Şunun için etiket arşivi: turizm

Şanlıurfa’dan 1950’lerde kaçırılan Orpheus Mozaiği ABD’de sergilendiği Dallas Müzesi tarafından Türk yetkililere teslim edildi. Bakan Günay’ın ‘Yılbaşı Sürprizi’ diye açıkladığı mozaiğin bugün Türkiye’ye ulaşması bekleniyor.

 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yılbaşı sürprizi olarak nitelendirdiği ‘Orpheus Mozaiği’ anavatanı Türkiye’ye iade edilyor.

Şanlıurfa’dan 1950’li yıllarda kaçırılan eser, tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği (M.S. 194) olarak biliniyor.  Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü’nün önderliğinde bir bakanlık heyeti mozaiği teslim almak üzere Chicago’ya gitmişti. Yoğun temasların, ve eserin Türkiye’ye ait olduğunu kanıtlayan belgelerin sunulmasının ardından Dallas Sanat Müzesi yöneticileri eseri Türkiye’ye iade etme kararı aldı. Mozaiğin 5 Aralık’ta (bugün) New York’tan, Türk Hava Yolları aracılığında diplomatik kargoyla Türkiye’ye getirilmesi planlanıyor.

Bugünkü Şanlıurfa’nın Hellenistik Dönem’de Seleukos yönetimi sırasında aldığı ve uzun süre kullandığı isim olan Edessa, Geç Roma döneminde bağımsız olarak bir krallığa dönüşmüştü. Edessa’da Krallık Dönemi hanedanlığı, şehrin kendi özgünlüğü içinde bir yaşayış tarzının önünü açtı. Bu yöresellik sanatta da kendini gösterdi. Özellikle mozaik sanatı da bu çerçevede Edessa’da farklı bir şekilde, özgün bir anlayışla ortaya kondu. Edessa mozaikleri dönemin teknik özellikleri çerçevesinde şehrin mozaik ustaları tarafından yerel bir dille yorumlandı. Edessa şehrine özgü mozaiklerin, yerel kültür öğelerinin ve aile ilişkilerinin anlatıldığı eserler olarak bir başka benzeri yok. 1950’li yıllarda keşfedilmesinin ardından hızla yurt dışına kaçırılan mozaiklerin bir bölümü ele geçirilerek Aya İrini Müzesi’nde koruma altına alındı.

Kaçırılan mozaikler her yerde

Yurtdışındaki örnekler içerisinde en dikkat çekeni ise Dallas müzesinde sergilenen ve Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiğiydi. Şanlıurfa’nın Kalkan Mahallesinde tespit edilen bu mozaik çok kısa bir süre içinde hızla sökülerek yurtdışına çıkarıldı. Yurtdışındaki kolleksiyonerlerin elinde bulunan örnekler de hesaba katıldığında “Edessa Mozaik Müzesi” olarak düşünülebilecek bir alanı dolduracak kadar Edessa Mozaiği etrafa dağılmış durumda.

MOZAİKLERİN HİKAYESİ

1950’li yıllarda J. B. Segal’in Edessa mozaiklerini keşfetmeye başlaması ve bulduğu örneklerin özellikle yazıtlarını çözerek yayınlamasından sonra, Şanlıurfa’nın mezarları adeta talan edilmeye başlandı. Hızla yağmalanan mezarların en nadide eserleri olan mozaikler hırsızlar tarafından göz göre göre sökülerek kısım kısım yurtdışına, kolleksiyonerlere satılmak üzere yollara çıkarıldı. Bu yağmalanma realitesi sonucunda yurtdışındaki müzelerde ve yabancı kolleksiyonerlerin elinde birçok Edessa mozaiği bulunuyor.  Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa gibi ülkelerin kimi seçkin müzelerinde Edessa mozaiklerine ait örnekler görmek mümkün. (Kaynak: Arkeoloji ve Sanat Dergisi)

Dallas Sanat Müzesi’nden Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiği üzerindeki sanatçı imzasıyla ayrıca önem taşıyan bir sanat eseri. Üzerindeki yazıtlarda yer alan tarihine göre de tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği. (MS 194).

British Museum’daki dünyanın yedi harikasından biri olan Mausolleum’un Türkiye’ye iade edilmesi için Ocak’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açılacak dava öncesinde başlatılan imza kampanyası internet ortamına taşında. www.askinmabedi.com sitesindeki kampanyaya en büyük destek ünlülerden geldi.

Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu, Merve İldeniz, Fedon ve Suavi başta olmak üzere birçok sanatçı Türkiye topraklarından götürülen tarihi hazinenin getirilmesi için dijital imza verdiler. Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ercan Karakaş, eski ANAP’lı bakanlardan İmren Aykut’un da katıldığı uluslararası kampanya bütün hızıyla sürüyor. Toplanan imzalar, Avukat Remzi Kazmaz’ın AİHM’de 30 avukat arkadaşıyla açacağı davanın dosyasına konulacak.

BU FİLMİ AİHM YARGIÇLARI DA İZLEYECEK

AİHM’e gidecek dava dosyasında bir de belgesel yer alacak. Yönetmenliğini Kazmaz’ın yaptığı Aşkın Mabedi– Maussolleion isimli filmde antik çağın hazinesi ve Türkiye’den götürülüşünün hüzünlü hikayesi anlatılıyor. 32 dakikalık belgeselin en dramatik sahnelerden birini eserin Anadolu’ya getirilmesi için Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir) yaptığı girişimin anlatıldığı bölüm oluşturuyor.

Dünyanın yedinci harikasının kendi doğal atmosferleri yerine, Londra’da olmasından büyük üzüntü duyan Şakir, İngiltere’ye Kraliçe’ye bir mektup gönderiyor. Şakir mektubunda “Londra’daki parçalar, Bodrum’un mavisiyle bütünleşmektedir. Londra’da kalmamaları gerekmektedir. Onları bütünleştikleri maviyle buluşturmak gerek” diyor. Türkiye’den gelen mektubu okuyan Kraliçe, daha sonra müze müdürüne havale ediyor. Birkaç ay sonra müze müdüründen Şakir’e şu yanıt geliyor:

“Önerinizi çok ciddiye aldık. Bilim insanlarına taşların yapısını incelettik; gerçekten de eserlerin maviyle bütünleştikleri doğrudur. Bu yüzden eserlerin müzede sergilendiği salonu Bodrum mavisine boyadık. Yakın ilginize teşekkür ederiz!”

SATIŞA SUNULDU

İngilizce versiyonu da bulunan filmde aşkın, acının, sadakatin, sanatın abidesi anlatılırken canlandırılan sahneler ve efektler izleyiciyi antik dönemin atmosferinde bir yolculuğa çıkarıyor. Tüm müzik marketlerde satışa sunulan filmi Ocak’ta AİHM yargıçları da izleyecek.

ROMANIN BASKISI TÜKENDİ

Yine Remzi Kazmaz tarafından kaleme alınan Kral Mausolos tarafından karısı Artemisia’ya duyduğu aşkı ölümsüzleştirmek amacıyla yapılan Mausolos’un Aşkın Mabedi isimli romanın 2’nci baskısı da tükendi. İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dilde yeniden baskıya giren roman, yakında bir kez daha okurlarıyla buluşacak.

 

Kaynak :[-]

17. Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali’nde ünlü gitar virtüözü Cem Duruöz’ün “Anadolu’nun Hazineleri ve Ötesi” adlı konseri, Bostonlu müzikseverleri büyüledi.

17. Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen konserde Duruöz, düzenlemelerini kendisinin yaptığı geleneksel Türk müziği eserlerinin
yanı sıra Arjantin, İspanyol ve Venezuelamüziğinden de örnekler sundu.

Müzik kariyerine Türkiye’de Ulusal Gitar Yarışması’nda birincilik kazanarak başlayan Cem Duruöz, San Francisco Konservatuvarı’ndan yüksek lisans derecesi alarak kariyerine devam etti. Daha sonra dünyaca saygın müzik okulu Juliard’ta Sharon Isbin’le müzik çalışmalarını sürdürdü.

Bugüne kadar Arjantin, Brezilya, Bolivya, Peru, Japonya,Fransa, Yunanistan, İspanya, İngiltere, Polonya, Meksikagibi ülkelerde ve ABD’nin Carnegie Hall gibi seçkin konsersalonlarında başarılı konserler veren Cem Duruöz, halen Wesleyan Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor ve bir yandan da dört kıtada resital ve konserler vermeye devam ediyor.

Boston Türk Festivali Direktörü Erkut Gömülü, başta İngiltere’de yayınlanan saygın “Classical Guitar” dergisi olmak üzere, müzik otoriteleri tarafından gitar tekniğinden övgüyle söz edilen ve “olağanüstü yetenekli bir müzisyen” olarak tanımlanan dünya çapındaki bir virtüözü festival çatısı altında müzikseverlerle buluşturabilmenin kendileri için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olduğunu söyledi.

1996’dan bu yana her yıl yapılan Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali, “Anadolu’nun Renkleri” temalı festival programıyla sergiler, sunuşlar, atölyeler, konserler, film yarışması, Türk mutfağının tanıtımı gibi geniş bir yelpazede düzenleniyor.

Festivalin ana sponsorluğunu Turkish Cultural Foundation (TCF), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türk Hava Yolları yapıyor.

 

Kaynak : [-]

“Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesinin yapıtları Siemens Sanat’ta.

Siemens Sanat’ta 04 Aralık 2012 tarihinde başlayacak olan “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” sergisi, kıyı bölgeleri tüketim, turizm, ekonomik, politik, çevresel, kent planlaması, küresel politikalara bağlı olarak geliştirilen dış stratejiler için bir oyun alanı olarak kullanılırken, kıyı-kentsel yaşamın sürdürülebilirliğine yönelik gözlemler ve beklentileri bir tartışma alanına taşıyor.

Hollanda merkezli Satellietgroep’ın liderliğinde gerçekleştirilen, Karadeniz ve Kuzey Denizi’ne kıyısı olan ülkelerde sanatçıların, sinemacıların yeni yapıtlar geliştirebilmesi, var olan çalışmalarını değerlendirebilmeleri ve ortaya çıkan yapıtları üretildikleri yerlerde ve diğer ülkelerde sergilemeleri, benzeri projeleri yine işbirlikleri ile hayata geçirebilmelerine yönelik, araştırmaya dayalı programlar geliştirmeyi amaçlayan “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesinin yapıtları Siemens Sanat’ta.

Xentrikarts (Bahanur Nasya & Yılmaz Vurucu), Maurice Bogaert, İmre Azem, Rüya Köksal & Aydın Kudu, Bram Vermeulen/VPRO, Rik Delhaas & Daimon Xantholoulos, Eliane Esther Bots, Aram Tanis & Jacolijn Verhoef, Barbara Hanlo, Fidan Ekiz, Henrik Lund Jorgenson (DK/SE)’un belgesel/video yapıtlarının yer aldığı sergi, 04 Aralık’tan itibaren Siemens Sanat’ta izleyicisiyle buluşuyor.

Küresel bir sorunun yerel sonuçlarını ve bu bağlamdaki süreci araştıran, mimari, sanat ve bilimi bir araya getiren “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesi konuk sanatçı programlarını bir araştırma metodu olarak kullanıyor. Bu proje, yeni perspektifler üretmek amacıyla sanatçıların yerel ortaklarla alan çalışma yapmalarına, plan çıkarmalarına ve kıyı bölgelerindeki dönüşümlerin son durumunu araştırmalarına olanak sağlıyor. Proje, çeşitli sanatsal ve/veya bilimsel metodları kullanarak farklı kıyı bölgelerini, Karadeniz ve Kuzey Denizi çevresindeki ülkeleri, kentleri, oralarda yaşayanları, karşılaştırarak farklı bakış açılarını bir araya getirerek bir diyalog süreci başlatıyor.

Proje ortaklığını Avrupa Kültür Derneği’nin yaptığı, Sinopale (Uluslararası Sinop Bienali) kapsamında gerçekleştirilen “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesi Türkiye Hollanda 400.Yıl programı içinde, Tandem – European Cultural Foundation, MitOst e.V., Centre for Cultural Management, Culture Action Europe, European Commisson (Culture), Robert Bosch Stiftung – SICA, Lahey Belediyesi, Haagse Brug, Stroom, İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu, ECF and SfA desteğiyle gerçekleştiriliyor.

“Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” sergisi, 04 Aralık 2012 – 25 Ocak 2013 tarihleri arasında, haftanın her günü 10.00 – 19.00 saatleri arasında Siemens Sanat’ta izlenebilir.

Ankara Sinema Derneği’nin Kültür ve TurizmBakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği 18. GeziciFestival 30 Kasım-10 Aralık 2012 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.

Festival her yıl olduğu gibi Ankara’dan başlayacak, 30 Kasım–6 Aralık’taki gösterimlerin ardından 7-10 Aralık tarihleri arasında geçtiğimiz yıl da festivaleev sahipliği yapan Sinop’a konuk olacak.

Gezici Festival, iki uzun metraj ve iki kısa belgeselden oluşan Üretim Hatası bölümünde kurumsal iş hayatını, üretim sistemlerini, polisi, otoriteyi, genelde de Batı uygarlığının 21. yüzyılda geldiği noktayı sorgulayacak. Gezici Kitaplık’a bu yıl eklenecek kitap olan Devrim yahut Vasat: Üretim, Deneyim ve Teknoloji ise teknolojinin toplumsal deneyime ve yaratıcı endüstrilere etkisine bakarak, farklı görüşleri bir araya getirecek.

Üretim Hatası’nda çalışmak ya da çalışmamak

Yönetmen Carmen Losmann, ilk uzun metrajlı belgeseli Öğün, Çalış, Güven’de Batı hizmet toplumunun Orwell’in hayal ettiği karanlık bir geleceğe nasıl ilerlediğini, olayın kalbine inerek gösteriyor. Lossman, Almanya’nın büyük şirketlerindeki değişim ve insan yönetimi stratejilerini doğrudan yöneticilerin çalışma alanlarında izliyor. “Yetenek yönetimi”, “kültürel dönüşüm”, “güven temelli” gibi ilk başta çalışanın iyiliğine yönelik gibi gözüken kavramlar, film ilerledikçe çalışanın birer veriye dönüştüğü karanlık bir dünyayı açığa çıkarıyor.

Lossman çok çalışanlı büyük Batı kuruluşlarının işlevsizliğini kamerasıyla yakalarken, Rus yönetmen Andrey Gryazev otoritenin, dolayısıyla da bildiğimiz anlamda egemen sistemin işlevsizliğini sorguluyor. Gryazev, Yarın isimli belgeselinde bir tür politik performans yapan ve ünleri dünyaya yayılan sanat grubu Voina’nın düzen karşıtı eylemlerini ve eylemlerinin arkasındaki hayatlarını anlatıyor. “Polis ve güvenlik sistemi köküne kadar çürümüştür. Tek yapılacak, sistemi tersyüz etmektir,” diyor Voina’nın üyelerinden biri. Sistemi tersyüz edemeseler de, eylemlerinden birinde bir polis arabasını tersyüz etmeyi başarıyorlar.

Festival izleyicileri, Üretim Hatası bölümünde gösterilecek uzun metrajlı belgesellerin öncesinde birer kısa film izleme fırsatını da yakalayacaklar. Öğün, Çalış, Güven öncesi gösterilecek Makine Adam, 21. yüzyılda insanların hâlâ ağır fiziksel işlerde kullanılıyor olmasını Bangladeş’teki işçilere bakarak anlatacak. İzleyiciler Yarın filminden önce gösterilecek Havai Fişekler’de ise, 31 Aralık gecesi havai fişek gösterilerinin arasında bir grup ekolojistin Avrupa’nın en büyük çelik fabrikalarından birini nasıl havaya uçurduğunu izleyecekler.

Gezici Kitaplık’ta yeni bir kitap

Gezici Kitaplık, bu yıl festival okuyucularıyla buluşturacağı kitabında teknolojinin toplumsal deneyime ve yaratıcı endüstrilere etkisini sorgulayarak, farklı görüşleri bir araya getirecek. Editörlüğünü Tül Akbal Süalp ve Burçe Çelik’in üstlendikleri, Ankara Sinema Derneği ve Bağlam Yayınları işbirliğiyle yayımlanacak Devrim yahut Vasat: Üretim, Deneyim ve Teknoloji, Aralık ayından itibaren satışa sunulacak. Gezici Kitaplık’ın son eseri; Yeni diye adlandırılan teknoloji ne kadar yenidir? Teknoloji ve toplumsal deneyim arasındaki ilişki nedir? Sinema, medya, edebiyat, müzik gibi yaratıcı endüstrilerde tekniğin ve teknolojinin rolü nedir? gibi sorulara farklı isimlerin katkılarıyla cevaplar arayacak.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesi, Facebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izlenebilecek.

Kaynak :[-]

Tarihi sinemalara ve sanat filmlerine olan ilgi, AVM’lerdeki sinemalar nedeniyle her geçen gün azalıyor

stiklal Caddesi’ndeki ”Cadde-i Kebir Sinemaları” olarak anılan tarihi sinemalar, AVM sinemaları rekabet edemeyerek kapanmaya yüz tuttu. Adı Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan biri olanSinepop, kasımda kapısına kilit vurarak, AVM’lere yenilen ”sanat sinemaları” arasındaki yerini alacak.

Tarihi Beyoğlu Sineması’nda soruları yanıtlayan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Kurucu Üyesi ve Onursal Başkanı Atilla Dorsay, gidişatın kötü olduğunu ama geleceğe dair umutlarını koruduğunu söyledi.

Beyoğlu, Atlas ve FİTAŞ gibi salonların sinemaseverleri ağırlamaya devam ettiğini hatırlatan Dorsay, Emek ve Alkazar sinemalarının da zamanla açılarak Beyoğlu’nun eski sinemasal havasına katkıda bulunacağını aktardı.

Dorsay, tarihi sinemaların kapatılarak yerlerine AVM yapılması konusunda, ”Bütün şehirler rantable. Paris, Londra, New York değil mi? Ama Paris’te hala ‘Rue Champollion’ verilen yerde hala eski sinema salonları vardır. Kimse onları yıkılarak yerlerine AVM veya multipleks yapmayı düşünmüyor” diye konuştu.

Beyoğlu’nda kapanmak üzere olan sinemaların iyi tanıtımlarla bu sıkıntıları aşabilecekleri tespitinde bulunan Dorsay, sinemaların teknik olarak da kendilerini yenilemeleri gerektiğini belirtti. Dorsay, sinemaların korunması için kamuoyu gücüne gereksinim duyduğunu anlatarak, Emek Sineması’nın bu yolla yok olmaktan kurtulduğunu söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan, arkeolojik eserlere gösterdiği hassasiyeti sinemalara da göstermesini isteyen Dorsay, ”Ertuğrul Bey çok iyi çalışmalar gerçekleştiriyor, umarım ki bu konuda da gerekeni yapar” diye konuştu.

Kapanan sinemaların ”repertuar sinema” haline getirilerek klasik filmleri göstermekle işe başlayabileceği önerisini getiren Dorsay, ”Fransa’da bunun örnekleri var. Klasik filmleri ithal edip, haftanın belli günlerinde sinema-tek gibi çalışsalar, önemli bir adım atılmış olur. O filmlerin getirilmesi de bir maliyet, bunun da farkındayım ama blu-ray kopyalarının getirilmesiyle maliyet düşürülebilir. Gösterim hakları kolayca alınan bu tür klasiklerin gösterilmesi, bu sinemalar için önemli bir etkinlik olabilir. Hatta Alkazar açılacaksa ilk olarak bu şekilde hizmet vermelidir” dedi.

 

SİNEPOP SİNEMASI DA KASIM SONUNDA KAPANIYOR

Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan Sinepop da kasım ayı sonunda sinemaseverlere veda edecek. Kapanan Emek Sineması ile aynı sokakta bulunan Sinepop’un en çok Emek’in kapanmasından etkilendiğini ifade eden Dorsay, kapanan birçok sinemanın tarihi yapılar içinde yer almasını, tekrar açılmaları için bir umut olarak niteledi.
Sinema ve sanat eğitimi veren kurumlara ve okullara da önemli görevler düştüğünün altını çizen Atilla Dorsay, ”Sadece sinema, sanat ve iletişim fakülteleri öğrencileri bile ‘Biz filmlerimizi AVM’lerde değil de bu salonlarda göstereceğiz’ deseler bu salonlar dolar. Nitekim festivaller sırasında bu salonlar doluyordu. 15 günlük bir doluluk yaşanıyor ama hak verirsiniz ki bu da yeterli değil” dedi.

Sinepop çalışanlarından Adnan Şapçı ise, ”Destek konusunda işleyen çarkta bir sakatlık var” diyerek devletin sanat filmleri kadar onların gösterileceği sinemalara destek vermesini istedi.

Sinepop’un kapanacağını belirten Şapçı, ilgisizlikten yakınırken, ”O kadar ki İl Kültür Müdürlüğü’nde (İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü) çalışıp Atlas Sineması’nın yerini soranlar var, durumumuz maalesef bu” diyerek içinde örnek verdi.

SON KALE BEYOĞLU SİNEMASI DA DÜŞMEK ÜZERE

Beyoğlu Sineması Müdürü Temel Kerimoğlu, kendilerini AVM sinemalarına direnen son kale olarak niteleyerek, dev firmalar karşısında yenilmek üzere olduklarını söyledi. ”Sinemaların kapanmaması için gazetelerde yazılar yazılsın, duyarlılık oluşsun istiyoruz ama görünen o ki ceketimizi alıp gideceğiz”

 

Cumhurbaşkanlığı, ödül töreninin daha sonra duyurulacak bir tarihte Cumhurbaşkanlığı Çankaya yerleşkesinde yapılacağını duyurdu.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri bu yıl, eserlerinde gelenekle yeni arasında köprü rolü üstlendiği için Selim İleri’ye, Türk tarihini evrensel bir boyuta taşıması dolayısıyla Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’na ve Klasik Türk ve Tasavvuf müziğini geniş kitlelere ulaştırması dolayısıyla Ahmet Hatipoğlu’na verildi. Türkiye’nin arkeoloji alanındaki zengin birikimini dünya mirasına sunulacak zenginlikte sergiledikleri için Zeugma Antik Kenti ve Müzesi de ödüle layık görüldü.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, ödülün her yıl kültür ve sanatın farklı dallarında verilmesi talimatı verdiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: ”Bu çerçevede, Değerlendirme Kurulu’nun önerisi üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız, 2012 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin Türkiye’nin arkeoloji alanındaki zengin birikimini akademik dünya, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve yerel yönetimler işbirliği ile dünya mirasına sunulacak bir zenginlikte sergiledikleri için Zeugma Antik Kenti ve Müzesi’ne; edebiyat aşkını İstanbul tutkusuyla harmanlayıp kişisel anılarını şehrin geçmişiyle bir araya getirdiği eserlerinde gelenekle yeni arasında köprü rolü üstlendiği için Selim İleri’ye; güncel olayları zengin tarih birikimiyle yoğurup özgün bir tarih söylemi geliştirerek Türk tarihini evrensel bir boyuta taşıması dolayısıyla Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’na; Klasik Türk ve Tasavvuf müziğini kendine özgü icra tarzlarıyla zenginleştirip geniş kitlelere ulaştırması dolayısıyla Ahmet Hatipoğlu’na verilmesini uygun görmüşlerdir.”

 Selim İleri: Sürpriz oldu

Ödülle ilgili Radikal ’e konuşan yazar Selim İleri, “Benim için gerçekten sürpriz oldu. Bu sene edebiyat çalışmaları alanında 45. yılımı doldurdum. Hatırlanmak, üstelik de Cumhurbaşkanlığı kurumu tarafından hatırlanmak, beni gerçekten sevindirdi. Bu ödülde zannediyorum benim geçmişteki edebiyatımıza daima bağlı kalışım, yitirdiğimiz yazarları hep anmak isteyişim de etkili oldu. Sürekli değişen bir toplumda bir köprü olmak iyi bir şey diye düşünüyorum. Bilerek yaptığım bir şey değildi, yapabildiysem ne mutlu” dedi.

‘Zeugma’ya verilen ödül sevinçleri artırdı’

Gaziantep Kültür Turizm Müdür Vekili Mehmet Aykanat, arkeoloji alanında 2012 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görülen Zeugma Antik Kenti ve Müzesi’nin sevinçlerini artırdığını söyledi. Aykanat, müzenin 3 ayda değerli 3 ödülle taçlandırıldığını belirtti.

Zeugma’nın 2012 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü almaya hak kazanmasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Aykanat, “2012 yılı Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’nin yılı oldu. Son 3 ayda çok değerli 3 ödülle müzemiz taçlandırıldı. Temmuz ayında ‘En iyi Kültür ve Turizm Yatırımı’ ödülü, Ekim ayı içerisinde dünyada önemli seyahat sitelerinden olan ‘TripAdvisor Mükemmellik’ ödülüne layık görüldü. Son olarak da ‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ ile sevincimiz ve övüncümüz katlandı.” diye konuştu.

Selim İleri kimdir?

30 Nisan 1949’da İstanbul’da doğdu. 1968’de Atatürk Lisesi’ni bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Öğrenimini yarıda bırakarak kendini tümüyle yazmaya verdi. İlk yazısı 1967’de Yeni Ufuklar dergisinde yayınlandı. Papirüs, Yeni Edebiyat, Yeni Dergi, Türk Dili, Türkiye Defteri, Milliyet Sanat, Gösteri gibi dergilerde yayınlanan yazılarıyla ünlendi. 1979’da Dünya gazetesinin sanat sayfasını yönetti. 1968’de yayınlanan ilk öykü kitabı “Cumartesi Yalnızlığı”nda sınırlı ilişkiler içinde sıkışan insaların yaşamlarını anlattı. “Pastırma Yazı” ve “Bir Denizin Eteklerinde” öykü kitaplarında uyarlı gençlerin tutkularını, sıkıntılı ilişkilerini, orta tabakadan insanların acılarını, yalnızlıklarını, kurtuluş arayışlarını anlattı. 1973’ten sonra romana yöneldi. “Her Gece Bodrum” romanıyla büyük başarı kazandı. İç konuşma tekniğini kullandığı bu romanda, toplumsal kargaşa içinde bunalıma düşen aydınların arayışlarını ve çıkmazlarını ele aldı. Roman ve öykülerinin yanısıra senaryolar, denemeler ve edebiyatla ilgili incelemeler de yazdı.

Hikayeleri:  Cumartesi Yalnızlığı, Bir Denizin Eteklerinde, Pastırma Yazı, Dostlukların Son Günü (1978 Sait Faik Hikaye Ödülü), Eski Defterlerde Solmuş Çiçekler, Fotoğrafı Sana Gönderiyorum, Kötülük.

Romanları: İlkgençlik Çağına Öyküler(Derleme), Yarın Yapayalnız, Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak, Hayal ve Istırap, Destan Gönüller, Her Gece Bodrum (1977 TDK Roman Ödülü), Ölüm İlişkileri, Bir Akşam Alacası, Cehennem Kraliçesi (1980), Yaşarken ve Ölürken, Saz Caz Düğün Varyete, Ölünceye Kadar Seninim, Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Allahasmarladık Cumhuriyet (Oyun), İstanbul Lâle İle Sümbül, Kafes, Anılar;Issız ve Yağmurlu, Daha Dün, Oburcuğun Edebiyat Kitabı, Evimizin Tek Istakozu, Rüyamdaki Sofralar, Yaşadığım İstanbul.

Şükrü Hanioğlu kimdir?

 İstanbul Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesi mezunu. Tarık Zafer Tunaya’nın asistanı. “Bir Siyasal Düşünür Olarak dr. Abdullah Cevdet” başlıklı çalışmasıyla doktor, “Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jöntürklük” başlıklı çalışmasıyla doçent oldu. “Young Turks in Opposition” ve “Preparation For a Revolution: The Young Turks” adlı çalışmaları Oxford Üniversitesi tarafından yayınladı. Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları bölüm başkanı olarak çalışmakta.

Kaynak :[-]   

Sanat dünyasında kural tanımaz tavırlarıyla en yaramaz ve en çok tartışılan sanatçılarından olanİngiliz sanatçı Damien Hirst ses getirecek bir yapıta daha imza attı. 47 yaşındaki Hirst karnının bir kısmında ana rahmindeki bebeğin de görüldüğü, elinde kılıç tutan çıplak bir hamile heykeli yaptı. 20.5 metre yüksekliğindeki heykel, sanatçının evinin ve bir restoranının olduğu Devon’da, denize
bakan bir tepeye konuldu. Hirst’ün 20 yıllığında yerel yönetime verdiği “Verity” adlı bronz heykeli kimileri kamu içinde sergilenmek için uygunsuz buldu, kimileri ise “Güzel ama martıların hedefi olacağı kesin” dedi.

Belediyeye heykele karşı çıkan 100 kişi “itiraz mektubu” gönderildi. Yerel yöneticiler ise heykelin turizme katkısı olacağını düşündüklerini söyledi.

Türkiye’de 54 amatör, 64 profesyonel, 25 çocuk oyunu ve 35 geleneksel kategoride olmak üzere toplam 178 özel tiyatroya 4 milyon lira ödenek verilecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, özel tiyatroların projelerine 2012-2013 sanat sezonunda yapılacak yardımları belirleyecek Değerlendirme Komisyonu 25 Eylül 2012 tarihinde toplandı. Özel tiyatroların destek başvuruları, Bakanlık Müsteşarı Özgür Özaslan’ın başkanlığında, Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, Güzel Sanatlar Genel Müdür Vekili Hülya Muratlı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dramatik Yazarlık – Dramaturji Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Çelenk, oyun yazarları Refik Erduran ve Turgay Nar’dan oluşan komisyon tarafından ayrı ayrı incelendi.

Başvuruları değerlendirirken ilgili mevzuatta belirtilen ölçütleri vebütçe olanaklarını göz önünde bulunduran komisyon, ayrıca Türk tiyatrosunu bütün yönleriyle desteklemek amacıyla, profesyonel tiyatrolar kategorisinde Türk oyun yazarlarına ait eserlerle başvuran özel tiyatrolara diğerlerinden daha yüksek miktarda yardım yapılmasını sağladı. Açıklamada şu bilgilere yer verildi:

“Hakkari, Van, Bitlis, Muş, Şanlıurfa, Amasya, Bartın, Trabzon, Sinop, Aydın, Manisa ve Sivas’ın da aralarında bulunduğu 41 farklı ilden profesyonel, çocuk oyunu, amatör ve geleneksel kategorilerde toplam 338 özel tiyatro başvurusu yapıldı. Bu rakamla 2012-2013 sanat sezonunda bu zamana kadar yapılan en yüksek başvuru sayısına ulaşıldı. Değerlendirme Komisyonu, hazırladıkları projelerden hareketle 54 amatör, 64 profesyonel, 25 çocuk oyunu ve 35 geleneksel kategoride olmak üzere toplam 178 özel tiyatroya yardım yapılmasına karar verdi. Bu karar doğrultusunda, bu zamana kadar bir sanat sezonuna yönelik en yüksek ödenek miktarı olan 4 milyon TL, bir sanat sezonunda desteklenen en fazla tiyatro sayısı olan 178 özel tiyatroya dağıtılacak. 2012-2013 sanat sezonu için yardım yapılan projelere ilişkin liste Bakanlığın www.kulturturizm.gov.tr ve www.guzelsanatlar.gov.tr internet adreslerinde yayınlanmaktadır.”

Sinema Oyuncuları Meslek Birliği (BİROY), 1995 yılı öncesinde çekilen 3 bin 500 filmde rol alan 107 oyuncunun, televizyon yayınlarından doğan telif haklarının ödenmesi için dava açmaya hazırlanıyor.

 BİROY avukatı Sedef Erken Sanlısoy, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda, meslek birliklerinin bir araya gelerek belirledikleri ortak tarife üzerinden oyuncuların da içinde yer aldığı eser sahiplerine, yayından doğan lisans bedellerinin, yani telif hakkının ödenmesi zorunluluğu getirildiğini ancak bugüne değin hiçbir televizyon kuruluşunun bu yolla bir oyuncuya telif hakkı ödemediğini söyledi.

Yargıtay’ın içtihadına göre 12 Haziran 1995 öncesi sinema eserleri üzerinde sanatçıların telif hakkı bulunduğunu, Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’nda da, “Meslek birliklerince belirlenen tarife veya ortak tarifeler üzerinden sözleşmenin yapılmaması halinde, taraflar yargı yoluna başvurabilirler” şeklinde ibarenin yer aldığını dile getiren Sedef Erken Sanlısoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Herhangi bir alışveriş merkezinden, Filiz Akın’ın, Tarık Akan’ın, Türkan Şoray’ın tüm filmlerini bir arada satın alabiliyorsunuz. Hala bu filmler satılıyor, televizyonlarda gösterilmeye devam ediliyor. DVD, CD satışından, reklam gelirlerinden yayıncılar büyük paralar kazandılar ama bu oyuncular 1 lira dahi telif hakkı elde edemediler. Bugün Avrupa Birliği ve dünyada oyuncunun telif hakkı alamaması söz konusu olamaz ancak Türkiye’de oyuncular hala teliflerini alamıyorlar. BİROY olarak, çoğunluğu Yeşilçam oyuncularının oluşturduğu 107 oyuncu ve 3 bin 500 film üzerinden yayıncılara, Türkiye’de telif haklarıyla ilgili en büyük davayı açıyoruz. Bu sadece maddiyatla ilgili bir dava da değil. Bu bir hakkın ihlali. Yayınlar izinsiz yapılıyor. Bunun cezai yaptırımı da yasada açıkça belirtilmiş. Dolayısıyla maddi taleplerin yanı sıra suç duyurusunda da bulunacağız. Çünkü lisanslamalarla ilgili yasa maddelerine uyulmadan yapılan bu yayınlar yasaya aykırıdır.

Oyuncularla yayıncılar arasındaki telif hakkı sorununun çözümü için girişimlerinin sonuç vermediğini dile getiren Sanlısoy, “Sorunun diyalogla çözülmesini isteriz. Ancak yayıncılara çektiğimiz ihtarnameler ve çağrıların tamamen cevapsız kalması sonrasında oyuncuların haklarını almak için artık dava kaçınılmaz oldu. Dileriz dava sonuçlanmadan bu konuda gerekli adımlar atılır ve oyuncular teliflerine kavuşurlar” diye konuştu.

Sanlısoy, Türk sinemasının unutulmaz oyuncularından Kemal Sunal’ın ve çocuklarının yürüttüğü hukuk mücadelesinin diğer oyunculara örnek olduğunu ifade etti.

BİROY BAŞKANI JANSET

Sinema ve dizi film oyuncusu Janset, AA muhabirine yaptığı açıklamada, başkanı olduğu BİROY’u, 3 yıl önce, oyuncuların telif haklarını takip etmek için kurduklarını belirtti.

Bugüne kadar filmleri yayınlanan oyuncuların telif sorununun çözümü için bir çok görüşme yaptıklarını ancak hiçbir netice alamadıklarını dile getiren Janset, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Oyuncuların telif hakkını takip etmek ve usulüne uygun olarak dağıtılmak üzere kurulmuş bir örgütüz ama ne yazık ki bugüne kadar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ‘Şu kadar telif topladık ve dağıttık’ diye bir rapor sunamadık. Muhatabımız olan neredeyse herkesle görüştük. Ilımlı yaklaşımlar oldu ama sonuca ulaşamadık. Geçen yıl oyuncularımızın filmlerini gösteren 20 televizyon kanalına, ‘Oyuncularımıza telif haklarını ödeyin’ diyerek, ihtarname çektik. Bundan da bir sonuç alamadık. Artık dava dışında bir seçenek kalmadı. Artık Türkiye’de oyuncular olarak bu utancı yaşamak istemiyoruz. Zaten bizim olması gereken, kağıt üzerindeki haklarımızın ödenmesi için televizyonlara çıkıp şikayet etmekten yorulduk. ‘Ne kadar geç ödersek o kadar iyi’ gibi bir yaklaşım var ancak biz 107 oyuncumuz adına 1995 öncesi çekilen 3 bin 500 film için, hukuki haklarımızı kullanacağız ve ne gerekiyorsa yapacağız. Bizler uyanıklık yapıp daha fazla kazanç elde etmeye çalışmıyoruz, yasada belirtilen ve sadece kağıt üzerinde kalan haklarımızı istiyoruz.”

Janset, yapımcı şirketlerin artık, oyuncuların yasal yollara başvurmalarını önlemek ve bütün yasal haklarını kendilerine devreder nitelikte maddeler içeren sözleşmeler imzalattırdığını da belirterek, “Hatta oyuncuların meslek birliklerine ve sendikalara üyeliklerini engellemeye dönük dahi maddeler bulunduğunu görüyoruz. Sözleşme maddelerinin hukuka aykırılığı için de hukuki girişimleri başlatacağız” diye konuştu.

Janset, 107 oyuncunun dışındaki oyuncuları da yargı sürecine dahil etmek için birliklerine üye olmaya çağırdı.

 

Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı’nda, internet ortamında müzik, film ve e-kitap paylaşanlara ağır yaptırım öngörülüyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yenilenen “Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı” yürürlüğe girdiğinde, facebook, twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinden müzik, film, e-kitap ve makale paylaşmanın cezası artacak. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı’nda değişiklik yapılmasını öngören taslağın 20 Eylül’de AB temsilcilerinin görüşüne sunulacağını sunulacağını ve ekimde TBMM gündemine getirilmesinin hedeflendiğini kaydetti. Günay, “İzinsiz müzik, film, e-kitap indirmenin ve paylaşmanın tabii ki karşılığı olacak” dedi.

En az bin lira ceza kesilecek
Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Doç. Dr. Abdurrahman Çelik yeni düzenlemenin Fransa ve ABD’de iyi sonuçlar verdiğini söyledi. Düzenlemenin Adalet Bakanlığı, Telif Hakları Genel Müdürlüğü. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, meslek birlikleri tarafından oluşturulduğunu anlatan Çelik, şunları söyledi:

“En son 2004’te değişen kanunda önemli değişikliklere gidirildi. Facebook, twitter gibi sosyal paylaşım ağlarıyla film, e- kitap, makale, müzik paylaşımında bulanan ya da bir kişinin paylaşımını alıp tekrar paylaşan kişiler ilk önce uyarılacak. Kişi üç kez uyarıldıktan sonra paylaşıma devam ediyorsa bin ile 50 bin TL arasında ceza ödeyecek. Türkiye’de en çok 18-24 yaşlarındaki kişiler internetten film, müzik paylaşımında bulunuyor. Veliler çocuklarının ne yaptıklarını bilmedikleri için uyarıda bulunamıyor. Bu nedenle amacımız insanları cezalandırmak değil bilinçlendirmek. Fransa’da sistem uygulandığında uyarılanların yüzde 95’i bir daha eser paylaşmamış.”

Korsana karşı robot yazılım
“Tasarı için yeni bir sistem de oluşturuldu. Meslek birliklerinin oluşturduğu veri tabanlarının bulunacağı sistemde, her bir eser içinde de özel bir kod olacak. Robot yazılım, bu kodlara sahip herhangi bir eserin başka bir bilgisayara gönderilmesi veya paylaşılmasını anında tespit edecek. Sistem internetten indirdiğiniz e-kitap ve filmi mail yolu ile paylaşımınız dahilinde devreye girecek ve paylaşan kişi ceza ödeyecek.”

Savcılara tam yetki geliyor
Çelik tasarıdaki bir diğer değişikliği de şöyle anlattı: “Filminiz vizyona girmeden, çalındı ve internette paylaşılmaya başladı. Hemen mahkemeye başvurabiliyorsunuz. Bu işlem önceden de vardı fakat süreç uzundu. Yeni tasarı ile savcılara anında müdahale yetkisi verildi. Artık savcı eserin paylaşımını anında durdurabiliyor” dedi.

Emeklilere  özel ödenek
Tasarısı kapsamında emekli sanatçıların da unutulmadığını dile getiren Çelik, “Yeni tasarı ile emekli sanatçılarımıza özel bir ödenek açılacak. Telif Haklarına Yıl boyunca gelen gelirin yüzde 10’u emekli sanatçılarımız için harcanacak. Sanatçının nelere ihtiyacı olduğu saptanacak, ihtiyaç doğrultusunda ev kirası, gibi bir çok gider karşılanacak” dedi.

Otomobildeki korsana ceza
Kişilerin araçlarında internetten indirilen müziklerden oluşturulan albüm bulundurmasının da suç sayılabileceğini dile getiren Çelik, “Siz bedelini ödeyerek parça indirebilirsiniz. Fakat internetten indirdiğiniz parçalarla yaptığınız albümü bir arkadaşınıza veremezsiniz. Bir trafik çevirmesinde aracınızda doldurma albüm bulunuyorsa albümü size veren kişi ceza ödeyecek” diye konuştu.

Antalya’nın Demre İlçesi’nde UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Aday Listesi’ne alınan Noel Baba Müzesi’nde restorasyon ve onarım çalışmaları başladı. Yıl sonuna kadar tamamlanması planlanan çalışmalarla Noel Baba Müzesi’nin Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilmesi hedefleniyor.

Antalya’da turizmin en büyük gelir kaynakları arasında yer alan Noel Baba Müzesi’nde restorasyon ve onarım çalışmaları Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Sema Doğan başkanlığında yürütülüyor.

2010 yılında Dünya Kültür Mirası Aday Listesi’ne alınan Noel Baba Müzesi’ni 2011 yılında 586 bin 590 kişi ziyaret etti. Bu yılın 8 aylık döneminde ise 355 bin 526 kişinin ziyaret ettiği Nole Baba Müzesi, 2 milyon 877 bin 969 lira gelir elde etti. Noel Baba Müzesi, Hıristiyanlarca da kutsal sayılıyor.

Noel Baba Müzesi’nin restorasyon çalışmalarına önem verdiklerini ve tarihi yapının Dünya Kültür Mirası ilan edilmesini istediklerini belirten Prof.Dr. Sema Doğan, restorasyon planlarının ünlü mimar Cengiz Kabaoğlu tarafından hazırlandığını söyledi.

Kemerler yeniden inşa ediliyor

Çalışmalarda 2 bilim insanı, 5 restoratör, 5 arkeoloji bölümü öğrencisi ve 8 işçinin görev aldığını kaydeden Prof.Dr. Doğan, çalışmaların müzenin giriş bölümünden itibaren başladığını belirtti.

Dış duvarlar ve dış bölümdeki kemerlerde derzlerin temizlendiğine değinen Prof.Dr. Doğan, tarihi yapının sağlamlaştırılacağına işaret etti. Yıkılan kemerlerin aslına uygun yeniden inşa edildiğini de vurgulayan Prof.Dr. Doğan, “Yıkılan tonozlar ve kubbeler onarılıyor. Opussectile (zemindeki yer döşemeleri, mozaikler ve dekoratif panolar) onarılıyor, restore ediliyor. Bu alanda restoratörler, çok dikkatli bir çalışma yapıyor” dedi.

Noel Baba mezarına özel koruma

FOTO: Ahmet ACAR

Yapının galeri katı olarak nitelendirilen ikinci katında daha önceki kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların tasnif edilip, geçici depoya alındığına dikkati çeken Prof.Dr. Doğan, “Müzede yeni bir ziyaretçi gezi güzergahı oluşturuldu. Duvar resimleri ve önemli bölümlerin korunması ve elle dokunulmasının önüne geçmek için bariyerler konuldu. Kilisenin kutsal alanı olan Bema bölümüne geçiş yasaklandı. Duvar resimleri için açıklayıcı panolar, gezi güzergahı için broşür hazırlanıyor. Noel Baba’nın mezarı olan yapı, özel cam koruyucu ile korumaya alındı. Dokunulması önlendi” diye konuştu.

Hedefimiz yapıyı ayakta tutmak

Türkiye’nin zengin kültürel mirası arasında yer alan Aziz Nicolaus Kilisesi’nin (Noel Baba Müzesi) özellikle Ortadoks dünyası tarafından çok önemsendiğini vurgulayan Prof.Dr. Doğan, “Yıllık 500 bini aşkın insan tarihi yapıyı ziyaret ediyor. Türk turizmi açısından önem taşıyor. Çalışmalarımızda öncelikle yapıyı ayakta tutmaya, sağlamlaştırmaya çalışıyoruz. Noel Baba Müzesi şu anda UNESCO Dünya Kültür Mirası Aday Listesi’nde yer alıyor. Bizim asıl hedefimiz yapıyı esas listeye aldırmak” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın restorasyon için 270 bin lira kaynak gönderdiği Noel Baba Müzesi’ndeki çalışmalar yıl sonuna kadar sürecek.

 

Kaynak : [-]