Şunun için etiket arşivi: Suriye

Editör : Genelde makale yerine haber yayınlamaya çalışıyoruz. Fakat arada bir dikkat çekici makale bulunca yayınlamak hoş oluyor. Fakat yayınlamaya değer yazı bulmakta bazen zorlanabiliyoruz. İrdelediği konu anlamında oldukça iyi bir makale. Hani son yıllarda moda olan sözcük ile  söylemek gerekirse “Okunası” bir yazı.  (Yazı olduğu gibi http://evrensel.net ‘de KADRAJ adlı köşesinde yazan Sayın Özcan YAMAN’a aittir)

Özcan YAMAN

Özcan YAMAN

Son yıllarda çokca duyduğumuz, katıldığımız  sanat festivalleri, sanat günleri, bienaller, contemproray’ler ve bazıları daha spesifik halde gerçekleştirilen fotoğraf, sinema, kısa film vd. Adlarla düzenlenen etkinlikler ne  işe yararlar? İlk bakışta büyük, çok büyük sanat etkinlikleri. Paraların su gibi aktığı, boy boy reklamların yapıldığı yerli ve yabancı bir sürü sanatçının katıldığı organizasyonlar. Bu konu değişik yönleriyle ele alınabilir. Benim üzerinde durmak istediğim, organizasyon ve izleyici ilişkisi.

Şimdi bazı arkadaşlar onca sorun varken bula bula sanat faaliyetlerini mi buldun diyecekler. Doğrudur, güncel bir yığın sorun yaşanırken bir grup insanın / iktidarın sanat manat derdi o kadar önemli mi? Evet önemli…

“Noviembre” isimli İspanyol filminin son sahnesi  şöyledir. “Sanat, geleceği içinde barındıran bir silahtır.”  Ve sanat-manat…
Hem izleyen olarak hem katılımcı olarak bazılarının içinde yer aldığım bu etkinlikler de şunu gördüm; –
A) Devlet ve kurumları (resmi), büyük sermaye şirketi ya da her ikisinin organize ettiği bol sponsorlu etkinlikler hem reklam (Yalnızca paralı değil, ana haberlere bile konu olabilen haber niteliğiyle de medyada yer alan / gizli reklam diyelim) hem katılımcı sanatçı bolluğu, hem izleyici sanatçı bolluğu  hem de sanatseverler (izleyici) gibi  yani reklam diliyle ‘hedef kitle’yi vuran organizasyonlar olabiliyor.
B) Dernek, vakıf, oda, parti gibi kurumların kendi tabanlarına hitap eden küçük çaplı etkinlikler de yapılıyor. Bunlar daha çok bağış toplamaya yarayan kültür ve sanat faaliyetleri olarak düzenlenen konserler şeklinde gerçekleşiyor.
C) Sanat kurumlarının başında olup, yaptıkları etkinlikler vardır. Bursa Fotofest, Tekirdağ fotoğraf Günleri gibi. Film günleri vd. Bunlarda sponsorluk ilişkilerine göre izleyicilerle buluşabiliyor ya da buluşamıyorlar. Bazıları gelenekselleşebiliyor ya da kaybolup gidiyor.
D) Bir de yerel yönetimlerle iş birliği yapılarak destekle ( sponsorluk değil!) uluslararası veya ulusal sanat etkinlikleri var. Amaç Sanatın aracılığı ile yaşamın sorgulanması… Bazen izleyicisi ile buluşan bazen de buluşamayan.
E) Sanattan elde edilen birikimle “ücretsiz” yapılan, büyük kitlelerle buluşulan, sanatçıların kolektif destek verdikleri Grup Yorum’un gelenekselleştirdiği halk konserleri var.
Bu şekilde daha bir çok kategorilere ayırabiliriz…
Peki neden sanat bu kadar çok sevilir? Başta büyük sermaye olmak üzere devletin kurumları destek olur? Çünkü sanat İDEOLOJİKTİR. Çünkü sanat SİYASİDİR. Çünkü sanat GÖRÜNÜRLÜK sağlar…

Onun içindir ki her sanatsal etkinlik sınıfsal bir içerik taşır. İktidarlar sanatı çok sever. (bkz. Hitler ve Almanya tarihi) İktidara gelmek isteyenler sanatı kullanır. (bkz. Mediciler/Floransa) Sermaye sanatı çok sever (bkz. Sosyal sorumluluk projeleri vs.) Hükümetler icraatlarını sanatı kullanarak görünürlüklerini arttırırlar. (bkz. AKP’nin projeleri) neyse uzatmayayım.

Sanat dendiğinde yukarıda saydığımız sorunlu alanlarla ilişki içinde olanlar var. Siyasi ve ideolojik yanı bir kenara bırakıp (bıyık-sakal hikayesi gibi) sanatsal etkinlik(!)  yaptıklarını iddia edenler, hem de Meseleyi sınıfsal boyuttan, ekonomik ihtiyaçlar boyutuna çekip haklılık peşinde koşan kişi ve kurumlar. İçeriği muhalif, biçimi iktidardan yana) neyse…
Birde son katıldığım “Uluslararası Çukurova sanat günleri” gibi iyi niyetli, bir kaç kişinin omuzunda halka ulaşma ve sanatın diliyle derdini anlatma gayretinde olan girişimler. Suriye gerginliğinden konukları gelemeyen, ekonomik sıkıntılarını imece yöntemiyle çözmeye çalışan, biçimsel olarak mütevazı içerik olarak dolu dolu olan, ancak 10 yıllık birikimle yüzlerce sanatçının katıldığı ( bir çoğu isim yapmış) gelenekselleşmiş ama kitleselleşememiş sanat günleri var Adana’nın. Bu konu tartışılmaya değer. Kimi halk gelmiyor diyebilir. Kimi iktidarın borazanını çalmadığı için halka ulaşılamıyor diyebilir. Kimi şu düşüncenin adamları kimi bu  düşüncenin adamları diyerek destek vermediklerini söyleyebilir ama tartışılmalı. Daha önceleri yazmıştım. Adana merkezde yapılan bir sanat etkinliğine (Ki 10 yıldır yapılıyor ve katılım fena olmuyormuş) katılacak, sendikalar başta olmak üzere parti-ler, sanat dernekleri, işçi, köylü, şehirli, genç, yaşlı, öğrenci  kimse yaşamıyor muydu?

Evet sanat önemli. Haftaya devam edelim, tartışalım.  Özellikle 1 Mayıs öncesi…

Not: Konuyla ilgili düşüncelerinizi (isterseniz görselle birlikte) gönderirseniz bu köşede paylaşırız. (Yazarın ilgili yayındaki köşesi olup e-mail :[email protected] yazılabilir)

 

 

Kaynak :[-]

Bu yıl 20-23 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 7.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin (UÇSG) bu yılki teması “Bilimin Aydınlığında” olarak belirlendi.

Bu yıl 20- 23 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 7. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin (UÇSG) bu yılki teması “Bilimin Aydınlığında” olarak belirlendi. Genel sloganı yine “Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele” olan UÇSG’nin bu yıl da özel teması her zaman olduğu gibi “Barış” olarak tespit edildi.

Suriye’deki savaş nedeniyle bu yıl da Ortadoğu ülkelerine kapalı bir etkinlik biçiminde gerçekleştirilecek 7. UÇSG, Çukurova’da Adana, Antakya, Mersin, Tarsus ve Silifke’de eş zamanlı olarak düzenlenecek.

7. UÇSG’de bu yılki sanatsal etkinliklerde ağırlıklı olarak kültür, emek, şiir ağırlıklı bir program hazırlandı.

20 Mart’ta, saat 18.00’de Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda yapılacak açılış törenindeTürkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Başkanı Mustafa Köz’le Çukurova Sanat Girişimi adına Çetin Yiğenoğlu, Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz birer konuşma yapacak.

Açılış töreninde KAM Müzik Sanatçıları Erdal Akpınar, Hasan Pekyen, Ali Okutan ve Bilal Birol tarafından verilecek konserden sonra Redfotoğrafçılık ve TYS tarafından ortaklaşa hazırlanan “Göz – el Emek – Yorum Fotoğrafları Sergisi” sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Sergi 20-24 Mart 2013 tarihleri arasında açık kalacak.

Dünyaca ünlü piyanist Akbank Sanat’ta!

Şevki Karayel

Akbank Sanat Piyano Günleri, dünyaca ünlü piyano ustaları ve piyanonun genç yeteneklerini 8-30 Kasım tarihleri arasında müzik tutkunlarıyla buluşturmaya devam ediyor.

Yurtdışında ülkemizi başarıyla temsil eden piyano virtüozö Şevki Karayel, 27 Kasım 2012, Salı günü Akbank Sanat Piyano Günleri’nde. 2004 yılında Bechstein Uluslararası Piyano Yarışması’nda “jüri özel üstün sahne performansı”  ödülü alan ve aynı yıl Avrupa Kültür Vakfı tarafından 2004 Yılı Kültür Ödülü’ne layık görülen Şevki Karayel’e konserinde Yunan asıllı keman sanatçısı Noe Inoui eşlik edecek.

Etkinlik: 

AKBANK SANAT PİYANO GÜNLERİ – Şevki Karayel / piyano, Noe Inoui / keman

Tarih:  27 Kasım 2012, Salı

Saat: 20.00

Yer:  Akbank Sanat

Bilet ücreti:  Tam 20 TL / Öğrenci 10 TL

Şevki Karayel Hakkında

1994 yılında doğu Akdeniz ülkeleri Alman Liseleri arasında Kahire’de düzenlenen Jugend usiziert Yarışması’nda birincilik, aynı yarışmanın Almanya’da düzenlenen finalinde ise büyük Almanpiyanist Edwin Fischer adına konulan özel ödülü kazandı. Başta Türkiye ve Almanya olmak üzere, İtalya, Hollanda, Avusturya, İsviçre, Polonya, Suriye ve Mısır’da pek çok konser verdi. 2004 yılında Bechstein Uluslararası Piyano Yarışması’nda gösterdiği üstün performansdolayısıyla jüri özel “üstün sahne performansı”  ödülünü  aldı.  Ayrıca aynı yıl Avrupa Kültür Vakfı tarafından 2004 Yılı Kültür Ödülü’ne layık görüldü. 2005 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile solist olarak ilk konserini veren Karayel, solistlik kariyerinin yanı sıra Almanya, Türkiye ve Mısır’da eğitmen olarak kurslar düzenlemektedir. Karayel, halen Halen Düsseldorf’ta Robert Schumann Müzik Yüksek Okulu’nda pqiyano dalında öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır.

Noe Inoui Hakkında

2005 Jean Sibelius Yarışması“Genç Yetenek Ödülü“ ve 2012 Verbier Festivali“ Prix D’Honneur“ ödülleri sahibi olan Noe Inoui, Martha Argerich tarafından Buenos Aires,Teatro Colon’da kendisiyle sahneyi paylaşması için teklif aldı. Ekim 2012 Japonya Filarmoni Orkestrası’na eşlik edecek olan sanatçı, Mercury Japan firması için CD kayıtları yapmaktadır.

 Kaynak :{-]

Fransız sanatçı Jean Marc Arakelian ve Türk vatandaşı olan gazeteci Nathalie Ritzmann’ın açtığı, ‘Mevlana’nın, şiirsel coşkunluğundaki kadının yaradılışı’ konulu sergi, 8 Eylül 2012 tarihine kadar Beyoğlu Belediyesi’nde sanatseverleri bekliyor.

us İhtilali zamanında Ayasofya’dan geçen bir kadınla şekillenen, derviş ve sema fotoğrafları ile dinamikleşen, Mevlana’nın şiirsel coşkunluğunda kadının yaradılışını temsil eden bir metaforun çevresinde çekilen fotoğrafların yer aldığı, 8 Eylül 2012 tarihine kadar İstiklal caddesindeki (No:217) Beyoğlu Belediyesi’nde, ücretsiz izleyebileceğiniz sergi, siz sanatseverleri bekliyor.

Jean Marc Arakelian ve Nathalie Ritzmann ile Mevlana sergisiyle ilgili yaptığımız röportaj…

 Sevgili Nathalie, geçtiğimiz Haziran ayında Bulgaristan’da sema gösterileri organizasyonu yaptınız. 2013’ün ilkbaharında yine bu gösteriyi yapacaksınız. Peki Jean-Marc Arakelian’la, Mevlana’yla ilgili bu sergiyi gerçekleştirmek nerden, hangi düşünceyle aklınıza geldi?

Nathalie: Bulgaristan Plovdiv’de, 4-5 Haziran 2012’de, bölgesel Etnografya Müzesi’nde ve eski semahanede 2 sema gösterisi yaptık. Ve 4-30 Haziran arasında da fotoğraf sergisi yaptık. Burda sergi açma durumu da, Beyoğlu Belediyesi sanat galerisi yönetmeni Beste hanım, Jean-Marc’ın dervişler hakkındaki fotoğraflarını daha önce internette görüp beğendi. Benimkileri de aynı şekilde… Bizden dosya istemişti… Ve takvimde yer buldu.    

Bu sergiyi açmanızdaki, insanlara ulaştırmak istemenizdeki amaç neydi?

 Nathalie: Açılışta, katılanlar farklı dinlerden, farklı kültürlerden (Mesela Sulukule rom arkadaşları…) farklı kökenlerden, özel bir açılışla Mevlâna felsefesinde toplamak istedim!Bulgaristan’da aynı şekilde yaptım ama daha zor oldu, insanları beni tanımadığı için. Ama müftü, imam ve katolik papazları ilk sefer karşılaştılar. Sonra orda kilisede beraber bir randevu organize ettim. Daha sonra Ramazan ayında, Müslüman Katolikleri davet etmişler. Hem camiyi ziyaret etmek hem de bir iftar paylaşmak için… Onların arasında diyalog başlamıştı. Ben sadece ilk temeli attım, onlar orda devam etsin diye.

 KADIN ESASTIR!

Serginin konsepti ‘Kadının Yaratılışı’ üzerine kurulu. Konseptten yola çıkarak… Mevlana’nın şiirsel açıdan yücelttiği ‘Kadın’la ilgili sizin düşünceler neler? Kadının hayatınızdaki yeri ve önemi?

Jean-Marc: Kadın esastır hep. Bugüne kadar sinema ve fotoğraf çalışmalarımda, her zaman bir kadın bana ilham kaynağı oldu. Bu kadınlar her zaman özeldir ve bana çok yakındır. Son zamanlarda, “sanat tanrıçası” deneyi yaptım.  Görüyorum ki hayatımda, bu kadınlar teneffüs etmeyi öğrettiler ve bana yardım ettiler. Onlar sergimin büyük fotoğraflarının üzerindeki modellerdir.

 Mevlana’yla, onun düşünceleriyle ilk tanışmanız nasıl oldu?

 Nathalie: Eylül 2003’te, sema gösterisini ilk Galata Mevlevihanesi’nde gördüm. Müziği beğendim. Ney sesini özelikle… O kadar. Sonra Ocak 2009’da internet sayfamda Eva De Vitray-Meyerovitch hakkında bir yazı yayınladım. Bu bayan Mevlâna’nın yazdıklarını tercüme etmiş. Ve istemiş ki öldükten sonra Mevlana’nın yanında gömülsün. 1998’de ölen Eva’nın cenazesi, öldükten 10 sene sonra, 17 Aralık 2008 yılında, Mevlâna’nın doğum gününde, Konya’da Üçler Mezarlığı’na defnedildi. Ayrıca 3 sene önce Galata Mevlevi’sinde Nail Kesova’yı tanıdım ve yavaş yavaş yaklaştım mevlevilerle.

Jean-Marc: Fazla araştırma yapmadım. Sadece biraz Mesnevi’yi açtım, okudum ve oradaki bazı beğendiğim cümleleri büyük fotoğraf montajlarda kulandım.

EVRENDEKİLER SANA NASIL GELİYOR BİLEMEZSİN!

 Bulgaristan’da sema gösterileri organize etmeniz, Mevlana’yla ilgili bu sergiyi açmanız… Neydi bunları yapmanız için sizi etkileyen ve yönlendiren?

Jean-Marc: Mevlâna’nın şiirsel temeli… Dervişler hakkında açtığım son sergiden dolayı aklıma böyle bir fikir geldi. Bu fikir bana nasıl geldi bilmiyorum ama evren öyledir. Nasıl geliyor bilemezsin. Önemli olan gelmesi…

Mevlana’nın sizi etkileyen en önemli özellikleri neler oldu ?

Jean-Marc : Mevlâna’nın şiirsel temeli.

Nathalie: Aşk büyük A harf ile ve İnsanın Güzelliğini büyük İ ve G harfleri ile bulmak!

Bundan sonra yapmak istedikleriniz arasında neler var?

 Jean-Marc: Eski kameralar ile fotografik bir iş hazırlıyorum. Bu beni Sibirya’dan Hindistan’a götürecek. Orada kendi arayışımı da resimlendirerek İpek Yolu konulu bir belgesel hazırlamayı düşünüyorum.

Nathalie: İki projem var. İlki Kızılay’la Suriye’deki mülteci kamplarda ve ikinci projesi, tekkelerin yolunu takip ederek bu konuda kitap hazırlamayı planlıyorum. Ayrıca kendi arayışı üzerine bir başka kitap daha…

 

Kaynak : Melike BİRGÖLGE [-]

6.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri 22 Mart’ta başlıyor

Adana Büyükşehir Belediyesi, Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Antakya Ticaret ve Sanayi Odası’nın girişim destekçisi olduğu ve Türkiye Yazarlar Sendikası ile Arap Yazarlar Birliğinin desteği ile gerçekleştirilen 6. Uluslararası Bu yıl 22 -26 Mart tarihleri arasında yapılacak. Etkinlik, Çukurova Sanat Girişimi tarafından düzenleniyor.

Bu yıl 22-26 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 6. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (6. UÇSG)’nin bu yılki teması “barış” olarak belirlendi. Genel sloganı “Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele” olan UÇSG’nin bu yıla özelteması ise “Barış için kardeşlik, kardeşlik için barış” olarak belirlendi.

Suriye’nin Halep kenti ile Çukurova’da 7 merkezde (Adana, Antakya, İskenderun, Mersin, TarsusSilifke ve Anamur) eş zamanlı düzenlenecek 6. UÇSG’de bu yılki sanatsal etkinliklerde ağırlıklı olarak barış konusu işlenecek. “Barış” vurgusu etkinliğin açılışında da kendini gösterecek.

22 Martta, 18.00’de Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda yapılacak açılış töreninde Arap Yazarlar Birliği Temsilcisi Gassan Kâmil Vannus bir konuşma yapacak.

Başkanı Macit Özcan ile Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz’ın da birer konuşma yapacağı açılış töreninde ÇUMDER (Çukurova Müzik Dostları Derneği) tarafından düzenlenen konserde Nefesli Trio adıylasahne alacak Tuna Bozkaya (klarinet), Özgür Alper (obua) ve Eray İnal (fagot) barış için müzik yapacak.

Açılış töreninde ayrıca Berrin Hız ile M. Nevzat Hız ikilisinin “Caritna Suriye” (Komşumuz Suriye) isimli fotoğraf sergisi sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

 

Türkiye, Anadolu’dan kaçırılan tarihi eserleri iade etmeyen ünlü İngiliz ve Amerikan müzelerinin geçici sergilerine parça vermeme kararı aldı. Bu kararla zora giren müzeler arasında Metropolitan ve British Museum var.

Yayın şirketi Umberto Allemandi bünyesindeki Londra merkezli kültür sanat dergisi The Art Newspaper, mart sayısında, Türkiye’nin geri istediği eserler iade edilene dek Amerikan ve İngiliz müzelerinin geçici sergilerine eser ödünç vermeyi durdurduğunu yazdı. Derginin haberine göre Londra’daki dünyaca ünlü British Museum, 15 Nisan 2012’ye kadar sürecek “Hac: İslam’ın Kalbine Yolculuk” sergisi için Topkapı Sarayı’ndan, Türbeler Müzesi’yle Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden toplam 35 adet eseri geçici olarak sergilemek üzere istedi.

Varolan anlaşmalar aracılığıyla Türkiye’den geçici sergiler için ödünç eser alabilen müze, serginin açılmasına az bir zaman kala Türk resmi makamlarından “Hayır” cevabını aldı. Dergi, Kültür Bakanlığı’nın eserlerin gönderilmesini engellediğini öne sürerek “Türkiye’nin Anadolu’dan kaçırılan eserlerin iadesi konusunda giderek genişleyen kampanyasının bir parçası olarak, söz konusu eserleri koleksiyonunda bulunduran müzelere eser verilmesi önleniyor” dedi.
Türkiye, British Museum’un milattan önce birinci yüzyıla ait üzerinde Kral Antiochus’un Herakles-Verenthragna’yı selamlarken tasvir edildiği zeytinyağı üretmede kullanılan mermer silindiri istiyor. Adıyaman Selik beldesi yakınlarında bir tarlada 1882’de bulunan 1 metre 23 santim yüksekliğinde ortası delik silindir, bölgede çalışmasına izin verilen Mezopatamya uzmanı ünlü İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından 1911’de satın alındı. Woolley, 1. Dünya Savaşı’nın karmaşası içerinde eseri Suriye götürdü. 1927’de Suriye’yi mandacı güç olarak yöneten Fransa’nın izniyle silindir British Museum’a satıldı.

Haberde “2005’te Türkiye eserin iadesini talep etse de bu talepte ısrarcı olunmadı. İki ülke arasında da eser ödünç verme işlemleri devam etti” ifadelerine yer verildi. Dergiye konuşan müzenin sözcüsü, uzun hazırlıkla meydana getirilen serginin başarısı için sorunu çözme yolundaki girişimleri şöyle anlattı: “Silindirin geri verilmesi için müze görüşmeye hazırdı. Fakat mütevelli heyeti mülkiyetin transferini istemedi.”

Sergiyi askıya aldılar
Londra’daki The Victoria and Albert Museum da Türkiye’den gelecek eserlerin kritik önemde olduğu “Osmanlılar” sergisini, anlaşmazlık nedeniyle askıya aldı. 2014’te açılması planlanan ve İstanbul’un fethinden 19. yüzyılın sonlarına dek Osmanlı sanatının gelişimini ele alacak serginin hazırlıklarının durdurulmasının nedeni; Sidamara lahitinden çalınan Eros’un başı… İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen, milattan önce üçüncü yüzyıla ait Sidamara lahitinden 1882’de İngiliz arkeolog Charles Wilson tarafından koparılan aşk tanrısı Eros’un başı, 1933’den beri Londra’daki müzede sergileniyor. Müze sözcüsü, Wilson’ın ailesinin Eros’un başını müzeye bağışladığını anımsatarak “müzenin eserin mülkiyetini devredemeyeceğini” öne sürdü. Sözcü, “iade sorununun halledilmesiyle serginin hazırlıklarının ilerleyeceğini umut ettiğini” belirtti.

Türkiye’nin Londra Kültür ve Turizm Müşaviri Tolga Tüylüoğlu, British Museum ve The Victoria and Albert Museum’dan iki eserin iadesinin istendiğini doğruladı. Tüylüoğlu, İngiliz ve Türk sanat kurumları arasındaki “iyi ilişkileri” vurgularken, Türk hükümetinin “sergilere ödünç eserleri tartışmadan önce” antik iki parçayla ilgili meselenin çözümünü istediğini belirtti.

Yunanistan’a yöneldi
New York’ta bulunan dünyanın en büyük müzelerinden The Metropolitan da 14 Mart’ta açılacak “Bizans ve İslam” sergisi için yaşanan sorunları gözönüne alıp Türkiye’den eser talep etmekten kaçındı. Dergiye konuşan bir müze yetkilisi, Türkiye’nin iadesini istediği antik döneme ait bir düzine eserini varlığını doğrularken parçaların ismini vermedi. Yetkili “Konu Türk makamlarıyla görüşülüyor”demekle yetinirken, müzenin sergi için pek çok parçayı Atina’daki Benaki müzesinden istediği öğrenildi.

Bakanlık: İade etmeyene eser yok
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’den götürülen eserleri,istenmesine rağmen iade etmeyen müzelere, geçici de olsatarihi eser verilmemesi kararı aldı.

Türkiye kaçırılan bu eserleri istiyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü verilerine göre ABD, Almanya, Rusya Federasyonu, Hırvatistan, Danimarka, İtalya, Fransa, İsviçre, Sırbistan-Karadağ, Bulgaristan, Ukrayna ve İngiltere gibi birçok ülkede Türkiye’den kaçırılan tarihi eserler bulunuyor. Kültür ve Turizm ile Dışişleri bakanlıklarının koordineli çalışmalarıyla, müzelerde sergilenen, müzayedelerde satışa çıkarılan veya gümrüklerde ele geçirilen eserlerin takibi yapılıyor, iadesi isteniyor, dava açılıyor ve satışlar durduruluyor.

Türkiye’ye getirilen eserler:
– Avusturya’da 2010’da bir otobüste ele geçirilen Roma ve Bizans dönemine ait 316 parça.
– Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve Roma dönemine ait heykel, stel ve lahit parçalarından oluşan 23 eser.
– İngiltere’den getirilen, Efes Antik kentinden götürülmüş Roma dönemine ait 1 yüzük.
– Almanya’nın Münih kentinde ele geçirilen 4 adet sikke.
– Almanya Nünberg’de ele geçirilen 2 adet mermer stel parçası.
– İzmir’deki Agora deposundan 2004’te çalınan ve yine Almanya’da bulunan mermer erkek heykel başı.
– Denizli’deki Laodikya antik kentinden çalınan ve İsviçre’de buluhah bronz heykele ait el.
İadesi istenenler:
– Boğazköy Sfenksi: Osmanlı Devleti döneminde onarım için götürülen ve geri getirilmeyen sfenks Berlin Müzesi’nde bulunuyor.
– Bergama Zeus Sunağı: Alman arkeolog Human’ın 1871’de yaptığı izinsiz kazı sonucu Berlin’e götürüldü.
– Truva Hazineleri: Alman arkeolog Schliemann’ın 1869 – 1871 yıllarında yaptığı kazılarda bulunan hazine, Osmanlı makamlarının izni olmadan kaçırıldı. Eserler yaklaşık 20 yıldır Rusya’daki Puşkin Müzesi’nde.
– Lidya eserleri: New York Metropolitan Müzesi’nde sergileniyor. Geri alınması için açılan dava sonuçlanmadı.
– Kuran Sayfaları: Nuruosmaniye Kütüphanesi’nden çalınan 210 sayfa, Princeton Üniversitesi’nde tutuluyor. Ayrıca bir yaprağı Mısır’da, iki yaprağı Yfıskfujf/yfjs David Sampling Müzesi’nde, iki yaprağı İngiltere’de bir şahsın elinde bulunuyor.
– ABD’deki J. Paul Getty Müzesi’nde, Türkiye’den kaçırılmış çok sayıda eser bulunuyor.
– Paris Louvre Müzesi’nde olduğu tespit edilen Ayasofya Cami Haziresi’ndeki Sultan II. Selim Türbesi’nin girişindeki çiniler için dava açıldı.
– Afyonkarahisar’daki Tatarlı Tümülüsü’ne ait M.Ö. 453 tarihli 4 adet boyalı ahşap friz, Almanya’nın Münih şehrindeki Archaologische Staatssammlung Müzesi’nde teşhirde. Parçalarının iadesi için girişimler sürüyor.
– İtalya’da bulunan Lidya yazıtının geri getirilmesi işlemleri sürüyor.
– Rusya’da ele geçen, Türkiye kökenli Bizans dönemine ait gümüş haç ve altın bileziğin iadesi isteniyor.
– Antalya Kumluca’daki kiliseden 1963’te kaçırılan, çoğunluğunu dini amaçlı gümüş kapların oluşturduğu tarihi eserler, Washington’daki Dumbarton Oaks Müzesi’nde sergileniyor.
– Marmara Balıkesir Saraylı beldesindeki açık hava müzesinden çalınan mermer imparator heykel başı ile Kocaeli Müzesi Müdürlüğü fuar alanından çalınan heykel başı aranıyor.
– Almanya’da bir müzayedede satışa çıkarılan Hitit dönemine ait mezar steli parçası, orthostat parçası ve 3 adet minyatür Hitit arabası için dava açıldı.
– İngiltere’deki Bonham Müzayedeevi’ndeki satışı durdurulan Lidya dönemine ait gümüş “kyathosun”un (kepçe) iadesi için çalışmalar sürüyor.

UNESCO sözleşmesi iadeyi öngörüyor
Yurt dışına kaçak kazı ve yasadışı yollarla götürülen tarihi eserlerin iadesi, 1970 UNESCO sözleşmesi ve ikili görüşmelerle yapılıyor. İkili görüşmelerdeki iade talebi kabul edilmediği zaman, Dışişleri Bakanlığı tarafından sağlanan avukatlık firmaları aracılığıyla dava yoluna gidiliyor. Avrupa’da düzenlenen birçok müzayede de bakanlık tarafından takip ediliyor. Ayrıca, müze ve ören yerlerinden çalınan eserlerin yurt dışına çıkışlarının önlenmesi ve kaçakçıların yakalanması için fotoğraflı envanter bilgileri, Başbakanlık, Gümrük, Denizcilik müsteşarlıkları ve İçişleri ile Dışişleri gibi kurumlara gönderiliyor.

 

Kaynak: http://www.sabah.com.tr

Ünlü yazar Türkiye’ye neden gelmiyor?

Son kitabı ‘Kış Günlüğü’ ABD’den bile önce ve ilk olarak Türkçe basılıp, Türkiye’de yayımlanan ünlü yazar Paul Auster, Türkiye’ye gelmeyi reddediyor. Çünkü…
Hürriyet gazetesinden Buket Şahin, dünyaca ünlü yazar Paul Auster ile New York’ta bir araya geldi.

İşte o söyleşi:

TÜRKİYE’DEKİ YAYINCI ERKEN DAVRANDI

‘Kış Günlüğü’ kitabınız ilk önce ve neden Türkiye’de yayınlandı?
Evet, Türk okurlar dışında kimse okumadı henüz. Şubat ayında Danimarka ve İspanya’da yayınlanacak. ABD’de ağustos ayında çıkması planlanıyor. Tamamen programla ilgili. Türkiye’deki yayıncı erken davrandı (Can Yayınları).

Şu anda yeni bir kitap üzerine çalışıyor musunuz?
Bir şeyler karalıyorum ama kitap olur mu bilmiyorum henüz. ‘Brooklyn Çılgınlıkları’ kitabından sonra uzun süre yazacak bir konu bulamadım, aylarca beklemem gerekti. Garip olan, şimdi kitaplar arasında daha uzun bir süre bekliyorum ama daha hızlı yazıyorum.

Öykü yazarı olan babam her kitabını bitirişinde “Artık yazmayacağım, bu son kitabım” der. Ya siz?
Aynen öyle. Her son cümlede ben de aynı şeyi söylerim. Zira, yazdığınız sürece kendi hayatınızı yaşamıyorsunuz. Oysa, yaşamak gerekir yeniden yazabilmek için.

İÇİMDE BİR ŞEYLER GÖMÜLÜ

Edebi eserlerinizde kurgu ve gerçek o kadar iç içe ki sormadan edemeyeceğim, yaşadıklarınızı mı yazıyorsunuz, yoksa bazen yazdıklarınız bir yaşanmışlığa dönüşüyor mu?
Hayır, sadece tek yönlü bir etkilenme. Bilinçaltımdan geliyor. İçimde bir şeylerin gömülü olduğunu biliyorum; bazen yüzeye çıkarlar ve onu takip ederim, nereye gittiğini gözlemlerim, hissetmeye dair bir duygu bu. İfade edemeyeceğim bir duygu.

Senaryo yazarken nasıl hissediyorsunuz?
Bir filmin öyküsünü yazmak bambaşka. Tamamen farklı bir süreç. Sahneleri, diyalogları, kişileri ve ekibi önceden planlamanız lazım, ayarları ona göre yapmanız gerekiyor.

Türkçe’ye çevrilmiş 25’den fazla kitabınız var. ‘Timbuktu’nun film olacağı doğru mu?
Öyle bir proje geldi bir hanımdan. Çok da ısrarcıydı. Merak ettim ve senaryoyu yazmasını istedim ama sonucu hiç beğenmedim.

Kitaplarınızdan bir Brooklyn sevdalısı olduğunuzu anlıyoruz. Peki Brooklyn olmasaydı nerede yaşardınız?
Bunu düşünmek bile istemiyorum! İki hafta sonra 65 yaşında olacağım. Hayatımın 32 yılını yani yarısını burada geçirdim. Brooklyn her çeşit insanın yaşadığı bir yer. Ama bütün büyük şehirler gibi Brooklyn’in de çirkin ve güzel tarafları var.

NAZIM HİKMET 20. YÜZYILIN EN ÖNEMLİ ŞAİRİ

Nobel Edebiyat Ödülü sizin için ne ifade ediyor?
Neye göre verildiğini bilmiyorum. Bazen iyi yazarlar alıyor, bazen değil ama kimin kazandığını duymak her zaman ilgimi çekmiştir. Bir ödülün yazar için o kadar da değerli olduğuna katılmıyorum. Bence 20. yüzyılın en büyük üç yazarı Proust, Joyce ve Kafka. Sanat bir olimpiyat yarışması gibi algılanmamalı.

Latin edebiyatından kimleri okuyorsunuz?
Malûm herkesin okuduğu isimler: Marquez, Vargas Llosa, Roberto, Fuentes, Borges, Cortazar, yakın zamanda kanserden kaybettiğimiz, Arjantinli yazar dostum Tomas Eloy Martinez… ‘Santa Evita’ adında çok çok ilginç bir roman yazdı, Eva Peron’un kayıp naaşına dair.

Nazım Hikmet okudunuz mu hiç?
Okudum, çok severim. 20. yüzyıl Türk şiirinin en önemli şairidir.

ESAD DÜNYANIN EN APTAL POLİTİKACILARINDAN BİRİ

Arap Baharı ve Ortadoğu’da yaşananlar Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. Suriye’ye bakın! Esad dünyanın en aptal politikacılarından biri. Ülkesini mahvetti. Ortadoğu’da hatta tüm dünyada bir kaos sürüyor. Genelleştirme yaparsak ki bu ABD, Ortadoğu ve Avrupa için geçerli, herkesin fikir birliği ettiği bir durum var: Sistemin ve değerlerin yeniden düzenlenmesi lazım. Ekonomik sistem, sosyal sistem, öncelikler, çevrecilik yeniden yapılandırılmalı. Dünyamıza daha fazla adalet ve eşitlik lazım. Çok az zengin ve çok yoksul var. İletişim çağında yaşıyoruz ve artık herkes her şeyin farkında. Ortadoğu’ya bak, Mısır’da devrim nasıl çabuk yayıldı çünkü insanlar daha hızlı iletişim kuruyor. Bir örnek vereyim: 1930’larda Sovyetler Birliği’nde Stalin’in kararıyla 10 milyon toprak sahibi çiftçi öldürüldü. Çünkü o zaman iletişim ağı yoktu. Ama şimdi günümüzde telefonla bile bir katliamın fotoğrafını çekebilirsiniz. Irak’taki hapishanede Amerikan askerlerinin yaptığı şeytani vahşet yine böyle ortaya çıktı.

OBAMA KAZANACAK

Bakın, şimdiden söylüyorum, seçimlere daha 11 ay var ama Obama kazanacak. Cumhuriyet Parti hiç bu kadar uzlaşmasız, yetişkinlikten uzak hatta bir çocuk gibi davranan tavırda olmamıştı. Cumhuriyetçi adaylar çok zayıf: Mitt Romney’in açık zaafları ortada, kimseye hitap etmiyor. Obama açık farkla kazanacak. Önemli şeyler yaptı. Hayatımda gördüğüm hiçbir başkanın yapmadığı kadar… En zoru deniyor. Otomotiv sektörünü kurtardı. GM, Chrysler batma noktasına gelmişti. Devlet bütçesiyle kurtardı onları ve para bütçeye döndü. Ama kimse bu konuda Obama’yı övmüyor. Daha dün Kanada ve Teksas arasındaki petrol hattını bloke etti, Kongre’ye acil bir karar için müdahale etti. Belki herkes saldıracak Obama’ya bu müdahale için ama çevrecilik açısından doğru bir karardı.

Paul Auster’ın kendi hikâyesine dönerek yazdığı ‘Kış Günlüğü’, sıradan bir yaşam öyküsü değil, usta bir kalemden çıkmış roman gibi bir yaşam. Auster, bu kitabı neden yazdığını kendi cümleleriyle şöyle açıklıyor: “Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur.”

SAKIN YAZAR OLMAYIN!

Yazar olmak isteyenlere tavsiyeniz neler?
Okuma günlerimde de aynı soru soruluyor, şöyle yanıtlıyorum: “Yapmayın, yazar olmayın, yalnızlık ve parasızlığa kendinizi mahkum etmeyin!” Eğer tavsiyemi dinlerlerse, bu kadar kolay vazgeçeceklerse zaten yazar olamayacakları bellidir. Ama tavsiyemi dinlemeyip yazmaya devam ediyorlarsa yazarlık içlerindedir, yazar olurlar.

ATATÜRK OLAĞANÜSTÜ BİR DEVLET ADAMI

Atatürk olağanüstü bir devlet adamı. Olağanüstü bir lider. Türkiye’yi baştan yaratan eşsiz biri. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra dağılan Osmanlı’dan Türkiye’yi yarattı ve modern dünyaya dahil etti. 20. yüzyılın en önemli tarihi kişiliklerinden bence.

AUSTER’DAN NOTLAR

* Hayatında internet kullanmamış, ihtiyaç da duymamış, önce deftere yazıyor, sonra Olympus marka daktilosuyla temize çekiyor: “Bana kalem lazım, kelimelerin çözülmesi için fiziki bir jest olmalı’ diyor.

* Yine yazar olan, ilk eşi Lydia Davis’le Fransız Devrimi’nden sonra inşa edilmiş, 1794 yapımı taş bir çiftlikte aylarca bekçilik yaptı, Provence’ta kekik ve lavanta kokularıyla uyandı. Norveç asıllı 31 yıllık çok sevdiği şimdiki eşi Siri’dense her kitabında bahsediyor.

* Çocukluğundan beri bir beyzbol tutkunu. Hâlâ maçları kaçırmıyor. Koyu bir ‘New York Mets’ taraftarı.

* Rolling Stones dergisine çıplak kapak olan kızı Sophie için Bush karşıtı şarkı sözleri yazmış.

* Çok iyi bir şoför olmasına rağmen, ‘Kış Günlüğü’nde anlattığı talihsiz otomobil kazasından beri direksiyon başına geçmiyor. Tam 10 yıl olmuş. Şehre metro veya taksiyle iniyor.

TÜRKİYE, EN ÇOK ENDİŞELENDİĞİM ÜLKE

Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum! Kaç kişi oldu? 100’ü geçti mi? Biz demokratlar Bush’lardan kurtulduk. Bir savaş suçlusu olarak yargılanması gereken Cheney’den kurtulduk. Neler oluyor Türkiye’de! En çok endişelendiğim ülke. Demokrat yasaları olmayan ülkelere gitmiyorum davet alsam da. Aynı sebeple Çin’den gelen davetleri de geri çeviriyorum. Bu hükümetleri protesto ediyorum.

 

Kynk : http://www.pressturk.com

Yarın başlayacak ”31. Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması” etkinlikleri kapsamında dünyaca ünlü karikatür sanatçıları İstanbul’da biraraya geliyor.

Karikatürcüler Derneğinden yapılan açıklamaya göre, derneğin Başbakanlık Tanıtma Fonu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle, Koç Holding’in Ana Sponsorluğunda düzenlediği ”31. Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması” çerçevesindeki etkinlikler yarın başlayacak.

Bu yılki etkinlikler için dünyanın önemli karikatür sanatçılarından Çek Cumhuriyetinden Miroslav Bartak, Meksika’dan Angel Boligan Corbo, İran’danKambız Derambakhsh, Venezuella’dan Rayma Suprani, Hırvatistan’dan Zdenko Puhın, Suriye’den Raed Khalıl, Polonya’dan Pawel Kuczynski, Güney Kore’denYoungsık Oh, Küba’dan Aristides E. G. Hernandez, Bulgaristan’dan Valentin İvanov Georgiev, Çin Halk Cumhuriyeti’nden Dachuan Xıa, Rusya’dan Mikhail Zlatkovsky davet edildi. Bu isimlerin yanısıra jüride Bedri Koraman, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Erdoğan Başol, Metin Peker, Muhittin Köroğlu, Kadir Doğruer ve Tonguç Yaşar da yer alacak.

1974 yılından beri düzenlenen ve dünyadaki benzerleri içerisinde en önde gelenler arasında yer alan Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması etkinlikleri çerçevesinde, konuk karikatüristler ve Karikatürcüler Derneği üyesi Türk karikatüristler, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle sanatsal çalışmalarda bir araya gelecek.

Etkinlikler çerçevesinde, İstanbul’un Sultan Ahmet Meydanı, Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı, Ortaköy Meydanı gibi tarihi ve turistik mekanlarda atölye çalışmaları yapılacak. 14 Ekim’de Yerebatan Sarnıcı’ndaki dernek merkezinde ”Dünya Karikatür Galerisi”nin ve Marmara Üniversitesi sergi salonunda konuk karikatüristlerin eserlerinin sergisinin açılışı gerçekleştirilecek.

Etkinlikler kapsamında Nasreddin Hoca Sergisi Tarlabaşı’ndaki Karikatür ve Mizah Merkezi’nde, ”Dünya Karikatüristlerinden Yeni Nasreddin Hoca Figürleri” sergisi ise Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde görülebilecek.

Öte yandan, Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması jürisi, 15 Ekim’de bir araya gelerek değerlendirmelerini tamamlayacak. Yarışmada ödüle layık bulunanlara ödülleri ise daha sonra belirlenecek ileri bir tarihte verilecek.

Etkinlikler, 20 Ekim’de sona erecek.

Kaynak : Cumhuriyet kültür sanat portalı.