Şunun için etiket arşivi: turizm

Bu yıl 21’incisi düzenlenen Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali 30 Ağustos’ta başlıyor. Festival programında ‘Attila’dan ‘Aida’ya sekiz farklı temsil sahnelenecek.

Festivalde 'Attila' operası Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenecek.

Festivalde ‘Attila’ operası Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenecek.

Antalya’nın iki bin yıllık antik tiyatrosu Aspendos, dünyada doğal akustiği en iyi yerlerden biri olarak biliniyor. Aspendos antik tiyatrosu yirmi yıldan fazladır müzikli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bunlar içerisinde en eski olanı bu yıl 21’incisi gerçekleşecek olan Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün birlikte hazırladığı festival 30 Ağustos’ta başlıyor.

Festival kapsamında İzmir, Mersin, Antalya, Ankara, Antalya Devlet Opera ve Balesi müdürlüklerinin yanı sıra Budapeşte Operet ve Müzikal Tiyatrosu ile İtalya – Sicilya, Taormina Festival Operası gibi yabancı konuk topluluklar da yer alacak. 30 Ağustos akşamı Guiseppe Verdi’nin ‘Aida’ operası ile başlayacak olan festivalde, 3 Eylül’de ‘Notre Dame’ın Kamburu’ balesi, 6 Eylül’de ‘Operetler Galası’ konseri, 10 Eylül’de ‘La Traviata’, 13 Eylül’de ‘Harem’ operası, 17 Eylül’de ‘Attila’ operası, 20 Eylül’de ‘Tosca’ operası ve 24 Eylül’de ise ‘Herkül’ operası sahnelenecek.

30 Ağustos – 24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek olan festival biletleri 50 TL olarak satışa sunuluyor.

Kaynak: Al Jazeera

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik , geride bıraktığı yüzyılda birçok başarılı ve gurur verici yapımı armağan eden Türk sinemasının en iyi 100 filminin halkın oyları ile belirleneceğini bildirdi.

100 iyi türk filmi

Çelik, yaptığı yazılı açıklamada, Türk sinemasının 100. yılının kutlandığını ve bakanlık olarak halkın sinemaya olan ilgisini arttırmayı hedeflediklerini belirtti.

Türk sinemasının Fuat Uzkınay tarafından 1914’te çekilen “Ayestefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” adlı belgesel ile tarihi yolculuğa başladığını kaydeden Bakan Çelik, “Geride bıraktığı yüzyılda birçok başarılı ve gurur verici yapımı bizlere armağan eden Türk sinemasının en iyi 100 filmini halkımızın oyu ile belirleyeceğiz” ifadesini kullandı.

sienma_100Son yıllarda Türk sinemasının uluslararası alanda elde ettiği prestijli ödüllerin, katıldığı uluslararası festivallerin geleceğe yönelik umut ve beklentileri daha da yükselttiğini bildiren Çelik, açıklamasında şunları belirtti:

“Akademisyenler, meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından belirlenen 500 film arasından seçilen 300 film halkımızın oyuna sunulacak. 1 Eylül’e kadar sürecek oylamanın sonuçlarını düzenleyeceğimiz özel bir gece ile kamuoyuna duyuracağız. Düzenlenecek gecede seçilen ‘En İyi 100 Türk Filmi’ne ait afiş ve görüntüler de bir sergi ile sinemaseverlerle buluşturulacak. Ayrıca her filmden bir kostüm tekrar dikilerek kamuoyunun beğenisine sunulacak ve ardından bu kıyafetler, açılacak ‘Ulusal Film Arşivi ve Sinema Müzesi’nde sergilenecek. En iyi 100 filmi belirlemek için http://100yil100film.gov.tr/ veya ‘http://www.yuzyilyuzfilm.gov.tr/‘ adresleri ziyaret edilebilecek.”

TRT Belgesel Ödülleri’nde ulusal profesyonel kategoride birinciliğe layık eser bulunamazken, ikinciliği, yönetmenliğini Mehmet Özgür Candan’ın yaptığı “Çalıkuşu” adlı belgesel kazandı.

belgesel ödülleri

Ödüller, TRT’nin Tepebaşı stüdyosunda yapılan törenle sahiplerini buldu. Amatör ve profesyonel belgesel filmcileri desteklemek, yerli ve yabancı belgeselcileri buluşturan bir platform meydana getirmek amacıyla düzenlenen yarışma, bu yıl uluslararası ve ulusal olmak üzere 2 ana kategoride, ulusal yarışma ise amatör ve profesyonel olarak 2 alt kategoride yapıldı.

35 ülkeden 350 filmin katıldığı yarışmada, ulusal profesyonel kategoride birinciliğe layık eser bulunamadığı açıklandı. Bu kategoride Mehmet Özgür Candan’ın yönettiği “Çalıkuşu” ikincilik ödülünü alırken, yönetmenliğini Tayfun Belet’in yaptığı “Çırak” Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Ulusal amatör kategoride, Aydın Kapancık’ın yönettiği “Fırtına” birincilik, yönetmenliğini Ahmet Onmaz’ın yaptığı “Hasret Çiçekleri” ikincilik ödülünü alırken, Muhammet Beyazdağ’ın yönettiği “Zarok” İstanbul Şehir Üniversitesi Özel Ödülü’nü, Engin Uğan’ın yönettiği “Anadolu’nun Çatısında” ise Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü’nü kazandı.

TRT Belgesel Yarışması’nda uluslararası kategoride Shosh Shlam ve Hilla Medalia’nın yönettiği İsrail-Amerika ortak yapımı “Web Bağımlıları” belgeseli birinci, İngiltere, Amerika ve Belarus ortak yapımı, yönetmenliğini Madeleine Sackler’in yaptığı “Belarus’un Sakıncalı Unsurlarının Tehlikeli Eylemleri” ikinci oldu. İsviçre yapımı, Luc Schaedler’in yönettiği “Suyun İzi: Çin’den Gelen 3 Mektup” ise Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Uluslararası kategoride birincilik ödülünü İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu açıkladı, ikincilik ödülünü de TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin verdi.

Törende, belgesel filmciliğe katkılarından dolayı yönetmen Tevfik Şenol’a onur ödülü verildi.

Ödüle layık görülen ancak törene katılamayan yönetmenler Luc Schaedler ve Shosh Shlam’ın video mesajları konuklara izletildi.

İlk kez 2009’da Türk belgeselciliğinin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla ulusal düzeyde ve “TRT Belgesel Film Yarışması” adıyla düzenlenen “TRT Belgesel Ödülleri”, 2010’da kapsamı genişletilerek uluslararası kimlik kazandı.

Yıldız Sarayı’ndaki Edebiyat Müzesi, yarın kapatılıyor. Bakanlık yeni yer göstermezken, müze de artık depo olarak kullanılacak. Yazarlar Sendikası, karara tepki gösteriyor.

edebiyat-müzesi

Cemal Süreya’dan Nazım Hikmet’e birçok şair ve yazarın şahsi eşyalarının sergilendiği Edebiyat Müzesi’ni boşaltıp depo yapmak isteyen Kültür ve Turizm Bakanlığı’na müzenin kurucusu Yazarlar Sendikası direniyor. Müzeyi boşaltmak için yarın son gün ancak Taraf’a konuşan Yazarlar Sendikası Başkanı Mustafa Köz, kendilerine yeni bir yer gösterilmeden müze binasını terk etmeyeceklerini açıkladı.

edebiyat_müzesiTürkiye edebiyatının önemli isimlerinin tarihi belge ve eşyaları ise müze binasının bulunduğu Yıldız Sarayı’nda kolilere kaldırıldı. Köz “Burası Türkiye’nin iki edebiyat müzesinden biri. Kavga gürültü istemiyoruz ama bizim canımız yanıyor. Emeğimizin çarçur edilmesini istemiyoruz.” diye konuştu.Bakanlıktan defalarca randevu istemelerine rağmen bir geri dönüş alamadıklarını belirten Köz, “Kimse bizimle diyaloğa geçmedi. Bir tek Ertuğrul Günay, Tanpınar Müzesi’nin açılışında kendisinden yer istediğimizde ‘buraya alalım’ dedi. Ancak onunla ilgili de bakanlıktan somut bir adım atılmadı. Bir müze binası nasıl depoya dönüştürülür aklımız almıyor” dedi.

Nâzım Hikmet, Aziz Nesin, Cemal Süreya, Asım Bezirci gibi Türk edebiyatının önemli isimlerinin daktilo, gözlük, kalem gibi eşyalarının ve mektuplarının yer aldığı müze Yıldız Sarayı içindeki eski Arabacılar Dairesi’nde 2002 yılında dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın onayıyla kuruldu. Türkiye Yazarlar Sendikası Yıldız Sarayı’nda depo olarak kullanılan mekânı müzeye dönüştürdü. Bakanlıkla sendika arasında yapılan müze protokolünün ise beş yılda bir yenilenmesine karar verildi. Aradan geçen sürede protokol iki kez yenilendi ancak 19 Aralık 2011’de Bakanlık protokolün iptal edildiğini belirterek, müzenin boşaltılmasını istedi. Gerekçe bakanlığın, müze alanını depo olarak kullanmak istemesiydi.

Bakanlığın yer tahsisi için kendilerine yardımcı olmadığını anlatan Yazarlar Sendikası Başkanı Mustafa Köz, sendika olarak müzeye yer bulmak için kendi imkânlarıyla Kadıköy, Beşiktaş ve Kartal Belediye’siyle görüştüklerini anlattı. Sendika yarın yapacağı basın toplantısıyla Bakanlığın “Boşaltın” talimatına tepki göstermeye hazırlanıyor.

Sümeyra Tansel | Taraf

34 yıllık eserler ihmal kurbanı oldu. Dünyaca ünlü Türk seramik sanatçısı merhum Attila Galatalı’nın seramikleri artık yok. Galatalı’nın 1980 yılında yaptığı eserler Adalet Bakanlığı binasıyla birlikte yıkıldı…
34-yillik-eserler

Kültür varlıklarını, sanat eserlerini korumak ve geliştirmekle görevli olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, dünyaca ünlü Türk seramik sanatçısı merhum Attila Galatalı’ya ait paha biçilemeyen devasa ölçülerdeki değişik figürlerden oluşan seramik panolarının yok edilmesine sebebiyet verdiği ortaya çıktı.

Günay talimat verdi

Atilla Galatalı

Atilla Galatalı

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a, temmuz 2012’de, TPAO binası olarak inşa edilen, 1991’de Adalet Bakanlığı’na devredilen Kızılay’daki 10 katlı binanın yıkılacağı ve bina duvarlarında merhum sanatçı Attila Galatalı’ya ait paha biçilemeyen seramik panoların olduğu bilgisi verildi. Günay bu bilgi üzerine, Galatalı tarafından 1980’de bu binaya yapılan seramik pano eserlerin sökülerek koruma altına alınması için yetkililere ‘kurtarın’ talimatı verdi.

Harekete geçen Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü (GSGM), binadaki söz konusu eserlerin tespit edilmesi için çalışma başlattı. Bu kapsamda genel müdürlükte görevli bir uzman binadaki eserlerin nasıl taşınacağı konusunda incelemeler yapmak üzere binaya geldi. Ancak binadaki yıkım çalışmaları da ilgili firma tarafından temmuz 2012 tarihiyle başlatıldı. GSGM uzmanı, yaptığı çalışmalar doğrultusunda binanın girişindeki fuaye bölümünde bulunan seramik panoyu tespit etti. Ancak, binanın yemek salonuna ‘ana eser’ olarak yapılan 21.70 metre uzunluğundaki 1.50 metre enindeki değişik figürlerden oluşan devasa seramik pano eser ise tespit edilemedi. Ayrıca aynı sanatçının binanın lokal bölümüne yaptığı 5 metre uzunluğundaki, 2.5 metre enindeki seramik panosu da tespit edilemedi. Dönemin GSGM yöneticileri tarafından, fuaye bölümündeki panonun koruma altına alınması ve sökülmesi için yapılan resmi yazışmalarda da yemek salonu ve lokal bölümündeki devasa panolardan söz edilmedi.

Hiçbir önlem alınmadı

Yapılan incelemelerin ardından, uzmanlardan oluşturulan bir komisyon tarafından fuaye bölümündeki seramik pano eylül 2012’de koruma altına alındı. Ancak binaya ana eser olarak yapılan yemek salonundaki devasa ölçülerdeki seramik pano için ise herhangi bir koruma önlemi alınmadı. Yemek salonu ve lokaldeki seramik eserler de molozlorla birlikte hafriyat sahasına döküldü. Aralık ayında binanın giriş katının da yıkılmasının ardından bina tamamen yıkılmış oldu. Yıkılan binanın yerine yenisinin yapılması için başlatılan çalışmalar ise sürüyor. Söz konusu bina, Adalet Bakanlığı’na devrinin ardından bakanlığn ek binası olarak kullanıldı. Yapı uzun yıllar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) binası olarak da kullanıldı.

Molozlarla birlikte hafriyat sahasına

Galatalı’nın, Ankara’da Adalet Bakanlığı’na ait binanın değişik bölümlerine 1980’de yaptığı 21.7 metre uzunluğundaki 1.5 metre enindeki seramik panonun da aralarında olduğu eserleri, dönemin bakanı Ertuğrul Günay’ın ‘kurtarın’ talimatına rağmen bu binayla birlikte yıkıldı. Seramik eserler yıkılan binadaki molozlarla birlikte hafriyat sahasına döküldü.

Konak Belediyesi’nin butik müzeler zincirinin 5. halkası olan Kadın Müzesi bugün açılıyor. İzmirlileri butik müzecilik kavramıyla tanıştıran Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan; Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi, İzmir Mask Müzesi, İzmir Neşe ve Karikatür Müzesi ile Radyo ve Demokrasi Müzesi’nin ardından Kadın Müzesi’ni turizme ve kente kazandırıyor.

kadin muzesi

Müzenin kuruluş amacı ise; Anadolu kadınının unutulan geçmişini, gücünü tüm dünyaya hatırlatmak, Anadolu kadınının yaratıcılığını ortaya çıkarmak, kendine güvenini desteklemek ve kendi geçmişine ait anıların canlandığı özel bir mekan yaratmak.

Geçici sergi salonu, video art, geçmişten günümüze kadınlar, antik dönemde Anadolu’da kadınlar, öncü kadınlar, koleksiyon eserler, protesto ve kadınlar, enstelasyon odası, atölye, arşiv, depo, kütüphane ve yönetici odası olmak üzere müzede toplam 13 oda bulunuyor. Müzenin her odası farklı konseptlerde hazırlandı.

Müzenin girişinde ziyaretçileri ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün Nebile Hanım ile Viyana Başkatibi Tahsin Bey’in 1929 yılında Ankara Palas’ta yapılan düğünlerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün, manevi kızı Nebile Hanım ile dans ettiği fotoğraf karşılıyor. Merdiven çıkışında ise ilk tiyatro sanatçısı Afife Jale, ilk gravür sanatçısı Aliye Berger, ilk kadın siyasi parti lideri Behice Boran, ilk milletvekillerinden Benal Arıman, ilk kadın hemşire Esma Deniz, olimpiyatlarda yarışan ilk kadın sporcu Üner Teoman, dünyadaki ilk kadın petrol mühendisi Halide Ural Türktan, dünyadaki ilk kadın askeri pilot Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadınyargıtay üyesi Melahat Ruacan gibi ilklere imza atan 50 kadınımızın adı ve yer alıyor.

izmir kadin muzesi

Tarihte yer alan ‘Siyanürlü Altın’a Hayır’, ‘Cumartesi Anneleri’, ‘Kürtaj hakkımızdır, bedenimiz bizimdir’, ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ gibi kadın protestoları, yürüyüşleri de hikayeleriyle birlikte müzede yer alıyor.

Muazzez İlmiye Çığ, Afet İnan’ın kızı Ari İnan, Ayşen Gruda, Nurhan Damcıoğlu, Gürdal Mumcu, Zuhal Yorgancıoğlu gibi iz bırakan kadınlar da özel eşyalarını bağışlayarak müzeye katkıda bulundular.

Nesne merkezli müzecilik anlayışından ziyade insan merkezli müzecilik anlayışının en önemli örneklerinden biri olan kadın müzesinde amaçlarının kadınlara ait özel bir mekan yaratmak olduğunu söyleyen Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan, “Bu mekanda hedeflenen, kadını içinde yaşadığı toplumdan soyutlayıp bir kadın erkek ayrımcılığı yaratmak değil, kadının yaratıcılığını ve üretkenliğini ortaya çıkaracak orijinal eserlerin ve görsel işitsel malzemelerin bir araya getirilmesiyle toplum ile olan bağlarını güçlendirmek ve unutulan geçmişini bir müze ile fark edilir kılmaktır” dedi. Tartan müzenin misyonunu da şöyle özetledi:“İzmir Kadın Müzesi’nin misyonu: Anadolu kadınının unutulan geçmişini, gücünü tüm dünyaya hatırlatmak, Anadolu kadınının yaratıcılığını ortaya çıkarmak, kendine güvenini desteklemek, kendi geçmişine ait özel bir mekan yaratmak. Çünkü Hitit, Yunan ve Roma’nın Ana Tanrıça’sından; Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve özellikle de Cumhuriyet kadınına kadar Anadolu kadını, uzun tarihi boyunca her zaman kendi seçtiği yolda yürüyen öncü kadın olmuştur. Anadolu Kadını hakkında ne biliyoruz? Ana Tanrıça Nasıl ve Neden Ortaya Çıktı? Ne oldu da kadının konumu değişti? Ortaçağ’da Anadolu kadını nasıl yaşardı? Kurtuluş Savaşı’nda uzun süre cephelerde savaşan kadınlarımız kimlerdi? Osmanlı Hanımı kimdi ve nasıl yaşardı? Cumhuriyet’in ilk ressamının, ilk fotoğrafçısının, ilk şarkıcısının, ilk tiyatrocusunun adlarını ve yaşamlarını biliyor muyuz? Bütün bu sorulara cevap bulabilecek, Anadolu kadınının gerçek değerini tekrar hatırlatmak için yola çıktık. Anadolu kadınlarının hikayelerini anlatıyor ve sizleri de bu hikayeleri dinlemeye çağırıyoruz.”

kaynak:[-]

Devlet Tiyatroları’nın geleceğine ilişkin tartışmalar yeni bir aşamaya giriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları dışında, orkestralar, opera-bale ile güzel sanatlar gibi bakanlığa bağlı sanat birimleriyle ilgili yapılacak düzenlemeyi sivil toplum örgütlerinin görüşlerine açıyor.

tc-kultur-ve-turizm-Bakanligi-logoKonu ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in başkanlık edeceği belirtilen bir toplantı 22 Ocak’ta yapılacak. Toplantıya tarafların temsilcileri katılacak. Toplantıda, bakanlık tarafından daha önce hazırlanan yasa taslağı ilk kez ilgili kesimlerle görüşülecek.

Bakanlığın hazırladığı “Türkiye Sanat Kurumu ile Sanatın Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” başlıklı çalışma, geçtiğimiz sanat sezonunun sonunda gündeme gelmişti. Ancak bakanlık taslakla ilgili açıklama yapmamıştı. Söz konusu toplantıda ise bakanlık, adı geçen taslağı sahiplenerek, sivil toplum örgütlerinin, ilgili tarafların görüşüne açacak. Taslağın ilgili kurumların görüşleri alındıktan sonra Meclis’e getirilmesi hedefleniyor. Taslak, devlete bağlı Devlet Tiyatroları, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Opera Bale Genel Müdürlüğü ile orkestraların faaliyetlerinin tamamının Türkiye Sanat Kurumu’na (TÜSAK) bağlanmasını içeriyor. Kurum, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tavsiyesi ve Bakanlar Kurulu kararı ile atanacak 11 kişiden oluşan Türkiye Sanat Kurulu ve hizmet birimlerinden oluşacak. Türkiye’de desteklenecek tüm kültür-sanat faaliyetleri 11 kişinin uhdesinde olacak. Tasarının ‘gerekçe’ bölümünde, yeni düzenlemede, İngiltere’nin 1940 yılında kurulan ‘İngiliz Sanat Konseyi’, İtalya’da 1976 yılında kurulan Kültürel Faaliyetler Bakanlığı ile Avustralya’da 1975 yılında kurulan Sanat Konseyi’nin örnek alındığı belirtiliyor.

Sanat kurumları TÜSAK’a devredilecek

Devlet-TiyatrolariTasarıda, kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte söz konusu devlete bağlı sanat kurumlarının kapanarak, yöneticilerinin bakanlık müşavirliği kadrosuna, personelinin ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredileceği belirtiliyor. Emeklilik dönemine yakın personelin de emekliliğini istemesi halinde emeklilik ikramiyesinin yüksek miktarlarda ödeneceği taahhüt ediliyor. 30 yaşını geçmemiş ‘sanatçı memur’ statüsündeki personelin bir kısmının da TÜSAK’ta ‘uzman yardımcısı’ olarak başvuru yapabileceği belirtiliyor. Böylece devlette ‘sanatçı’ kadrosu tamamen ortadan kalkacak. Taslakta, TÜSAK’ın görev tanımlarına bakıldığında, Türkiye’deki tüm kültür-sanat faaliyetlerinin bu kurum eli ile gerçekleştirileceği görülüyor. Sanat projelerinin değerlendirilmesi, desteklenmesi ve yaptırılması TÜSAK’a ait olacak. Kurum, mali ve idari özerkliğe sahip, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğini haiz, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerini sürdürecek.

Sanatçılar tepkili

Bindikleri dalı keserler

Ayten Gökçer (Oyuncu) Eski köye yeni âdet getirmeye gerek yok. Devlet Tiyatroları’nı kapatmaya çalışıyorlarsa açıkça söylesinler. Bunu yapamazlar, onları aşar. Dünyanın her yerinde sanat özgürdür. Kuruma destek verenler tabii ki orada neler olduğuna bakacaklardır ama direkt müdahale edemezler. Bu bindiğin dalı kesmektir. Böyle bir karar almayacaklarını düşünüyorum. Aklı başında kişiler oldukları kanısındayım.

Kapatmak çözüm değil

Nevra Serezli (Oyuncu) Devlet Tiyatroları, uzun yıllar süren bir geleneğe sahip. Kendi iç tüzükleri, işleyişi var. Bunları yok sayıp onu atıyorum, bunu kapatıyorum tutumu çok yanlış. Bu kökten değişim, her şeye kökten el koymak oluyor. Çok üzücü. Mevcut sistemin sorunu varsa onu gidermeye çalışırsın, kapatarak sorun çözemezsin. Sanat kurulunu iktidarın belirlemesi sanatın siyasallaşması anlamına geliyor. Sanat, özgürlük demek. Onu kısıtlarsan, bariyerler koyarsan hiçbir şey üretemezsin. Olamaz böyle bir şey. Umarım keyfe keder böyle düzenleme yapılmaz.

Dehşet içindeyim

Haldun Dormen (Oyuncu-Yönetmen) Böyle bir şeyi nasıl yaparlar, sanatı böyle nasıl baltalarlar anlamıyorum. Dehşet içindeyim. Sanatı bir yerlere getirmek için bu kadar yıldır çalışıyoruz. Müzikte, tiyatroda, sinemada dünya çapında isimler yetiştirdik. Böyle bir düzenleme, bunları yok etmektir.

ASLIHAN AYDIN -AYHAN HÜLAGÜ

Kaynak : onedio.com

2013 yılında Türkiye’de 47 bin çeşit kitap üretildi. Kişi başına ise 7,1 kitap düştü. Geçen yıla oranla kitap üretiminde ve çeşitte yüzde 12’lik artış var.

kitap basımı

Türkiye’de 2013 yılında kişi başına 7,1 kitap düştü.

Türkiye Yayıncılar Birliği’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı ile Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgilere göre;

2013 yılında 47.352 çeşit (başlık) kitap yayınlandı.

536.259.040 adet kitap üretildi. 75.627.384 nüfusa oranına göre, 2013 yılında kişi başına 7,1 kitap düştü.

Toplam üretilen kitap sayısının 206.241.635 adedi Milli Eğitim Bakanlığı 2013 yılında ilk ve orta öğretim öğrencilerine dağıttığı ücretsiz kitapları kapsıyor.

2012’de Türkiye’de 42.337 çeşit (başlık) kitap yayınlanmış, 480.257.824 adet kitap üretilmişti. Kişi başına düşen kitap sayısı 6,4’dü.

2013 verileri göz önüne alındığında, geçen yıla göre yayınlanan kitap çeşidinde yüzde 11,6, üretilen kitap adedinde yüzde 12 artış olduğu görülüyor.

kitap-okuma

Kaynak:[]

Seyirci ilgisinin her geçen gün arttığı sinema sektörü, yerli yapımların da etkisiyle 2013’te son 30 yılın en yüksek rakamlarını gördü.

sinemaKültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü yetkililerinin verdiği bilgiye göre, Bakanlık ve özel teşebbüslerin işbirliğiyle büyümesi hız kesmeyen sektörde, son 30 yılın en yüksek bilet satış rakamlarına ulaşıldı.

Beyazperdedeki 52 haftayı aşan vizyon yolculuğunda sinema gişelerinde, 49 milyon 580 bin bilet kesildi. Hem yerli hem de yabancı yapımların görücüye çıktığı bu sürede, bilet satışlarından 497 milyon lira hasılat elde edildi.

Sinemaseverlerin özellikle geçmişe kıyasla yerli yapımlar daha çok ilgi çekerken, yine bu yıl bir günde ortalama 138 bin kişi, zamanını sinemaya giderek değerlendirdi.

Yerli filmleri 28,5 milyon kişi izledi

Öte yandan geçen yıla oranla bilet satış sayısındaki artış ise yüzde 15 olarak gerçekleşti. Seyircinin büyük ilgisiyle karşılaşan yerli yapımlar için bu yıl 28,5 milyondan fazla bilet satıldı.

Türk filmlerinin yıllık bilet satışındaki oran tüm bilet satış rakamlarının yüzde 58’ini buldu. Bu sayede yerli sinemaya olan ilgi son 10 yılın en yüksek ikinci satış rakamına ulaşmış oldu.

Rekor komedide

2013’te en çok izlenen yapım ise yüksek bütçeli filmlerin aksine Cem Yılmaz’ın sahne gösterilerinden derlenen “CM101MMXI Fundamentals” olurken, kısa süre öne gösterime giren “Düğün Dernek” gişede Cem Yılmaz’a yaklaştı.

Ahmet Kural, Murat Cemcir ve Rasim Öztekin gibi isimlerin başrolünü paylaştığı komedi türündeki yapım 24 günde, 3 milyon 700 bin seyirciyle buluştu. Ayrıca toplamda 12 filmin, 1 milyon izleyici sınırını aştığı 2013’te, beş film ise 2 milyondan fazla seyirci tarafından görüldü.

 

Kaynak:[-]

Doğu Karadeniz’de, Bayburt’un 45 km dışında, Çoruh Vadisi’ne bakan bir tepenin üzerinde kurulu bir müze… Eski adıyla Baksı, bugünkü adıyla Bayraktar köyünde yükselen bu müze, çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına aynı çatı altında yer veriyor.

Baksı Müzesinden

Baksı Müzesinden

 

Prf. Dr.Hüsamettin Koçan

Prf. Dr.Hüsamettin Koçan

Baksı Müzesi, Bayburt doğumlu sanatçı ve akademisyen Hüsamettin Koçan’ın bir düşü ve bu düş 2010 yılında hayata geçti. Hüsamettin Koçan şu sıralar Avrupa Konseyi tarafından verilen 2014 Yılı Avrupa Müze Ödülü’ne değer görülmenin heyecanını yaşıyor.

40 dönümlük bir araziye yayılan Baksı Müzesi’ni bir “kültürel etkileşim noktası” olarak tanımlayan jüri üyeleri, müzenin geleneksel kültürleri güncel hayat tarzları ile birleştiren konseptinden etkilendiklerini belirtti.

Avrupa Konseyi Müze Ödülü, Baksı Müzesi için ne anlama geliyor? 

Ödül, Avrupa ölçeğinde verilen en büyük müzecilik ödüllerinden biri. Bu ödül, bildiğim kadarı ile daha önce, Türkiye’den İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne verildi. Yurtdışında ise bu ödülü alan kurumlar arasında, Liverpool Müzesi, Joan Miro Müzesi gibi önemli müzeler bulunuyor. Bu açıdan Baksı bu ödülle dünyanın önemli müzeleri arasında yer almış oldu. Bunun müzecilik ve Türkiye açısından büyük bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kültür Komisyonu tarafından verilen “Avrupa Konseyi Müze Ödülü” Baksı Müzesi’ni uluslararası platforma taşımada çok önemli bir basamaktır.

Bu müzeyle kendi toprağınıza sanatla kök saldınız. Peki Baksılıların yerel sanatı müzeye kök salıyor mu?

Bayraktar köyü ve baksı müzesi

Bayraktar köyü ve baksı müzesi

Küçük ölçekte Baksılılar, orta ölçekte Bayburt, büyük ölçekte bulunduğumuz coğrafi bölge Baksı Müzesi’ni içtenlikle benimsediler. O bölge insanı kendisine sunulan her imkânı bir armağan olarak görür. Müzenin bulunduğu köy-kent bu anlamda Baksı’ya her zaman büyük ilgi gösterdi. Bir örnek verecek olursam; bölgeden yurtdışına giden işçilerin çocukları Baksı Müzesi’ni görmek için Baksı’ya, kendi topraklarına sık sık gelmeye, bu vesileyle ailelerini ziyaret etmeye başladılar. 

Baksı köyü restore edilecek

Yeni projeler var mı?

2014 yılı içerisinde ana binada büyük bir sergi açma çalışmalarını yoğun bir biçimde sürdürüyoruz. Bu sergi bir kadın küratör tarafından yürütülsün istiyoruz, bu nedenle Baksı’ya bazı seyahatler düzenledik. Kurumsallaşma yolundaki çalışmalarımız da devam ediyor. Bir sponsorluk geliştirme projesi üzerinde çalışıyoruz. Müzenin 40 yatak kapasiteli konukevini ve öteki hizmet birimlerini kültür turizmine açıyoruz. Bu doğrultuda Baksı köyünün restorasyon çalışmaları da gündeme gelecek. Baksı köyünü, uzmanların önerileri doğrultusunda geleneksel omurgasını koruyarak örnek bir köy olarak yeniden tasarlama projemiz var.

Baksı’nın diğer müzelerden farkı ne?

Baksı tüm öteki müzelerden çok farklı bir kurum. Her şeyden önce bulunduğu konum nedeniyle farklı. Baksı seyirlik bir müze değil, aynı zamanda insanların ürettikleri, paylaştıkları kültürel ve ekonomik sorunlarını çözebildikleri bir müze. Üretim atölyelerimiz var. Sanat ve zanaat ayrımını bir kenara bırakıp insanoğlunun yaratma eylemi için bir ortak zemin oluşturuyoruz. O nedenle geleneksel olanla güncel olan bu müzede aynı platformda buluşabiliyor. Bir başka farkımız da müze yönetiminin tümünün kadınlardan oluşması; kadın duyarlılığının müze yapısına çok değerli katkıları olduğuna inanıyoruz.        Kaynak : []

Baksı Müzesi ile ilgili Önceki Haberimiz için lütfen TIKLAYINIZ.

Baksı Müzesi  Fotoğraf Galerisi :

Bakanlık, yardım yaptığı özel tiyatrolara, ‘genel ahlâk kurallarına uygun’ oyun sahnelemeleri için protokol imzalama zorunluluğu getirdi

tiyatro dersleriiiiiiiiiBakanlık, yardım yaptığı tiyatrolara ‘ahlaklı oyun’ kriteri koydu. Yardım yapılan özel tiyatrolara ‘genel ahlak kurallarına uygun oyun’ sahnelemeliri için protokol imzalama zorunluluğu getirildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gezi eylemlerini destekleyen özel tiyatrolara yardımı kesmesinin ardından yardım konusunda ikinci bir skandala daha imza attı. Bakanlık, yardım yapmaya uygun bulduğu tiyatrolara “ahlaklı oyun” kriteri getirdi.

Cumhuriyet gazetesinden Selda Güneysu ‘nun haberine göre bakanlık, yardım yaptığı özel tiyatrolara, “genel ahlâk kurallarına uygun” oyun sahnelemeleri için protokol imzalama zorunluluğu getirdi. “Genel ahlaka uygun oyun” sergilemeyen tiyatronun yardımı 15 gün içinde yasal faiziyle birlikte geri alınacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, her yıl verilen özel tiyatrolara destek yardımları konusunda bu yıl farklı bir tutum takınarak “Gezi eylemlerine katılan ve destek veren” aralarında Genco Erkal , Ferhan Şensoy , Haluk Bilginer , Levent Kırca ’nın tiyatroları ile AST ile Destar Tiyatro’nun da bulunduğu 20’ye yakın tiyatroya destek yardımı yapmamıştı. Bakanlık Değerlendirme Komisyonu, 4 milyon 312 bin TL ödeneği, bu yıl, 221 özel tiyatronun projesine dağıtmaya karar vermişti.

Söz konusu yardımlara ilişkin bakanlık, desteklemeye değer görülen tiyatrolara “Özel Tiyatroları Destekleme Yardımları Protokolü” gönderdi. Tiyatroların bakanlıktan yardım alabilmek için imzalamakla yükümlü oldukları söz konusu protokolün 14. maddesi ile dikkat çekici bir yükümlülük getirildi.

14 maddeye göre, tiyatrolar alacakları yardım karşılığında “genel ahlak kurallarına uygun” oyun sahnelemek zorunda olacaklar. Protokole göre, yardım alan tiyatrolar “genel ahlâk kurallarına uygun” oyun sahnelemezse, bakanlıkça verilen yardım 15 gün içinde yasal faiziyle birlikte geri alınacak.

14- Madde’ye ilk tepki Tiyatro Kumpanyası’ndan:

 ‘Desteği reddediyoruz!’

Protokolün 14. maddesine ilk tepki ibu yıl sunduğu proje destek almaya değer görülen Tiyatro Kumpanyası’ndan geldi. Tiyatro Kumpanyası’nın Genel Sanat Yönetmeni Kemal Kocatürk, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, 14. madde ve “Gezi” tartışmaları nedeniyle kendilerine yapılan yardımı bakanlığa iade edeceklerini söyledi.

Geçen yıl Ahmed Arif ’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı eserinden uyarlanmış aynı isimli oyunla bakanlıktan ödenek aldıklarını ve bu yıl da “Küçürekkız” adlı oyunla bakanlığa başvurduklarını dile getiren Kocatürk, “Hiç umudumuz yokken, geçen yıla oranla ‘indirimli’ bir ödeneğe değer görüldük. ‘İndirimli’ dememden kasıt şudur: Bakanlığın sloganı hani ‘Devletin özel tiyatrolara artarak süren desteği…’ ya, o bakımdan. Biz ‘indirime’ tabi tutulmuşuz” dedi.

Protokole göre, bakanlıktan ödenek alan tiyatroların yıl içinde 27 temsil yapmak zorunda olduklarını ve bu temsillerde “14. maddeye uymak zorunluluğu” doğduğunun altını çizen Kocatürk, şöyle konuştu:

“Böylesine muğlak bir maddenin içeriği hiçbir hukuk diline de sığmaz herhalde. Bu maddeden iyi niyet beklentim olmadığı için de bu desteği bir köstek olarak gördüğümüzden kullanmayı düşünmemekteyiz. Çünkü maddenin içeriğinden anlaşılacağı üzere, ‘armudun çekirdeği, üzümün çöpü’ denilerek, verilen yardımın yeniden sizden faiziyle birlikte geri istenmesi işten bile değil.

Üstelik de oyununuz hakkında tespit tutanağı yazacak kişi ya da kuruluşlar bile belli değil. Yoldan geçen herhangi birinin hakkınızda bakanlığa yapacağı ufacık bir şikâyetin bile dayanak gösterilmeyeceği ne malum?

Böylesi bir protokole imza atmayı kendimizde ne yazık ki uygar, demokratik ve hukuk devletinin bir bireyi olarak hak görmüyoruz. Hak görenleri de kınıyoruz. Devletin tüm halkın vergileriyle dağıttığı bu ödeneği bir hulufe, bir sadaka gibi görmesini ve bunda da ayrıştırıcı rol oynamasını içimize sindiremeyerek, bu desteği reddediyoruz.”

‘Aile değerleri’ni gözeteceğiz!

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik , TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında, “Gezi’ci tiyatrolara destek yok” haberini anımsatarak “Bir tiyatroya verilen destekte hangi kriterleri gözetiyorsunuz?” sorusunu soran CHP İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’e, “Tabii ki aile değerlerini gözeteceğiz; tabii ki toplumun genel kabul gösterdiği değerleri gözeteceğiz. Dünyadaki hiçbir kültür bakanlığının da temel statejisi içinde buna aykırı unsurlar bulamazsınız” yanıtını vermişti.

Türkiye’nin en önemli doğal turistik mekanlarından biri olan Bolu Yedigöller Milli Parkı’nın, fotoğraf yarışmasıyla uluslararası düzeyde tanıtılması hedefleniyor.

yarışma-foto

Yeşilin her türlü tonuna sahip tabiatı ve irili ufaklı gölleriyle her mevsim fotoğraf severleri ağırlayan Yedigöller Milli Parkı’nda şimdilerde sonbaharın renkleri hakim. Bu güzelliğin tüm dünyaya gösterilmesi gerektiğini söyleyen Doğa Koruma Milli Parklar 9. Bölge Müdürü Erdem Karaağaç, “Fotoğraf yarışmasıyla koruma altında olan milli parklarımızı ülke bazında ve daha sonra uluslararası düzeyde tanıtmış olacağız.” dedi. Milli parkın çevre düzenlemesi ve otopark-yol çalışmalarını tamamladıklarını belirtti.

Yedigöller’in tanıtımı için çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Erdem Karaağaç sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bu tanıtımlar sonucunda uluslararası düzeyde doğa turizmine yönelik turist çekebilmek için etkinlikler düzenlemek maksadıyla Fotoğraf Sanatçıları Federasyonu ile beraber ‘Yedigöller’de Sonbahar’ şeklinde bir fotoğraf yarışması düzenledik. Yarışma devam ediyor. Aralık’ın 30’una kadar müracaatlar sürecek. Bugün 100’ün üzerinde fotoğraf sanatçısı gelip eşsiz güzellikleri çekip ölümsüzleştirmeye çalışıyor. Yarışma sonucunda ödül töreni ve sergi düzenlenecek. Sergi ocak ayında gerçekleşecek. Bu ve buna benzer çalışmalarla ülke bazında ve daha sonra uluslararası düzeyde koruma altında olan milli parklarımızı tanıtmış olacağız.”

Fotoğraf çekmek için Adana’dan Yedi-göller’e gelen bazı vatandaşlar kamp kurarak doğanın tadını çıkarıyor. Yarışma özellikle sonbahar renklerinin güzelliğiyle tanınan Yedigöller Milli Parkı’nın doğal ve estetik değerlerinin farklı bakış açıları ve sanatsal yorumlarla ortaya konmasını amaçlıyor. Yarışmada Yedigöller Milli Parkı’nın büyüleyici peyzajları yanı sıra yaban hayatı türleri, ilgi çekici objeler ve detaylar dikkate alınacak. Son başvuru tarihi 30 Aralık 2013 olarak belirlenen yarışma nedeniyle milli parka yoğun ilgi var.

Detay için : LÜTFEN TIKLAYINIZ