin avlusunda şöyle bir levha vardır:

“ “Aden’den gelen şair JEAN ARTHUR RIMBAUD yeryüzü serüveninin son bölümünü 10 Kasım 1891’de BURADA tamamladı”

Çalışmaları

Şiirler

Esrik Gemi (1871)

Cehennemde Bir Mevsim (1873)

Illuminations (1874)

Rimbaud ile ilgili çalışmalar

Habeşistan’da Bir Mevsim: Paul Strathern’in Rimbaud’un Etiyopya’daki hayatını inceleyen kişileştirmesi.

Sayıklamalar Bir Arthur Rimbaud Yorumu: Jeremy Reed’in Rimbaud üzerine incelemesi.

Rimbaud ya da Büyük İsyan: Henry Miller’ın Rimbaud üzerine incelemesi.

Rimbaud: Ateş Hırsızı Yaşamı, Sanatı, Tüm Şiirleri: Erdoğan Alkan’ın Rimabud’un hayatını şiirlerini incelediği biyografik kitabı

Rimbaud’a Akıl Notları: Küçük İskender’in Rimbaud’nun erken yaşta yazdığı önemli şiirlere ve o yaşta sahip olduğu bilince atıfta bulunarak, genç şiir ilgililerine yollar çizmek ve cesaret vermek için yazdığı denemelerden oluşan kitabı

Yahya Kemal Rimbaud’yu Okudu mu?:Çeviriler ve Rimbaud üzerine Hasan Bülent Kahraman araştırma kitabı

Arthur Rimbaud; Yaşamı,sanatı ve eserleri, Erdoğan Alkan

Sylvia Plath’in ikinci romanı 

sylvia plath

“Double Exposure” ya da “Double Take”; Sylvia Plath’in 1963’teki ölümüyle yarım kalmış ikinci romanının adı bunlardan biriydi. 1970’lerde ise bu romanın izi kaybedildi.

Hayatı

(d. 27 Ekim 1932 Boston – ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD’li şair ve yazardır.  Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.

1932 yılında Alman bir baba ve ABD’li bir anneden, Massachusetts’te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College’deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955’te Smith College’den summa cum laude derece ile mezun oldu.

Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi’ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity’de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes’la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston’da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere’ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra’da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton’a yerleştiler. Çiftin Sylvia’nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra’ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats’e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963’te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.

Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.

Eserleri

Şiirleri

The Colossus (1960)

Ariel (1965)

Crossing the Water (1971)

Winter Trees (1972)

The Collected Poems (1981)

Düz Yazı

The Bell Jar (1963)

Letters Home (1975)

Johnny Panic and the Bible of Dreams (1977)

The Journals of Sylvia Plath (1982)

The Magic Mirror (1989)

The Unabridged Journals of Sylvia Plath

Çocuk Kitapları

The Red Book (1976)

The It-Doesn’t-Matter-Suit (1996)

Collected Children’s Stories (İngiltere, 2001)

Mrs. Cherry’s Kitchen (2001)

Türkçeye Çevrilen Eserleri

Ariel, (İmge Kitabevi)

Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı, (Altıkırkbeş Yayınları)

Sırça Fanus, (Can Yayınları)

Üç Kadın, (Oğlak Yayıncılık)

Sylvia Plath’in Günceleri, (Oğlak Yayıncılık)

Suyu Geçiş (Artshop Yayıncılık)

Kaynak : 1- []

                      2-[-]

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışması Keş!f’in “ilham veren” yönetmeni belli oldu.

mahi-va-gorbeh

Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi

Tek plandan oluşan Fish&Cat/Balık ve Kedi’nin İranlı yönetmeni Shahram Mokri, Keş!f jürisinin ve SİYAD jürisinin ortak seçimi oldu!

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenen 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece Unter’de yapılan ödül töreniyle sona erdi. Ceylan Özçelik’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü İranlı yönetmenin

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl ABD, Almanya,Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarıştı.

Mehmet Günsür, Michael Hausman, Dennis Lim, Philippe Falardeau ve Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f Jürisi, Fish & Cat/Balık ve Kedi’nin yönetmeni Shahram Mokri’yi “yılın ilham veren yönetmeni” seçti ve Mokri 15 bin dolar değerindeki ödülün sahibi oldu. Jüri adına ödül gerekçesini okuyan Mehmet Günsür; “Tek çekim halinde yaratılan, bizi hem entelektüel hem de duygusal olarak etkileyen, sonuna kadar soluksuz izlenen ustalıklı üslubuyla bir kuşağın sıkışmışlığını büyük bir yaratıcılıkla gözler önüne sermesiyle Keş!f Ödülü’nü Balık ve Kedi’ye veriyoruz” dedi.

SİYAD da Balık ve Kedi dedi

if istanbulBurçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi de Balık ve Kedi’den yana oldu.

SİYAD jürisi adına gerekçeyi okuyan Müge Turan şunları söyledi: “SİYAD jürisi olarak, gençlerin özgürlük arayışını baştan başa bir metafor olarak ortaya koyabilmesi, bunu da gerek teknik gerekse estetik açıdan müthiş bir yaratıcılıkla gerçekleştirilebilmesi, zaman ve mekan içinde Escher tablolarını aratmayan bir döngüsellikle dolaşan parabolik kurgusu, hiçbir anda aksamayan kesintisiz mizanseni, müthiş bir meydan okumanın altından başarıyla kalkan görüntü yönetimi ve sinemasal gerilimi hep yukarıda tutan ses tasarımıyla Keş!f bölümünün ruhunu en iyi yansıtan filmin, Shakram Mokri imzalı İran yapımı Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi’nin ödülü hak ettiğini düşünüyor.”

İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish & Cat / Balık ve Kedi; kamp yapmaya giden bir grup üniversite öğrencisinin, yakınlardaki restoranda insan eti servis edildiğini öğrendiği gerçek bir olaydan yola çıkıyor. 130 dakikalık tek bir plandan oluşan fish and catfilm, bir yandan Blair Cadısı atmosferini sürdürürken, bir yandan da bir Kiarostami ya da Makhmalbaf filmiymişçesine yüzünü insana dönüp, sinemayla, gerçeklikle ve zamanla oynuyor.

Kısa izleyicisi Küçük Kara Balıklar’ı seçti

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Azra Deniz Okyay’ın yönettiği Küçük Kara Balıklar seçilirken, Can Evrenol’un Baskın’ı ikinciliği, Onur Yağız’ın Patika / Patika (The Country Road) adlı kısası da üçüncülüğü aldı. 2014’ün birincisi Okyay, !f İstanbul’un konuğu olarak yurt dışındaki bir festivale konuk olma hakkı kazandı.

Sanat tarihinde pek çok ilginç olay vardır. Fakat sıkça duyduğumuz ve gördüğümüz, bildiğimiz sanatçılar veya eserleri ile ilgili aşağıdaki 6 olayı bilmek gerekir.

1959 Yıllarında 2,5 Milyon Doları Reddeden Fakir Bir Sanatçı

mark-rothko-modern-resim

Mark Rothko Soyut Dışavurumcu anlayışa sahip, resimlerinde abartılı bir sadelik bulunan Polonya asıllı bir ressamdır. 30 yıllık sanat hayatı boyunca kendi deyimi ile ‘Fakirliğin Mark Rothkotadına vardı’ ve çok ciddi maddi sıkıntılarla boğuştu.

Ancak bir gün Rothko nun tüm hayatı alt üst olacaktı.

Manhattan da bulunan süper lüks bir restoran olan Four Seaosons açılışı için Mark Rothko ya sipariş verildi. Restoranın 1959 da açılışı yapılacaktı. Yapacağı resim karşılığında ona tam 35 bin dolar ödemeyi kabul ettiler. Bu günümüz parası ile 2,5 Milyon dolar demekti.

Bu gün 2,5 milyon doları reddedebilecek kaç insan tanıyorsunuz ?

Rothko oraya gelecek olan zengin sınıfının kendi sanatını anlayamayacağını düşünerek, oraya resimlerini vermeyi reddetmiştir. Aradan geçen 10 yılın içerisinde  ölümü saplantı haline getiren sanatçı evindeki banyosunda ölü bulunmuştur.

Mona Lisa Kaçırıldı

Sanat tarihinin en bilinen yüzlerinden olan Mona Lisa. Artık bıkkınlık veren sırlarla şifrelerle günümüzde oldukça popülerdir.

mona-lisa-resim-büyük-boyjpgAncak gülüşünün sırrı bir yana yaklaşık 40 kat çok ince boya sistematik olarak üst üste bindirilerek yapılmış bir eserdir.

Pek bilinmeyen ilginç bir hikayeye de tanıklık etmiştir.

Tablo 1911 yılında bulunduğu müzeden kaçırılmıştır. Hem de Müzenin bir çalışanı tarafından. 2 yıl sonra bulunabilmiştir. Ancak işin ilginç yanı ise tablo kaçırıldıktan bir gün sonra tam 60 bin kişi tablonun kaçırıldığı müze olan Louvre Müzesine akın etmiştir.

Neden mi ?

Olmayan resmi görmek için olsa gerek…

Bu Resmi Siz mi Yaptınız ? Hayır Siz Yaptınız !

Picasso_Guernica nar sanat

 

Başlığı okuyanlar kimden bahsettiğimiz hemen bileceklerdir. Ancak bilmeyenler için söyleyelim Picasso.

Çağdaş Sanatın babalarından olan Picasso resimlerine her bakan anlam veremeyebilir.

Bunu bende yaparım bile diyebilirler. Ancak Picasso 20 yaşına gelene kadar yeteri kadar gerçekçi çalışma yapmıştır. Ve sonrasında taklitçilik olarak adlandırdığı klasisizme ve gerçekçiliğe sırt çevirerek kendi gerçekçiliğini yaratmış bir sanatçıdır. O aptal değildi aksine son derece zeki bir adamdı.

Picasso o gün Fransa da ki eski bir binadaki atölyesinde çalışıyordu. Picasso sık sık yaratıcı resimlerinden hoşnut olmayan despota tarafından ziyaret ediliyor ve denetleniyordu. O tehlikeli bir adamdı ve en güçlü silahı şüphesiz sanatıydı. Yine böyle bir denetim sırasında bir Almansubay atölyede dolanmaya başladı. Masanın üzerinde sanatçıya ait bir resmin fotoğrafını gördü.

Fotoğrafa umursamaz bir tavırla göz gezdirdikten sonra Picasso’ya göstererek,

  • Bunu siz mi yaptınız diye sordu.

-Hayır dedi Picasso

  • Siz yaptınız.

Resim küçük bir köyün üzerine bir gecede atılan tam 6 bin bombayı konu alıyordu. Guernica köyünde tehdit unsuru olarak nitelendirilecek hiç bir şey yoktu. Orada sadece fakir çiftçiler ve köylüler yaşam sürmekteydiler. Ve Alman uçakları o köyü Kübik bir hale getirmişti. Bunu dünyaya bir mesaj vermek amacı ile yapmışlardı. Bakın biz bunu yapabiliyoruz deniyordu.

Ve Guernica tablosu bu olaya atılan en şiddetli tokat niteliği taşımaktaydı.

Rakı fiyatına Picasso resmini satmak!

fikret-mualla

Fikret Mualla bu ülkede yaşamış en değerli sanatçılarımızdan biridir. O hayatın aksiliklerinden kurtulamamış ve kurtulabilme amacı ile kendisini resme vermiş bir efsanedir.

İnanılmaz zor bir hayat yaşamıştır. Okulda İspanyol Giribine yakalanmış ve annesine bulaştırarak ölümüne neden olmuştur. Bu olay ölene kadar bastıramayacağı bir suçluluk duygusuna neden oldu. Annesinin ölümünden hemen sonra babasının genç kadınlarla evlilikleri onda öfke krizlerine sokan bir ruhsal duruma sokmuştur.

O iyi bir insandı ne yazık ki aksilikler ölene kadar peşini bırakmamıştır.

Ancak Fransa da büyük bir sergi açmış ve tüm yapıtlarını satmayı başarmıştır. Üstelik Picasso’nun bile dikkatini çekmiştir. Onun resimlerine hayran kalan Picasso bir çalışmasını satın almıştır. Bununla yetinmeyip bir resmini de Fikret Mualla’ya hediye etmiştir. Picasso’nun resmini görüp beğenen birine bir şişe rakı fiyatına resmi vermiştir.

Yanlış anlaşılan “Devrimlerin simgesi” resim

Eugène_Delacroix_ozgurluk-ve devrim

Eugene Delacroix burnunun dibinde gerçekleşen devrimden hoşnut değildi. Üstelik devrimin sokakta rahat rahat gezme hakkını engellediğini ve tehlikeli olduğu içinde tehlikeli buluyordu.

Eugene_delacroixDerdi neydi bu insanların ortalığı karıştırdılar !

3 silahşör ün yazarı Alexandra Dumas onu bir gün cadde kenarında görmüş ve hakkında şöyle yazmıştır; Biraz pısırık bir adam.

Delacroix Fransız devrimi hakkında böyle düşünüyordu. Etliye sütlüye karışmayı sevmeyen böyle bir adam nasıl Dünyadaki tüm devrimlerin simgesi olabilecek bir resim yapabilirdi ?

Delacroix bu durumu eleştiren bir resim yapmaya kafaya koymuştu. Ancak amacı devrimcileri yüceltmek değildi. Aksine o bir kralcı anlayışa sahipti. Resme dikkatle bakıldığında devrimin aslında yüceltilmediğine ve devrime katılan insanların iyi insanlar olmadığını anlamak söz konusudur. Etraftaki insanlar öldürdükleri askerlerden çaldıkları eşyaları üstlerinde taşıyorlardı. Kontrolsüzce oraya buraya saldırıyorlar izlenimi vermekteydi.

Resim her iki taraftan da sansür yedi. Devrimden sonra öne çıkan yöneticiler ayak takımı sayesinde devrimi gerçekleştirdikleri gerçeğini gösterdiğinden resmi sergiletmediler. Devrim yıkıldıktan sonra da resim eski kötü bir olayı anlattığı gerekçesi ile sergilenemedi.

Ancak ne olursa olsun devrim denilince akla gelen ilk resim olma özelliğini hiç bir zaman kaybetmedi.

Heykelde Burun Estetiği Operasyonu

Michelangelo_DavidMichalengelo Rönesansın en büyük sanatçılarından bir tanesidir. O yaptığı resim ve heykellerle zamanında devrim yapmayı başarmış ender sanatçılardandır.

Ancak o resim konusundaki eşsiz ustalığından ziyade heykel alanındaki ustalığının ön plana çıkmasını istiyordu. Ne var ki Sistina Şapeline yaptığı o devasa duvar resimleri heykellerinin bir adım önüne geçmiştir.

O atmosferi yaşamak isteyenler

Bir diğer ölümsüz yapıtı ise Davut heykelidir. Davut aslında bir dini karakter değildir. İsrail topraklarında ilk imparatorluğu kuran bir emperyalisttir. Ancak incil de sıkça adı geçtiğinden ve dev yaratık Golyatı bir sapan ile yendiğinden heykeli yapılması istenmiştir.

İnanması zor ancak Michalengelo bu heykeli en tepeden saçlarından başlayarak aşağıya doğru ine ine yapmıştır. Bir gün heykeli bitirmeye yakın bir sırada heykeli sipariş veren büyük din adamı kontrole gelir. Ona;

-Burnu sence de biraz büyük olmamış mı ? Biraz düzeltmen gerekiyor der.

Michalengelo ne derse desin Rahip i ikna edemez ve yerden bir miktar mermer tozu alarak merdivene tırmanır, burnun yanına çıkar. Çekiçle vuruyormuş gibi yaparak avucundan tozları yere bırakmaya başlar.

En sonda avucunda kalan mermer tozlarını aşağıda duran rahibin yüzüne üfleyerek tam mı diye sorar ?

Rahip hoşnut bir şekilde gülümser.

  • Muhteşem oldu

Ancak burunda hiç bir değişiklik yapılmamıştır.

 

Yayıncılar Yanıtladı:  E-Kitaplar Neden Pahalı?

e-kitapElektronik kitap ve benzeri yayınların elektronik ortamda satışında uygulanacak KDV oranı yüzde 8’e düşürülünce, “Elektronik kitap artık lüks değil” demiştik. Bunun pratikte taşıdığı manayı ise yayınevlerine sorduk. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Murat Gülsoy’un da dediği gibi, “e-kitapların fiyatları hâlâ beklenenin çok üzerinde.”

Elektronik kitapların KDV’sinin düşmesinin pratikte ne gibi bir manası var? Bu düşüş, e-kitap satışlarını artıracak mı?

Sel Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni İrfan Sancı Elektronik kitapların KDV’sinin düşmesinin pratikte hiçbir manası yok. Sadece bir ayıp ortadan kalkmış oldu.

Doğan Kitap Genel Müdürü Gülgün Çarkoğlu Elektronik kitapların KDV oranının yüzde 1 ya da yüzde 8 seviyelerine inmesi, yayıncıların ve Türkiye Yayıncılar Birliği’nin uzun zamandır üzerinde durduğu bir konuydu. Bu yeni gelişmeyi elbette memnuniyetle karşıladık çünkü bu sayede e-kitap satış fiyatları düşecek, okur e-kitaba daha ucuza ulaşabilecek. Ancak bu değişikliğin satışa yansımasında kısa vadede bir mucize beklememek gerekir. Bu alanda asıl fark yaratacak unsurun, e-kitap fiyatlarının düşmesinden çok, tabletlerin yaygınlaşması ve okuma alışkanlığının biraz dijitale kayması olduğunu düşünüyorum.

Nesil Yayın Grubu Genel Müdürü Erdal Cesar E-kitapların KDV’sinin yüzde 18’den yüzde 8’e düşmesi fiyatlara elbette olumlu yansıyacak. Bu düşüş kitapların satışını kısa vadede artırmayacak fakat okuyucular için daha cazip kılacak. Kitapların satışını asıl artıracak doping MEB Fatih Projesi’nin hayata geçmesiyle olabilecek gibi görünüyor. Zaman içerisinden okurların e-kitabı benimsemesi ve e-kitap okuma cihazlarının ülkemizde yaygınlaşmasıyla satışlar arzulanan seviyelere ulaşacak diye umut ediyoruz.

E-kitapların satış fiyatı okuru tatmin etmekten uzak. Sıklıkla “maliyeti az olmasına rağmen e-kitapların satış fiyatı çok yüksek” gibi eleştiriler alıyor. Peki, bu kitapların fiyatları neye göre belirleniyor? Neden fiyatlar okur beklentisini karşılayacak kadar düşemiyor?

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Murat Gülsoy E-kitapların fiyatları hâlâ beklenenin çok üzerinde. Bunun da temel nedeni şifreleme şirketlerine ödenen para. Yani kopyalanmasını ve paylaşılmasını engellemek için çok ciddi bir para ödüyorsunuz. Ama ne yaparsanız yapın popüler bir kitap yine de internette bulunabiliyor. Olan popüler olmayanlara oluyor. Onlar pahalı olduğu için hiç okunmuyor.

Doğan Kitap Genel Müdürü Gülgün Çarkoğlu Baskı maliyetinin, kitap üretiminde yer alan maliyet kalemlerinden sadece biri olduğunu hatırlamakta fayda var. Yazar ve çevirmenlerin telif bedelleri, reklam ve pazarlama giderleri, kitabın dijital yayına hazırlığı sürecinde oluşan maliyetler, dağıtım komisyonu her iki kitap formatında da geçerliliğini koruyor. Aradaki en temel fark, kâğıt maliyeti diyebiliriz. Bugüne dek yüzde 18 olarak uygulanan KDV, e-kitaplara ek bir yük daha getiriyordu elbette. Tablet kullanımının yaygınlaşmasıyla e-kitap satışlarında bir artış öngörülebilir, fiyatlar da o zaman talebe göre şekillenecektir. Bu arada göz ardı edilmemesi gereken bir konu da, kitap fiyatlandırmasında yayınevlerinin ancak tavsiye eden konumunda olmaları, yani belirleyici olmamalarıdır.

Sel Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni İrfan Sancı Bütün sorun bence yayıncının elektronik kitabı basılı kitaba rakip olarak görmesi. Onun için dikkat ederseniz yayınevlerinin elektronik kitap listelerini daha çok gözden çıkarılmış, teliften düşmüş ya da satmayacağını düşündüğü kitaplar oluşturuyor. Elektronik kitap üretmeye yönelik ciddi bir çalışması olmadan yine de elektronik kitabı fiyatlandırırken rakamı yüksek tutması işin ciddiyetini yeterince kavramayamadığından oluyor.

Görseller Rachel Walsh

Gökçe Gündüç | Sabit Fikir

Kaynak : [-]

Sürrealist akımın öncü sanatçılarından Joan MIRÓ, Mourlot ve Maeght koleksiyonlarında yer alan 60 eseriyle 20 Kasım – 19 Ocak tarihleri arasında Mimar Sinan Üniversitesi Tophane-i Amire’de.

Joan_Miro2012 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen ve büyük ilgi görenSalvador Dali Sergisi ’nden sonra yine Kült işbirliğiyle 20. yüzyılın en ilham verici isimlerinden Joan MIRÓ , dünyaca tanınmış Mourlot ve Maeght koleksiyonlarında yer alan 60 eseriyle 20 Kasım 2013 / 19 Ocak 2014 tarihleri arasında Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde olacak.

1924 yılında Sürrealist Manifesto ’yu yayınlayan Andre Breton’un “içimizdeki en Sürrealist” diye tanımladığıJoan MIRÓ canlı renklerin, biomorfik yaratıkların, arabesklerin, kadınların, kuşların, güneşin ve yıldızların göksel bir mekana serpiştirildiği çocuksu ve nükteli resimleriyle izleyiciye fantastik bir dünya sunacak.

Büyük çağdaş ustalar arasında Joan MIRÓ eserlerine hakim olan hayat dolu şiirsel, ince zeka ürünü ve doğaçlama atmosferle ön plana çıkar.

İlk dönemlerinde Fovizm ve Kübizm etkisinde yaptığı Katalan manzaraları 1920’lerin başlarında sürrealizm etkisiyle “rüya resimlere” doğru yönelir. 1930’larda ise İspanya’daki iç savaşa dönüşen siyaset nedeniyleMIRÓ ’nun Katalan kimliği ve yaşadığı çelişkiler bu dönemde ürettiği eserlerde baskın hale gelir. Şiddetin ve ruhsal ıstırabın baskın olduğu bu yıllarda eski düşsel ortamın yerini vahşet, eğilip bükülmüş, biçimi bozulmuş figürler ve siyah renkler alır.

Bu ruh hali yine de MIRÓ ’nun sanatındaki en büyük özelliklerinden biri olan materyallerin alışılmadık kombinasyonları üzerinde deneme yapma ve birbiriyle bağlantısı olmayan imajları şaşırtıcı biçimde yan yana getirme arzusuna engel olmaz. Bu keşifler sonucu da MIRÓ ’nun sanata yaptığı en büyük katkılardan biri olan yeni bir işaret dili vücut bulur. “Resim mağara adamlarının çizimlerinden beri çöküş içerisindedir” diyen MIRÓ , işaret ve sembollerden oluşan evrenini hep ilkel bir ressamın doğallığıyla oluşturur ve ulaşmaya çalıştığı bu “saflık” onu çağdaşlarından ayıran en belirgin özelliği olur.

ÇOCUKLAR İÇİN MIRÓ

Çocuk Sanat Atölyesi

Sanatsal aktivitelere önem vererek bilinçli ve yetenekli nesiller yetiştirmeyi hedefleyen Doğa Koleji, MIRÓSergisi’nde çocuklar için özel bir “çocuk alanı” oluşturuyor.

Çocuk alanı, serginin geniş bir bölümünde yer alarak birçok çocuğa sanatla iç içe zaman geçirmelerini sağlayacak. Çocuklar bu özel alanda MIRÓ ’nun eserlerini boyama, duvar resimleri yapma ve eserlerini projeksiyonla sergileme imkânı yakalayacak. Böylece çocukların çalışmaları saflığın, ilk resmin, çocuksuluğun peşinden giden MIRÓ’nun eserleriyle ortak bir paydada buluşacak.

Birçok başarılı sergiye imza atan, sanatsal etkinliklerde yer alan deneyimli sanat ekibi, etkinlik alanında çocukları yalnız bırakmayacak. Çocukların yorum ve yaratıcılıklarını geliştirme imkânı yakalayacağı bu alanda, farklı yaş grupları, kendi renkli dünyalarını MIRÓ ’nun bir o kadar canlı evreniyle buluşturma şansı bulacaklar.

20. YÜZYILIN EN OLAĞANDIŞI SANATÇI-ŞAİRİ

dutchintJOAN MIRÓ

1893 yılında Katalonya’nın kalbi Barcelona’da doğan Joan MIRÓ özellikle kamusal alanlarında bulunan eserleriyle aynı Gaudi gibi şehre mimari kimliğini kazandırmış bir isimdir.

Joan MIRÓ uzun kariyeri boyunca yalnızca yağlıboya, baskı resim ve kitap resimleri üretmekle yetinmemiş; eskiz, kolaj, seramik, heykel, sahne tasarımı, duvar resmi ve dokuma alanlarında da çalışma yapmıştır.

“Kırsalda geçen ömrümün özeti ve peşinden gideceğim şeyin başlangıç noktası” dediği ilk önemli eseri “Çiftlik” ünlü yazar Ernest Hemingway tarafından satın alınır. Hemingway içinse bu eser şunu ifade etmektedir: “ Çiftlik ‘i dünyadaki hiçbir tabloya değişmem.”

1924 yılında Andre Breton Sürrealist Manifesto’yu yayınladığında, Andre Masson, Max Ernst, Louis Aragon ve Paul Elouard ile birlikte akıma ilk katılanlar arasındadır.

Paris’te geçen yıllarında en yakın dostlarından birisi İspanya’dan sürgündeki bir başka isim Pablo Picasso’dur.

İspanya İç Savaşı esnasında General Franco’ya tepkisini bu dönemde yaptığı, yumruğunu hiddetle sıkmış bir Katalan ırgatın faşizme başkaldırısını gösteren Aidez L’Espagne (İspanya’ya Yardım Edin) isimli çalışmasıyla gösterir.

1954 yılındaki Venedik Bienali’nde Grafik Sanat Büyük Ödülü’nü kazanır. Paris UNESCO binasındaki çalışmaları Uluslararası Guggenheim Ödülü’ne layık görülmüştür.

1974 yılında Dünya Ticaret Merkezi için yaptığı duvar çalışması 11 Eylül saldırılarında yok olan en değerli sanat eserlerinden biridir.

Katalan kimliğinin sembolü Barcelona futbol takımının 75. yılı adına bir afişe imza atmıştır.

1982’de İspanya’da düzenlenen Dünya Kupası’nın afişini tasarlamıştır.

MIRÓ denildiğinde akla gelen ilk çalışmalardan birisi de General Franco sonrasında dünyadaki imajını değiştirmeye çalışan İspanya için yaptığı ve hala kullanılan turizm logosudur

Bu yılın onur konuğu ülkesi Çin Halk Cumhuriyeti, yazarları ve yayıncılarıyla fuarda olacak. Onur yazarının Taner Timur olduğu fuarın ana teması ise ‘Tarih: Geçmişteki Gelecek’.

32-kitap-fuarıTÜYAP tarafından, Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle, bu yıl 32’ncisi düzenlenen İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı,Büyükçekmece’de TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde 2-10 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Çin Halk Cumhuriyeti’nin onur konuğu olduğu fuarın onur yazarı ise tarih profesörü Taner Timur. Fuara 650 yayınevi, çok sayıda sivil toplum kuruluşu ile sahaflar katılacak, 300 etkinlik ve yüzlerce imza günü düzenlenecek. Tarihe nasıl bakmalı? Kitap Fuarları Danışma Kurulu’nun kararıyla, fuarın onur yazarı Prof. Dr. Taner Timur olarak belirlenirken, ana temasının da “Tarih: Geçmişteki Gelecek” olması kararlaştırıldı. Buna göre Timur’un katılımıyla birçok panel ve söyleşi düzenlenecek. Bunlardan biri, 2 Kasım’daki açılış gününde, Heybeliada Salonu’nda Yordam Kitap tarafından yapılacak “Tarihe ve Osmanlı Tarihine Nasıl Bakmalı?” konulu panel. 3 Kasım Pazar günü ise Faruk Şüyün’ün de katılacağı, Timur’un onur konuğu olmasıyla ilgili bir etkinlik  düzenlenecek. Ayrıca, yine Yordam Kitap tarafından 10 Kasım’da Büyükada Salonu’nda “Tarihi Maddecilik, Toplum Bilimleri ve Felsefe” panelinde, Timur’la birlikte, Cem Eroğlu ve Sungur Savran konuşma yapacak. TÜYAP tarafından Timur’un yaşamı ve çalışmalarından oluşan bir de kitap hazırlanacak. Çin buluşmaları Bu yıl fuarın ilk dört günü,Çin Halk Cumhuriyeti, Ulusal Stantları’nda ağırlanacak. Çin’den yayınevlerinin yer alacağı stantta pek çok etkinlik düzenlenecek ve Çin edebiyatının önemli adları fuarın konuğu olacak. Ayrıca Çin’deki yayın sektörünün temsilcileri, Türkiye’den yayıncılarla bir araya gelerek sektörel buluşmalar gerçekleştirecek. Fuarın 32 kitap fuarı konuğuilk günü Buket Uzuner, Tie Ning ile “kadın ve edebi yaratıcılık” üzerine konuşacak. Ardından Mevlana İdris Zengin, Yang Hongying
ile “Çocuk Dünyasında İnteraktif Büyüme”yi tartışacak. Jiang Nan ile Sibel Atasoy’un “Ben ve Edebi Yaratıcılık” sohbeti ile konuk olacakları Çin Ulusal Standı, sonrasında Zhang Wei ve Wang Gang’ı “Çin- Türkiye Çeviri Forumu”da, kaligrafi sanatçısı Pang Zhonghua’yu da kaligrafi üzerine yapacağı sunumla ağırlayacak. Stanttaki etkinliklerin yanı sıra “Çin-Türkiye Kültür Forumu”, “Yeni İpek Yolu Çağında İletişim ve İşbirliği”, “Uygarlığın İlerlemesi ve Kalkınma Yollarının Keşfi”, “Dünyada ve Türkiye’de Yayıncılık Sektörü ve Telif Hakları Yönetimi”, “Türkiye-Çin Kitap Pazarları” gibi başlıklarda pek çok etkinlik düzenlenecek. 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, bu yıl hafta içi 10.00-19.00 saatleri arasında, hafta sonu ise geçen yıllarda olduğu gibi 10.00- 20.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Fuar, kapanış günü olan 10 Kasım’da saat 19.00’da sona erecek.

Dünyanın en değerli bilim ödülü kaç kere hayatta olmayan bilim insanlarına verildi? Hangi ulustan bilim insanlarının Nobel alması yasaklanmıştı? En çok Nobel hangi ulusa gitti? Kısa bir geriye bakış…

7 Ekim Pazartesi gününden itibaren yine fizik, kimya ve tıp dallarındaki Nobel ödülleri sahiplerini bulacak. Ödülleri bu yıl kimin alacağı bir yana, Nobel ödüllerinin tam 112 yıllık geçmişinde çok sayıda gariplik yaşanmış olması dolayısıyla Nobel ödülleri kendi alanında bir rekor kırmış bulunuyor. İşte bunlardan bazılarına tarihî kronolojisi içinde göz atıyoruz.

Nobelİlk ödül Alfred Nobel’in ölümünden beş yıl sonra verildi

Dinamiti bulan, kendi adını taşıyan ödüllerin isim babası, İsveçli kimyager ve mucit Alfred Nobel’in, vasiyetinde tüm varlığını bir vakfa bağışladığını duyan akrabaları büyük bir şaşkınlığa uğramışlardı. Hatta şaşkınlığı üzerlerinden attıktan sonra vasiyete mahkeme nezdinde itirazda bulundular. Böylece ilk Alfred Nobel ödülü, mucidin ölümünden tam beş yıl sonra verilebildi.

Ölmüş bilim insanlarına verilen Nobel ödülleri

Nobel ödüllleri aslında sadece yaşayan kişilere veriliyor. Buna rağmen 1961’de Nobel Barış Ödülü’ne lâyık bulunan Dag Hammarskjöld ile 1934 yılında Nobel edebiyat ödülüne lâyık görülen Erik Axel Karlfeldt’e ödülleri hemen verilemedi. Çünkü adaylık süresi ile ödülün kesinleşmesi arasında geçen sürede bu kişiler ölmüştü. Bu yüzden bu kişilere ödülleri, ölümlerinden sonra verilmiş oldu. 1974 yılında ölümden sonra ödül verme uygulaması kaldırıldı.

Çifte Nobel sahipleri

Dört bilim insanı ise çifte Nobel ödülüne sahip oldu. ABD vatandaşı John Bardeen fizik alanında, 1956’da transistörlerin geliştirilmesi ve 1972’de süperiletkenlik teorisiyle iki kez ödül aldı. İngiliz biyokimyager Frederick Sanger ise 1958’de insülin hormonunun yapısını açıklığa kavuşturması sebebiyle 1980’de de DNA araştırmasıyla çifte ödüle lâyık bulunmuştu.

Amerikalı kimyager Linus Pauling’e ise farklı kombinasyonlu Nobel ödülleri verildi. 1954’de kimya dalında Nobel ödülü alan bilim insanına, 1962’de ise Nobel Barış Ödülü verildi. Pauling, ısrarla nükleer denemelere karşı çıkmasından dolayı ödüle lâyık görüldü.

Kadınlara verilen Nobel ödülü sayısı az

Marie Curie

Marie Curie

Çifte nobel ödülü almış en ünlü kadın bilimci ise Marie Curie. 1903’te radyasyon araştırmaları için, 1911’de de kimya elementleri Polonyum ve Radyum’u bulması nedeniyle ödüllendirilmişti.

2012 yılına kadar toplam 44 Nobel ödülü kadınlara verildi. Bunlar arasında ise sadece 16’sı bilim dallarındaki ödüllerdi. Bu sonuçlara göre kadınlara bilim dalında verilen Nobel ödülleri toplamda verilenlerin sadece yüzde üçüne denk geliyor.

Ödülü geri çevirenler ve ödül alma yasağı

Geçmişte Nobel Barış Ödülü’nü reddedenler de çıktı. Vietnamlı ünlü siyasetçi Le Duc Tho, ülkesindeki durumu gerekçe göstererek ödülü almadı. Fransız düşünür ve yazar Jean-Paul Sartre ise her türlü resmî ödüle karşı olduğu için Nobel Barış Ödülü’nü geri çevirdi. Bilimsel dallarda ise ödüllerin reddedilmesi gibi bir olay yaşanmadı.

Hitler Almanyası döneminde ise Alman bilim insanlarının bu ödülü almasına yasak getirilmişti. 1938 ve 39 yıllarında iki kez kimya, bir kez de tıp dalında, toplam üç Alman bilim adamı aday gösterilmesine rağmen ödülü alamadı.

En çok Nobel ödülü alan uluslar

Jean Paul SarteÜç bilimsel dalda en fazla Nobel ödülü alan uluslar arasında ABD başta geliyor. Fizik, kimya ve tıp dallarındaki ödüllerin yüzde 43’ü ABD’den bilim insanlarına verildi. ABD’nin ardından sırayı Almanya, İngiltere ve Fransa alıyor.

Bu yıl adaylar arasında Vladimir Putin de var

Bu yılki Nobel Barış Ödülü’ne Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye krizinde oynadığı “barışçıl” rol nedeniyle kendi ülkesi tarafından aday gösterilmesi ise Nobel ödüllerindeki garipliklerin bir yenisi olarak algılanıyor.

Kaynak : © Deutsche Welle Türkçe

Brigitte Osterath / Çelik Akpınar

Editör: Ercan Coşkun

 

Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, 23. yılında yine dopdolu bir program ile kapılarını açıyor. Dünya çapında caz yıldızlarına ev sahipliği yapan festival bu yıl, 25 Eylül-12 Ekim 2013 tarihleri arasında üç hafta boyunca şehri cazın farklı renkleriyle kucaklayacak.

23.-Akbank-Caz-Festivali-l Akbank Caz Festivali’nin bu yılki programı, Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen basın toplantısıyla açıklandı.

Festivalin, sadece ülkemizde değil, uluslararası platformda da merakla beklenen bir etkinlik haline geldiğini belirten Akbank Genel Müdürü Binbaşgil, “İstanbul, gece-gündüz temposu hiç düşmeyen, her semtinde farklı bir melodi, her caddesinde farklı bir ritmi bulunan renkli bir şehir. İstanbul’u 23 yıldır kendine çok yakışan caz müziğiyle bir kez daha buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.

23. Akbank Caz Festivali’nin klasik cazdan avangard tınılara, dünya müziklerinden elektronikanın sınırlarına dek uzanan işitsel tecrübelerle takipçilerine geniş bir çeşitlilik sunduğunu söyleyen Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı ise, “Festival kapsamında, yakın dönemde kaybettiğimiz usta müzisyenler anısına gerçekleştireceğimiz önemli etkinlikler yer alacak… Aynı zamanda, müzik-sinema ilişkisi üzerine farklı etkinliklere de programımızda yer vereceğiz” dedi.

Pozitif Live yönetim kurulu üyesi Ahmet Uluğ ise festival genel programını açklarken “23. Akbank Caz Festivali’nin bu yıl öne çıkan isimleri arasında; Cassandra Wilson, Harriet Tubman, Enrico Rava, Mare Nostrum ve Nicholas Payton, Mos Def, Mulatu Astatke, Sex Mob, Lost Fingers, Jehan Barbur feat. İlhan Erşahin ve Jim Rotondi yer alıyor” diye konuştu.

25 Eylül – 12 Ekim 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Festival boyunca aralarında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Merkezi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Akbank Sanat, Babylon, Babylon Lounge, Nardis, GarajIstanbul, Pera Palace Hotel Jumeirah ve Caddebostan Kültür Merkezi’nin bulunduğu 45 ayrı mekanda 50 konser, 3 panel, 6 atölye gerçekleştirilecek ve 280 müzisyen ağırlanacak.
23. AKBANK CAZ FESTİVALİ’NDEN SEÇMELER

Cazın Ustaları

Cazın ustaları her yıl olduğu gibi bu yıl da 23. Akbank Caz Festivali’nde buluşuyor. 23. Akbank Caz Festivali’nin onur konuklarından biri; efsanevi trompetçi Enrico Rava. Enrico Rava, ‘Rava Tribe’ projesi ile 27 Eylül 2013, Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyicilerle buluşacak. Zengin bir estetik anlayışıyla müzikal bir mozaik sunmak isteyen Rava’ya konserde davulda Fabrizio Sferra ve trombonda ise dünyanın en iyi trombon sanatçılarından Gianluca Petrella eşlik edecek.

1960’lardan bugüne uzanan kariyerinde kendine has bir tarz yakalamayı başaran, geçtiğimiz yıl yayınladığı ‘Saltash Bells’ albümü ile ‘En İyi Albüm’ ödülüne lâyık görülen ünlü İngiliz saksafon sanatçısı John Surman, 28 Eylül 2013, Cumartesi günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki konseri ile Festival’e renk katacak.

Her biri Avrupa caz sahnesinin saygı duyulan müzisyenlerden oluşan Mare Nostrum, 28 Eylül 2013, Cumartesi günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Festival için sahne alacak. İtalyan trompetçi Paolo Fresu, Fransız akordeon sanatçısı Richard Galliano ve İsveçli piyanist Jan Lundgren’dan oluşan ve bir araya getirdikleri enstrümanlarla alışılageldik caz triolarının bir adım ötesinde duran Mare Nostrum, Festival kapsamında müzikseverlere unutulmaz bir caz ziyafeti yaşatacak.

23-akbank-caz

Yeni Dünyadan Sesler 

23. Akbank Caz Festivali, “Yeni Dünyadan Sesler” bölümünde; Jim Rotondi, Kurt Rosenwinkel, Nicholas Payton, Mulatu Astatke, Harriet Tubman & Cassandra Wilson, Mos Def, Chris Dave and the Drumhedz ve Rova Plus presents: No Favorites! (for Lawrence Butch Morris) yer alıyor.

20 yılı aşkın bir süredir gerek New York, gerekse uluslararası caz dünyasının önemli karakterlerinden biri olan ünlü trompetçi Jim Rotondi, 26 Eylül 2013, Perşembe ve 27 Eylül 2013, Cuma günleri Nardis’de caz tutkunlarıyla buluşacak. Ustalığı, gücü, zekası ve mükemmele yaklaşan sololarıyla pek çok müzik otoritesi tarafından Freddie Hubbard sonrası dönemin en parlak isimlerinden biri olarak gösterilen Jim Rotondi’nin konserleri Festival’in unutulmazlarından olmaya aday.

Berklee School of Music’de okurken Gary Burton tarafından keşfedilen, sıklıkla Pat Metheny ve John Scofield ile karşılaştırılan ünlü gitarist Kurt Rosenwinkel, 01 Ekim 2013, Salı günü Babylon’da sahne alacak. Geçtiğimiz yıl Aaron Parks, Eric Revis ve Justin Faulkner’la birlikte son albümü Star of Jupiter’i yayınlayan sanatçıya konserde yine aynı kadro eşlik edecek.

Günümüzün en yetenekli müzisyenlerinden biri olarak gösterilen, Grammy ödüllü trompetçi Nicholas Payton, 23. Akbank Caz Festivali kapsamında 02 Ekim 2013, Çarşamba günü Babylon’da bir konser verecek. Belirli bir türe sadık kalmayan, her konserinde farklı tarzları bir araya getiren Payton, konserinde müzikseverlere, beslendiği zengin geçmişinden günümüze uzanan bir müzikal ziyafet sunacak.

Caz dünyası tarafından Ethio-Jazz türünün yaratıcısı olarak kabul edilen yaşayan müzik efsanesi Etiyopyalı Mulatu Astatke, 5 Ekim 2013, Cumartesi günü İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda müzik tutkunlarını unutulmaz bir yolculuğa çıkaracak. Geleneksel Etiyopya müziğini, klasik caz ve Latin müziğiyle birleştireceği bu performansında sanatçıya, Hüsnü Şenlendirici ve Mısırlı Ahmet eşlik edecek.

Grammy ödüllü Cassandra Wilson ve yenilikçi caz topluluğu Harriet Tubman, 23. Akbank Caz Festivali kapsamında çok özel bir konser için biraraya geliyor. Müzikal özgürlükleriyle cazda yeni alanlar keşfeden Brandon Ross, Melvin Gibbs ve JT Lewis’dan oluşan Harriet Tubman’a,  son 20 yılın soul ve caz dünyasının ses getiren isimlerinden biri olan Cassandra Wilson’ın vokaliyle eşlik edeceği konser, 6 Ekim 2013, Pazar günü İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek. Adeta bir yıldızlar geçidine dönüşecek konser, Festival’in en gözde performanslarından biri olacak.

90’lı yıllardan bu yana soul müziğe damgasını vuran Chris Dave and the Drumhedz, Türkiye’ye ilk kez gelecek olan Mos Def ve MF Doom ile seyirciyi cazdan hip-hop’a uzanan bir yolculuğa davet ediyor. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda 5 Ekim 2013, Cumartesi günü gerçekleşecek Festival programındaki farklı tarzda projelerden biri olan bu konserle müzikte sınırların nasıl kalktığına şahit olacaksınız.

Rova Saxophone Quartet, bu yıl aramızdan ayrılan caz üstadı Butch Morris’in anısına,  23. Akbank Caz Festivali’nin en özel gecelerinden birine imza atacak. Butch Morris’in canlı performanslarıyla yakaladığı ruhu yansıtmak için 10 Ekim 2013, Perşembe günü Babylon’da düzenlenecek ‘Rova Plus presents: No Favorites! (for Lawrence Butch Morris)’ gecesinde sahne alacak San Francisco’lu topluluğa, bu özel performanslarında, yerli ve yabancı pek çok sürpriz isim eşlik edecek.

Avrupa’dan Caz ve Ötesi

İsveç’in zengin müzikal mirasını kendine has doğaçlama kompozisyonlarla birleştiren Kuzey Avrupa’nın ünlü piyanistlerinden Mattias Nilsson, 25 Eylül 2013, Çarşamba günü Akbank Sanat’ta olacak.

Doğaçlama yöntemiyle kökenlerine büyüteç tutan ve müzik dünyasına farklı bir soluk getiren Elina Duni, Festival’in bir diğer önemli sanatçısı. Arnavutluk kültürünü ve çalkantılı geçmişinden saklı kalmış güçlü ve büyüleyici şarkılarını gün ışığına çıkaran, hayatın her anını büyüleyici sesi ve şiirsel anlatımıyla derin bir zarafet içinde müziğine dahil eden Elina Duni, 28 Eylül 2013, Cumartesi günü Akbank Sanat’ta müzik tutkunlarıyla buluşacak.

Yeteneği ve müziğiyle kendisine yeni bir müzik oyun alanı yaratan, kompozisyon, doğaçlama, diyalog gibi müziğin farklı bileşenlerini dengeli bir şekilde harmanlayan Martin Fondse, Hollandalı bir diğer sanatçı Eric Vloeimans’ın trompetiyle katıldığı ‘Testimoni’ projesi ile Festival’e renk katıyor. Yayınladıkları albümle 2012’de Edison Caz Ödülü’nü kazanan ikili, 02 Ekim 2013, Çarşamba gecesi Akbank Sanat’taki performanslarıyla oyunun kurallarını değiştirecek.

Bir caz piyanisti olarak kendini farklılaştırmayı başarırken, değişik müzik türleri arasındaki sınırları genişletmekten hiçbir zaman çekinmeyen Helge Lien, Frode Berg ve Knut Aalefjær’dan oluşan, 2008’de yayınladıkları ‘Hello Troll’ albümüyle Norveç Grammy ödülünü kazanan Helge Lien Trio, Festival kapsamında 05 Ekim 2013, Cumartesi günü Akbank Sanat’ta  sahne alacak.

Caz ve Sinema

Festival’in “Caz ve Sinema” adını taşıyan bölümünde ilk olarak; 520’den fazla filmde prodüktörlük ve yönetmenlik koltuğunda oturan ve birçoğunda da aktör olarak rol alan  sinema tarihinin en farklı ve öncü isimlerin biri Georges Méliès anısına hazırlanan ‘Georges Méliès Cine-Concert’ yer alıyor. Orijinal kayıtların yeniden gün yüzüne çıkıp yorumlandığı piyano doğaçlamalarıyla hazırlanan Georges Méliès Cine-Concert, 30 Eylül 2013, Pazartesi günü Babylon’da.

“Caz ve Sinema” adını taşıyan bölümünün bir diğer etkinliği ise; Steven Bernstein önderliğindeki Sex Mob, Grammy adayı Sexotica albümünün üzerinden geçen yedi yılın ardından hazırladığı ‘Cinema, Circus & Spaghetti – Sex Mob Plays Fellini: The Music of Nino Rota’ projesi. Federico Fellini’nin filmlerinin vazgeçilmezi İtalyan besteci Nino Rota’nın eserlerinden yola çıkarak yaratıcılığın sınırlarını zorlayan New Yorklu topluluk, filmlerinde sinema, sirk ve spagettiden, yani yaşamının her anından esinlenen ünlü yönetmenin izinden korkusuzca ilerliyor. Babylon’da 08 Ekim 2013, Salı günü gerçekleştirilecek etkinliğe cazseverler, kendilerine has doğaçlama saykodelik melodileriyle dinleyenleri geçmişten günümüze uzanan gerçeküstü ritimlerle buluşturan Sex Mob’un müzik kurallarını alt üst eden performansıyla Festival’in kaçırılmaması gereken gecelerinden birine tanıklık edecek.

Kışkırtıcı sesinin yanı sıra performans sanatçısı ve model olarak kariyerini sürdüren, daha önce  Willie Nelson, Brian Setzer, Donovan, Adrien Utley (Portishead), King Crimson’dan Pat Mastelotto ve Trey Gunn gibi efsanelerle birlikte sahne alan Chrysta Bell, 25 Eylül 2013, Çarşamba günü Babylon’da müzik tutkunlarıyla buluşacak.

1 Ekim 2013, Salı günü Akbank Sanat’ta gösterilecek olan ve yakın zamanda kaybettiğimiz ünlü müzisyen Butch Morris anısına çekilen ‘Black February’ adlı belgesel film bu senenin süpriz etkinlikleri arasında yer alıyor. Vipal Monga’nın ilk uzun metraj çalışması olan belgesel, Butch Morris önderliğinde 28 günde 85 farklı müzisyenle gerçekleşen 44 performansı konu alıyor. Morris’i daha yakından tanımak isteyen ve cazda devrim yaratan canlı yaratıcı performans ve yaratıcı yöntemlerine odaklanan belgesel, müzikseverler için festivalin kaçırılmaması gereken bir etkinliklerinden biri olacak.

Müziğin Sıradışı Kadınları

Malavi kökenli İngiliz müzisyen Malia, Nina Simone’un unutulmaz şarkılarını 21. yüzyıla taşıyor. Nina Simone’un ‘Four Women’, ‘If You Go Away’, ‘Don’t Explain’, ‘Baltimore’, ‘Feeling Good’, ‘Wild Is The Wind’, ‘Marriage Is For Old Folks’ gibi unutulmaz parçalarını yorumlayan, yeni dönemin en önemli soul caz seslerinden Malia, dikkat çekici vokaliyle ile 23. Akbank Caz Festivali’nin açılışına yaraşır bir performansla 25 Eylül 2013, Çarşamba günü The Seed’de olacak.

The Guardian tarafından Laura Marling, Beth Orton ve Björk’ün bir sentezi olarak tanıtılan folk-rock sanatçısı İsviçreli genç şarkıcı ve söz yazarı Sophie Hunger,  bu yıl yayınlanan ‘The Danger of Light’ adlı albümününün dünya turnesi kapsamında 03 Ekim 2013, Perşembe günü Babylon’da gitarı ve buğulu sesiyle festivalcileri büyüleyecek.

Eğlenceli ve Farklı Sesler 

Festival’in bu yıl misafir edeceği sıra dışı isimlerden biri olan Butterscotch için caz müziğini beatboxing ile ortak bir noktada buluşturan tek kişilik bir orkestra demek hiç de yanlış olmaz. Gitarını ve piyanosunu çalarken aynı zamanda beatbox yeteneğini sergileyen ve şarkılarını söyleyen genç müzisyen, dünyanın en iyi kadın beatbox sanatçısı olarak gösteriliyor. Chopin’den John Coltrane’e uzanan bir etkileşim alanında, cazdan klasik müziğe, hip hop ve R&B’ye uzanan bir tarzla şimdiden gelecek nesil için rol model haline gelen Butterscotch, 27 Eylül 2013, Cuma günü Babylon’da gerçekleştireceği solo performansının ardından Alp Ersönmez’in ‘Cereyanlı’ projesine eşlik edecek.

Electro-swing ve kabare denince akla ilk gelen gruplardan biri olan The Real Tuesday Weld, müziğin yanı sıra tiyatro ve sinema ile iç içe geçen bir projesi ile 28 Eylül 2013, Cumartesi günü Babylon’daki performansında Festival izleyenlerine swing ruhunu sinematik bir şekilde yansıtacak. Konser öncesinde ve sonrasında ise electro-swing arşiviyle Tobumusikizm,  DJ setinin başında olacak.

“Çingene usulü caz” olarak adlandırdıkları kendilerine has müzikleri ile klasik pop parçalarını bambaşka bir formda yorumlayan Kanadalı sıra dışı topluluk The Lost Fingers, enerjisi yüksek ve eğlenceli konseriyle 02 Ekim 2013, Çarşamba günü Garajistanbul’da müzikseverlerle buluşacak.

House müzikte yepyeni bir konsept yaratan Tortured Soul, heyecan verici sahne performansıyla 04 Ekim 2013, Cuma günü Babylon sahnesinde olacak. Kulüp müziğini afro-beat ve samba ile birleştiren, caz, funk ve soul’u harmanlayarak yepyeni bir titreşim oluşturan Tortured Soul, soul, elektronika ve house müziği bir arada sunduğu yüksek tempolu performansıyla caz tutkunlarını coşturacak.

Yenilikçi tarzıyla son dönemde İngiltere’den çıkan en önemli müzikal oluşumlardan biri olarak gösterilen Submotion Orchestra, Nujazz, Soul, Ambient ögelerini Ruby Wood’un değişken ve kırılgan sesiyle buluşturan performansları ile 05 Ekim 2013, Cumartesi günü Babylon’da.

High Ku, SLY ve Zé Mateo tarafından kurulan bağımsız bir Fransız rap kolektifi olan Chinese Man, dub, reggae, hip hop, caz ve funk gibi stilleri kullanarak insanları sahnede etkilemesi, kendi
propagandasını (Make music, not war) yapması ile tanınıyor. Chinese Man, 03 Ekim 2013, Perşembe günü Garajistanbul’da izleyenlerine büyük bir görsel şölen sunacak.

Yeraltı müzik sahnesinin en taze oluşumlardan biri olan ve 2012 yılında kurdukları Davulun Sesi
projesiyle birçok başarılı enstrümantal hip nop prodüktörünü bir araya getiren Tektosag Records, 05 Ekim 2013, Cumartesi gecesi Babylon Lounge’da Festival’in en hareketli gecelerinden birine imza atacak.

İstanbul’dan Cazın Farklı Renkleri

Türk cazının ustalarını ve genç yeteneklerini buluşturan “İstanbul’da Cazın Farklı renkleri” isimli bölüm, yenilikçi çalışmalardan standartlara, sürpriz konukların yer aldığı birlikteliklerden folklorik tınıların yer verdiği çalışmalara uzanan bir çeşitlilik sergiliyor. Günümüz Türk cazının geniş panoramasını sunan bölümde; Jehan Barbur & İlhan Erşahin, Birsen Tezer, Ece Göksu & Neşet Ruacan, Evrim Demirel, Tamer Temel, For Esemble ve Fötr Blues Band konserleri dikkat çekiyor.

Türkiye’de pek çok önemli projede sahne almış genç kuşak müzisyenlerden Tamer Temel, 26 Eylül 2013, Perşembe günü Akbank Sanat’ta festivalcilerle buluşacak.

23. Akbank Caz Festivali kapsamında aynı sahneyi paylaşacak olan Ece Göksu ve Neşet Ruacan, özgün bestelerinin yanı sıra, caz standartlarından oluşan bir repertuvar ile 27 Eylül 2013, Cuma günü Akbank Sanat’ta olacak. İki sanatçının kendi tarzlarının müzikal bir yansımasını sunacakları konser, İstanbullu cazseverler için çok özel bir performans vadediyor.
Birlikte söyledikleri çok sesli şarkılar, düetler ve solo parçalar ile ilgi çekici bir konser performansına sahip olan For Ensemble, caz klasiklerinden popüler şarkıların caz yorumlarına ve çağdaş caz örneklerine uzanan renkli bir repertuvar ile 28 Eylül 2013, Cumartesi günü Jazz Company sahnesinden müzik tutkunlarına seslenecek.

Son dönem caz ve klasik müziğin en yetenekli isimlerinden biri olan Evrim Demirel, Türk folkloru ve Osmanlı dönemi musikisinden etkiler taşıyan müzikleri ile 29 Eylül 2013, Pazar günü Babylon sahnesinde olacak.

Samimi performansları ve başarılı doğaçlamalarıyla birçok müzik dinleyicisine blues’u sevdiren Fötr Blues Band, 05 Ekim 2013, Cuma günü Jazz Company’de gerçekleştirecekleri konser ile 1930’lu yılların Delta Blues’undan 2000’li yılların caz ve funk ögeler içeren modern  yaklaşımına müzikleri ile blues coşkusunu yaşatacaklar.
Türkiye’nin yetiştirdiği en özel seslerden biri olan, sesi ve zarafetiyle hüznü çekilebilir kılan ender sanatçılardan Birsen Tezer, Festival kapsamında 08 Ekim  2013, Salı günü Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki konseriyle müzik tutkunlarıyla birlikte olacak.

Jehan Barbur ve İlhan Erşahin, 23. Akbank Caz Festivali kapsamında özel bir performans için bir araya geliyor. Günümüz Türk caz sahnesinin en önemli şarkıcı ve bestecilerinden biri olarak gösterilen, hikâye odaklı masalsı şarkıları ile çağdaş kadın ozan geleneğini günümüzde de sürdürmeyi başaran Jehan Barbur ve İlhan Erşahin’in 09 Ekim 2013, Çarşamba günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirecekleri performanslarında Çağrı Sertel de  konuk sanatçısı olarak yer alacak.

Füzyon

Yeni Zelanda, Yunanistan ve Türkiye’yi birleştiren bir müzikal köprü olan Natalia Mann Trio, Natalia Mann’ın gelenekselden popüler müziğe uzanan yetkinliği, Dine Doneff’in multi-enstrümantal yaratıcılığı ve İzzet Kızıl’ın çağdaş ritimleriyle harmanlanan müzikal uyumlarını 26 Eylül 2013, Perşembe akşamı Babylon’da gerçekleştirecekleri konserle izleyenlerle paylaşacaklar.

İlhan Erşahin, İstanbul’un eklektik ruhunu kendi tarzında tercüme ederken caz, rock ve dans müziğinin ögelerini bir araya getirdiği ‘İstanbul Sessions’ projesiyle 09 Ekim 2013, Çarşamba günü Babylon’da sahne alacak.

Cecil Taylor, Ornette Coleman, John Cage gibi, avant-garde müziğin önde gelen üstadlarıyla çalışan ve “sound-based” serbest doğaçlama müziğe yeni bir boyut getiren Şenol Küçükyıldırım, müziğin ustalarından, gitarist Şevket Akıncı ve bas gitarda Murat Çopur’un yer aldığı ‘WeeD’ adını taşıyan yeni grubu ile 06 Ekim 2013, Pazar günü Babylon’da sahne alacak.

Caz ve Dans

Babylon Lounge’un klasikleşen Electro Swing partisi hızını alamıyor ve enerjisini 23. Akbank Caz Festivali’ne de taşıyor. Tobumusikizm, 1920’lerin ve 1930’ların ruhunu günümüz modern dünyasına en hızlı şekilde sunan geniş electro-swing arşiviyle 27 Eylül 2013, Cuma günü herkesi eğlenceye davet ediyor.

Avrupa’nın en köklü caz oluşumlarından biri olan Hot Jazz Band, 1920, 1930 ve 1940’ları kapsayan repertuvarıyla 03 Ekim 2013, Perşembe ve 04 Ekim 2013 Cuma günü festivalcileri geçmişten günümüze uzanan müzikal bir yolculuğa çıkaracak. Pera Palace Hotel Jumeırah’ın retro motiflere sahip Grand Pera Salonu’ndaki gece, White Mink’in electro-swing arşivi ve İstanbul Lindy Hoppers dans grubunun swing atölyesi ile başlayacak ve Festival’in en özel gecelerinden biri olacak.

ATÖLYE ve PANELLER

23. Akbank Caz Festivali her yıl olduğu gibi bu yılda pek çok atölye çalışması ve panele ev sahipliği yapacak.

ATÖLYE: Tap Away 
Atölye Dans’ta canlı piyano eşliğinde gerçekleştirilecek “Tap Away” atölye çalışmasında, katılımcılar, 19. yüzyılda ABD’de ortaya çıkan ve daha sonra tüm dünyaya yayılan tap dansının tüm inceliklerini eğitmenlerle beraber pratik etme şansı yakalayacak. Etkinlik ile tap dansının çeşitli  kombinasyonlarından faydalanarak, katılımcıların günlük hayatın stresinden kurtulmaları ve “Singing in the Rain” gibi  eski  müzikallerde hissedilen neşeli atmosferin günümüzün zor şehir hayatında yeniden yakalanması amaçlanıyor.

28 Eylül 2013, Cumartesi   Saat: 15:00   Yer: Atölye Dans
5 Ekim 2013, Cumartesi   Saat: 15:00   Yer: Atölye Dans
12 Ekim 2013, Cumartesi  Saat: 15:00   Yer: Atölye Dans

ATÖLYE: Şapkadan Caz Çıktı  
Wicked tasarım markasının sahibi İpek Yaylacıoğlu ve İstanbul Moda Akademisi işbirliğinde gerçekleşecek “Şapkadan Caz Çıktı” atölye çalışmasında, katılımcılar caz ikonlarının kullandığı, swing ekolü kostümlerinden hareketle saç aksesuarları ve minyatür şapkalar tasarlayacak.
25 Eylül 2013, Çarşamba Saat:14:00  Yer: İstanbul Moda Akademisi
26 Eylül 2013, Perşembe Saat:14:00  Yer: İstanbul Moda Akademisi

ATÖLYE: Ezo Sunal Çocuk Atölyesi –  “Çocuklarla Caz”
Orrf Yaklaşımı’na dayalı olarak yapılacak “Çocuklarla Caz” atölye çalışmasında, en temel caz ritmi olan swing, beden perküsyonu, tekerlemeler ve oyunlarla çocuklara tanıtılacak. Bu ritmin üzerine Orff Çalgıları kullanılarak çocuklarla beraber melodik doğaçlamalar yapılacak ve çocuklardan renkli bir caz orkestrası oluşturulacak.

5 Ekim 2013, Cumartesi   Saat: 14:00   Yer: Akbank Sanat

ATÖLYE: “Mavi Loves Jazz”  
Her sene yaratıcı katılımcıların artan ilgiyle izlediği Mavi  Loves Jazz/Mavi’nin yaratıcı tasarım atölyeleri, bu sene de 23. Akbank Caz Festivali’ne renk katmaya devam ediyor. Kağıttan boyaya, tişörtten boncuk ve yamalara kadar her tür malzemenin bulunacağı atölyede, siz de hayal gücünüzü ve yeteneklerinizi keşfederek, “İstanbul ve Caz” temalı tasarımlarla festivalin ruhunu tişörtlere taşıyabilirsiniz.

28 Eylül 2013, Cumartesi   Saat: 14.00  Yer: Akbank Sanat

PANEL: Butch Morris Anısına  
Bu yıl aramızdan ayrılan usta caz müzisyeni Lawrence D. “Butch” Morris, Festival kapsamında gerçekleşecek özel söyleşi ile bir kez daha anılıyor. Morris’in cazda devrim yaratan canlı performansları, anıları ve müzik dünyasına bıraktığı miras dostları Mehmet Uluğ, Sevin Okyay, Hülya Tunçağ ve Festival’de sahne alacak Harriet Tubman’ın gitaristi Brandon Ross tarafından caz tutkunları ile paylaşılacak.

5 Ekim 2013, Cumartesi    Saat: 16:00   Yer: Akbank Sanat

PANEL: Caz ve Teknoloji (Artısıyla Eksisiyle)
Teknoloji daima cazın lehine mi işledi yoksa bazı uygulamalarda ruhunu mu öldürdü? Deneyimli radyo programcısı ve müzik yazarı Hülya Tunçağ’ın ev sahipliğinde gerçekleşecek bu panel caz ve teknoloji arasındaki ilişkiye odaklanacak.

9 Ekim 2013, Çarşamba  Saat: 16:00   Yer: Akbank Sanat

PANEL: Caz Müziğinde Üç Farklı Yetişme Tarzı 
Farklı disiplinlerden ve eğitim süreçlerinden geçen Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli caz sanatçılarından Önder Foçan, Kerem Görsev ve Ferit Odman, Hakan Tüfekçi moderatörlüğünde gerçekleşecek panelde, sanatçılar caz müziğinde eğitimin öneminden ve yetişme tarzlarının geçmişten günümüze uzanan katkıları anlatacaklar.
10 Ekim 2013, Perşembe  Saat: 19:00   Yer: Akbank Sanat
CAZLI BRUNCH
Festival’in kulağa olduğu kadar damak zevkine de hitap eden ve büyük ilgi gören Cazlı Brunch’ları bu yıl da devam ediyor. Haftaya caz müziği eşliğinde keyifli başlangıç yapmak isteyenler için, 29 Eylül 2013, Pazar günü şehrin her iki yakasında iki ayrı Cazlı Brunch gerçekleştirilecek. Avrupa yakasında tasarımıyla büyük beğeni toplayan Beyoğlu’nun en yeni konsept otellerinden Mama Shelter’de Radyo Babylon’da yayın yapan Volkan Barak, Caz Yumurtası DJ seti ile müzikseverlerle buluşurken; Kalamış Koyu’ndan FenerbahçeBurnu’na, Adalar’dan Marmara Denizi’ne kadar uzanan manzarasıyla Anadolu yakasının en beğenilen mekanlarından olan Moda Teras’ta gerçekleşecek brunch’a JazzMatiz keyifli müzikleriyle renk katacak. Nefes kesen boğaz manzarası ile bu yıl ikinci kez Cazlı Brunch’a ev sahipliği yapacak olan Hilton ParkSA ise 6 Ekim 2013, Pazar günü gerçekleştirilecek brunchta JazzMatiz’in müziği ve lezzetli açık büfesi ile misafirlerine unutulmaz bir Pazar sabahı yaşatacak.

Akbank Sanat Kafe’nin 28 Eylül 2013, Cumartesi ve 5 Ekim 2013, Cumartesi günleri evsahipliği yapacağı “Akbank Sanat Kafe’de Akşam Üstü Caz” kapsamında Jazz Matiz’in caz, blues ve bossa şarkılarından seçtikleri repertuvarları ile kendinizi caza bırakıp günün yorgunluğunu atabilirsiniz.
LİSELERDE CAZ ATÖLYELERİ

Geçtiğimiz yıl başlayan ve bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek olan “Liselerde Caz Atölyeleri”, bu yıl da festivalin en önemli etkinliklerinden biri olmaya aday. Müzik ile ilgili olsun ya da olmasın, lise çağındaki birçok gence ulaşmayı, onlara caz müziğini tanıtmayı ve  sevdirmeyi amaçlayan etkinlik; 30 Eylül Pazartesi günü Üsküdar Amerikan Lisesi ve Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi, 01 Ekim Salı günü Özel Şişli Terakki Lisesi ve Özel Enka Lisesi, 07 Ekim Pazartesi günü Avusturya Lisesi ve Galatasaray Lisesi, 08 Ekim Salı günü İstanbul Amerikan Robert Lisesi ve Nişantaşı FMV Özel Işık Lisesi’nde ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Soru ve cevap şeklinde gerçekleşecek sohbetler boyunca gençler, M. Cem Tuncer, Barış Ertürk, Ercüment Orkut ve Ediz Hafızoğlu ile bir araya gelerek caz müziğini ve enstrümanlarını yakından tanıma fırsatı bulacaklar.

KAMPÜSTE CAZ

Akbank Caz Festivali’nde festival içinde festival rüzgarını estiren, artık bir Festival klasiği haline gelen “Kampüste Caz” bu yıl rotasına yeni şehir ve isimler ekleyerek yoluna devam ediyor. Festival’in en önemli etkinliklerinden biri olan Kampüste Caz, 4-19 Kasım tarihleri arasında İstanbul’un yanı sıra 11 farklı şehirde toplam 19 üniversitede cazın coşkusunu ve heyecanını üniversiteli gençlerle buluşturuyor.

“Kampüste Caz”ın İstanbul ayağında; müzik otoritelerince yeni nesil cazın en yetenekli müzisyenleri arasında gösterilen başarılı kontrbas sanatçısı Ozan Musluoğlu, Koç Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi; caz vokalisti, besteci ve söz yazarı Şenay Lambaoğlu Galatasaray Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde gençlerle buluşacak.
Anadolu ayağında ise 70’lerin Kung-fu filmleri, animeleri ve çizgi roman kitaplarından esinlenen Sean Nowell&The Kung-Fu Masters yüksek enerjileri, çılgın ritimleri ve akıllara durgunluk veren efektleri ile; Erciyes Üniversitesi (Kayseri), Gaziantep Üniversitesi (Gaziantep), Çukurova Üniversitesi (Adana), Orta Doğu Teknik Üniversitesi (Ankara), Anadolu Üniversitesi (Eskişehir), Atatürk Üniversitesi (Erzurum), Karadeniz Teknik Üniversitesi (Trabzon), Ondokuz Mayıs Üniversitesi (Samsun), Ege Üniversitesi (İzmir), Dokuz Eylül Üniversitesi (İzmir), Uludağ Üniversitesi (Bursa) ve Trakya Üniversitesi (Edirne) kampüslerindeki konserleri ile gençlere görsel ve işitsel bir şölen yaşatacaklar.
JAMZZ AKBANK CAZ FESTİVALİ GENÇ YETENEKLER YARIŞMASI 

23. Akbank Caz Festivali kapsamında bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan “JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması”, 30 yaşını aşmamış amatör genç yeteneklere, Festival’in bir parçası olma ve profesyonel sanatçılarla birlikte sahne alma fırsatı sunuyor. Türk cazının önemli temsilcilerinden piyanist ve besteci Kerem Görsev’in juri başkanlığını yapacağı, “Nefesli”, “Vurmalı”, “Telli”, “Tuşlu” ve “Vokal” olmak üzere beş ayrı kategoride gerçekleştirilecek yarışmaya katılmak için adayların, hazırladıkları bir demo CD, kısa öz geçmişleri, müzik tarzlarını anlatan ön yazı ve bir fotoğraf ile Akbank Caz Festivali/JAmZZ konu başlığını ekleyerek 5 Ekim 2013, Cumartesi gününe kadar Akbank Sanat / Beyoğlu adresine ulaştırmaları gerekiyor. Yarışmada, “En iyi performans”, “en iyi doğaçlama” ve “en iyi yorum” kategorilerinde dereceye giren yetenekli genç cazcılar, hem Festival kapsamında 18 Kasım 2013, Pazartesi günü usta caz müzisyenleriyle beraber Babylon’da  düzenlenecek özel Jam Session’da sahne alacak, hem de Venedik Caz Festivali’nde bir hafta boyunca caz eğitim hakkı kazanacaklar.