Şunun için etiket arşivi: sohbet

Küba’nın başkenti Havana’da bir tiyatronun önünde çırılçıplak bir adam deniz kenarındaki bir duvara zincirlenmiş. Yanı başında iki kadın durmaksızın dantel işliyor.

Havana Sanat Bieanali

Bütün bunlar Havana Bienali’nin bir parçası.

Bienal organizatörleri bu sene ”sanatı sokağa çıkarmaya” karar vermiş.

Eserlerin ”elit” galerilerin dışına taşınmasının sanatçıların daha çok insana ulaşmasını sağlayacağına inanıyorlar.

Şehrin en köhne arka sokaklarındaki duvarlara yaşlı mahalle sakinlerinin devasa portreleri yapıldı.

Yaşlıların yüzlerindeki kırışıklıklar duvarların çatlaklarına karışıyor.

Sokak portreleri projesi dahilinde 21 kişinin resmini yapan Fransız sanatçı JR ”Küba sokaklarında ilk defa Che, Raul ya da Fidel dışında birilerinin portreleri var, hem de bu insanlar ünlü bile değiller” dedi.

JR ”Bu durum Havanalıları çok etkiledi. Burada insanlar sanat konusunda çok eğitimli ancak galeriye gitme alışkalıkları yok bu nedenle yaptığımızın çok önemli olduğunu düşünüyorum,sanatı halka getiriyoruz ” diyerek sözlerine devam etti.

Ve Bienal sadece arka sokaklarda da değil. Havana’nın ünlü sahil şeridi de bir açık hava galerisine dönüştü.

Malecon Havana’da denize paralel uzanan alçak bir duvar.

Havanalılar buraya hayal kurmaya, flört etmeye, sohbet etmeye geliyorlar.

Yerel halk bu duvara ”şehrin oturma odası” diyor.

Eleştirel bir ton?

Denizaltıya dönüştürülmüş bir araba

Bugünlerde halk bu alanı sanat eserleri ile paylaşıyor.

Parçalarına ayrılmış bir havan topu, futbol kaleleri arasına gerilmiş hamaklar ve hiç bir yere açılmayan parlak kırmızı kapılar bu sanat eserlerinden birkaçı.

Bienal’in küratörü Juan Delgado ”Malecon bu şehirde yaşayanlar için bir çok anıyı barındırıyor, bu anılardan bazıları hüzünlü bazıları ise çok mutlu. Bu sergi şehrin geçmişine, şu anına ve geleceğine ithaf edildi” diyor.

Eserlerden bir çoğu çok güçlü sosyal mesajlar içeriyor ki bu Küba için oldukça nadir.

Eserler; sınırlar, serbest dolaşım ve göç gibi konuları inceliyor.

Kübalılar hala adanın dışına seyahat etmek için hükümetten özel izin almak zorunda.

Deniz kenarında metal tellerden örülü bir panonun tam ortasından bir uçak silüeti kesilmiş. Sanki bir uçak dikenli tellerin arasından uçup kaçmayı başarmış gibi görünüyor; bir başka köşede ise mor paneller üzerine Malecon duvarı çizilmiş. Ancak duvar dikenli tellerden oluşuyor.

Denizin kenarına yatmış çıplak bir adam da oldukça dikkat çekiyor. Bu performansın adı da ”Özne”.

Yakınlardaki bir metro durağına 1950’li yıllara ait Chrysler marka bir araba park edilmiş. Ancak bu otomobil bir denizaltına dönüştürülmüş, bir adet periskopu bile var.

Delgado ”90’lı yıllarda insanlar denizi geçip ABD’ye ulaşabilmek için akılalmaz yöntemlere başvuruyorlardı. Denizi geçmek için otomobillerini kullananlar bile oldu” diyor.

Havana Sanat Bienalinden

Küratör ”Bana göre plastik sanatlar her zaman Küba’da en başarılı olan sanat dalı oldu. Plastik sanatlar burada herzaman avant-garde’dı, hep sosyal mesaj verirdi, ülkenin gidişatını eleştirirdi” diyor.

Bienal’e katılan sanatçılardan biri olan Alexandre Arrechea ”Tabii ki bunun da sınırları var, fakat burada sanatçılar oldukça zeki ve gizli mesajlar vermeyi çok iyi başarıyorlar” diyor.

Arrechea bienal içim iki yanında kulaklar olan yüksek bir sütun tasarlamış.

Eserin ismi ”Kimse dinlemiyor”.

Arrechea ”Eserim bazen güç sahibi kişilerin halkı duyamadığını anlatıyor, yukarı çıktıkça yerden gelen sesleri duymak zorlaşır” diyor.

Uluslararası izleyiciler

Havana

Inti Hernandez ise işlerini adada yaşayan Kübalılar ile diğer ülkelerdeki Kübalılar arasındaki farkları incelemek için kullandığını söylüyor.

Hernandez insanların isterlerse yüz yüze, isterlerse sırt sırta vererek oturabilecekleri bir bank tasarlamış.

Sanatçı ”Ben bu eserin herşeyin nasıl biraraya gelebileceğini anlattığını düşünüyorum, bence Küba dışında yaşayanların ülkeye önerecek çok şeyi var” diyor.

Dünyada tanınmayan genç sanatçılar için Havana Bienali uluslararası alanda ün kazanmak için önemli bir fırsat.

Küba modern sanatı ABD’de oldukça popüler. Her yıl yüzlerce eleştirmen, küratör ve koleksiyoncu Küba’yı sanat eserlerini görmek için ziyaret ediyor.

21 yaşındaki sanatçı Rachel Valdes ”Bu gerçekten önemli bir Bienal ve kariyerime etkisi büyük olacak” diyor.

Valdes Bienal için ilizyon ile gerçeklik arasındaki sınırı araştırdığını söylediği devasa bir ayna yaratmış.

 

Deniz kenarında en çok ilgi çeken eserlerden biri bu.

Valdes ”İnsanların enerjisini hissetmeyi seviyorum. Sanatı insanlara yaklaştırmak çok güzel bir duygu” diyor.

Bienali gezmek için ailesiyle birlikte gelmiş olan Antonio Rosario ”Bu Havana için devrimsel nitelikte” diyor.

Rosario sözlerine ”Burada herkesin galeriye gitme alışkanlığı yok ancak herkez Malecon duvarı çevresinde yürüyüşe çıkar, biraz oturur, şimdi bu sayede akşam yürüyüşlerimizde biraz da sanat görmüş oluyoruz” diyerek devam etti.

Ancak biraz geride, duvardaki yaşlı adam yüzü portresine bakan bir adam aynı fikirde değil.

Santos adlı adam ”Bu şehrin hayata ihtiyacı var” diye bağırıyor.

”Bence doğa resimleri çizmelilerdi. Ağaçlar, çiçekler… Belki de bir çocuğun doğumu çizilmeliydi. Ben öylesini tercih ederdim.”

 

Kaynak : [-]

200 film gümbür gümbür geliyor

31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek ”31. İstanbul Film Festivali”nde, 200’ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak

Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart’ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi.

Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış bir Türk yönetmenin bize destek vermesinden çok mutlu olduk. Murathan Mungan da ulusal yarışmamızın jüri başkanı olacak. Bu yıl ulusal yarışmamız çok iddialı olacak çünkü birçok filmin Türkiye ya da dünya prömiyerini ilk kez İstanbul’da yarışma sırasında görecek izleyicilerimiz. Çok sayıda konuk da gelecek. O konuklardan biri de Marjane Satrapi olacak. Animasyon bir yapım olan ”Persepolis” adlı filmiyle ilgi çeken yönetmen, yabancı film Oscar’larında son 5’e kalmıştı. Satrapi’nin son filmi ‘Chicken Plums” da festival kapsamında gösterilecek.”

Gelen ünlü yönetmen ve oyuncuların, sinema sohbetleri, paneller aracılığıyla seyirciyle buluşmasını sağlayacaklarını belirten Tan, ”Bu söyleşiler çok ilgi, görüyor üstelik tüm bunları ücretsiz yapıyoruz. Yine jüri başkanımız olan Nuri Bilge Ceylan da bir sinema dersi verecek” dedi.

Ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmalarının dışında, bir de İnsan Hakları yarışmasının düzenleneceğini dile getiren Tan, ”Belgesellerden çocuk filmlerine, deneysel filmlerden, genç yönetmenlerin filmlerine kadar çok farklı bölümlerimiz olacak. Bu yıl aynı zamanda ‘Çin Yılı’nı kutluyoruz. 2014’te de Çin de ‘Türkiye Yılı’ olacak. Karşılıklı bir işbirliğimiz söz konusu. Çin ile özel bir işbirliği gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

“MÜTEVAZI BİR BÜTÇEYLE FESTİVAL YAPIYORUZ”
Azize Tan, Türkiye’de sürekli yapılan bir organizasyonun dünyadaki benzerleriyle kıyaslandığını, ”Niye biz bir Berlin ya da Cannes olamıyoruz?” diye sorulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, İstanbul Film Festivali, organizasyonun içeriği ve düzenlenmesi açısından yurt dışındaki örnekleriyle hakikaten aynı seviyede, aşağı kalır bir yanı yok. Üstelik bunu da onlara göre çok mütevazı bir bütçeyle yapıyoruz. Ama iş alt yapıya geldiğinde biz ne yazık ki çok geride kalıyoruz. Büyük festivaller, içinde bulundukları belediyeler ve hükümetler tarafından çok ciddi destekler alıyor. Bunların birer festival sarayları var. Mesela Berlin Film Festivalinin 2 bin kişilik bir sarayı var. Ses ve görüntü kalitesi çok iyi.”

“SİNEMALAR TEK TEK KAPANIYOR”
Yıllardır Beyoğlu’ndaki sinemalarda festival düzenlediklerini söyleyen Tan, sinemaların tek tek kapanmasının kendilerini çok etkilediğini belirtti.

Azize Tan, Türk sinemasında çok genç ve dinamik bir kuşağın yetiştiğine dikkati çekerek, ”Çok açıklar, dünya ile irtibat halindeler. Ancak hala Türkiye’de sinemanın endüstrileştiğinden bahsedemeyiz. O anlamda son dönemde Sinema Telif Hakları Müdürlüğünün Sinema ve Telif Hakları Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmasını çok anlamlı buluyorum. Böylece tamamen sinemaya odaklanmış yeni bir birimin Kültür Bakanlığı içinde olması çok önemli. Ama hala sinemayla ilgili bazı problemler var. Türkiye de bir film enstitüsünün olmaması Türkiye sinemasının tek bir elden idare edilememesine neden oluyor. Oysa her ülkenin ulusal film enstitüsü bulunuyor. Türk filmlerinin yurt dışı tanıtımları da daha kurumsallaşmış bir şekilde yapılmalı.”

“DİZİ SEKTÖRÜNÜN POPÜLARİTESİ SİNEMAYI TETİKLEYEBİLİR”
Türkiye’de dizi sektörünün önemli bir noktaya geldiğine vurgu yapan Tan, ”Dizi sektöründeki bu başarıyı Türk sineması da yakalayabilir. Dizilerin yarattığı bu popülarite Türk filmlerini destekleyebilir. Bunlar sektörel anlamda birbirini besleyen şeylerdir. İki sektörün güç birliği yapması Türk sinemasını önemli yere getirecektir” dedi.

Azize Tan, 31. Film Festivalinin, İKSV’nin 40. yılına denk gelmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade ederek, açılışın Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılacağını söyledi.

Tan, 31 Mart–15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında her yıl dağıtılan ”Sinema Onur Ödülleri”nin Türk sinemasına yıllar boyu emek veren yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ile Halit Akçatepe ve Türkiye’nin ilk kadın film eleştirmeni Sevin Okyay’a takdim edileceğini kaydetti.

Festivale 300’ün üzerinde yabancı konuk geleceğini, yabancı gazeteciler ve eleştirmenlerin katılacağını belirten Tan, şunları kaydetti:

”İstanbul Film Festivali her geçen yıl adını biraz daha fazla duyuruyor. O yüzden bir çok önemli konuk kendi isteğiyle gelme, Türk sinemasıyla tanışma talebinde bulunuyor. Ancak siz bu insanları ağırlayacak bir sinema salonuna sahip değilseniz, bütçenizde devlet ve belediye katkısı çok sınırlıysa, sinemanızı geliştirmeniz çok zor oluyor. Elinizdeki olanaklarla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Yapmak istediğimiz çok şey var. Zira İstanbul’un adını taşıyan bu festival için biraz daha destek almak ve mekan sorunlarımızı aşmak istiyoruz. İstanbul bir cazibe noktası haline gelmişken, 31 yıldır başarıyla devam eden bu festivali biraz daha destekle çok daha iyi yerlere getirebileceğimize inanıyorum.”

Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinin damgasını vurduğu bir yılın ardından 11. si yapılacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali de seyircisini ‘Hareket’e davet ediyor! Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

The Descendants, Take Shelter ve Bellflower gibi yılın en çok konuşulan bol ödüllü filmleri Hit Filmler bölümünde Digitürk işbirliğinde yerini aldı. 2012 senesine özel yeni bölümleri arasında NTV işbirliğinde People Power/Arka Bahçe, CNBC-e ortaklığında e-şıkkı ve Turkcell Profesyoneller Kulübü’nun sunduğu Yol bölümü var. !f İstanbul klasiklerinden olan Fantastik Filmler ise gnctrkcll ortaklığında.

!f İstanbul’un bu seneki sürprizlerinden biri ise müzik filmleri, partileri ve etkinliklerini Adidas Originals ana sponsorluğunda !f Music başlığı altında toplaması ve ünlü İngiliz besteci Micheal Nyman gibi konukların da katılımıyla genişletmesi.

Festival 16-26 Şubat tarihleri arasında AFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-Mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak, 1-4 Mart tarihlerinde Ankara CEPA’da, 2-4 Mart tarihlerinde İzmir Balçova KİPA’da gerçekleşecek.

Festivalin biletleri 3 Şubat’ta Mybilet’ten indirimli ön satışa çıkıyor.

13 Ocak’tan itibaren satışa çıkacak sınırlı sayıdaki G!ft Card ile hafta içi gündüz seanslarına 10 bilet ve 1 gece yarısı seansı bileti 40 TL olacak.

 

İşte 2012 festivalinden bazı ana başlıklar:

Sundance Yine !f İstanbul’u Global Merkezlerinden Biri Seçti

Robert Redford’un bağımsız filmlere ve yönetmenlere bir yuva olarak yarattığı Sundance Enstitüsü !f İstanbul ile olan ortaklığının 2. senesinde yine Sundance Lab’in senaryo yazım eğitimlerini, taze Sundance filmlerinden bazıları ile birlikte !f İstanbul’a getiriyor.

Ünlü Mısırlı Aktivist ve Oyuncu Khaled Abdol Naga Keşif Jürisinde

Festivalin uluslararası yarışması Keş!f yine genç yönetmenlerin ilham veren filmlerinden oluşan bir seçki ve bu senenin jüri üyeleri Yeşim Ustaoğlu, Andrea Picard, Mark Adams, Jonathan Cauoette, Khaled Abdol Naga ile cesaret ve yenilik dolu filmlerle İstanbul’da olacak. Bağımsız sinemanın yeni yeteneklerini, sinemanın ustalarıyla bir araya getiren !f İstanbul festivalin son hafta sonunda dünyanın farklı yerlerinden genç sinemacıları ve sinema duayeni ustaları buluşturuyor.

Jacques Nolot İstanbul’da! Fransız L’ACID 20. Yılını !f İstanbul ile Kutluyor

Bağımsız sinemanın Paris merkezli kuruluşu L’ACID 20. yılını kutlarken gözden kaçmış modern klasiklerden ve yeni yapımlardan oluşan bir seçkiyi !f İstanbul ortaklığında festival kapsamında bağımsız sinema severlere ulaştıracak.

Seçkide yer alan filmler bol ödüllü Blissfully Yours (Apichatpong Weerasethakul), aykırı İsrailli yönetmen Avi Mograbi’den Avenge But One of My Two Eyes, Locarno’da Gümüş Leopar ödüllü Curling (Denis Côté) ve Cannes En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ödüllü L’humanite (Bruno Dumont).

Program kapsamında ayrıca ünlü oyuncu Jacques Nolot, Avant Que J’oublie adlı meşhur filmini sunmak üzere İstanbul’da olacak.

İlk kez verilecek Yeni bir Dünya için Sinema ödülünü almak üzere Rupert Everett !f istanbul’da!

Ünlü İngiliz oyuncu hem Zenne filminin özel bir gösterimini sunacak, hem de festivalin Yeni bir Dünya İçin Sinema ödülünün ilk sahibi olacak.

Gey olduğunu açıklayıp Hollywood’da başarılı bir oyunculuk kariyerine imza atan ilk oyuncu olarak bilinen Everett bu anlamda eşcinsellerin görünürlüğü için verilen mücadelede özel bir yere sahip.

!f’in verdiği ödül, Everett’ın ‘herkesin korkusuzca kendisi olabileceği bir dünyaya sinema yoluyla yaptığı katkılar’ için 26 Şubat’ta özel bir tören ile verilecek.

AHMET YILDIZ’IN DAVASINI YAKINDAN TAKIP ETTI

Everett, Lord Byron hakkında televizyon için çekilen bir belgesel nedeniyle Türkiye’de bulunduğu sıralarda Ahmet Yıldız’ın babası tarafından gey olduğu için öldürüldüğünü öğrendi. Zenne filmine konu olan bu cinayet hakkında ‘Türkiye’de eşcinsel olarak yaşamanın kolay olduğunu sanmıyorum’ demişti o sırada. Olaydan 5 yıl sonra, Everett bu kez Zenne filminin özel bir gösterimini sunmak üzere İstanbul’a geliyor.

Ünlü oyuncu Rupert Everett ilk kez 1981 yılında Another Country filmindeki öğrenci rolüyle tanındı. Dokuz sene sonra, Paris’te bir röportajda gey olduğunu açıkladı ve o günden beri eşcinsel hakları ve bu konudaki önyargıları yıkmak için mücadele ediyor.

Everett’ın bir oyuncu olarak ünlenmesi 90larda The Madness of King George, Robert Altman’ın Ready to Wear gibi filmlerin ardından Julia Roberts ile birlikte oynadığı My Best Friend’s Wedding ile oldu. Ardından John Schlesinger’ın The Next Best Thing ve Oskar ödüllü Shakespeare in Love gibi filmlerde oynadı.

Everett’ın Türkiye ziyareti British Council tarafından destekleniyor.

Dünyanın Büyük Festivallerinden Topladıkları Ödüllerle !f’e Gelen Hit Filmler

Her sene olduğu gibi bu sene de Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Independent Spirit, Golden Globe ödüllü ve festival gezgini filmler Digitürk işbirliği ile !f İstanbul programında yerini aldı.

Alexander Payne’in senenin en çok konuşulan ödül rekortmeni filmi The Descendants / Senden Bana Kalan, Jeff Nichols yönetmenliğindeki Cannes dahil 10 ödüllü Take Shelter / Sığınak, Evan Glodell’in mucize yönetmen olarak tanınmasını sağlayan Bellflower / Arıza Aşk, Jonathan Levine ve Seth Rogen’ı gerçek bir kanser hikayesinin komediyle karışık dram uyarlamasında bir araya getiren 50/50 / Şansa Bak Hit Filmler’den sadece bazıları. Michelle Williams’ın iki aşk arasında kaldığı Take This Waltz / Bu Dans Senin , tarihimizin en radikal çevreci grubunun hikayesini anlatan If A Tree Falls: A Story Of The Earth Liberation Front / Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikayesi , 60’ların ve Ken Kesey ile Marry Pranksters’ın ruhunu orjinal görüntülerle belgeselleyen Magic Trip / Sihirli Yolculuk , Todd Solondz’un Venedik, Locarno ve Toronto’dan ödülle gelen yeni filmi Dark Horse / Kara At, Sundance, SXSW ve Locarno gezgini Azazel Jacobs filmi Terri / Terri de Hit Filmler arasında.

11. Senenin Yeni Bölümleri – Dünyaya Kapalı Kalamazdık

Bu sene Mısır’dan Amerika’ya uzanan hareketlenmeler ve yeni bir dünya düzeni isteyen insanların eylemleriyle geçti. Bu hareketlerden esinlenen NTV işbirliğindeki People Power / Arka Bahçe bölümünün ön plandaki filmleri arasında Tahrir 2011: The Good, The Bad And The Politician ve Pockets of Resistance var. Bölümün yönetmenleri de konuklarımız arasında olacak.

Diğer yeni bölümümüz e-xperiments / e-şıkkı, sınırların muğlaklaştığı, tabuların ortadan kalktığı denemeye korkmayan karakterlerin hikayelerini perdeye taşıyor. CNBC-e işbirliğindeki bölümün ön plana çıkan filmleri arasında 17 Girls / 17 Kız, People I Could Have Been And Maybe Am / Olabileceğim Belki De Olduğum İnsanlar, Empire North / Empire North var.

Bir başka yeni bölüm olan Turkcell Profesyoneller Kulübü işbirliğindeki The Trip / Yol bölümündeki filmler sadece uzaklara yapılan yolculukların değil, aynı zamanda insanın kendi içinde ve kafasında yaptığı yolculukların da filmleri. Çok ses getiren Tarnation filminin yönetmeni Jonathan Cauoette’in son filmi Walk Away Renee ve Radiohead’in Meeting People is Easy ve Joy Division filmlerinin ünlü yönetmeni Grant Gee’nin son filmi Patience After Sebald / Sabır (Sebald’in İzinde), bu bölümde.

SALT Beyoğlu Açık Sinema’da Ücretsiz Sinema ve Konuşmalar

Sinefilleri sinema salonlarından çıkartıp buluşturan !f İstanbul’un 2012’deki etkinlik merkezi SALT. Festival süresince ücretsiz film gösterimleri ve konuşmalar burada gerçekleşecek.

Radiohead ve Joy Division Filmlerinin Yönetmeni Grant Gee Anlatıyor
Radiohead ve Joy Division gibi gruplar hakkındaki ödüllü belgesellerinden tanıdığımız yönetmen Grant Gee tarafından çekilen Sabır (Sebald’in İzinde) filminde Sebald’ın bir yayıncısı, yazarın İngiltere kıyısında yaptığı bir yürüşün etrafında anı, kurgu, sanat, tarih, bellek arasında dolanan belki de en tanınmış kitabı Satürn’ün Halkaları’nı nasıl sınıflandıracağını bilemediğini anlatıyor. Kitap roman mıdır, düzyazı mı, seyahatname mi, yoksa tarih mi? Emre Ayvaz’ın Gee ile uyarlama üzerine yapacağı sohbeti kaçırmayın!

Ünlü Besteci Michael Nyman İle Buluşmak
Piyano, The End of the Affair, Gattaca ve Peter Greenaway filmlerine yaptığı bestelerle sayısız ödül kazanan besteci Michael Nyman ilk filmi Kameralı Nyman’ı festivalde sunduktan sonra, !f Music kapsamında sesle görüntü arasındaki ilişkiyi keşfettiği bir konuşma yapıp, kısa filmlerinden parçalar gösterecek. British Council desteği ile konuk olan müzisyen ve yönetmen Nyman, birçok festivalde ödül almış filmlerin bestecisi olarak edindiği deneyimleri aktaracak.

!f İstanbul Yeni Bir Mini-Festivalle Geliyor – !f Music

2012 senesinde 16-26 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek 11. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yeni bir sürprizle geliyor. adidas Originals ana sponsorluğundaki mini-festival !f Music, müziğin tüm yansımalarını bir araya getiriyor. !f Music ile müzik filmleri, müziğin mutfağından etkinlikler ve partiler bir arada !f İstanbul’da.

!f Music filmleri, Chemical Brothers’dan Devendra Banhart’a, Courtney Love Curt Cobain ilişkisinden erkek egemen müzik dünyasında kadın olmayı anlatan Patty Schemel’e, Le Tigre’ye ve Japonya’nın mistik seslerine uzanıyor. !f Music Partileri’nde, Kate Simko Nisan 2011’de Berlin’de yarattığı çığır açan canlı ‘A/V’ şovu ile !f Music Açılış Partisi’nde Ghetto’da! 3 mekana birden yayılacak olan Gökkuşağı Partisi’nde ana sahnede Nomi Ruiz (Jessica 6) DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak.

!f Music’in ilk sürprizi Chemical Brothers’ın filmi Don’t Think’in dünyanın sayılı şehirlerinde eş zamanlı yapılacak olan gösterimine İstanbul’u da eklemek oldu. 26 Ocak gecesi seçilmiş 26 şehirde yapılacak eşzamanlı gösterimin bir ayağı da İstanbul’da gerçekleşecek. Tüm dünyada sayılı insanın parçası olabileceği bu canlı sinema olayı adidas Originals ana sponsorluğundaki !f Music kapsamında!

!f Music Partileri

!f İstanbul’un adidas Originals ana sponsorluğundaki ve Tuborg ortaklığındaki yeni festivali !f Music sadece Sesli Yaşam filmleri ve müzik etkinlikleri ile değil partileriyle de çok konuşulacak.

!f Music Açılış Partisi / !f Istanbul Opening Party

18 Şubat Cumartesi

Feat. Kate Simko (US) Live + DJ Set
Warm up- Close up : Dearhead
Visuals by Jeffrey Weeter

Jeffrey Weeter’ın gerçek zamanlı video kurgusu ile Kate Simko’nun canlı performansı birleşiyor ve ‘Canlı Sinema’ adını verdikleri 2011 şovu İstanbul’lu müzikseverlerle buluşuyor. Kendine özgü canlı bir sinematik deneyime dönüşecek performans daha önce Asya, Avrupa ve Amerika’da Fabric, Verboten (New York), Culture Box (Kopenhag), Cocoliche (Buenos Aires), Rex Club (Paris) gibi kulüplerde gerçekleşti, şimdi ise !f İstanbul ile ilk defa GHETTO’da ! Gecenin açılışını ve kapanışını Dearhead yapacak.
!f Music Gökkuşağı Partisi / !f Rainbow Party
24 Şubat Cuma

Feat. Jessica 6, Barış K, Dearhead, Mr.Sür, Elif & Duygu

!f İstanbul’un gelenekselleşen, rengârenk partisi yine sevenlerinin gözünü arkada bırakmıyor! Babylon’un ev sahipliğinde gerçekleşecek ve 3 mekana birden yayılacak olan partide ana sahnede DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak olan Nomi Ruiz (Jessica 6), ve hemen sonrasında seti devralacak Barış K, Dearhead, Mr. Sür, Elif & Duygu tüm gece ana sahnedeki herkesi dans ettiriyor olacak.

!f İzmir programı 3 Şubat 2012 tarihinde açıklanacaktır.

 

http://www.izmirdesanat.org

1999’da  “ Siftah “ adlı öykü kitabıyla dikkate değer bulunan yazar Hatice Meryem, Kötü Şair Şerafettin ‘in zevkli ve eğlenceli sunum ve yorumlarıyla öyküleri ve hayatından kesitler eşliğinde zevkli bir söyleşi ile konuğumuz oldu.

“ Lokal Söyleşiler “adı altında Kötü Şair Şerafettin ‘in Nar Sanat ‘da yaptığı söyleşi programı, farklı bir yaklaşımla konukların farklı yönlerini tanırken aynı zamanda eserleri ve eserlerini yazmada etkilendiği olayların da konuşulması, yazarımızın eserlerinin daha iyi kavranmasına yol açtığına inanmaktayız.

Özellikle Yazarın sevilen kitabına yoğunlaşan bölümlerinde “ Sinek kadar kocam olsun başımda bulunsun “ adlı kitabı hakkında yapılan sohbeti katılımcılar büyük bir zevk ve dikkatle izledi.

Bir çok yazardan okuduğumuz günlük hayata dair yazıların Sanatçımız Hatice Meryem ‘de vurgu, fonetik ve mimikleri kullanarak aktarması yazarımızın sevilmesine en kayda değer özelliklerinden olduğunu kabul etmek gerek.

Kötü Şair Şerafettin’ in hoş ve esprili anlatımı ile yazarımızın “Aklımdaki Yılan” , “Siftah”gibi kitaplarıda elbette sohbet konusu oldu.

Söyleşinin sonunda yazarımız katılımcılara kitaplarını imzaladı.

Varlık, E, Hişt, Budala, Yasakmeyve, Başka, Öteki- Siz, Kitaplık, Özgür Edebiyat, No, Kırkaltı Karakalem gibi dergilerde yazı ve şiirleri yayınlanan, edebiyatçılarla yaptığı söyleşilerle ve yazılarıyla da Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinin kitap eklerinde yer alan Şair Deniz DURUKAN ile Kötü Şair Şerafettin ’in sohbet ve şiirleri dinleyiciler için heyecan verici ve zevkliydi.

Özellikle, Müzik alanındaki çalışmalarını Türk Rock 2000 ve Türk Rock 2001 adıyla kitaplaştıran Durukan, 2004 yılında yayınlanan “ İyiler Siyah Giyer “ adlı ilgi uyandıran kitapları hakkında Kötü Şairin ve  katılımcıların sorularını cevapladı.

Söyleşinin ardından kitaplarını imzalayan Şair Deniz DURUKAN ‘ a ve daha önceki programlara katılan ve katılacak olanlara Nar Sanat Olarak teşekkür ederiz.

Kötü şair Şerafettin’nin ( Şerafettin Kaya ) ağırladığı Ünlü Şair Küçük İskender güzel sohbeti ve şiirleriyle konuklara zevkli anlar yaşattı.

Şairin yaşamından ve güncel olaylardan yola çıkarak “ Neden şiir ” sorusuna cevap arayan Kötü Şair Şero zevkli ve neşeli sorular eşliğinde konukları güldürmenin yanı sıra şairimizin pek dillendirilmeyen yönlerini de konuklara tanıtmış oldu.

Küçük İskender’in güzel şiirleriyle süslediği programın sonunda katılımcılara kitaplarını imzaladı.