Suriye

Suriye konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. Suriye konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. Suriye konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri Suriye konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

kan-kirmizi

Çağdaş Arap edebiyatının dünyaca en büyük şairi kabul edilen Adonis ile çağdaş Türk sanatının önde gelen sanatçısı Habip Aydoğdu’yu buluşturan “Kan Kırmızı” sergisi, resim ve şiiri etkili bir biçimde bir araya getirmesi bakımından önem taşıyor. Sergiyi üç ana temada değerlendirerek, göze çarpan benzerlikleri, ilgi çekici ayrıntıları ve tuvale yansıyan Ortadoğu gerçekliğini deneyimlemek ve bu patikada yürümek, Adonis ile Aydoğdu’nun ortak kaygılarını anlamak için iyi bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

kan-kirmizi

Direncin Adı: Kan Kırmızı

Serginin küratörlüğünü üstlenen Zeynep Yasa-Yaman, Aydoğdu’nun yapıtlarında başat bir rolde olan kırmızıyı, “sanatçı için eylem rengi” olarak  tanımlıyor ve bunun yanında Adonis ile Aydoğdu’yu bir araya getiren önemli bir bileşen olarak da vurgulamış oluyor. Bununla birlikte, siyah ve beyaz rengin varlığından da söz ederek;  kan, ölüm, yas, saflık ve bakireliğin bir arada olduğunun altını çiziyor. Buna ek olarak, üç renge odaklanıldığında Pan-Arabizm’in renklerini de görmek mümkün. Ayrıca, Adonis’in doğduğu ve büyüdüğü yer olan Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bayrağında da bu renklerin bulunduğunu belirtmekte yarar var. Arap şiirinin kimliğini sağlamlaştırma amacı güden Adonis ile bu renk uyumunu da yine aynı düzlemde yorumlama fırsatı veren sergi, çoklu bakış açısı olanağını izleyiciye tanımış oluyor.

Kaosu kesen düzlemler üzerinde sanat üreten Aydoğdu’nun yanına, “Bedenim örtüdür, kanımla diktiğim kumaş” adlı dizeleriyle Adonis yardımcı oluyor. Başka bir deyişle bir sanatçının kestiğini diğer bir sanatçı dikerek tamamlamış oluyor. Bu bağlamda sergi, yalnızca ortak duyguları, düşünceleri ifade etmekle kalmıyor; zıtların birlikteliğine dikkati çekerek farklılaşıyor.

kan-kirmizi-sergi

Aydoğdu için kırmızı; daha çok öfkenin, cesaretin, eylemin rengidir. Adaletsizliğe, teröre, savaşa, deprem yıkımlarına, modernizmin ve postmodernizmin doğaya ihanetine karşı bir duruşu olan sanatçının Adonis gibi parçalanan Arap kuşağını, dağılan halkını betimleyen ve bunu bütün insanlık için genelleştirerek, insanlığın dramını toplumsal belleğin yüzeyine çıkaran bir şairle kotarmıştır. Aydoğdu’nun resimlerindeki şiirsel anlatım ile Adonis’in toplumsal içeriği yoğun şiirlerin özdeşleşmesi, Nazım Hikmet ile Abidin Dino arasındaki paylaşımları çağrıştırmaktadır.

kan-kirmizi-sergi-kitap

Sonsöz

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz usta sanat eleştirmeni Kaya Özsezgin’in de, Aydoğdu’nun figür çalışmalarının soyut bir espasla kaynaştığını giderek eriyerek, şiirsel denilebilecek bir anlatımla bütünleştiğinden söz etmiştir. Bu şiirsel anlatımı, barış güvercininin, kan gölü haline gelmiş Ortadoğu coğrafyasına açılan beyaz sayfalar olarak tuvale aktarmıştır. Buna ek olarak, Adonis’in, Aydoğdu’nun resimlerine alışılmışın dışında şiirsel katkılarıyla farklı bir boyuta taşıdığı da görülmektedir.

Proje Direktörlüğünü Fahri Özdemir’in, küratörlüğünü ise Zeynep Yasa-Yaman’ın yaptığı  “Kan Kırmızı” Adonis-Habip Aydoğdu sergisi, mutlulukların ve kederin en yüksek seviyede yaşandığı Ortadoğu coğrafyasına ışık tutarak, lirik şiir ile lirik soyut resmin kavuşmasına uygun ortam sağlayan İzmir Folkart Gallery’de 26 Ekim – 25 Aralık 2016 tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

kan-kirmizi-ortadogu

sairler-eskisehir-de-bulusuyor-141302-5

Eskişehir Tepebaşı Belediyesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması, 26-29 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Açılış, bu akşam saat 18.00’de Özdilek Sanat Merkezi’nde yapılacak ve tüm etkinlikler burada şiir severlerle buluşacak. Direktörlüğünü Şair Haydar Ergülen’in yaptığı şiir buluşmasının bu yılki onur konuğu Ahmet Telli olacak. Telli, açılıştan önce, saat 17.00’de okurları için kitaplarını imzaladı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dr.Ahmet Ataç, “Dolu dolu geçeceğine inandığım şiir günlerimize sanatseverleri davet ediyorum” dedi.

ODAK ÜLKE NORVEÇ

6. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması’nın açılışında, şair-müzisyen Muzaffer Özdemir ve sonraki günlerde de Müzik Kutusu birer konser verecek. Buluşma boyunca dört “müzik-şiir okuması” gerçekleştirilecek. Behçet Necatigil, doğumunun 100. yılında şair Mahmut Temizyürek’in hazırladığı bir sunumla anılacak. Yakın tarihlerde aramızdan ayrılan şairler Sennur Sezer, Gülten Akın, Ahmet Oktay ve Ahmet Ada da bir etkinlikle anılacak.

Öte yandan, Onur Konuğu Ahmet Telli’nin şiirinin tartışılacağı bir oturum gerçekleştirilirken yurt dışından gelen konuk şairlerin katılacağı “Şiir ve Barış” ile “Norveç Şiiri” oturumları yapılacak. Bu yıl odak ülke Norveç olacak.

Şiir Buluşmasında her yıl olduğu gibi bu yıl da, çocuklarla bir “Çocuk Şiiri” oturumu yapılacak. Tepebaşı Belediyesi’nin Esentepe’deki Çocuk Sanat Merkezi’nde şairler Mehmet Atilla ve Erol Büyükmeriç konuşacak.

NAZIM ÖDÜLÜ

Şiir Buluşması kapsamında verilen “Nazım Hikmet Araştırma Ödülü, bu yıl Arif Keskiner ve M. Melih Güneş’in Hazırladığı “Nazım’ın evinde, Vera’nın Sofrasında” adlı kitaba verildi. Bu ödül için de bir tören gerçekleştirilecek.

6. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmasına bu yıl; Fransa, İran, İtalya, Norveç, Polonya, Suriye ve ülkemizden 30 şair katılacak. Şairlerin şiirlerinden oluşan Türkçe-İngilizce bir kitap ile, Türk şiirinin ustalarından Behçet Necatigil’in 100. Yaşı nedeniyle şair Mahmut Temizyürek tarafından hazırlanan bir kitap ve geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, Komşu Yayınları tarafından basımı yapılan şiir kitapları şiir severlere ücretsiz dağıtılacak.

Suriye’deki savaş koşullarından dolayı ülkelerini terk eden Suriyeli sanatçılar, kurdukları “Arthere Atölye-Cafe” isimli sanat merkezinde bir araya geldi.

Türk ve Suriyeli sanatçılar Artherede buluşuyor

Sanatçı Omar Berakdar tarafından bir yıl önce açılan merkezde, Türk ve Suriyeli sanatçılar ve sanatseverler birlikte çalışıp yeni eserler üretirken, Türkiye ve Suriye’ye özgü kahvelerini içebiliyor.

Sanatçıların eserlerini sergileme ve satma imkanına da sahip olduğu merkezde AA muhabirine açıklamada bulunan Berakdar, Suriye’de yaşanan iç savaştan bir yıl sonra, 2012’de ailesiyle İstanbul’a taşındığını söyledi.

Omar Berakdar, Suriye’de yaşamanın zorlaştığını söyleyerek, “Eşim ve oğlumla, Kadıköy Rasimpaşa’ya yerleştik. Savaştan sonra orada kalmak çok zordu. İlk başlarda, dayanabildiğimiz zamana kadar burada kalalım diye düşündük. Fakat sonra herşey görünür oldu. Bombaları, kurşunları geceleri görmeye, duymaya başladık. Etrafımız savaş makineleriyle çevriliydi. Bu nedenle de orada yaşamak artık çok zordu. Oğlum 10 yaşlarında. Ona daha iyi bir yaşam verebilmek için oradan ayrılmak istedim” ifadelerini kullandı.

Ağırlıklı olarak fotoğraf sanatıyla ilgilenen Berakdar, sanatın her alanında çalışmalar yaptığını belirterek, “Sanat yerleştirmeleri, sanat festivalleri, fotoğrafçılık ve grup sergileri yapıyordum” dedi.

Berakdar: “Savaş görüntüsünden tamamen uzaklaşmayı istedik”

Savaş görüntüsünden tamamen uzaklaşmayı istediklerini kaydeden Berakdar “Sadece sanata kilitlendik. Gelen sanatçıların mülteciliğine değil, yaratıcılıklarına ve sanat üreticiliğine odaklandık. Türk sanatçıları da kabul ettik. Onlarla birlikte projeler gerçekleştirdik. İki komşu ülkenin insanları olarak, aradaki buzları kırmaya çalışıyoruz. Aynı kültür ve aynı coğrafi bölgenin insanlarıyız. Böylece de burayı oluşturduk” diye konuştu.

Omar Berakdar, projeye ilk başladığında yalnız olduğuna işaret ederek, diğer sanatçıların katılımıyla merkezin son haline kavuştuğunu dile getirdi.

Berakdar: “Komşulara, ‘buraya 5 dakika bakar mısınız’ diyebiliyorum”

Bulundukları sokaktaki komşularının çok yardımsever olduğuna vurgu yapan Berakdar, şu bilgileri verdi:

“Buraya taşındığımızda, karşıdaki demirciyle burdaki işleri hallettik. Eğer bir yere gideceksem, komşulara, ‘buraya 5 dakika bakar mısınız’ diyebiliyorum. Çok güzel birşey bu. Suriye’deki gibi bir komşuluk var. İlk önceleri onlar için ‘yabancı’ydık ama gün be gün, bizi gördükçe, buraya gelip giden insanları gördükçe alıştılar.”

Berakdar, Suriye’de diktatörlük olduğu için, konuşmak ve sanat yapmanın çok zor olduğunun altını çizerek, “Orada özgürlük yoktu. Konuşamaz, istediğinizi yapamaz, kolayca, sanat merkezi açamazdınız. Sansür vardı. Buraya geldiğimizde ise ‘burada bir sanat merkezi açabilir miyim’ dedim. ‘Tabii ki’ dediler. ‘Konserler, toplantılar yapabilir miyim’ dedim. ‘Tabii ki ne yapmak istiyorsan, yapabilirsin’ dediler. Bir haftada kağıtlarım hazırdı. Vergilerimi ödedim. Topluma bir katkımız var. Bu da bizim için çok önemli. Aynı zamanda diğer Suriyeli sanatçıların sanatlarını devam ettirebilmesi ve Suriye’nin sanatsal yüzünü gösterebilmesi açısından da yardımcı oluyoruz. Sanatsal anlamda, ne yapmak istiyorsak, onu yapabiliyoruz” ifadelerine yer verdi.

tarihte-bugun-ne-oldu429 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 119. (artık yıllarda 120.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 246 gün vardır.

Olaylar

  • 1903 – Alberta, Kanada’da meydana gelen toprak kaymasında 70 kişi öldü.
  • 1916 – Kut’ül Ammare Kuşatmasında Halil Kut Paşa komutasındaki 6. Ordu, Irak cephesinde Kut’ül Ammare kasabasında İngiliz Mezopotamya ordusunu teslim aldı.
  • 1920 – TBMM, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu onayladı.
  • 1939 – Türk güreşçileri Yaşar Doğu ve Mustafa Çakmak, 66 ve 87 kilolarda Avrupa ikincisi oldu.
  • 1945 – İtalya’daki Alman birlikleri teslim oldu.
  • 1945 – Adolf Hitler, Eva Braun ile Berlin’de evlendi ve Amiral Karl Dönitz’i veliahtı tayin etti.
  • 1945 – Sovyet tankları Berlin’e girdi. Sovyet askerleri şansölyelik binasının kapılarını zorlarken, Nazi lideri Adolf Hitler, tabancayla intihar etti.
  • 1945 – Dachau Toplama Kampında tutulanlar, ABD Kara Kuvvetleri’ne bağlı 42. Piyade Tümeni ve diğer 7. Ordu birlikleri tarafından kurtarıldı.
  • 1949 – Sabahattin Ali’yi öldüren Ali Ertegin’in yargılanmasına başlandı.
  • 1951 – Helsinki’de düzenlenen Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nı Türk Milli Takımı kazandı.
  • 1955 – Güney Vietnam’da iç savaş başladı.
  • 1959 – CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Ege illerini kapsayan yurt gezisine çıktı. Ankara Garında ve Eskişehir Tren İstasyonunda halkın muhalefet lideriyle görüşmesi ve gösteri yapması polis tarafından engellendi.
  • 1959 – İzmir Toplu Basın Mahkemesi, Demokrat İzmir gazetesi Yazı İşleri Müdürü Şeref Bakşık’ı usulsüz tekzipten 14 gün hapse mahkum etti. İstanbul Toplu Basın Mahkemesi, Havadis gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hamdi Tezkan’a, aynı suçtan 12 gün hapis cezası verdi.
  • 1960 – Ankara ve İstanbul’da üniversiteler 1 ay süreyle kapatıldı. İstanbul Üniversitesi’nde gösterilere polisin silahlı müdahalesinde önceki gün bir öğrenci ölmüş, ayrıca sıkıyönetim ilan edilmişti.
  • 1964 – Parlamento Muhabirleri Derneği kuruldu.
  • 1968 – Hair Müzikali, Broadway’de perdelerini açtı.
  • 1969 – Arsa Ofisi Kanunu TBMM’de kabul edildi ve Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü kuruldu. (15 Aralık 2004 tarihinde kaldırıldı)
  • 1971 – Çetin Altan ve İlhan Selçuk 9 Mart 1971 darbe teşebbüsü ile ilgili olarak sorgulanmak üzere gözaltına alındılar.
  • 1972 – Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, hükümeti kurma görevini eski başbakanlardan Suat Hayri Ürgüplü’ye verdi.
  • 1979 – Süleyman Demirel, Türkiye Muhtarlar Federasyonu’nun 5. Genel Kurulu’nda “Türkiye Muhtarbaşı” seçildi.
  • 1980 – 1 Mayıs’ın yasaklandığı il sayısı 30’a yükseldi.
  • 1981 – Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ve 219 sanık hakkında idam istemiyle dava açtı.
  • 1983 – Resmi Gazete’de yayımlanan İçişleri Bakanlığı tebligatına göre, 12 Eylül askeri darbesinden sonra 242’si 10 yıl, 481’i 5 yıl olmak üzere toplam 723 kişi siyaset yasağı kapsamına alındı.
  • 1991 – Bangladeş’te meydana gelen kasırga, en az 138.000 kişinin ölümüne ve 10 milyon kişinin evsiz kalmasına neden oldu.
  • 1992 – Los Angeles’da çıkan halk ayaklanmasında üç gün içinde 54 kişi öldü ve yüzlerce bina tahrip edildi.
  • 2004 – Oldsmobile, son otomobilini üretti. Şirket, tam 107 yıldır otomobil üretimi yapıyordu.
  • 2005 – Suriye, 29 yıl süren işgalin ardından Lübnan’dan tamamen çekildi.
  • 2007 – İstanbul’da Çağlayan Mitingi düzenlendi.
  • 2011 – Büyük Britanya’da Galler Prensi William, Kate Middleton ile evlendi.

Doğumlar

  • 1854 – Henri Poincaré, Fransız matematikçi (ö. 1912)
  • 1899 – Duke Ellington, caz müzisyeni (ö. 1974)
  • 1901 – Hirohito, Japon imparator (ö. 1989)
  • 1943 – İlker Başbuğ, Türkiye eski Genelkurmay Başkanı
  • 1954 – Jerry Seinfeld, ABD’li komedyen
  • 1958 – Michelle Pfeiffer, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1969 – İzel Çeliköz, Türk pop müziği şarkıcısı
  • 1970 – Andre Agassi, ABD’li tenisçi
  • 1970 – Uma Thurman, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1975 – Ziynet Sali, Türk Pop Müzik Sanatçısı
  • 1976 – Taner Gülleri, Türk futbolcu
  • 1982 – Cengiz Coşkun, Türk model ve oyuncu
  • 1983 – Semih Şentürk, Türk futbolcu

Ölümler

  • 1771 – Francesco Bartolomeo Rastrelli, İtalyan kökenli Rus mimar (d. 1700)
  • 1924 – Ernest Fox Nichols, ABD’li eğitimci ve fizikçi (d. 1869)
  • 1947 – Irving Fisher, ABD’li ekonomist (d. 1867)
  • 1951 – Osman Batur, Çinlilere karşı bağımsızlık mücadelesi veren halk kahramanı. (d. 1899)
  • 1951 – Ludwig Wittgenstein, Avusturya kökenli İngiliz filozof (d. 1889)
  • 1956 – Wilhelm Ritter von Leeb, Alman mareşal.(d. 1876)
  • 1967 – Anthony Mann, ABD’li film yönetmeni, aktör (d. 1906)
  • 1979 – Muhsin Ertuğrul, yönetmen, oyuncu, yapımcı (d. 1892)
  • 1980 – Alfred Hitchcock, İngiliz sinema yönetmeni (d. 1899)
  • 1988 – Leman Cevat Tomsu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın mimarı (d. 1913)
  • 1992 – Burhan Uygur, Türk ressam (d. 1940)
  • 2006 – John Kenneth Galbraith, Kanada kökenli ABD’li ekonomist (d. 1908)
  • 2008 – Albert Hofmann, LSD’yi sentezleyen ilk kişi olarak tanınan İsviçreli bilim adamı (d. 1906)
  • 2009 – Sedat Balkanlı, Türk futbolcu (d. 1965)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Dans Günü

tarihte-bugun-ne-oldu16 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 106. (artık yıllarda 107.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 259 gün vardır.

Olaylar

  • 1912 – Amerikalı havacı Harriet Quimby, Manş Denizi’ni uçarak aşan ilk kadın oldu. 3 ay sonra yaptığı gösteri sırasında uçağın yere çakılmasıyla öldü.
  • 1917 – Bolşevik lider Lenin sürgünde bulunduğu İsviçre’den Rusya’ya döndü ve Sosyalist Devrim’in başlatılması çağrısında bulundu.
  • 1918 – Eleşkirt’in düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1925 – Tanin gazetesi süresiz kapatıldı.
  • 1941 – II. Dünya Savaşı: 500 Alman uçağı Londra’yı bütün gece bombaladı.
  • 1943 – Dr. Albert Hofmann, LSD’nin psychedelic (sanrı yaratan, hayal gördüren) etkilerini keşfetti.
  • 1945 – Kızıl Ordu Berlin’e girdi ve Berlin Muharebesi başladı.
  • 1946 – Suriye, Fransız Mandasıyken bağımsızlığını kazandı.
  • 1948 – Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü kuruldu.
  • 1959 – Ankara Üniversitesi’nde okuyan bir grup genç Said-i Nursi’ye “Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri” imzasıyla Şeker Bayramı tebriği gönderdiler.
  • 1968 – Türkiye İşçi Partisi (TİP) yöneticileri Rıza Kuas ve Prof. Sadun Aren hakkında Akdeniz Ülkeleri İlerici ve Anti emperyalist Partiler Konferansı’na katıldıkları için soruşturma açıldı.
  • 1971 – Türkiye İşçi Partisi yönetimine “Kürtçülük” iddiasıyla dava açıldı.
  • 1972 – İnsanoğlunun 5. ay yolculuğu ‘Apollo 16’ uzay aracı ile başladı.
  • 1973 – Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) davası başladı. 256 sanıktan 10’u için idam istendi.
  • 1974 – Eski Demokrat Partililere siyasal hakları geri verildi.
  • 1975 – Başkent Phnom Penh’in düşüşüyle, Kamboçya Kızıl Kmerler’in kontrolüne girdi.
  • 1982 – Eski CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince tutuklandı.
  • 1984 – Kültür ve Turizm Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, “Çıplak denize girmek isteyen turist Türkiye’ye gelmesin” dedi.
  • 1984 – Orhan Pamuk “Sessiz Ev” adlı eseriyle Madaralı Roman Ödülü’nü aldı.
  • 1988 – FKÖ ikinci komutanı Ebu-Cihad, İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
  • 1994 – Kamuoyunda “RTÜK Yasası” diye bilinen Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun” Meclis’de kabul edildi.
  • 1995 – Güney Afrika Cumhuriyeti ağır insan hakları ihlalleri olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye silah ambargosu koydu. Ambargo 16 Nisan 1997’de kaldırıldı.
  • 1996 – Emir Hattab komutasındaki 50 kişilik Çeçen gurubu 223 Rus askerini öldürdü ve 50 araçlık konvoyu imha etti. Bu olay tarihte Şatoy Pususu olarak bilinir.
  • 1999 – Harvard Üniversitesi, Tansu Çiller’e fahri doktorluk verilmediğini açıkladı.
  • 2001 – Eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastı zanlılarından olduğu belirtilen Mehmet Fidancı, İstanbul’da yakalandı.
  • 2007 – Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia Teknik Üniversitesi’nde Cho Seung-Hui adlı öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda, kendisi de dahil 33 kişi öldü, 29 kişi yaralandı.

Doğumlar

  • 1821 – Ford Madox Brown, İngiliz ressam (ö. 1893)
  • 1844 – Anatole France, Fransız yazar (ö. 1924)
  • 1867 – Wilbur Wright, ilk motorlu uçağı yapan ABD’li ünlü Wright Kardeşler’den
  • 1871 – John Millington Synge, İrlandalı oyun yazarı, şair ve folklor kolleksiyoncusu (ö. 1909)
  • 1889 – Charlie Chaplin, İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar (ö. 1977)
  • 1916 – Behçet Necatigil, Türk şair ve yazar (ö. 1979)
  • 1919 – Merce Cunningham, ABD’li koreograf ve dansçı (ö. 2009)
  • 1921 – Peter Ustinov, İngiliz oyuncu, yönetmen ve yazar. (ö. 2004)
  • 1922 – Afif Yesari, Türk yazar (ö. 1989)
  • 1922 – Kingsley Amis, İngiliz yazar. (ö. 1995)
  • 1924 – Henry Mancini, ABD’li besteci ve aranjör (ö. 1994)
  • 1939 – Dusty Springfield, İngiliz pop müzik şarkıcısı (ö. 1999)
  • 1947 – Kerim Abdülcabbar, ABD’li basketbolcu
  • 1947 – Erol Evgin, Türk şarkıcı, besteci ve oyuncu
  • 1952 – Yve-Alain Bois, tarihçi ve modern sanat eleştirmeni, akademisyen
  • 1960 – Rafael Benítez, İspanyol teknik direktör
  • 1965 – Martin Lawrence, Amerikalı aktör, komedyen, yönetmen ve yapımcı
  • 1971 – Emre Tilev, Türk spor spikeri
  • 1971 – Selena, ABD’li şarkıcı ve söz yazarı (ö 1995)
  • 1973 – Akon, Senegal asıllı Amerikalı Hip-Hop, R&B ve Soul müzik sanatçısı
  • 1976 – Lukas Haas, ABD’li aktör.
  • 1977 – Fredrik Ljungberg, İsveçli futbolcu
  • 1977 – Ceyda Düvenci, Türk Oyuncu
  • 1982 – Boris Diaw, Fransız basketbol oyuncusu
  • 1982 – Robert Popov, Makedon futbolcu
  • 1983 – Marié Digby, Amerikan pop müzik şarkıcısı
  • 1985 – Benjamín Rojas, Arjantinli oyuncu
  • 1987 – Cenk Akyol, Türk basketbolcu
  • 1987 – Aaron Lennon, İngiliz futbolcu
  • 1993 – Mirai Nagasu, Amerikan buz patenci

Ölümler

  • 69 – Otho, Roma İmparatoru (d. 32)
  • 1828 – Francisco Goya, İspanyol ressam (d. 1746)
  • 1846 – Domenico Dragonetti, İtalyan besteci (d. 1763)
  • 1850 – Marie Tussaud, Madame Tussauds balmumu heykel müzesinin kurucusu (d. 1761)
  • 1888 – Zygmunt Florenty Wróblewski, Polonyalı kimyager ve fizikçi (d. 1845)
  • 1947 – Rudolf Höß, Auschwitz toplama kampını komutanı(d. 1900)
  • 1958 – Rosalind Franklin, İngiliz biyofizikçi ve kristallografçısı (d. 1920)
  • 1968 – Edna Ferber, ABD’li yazar (d. 1885)
  • 1972 – Yasunari Kavabata, Japon romancı (d. 1888)
  • 1989 – Hakkı Yeten, Beşiktaş’ın efsane oyuncusu ve kulüp başkanı (d. 1910)
  • 1991 – David Lean, İngiliz yönetmen (d. 1908)
  • 1992 – Sinan Kukul, Türk devrimci (d. 1956)
  • 1994 – Ralph Ellison, Afrikalı-Amerikalı yazar (d. 1913)
  • 1997 – Roland Topor, Fransız oyun yazarı (d. 1938)
  • 2002 – Robert Urich, ABD’li aktör (d. 1946)
  • 2008 – Edward Lorenz, Amerikan matematikçi ve meteorolog (d. 1917)

Tatiller ve Özel Günler

Biyologlar Günü

Irak ve Suriye’de ardı arkası kesilmeyen terör eylemlerinde  bulunan IŞİD,  geçtiğimiz yaz ayından bu yana birçok arkeolojik bölgeyi
de ortadan kaldırdı. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve tarihi  açıdan oldukça önemli yapılar barındıran bölgede devam eden yıkımın ne
yazık ki önüne geçilemiyor.

IŞİD Şubat ayı sonunda, militanların kazma ve balyozlarla binlerce  eseri parçaladığı, Musul Müzesi’ni yerle bir ettiği videoyu
yayınlamıştı. Bunun dışında IŞİD, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan  Roma dönemi metropollerinden Hatra kentini de yıkıma uğratmıştı. IŞİD, ayrıca para kazandıran bir girişim olarak tarihi eser yağmacılığını da teşvik ediyor.

Peki neden yıkımın önüne geçilemiyor? Bölgeden yıkıma ilişkin olarak, arkeologlara raporlar gelse de kapsamlı olarak bir hasar tespiti
yapılabilmiş değil. Musul Müzesi’nden video görüntüsünün dışında hasara ilişkin pek fazla bir bilgi yok. Keza Hatra ve Nimrud metropolleri için de durum bu şekilde. Alman Arkeoloji Enstitüsü Irak saha ofisi direktörü Margarete van Ess de, hasarın büyüklüğüne ilişkin bilgi eksikliğini dile getirmişti.

İşte IŞİD’in, 2014’ün temmuz ayından bu yana Irak ve Suriye’de yıkıma uğrattığı tarihi alanlar;

1-HATRA

1 HATRA

 

1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınan bu kent, M.Ö.300  yılında kurulmuş. Kent, Roma İmparatorluğu’nun hakimiyet alanı dışındaki bağımsız krallığın başkentiydi. Hatra’da, Yunan ve Roma’dan etkilenilmiş ve Doğu ile harmanlanmış bir mimari yapı göze çarpıyor. Bu özellik bölgenin İpek Yolu ticaretinde kullanılan bir merkez olduğunu gösteriyor. Kentin, geçtiğimiz yaz aylarında IŞİD tarafından ele  geçirilip cephanelik ve eğitim kampı olarak kullanıldığı söyleniyor. Hatra , Şubat ayının sonlarında buldozerle tahrip edildiği biliniyor.

2- NİNOVA
ninova
Asur, M.Ö.900-600 yılları arasında oldukça yayılmacı bir politika izleyen, Ortadoğu’nun büyük bölümüne yayılan ve antik dönemde imparatorluk olabilme özelliğini tam olarak taşıyabilecek tek devletti. Krallar ülkeyi Kuzey Irak’ta bulunan bir dizi başkentten yürüttü. Ninova da bu başkentlerden birisiydi. Şehir M.Ö.700 yıllarında Sinahheriba döneminde altın çağını yaşadı. Günümüzdeki modern Musul kentinin bir bölümü, bu kalıntıların üzerine kurulmuş.IŞİD bölge de hakimiyeti ele
geçirince Ninova da tehlike altına girdi ve yıkım başladı. Bu kent, ayrıca Musul Müzesi’nde sergilenen birçok eserin kaynağı konumunda.

3- Musul Müzesi ve Kütüphaneler
musul müzesi
IŞİD’in şehri kontrol altına aldığından beri birçok el yazması eseri  ortadan kaldırdığı haberlerde yer bulmuştu. Musul Üniversitesi
kütüphanesi Aralık ayında yakılmıştı. Bunların içinde belki de en önemli yıkım Şubat ayında gerçekleşti. IŞİD, Musul’un simgelerinden olan 1921 yılında inşa edilmiş merkez halk kütüphanesini patlayıcılarla yerle bir etmişti. El yazması birçok eserin yanı sıra Arap bilim insanlarının kullandığı birçok araç gereç de yok olmuştu. Kütüphaneden sonra yıkım sırası Musul Müzesi’ne geldi. Video, oldukça geniş yankı bulmuştu. Militanların, ellerinde çekiçlerle birçok heykel ve tarihi eseri yok ettiği, görüntülerde yer alıyordu. Müze, Bağdat’taki Irak Müzesi’nin ardından ülkenin en büyük ikinci müzesi olma özelliğini taşıyordu. Yıkımdan sonra, yetkililer tarafından yayınlanan demece göre, müzedeki eserlerin çoğunun kopya olduğu, orijinallerinin Irak Müzesi’nde
sergilendiği belirtilmişti.

4- ASUR KENTİ NİMRUD
Asur-kenti-Nimrud
Şehir 3200 yılında kuruldu ve Asur medeniyetine başkentlik yaptı. Kazı  çalışmaları bölgede 1840 yılında İngiliz arkeologlar tarafından başlatıldı. Kazılardan çıkarılan birçok heykel ve antik parça, New York’taki Metropolitan Museum of Art, İngiltere’deki British Museum olmak üzere birçok ülkeye gönderildi. Orijinal parçaların çoğu ise Irak’ta kaldı.

Arkeolojik alan, toprak bir duvarla 3.6 kilometrekarelik bir bölgeyi kapsıyor. Tamamı yeryüzüne çıkarılamayan ve geriye kalan kısımların, yeraltında korunaklı olduğu umulan kente, IŞİD’in tam olarak verdiği zararın boyutu belirlenebilmiş değil.

5- HORSABAD ANTİK KENTİ
HORSABAD
Horsabad kenti, Musul’a birkaç km uzaklıkta bulunuyor.Bu kent de bir  dönem Asur medeniyetine başkentlik yapmış.Kent Asur Kralı Sargon tarafından M.Ö.717-716 yılları arasında yapılmış ve kabartmalar, heykeller çok iyi korunmuş.Asur, kraliyet törenlerini ve zaferlerini anlatan resimler görmek de mümkün. Kabartma ve heykellerin çoğu 1800’lerin ortasında Fransız kazı çalışmaları sırasında Chicago’daki Şark Enstitüsü ekipleri tarafından taşındı.Bazı parçalar da Irak ve Louvre Müzesi’nde bulunuyor.IŞİD’in tarihi kentin tam olarak hangi kısmına zarar verdiği şu an için meçhul. Elde veri olarak sadece, yöre sakinlerinden ve Irak Tarihi Eserler Bakanlığı’ndan gelen bilgiler mevcut.

6- Hz. YUNUS TÜRBESİ
YUNUS TÜRBESİ
Yunus Peygamber Camii hem İncil hem Kur’an’da adı geçen Hz.Yunus adına yapılmış bir camii. İslam’ın oldukça katı yorumunu benimseyen ve Hz. Yunus gibi peygamberlere saygı duymayı günah kabul eden IŞİD, 24 Temmuz’da camiyi boşaltarak patlayıcılarla yerle bir etti. Asur kenti Ninova’yı oluşturan, iki dağdan birinin üzerine yapılmış bir Hristiyan kilisesinin tepesine kurulu olan cami, Irak tarihi açısından oldukça önem taşıyordu.

7- İmam Dur Türbesi
İMAM DUR TÜRBESİ
Samarra kenti yakınlarındaki İmam Dur Türbesi, Ortaçağ İslam mimarisi ve
dekorasyonunun muhteşem bir örneğiydi. Geçtiğimiz Ekim ayında havaya
uçuruldu.

8- APAMEA
apamea
Kent, Roma devrinin zengin ticaret merkeziydi. Bölge aslında IŞİD’ten önce, Suriye iç savaşı sırasında yağmalanmaya başladı. Uydu görüntüleri tarihi alanlarda açılmış çukurların olduğunu gösteriyor. Apamea’da bulunan ve daha önce varlığından haberdar olunmayan Roma dönemine ait mozaiklerin satılmak üzere söküldüğü ve IŞİD’in, satılan parçalardan on milyonlarca dolar elde ettiği söyleniyor.

9- DURA – EUROPOS KENTİ
OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Kent Fırat Nehri’nde bir Yunan yerleşimi olan bu kent sonraki yıllarda Roma İmparatorluğu’na bağlı bir karakol olarak kullanılmış. Europos, farklı mimarisiyle, dünyanın en eski Hristiyan kilisesine, çok sayıda tapınağa ve bir sinagoga ev sahipliği yapıyor. Yağmacıların verdiği zararın boyutunu, kentteki kerpiç duvarların içindeki, oyulmuş halde bulunan arazinin uydu görüntüleri ortaya koyuyor.
10- MARİ KENTİ
MARİ KENTİ
Yaklaşık olarak, MÖ. 5000 yılında kurulan kent, MÖ. 3000-1600 yılları arasında, Tunç Çağı’nda, gelişmeye başladı. Bir Sümer ve Amori kenti
olan bölgede, arkeologlar tapınak, saray ve bölgedeki halkların ilk dönemlerine ışık tutacak, kil tabletlere yazılmış arşivler keşfetti. Mari’nin kaderi de diğer yerlere benziyor. Elde edilen uydu görüntüleri ve yerel halkın verdiği bilgilere göre kent, özellikle kraliyet sarayı,
sistemli bir şekilde yağmalanıyor.
Kaynak : onedio.com

tarihte-bugun-ne-oldu22 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 81. (Artık yıllarda 82.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 284 gün vardır.

Olaylar

  • 1737 – Osmanlı Devleti’nde Sadrazamlığa Yeğen Mehmed Paşa’nın yerine Hacı İvazzade Mehmed Paşa getirildi.
  • 1829 – Yunanistan’ın kuruluşuna ilişkin protokol, Londra’da düzenlenen konferansta Avrupa devletleri elçilerince imzalandı.
  • 1888 – İngiltere’de dünya futbolunun en eski futbol organizasyonu olan The Football League kuruldu.
  • 1921 – Kurtuluş Savaşı (Türkiye): Kuva-yi Milliye güçleri Fransız ordusu birliklerini Feke’yi terk etmek zorunda bıraktı.
  • 1933 – İlk düzenli toplama kampı olan Dachau Toplama Kampı kuruldu.
  • 1939 – Memelland (günümüz Klaipėda ve civarı) Almanya’ya katıldı.
  • 1941 – Refah şilebi bir denizaltı tarafından batırıldı, 168 kişi öldü. Bu saldırıyı hiçbir ülke üstlenmedi, gemiyi kimin batırdığı açıklığa kavuşamadı.
  • 1942 – II. Dünya Savaşı: İkinci Sirte Muharebesi (Kraliyet Donanması ile Regia Marina arasında meydana gelen deniz muharebesi)
  • 1942 – 6 ve daha fazla çocuğu olan ailelere ikramiye verilmesi kararlaştırıldı.
  • 1943 – Türkiye ile ABD arasında karşılıklı radyo yayın servisi açıldı.
  • 1944 – II. Dünya Savaşı: Monte Cassino’daki Alman direnişi kırıldı.
  • 1945 – Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Yemen, Kahire’de Arap Birliği’ni kurdular.
  • 1963 – The Beatles’ın ilk albümü Please Please Me çıktı.
  • 1963 – Yassıada duruşmalarında idama mahkûm edilen, ancak müebbete çevrilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın, tahliye kararı çıktı.
  • 1967 – Güney Kore’de Daewoo şirketi kuruldu.
  • 1968 – Paris’te, Nanterre Üniversitesi’nde, ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşa karşı çıkan ve eğitimde reform yapılmasını isteyen öğrenciler, Daniel Cohn-Bendit’in liderliğinde üniversitenin birinci amfisini işgal ederek, 68 olaylarını başlattı.
  • 1969 – Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı İstanbul’da toplandı. Kısa adı FKF olan Fikir Kulüpleri Federasyonu lideri Yusuf Küpeli ile Deniz Gezmiş bir manifesto yayımladılar. “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” hedefi için mücadele programını açıkladılar.
  • 1982 – Yurtdışına kaçan Banker Kastelli’nin kasasına el konuldu; 70 banker ve banka yöneticisinin yurtdışına çıkışı yasaklandı.
  • 1986 – Mehmet Ali Ağca İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
  • 1988 – Türkiye İmar Bankası T.A.Ş kuruldu.
  • 1993 – Intel Pentium satışa sunuldu.
  • 1995 – Irak’ın kuzeyindeki harekatta 3 bin PKK mensubu çembere alındı, 200’ü öldürüldü, sekiz asker öldü, 11 er yaralandı.
  • 2001 – Diyarbakır DGM’de 5 yıl süren Yüksekova Çetesi davasında 15 sanığa 3 ile 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
  • 2003 – Hakkında üç ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan işadamı Halil Bezmen cezaevine konuldu.
  • 2006 – Zamanının yaşayan en yaşlı hayvanı olarak kabul edilen kaplumbağa Adwaitya öldü.

Doğumlar

  • 1459 – I. Maximilian, Kutsal Roma imparatoru (ö. 1519)
  • 1599 – Anthony van Dyck, Flaman ressam (ö. 1641)
  • 1799 – I. Wilhelm, Prusya kralı ve Alman İmparatorluğu imparatoru (ö. 1888)
  • 1868 – Robert A. Millikan, Nobel Ödülü sahibi ABD’li fizikçi (ö. 1953)
  • 1869 – Emilio Aguinaldo, Filipinler bağımsızlık mücadelesi önderi.
  • 1888 – Kuniaki Koiso, Japon asker ve siyasetçi (ö. 1950)
  • 1905 – Grigori Kozintsev, Sovyet sinema yönetmeni (ö. 1973)
  • 1907 – James Maurice Gavin, ABD’li asker (ö. 1990)
  • 1909 – Nathan Rosen, İsrailli fizikçi (ö. 1995)
  • 1913 – Vartan İhmalyan, Ermeni yazar (ö. 1987)
  • 1913 – Sabiha Gökçen, Türk pilot (ö. 2001)
  • 1924 – Osman Fahir Seden, Türk yönetmen (ö. 1998)
  • 1931 – Burton Richter, Amerikalı fizikçidir
  • 1947 – Érik Orsenna, Fransız politikacı ve roman yazarı
  • 1948 – Andrew Lloyd Webber, İngiliz müzisyen
  • 1949 – John Benjamin Toshack, Galli futbol adamı
  • 1959 – Carlton Cuse, Meksikalı yapımcı, senarist
  • 1966 – António Pinto, Portekizli sporcu
  • 1972 – Elvis Stojko, Kanadalı buz patenci
  • 1976 – Reese Witherspoon, ABD’li aktris
  • 1977 – John Otto, ABD’li müzisyen

Ölümler

  • 1832 – Johann Wolfgang von Goethe, Alman şair ve yazar (d. 1749)
  • 1953 – Ahmet Şükrü Oğuz, Türk siyasetçi (d. 1881)
  • 1958 – Mike Todd, Amerikalı film ve tiyatro yapımcısı (d. 1907)
  • 1993 – Samiha Ayverdi, Türk yazar (d. 1905)
  • 2001 – Sabiha Gökçen, Türk pilot (d. 1913)
  • 2001 – William Hanna, ABD’li prodüktör (d. 1910)
  • 2003 – Suna Korad, Türk opera sanatçısı (d. 1935)
  • 2004 – Ahmed Yasin – Hamas’ın kurucusu (d. 1938)
  • 2004 – Janet Akyüz Mattei, ABD’li astronom (d. 1943)
  • 2005 – Kenzō Tange, Japon mimar (d. 1913)
  • 2007 – Kadir Has, Türk işadamı (d. 1921)
  • 2010 – Özhan Canaydın, Galatasaray Spor Kulübü eski başkanı, iş adamı ( d. 1943 )
  • 2011 – Hamza Yanılmaz, Elazığ 23.Dönem milletvekili ,Elazığ eski belediye başkanı ( d. 1963 )

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Su Günü
  • Dünya Çocuk Şiirleri Günü

Şimdilerde hiç bir izi kalmamış ama kendi zamanlarında bin yıllarca dünyaya hükmetmiş saklı medeniyetler. Elbette aşağıda saydıklarımızın dışında da medeniyetler var fakat bazıları neredeyse özel meraklılar ve ilgileri dışında pek bilinmiyor…

1  100

 

1- Vinka Medeniyeti

2 Vinka-Medeniyetijpg

İşte karşınızda hiç duymadığınız ama Avrupa’nın en eski tarih öncesi medeniyeti olan Vinkalar. Yaklaşık 1500 yıl bugünkü Sırbıstan ve Romanya topraklarında hüküm süren Vinkaların, milattan önce 5500 yıllarında kurulduğu tahmin ediliyor.

Haklarındaki ilk bulgulara 20. yüzyılda ulaşılan Vinkaların, metal işçiliğine ilgilerine, dünyanın ilk bakır işleyen medeniyeti olduklarına ve Avrupa’da ilk madencilik faaliyetlerini yürüttüklerine dair de güçlü kanılara varıldı.

Her ne kadar Vinka Medeniyeti’nin yazıyı kullandığına dair resmi bir bulgu olmasa da, yazı öncesi kullanılan sembollerin burada da yaygın olduğuna dair kanı uyandıran ve M.Ö. 4000 yılına tarihlenen birtakım taş tabletlere ulaşıldı. Bunların yanı sıra, bazı mezarlarda bulunan hayvan şekilli heykeller, Vinkaların hem çocuklara hem de sanata karşı özel bir ilgilerinin olduğunu gösterir nitekilteydi. Aynı zamanda çok da düzenli bir medeniyet kuran Vinkaların şehirlerinde çöp toplama alanları ve mezarlıklar bulunuyordu.

2-Harappan (İndus Vadisi) Uygarlığı

3 Harappan-İndus-Vadisi-Uygarlığı

İndus Vadisi Uygarlığı ya da Harappa Uygarlığı, İndus vadisinin bel kemiğini oluşturduğu çok geniş bir bölgeye yayılmış, Güney Asya’daki en eski kent uygarlığıdır. MÖ 3300 yılları dolaylarında bir kent uygarlığı şeklini aldığı kabul edilmektedir. Uygarlığa ilişkin ilk arkeolojik buluntular, 1921 yılında Pakistan’ın Pencap eyaletinde Harappa ve 1922 yılında Sind eyaletindeki Mohenco-daro antik yerleşimlerinde bulunmuştur.

Bu iki kentin dışında yüzün üstünde kent, kasaba ve köyde hüküm sürdüğü bilinen İndus Uygarlığı’nın 250-500 kadar karakterden oluştuğu sanılan yazı dili henüz çözülememiştir.

İndus Irmağı’nın verimli ovalarında taşkınları önleyecek, daha verimli tarım yapılmasını sağlayacak teknikleri geliştiren uygarlık, İndus Vadisi boyunca yayılmıştır. Ağırlıklı olarak buğday, arpa, bezelye, pamuk ve susam tarımı yapılmaktadır ve kedi, köpek, sığır, kümes hayvanları, manda, domuz ve deve evcilleştirilmiştir. Fildişi takılardan, filin de evcilleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Arkeolojik bulguların büyük bir bölümü, ince işlemeli mühürlerdir. Mühürlerde insan, hayvan ve Şiva figürleri kullanılmıştır. Bulgular, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarıyla ticari ilişkilerde bulunulduğunu göstermektedir.

Uygarlık, MÖ 2. binyıl ortalarında kentlere saldıran Ari kabilelerce yıkılmıştır.

3-Norte Chico Uygarlığı

4 Norte-Chico-Uygarlığı

Modern Peru’nun kuzey sahillerinde yeşeren Norte Chico uygarlığı, M.Ö. 3000 yıllarında bugünkü Peru civarlarında Amerika kıtasının en sofistike medeniyetini kurmuştu. Bu uygarlığın, 1200 yılın ardından M.Ö. 1800 yıllarında gerilemeye başladığı sanılıyor. En net arkeolojik verilere ulaşılan kazı yeri olarak ise Supe Vadisi’ndeki Caral bölgesi olarak kabul görüyor.

Günümüz Peru’sunun olduğu alanda 20’den fazla büyük şehir kuran Norte Chicolular, gelişkin bir mimari ve tarım bilgisine de sahiptiler. Kurdukları inanılmaz karmaşık sulama sistemleri, o dönemlerde Amerika kıtasının başka hiçbir yerinde rastlanmayan bir yöntemle inşa edilmişti.

Norte Chico’nun bir medeniyet olarak kabul görüp görmemesi üzerine de bir tartışma bulunmaktadır. Bu her ne kadar aynı zamanda “medeniyet” tanımına dair bir tartışma da olsa, genellikle sanat formu veya şehirleşme olarak kabul edilen bulgular, bu konuda aydınlatıcı olarak kabul ediliyor; ki bu ikisi de Norte Chico’da bulunmuyor. Bu tartışmayı akademisyenlere bırakacak olursak, Norte Chico’nun kendinden sonra gelen Güney Amerika uygarlıklarına çok çeşitli konularda öncülük yaptığını kesinlikle söyleyebiliriz.

 4-Elam Ülkesi
5 Elam-Ülkesi

Elam Ülkesi, bugünkü İran topraklarının çoğu ve bir kısım Irak toprağında yeşeren bir uygarlıktı. Dünyanın da en eskilerden biri olan bu uygarlık, İran topraklarındaki en eski medeniyettir. Sümer ve Akat uygarlıklarıyla yakın komşu olan Elamlılar, kendilerine özgü bambaşka bir dil kullanıyorlardı.

Her ne kadar en az 1000 yıl bölgede varlıklarını korumuş olsalar da, bugün onlara dair bilgimiz çok çok az. Bunun en büyük sebebi de Elam kültüründe yazının bilgi toplama veya belgeleme aracı ya da edebi bir anlatım yolu olarak değil, sadece devlet büyüklerinin övüldüğü bir anlatım olarak kullanılmasıdır. Bu sebepten kendilerinden sonra gelen nesiller ve medeniyetler üzerindeki etkileri de çok azdır.

5-Dilmun Medeniyeti

6 Dilmun-Medeniyeti1

Dilmun uygarlığı, bölgede ilk izlerine milattan önce 4000 yıllarında rastlanan çok gelişmiş bir ticaret kolonisiydi. Sümer kaynakları, kentin bu uygarlığa ait çok zengin bir envanter kaynağı olduğunu gösteriyor. Antik kentin en önemli bölümüyse yapay tepelerin en üst kısmında yer alan ve yakın bir tarihe kadar Portekizliler tarafından kullanılmış olan göz kamaştırıcı tarihi liman.

Bahreyn’de bulunan Qal’at-al-Bahrain antik kenti, milattan önce 2300 yılında kurulmuş, bilinen en eski arkeolojik yerleşkelerden biri. İnsan eliyle oluşturulmuş yapay tepelerden meydana gelen kent, bölgedeki en önemli uygarlıklardan biri olan Dilmun uygarlığına da başkentlik yapmış.

6-Hatti İmparatorluğu

7 Hatti-İmparatorluğu

Hatti, MÖ 2500-2000/1700 yıllarında Anadolu’da yaşamış bir uygarlıktır ve hatta Anadolu Yarımadası’nın bilinen en eski adı Hatti Ülkesi’dir.

İlk defa Mezopotamya yazılı kaynaklarında Akkad sülalesi döneminde kullanılan bu adlandırma, MÖ 7. yüzyıl Asur yıllıklarında görüldüğü üzere, MÖ 630 tarihlerine değin süregelmiştir. Böylece Anadolu en az 1500 yıl boyunca Hatti Ülkesi olarak tanındı. Bu ad o denli yerleşmişti ki Anadolu’da Hattilerden sonra yaşayan Hititler yaşadıkları ülkeden söz ederlerken, Hatti Ülkesi deyimini kullandılar. Bu ve bazı arkeolojik bulgular nedeniyle uzun yıllar boyunca Hititler ve Hattilerin aynı ırk ya da akraba ırklar oldukları varsayıldı.

Kültürel açıdan baktığımızda Anadolu Hatti sanatının Hititler tarafından alındığını ve köklü Hatti geleneğinin Hititler’de yaşadığını görürüz. Hatti yer isimleri, şahıs isimleri, efsaneleri Hitit kültüründe yer bulmuştur. Gerek Alaca Höyük gerekse son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar Hatti kültürünün gücünü ortaya koymaktadır. Anadolu’ya ne zaman geldikleri bilinmeyen, belki dağınık gruplar halinde gelmiş olan Hititler bu gücün bir parçası olmuşlardır.

7-Punt Ülkesi

8 Punt-Ülkesi

Kral Sahure’nin hükümdarlığından (İÖ yaklaşık 2450) III. Ramses zamanına kadar (İÖ yaklaşık 1170), en az bin üç yüz yıl eski Mısırlılar düzenli olarak Punt diye bildikleri bir bölgeye ticari seferler yapmışlardır. Punt’un Mısır’ın güneyinde bir yerde olduğu bilinmekteyse de çağdaş bilim adamları bunun tam yerini ve Mısır ticari heyetlerinin hangi kara ve deniz yolundan gittikleri konusunu uzun zamandır tartışmaktadırlar.

Punt Ülkesi ve halkı hakkındaki bilgimiz metinlerden ve resimlerden gelmektedir. Resimlerde çizilmiş sahneler ve kazınmış yazılar, tüccarların oraya altın, aromatik reçineler, ince tahtalar, fildişi ve vahşi hayvanlar (zürafa, maymun ve babunlar) gibi egzotik şeyler almak üzere gönderildiğini göstermektedir. Bazı Yeni Krallık tapınak ve mezarlarındaki resimlerde Puntlar, koyu kızıl tenli ve ince yüz hatlı insanlar olarak gösterilmiştir. Bunlar daha eski dönemlerden kalma resimlerde uzun saçlıyken, 18. Hanedan sonrasından başlayarak daha kısa saçlı olarak resmedilmişlerdir.

Punt, bir zamanlar günümüz Somali’si olarak düşünülmüşse de, artık Punt Ülkesi’nin, resimlerdeki ve rölyeflerdeki bitki ve hayvanların daha çok bulunduğu Güney Sudan’da ya da Etiyopya’nın Eritre bölgesinde olduğu iddia edilmektedir.

8-Hurri Uygarlığı

9 Hurri-Uygarlığı

Hititleri her yönden etkileyen bir diğer unutulmuş medeniyet ise Hurriler’di. Mezopotamya bölgesindeki bazı yer ve insan isimlerinin Hurri dilinde yazıldığına dair M.Ö. 3000 civarına tarihlenen kimi kayıtların ortaya çıkarılmasıyla, milattan önce 2000 dolaylarında Orta Doğu’nun büyük bir kesiminde hüküm süren Hurriler’in, bu tarihten önce de bölgede olduklarına dair kanılar giderek güçleniyor.

Bu medeniyete dair ulaşabildiğimiz tüm bilgilerin, komşu medeniyetler olan Sümer, Hitit ve Mısır’dan geliyor olması da bu konuda kafa karışıklıklarına yol açıyor.

En büyük şehirlerinden biri olan Urkeş, kuzeydoğu Suriye’de yer alıyordu ve Hurri dilinde yazılmış en eski tabletlerin yanı sıra ünlü “Louvre Aslanı” heykeli de burada bulundu.

9-Zapotekler

10 Zapotekler

Çoğu kişinin Mayalar ve Aztekler ile ilgili ufak da olsa fikri varken, Zapotek uygarlığı neredeyse tamamen unutulmuştur. Hem yazı hem de tarım alanlarında bölgelerinin lideri olan bu unutulmuş medeniyet, Kuzey Amerika’nın da ilk şehir devletlerinden biri olarak kabul edilen Monte Alban’ı kurmuşlardır. Milattan önce 5. yüzyılda bu şehir 25.000 dolaylarında bir nüfusa sahipti ve yaklaşık 1200 sene boyunca da ayakta kalmıştı.

Meksika ve Orta Amerika’yı savaş, diplomasi ve haraçlar yoluyla büyük oranda kontrolü altında tutan Zapotek medeniyetinin yok oluşuna dair pek bir bilgiye sahip değiliz ne yazık ki. Ancak en büyük şehirlerinin neredeyse hiç hasar almadan terk edilmiş olması, bize bu yok oluşun aniden gerçekleştiğini anlatıyor.

Zapotekler, günümüzde Meksika’daki bir etnik azınlık olarak varlıklarını sürdürmekte ve yaklaşık 400.000 kişi Zapotek dilini konuşmaktadır.

10-Nok Medeniyeti

11 Nok-Medeniyeti

İsimlerini, kültürlerine dair ilk kalıntıların bulunduğu Nijerya’daki bölgeden alan Nok Medeniyeti, yaklaşık 1200 yıl kadar Afrika’da yaşamış ve M.S. 200 dolaylarında da yok olmuştur.

İçinde bulundukları coğrafi bölgenin kaynaklarını, aynı onlardan önceki ve sonraki sayısız medeniyetin yaptığı gibi hunharca tüketen Nokluların sonunu bu tüketimin getirdiğine dair teoriler bulunuyor. Ancak kesin olan bir şey varsa, o da Nok Medeniyeti’nin bölgedeki Yoruba ve Benin gibi diğer kültürleri oldukça fazla etkilediğidir.

En bilinen kültürel varlıkları, kilden ürettikleri heykeller olan Noklar, aynı zamanda demiri eritmeyi başaran ilk Afrika medeniyeti olma özelliğine de sahip. Ancak bunu kendilerinin bulmadığı ve Kartacalılardan öğrendikleri  düşünülmektedir, keza tarihsel olarak demirin eritilmesi bakırdan sonra gelir. Ayrıca bu topraklarda bakır eritildiğine dair hiçbir bulguya da rastlanmamıştır.

Kaynakça: dunyalilar.org

 

14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece NuPera’da yapılan ödül töreniyle sona erdi.

14-f-istanbul

!f İstanbul’un 2015 ödülleri belli oldu! Bu yıl sekizincisi düzenlenen Keş!f Yarışması’nın kazananı Brezilya’dan “August Winds/Ağustos Esintisi”yle Gabriel Mascaro olurken, Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması’nın birincisi Suriye ve Fransa ortak yapımı “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi” seçildi. Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülü ise Orhan İnce’nin yönettiği Adem Başaran’ın oldu!

if

Selen Uçer’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri, Aşk & Başka Bi’ Dünya ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü Brezilyalı yönetmenin

August Winds 3

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl ABD, Avustralya, Brezilya, Estonya, Fransa, Hollanda, Irak, İsrail,Yunanistan, Türkiye ve Ukrayna’dan toplam 9 film, 15.000 dolar para ödüllü Keş!f Ödülü için jüri karşısındaydı.

Mehmet Kurtuluş, Lila Yacoub, Matias Piñeiro, Grant Gee ve Signe Byrge Sørense’den kurulu Keş!f Jürisi, Brezilya yapımı “August Winds/Ağustos Esintisi”nin yönetmeni Gabriel Mascaro’yu “yılın ilham veren yönetmeni” seçti. Jüri adına ödül gerekçesini okuyan Lila Yacoub ve Mehmet Kurtuluş; “Keşif Ödülü’nü, derinliğinin kaynağını basitliğinde bulan bir filme veriyoruz. Dünyanın ücra bir köşesinde günlük yaşamı gösteren film, her şeyden önce, manyetik görüntüler ve punk sesler aracılığıyla nefes alma hissi yaratmayı başarıyor. Filmin, durgunluk ve değişim üzerinde bir ritm oluşturan kaşifliğinin, bizlerde yarattığı sürpriz hissi günlerdir yerini koruyor. Bir başka ilham veren yönü ince tonu olan filmin en büyük gücü ise, yaşayanlar ve ölüler arasındaki tansiyonu ve belirsizlikleri sıradışı bir başarıyla yakalayan, o kara alt akıntıyı yaratmış olması. Bu yıl Keş!f Ödülü, Gabriel Mascaro’nun Ağustos Esintisi filmine gidiyor” dedi.

SİYAD’ın seçimi Ghobadi’den yana oldu

Aslı Daldal, Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen’den oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi ise Irak Kürdistanı yapımı “Mardan”ın yönetmeni Batin Ghobadi’den yana oldu.

SİYAD jürisi adına gerekçeyi okuyan Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen şunları söyledi: “SİYAD jürisi olarak, bir yandan Kürdistan’ın coşku uyandıran coğrafyası ile epik bir kurgusal evren yaratıp, diğer yandan geçmişin travmalarıyla şekillenen trajik bir yerel hikâye ile Kürt halkının nezdinde tüm Orta Doğu halklarının acılı tarihini sinematografik bir yaratıcılıkla anlatırken, sadece acı ve mağduriyet ifade etmek yerine bu çılgın topraklarda öncelikle kendi aidiyetine, kendi geçmişine, kendi halkının var oluşuna eleştirel ve yaratıcı bir sine-gözle bakarak içinde bulunduğumuz durumu düşünerek öznel bir özgürleşmeye seyircinin kendisini de davet eden evrensel bir sinematografik sesleniş olduğu için SİYAD Ödülü’nü Batin Ghobadi’nin “Mardan” filmine veriyoruz.”

Yılın en yaratıcı müdahalesi Suriye filmine

!f İstanbul’un geçen yıl başlattığı ve aktivist filmlerin yarıştığı 10 bin dolar değerindeki Aşk & Başka Bi’ Dünya Ödülü için ise ABD, Danimarka, Fransa, Hindistan, İrlanda, Kanada,Kolombiya, Norveç, Polonya, Rusya, Suriye ve Ukrayna’dan toplam 8 film yarıştı. Arsinée Khanjian, Marie Olesen ve Pınar Selek’ten oluşan jüri, “yılın en yaratıcı müdahalesi” olarak; Suriyeli yönetmen Ossama Mohammed’in, Suriye’de yaşayan Kürt yönetmen Wiam SimavBedirxan’ın internet yoluyla gizlice gönderdiği görüntülerle birlikte yönettikleri, Suriye veFransa ortak yapımı “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi”ni seçti.

Jüri adına gerekçeyi okuyan Arsinée Khanjian, şunları söyledi: “Festivalin yarışma için belirlediği misyonun ışığında, biz Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması jürisi olarak dünyanın acı çektiğini ve sivil halkların olumlu değişime katkı sağlama sorumluluğunu taşıdığına inanıyoruz. Bu film bizi baskı, işkence, şiddet, çaresizlik ve ölümle yüz yüze getirdi. Cüretkâr ve yüksek sesli; ancak şiirsel, samimi; ve kişisel ancak kolektif. Film, hem insanların özgürlük savaşının hem de devletlerin güç ve zorbalıklarını koruma adına kendi halklarına hizmet etmeyi ve halklarını korumayı ihmal etmelerinin zamandan bağımsız bir anlatımı. Film, biz jüri üyelerini tam anlamıyla sersemletti. Filmin oluştuğu 1001 fotoğraf ve video vahşilikleriyle, doğal olarak, bizi de can evimizden vurdu. Ama aynı zamanda bize yıkımı nasıl algıladığımızı sorgulattı ve dünyada yaşanan acıyı ve umudu nasıl aradığımızı bir kez daha hatırlattı. Görülen ve söylenen her şey ile bu film gerçek bir sinema eseri; sinemanın tüm araç ve yöntemlerini en iyi ve yaratıcı şekilde kullanıyor ve keşfediyor. Kullanılan her sözcük, ses ve görüntü bu hünerli eserin bütünlüğünü tanımlamak için önemli parçalar. Ossama Mohammed ve Wiam Simav Bedirxan’ın yönettiği Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi, sürgün edilmenin ve kuşatılmanın perişanlığını yakalanabilecek en evrensel dille anlatıyor.”

Kısa izleyicisi Adem Başaran’ı seçti

Gecede ayrıca, 1890 sponsorluğunda düzenlenen Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Orhan İnce’nin yönettiği Adem Başaran seçilirken, Nehir Tuna’nın kısası Basur ikinciliği, Muhammet Beyazdağ’ın Çirok/Hikâye adlı kısa belgeseli de üçüncülüğü aldı. 2012’de “Ali Ata Bak” adlı kısasıyla da aynı ödülü almış olan İnce, !fİstanbul’un konuğu olarak yurt dışındaki bir festivale konuk olma hakkı kazandı.

Şimdi sıra Ankara ve İzmir’de!

12-22 Şubat tarihlerinde gerçekleşen !f İstanbul bu sene de dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızlar ve ustaların son filmleri Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturdu. Bu yıl 42 ülkeden 115 filmin gösterildiği festivali 80 bin kişi izledi. Festival, 26 Şubat’ta Ankarave İzmir’e doğru yola çıkacak ve 1 Mart’ta sona erecek.

Documentarist İstanbul Belgesel Günleri 7-12 Haziran tarihleri arasında yedinci kez İstanbul’a konuk oluyor. Festival bu yıl Soma’yı da unutmuyor ve maden belgesellerini seyirciyle buluşturuyor.

documantarist

30’dan fazla ülkenin filmleri, yan etkinlikleri ve konuklarıyla katılım göstereceği 7. Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, 7-12 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

İç savaşın yaşandığı ülke Suriye

Festival programında bu yılki konuk ülkesi Suriye.

İç savaş koşulları altında yaşayan Suriyeli belgeselcilerin yakın dönemde yaptığı, çatışma koşulları altındaki gündelik hayata tanıklık eden, ayrıca yaşanan sürece Suriyelilerin gözünden bakan, daha önce pek az yerde gösterilebilmiş filmlerden bir seçki festivalde seyirciyle buluşacak.

seytan-madeni

Polonya- Türkiye ilişkilerinin 600. yılı

Documentarist’in gündemindeki diğer bir ülke ise Polonya.

Polonya- Türkiye diplomatik ilişkilerinin 600. yılı kutlama etkinlikleri kapsamında Adam Mickiewicz Enstitüsü’ne bağlı dijital platform Culture.pl işbirliği ile gerçekleşen programda, bu ülkeden 12 kalburüstü film ağırlanıyor.

Polonya’dan Ustalar: Krakow Film Festivali’nin Ödüllü Filmleri başlıklı bölümde, ülkenin en kıdemli belgesel festivali olan Krakow Film Festivali’nde son 40 yılda ödül almış belgeseller yer alıyor. Seçkide Krzysztof Kieslowski, Kazimierz Karabasz, Marcel Lozinski, Wojciech Wiszniewski gibi ülkenin en önemli ustalarının ödüllü yapıtları yer alıyor.

Konuk olarak festivale katılacak yönetmenlerden Pawel Lozinski, ülkenin bir başka ünlü belgeselcisi, babası Marcel Lozinski ile birlikte çekimine başladığı, ancak anlaşamayarak birbirlerine küstükleri, sonunda baba ile oğul tarafından iki versiyonu yapılan ‘Baba ve Oğul’ (Father and Son, 2013) filminin ilginç hikâyesini anlatacak.

Documentarist ilk kez FIPRESCI Jürisi

Documentarist, bu sene ilk kez bir FIPRESCI Jürisi ağılıyor. Bu yılki jüride Şili’den Pamela Biénzobas, Danimarka’dan Steffen Moestrup ve Türkiye’den Özge Özdüzen görev alacak.

Festival programının ana bölümlerinden birini de Türkiye’de son bir yılda yapılan belgesellerden 20 filmlik geniş bir seçki oluşturuyor. Bunlardan, yönetmenin 1. veya 2. filmi olanlar Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü‘ne aday olarak jüri önüne çıkacak. Bu seneki ödül jürisinde Deniz Akçay, Işıl Baysan Serim, Ufuk Emiroğlu, Senem Aytaç ve Hans Treffers yer alıyor.

Ustalara saygı bölümü

Bu yılın Ustaya Saygı bölümü ise 2001 yılında erken yaşta hayata veda eden Hollandalı belgeselci Johan van der Keuken’e ayrıldı.

40 yıla yayılan sinemacılık kariyeri boyunca 50’den fazla belgesel yapmış ve birçok kitap yayımlamış olan ustanın, en önemli yapıtlarından beşi bu bölümde seyirciye sunulacak: ‘Beppie’ (1965), ‘Okuma Dersi’ (The Reading Lesson, 1973), ‘Yönetmenin Tatili’ (The Filmmaker’s Holiday, 1974), ‘Kuyunun Üstündeki Göz’ (The Eye Above the Well, 1988) ve ‘Amsterdam Küresel Köyü’ (Amsterdam Global Village, 1996).

“Soma İçin”

Soma’da yaşanan felakette yaşamlarını yitiren işçiler anısına, madencilerin yaşamına odaklanan filmler de son anda programa eklendi.

“Soma İçin” başlığı altında geçen günlerde kaybettiğimiz Michael Glawogger’in ‘İşçinin Ölümü’ (Working Man’s Death), Bolivya’daki çocuk madencileri konu alan ‘ Şeytan Madeni’ (The Devil’s Miner, 2005) ve İngiltere’deki madencilerin melankolik hikâyesini aktaran ‘Madenci İlahileri’ (The Miners’ Hymns, 2011) adlı filmler gösterilecek.

Gösterim mekanları

Film gösterim mekânları Fransız Kültür Merkezi, SALT Beyoğlu, Aynalıgeçit Etkinlik Mekânı, Hollanda Konsolsoluğu Bahçesi ve Romen Kültür Merkezi.

Festival programına buradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) kurucu başkanı adına düzenlenen Sedat Simavi Ödülleri’ne bu yıl değer görülen gazeteci, sanatçı, yazın, spor ve bilim insanları belli oldu. 9 dalda verilen ödüller 24 Aralık tarihinde törenle sahiplerini bulacak


gazeteciler cemiyeti11 Aralık 1953’de yaşamını yitiren TGC kurucu başkanı Sedat Simavi adına 37 yıldan bu yana sürdürülen ödüller; gazetecilik, radyo, televizyon, edebiyat, sosyal bilimler, fen bilimleri, sağlık bilimleri, görsel sanatlar ve spor alanlarında veriliyor.

Ödüller 24 Aralık Salı günü saat 19.00’da The Marmara Taksim Oteli’nde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

ÖDÜLLERİ KAZANANLAR VE ESERLERİ

GAZETECİLİK:

Sedat_Simavi

Sedat SİMAVİ

Namık DURUKAN
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “Uludere’de Ölüm Yolculuğu / Herkes Biliyor Ama Adı ‘Kaçak’ ”  başlıklı haber ve fotoğrafları ile.

Seçici Kurul ayrıca,

İdris EMEN’i Radikal Gazetesi’nde yayınlanan “Çocuklarımızı Kurtarın / Adıyaman – Suriye Cihat Hattı” başlıklı haberi nedeniyle övgüye değer gördü.

RADYO:

Atilla GÜNER
RS FM’de yayınlanan “Atilla Güner’le Akşam Postası – Gezi Parkı Olaylarının Takibi” adlı radyo programıyla.

Seçici Kurul ayrıca,

Esengül ŞAHİN’iYön Radyo’da yayınlanan “Pervanelikte On Dört Bin Yıl: Ali Ekber Çiçek” adlı radyo programı nedeniyle övgüye değer gördü.

TELEVİZYON:

Nebil ÖZGENTÜRK
CNN TÜRK’de yayınlanan “Sanatımızın Hatıra Defteri” adlı televizyon programı ile.

Seçici Kurul ayrıca,

Lütfi ÖZARSLAN – Tekin DEMİREL’i TRTde yayınlanan“Dünyanın Yükü”  adlı ortak televizyon programı nedeniyle övgüye değer gördü.

EDEBİYAT:

Hasan Ali TOPTAŞ
“Heba” adlı romanıyla.

SOSYAL BİLİMLER:

Cahit KAYRA
“Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü 1923-1950 / Devletçilik: Altın Yıllar”  adlı eseriyle.
Seçici Kurul ayrıca,
Muazzez İlmiye ÇIĞ’ı “Sümerliler Türklerin Bir Koludur”  adlı eseri nedeniyle övgüye değer gördü.

FEN BİLİMLERİ:

Seçici Kurul, yarışmaya başvuran eserler içerisinde bu yıl Yönetmelik şartlarına uygun ödüle değer bir araştırma eseri olmadığına karar verdi.

Seçici Kurul bu dalda,

Doç. Dr. Mehmet Hakan ERKUT’u “Karadeliklerden Yüksek Frekanslı Kuazi-Peryodik Salınımlar Üzerine” adlı eseri nedeniyle övgüye değer gördü.

SAĞLIK BİLİMLERİ:

Prof. Dr. Işıl BERAT BARLAN
“Allerjene Özgü İmmunoterapide Yeni Bir Yöntem: Subkutan ve Sublingual Yolun Kombinasyonu” adlı çalışmasıyla.
Seçici Kurul ayrıca,

Prof. Dr. Arzu KARABAY KORKMAZ – Yrd. Doç. Dr. Ayşegül YILDIZ ÜNAL  – Yrd. Doç. Dr. Şirin KORULU KOÇ’u  “Speedyringo Proteininin Nörodejenrasyondaki Anti-Apoptotik Etkileri”  adlı ortak çalışmaları nedeniyle övgüye değer gördü.

GÖRSEL SANATLAR:

Cansen ERCAN
“Evin Sanat Galerisi Resim Sergisi” ile.

SPOR:

Vakıfbank Bayan Voleybol Takımı
Avrupa Voleybol Konfederasyonu (CEV) Kupası Şampiyonu ve Kadınlar Dünya Kulüplerarası  (FIVB) Voleybol Şampiyonu” olması nedeniyle.

Seçici Kurul ayrıca,
Gamze BULUT’u “Atletizmde (23 Yaş Altı 5000 metrede) Avrupa Şampiyonu olması nedeniyle övgüye değer gördü.

Dünyanın en değerli bilim ödülü kaç kere hayatta olmayan bilim insanlarına verildi? Hangi ulustan bilim insanlarının Nobel alması yasaklanmıştı? En çok Nobel hangi ulusa gitti? Kısa bir geriye bakış…

7 Ekim Pazartesi gününden itibaren yine fizik, kimya ve tıp dallarındaki Nobel ödülleri sahiplerini bulacak. Ödülleri bu yıl kimin alacağı bir yana, Nobel ödüllerinin tam 112 yıllık geçmişinde çok sayıda gariplik yaşanmış olması dolayısıyla Nobel ödülleri kendi alanında bir rekor kırmış bulunuyor. İşte bunlardan bazılarına tarihî kronolojisi içinde göz atıyoruz.

Nobelİlk ödül Alfred Nobel’in ölümünden beş yıl sonra verildi

Dinamiti bulan, kendi adını taşıyan ödüllerin isim babası, İsveçli kimyager ve mucit Alfred Nobel’in, vasiyetinde tüm varlığını bir vakfa bağışladığını duyan akrabaları büyük bir şaşkınlığa uğramışlardı. Hatta şaşkınlığı üzerlerinden attıktan sonra vasiyete mahkeme nezdinde itirazda bulundular. Böylece ilk Alfred Nobel ödülü, mucidin ölümünden tam beş yıl sonra verilebildi.

Ölmüş bilim insanlarına verilen Nobel ödülleri

Nobel ödüllleri aslında sadece yaşayan kişilere veriliyor. Buna rağmen 1961’de Nobel Barış Ödülü’ne lâyık bulunan Dag Hammarskjöld ile 1934 yılında Nobel edebiyat ödülüne lâyık görülen Erik Axel Karlfeldt’e ödülleri hemen verilemedi. Çünkü adaylık süresi ile ödülün kesinleşmesi arasında geçen sürede bu kişiler ölmüştü. Bu yüzden bu kişilere ödülleri, ölümlerinden sonra verilmiş oldu. 1974 yılında ölümden sonra ödül verme uygulaması kaldırıldı.

Çifte Nobel sahipleri

Dört bilim insanı ise çifte Nobel ödülüne sahip oldu. ABD vatandaşı John Bardeen fizik alanında, 1956’da transistörlerin geliştirilmesi ve 1972’de süperiletkenlik teorisiyle iki kez ödül aldı. İngiliz biyokimyager Frederick Sanger ise 1958’de insülin hormonunun yapısını açıklığa kavuşturması sebebiyle 1980’de de DNA araştırmasıyla çifte ödüle lâyık bulunmuştu.

Amerikalı kimyager Linus Pauling’e ise farklı kombinasyonlu Nobel ödülleri verildi. 1954’de kimya dalında Nobel ödülü alan bilim insanına, 1962’de ise Nobel Barış Ödülü verildi. Pauling, ısrarla nükleer denemelere karşı çıkmasından dolayı ödüle lâyık görüldü.

Kadınlara verilen Nobel ödülü sayısı az

Marie Curie

Marie Curie

Çifte nobel ödülü almış en ünlü kadın bilimci ise Marie Curie. 1903’te radyasyon araştırmaları için, 1911’de de kimya elementleri Polonyum ve Radyum’u bulması nedeniyle ödüllendirilmişti.

2012 yılına kadar toplam 44 Nobel ödülü kadınlara verildi. Bunlar arasında ise sadece 16’sı bilim dallarındaki ödüllerdi. Bu sonuçlara göre kadınlara bilim dalında verilen Nobel ödülleri toplamda verilenlerin sadece yüzde üçüne denk geliyor.

Ödülü geri çevirenler ve ödül alma yasağı

Geçmişte Nobel Barış Ödülü’nü reddedenler de çıktı. Vietnamlı ünlü siyasetçi Le Duc Tho, ülkesindeki durumu gerekçe göstererek ödülü almadı. Fransız düşünür ve yazar Jean-Paul Sartre ise her türlü resmî ödüle karşı olduğu için Nobel Barış Ödülü’nü geri çevirdi. Bilimsel dallarda ise ödüllerin reddedilmesi gibi bir olay yaşanmadı.

Hitler Almanyası döneminde ise Alman bilim insanlarının bu ödülü almasına yasak getirilmişti. 1938 ve 39 yıllarında iki kez kimya, bir kez de tıp dalında, toplam üç Alman bilim adamı aday gösterilmesine rağmen ödülü alamadı.

En çok Nobel ödülü alan uluslar

Jean Paul SarteÜç bilimsel dalda en fazla Nobel ödülü alan uluslar arasında ABD başta geliyor. Fizik, kimya ve tıp dallarındaki ödüllerin yüzde 43’ü ABD’den bilim insanlarına verildi. ABD’nin ardından sırayı Almanya, İngiltere ve Fransa alıyor.

Bu yıl adaylar arasında Vladimir Putin de var

Bu yılki Nobel Barış Ödülü’ne Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye krizinde oynadığı “barışçıl” rol nedeniyle kendi ülkesi tarafından aday gösterilmesi ise Nobel ödüllerindeki garipliklerin bir yenisi olarak algılanıyor.

Kaynak : © Deutsche Welle Türkçe

Brigitte Osterath / Çelik Akpınar

Editör: Ercan Coşkun