Şunun için etiket arşivi: Senaryo

!f İstanbul bağımsız sinemanın başarılı örneklerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f ² ile de 30 şehre film götürecek.

Npectacualr Now

Npectacualr Now

Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmleri de Türkiye’de ilk kez seyirciyle yine bu festivalde buluşacak.

“Galalar” bölümündeki filmlerden birkaçı şöyle:

The Hunting Party/Av Partisi, Amerikalı Richard Shepard’ın yazıp yönettiği, Jude Law’ı en sıra dışı rollerinden birinde görme imkanı sunacak suç komedisi

Dom Hemingway; arkadaşlıklar ve geçici aşklar üzerine eğlenceli hikayesiyle eleştirmenlerin gözdesi olmuş,

Tarantino’nun “2013’ün en iyi filmleri” listesinde de 5. sırada yer almış Joe Swanberg imzalı Drinking Buddies/Akşamdan Kalanlar;

San Sebastian’da Büyük Ödül’ün yanı sıra Özel Mansiyon ve Selanik’ten FIPRESCI ve Jüri Özel ödüllerini alan, Bad Hair/Kıvırcık Saç;

Locarno’da kadın oyuncu dahil dört ödül birden alan, Atina ve Valladolid’de seyircinin gönlünü kazanıp ödüllere boğulan Short Term 12/Kısa Dönem 12;

Louise Archambault’un Locarno’dan Seyirci Ödüllü aşk filmi Gabrielle;

Alex Gibney’nin Julian Assange ve Bradley Manning’in psikolojilerini ve onların etrafında yaratılan efsaneleri kurcalayan belgeseli We Steal Secrets: The Story of WikiLeaks/Sırları Çalıyoruz: WikiLeaks’in Hikâyesi;

Ünlü İtalyan aktris Valeria Golino’nun yönettiği, yılın en ödüllü filmlerinden Honey/Bal;

ilk uzunu Reconstruction/Yeniden Sev Beni’den beri kendine sıkı hayranlar yaratan Christoffer Boe’nun yeni filmi Sex, Drugs & Taxation / Spies & Glistrup;

Amerikan bağımsız sinemasının gözde kadın yönetmenlerinden Kelly Reichardt’ın bir barajı havaya uçurmayı hedefleyen radikal çevreci üç aktivistin hikâyesine odaklandığı filmi Night Moves/Gece Planı;

Karl Lagerfeld, Tom Ford, Donatella Versace’nin arz-ı endam ettikleri, Fransız Vogue dergisinin eski editörü Carine Roitfeld’in hayatını anlatan Mademoiselle C/Matmazel C; aynı zamanda ünlü bir modacı olan Agnès B.’nin bir çocukluk travmasının çetin ve sinemasal olarak çok yönlü hikâyesini anlattığı filmi My Name is Hmmm…/Benim Adım Hmmm…;

2007’de çektiği Amal’la tanınan Hindistan asıllı Kanadalı yönetmen Richie Mehta’nın çalışmaya gönderdikleri çocukları Siddharth’ı kaybeden bir ailenin hikâyesini konu alan Siddharth;

Sundance’te oyuncu performanslarına Jüri Özel Ödülü getiren ve yılın en parlayan bağımsızlarından The Spectacular Now/Şu An Muhteşem;

Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanan, James McAvoy’u seks düşkünü, alkolik ve uyuşturucu bağımlısı bir polis olarak izleyeceğimiz Filth/Pislik ve

sıkı sinefillerin ilk uzunu Abel’den beri takip ettikleri Hollandalı usta Alex van Warmerdam’ın son yapıtı Borgman/Bela.

Ayrıca, yılın beklenen filmlerinden Nymphomaniac, Dallas Buyers Club, The Double, Under the Skin, Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky, The Wind Rises ve The Grandmaster da Türkiye galasını yapacak filmler arasında…

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin uluslararası yarışmalı bölümü Keş!f, altıncı yılında yılın ilham veren yönetmenini aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı “Keş!f” bölümünde, ABD, Almanya, Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarışacak.

Hamam, Hayal Kurma Oyunları, Anlat İstanbul, Ses, Aşk Tesadüfleri Sever filmlerinin oyuncusu, en son “Muhteşem Yüzyıl” adlı televizyon dizisinde Şehzade Mustafa rolünde izlediğimiz Mehmet Günsür; Silkwood, House of Games, Valmont ve The People vs. Larry Flynt gibi pek çok klasik filmde yapımcılık, Amadeus’tan Man on the Moon’a, Brokeback Mountain’dan Gangs of New York’a, birçok filmde yürütücü yapımcılık yapmış Michael Hausman; New York Film Festivali seçim komitesinde görev alan, aynı zamanda New Directors/New Films’in ortak direktörlüğünü ve Film Society of Lincoln Center’ın programlama direktörlüğünü de yürüten sinema yazarı ve film küratörü Dennis Lim; La Moitié gauche du frigo, Congorama, It’s Not Me, I Swear! gibi ödüllü filmlerin yanı sıra en son 2011’de Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı kazandığı Monsieur Lazhar’ın Kanadalı yönetmeni Philippe Falardeau ve Berlinale’nin yenilikçi filmleri öne çıkardığı Forum bölümünün direktörü Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f jürisi, 2014’ün ilham veren yönetmenini seçecek.

Keş!f Uluslararası Yarışma filmleri ise şöyle: Ramon Zürcher’in Toronto, Cannes, Berlin gibi festivallerde büyük övgüyle karşılanan filmi The Strange Little Cat/Tuhaf Kedicik; İngiliz yönetmenler Stephanie Spray ve Pacho Velez’in Locarno’da En İyi İlk Film dalında özel mansiyon kazanan filmleri Manakamana; Clio Barnard’ın Cannes’da Label Europa Cinemas Ödülü’nü kazanmış, Stockholm ve Londra film festivallerinde ‘En İyi Film’ seçilmiş The Selfish Giant/Bencil Dev’i; İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish&Cat/Balık ve Kedi; Iraklı yönetmen Hisham Zaman’ın Kuzey Kürdistan’da başlayan ve İstanbul’a uğrayan, Tribeca’dan ödüllü filmi Before Snowfall/Kar Yağmadan Önce; Abdellah Taïa’nın bir gey çocuğun Arap toplumunda büyümesini anlattığı Salvation Army/Kurtuluş Ordusu; Narimane Mari’nin belgesel sinemanın kalesi sayılan CPH:DOX’dan en iyi belgesel ödüllü filmi Bloody Beans/Kahrolası Fasulyeler; Sırbistanlı kadın yönetmen Mina Djukic’in büyüme hikâyesi The Disobedient/Haylaz ve Türkiye’den Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın dünya prömiyerini Berlinale’nin Generation bölümünde yapacak, Altın Portakal’da ‘En İyi İlk Film’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Kurgu’ ödüllerini toplamış filmleri Mavi Dalga.

Keş!f bölümündeki filmler ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi tarafından değerlendirmeye alınacak. Burçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan jüri, seçecekleri bir filme SİYAD Ödülü’nü verecek.

!f İstanbul’un bu yılki yenilikleri arasında ise, uluslararası yarışma “Keş!f”e kardeş gelen Aşk & Başka Bi’Dünya özellikle dikkat çekiyor. Filmleriyle yeni ve açık yollara, yöntemlere ve birlikteliklere işaret eden sinemacıları bir araya getirecek Aşk & Başka Bi’Dünya Yarışması, kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak ve “yılın en yaratıcı müdahalesini” arayacak. Aşk & Başka Bi’Dünya’yı yepyeni bir platforma dönüştürmeyi amaçlayan !f İstanbul, bu yarışma dışında ayrıca bir konuşma serisi ve aktivist sinemacılar buluşması da düzenleyecek.

!f İstanbul’un sinemada oyun alanı yaratan ve seyirciyi oynamaya davet eden filmleri bir araya getiren bölümü “Oyun” da ise, oyuncul belgeseller, kaçık bilimkurgular, kült adayı ilk filmler, Japonya’dan gerçeküstücü fanteziler ve animasyon dünyasının en son hitleri seyirciyi yeryüzünün ve insanlık tarihinin belki de en eski eylemiyle, ‘oyun’la baş başa bırakacak.

!f İstanbul, her yıl sinemanın değişik mıntıkalarında gezinen “Özel Gösterimler” bölümüne bu sefer iki ustanın işini konuk ediyor. Qatsi Üçlemesi’nin kült yönetmeni Godfrey Reggio’nun diyalogsuz bir modern yaşam portresiyle geri döndüğü Visitors/Ziyaretçiler ve sinemaseverleri usta yönetmen David Lynch’in bilinmeyen hayatına tanıklık ettirip meditasyon çalışmalarına göz attıracak, David Lynch: Meditation, Creativity, Peace/David Lynch: Meditasyon, Yaratıcılık, Huzur dikkat çeken yapımlardan.

!f İstanbul’un kemikleşen bölümlerinden “!f kült”e bu yıl Charles Laughton’ın 1955 tarihli klasiği The Night of the Hunter/Caniler Avcısı konuk oluyor. Aslen oyuncu olarak tanınan Laughton’ın ilk ve son yönetmenlik denemesi olan film, kendisine vaiz süsü veren ama aslında kendini kadınları öldürmeye adamış Powell’ın, hapishanede öğrendiği bir gerçekle bankadan soyulmuş paraların peşine düşmesini anlatıyor. Başroldeki Robert Mitchum’ın sinema tarihinin en etkileyici kötü karakterlerinden birine hayat verdiği bu kara film, döneminde değeri bilinmemiş olsa da zamanla kült mertebesine erişmiş ve kendine sıkı hayranlar edinmişti. Bu yıl içinde çeşitli ülkelerde yeniden gösterime girecek Caniler Avcısı, yenilenmiş kopyasıyla Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da olacak.

Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu yıl da, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan yılın en çok konuşulan fantastik ve avangart filmlerine, seyircide ‘görme biçimleri’ni değiştirip, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.

Müzik filmlerini buluşturan !f music’in bu yılki seçkisinde yer alan filmler ise şöyle: 2009’da Cherrybomb’la dikkatleri çeken ikili Lisa Barros D’Sa ve Glenn Leyburn’un radikal, asi ve son derece tutkulu bir müziksever Terri Hooley’nin 70’lerin Belfast’ında plak dükkânı açmakla başlayan, İrlanda’nın punk babasına dönüşen hayatını anlattıkları Good Vibrations, Amerika’nın en iyi indie gruplarından The National’ı konu alan ama onun hakkında olmayan bir belgesel olma tuhaflığıyla grubun hayranlarının ilgisini hak eden Mistaken For Strangers; eskiden A Silver Mt. Zion olarak da bilinen Kanadalı ünlü post-rock grubu Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra’nın evcil çifti Efrim ve Jessica’nın bir yandan müzik, bir yandan da ev yaşamlarına eşlik etmememizi sağlayan Gel Bizimle Dertlen!; Küba’yı kasıp kavuran, hükümetin konser vermelerine ve hatta albüm yapmalarına izin vermediği underground rap grubu Los Aldeanos’la tanışmamıza vesile olan Viva Cuba Libre: Rap is War/Viva Cuba Libre: Rap Savaştır ve çağımızda müzisyen olmanın getirdiği zorluklara odaklanan, 15. yılına giren New York Red Bull Müzik Akademisi’nin eğitimlerinin yanı sıra, Brian Eno, Rakim ve Lee ‘Scratch’ Perry gibi isimleri de izleyeceğimiz Ne Fark Eder? Müzik Yapmaya Dair Bir Film.

!f music kapsamında ayrıca 3 özel etkinlik gerçekleşecek. !f istanbul’un açılış partisi için İstanbul’a gelecek olan İngiliz müzik prodüktörü, söz yazarı, remix sanatçısı Ewan Pearson; Protools, Logic ve Ableton Live yazılım programları üzerine çalışma tekniklerini anlatacağı “Dijitalden analoga, kendi sesini yaratmak” başlıklı bir sohbet düzenleyecek. (16 Şubat, 18.00 – 19.00)

!f music kapsamında bir de pop up etkinliği gerçekleşecek. 19 Şubat’ta Babylon’da yaşanacak sinema ve konser deneyiminde, görüntü ve müziğin sıradışı bir şekilde bir araya geldiği Jem Cohen’in filmlerine, Guy Pucciotto’nun (Fugazi) gitarı, Jim White’ın (Dirty Three) davulu ve George Xylouris’un udu eşlik edecek. Jem Cohen, bu performans için özel olarak bir araya getirdiği 3 yeni kısa filmiyle izleyicileri sağanak yağmurlu şehir manzaralarının, gece ve müzelerin gizemli dünyasına, müzisyen arkadaşlarının eşliğinde büyüleyici bir yolculuğa davet edecek. (19 Şubat Çarşamba / 21.00)

Dünyada ilk kez !f İstanbul tarafından gerçekleştirilen ‘alternatif dağıtım ve paylaşım’ projesi “!f ²’’ bu yıl beşinci kez yapılacak. Festivalin son üç günü olan 21-22-23 Şubat tarihlerinde İstanbul’da gösterilecek 5 film, 30 şehir ve 36 farklı noktada, 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. İstanbul’daki festival salonlarını Türkiye’nin 26 şehrinin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah’a taşıyacak “!f ²’’de Tek Başına Dans, Gabrielle, Bad Hair/Kıvırcık Saç, Honey/Bal ve Everyday Rebellion/Her Gün İsyan filmleri gösterilecek.

!f İstanbul’un kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl da yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. !f İstanbul’un tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. İstanbul’daki gösterimler sırasında yapılacak “İzleyici Oylaması” sonucu bir kısa filmin yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

!f İstanbul’da tüm bu gösterimler ve etkinliklerin yanı sıra; Sundance Enstütüsü ile ortaklaşa yürütülen Sundance Senaryo Lab öncesi, Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın yönettiği Mavi Dalga’ya özel bir atölye gerçekleşecek.

SALT Beyoğlu, Açık Sinema, Cezayir; İzmir’de Fransız Kültür Merkezi ise, festivalin İstanbul’daki etkinlik ve atölye çalışmalarının mekanı olacak.

!f İstanbul’un 2014 kampanyasının yüzü olan “Acımadı ki!” adlı tanıtım filmi, “Rafineri” tarafından hazırlandı ve Walky Talky yönetmenliğinde, Anima tarafından çekildi.

!f İstanbul’un Kapanış Filmi Boyhood

boyhood

Richard Linklater’ın 12 yıla yayılan çekim sürecinde oyuncularını yaşlanırken ve büyürken çektiği, benzeri olmayan başyapıtı Boyhood/Çocukluk, Altın Ayı için yarışacağı Berlinale’in ardından ilk defa !f İstanbulda izleyicilerle buluşacak.

Before Sunrise, Before Sunset ve Before Sunset’ten oluşan üçlemesiyle sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Richard Linklater’ın, 2002 yılından beri her sene 4 oyuncusuyla buluşarak çektiği Çocukluk, sinema tarihinde benzeri olmayan bir proje!

Ellar Coltrane’in canlandırdığı Mason adlı bir çocuğun ilk okul yıllarından koleje girmesine kadar olan süreçteki büyümesine tanıklık ettiğimiz film, onun bir yandan boşanmış anne ve babasıyla yaşadıklarına odaklanırken, bir taraftan Linklater’in kendi kızı Lorelei Linklater’ın canlandırdığı kız kardeşi Samantha ile olan ilişkisine odaklanıyor.

Çocukluk, 23 Şubat Pazar günü 22:00’de Cinemaximum Beyoğlu Fitaş’ta gösterilecek. Filmin biletleri ise 10 Şubat’tan itibaren biletix.com, biletix gişeleri ve çağrı merkezlerinin yanı sıra festival sinemalarındaki gişelerden satışa çıkarılacak.

İş Bankası partnerliğinde düzenlenecek 13.!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl da yılın en çok konuşulan filmlerini Türkiye’ye getiriyor, partileriyle şehri ayağa kaldırıyor, etkinlikleriyle dünyamızı değiştirmeye devam ediyor. !f İstanbul, 13 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkıyor, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde de Ankara ve İzmir’e uğruyor!

 

if-festival İş Bankası partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f ² ile de 30 şehre film götürecek.

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 27 Şubat-2 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

 

Yılın beklenenleri yine Digiturk’le yine !f’te!
Digiturk Galaları, Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor.

The Hunting Party/Av Partisi, Matador filmleriyle tanıdığımız Amerikalı Richard Shepard’ın yazıp yönettiği, Jude Law’ı en sıra dışı rollerinden birinde izleyeceğimiz suç komedisi Dom Hemingway; arkadaşlıklar ve geçici aşklar üzerine eğlenceli hikayesiyle eleştirmenlerin gözdesi olmuş, Tarantino’nun “2013’ün en iyi filmleri” listesinde de 5. sırada yer almış Joe Swanberg imzalı Drinking Buddies/Akşamdan Kalanlar; San Sebastian’da Büyük Ödül’ün yanı sıra Özel Mansiyon ve Selanik’ten FIPRESCI ve Jüri Özel ödüllerini kapan, başroldeki Samuel Lange’ın oyunculuğuyla !fçilerin kalbini fethedecek Bad Hair/Kıvırcık Saç; Locarno’da kadın oyuncu dahil dört ödül birden alan, Atina ve Valladolid’de seyircinin gönlünü kazanıp ödüllere boğulan Short Term 12/Kısa Dönem 12; Louise Archambault’un Locarno’dan Seyirci Ödüllü dokunaklı aşk filmi Gabrielle, Alex Gibney’nin Julian Assange ve Bradley Manning’in psikolojilerini ve onların etrafında yaratılan efsaneleri kurcalayan belgeseli We Steal Secrets: The Story of WikiLeaks/Sırları Çalıyoruz: WikiLeaks’in Hikâyesi; ünlü İtalyan aktris Valeria Golino’nun yönettiği, yılın ödüllere doymayan filmlerinden Honey/Bal; ilk uzunu Reconstruction/Yeniden Sev Beni’den beri kendine sıkı hayranlar yaratan Christoffer Boe’nun yeni filmi Sex, Drugs & Taxation / Spies & Glistrup; Amerikan bağımsız sinemasının gözde kadın yönetmenlerinden Kelly Reichardt’ın bir barajı havaya uçurmayı hedefleyen radikal çevreci üç aktivistin hikâyesine odaklandığı etkileyici filmi Night Moves/Gece Planı; Karl Lagerfeld, Tom Ford, Donatella Versace’nin arz-ı endam ettikleri, Fransız Vogue dergisinin eski editörü Carine Roitfeld’in hayatını anlatan Mademoiselle C/Matmazel C; aynı zamanda ünlü bir modacı olan Agnès B.’nin bir çocukluk travmasının çetin ve sinemasal olarak çok yönlü hikâyesini anlattığı filmi My Name is Hmmm…/Benim Adım Hmmm…; 2007’de çektiği Amal’la yakın takibe aldığımız Hindistan asıllı Kanadalı yönetmen Richie Mehta’nın çalışmaya gönderdikleri çocukları Siddharth’ı kaybeden bir ailenin yürek burkucu hikâyesini konu alan Siddharth; Sundance’te oyuncu performanslarına Jüri Özel Ödülü getiren ve yılın en parlayan bağımsızlarından The Spectacular Now/Şu An Muhteşem; Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanan, James McAvoy’u psikopat, seks düşkünü, alkolik ve uyuşturucu bağımlısı bir polis olarak izleyeceğimiz Filth/Pislik ve sıkı sinefillerin ilk uzunu Abel’den beri takip ettikleri Hollandalı usta Alex van Warmerdam’ın izleyen herkesi şaşkınlığa sürükleyen son yapıtı Borgman/Bela, “Galalar” bölümü filmlerinden sadece birkaçı.

if Festival afişi

if Festival afişi

Bu bölümde ayrıca; yılın merakla beklenen filmlerinden Nymphomaniac, Dallas Buyers Club, The Double, Under the Skin, Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky, The Wind Rises ve The Grandmaster da Türkiye galasını yapacak filmler arasında…

Lars von Trier, her zamanki gibi provokatif bir işe soyunduğu Nymphomaniac/İtiraf’ta, seks bağımlısı bir kadının çocukluğundan yetişkinliğe, hayatının farklı dönemlerini anlatıyor. Trier’in ürkünç ve büyüleyici dört saatlik bu epik filmi, Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgård, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Christian Slater, Uma Thurman, Willem Dafoe, Udo Kier gibi bir arada görmesi hayal olabilecek bir kadroyu buluşturuyor ve kuşkusuz yılın sinema olayı oluyor.

Başta C.R.A.Z.Y./Çılgın olmak üzere Young Victoria/Genç Victoria, Café de Flore/Ruh Eşim gibi filmleriyle kendi takipçilerini yaratan Jean-Marc Vallée’nin Altın Küre’lerde 2 dalda adaylığıyla Oscar’a göz kırpan son filmi Dallas Buyers Club/ Sınırsızlar Kulübü; sarsıcı hikâyesi kadar Matthew McConaughey ve Jared Leto’nun oyunculuklarıyla da yılın en merak uyandıran projelerinden…

2010’da gönlümüzü çeldiği bağımsızı Submarine’den beri sesi soluğu çıkmayan ve ne yapacağını heyecanla beklediğimiz Richard Ayoade’nin ikinci filmi The Double/Öteki ise (2013) kendisiyle tıpatıp benzerlik gösteren ‘öteki’ kendisiyle tanışan bir adamın deliliğe doğru giden hayatını anlatıyor. Dostoyevski’nin yazdığı dönem ağır eleştirilere maruz kalmış, ama zamanla bir başyapıta dönüşmüş aynı adlı romanından uyarlanan film, Jesse Eisenberg ve Mia Wasikowska’nın uyumuyla da göz dolduruyor.

Chungking Express, In the Mood for Love/Aşk Zamanı, 2046, My Blueberry Nights/Benim Aşk Pastam filmlerinin usta yönetmeni Wong Kar-Wai’nin son filmi The Grandmaster/Büyük Usta’sı ise, 1930’larda geçiyor ve Bruce Lee’nin de hocası olan dövüş sanatları ustası Ip Man’ın hayatına odaklanıyor. Uzakdoğu festivallerinde ödüllere boğulan ve her Wong Kar-Wai filminde olduğu gibi tasarımı ve görselliğiyle büyüleyen film, yönetmenin fetiş oyuncusu Tony Leung ile Ziyi Zhang’ı buluşturuyor.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan, The Science of Sleep/Rüya Bilmecesi filmlerinin yaratıcısı Michel Gondry’nin heyecanla beklenen belgeseli Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky/Uzun Boylu Adam Mutlu Mu?: Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet, dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar sıfatlarının hepsini taşıyan Noam Chomsky’le yaptığı sohbetlerden oluşuyor. Gondry’nin animasyonlarla tarif ettiği bu sohbette, yaşayan en büyük filozoflardan birinin çocukluğundan bugüne süren etkileyici hayatını dinliyoruz.

Radiohead’den Massive Attack’e, pek çok ünlü gruba çektiği videolarla ve Sexy Beast/Seksi Hayvan, Birth filmleriyle tanıdığımız Jonathan Glazer’ın Michel Faber’ın Türkçede de yayımlanan aynı adlı kitabından uyarladığı Under the Skin/Derinin Altında’sı, kendisine seksi bir kadın imajı vererek erkekleri avlayan tehlikeli bir uzaylıyı anlatıyor. Femme fatale uzaylı rolünde Scarlett Johansson’ı izleyeceğimiz bu etkileyici bilimkurgu, 1976 tarihli klasik The Man Who Fell to Earth/Dünyaya Düşen Adam’ın kadın versiyonu yorumlarıyla karşılanmıştı.

Bölümün en heyecan uyandıran filmlerinden biri de The Wind Rises/Rüzgâr Yükseliyor kuşkusuz. Anime dünyasının usta ismi Hayao Miyazaki’nin sinemaya vedası olacağını söylediği film, 2. Dünya Savaşı’nda kullanılan Zero avcı uçaklarının tasarımcısı Jiro Horikoshi’nin hayatına odaklanıyor ve yönetmenin hayranları ile anime tutkunlarını bir kez daha büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.

Yılın ilham veren yönetmeni aranıyor!

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin uluslararası yarışmalı bölümü Keş!f, altıncı yılında yılın ilham veren yönetmenini aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı “Keş!f” bölümünde, ABD, Almanya, Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarışacak.

Hamam, Hayal Kurma Oyunları, Anlat İstanbul, Ses, Aşk Tesadüfleri Sever filmlerinin oyuncusu, en son “Muhteşem Yüzyıl” adlı televizyon dizisinde Şehzade Mustafa rolünde izlediğimiz Mehmet Günsür; Silkwood, House of Games, Valmont ve The People vs. Larry Flynt gibi pek çok klasik filmde yapımcılık, Amadeus’tan Man on the Moon’a, Brokeback Mountain’dan Gangs of New York’a, önemli filmlerde yürütücü yapımcılık yapmış Michael Hausman; New York Film Festivali seçim komitesinde görev alan, aynı zamanda New Directors/New Films’in ortak direktörlüğünü ve Film Society of Lincoln Center’ın programlama direktörlüğünü de yürüten sinema yazarı ve film küratörü Dennis Lim; La Moitié gauche du frigo, Congorama, It’s Not Me, I Swear! gibi bol ödüllü filmlerin yanı sıra en son 2011’de Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı kazandığı Monsieur Lazhar’ın ünlü Kanadalı yönetmeni Philippe Falardeau ve Berlinale’nin yenilikçi filmleri öne çıkardığı Forum bölümünün direktörü Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f jürisi, 2014’ün ilham veren yönetmenini seçecek.

Keş!f Uluslararası Yarışma filmleri ise şöyle: Ramon Zürcher’in Toronto, Cannes, Berlin gibi festivallerde büyük övgüyle karşılanan filmi The Strange Little Cat/Tuhaf Kedicik; İngiliz yönetmenler Stephanie Spray ve Pacho Velez’in Locarno’da En İyi İlk Film dalında özel mansiyon kazanan filmleri Manakamana; Clio Barnard’ın Cannes’da Label Europa Cinemas Ödülü’nü kazanmış, Stockholm ve Londra film festivallerinde ‘En İyi Film’ seçilmiş The Selfish Giant/Bencil Dev’i; İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish&Cat/Balık ve Kedi; Iraklı asıllı yönetmen Hisham Zaman’ın Kuzey Kürdistan’da başlayan ve İstanbul’a uğrayan, Tribeca’dan ödüllü filmi Before Snowfall/Kar Yağmadan Önce; Abdellah Taïa’nın bir gey çocuğun Arap toplumunda büyümesini şiirsel bir dille ve korkusuzca anlattığı Salvation Army/Kurtuluş Ordusu; Narimane Mari’nin belgesel sinemanın kalesi sayılan CPH:DOX’dan en iyi belgesel ödüllü filmi Bloody Beans/Kahrolası Fasulyeler; Sırbistanlı kadın yönetmen Mina Djukic’in etkileyici büyüme hikâyesi The Disobedient/Haylaz ve Türkiye’den Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın dünya prömiyerini Berlinale’nin Generation bölümünde yapacak, Altın Portakal’da ‘En İyi İlk Film’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Kurgu’ ödüllerini toplamış filmleri Mavi Dalga.

Keş!f bölümündeki filmler ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi tarafından değerlendirmeye alınacak. Burçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan jüri, seçecekleri bir filme SİYAD Ödülü’nü verecek.

Keş!f’e kardeş yarışma: Aşk & Başka Bi’Dünya
!f İstanbul’un bu yılki yenilikleri arasında ise, uluslararası yarışma “Keş!f”e kardeş gelen Aşk & Başka Bi’Dünya özellikle dikkat çekiyor. Filmleriyle yeni ve açık yollara, yöntemlere ve birlikteliklere işaret eden sinemacıları bir araya getirecek Aşk & Başka Bi’Dünya Yarışması, kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak ve “yılın en yaratıcı müdahalesini” arayacak. Aşk & Başka Bi’Dünya’yı yepyeni bir platforma dönüştürmeyi amaçlayan !f İstanbul, bu yarışma dışında ayrıca bir konuşma serisi ve aktivist sinemacılar buluşması da düzenleyecek.

Aşk & Başka Bi’Dünya’da yarışacak filmler arasında; Mayıs ayında bir trafik kazasında kaybettiğimiz İran Kürdistan, Bane’li Taha Karimi’nin yönettiği ve 1988 yılında, Saddam Hüseyin’in Baas rejiminin kimyasal saldırıları sonucu 182 bin sivil Kürdün ölümüne neden olduğu katliamdan kurtulmayı başarmış Faraj’ın yıllar sonra bölgeye gidişini anlattığı 1001 Elma/1001 Apples; 13 Mayıs 1985’te Philadelphia şehir yönetiminin radikal organizasyon MOVE’u kaldıkları evden çıkartma operasyonunun bir felakete dönüşmesini anlatan, Tribeca’da Jüri Özel Ödülü’yle kutlanan Jason Osder belgeseli Let the Fire Burn/Bırakın Yansın; Edison Cajas’nın Şili’nin dününe, bugününe ve yarınına ışık tutan filmi The Waltz of the Useless Mass/İşe Yaramazların Valsi; İran kökenli Riahi Kardeşlerin birlikte yönettiği, insanlığın mücadele yönetmelerini FEMEN’den Wall Street’e, İspanyadaki konut mücadelesinden Mısır’a uzanan bir hikâye sarmalında anlatan Everyday Rebellion/Her Gün İsyan; Toronto’da “En İyi Belgesel” seçilen, Uluslararası Belgesel Birliği (IDA) tarafından da yılın en iyisi seçilen ve Mısır’da yaşanan olaylarda yer alan bir grup aktivistin yaşadıklarını anlatan Jehane Noujaim imzalı The Square/Meydan; Mike Lerner ve Maxim Pozdorovkin’in yönetmenliğini üstlendiği, en son Putin karşıtı bir eylem sonrasında iki üyesi hapis cezasına çarptırılan feminist kolektifi Pussy Riot’ın hikâyesini konu alan Pussy Riot: A Punk Prayer/Pussy Riot: Bir Punk Duası ve Türkiye’den Koray Kaya’nın yönettiği, çağdaş müziğin algı süreçlerini, öncesi ve şimdisini İlhan Mimaroğlu’dan Aydın Esen’e, İlhan Erşahin’den Arto Tunçboyaciyan’a, önemli müzisyenlerle tartışan Anarchic Harmony/Anarşik Armoni yer alıyor.

Oyuncaklı filmlerden hoşlananlara “Oyun”

!f İstanbul’un sinemada oyun alanı yaratan ve seyirciyi oynamaya davet eden filmleri bir araya getiren bölümü “Oyun” ise, bu yıl Turkcell Profesyoneller Kulübü’nün sponsorluğunda gerçekleşecek. Oyuncul belgeseller, kaçık bilimkurgular, kült adayı ilk filmler, Japonya’dan gerçeküstücü fanteziler ve animasyon dünyasının en son hitleri seyirciyi yeryüzünün ve insanlık tarihinin belki de en eski eylemiyle, ‘oyun’la baş başa bırakacak.

Dünya sinema tarihini başlangıcından bugüne bütünüyle anlattığı 15 saatlik The Story of Film: An Odyssey/Sinemanın Hikâyesi belgeseliyle tanıdığımız Mark Cousins’ın açılışını Cannes’da yapan, bu kez sinemadaki çocuklara bakan yeni filmi A Story of Children and Film/ Sinema ve Çocukların Hikâyesi; İzlanda’nın muhteşem doğasında, atlar ve insanlardan ibretlik, trajikomik öyküler anlatan, ilk yönetmenlik denemesinde Benedikt Erlingsson’a San Sebastián ve Tokyo film festivallerinden ödüller getiren Of Horses and Men/Atlar ve İnsanlar; çocukluk ve yetişkinlik arasında sürreel ve büyüleyici bir yolculuğa çıkaran, Gen Art’tan “En İyi Film” başta olmak üzere toplam dört ödüllü Swim Little Fish Swim/Yüz Küçük Balık Yüz; 2007’de çektiği Big Man Japan’la radarımıza takılan, “Japonya’nın Cem Yılmaz’ı” Hitoshi Matsumoto’nun son filmi R-100, Toronto Film Eleştirmenleri Birliği’nce Jay Scott Ödülü’ne değer görülen, Slamdance’de Büyük Jüri Ödülü, Austin Fantastic Fest’ten de En İyi Film Ödülü’nü alan The Dirties/Pislikler Çetesi; iki sene önce !f’te de gösterilen Rubber/Lastik’le olay yaratan kült yönetmen Quentin Dupieux’in, takipçilerini bile ters köşeye yatırdığı son filmi Wrong Cops/Fena Polisler; ‘Indie animasyonun kralı’ olarak bilinen Bill Plympton’ın tutkulu, eğlenceli ve çılgın aşk filmi Cheatin’/Aldatma; Joseph Conrad’ın meşhur romanı ‘Karanlığın Yüreği’nin gonzo versiyonu da sayılabilecek, büyüleyici ve rahatsız edici, siyaseten yanlış, tehlikeli ve ölümüne çılgın sinema deneyimi Sick Birds Die Easy/Hasta Kuşlar Kolay Ölür; Disneyland’de gerilla stili çekilen ve sırf bu yüzden büyük tartışmalara neden olan, nefis siyah-beyaz görüntüleriyle ve kendine özgü mizah anlayışla karanlık, gerçeküstü bir masal olan Escape from Tomorrow/Yarından Kaçış; !f seyircisinin Curling, Bestiaire ve Vic+Flo Bir Ayı Gördü’yle yakından tanıdığı Denis Côté’nin “Mekanik ritüellerin hâlâ devam ettiği atölyeler ve fabrikalar bizim için bugün ne ifade ediyor?” sorusunu soran son filmi Joy of Man’s Desiring/Arzulamanın Zevki ve Türkiye’den, Fasulye filmiyle kendine has bir seyirci kitlesi kazanan Bora Tekay’ın uğurböceğinden süper kahraman, birkaç boş sayfadan da uzun metraj film yarattığı komedisi Böcek, “Oyun” bölümü filmleri…

Sanat hayat içindir!

Bu yılın yeni bölümlerinden biri de sanat ve hayatı buluşturan “Sanat Hayat İçindir!”. Sundance’te Belgesel dalında yönetmenlik ödülü, Tribeca’dan da Seyirci Ödülü’nü kapan, boks gibi şiddet içerikli bir sporu, son derece artistik bir biçimde resim sanatına yansıtan Ushio Shinohara ile kendisi gibi sanatçı olan eşi Noriko’nun birlikte açacakları sergiye hazırlıklarını konu alan, 2014 Oscar’larında da En İyi Belgesel adayı Cutie and the Boxer/Genç Kız ve Boksör; Alfred Hitchcock’tan David Lynch’e birçok sinemacıya ilham kaynağı olmuş Edward Hopper’ın 13 tablosunda gördüğümüz bir kadının hikâyesini 1920’ler Amerika’sını arka plana alarak yeniden hayal eden sıradışı belgesel Shirley: Visions of Reality/Shirley: Gerçekliğin Kehanetleri; aslında bir illüzyonist ve yazar Teller’ın ilk sinema filmi de olan, eğlenceli bir sanat dedektifliği hikâyesi anlatan Tim’s Vermeer/Tim’in Vermeer‘ı; baskının ve sansürün kol gezdiği Belarus’ta bir tiyatronun perde arkası öyküsünü gizlice kaçırılan arşiv görüntüleri ve sansüre direnen röportajlarla anlatan Dangerous Acts Starring the Unstable Elements of Belarus/Belarus’un Sakıncalı Unsurlarının Tehlikeli Eylemleri; bugün Amerikan fotoğrafı için tartışmasız bir öneme sahip olan Vivian Maier’ın keşfedilme sürecini konu alan Finding Vivian Maier/Vivian Maier’in Peşinde; Fransız fotoğrafçı ve kışkırtıcı sokak sanatçısı JR’ın dünya ölçeğinde katılımcılarla gerçekleştirdiği Inside Out projesini konu alan Inside Out: The People’s Art Project/Tersyüz: İnsanların Sanat Projesi; gerek özel yaşamı gerek çektiği fotoğraflarla tartışmalar yaratan Nan Goldin’in yaşamı ve çalışmalarını konu alan Nan Goldin – I Remember Your Face/Nan Goldin – Yüzünü Hatırlıyorum bu bölümde gösterilecek filmlerden sadece birkaçı…

Reggio ve Lynch’e özel
!f İstanbul, her sene sinemanın değişik mıntıkalarında gezinen “Özel Gösterimler” bölümüne bu sefer iki ustanın işini konuk ediyor. Qatsi Üçlemesi’nin kült yönetmeni Godfrey Reggio’nun yine akıllara durgunluk veren diyalogsuz bir modern yaşam portresiyle geri döndüğü Visitors/Ziyaretçiler ve filmleriyle aklımızı başından alan usta yönetmen David Lynch’in bilmediğimiz hayatına tanık olacağımız ve yıllardır yürüttüğü meditasyon çalışmalarına eşlik edeceğimiz David Lynch: Meditation, Creativity, Peace/David Lynch: Meditasyon, Yaratıcılık, Huzur, özellikle sinefillerin kaçırmaması gereken seyirlikler…

!f kült!

!f İstanbul’un kemikleşen bölümlerinden !f kült’e bu sene Charles Laughton’ın 1955 tarihli klasiği The Night of the Hunter/Caniler Avcısı konuk oluyor. Aslen oyuncu olarak tanıdığımız Laughton’ın ilk ve son yönetmenlik denemesi olan film, kendisine vaiz süsü veren ama aslında kendini kadınları öldürmeye adamış bir psikopat olan Powell’ın, hapishanede öğrendiği bir gerçekle bankadan soyulmuş paraların peşine düşmesini anlatıyor. Özellikle başroldeki Robert Mitchum’ın sinema tarihinin en etkileyici kötü karakterlerinden birine hayat verdiği bu etkileyici kara film, döneminde değeri bilinmemiş olsa da zamanla kült mertebesine erişmiş ve kendine sıkı hayranlar edinmişti. Bu yıl içinde çeşitli ülkelerde yeniden gösterime girecek Caniler Avcısı, yenilenmiş kopyasıyla Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da…

Koltuğunda zıplamak isteyenlere “Karanlık & Köşeli”!
Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu sene de, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan senenin en çok konuşulan fantastik ve avangard filmlerine, seyircinin ‘görme biçimleri’ni altüst eden, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.

Boston Underground Film Festivali’nde “En İyi Film” seçilen, Chicago’dan Altın Hugo, Fant-Asia’dan En İyi İlk Film, SXSW Film Festivali’nden de “Seyirci Ödülü”nü toplayan, eleştirmenlerce yılın gerilim filmlerinden biri ilan edilen Cheap Thrills/Ucuz Heyecanlar ile 2009’da çektikleri ilk filmleri Amer’le etkilendiğimiz Fransız ikili Hélène Cattet ve Bruno Forzani’nin seyirciyi şoke edecek yeni işleri The Strange Color of Your Body’s Tears/Bedenindeki Yaşların Gözyaşlarının Garip Rengi; pagan temsillerinden komün denemelerine, black metal festivallerinden kutuplardaki münzevilere, Kuzey Işıkları’ndan her daim mucizevi anlara uzanan ruhsal bir yolculuk deneyimi vadeden A Spell to Ward Off the Darkness/Karanlığı Savuşturmak İçin Bir Büyü; ilk filmi Murder Party’le dikkatleri çeken Jeremy Saulnier’in Cannes Film Festivali’nin Director’s Fortnight bölümünde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan ve klasik intikam hikâyesine yenilikçi ve atmosferik yaklaşımıyla dikkat çeken ikinci filmi Blue Ruin/İntikam; Koroshiya, Gokudô sengokushi: Fudô/Ölümcül Oyunlar, Audition/Ölüm Provası gibi filmleriyle Türkiye’de de sıkı takipçiler yaratan, janrlar arasında dolaşmayı seven ve şiddeti sunmak konusunda hiç de çekimser davranmayan ünlü Japon yönetmen Takashi Miike’nin son filmi The Mole Song: Undercover Agent Reiji/Köstebek Şarkısı: Gizli Ajan Reiji festivalin seyirciyi yerinden hoplatacak filmlerinden birkaçı.

Sevmekten korkmayanlara “Gökkuşağı”!

!f İstanbul’un ilk yılından beri, sevmekten korkmayanların ve gökkuşağının altında hepimize yer var diyenlerin filmlerini buluşturduğu  “Gökkuşağı” bölümünde bu sene 6 film gösterilecek: Jeffrey Schwarz’ın yönettiği, John Waters’ın fetiş oyuncusu Divine’ın, Baltimore’daki çok az bilinen ilkgençlik günlerinden kült bir süperstar oluşuna kadarki hayat hikâyesini anlatan I am Divine/Ben Divine; Aralarında João César Monteiro, Raul Ruiz, Werner Schroeter, Robert Kramer ve Derek Jarman’ın da yer aldığı birçok büyük sinemacının hem arkadaşı olan, hem de onların filmlerinde ses mühendisliği yapan, aynı zamanda 20 yıldır HIV ve Hepatit C ile yaşayan aktivist Joaquim Pinto’nun ilham verici hayatına seyirciyi ortak eden What Now? Remind Me/Peki Şimdi? Hatırlat Bana; prömiyerini 2013 Sundance’te yaptıktan sonra Berlin Film Festivali’nde Teddy Jüri Ödülü kazanmayı başaran Amerikalı yönetmen ve senarist Stacie Passon’ın etkileyici draması Concussion/Sarsıntı, 1985 San Francisco’sunu, geyler için belirsizlik ve korku dolu bir tarihi fon alıp 20’li yaşlarında bir modern dansçı olan Frankie’nin bu korkulara göğüs gerişini konu alan Test; Hilton Lacerda’nın Gramado ve Rio de Janeiro film festivallerinde ödüllere boğulan, Brezilya askeri darbesi döneminde sahneye çıkma cesareti göstermiş avangart bir kumpanyanın hikâyesine odaklanan Tattoo/Dövme ve Türkiyeli trans erkek bireylerin ilk örgütlenme mücadelelerine tanıklık eden Voltrans.

!f’in müzik festivali !f music 3 yaşında!

Maximum Kart partnerliğinde düzenlenecek, !f music bu yıl üçüncü yaşını kutluyor ve müziği sinemaya, sinemayı sahneye taşımaya, partileriyle de İstanbul gece hayatını hareketlendirmeye devam ediyor.

Yılın en iyi müzik filmlerini buluşturan !f music’in bu yılki seçkisinde yer alan filmler ise şöyle: 2009’da Cherrybomb’la dikkatleri çeken ikili Lisa Barros D’Sa ve Glenn Leyburn’un radikal, asi ve son derece tutkulu bir müziksever Terri Hooley’nin 70’lerin Belfast’ında plak dükkânı açmakla başlayan, İrlanda’nın punk babasına dönüşen hayatını anlattıkları Good Vibrations, Amerika’nın en iyi indie gruplarından The National’ı konu alan ama onun hakkında olmayan bir belgesel olma tuhaflığıyla grubun hayranlarının ilgisini hak eden Mistaken For Strangers; eskiden A Silver Mt. Zion olarak da bilinen Kanadalı ünlü post-rock grubu Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra’nın evcil çifti Efrim ve Jessica’nın bir yandan müzik, bir yandan da ev yaşamlarına eşlik etmememizi sağlayan Gel Bizimle Dertlen!; Küba’yı kasıp kavuran, hükümetin konser vermelerine ve hatta albüm yapmalarına izin vermediği underground rap grubu Los Aldeanos’la tanışmamıza vesile olan Viva Cuba Libre: Rap is War/Viva Cuba Libre: Rap Savaştır ve çağımızda müzisyen olmanın getirdiği zorluklara odaklanan, 15. yılına giren New York Red Bull Müzik Akademisi’nin eğitimlerinin yanı sıra, Brian Eno, Rakim ve Lee ‘Scratch’ Perry gibi isimleri de izleyeceğimiz Ne Fark Eder? Müzik Yapmaya Dair Bir Film.

25 Ocak’ta yapacağı açılış partisiyle !f İstanbul’dan önce ‘merhaba’ diyen !f music’in partileri de heyecan uyandırıyor. Bu yıl 15 Şubat’ta !f İstanbul Açılış Partisi’ni garajistanbul’da yapacak !f music, bir !f klasiğine dönüşen “Gökkuşağı Partisi”ni de 21 Şubat Cuma gecesi The Hall’a taşıyacak.

!f İstanbul Açılış Partisi‘nde, Panorama ve Fabric’in sevilen seslerinden prodüktör ve DJ’i Ewan Pearson ve DearHead’den Evrim Tüfekçioğlu’nun DJ setleri geceyi ele geçirirken, Gökkuşağı Partisi’nde, kariyerindeki zirveye son hızla tırmanan İngiliz DJ Anthea ve Berlin’in en meşhur underground mekanı Berghain / Panorama Bar’ın resident DJ’i nd_baumecker’ı dinleme fırsatı yakalayacağız. Festivalin “Gökkuşağı” bölümünde izleyeceğimiz I’m Divine filminden ilham alarak hazırlanacak gecede, ana sahneyi DearHead, alternatif sahneyi ise Duygu Dönmez/Just-D ısıtacak. !f music parti biletleri, öğrenci 20 TL, tam 30 TL olarak biletix’te satışa sunulacak.

!f music kapsamında ayrıca 3 özel etkinlik gerçekleşecek. !f istanbul’un açılış partisi için İstanbul’a gelecek olan İngiliz müzik prodüktörü, söz yazarı, remix sanatçısı Ewan Pearson; Protools, Logic ve Ableton Live yazılım programları üzerine çalışma tekniklerini anlatacağı “Dijitalden analoga, kendi sesini yaratmak” başlıklı bir sohbet düzenleyecek. (16 Şubat, 18.00 – 19.00)

!f music 2014 film programında yer alan “Ne Fark Eder? Müzik Yapmaya Dair Bir Film” belgeseli de bir sohbete ilham olacak. Müziğin yaratım süreçlerinin anlatıldığı ve hayran olduğumuz sanatçılardan kişisel müzik hikâyelerini dinlediğimiz filmde “keşke burada olsaydı da tanışsaydık” dediğimiz isimlerden Todd Edwards bu film vesilesiyle İstanbul’a gelecek ve sevdiği seslerden, ilham kaynaklarından ve kariyerinde iz bırakan anlardan bahsedecek. Edwards ayrıca aynı günün gecesi, Red Bull Music Academy’nin filmi kutlamak üzere vereceği partide çalıyor olacak. (18 Şubat Salı / 16.00 – 17.00)

!f music kapsamında bir de çok özel bir pop up etkinliği gerçekleşecek. 19 Şubat’ta Babylon’da gerçekleşecek bu büyüleyici sinema ve konser deneyiminde, görüntü ve müziğin sıradışı bir şekilde bir araya geldiği Jem Cohen’in filmlerine, Guy Pucciotto’nun (Fugazi) gitarı, Jim White’ın (Dirty Three) davulu ve George Xylouris’un udu eşlik edecek. Jem Cohen, bu performans için özel olarak bir araya getirdiği 3 yeni kısa filmiyle bizi sağanak yağmurlu şehir manzaralarının, gece ve müzelerin gizemli dünyasına, müzisyen arkadaşlarının eşliğinde büyüleyici bir yolculuğa davet edecek. (19 Şubat Çarşamba / 21.00)

Ev dediğimiz Türkiye’den fotoğraflar

!f İstanbul Türkiye sinemasının son bir yılını mercek altına aldığı “Ev” bölümünde alternatif sesleri bir araya getiriyor. Antalya’da büyük ilgi gören, Ali Kemal Çınar’ın hemoroid hastalığından yola çıkarak ailesiyle yaşadıklarını ve sinema sevdasını anlattığı Kısa Film; yine Antalya’dan En İyi Belgesel Ödülü’nü alan Biene Pilavcı’nın eski VHS kayıtları ve küçük bir kızın günlükleriyle başlayan hayat hikâyesinin izinde bir ailenin geçmişini arşınladığımız filmi Tek Başına Dans; Vuslat Saraçoğlu’nun Müslüm Gürses hayranlarının kurduğu muslumculer.com üyeleriyle yaptığı görüşmelerden oluşan şaşırtıcı belgeseli Müslüm Babanın Evlatları; topraklarını ve sularını HES’lere kaptırmak istemeyen insanların mücadelelerinin anlatıldığı Kamilet, Loç Vadisi, Suyun Gözü, Derelerin Kardeşliği filmlerinden oluşan seçki Kurtarılmış Bölge?; Bülent Gündüz’ün iki senedir içimizde bir yumru olarak duran Roboski katliamını konu alan filmi Roboskî mon amour; Kürtlerin Rojava’da devrimden sonra edindikleri demokratik özerkliğin akabinde bölgede yaşananlara odaklanan The Silent Revolution/Sessiz Devrim; Türkiye’nin ilk şehir planlamacısı Aron Angel’in ağzından İstanbul’un bugünkü AVM’ler diyarı haline gelişinin hikayesini izleyeceğimiz İstanbul Hayali ve Gezi eylemleri döneminde gecelerini ve gündüzlerini parkta geçiren gençlerin, yanlarında anne-babaları ya da büyükanneleri, en korktukları anları, en güldükleri sloganları, anladıklarını ve anlamadıklarını anlattıkları Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda, Türkiye’de ev dediğimiz yerlerden çarpıcı resimler sunuyor.

40’a yakın noktada aynı anda film izliyoruz

Dünyada ilk kez !f İstanbul tarafından gerçekleştirilen ‘alternatif dağıtım ve paylaşım’ projesi “!f ²’’ bu yıl beşinci kez ve İş Bankası Maximum Kart ve İş’te Üniversiteli partnerliğinde ve online sinema sitesi MUBI ortaklığında yapılacak. Festivalin son üç günü olan 21-22-23 Şubat tarihlerinde İstanbul’da gösterilecek 5 film, 30 şehir ve 36 farklı noktada, 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. İstanbul’daki festival salonlarını Türkiye’nin 26 şehrinin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah’a taşıyacak “!f ²’’de Tek Başına Dans, Gabrielle, Bad Hair/Kıvırcık Saç, Honey/Bal ve Everyday Rebellion/Her Gün İsyan filmleri gösterilecek.

Yılın en iyi kısaları bir arada

!f İstanbul’un kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl da yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. !f İstanbul’un tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. İstanbul’daki gösterimler sırasında yapılacak “İzleyici Oylaması” sonucu bir kısa filmin yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

Bu yıl “Türkiye’den Kısalar” bölümü bu yıl dört derlemeden oluşuyor. Türkiye’nin son bir yılında çoğumuzu derinden etkileyen bağzı meseleleri konu alan 6 kısalı “Biz Buraya Nasıl Geldik?”, idealize edilen mutlu aile tabloları yerine başka aile tablolarını bir araya getiren “Aile Tablosu”, her birinde farklı bir coğrafyanın/mekânın renginin filmin atmosferinin baskın geldiği üç farklı sinemasal lezzeti buluşturan “Üç Renk”, cümlesini hem doğrudan bir soru, hem de bir meydan okuma olarak sordurtan “Kim Korkar Hayattan !/?”, yılın en kendine özgü kısa programı olarak seyircilerini bekliyor.

Mavi Dalga’yla Sundance atölyesi

!f İstanbul’un son dört yıldır Sundance Enstütüsü ile ortaklaşa yürüttüğü ve Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleşecek Sundance Senaryo Lab öncesi, festivale özel bir atölye gerçekleşecek. 2012 yılındaki atölyeye seçilen dört senaryodan biri olan Mavi Dalga’nın yönetmenleri Zeynep Dadak ve Merve Kayan, filmin çekim sürecini ve senaryonun oluşum aşamalarını paylaşacak. Önceki yıllarda Charien Dabis, Sally El-Hosseini ve Ry Russo Young ile benzerleri yapılan, yönetmenlerin klipler ve anekdotlarla renklendirdiği bu atölye, senaristlerin, yönetmenlerin ve film meraklılarının kaçırmaması gereken özel ve samimi bir çalışma. “Sundance: Özel Çalışma, Mavi Dalga” atölyesi 22 Şubat’ta SALT Beyoğlu’da ücretsiz izlenebilir.

!f İstanbul etkinlikleri hareket katıyor

!f İstanbul’un söyleşili, atölyeli etkinlikleri festivale ve !fçilerin dünyasına hareket katacak. Bu yıl festivalin etkinlik mekânları İstanbul’da SALT Beyoğlu, Açık Sinema, Cezayir; İzmir’de Fransız Kültür Merkezi olacak.

Salt Beyoğlu
Geçen yıl olduğu gibi festivalin önemli duraklarından SALT Beyoğlu ücretsiz etkinliklere ev sahipliği yapacak.

Bu yıl !f’in bir buluşma platformu olarak da kurguladığı yeni uluslararası yarışması ‘Aşk & Başka Bi’Dünya’, Salt Beyoğlu’nda gerçekleşecek “Küçük Müdahaleler” başlıklı etkinlik serisine de ilham kaynağı olacak.

Festival “Çoğumuzun kendi yetilerini, gücünü, yapabildiklerini her gün sorguladığı kırılgan ama bir o kadar da yeniliklere gebe bir dönemdeyiz. Bir araya gelip, hem sorularımızı, hem de bildiklerimizi paylaşma zamanıdır” inancıyla oluşturduğu bu platformda, !f 2014’ün yarışma ve yarışma dışı programından yönetmenler ve yapımcıların yanı sıra, Türkiye’den sinemacı, aktivist, yazar, sanatçı ve müzisyenleri buluşturacak.

Bu yıl “Küçük Müdahaleler”, bir konuşma serisi, bir atölye ve bir mini konserden oluşuyor. Bu kapsamda sorulacak soru ise “Yaşadıklarımızla ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz?”.

 Bir Atölye

!f İstanbul’un kurucularından ve yardımcı yönetmeni Pelin Turgut’un moderatörlüğünde yapılacak “Şifalı Sözler: Zor zamanlarda ‘devam’ diyen bir hikâyeyi nasıl yaratırız?” başlıklı atölyede katılımcıların Gezi sırasında yaşadıklarımızı sonrasında yarım kalanla birleştirmeyi ve birbirimizin hikâyelerini dinlemeyi hedefliyor. (15 Şubat Cumartesi, 13.00 – 17.00)

Bir Mini Konser

Türkiye’nin genç kuşak çağdaş müzik bestecilerinden Erdem Helvacıoğlu’nun Gezi direnişi süresince kaydettiği dış seslerden oluşan 60 dakikalık işinin dinletisinin sergileneceği “Direnişin Sesleri”, bir belgeleme çalışmasından ziyade, çeşitli flashback’lerden oluşan, sinema filmi estetiğinde betimlenen bir hikâyenin işitsel anlatımı sayılabilir. (15 Şubat Cumartesi, 19.30 – 21.00)

Bir Konuşma Serisi

Bir gün boyunca sürecek bu seride yer alacak konuşmacılar ve konuşma başlıkları şöyle: Anarşik Armoni‘nin yönetmeni Koray Kaya ve film müziklerini yapan Mutlu San “Henüz Gerçekleşmemiş Bir Direnişi Çekmeye Başlamak”; Tek Başına Dans’ın yönetmeni Biene Pilavcı “Kişisel Olanın Derinliklerinden, Koskocaman Dünyaya: Kişisel Hikâyelerin Ne Önemi Var?”; VideoOccupy kurucularından Olgu Demir “Bu Bir Video Değildir!”; çağdaş sanatçı Ali Kazma “Bir direniş platformu olarak beden”; şair ve yazar Bejan Matur “Sanat Dünyaya Ne Söyler?”; Her Gün İsyan’ın yönetmenleri Arash Riahi ve Arman Riahi “İlham, Bilgi Ve Direniş: Sinema Ve Diğer Yollar”; Pussy Riot: Bir Punk Duası’nın yönetmenleri Mike Lerner ve Maxim Pozdorovkin “Globalleşen Dünyada Sanat ve Aktivizm: Pussy Riot Olayı”; İşe Yaramazların Valsi’nin yönetmeni Edison Cajas “Şili’den Faydasız ve Baltalayıcı Mektuplar: Gelecekle şimdi arasında sıkışmış geçmişin deneyimi”; Jem Cohen ve Guy Piccioto “Eylemin Şiirselliği: Sinema, Müzik ve Aktivizmin Birlikteliği”; Meydan’ın yönetmeni Jehane Noujaim “Devrimi anlamak, toparlamak ve sinemaya aktarmak: Meydan’da yönetmenliğin ve yapımcılığın aktivist hali” (16 Şubat Pazar, 10.30 – 16.45)

Salt Beyoğlu, ‘Küçük Müdahaleler’ dışında iki etkinliğe daha ev sahipliği yapacak: !f’te ilk gösterimi yapılacak Böcek filminin ekibiyle gerçekleşecek ve içimizdeki oyuncuyu bulmaya yönelik “Bizimle Oynar Mısın?” başlıklı atölye 7-9 Şubat tarihlerinde Salt Beyoğlu’nda yapılacak. (7-8-9 Şubat, 10.00 – 20.00) Anadolu Kültür ve Diyarbakır Sanat Merkezi’nin yürüttüğü, docIstanbul ve Geniş Açı Proje Ofisi’yle birlikte gerçekleştirilen BAK projesi kapsamında geçen yıl çekilen kısa filmlerin ve fotoğraf çalışmalarının gösterileceği “Hatırlamak Ve Anlatmak İçin Şehre Bak” başlıklı etkinlik ise 14 Şubat’ta gerçekleşecek.  (14 Şubat Cuma, 16.00 – 18.00)

Cezayir

!f İstanbul Etkinlikleri kapsamında 4. kez gerçekleştirilecek Yaşayan Kütüphane, 15 ve 16 Şubat tarihlerinde Cezayir’de olacak… Aynı kentte birlikte yaşadığı halde birbiriyle konuşma fırsatı bulamayan insanlara yapıcı ve kişisel bir söyleşi ortamı sunmayı ve bu yolla kişilerin birbirlerine karşı önyargılarını yeniden gözden geçirmelerini teşvik ederek toplumsal barışa katkı sağlamayı hedefleyen Yaşayan Kütüphane, Toplum Gönüllüleri Vakfı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yürütülüyor. (16-17 Şubat, 12:00 – 17:00)

 Biletler biletix’te

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin biletleri  31 Ocak-2 Şubat tarihlerinde İstanbul için, 14-16 Şubat tarihlerinde de Ankara ve İzmir için biletix’te indirimli ön satışa çıkacak. Bu yıl festival biletleri biletix’ten ve sinema gişelerinden satın alınabilecek.

 İstanbul’da bilet ücretleri:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 8 TL (19:00 seansı öncesi)

Tam: 15 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 12 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 8 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 17 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 8 TL

Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 11,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 8 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 14 TL

İş Bankası Maximum Kartlılara özel avantajlar

Festivalde İş Bankası Maximum Kart sahiplerine özel olarak hazırlanan “Maximum Film” ve “Maximum Müzik” paketleri ile biletlerde %50 indirim ayrıcalığı sunulacak. İş Bankası Maximum Kart sahipleri, “Maximum Film” paketiyle en az 4, en fazla 20 adet festival sinema biletini, “Maximum Müzik” paketiyle ise en az 2, en fazla 6 adet parti biletini %50 indirimle satın alabilecekler. Paket almayı tercih etmeyen İş Bankası Maximum Kart sahipleri için de film ve parti biletlerinde ön satışta %20 indirim ayrıcalığı sunulacak.

Turkcell’den bir bilet alana bir bilet bedava

Festivalde ayrıca, Turkcell Profesyoneller Kulübü üyeleri de Cuma ve Cumartesi akşamı 19:00 ve 19:30 seanslarında “bir bilet alana bir bilet hediye” fırsatından faydalanacaklar.

!f İstanbul,13 Şubat’ta İstanbul’da başlayacak ve 27 Şubat’ta Ankara’ya ve İzmir’e uğrayarak 2 Mart’ta yolculuğunu tamamlayacak. Ayrıntılı bilgi için: www.ifistanbul.com

Ayrıntılı bilgi ve söyleşi talepleriniz için:

Uğur Yüksel

!f İstanbul Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörü

Dereboyu Cad. Ambarlıdere Yolu No:4 Kat:1 Ortaköy – Beşiktaş, İstanbul

www.ifistanbul.com

T: +90 212 281 01 42

F: +90 212 270 55 58

G: +90 536 731 42 16

 

Star Wars serisinin yeni filmi Star Wars: Episode VII’ın yönetmeni J.J. Abrams, filmin senaryosunun tamamlandığını açıkladı.

star-wars

Disney yapımcılığından yeniden sinemaya dönmeye hazırlanan ‘Star Wars’ efsanesinden hayranlarını sevindirecek haber geldi.
İngiliz basınından The Daily Mail’in sitesinde yer alan habere göre; bir türlü çekimleri başlamayan film için, yeni serinin yönetmeni J. J. Abrams senaryo yazımının sona erdiğini açıkladı.
Oyuncu seçimleri sır gibi sıklanan film için ‘Breaking Bad’ dizisinden Jesse Plemons ile görüşüldüğü öne sürülmüştü. Abrams bu iddiaları da doğruladı ve bugüne kadar görüştükleri tek aktörün Plemons olduğunu açığa kavuşturdu.
Senaryonun tamamlanmasının ardından filmin çekimlerine hazırlandığını söyleyen Abrams, filmin çekimlerine Mayıs ayında İngiltere’de başlanacağını da belirtti.
Serinin yedinci bölümü 18 Aralık 2015’te vizyona girecek.

Almanya’nın başkenti Berlin’de 64’üncüsü düzenlenecek Uluslararası Film Festivali Berlinale 2014’ün jüri üyeleri açıklandı. Festivalin jüri başkanlığını ABD’li prodüktör James Schamus’un yapacak.

64-berlin-film-festivalinde

6-16 Şubat arasında düzenlenecek film festivalinde iki defa Oskar Ödülü’nü kazanan Avusturyalı aktör Christoph Waltz’ın da jüride yer alması dikkati çekti.

Berlinale 2014’te verilecek ödüller şöyle: En iyi film dalında Altın Ayı, jüri büyük ödülü dalında Gümüş Ayı, Alfred Bauer Ödülü dalında Gümüş Ayı, en iyi yönetmen Gümüş Ayı, en iyi kadın ve erkek oyuncu dalında Gümüş Ayı, en iyi senaryo dalında Gümüş Ayı, kamera, müzik, kostüm ve set dalında Gümüş Ayı.

Komiteden yapılan açıklamaya göre jüri üyeleri şu isimlerden oluşuyor:

James Schamus (ABD), Christoph Waltz (Avusturya), Barbara Broccoli (ABD), Trine Dyrholm (Danimarka), Mitra Frahani (İran), Greta Gerwig (ABD), Michel Gondry (Fransa), Tony Leung (Çin).

Bu sene 46’ncı kez gerçekleşecek SİYAD Ödül Töreni’nde Onur Ödülü sahipleri açıklandı. Sinema ve tiyatro oyuncusu-çevirmen Serra Yılmaz, yönetmen ve senarist Ali Özgentürk, senarist, sinema ve tiyatro oyuncusu Macit Koper, bu senenin onur ödülü sahipleri.

serra-yilmaz

Serra YILMAZ

aLİ-OZGENTURK

Ali ÖZGENTÜRK

SİYAD’ın Emek Ödülü ise yayıncı, tasarımcı, fotoğraf ve afiş sanatçısı Erol Ağakay’a verilecek. 20 Ocak’ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek törende, SİYAD’ın 93 üyesinin 2013 yılında sinema salonlarında en az yedi gün ticari gösterime girmiş yerli ve yabancı filmler arasında yapacağı iki turlu değerlendirme sonucunda belirlenen isimler ödüllerini alacak. Yerli yapımlar kategorisinde en iyi film, yönetim, senaryo, müzik, görüntü yönetimi, sanat yönetimi, kurgu dalları, kadın oyuncu performansı, yardımcı kadın oyuncu performansı, erkek oyuncu

Macit KOPER

Macit KOPER

performansı, yardımcı erkek oyuncu performansı ile toplam 11 ana dalda ödül verilecek.

Gecede 2013 yılının, sinema yazarları tarafından belirlenen en iyi yabancı filmi de açıklanacak. Belgesel film ve en iyi kısa film ödüllerinin de verileceği gecede genç müzisyen Karsu da sahne alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şişli Belediyesi ve Garanti Bankası’nın ana destekçisi olduğu, Ceyda Düvenci’nin sunuculuğunu yapacağı SİYAD ödülleri, D-Smart’ın 20’nci kanalında canlı yayımlanacak.

Google, özel günlerde kişi ve olayları anmak için hazırladığı doodle’lara bugün bir yenisini ekledi. Google’ın anasayfasında beliren Doctor Who doodle’ı, 8 bit’lik bir oyun olarak belirdi. Google, Doctor Who doodle’ının bugüne kadar hazırlanan en büyük doodle olduğunu açıkladı.

whoodle

Ünlü bilim kurgu dizisi Doctor Who’nun 50’inci yılını kutlayan Google, özellikle dizinin hayranlarının çok seveceği animasyonlu bir doodle hazırladı.

Doctor Who’nun 11 kez hayata geri döndüğü karakterleri seçebildiğiniz oyunda, TARDIS zaman yolculuğu yaparak farklı senaryolarda ‘Google’ harflerini oluşturuyorsunuz. Harfleri toplamak için, Dalek gardiyanlarını geçmeniz gerekiyor.

Guardian’ın haberine göre, Google’ın hazırladığı en büyük animasyonlu doodle olan Doctor Who’nun hazırlanması 4 ay sürdü. Google’ın merkezinin bulunduğu Mountain View’deki Googleplex tesisinde, Doctor Who doodle’ına ‘Whoodle’ adı takıldı.

Eylülün son günleri vizyona  4’ü yerli 8 film vizyona girecek. 

İSTANBUL

SİNEMA

Yerli yapımlardan yönetmenliğini Aydın Bulut’un üstlendiği “Benimle Oynar mısın?” izleyiciyle buluşacak.

Oyuncu kadrosunda Uğur Polat, Eyşan Özhim, Rüzgar Boyle, Ertan Saban, Arif Erkin’in yer aldığı filmin senaryosunu Eyşan Özhim ve Aydın Bulut kaleme aldı.

Filmde, talihsiz bir olayın ardından ceza alarak hapishaneye gönderilen bir kadının, 8 yıllık mahkumiyetin ardından özgürlüğüne kavuşması ve sonrasında yaşadıkları anlatılıyor. Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’nın önemli bir yer tuttuğu film, İnönü Stadı’nda çekilen son film olma özelliğini de taşıyor.

“3 Kadın 3 Kader”

Faik Ahmet Akıncı’nın yönettiği “3 Kadın 3 Kader” filminde Esma Ünal, Aleyna Eroğlu, Meltem Telli izleyici karşısına çıkacak.

Birbirinden farklı üç kadının kaderlerinin hikayesi ekseninde gelişen filmde, kadına karşı şiddet konu ediliyor.

“Öyle Sevdim Ki Seni”

Yönetmenliğini ve senaristliğini Orhan Tekeoğlu’nun yaptığı “Öyle Sevdim Ki Seni”, dram severleri salonlara çekmeyi amaçlıyor.

Kayhan Yıldızoğlu, Oktay Gürsoy, Duygu Yıldız, Alma Terzic, Tevfik Erman Kutlu’nun izleyici karşısına çıkacağı filmde, 1900’lü yılların başlarında Trabzon-Gümüşhane sınırına yakın bir yerleşim alanı olan Santa’dan Yalta’ya taş ustası olarak giden Yakup Usta’nın torunu Olga’nın, çalışmak için 1997’de Trabzon’a gitmesi ve sonrasında gelişen olaylar ele alınıyor.

“Karnaval”

Yönetmen koltuğunda Can Kılcıoğlu’nun oturduğu “Karnaval” filminde Tülin Özen, Serdar Orçin, Sait Genay, İpek Bilgin ve Vedat Erincin rol alıyor.

Can Kılcıoğlu’nun senaristliğini de üstlendiği filmin konusu şöyle:

“30’lu yaşlardaki Ali, babasıyla yaşadığı sorunlar nedeniyle evden kovulur ve arabada yaşamaya başlar. Bu süreçte tek derdi hayatını sürdürebileceği düzenli bir işe girebilmektir. Tam da bu sırada halı yıkama makinesi pazarlamacısı olma şansını elde eder. Sonrasında tesadüf eseri karşılaştığı Demet ile arasında gelişenler sayesinde hayallerini gerçekleştirme fırsatını yakalarlar.”

“Büyük Kumar”

Haftanın yabancı filmleri arasında yer alan “Büyük Kumar” filmini Brad Furman yönetti.

Amerikan yapımı dram-gerilim türündeki filmin oyuncu kadrosunda, Ben Affleck, Justin Timberlake, Gemma Arterton, Anthony Mackie, Dayo Okeniyi yer alıyor.

Filmde, Princeton Üniversitesi son sınıf öğrencisi Richie’nin okulu için kullanması gereken tüm parasını online poker oynatan yasadışı bir kumar sitesinde harcaması sonucu gelişen olaylar izlenebilecek.

“Katliam Gecesi”

Gerilim ve korku türündeki “Katliam Gecesi” filminin yönetmenliğini Adam Wingard üstlendi.

Oyuncuları arasında Sharni Vinson, Barbara Crampton, Wendy Glenn, Margaret Laney, Ti West’in yer aldığı filmde, katillerden oluşan maskeli bir çetenin Davison ailesinin bir toplantılarını basması konu ediliyor.

“Malavita: Belalı Tanık”

Yönetmenliğini ve senaristliğini Luc Besson’ın yaptığı “Malavita: Belalı Tanık” filminde Robert De Niro, Michelle Pfeiffer, Tommy Lee Jones, Dianna Agron, David Belle gibi oyuncular izleyici karşısına çıkacak.

Amerikan ve Fransız ortak yapımı filmde, The Manzoni ailesinin diğer aileler tarafından ölüm tehditleri aldıktan sonra koruma programına katılmaları ve Fransa’ya yerleştirilmeleri anlatılıyor.

“Mavi Yasemin”

Woody Allen’ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği “Mavi Yasemin” filminde, Cate Blanchett, Alec Baldwin, Peter Sarsgaard, Charlie Tahan, Sally Hawkins gibi isimler rol alıyor.

Dram-komedi türündeki filmin özeti şöyle:

“New York’lu çekici ve göz alıcı bir ev kadını, son derece gösterişli bir yaşam sürmektedir. Ancak parasını bu denli cömertçe harcaması nedeniyle büyük bir mali krizin içine sürüklenir ve iflas etmenin eşiğine gelir. Tek çıkış yolu ise San Francisco’da tanıştığı ve kendisine finansal anlamda yardım edeceğini düşündüğü adamı bulmak için San Francisco’ya gitmektir.”

 

 

28.Eylül.2013-Kaynak: A.A.

Bu hafta 2’si yerli 8 film vizyona girecek.Yönetmenliğini ve senaristliğini Filiz Alpgezmen’in yaptığı “Yabancı”, izleyicilerle buluşacak.

karayel-poyraz-1“Karayel Poyraz”

Haftanın yerli yapımlarından “Karayel Poyraz” filminin yönetmenliğini Levent İnanır üstlendi.

Oyuncu kadrosundaYüksel Arıcı, Numan ÇakırHikmet Karagöz,Yıldırım Beyazıt, Soner Arıca’nın yer aldığı filmin senaryosunuLevent İnanır ve Yıldırım Bayazıt yazdı. Komedi-dram türündeki filmde, İstanbul’dan Karadeniz bölgesine gidenfarklı ideolojideki gençlerin yaşamı konu ediliyor.
texas-testere“Teksas Katliamı 3D”

“Teksas Katliamı 3D” filminin yönetmen koltuğunda John Luessenhop oturuyor. Alexandra Daddario, Tania RaymondeThom BarryBill Moseleyve Shaun Sipos‘un izleyici karşısına çıkacağı gerilim türündeki filmin senaryosunu Debra Sullivan, Stephen Susco ve Adam Marcus kaleme aldı.

ABD yapımı filmin konusu şöyle: “Uzun zaman önce Teksas’ta küçük bir kasabada beş gencin başına bir felaket geldi. Korku ve dehşetin o gün gördükleri kadarını tahmin bile edemezlerdi. İçlerinden sadece biri hikayeyi anlatmak için kaçabilecekti ve onun sağ  kalışı bu tarifsiz dehşete görünürde son verecek bir olaylar zincirini tetikleyecekti. Az sayıda insanın bildiği, kurtulan bir kişi daha olduğuydu. Bir bebek bu delilikten saklanmış, o gün olanlardan ve kökeninden habersiz büyümüştü. Yıllar sonra, bir yetişkin olan Heather Miller hiç bilmediği bir büyükanneden kalan mirasını almak için doğduğu yere çağrılır. Heather,arkadaşları Nikki, Ryan ve Kenny eşliğinde Teksas’a doğruhareket eder…”

“Kötü Ruh”

Yönetmenliğini Fede Alvarez’in yaptığı “Kötü Ruh” filminde, Shiloh Fernandez, Jessica LucasLou Taylor PucciJane Levy,Elizabeth Blackmore oynuyor.
Korku türündeki ABD yapımı filmde, 20’li yaşlarda 5 arkadaşın bir kulübede kapalı kalması sonucu yaşadıkları olaylar izlenebilecek.
“Geçit Yok”

Aksiyon-gerilim türündeki “Geçit Yok” filminde, Arnold Schwarzenegger, Forest Whitaker, Peter Stormare, Jaimie Alexander, Johnny Knoxville izleyici karşısına çıkacak.

Yönetmen koltuğunda Jee-Woon Kim‘in oturduğu filmin senaryosu Jeffrey Nachmanoff ve Andrew Knauer imzası taşıyor. Filmde, sınır bölgesinde  şeriflik  yapan Owens’ın karşısına uyuşturucu kaçakçılığı yapan ve polislerce aranan bir uyuşturucu çetesi liderinin çıkmasıyla yaşanan gelişmeler anlatılıyor.
“Suç Ortağı”

Simon West’in yönettiği “Suç Ortağı” filminde, Nicolas CageJosh LucasDanny Huston, Mark Valley, Sami Gayle rol alıyor.

Senaryosunu David Guggenheim‘ın kaleme aldığı film, banka soygunu sırasında ihanete uğrayarak 8 yıl hapis yatan soyguncunun hikayesiyle başlıyor. Aksiyon türündeki filmde, soyguncunun, hapisten çıktıktan sonra sabıkalı geçmişini geride bırakıp uzun suredir görmediği kızıyla ilişkisini düzeltmeye çalışması konu ediliyor.
“Kayıp Balık Nemo 3D”

Animasyon türündeki 3 boyutlu “Kayıp Balık Nemo 3D” filmi, çocukları salonlara çekmeyi hedefliyor. Yönetmenliğini Andrew Stanton ve Lee Unkrich‘in üstlendiği filmin seslendirmelerini Eric Bana, Geoffrey Rush, Willem Dafoe, Ayça Bingöl, Ellen DeGeneres yaptı.

Senaryosunu Andrew Stanton, Bob Peterson ve David Reynolds‘ın yazdığı filmin konusu şöyle: “Dünyaya gelir gelmez annesini kaybeden Nemo babası tarafından büyütülmektedir. Artık İlkokul çağına geldiğinde babasının ilgisinden sıkılmaya başlar. Bir süzgeci küçük olduğu için babası okyanusta yüzmeyi Nemo’ ya yasaklamıştır. Bir gün Nemo, okyanusta yüzebileceğini ve o sırada yüzeyde duran cisme dokunabileceğini zanneder ve kendini bir anda bir insanın ellerinde bulur. Oğlunun insanlar tarafından yakalanıp götürüldüğünü gören babası, çok kararlıdır ne olursa olsun Nemo’yu bulacak ve eve geri getirecektir. Ancak okyanus sandığından çok daha tehlikelidir.”


Cesur_balik-2“Cesur Balık 2”

Senaryosunu Chris Denk ve Johnny Hartmann‘ın yazdığı 3 boyutlu animasyon türündeki “Cesur Balık 2” filminin yönetmenliğini Mark A.Z. Dippe yaptı. Seslendirmelerini Rob Schneider, Drake Bell, Jamie Kennedy, Frankie Jonas, Busy Philipps üstlendiği filmde, köpekbalıkları tarafından kaçırılan arkadaşlarını kurtarmak için yola çıkan “Pi” ve “Junior”ın başından geçenler konu ediliyor.

Sinema Genel Müdürlüğü, yenilenen web sayfasından yayınladığı Türk sinema tarihi kronolojisinde değişikliğe gitti. Daha dar kapsamlı yeni bir kronoloji hazırlandı, bir döneme damgasını vuran seks filmleri hakkındaki bilgiler çıkarıldı, o dönem, “Çeşitli furyaların etkisiyle filmlerin kalitesi düşmüş” denilerek “özetlendi”.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Bakanlık seks filmlerini unutmadı” başlığıyla 7 Ocak’ta Hürriyet’te yayınlanan ve www.sinema.gov.tr sitesindeki Türk seks filmleri tarihçesi ile ilgili bilgilerin verildiği haberin ardından harekete geçti. Bakanlığın talimatıyla, Sinema Genel Müdürlüğü, “Türk Sinema Tarihine Genel Bir Bakış” başlığıyla yeni bir tarihçe hazırladı.

Daha önce web sitesinde yer alan, “Melih Gülgen’in ‘Parçala Behçet’le seks filmlerine yeni bir yol açtığı, Ali Poyrazoğlu ve Aydemir Akbaş’ın seks sinemasının vamp erkeklerini oluşturdukları, seks furyasının pornografiye dönüştüğü ve Zerrin Egeliler’in de bir yıllık süre içinde çevirdiği 37 filmle dünya rekoru kırdığı” bilgilerinin yerini, şunlar aldı:

“O DÖNEM KALİTE DÜŞTÜ”

“1970’lerdeki Türk Sineması’nın yapısal gelişiminde, dış faktörlerin rolü, iç faktörlerden daha büyüktür. Türkiye’de 1971-1980 yılları arasında geçen süre zarfında, başta siyasi ve ekonomik alanlarda olmak üzere birçok konuda köklü değişiklikler olmuştur. Büyük siyasi, iktisadi ve sosyolojik değişimler her sektörü olduğu gibi sinema sektörünü de derinden etkilemiştir. Televizyona artan ilgi, kitleleri sinemadan uzaklaştırmış, sinema salonları kapanmaya başlamış, çeşitli furyaların etkisiyle filmlerin kalitesi düşmüş, sinema sektörü daralma sürecine girmiştir. 1977 yılında, Türk Sineması’na yasal düzenlemeler hazırlamak maksadıyla Kültür Bakanlığı’na bağlı Sinema Dairesi Başkanlığı kurulmuştur.”

1960’LARDA AMERİKAN SİNEMASININ ÖNÜNDE

Genel Müdürlüğün hazırladığı yeni tarihçede, şunlara da yer verildi:

“1960’lı yılların bir diğer özelliği de Türk Sineması’nın Amerikan Sineması’nın önünde olmasıdır. 1966’da Türk sineması 241 filmle, dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4’üncü sırayı almaktadır. 1960’lı yıllar, Türk Sineması için altın bir çağ olarak kabul edilmektedir. 1980-1990 yılları arasında devlet doğrudan müdahalelerle sinema sektörünü düzenlemeye çalışmış, 1986 yılında sinema, video ve müzik eserleri yasası çıkartılmıştır.

2 BİN 93 SİNEMA PERDESİ VAR

Türk sinema sektörü 90’lı yılları kriz içinde karşılamıştır. Bu süreçte neredeyse yılda 10 filmden az yapım üretilmiştir. Sinemalar birer birer kapanmış, özel televizyonlar peşi sıra açılmıştır. 1990’lı yıllarda genç bir yönetmen kuşağı belirmiş, önceleri kısa filmlerle ve senaryolarla hayatını geçindiren bu kuşak Türk Sineması’na yeni bir soluk getirmiştir. İzleyici profili değişmiştir. Türkiye´de 2012 yılı itibariyle 567 sinema binası, 2 bin 93 sinema perdesi ve 268 bin 72 sinema koltuğu bulunmaktadır.”

 Haber : Umut ERDEM

Kaynak : [-]

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Sinematek gösterimleri, “İtalyan Sineması” kuşağı ile devam ediyor. Ücretsiz gösterimler, Cuma akşamı usta yönetmen Federico Fellini’nin “Aylaklar” filmi ile başlıyor. İzmir Sanat’taki ücretsiz film gösterimleri saat 20.00’de başlayacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 3 yıldan bu yana sürdürdüğü ve gelenekselleşen, “Yeniden Sinematek” etkinliklerine “İtalyan Sineması” temasıyla devam ediyor. İzmir Sanat’ta gerçekleştirilecek gösterimler, 4 Ocak Cuma akşamı Federico Fellini’nin “Aylaklar” filmi ile başlayacak. 1953 İtalya- Fransa ortak yapımı film, “yaşadıkları kasabadan gitme” hayalleri kuran gençlerin hikayesini anlatıyor.

11 Ocak Cuma akşamı Vittorio De Sica’nın “Umberto D.” İsimli filmi izleyicilerle buluşacak. 1952 yılı İtalyan yapımı film, İtalyan yeni gerçekçi sinema akımının başyapıtı sayılıyor. Filmde, Umberto Demonico Ferrari isimli emekli bir devlet memuru ile onu hayata bağlayan tek şey olan köpeği Flike’nin hikayesi anlatılıyor.

18 Ocak Cuma akşamı, Pietro Germi tarafından yönetilen 1961 yapımı “İtalyan Usulü Boşanma” filmi gösterilecek. İtalya’da olduğu gibi uluslararası alanda da büyük ilgi gören film, “En İyi Aktör” (Marcello Mastroianni) ve “En İyi Yönetmen” dallarında Oscar ödülüne aday gösterildi ve “En İyi Senaryo” dalında bu ödülü kazandı. Cannes Film Festivali’nde ise “En İyi Komedi Filmi” ödülünü aldı. Aralarında Altın Küre ve BAFTA gibi ödüllerin de olduğu 6 ödül daha kazandı.

25 Ocak Cuma günü, “Bir Zamanlar Batıda” isimli İtalyan-Amerikan ortak yapımı film gösterilecek. Sergio Leone tarafından yönetilen 1968 yapımı film, en iyi westernlerden birisi kabul ediliyor.

 

Kaynak : [-]

Tarihi belgeler, kıyamet senaryolarının neredeyse insanlık tarihi kadar eski olduğunu, insanoğlunun Dünya’nın yok olmasından her zaman büyük bir dehşet duyduğunu gösteriyor.
Bilinen ilk kıyamet senaryosu, M.Ö. 2800 yılına ait bir Asur tabletinde yer alıyor. Kil tablet, gerçekleşmemiş kıyamet senaryosunu şöyle anlatıyor:“Dünyamız, son günlerde yozlaştı. Dünyanın hızla sonuna yaklaştığını gösteren işaretler var. Rüşvet ve yolsuzluk, aldı yürüdü. Çocuklar, artık ana babalarına itaat etmiyor. Tüm bunlar, Dünya’nın sonunun geldiğini gösteriyor.”

Ancak tablette yazanların aksine sonu gelen Dünya değil, Asur İmparatorluğu oldu. Yakın Doğu’da büyük bir imparatorluk kuran Asurlular, M.S. 612’de Babil ordusu tarafından tarihin karanlık sayfalarına gömüldü.
M.S. 1000

Dünya tarihinin en büyük çaplı kıyamet histerilerinden biri M.S. 1000 yılında yaşandı. Papa II. Sylvester, İsa Peygamber’in doğumunun 1000. yıl dönümünde dünyanın yok olacağını söyledi. Cennete gitmek isteyen Hristiyanlar, mallarını yoksullara dağıttı, günahlarının bağışlanması için kiliselere koştu. 1 Ocak 1000’de beklenen kıyamet kopmayınca Hristiyanlar, bu kez de İsa’nın öldüğü günün yıl dönümünü beklemeye başladı. Ama beklenen olmadı, kıyamet 1033’te de kopmadı.

Kıyameti kendi çıkarları için kullananlar da oldu. Papa III. Innocent, 1213’te Kudüs ve kutsal topraklara 5. Haçlı seferlerini düzenleyebilmek için kıyamet korkusundan yararlandı. Kıyametin İslam’ın yükselişinden 666 yıl sonrasına denk düşen 1284 yılında kopacağı kehanetinde bulunan Papa’ya inanan Hristiyanlar, kutsal toprakları alıp dünyayı kurtarmaya çalışken kendi canlarından oldu. 1284’te kıyamet kopmadı, ama 7 yıl sonra son Haçlı krallığı düştü ve Memluk Sultanı Halil Akka kentini aldı. Dünya ise dönmeye devam etti.
Kıyamet fikri sanatçıları da etkiledi. Sanatın altın çağı olarak bilinen Rönesans, kıyamet kehanetlerinin yeniden tırmanışa geçmesine de sahne oldu. Bu kehanetler, Bizans İmparatorluğu’nun kalbi İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesi gibi bazı “felaketlerin” takvimleri değiştirdiği fikrine dayanıyordu.

Dominikli keşiş Girolamo Savonarola’nın “Tanrı’nın kılıcının, kısa bir süre sonra savaş, veba ve açlık olarak Dünya’nın üstüne geleceği” kehanetinden etkilenen Rönesans’ın önde gelen ustalarından Sandro Botticelli, “Mistik Doğum” adlı tablosunda kayaların altına saklanıp bekleyen küçük iblisler resmetmiş ve resmin altına da kıyametin yakın olduğuna dair not düşmüştü.

Almanya’da inşa edilen tekneler

Bilim adamları da kıyamet fikrinden etkilendi. Alman matematikçi ve astronom Johannes Stöffler, 1499 yılında gezegenlerin hizalanmasını temel alarak yaptığı kehanette 20 Şubat 1524’te meydana gelecek tufanın dünyayı yok edeceğini söylüyordu. Stöffler’in kıyamet kehaneti, basılan 100 kitapçıkla tüm Avrupa’ya yayıldı. Yüzlerce tekne inşa edildi, Alman asilzadesi Kont von Iggleheim, Rhein Nehri’nde üç katlı bir gemi yaptırdı. Gel gör ki kıyamet, 20 Şubat’ta da kopmadı. Aksine 1524 yılı, oldukça kurak geçti. Iggleheim’ın gemisinde yer kapmaya çalışanlar arasında arbede çıktı, yüzlerce kişi öldü. Kalanlar, kıyametin kopmadığını görünce kontu taşlayarak öldürdü.
Stöffler, son bir çaba olarak 1528’i yeni kıyamet tarihi olarak belirledi. O gün de bir şey olmayınca, kendini evine kapattı.

Giza Piramidi’nde saklı kıyamet tarihi

Hem 1641’te İngiliz kahin “Shipton Ana”nın kehanetlerinden, hem de Mısır’daki Giza Piramidi’nin gizemlerinden etkilenen astronom Charles Piazzi Smyth, farklı bir kıyamet tarihi ortaya attı. Piramidin sadece Mısırlılar tarafından değil, aynı zamanda Nuh Peygamber tarafından inşa edildiğini ileri süren ve piramidin dört bir yanında dünyanın sonunu gösteren izler bulduğunu belirten Smyth’e binlerce insan inandı. 5 Ocak 1881’de New York Times, hem Smyth hem de ona inananlarla dalga geçen bir makale yayımladı: “Piramidin ortasındaki galeride tam 1881 çentik var. Bu da son senemize girdiğimizi gösteriyor.”

Halley, dünyaya çarpacak

Tufanlar ve piramitler dünyanın sonunu getirmeyince insanoğlu, umudunu uzaya bağladı.
1910’da Dünya’nın yakınından geçen Halley kuyrukluyıldızı, kıyameti bekleyenlerin ekmeğine yağ sürdü. İngiliz yazarlar, Halley’in Almanya’nın işgalinin habercisi olduğunu ileri sürerken Fransızlar, kuyrukluyıldızın dehşetli bir sele neden olacağını yazdı. ABD’nin Chicago’da kentinde bulunan Yerkez Rasathanesi’nin Şubat 1910’da Halley’in kuyruğunda siyanür olarak bilinen zehirli bir gaz bulunduğunu açıklaması, tuz biber oldu. Sonunda Mayıs ayında Halley, Dünya’nın yakından geçip gitti ve New York Times, “Hala buradayız” diye başlık attı.

Jüpiter Etkisi

1974’te John Gribbin ile Stephen Plagemann, “Jüpiter Etkisi” adlı çok satan kitaplarında gezegenlerin Mart 1982’de Güneş’in aynı tarafında hizalanacağını, bu gök olayının kozmik olaylara neden olacağını ileri sürdü. Böylece yeni bir kıyamet tarihi belirlendi. Gezegenlerin toplam çekim gücünün, Yeryüzü’nün dönüşünü değiştireceği ve yıkıcı depremler olacağı ileri sürülen kitabın, Cambridge mezunu astrofizikçiler tarafından yazılmış olması, güvenirliğini artırıyordu.

Korkulan tarih yaklaşırken, binlerce insan dehşete kapılarak olası çıkış yollarının peşine düştü.

Kıyamet, 1982’de de kopmadı. Gribbin ve Plagemann, 1983’te“Jüpiter’in Yeniden Gözden Geçirilmiş Etkisi” adlı kitaplarını yayımladılar ve yeniden çok satanlar listesine girdiler.
1999, ünlü kahin Nostradamus’un kitabında dünyanın sonu olarak betimleniyordu. Nostradamus, 1999’un yedinci ayında gökten Dehşet Kralının geleceğini ve dünyanın sonuna neden olacağını yazmıştı.

1 Ocak 2000: Elektronik Kıyamet

1 Ocak 2000’de yeni milenyumun başlangıcı da kıyamet iddialarının kurbanı oldu. Bilgisayarların “00” ile biten yılı anlayamayacağını ileri süren felaket tellalları, Dünya’da yaşamın duracağı, hatta nükleer savaşın başlayacağı kehanetinde bulundu. Independent gazetesi, Uluslararası Para Fonu’nun gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kaos yaşanacağını öngördüğünü yazdı. İnsanlar, 1 Ocak yaklaşırken alışveriş merkezlerine akın ederek yiyecek, su ve diğer malzemeleri depoladı. 1 Ocak 2000’de Dünya, tüm kehanetlerin tersine yeni bir yüzyıla girdi.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı

İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ndeki (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı da kıyamet senaryolarından nasibini aldı.

İsviçre-Fransa sınırında yerin 100 metre altında kurulan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın protonları ışık hızına çok yakın bir hıza ulaştırarak çarpıştıracağını öğrenen bazı kesimler, bu tür çarpışmaların mikro kara delikler oluşturarak dünyanın sonunu getireceğini ileri sürdü. Kuantum fizikçilerinin “asla asla deme” eğilimleri, kıyamet söylentilerinin daha da hız kazanmasına neden oldu. Her şeye karşın Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, 10 Eylül’de 2008’de çalıştırıldı. Kıyamet kopmadı, ancak çarpıştırıcı 9 gün sonra teknik bir arıza nedeniyle kapatıldı. İnsanlar, 20 Kasım 2009 ve 30 Mart 2010’daki deneylerden sonra çarpıştırıcının dünyanın sonunu getirmeyeceğine ikna oldu.

Maya takviminin sonu

2012’inin sonuna yaklaşırken yeni bir kıyamet senaryosu ortaya atıldı. Mayaların M.Ö. 3114’te başlayan ve “Baktun” olarak adlandırılan 394 yıllık dönemlere ayrılan takvimine göre 13. baktun, 21 Aralık’ta sona eriyor. 13. baktunun sona erişi, bazı kesimler tarafından Dünya’nın da sonu olarak yorumlanıyor.

Gelecek kıyametler

Eğer Dünya, 21 Aralık’ta da yok olmazsa yedekte tutulan tarihler de bulunuyor.
Örneğin Amerikalı astrolog Jeane Dixon, İsa’nın 2020’de geri gelerek kötülüğe karşı savaş açacağını ve bu savaşın 2037’de sona ereceğini, daha sonra da dünyanın yok olacağını ileri sürdü. Dixon, daha önce kıyametin 4 Şubat 1962’de kopacağını iddia etmişti.

31 Ocak 1990’da Mısır’da doğan, 1974’te KuranıKerim’de 19 Mucizesi olarak bilinen ve İslam dünyasında tartışmalara yola açan “matematiksel sistemi”ni ortaya koyan Mısırlı biyokimyacı Reşad Halife, Dünya’nın sonunun 2280 yılında geleceğini hesapladı.
Yahudilerin kutsal kabul ettiği Talmud kitabına göre ise Mesih, Adem’in yaradılışından 6 bin yıl sonra gelecek ve sonraki bin yıl içinde dünya yok olacak. Talmud’a göre Dünya’nın mahvı, 2240’ta başlayacak ve 3240’ta bitecek.

Bazı bilim adamları göre ise Büyük Patlama’dan 5 milyar yıl sonra Güneş kırmızı bir deve dönüşerek Dünya’yı yok edecek.

2003 yılında “Büyük Son” teorisini ileri süren bilim adamları ise sürekli genişleyen evrenin yaklaşık 22 milyar yıl sonra tamamen yok olacağını ileri sürüyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 32. İstanbul Film Festivali, bu yıl 30 Mart-14 Nisan tarihleri arasında, dokuzuncu kezgerçekleştirilecek. Festivale başvurular başlıyor; ‘Köprüde Buluşmalar Film Geliştirme Atölyesi’ için son başvuru tarihi 21 Ocak, ‘Altın Lale Ulusal Yarışması’ için ise 28 Ocak.

Bu yıl dokuzuncu kez Akbank sponsorluğundagerçekleştirilecek İstanbul Film Festivali’nin otuz ikincisi için başvurular Ocak ayı sonuna kadar sürecek. “Ulusal Yarışma” kategorisinde seçilen filmlere jüri tarafından En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Özgün Müzik ve Jüri Özel ödülleri verilecek.

“Köprüde Buluşmalar” kapsamında altıncısı gerçekleştirilecek olan “FilmGeliştirme Atölyesi” ise yönetmen, senarist ve yapımcılara ilk uzun metrajlı kurmaca veya belgesel filmlerini çekmek için destek vermeye devam edecek.

28 Ocak Pazartesi akşamına kadar yapılacak başvurular arasından danışma kurulu tarafından belirlenen filmler, 32. İstanbul Film FestivaliAltın Lale Ulusal Yarışması’nda yarışacak.

“Ulusal Yarışma” kategorisinde yer alacak filmler arasından jürinin seçeceği En İyi Film’e 150.000 TL, En İyi Yönetmen’e ise 50.000 TL ödül verilecek. En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri 10.000’er TL olacak. İlk kez 2011 yılında para ödülüyle desteklenen JüriÖzel Ödülü bu yıl yine Efes Pilsen tarafından verilecek. Ulusal Yarışma’ya katılan filmler arasından Onat Kutlar anısına verilecek ödülükazanan filmin yapımcısına Efes Pilsen tarafından 30.000 dolar takdim edecek. “İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışması”nda jüri ayrıca, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik dallarında da ödül verecek.

32. İstanbul Film Festivali’ne uzun metrajlı kurmaca filmlerin yanı sıra, belgesel ve animasyon filmlerle de başvurulabiliyor. 31. İstanbul FilmFestivali çerçevesinde “Altın Lale Ulusal Yarışma”, “Yarışma Dışı”, “YeniTürkiye Sineması” ve “Belgeseller” bölümlerinde Türkiye’den toplam 39 filmin gösterimi yapılmıştı.

Ulusal Yarışma Başvuruları

Başvuruların 28 Ocak Pazartesi akşamına kadar festival merkezine (Nejat Eczacıbaşı Binası, Sadi Konuralp Cad. No: 5 Şişhane) yapılması gerekiyor. Festival yönetmeliğiyle başvuru formları, festival merkezi veya film.iksv.org adresinden temin edilebilecek. 

“Köprüde Buluşmalar” için son gün 21 Ocak 

Avrupa ve Türkiye’den yapımcı, yönetmen, senarist ve kurum temsilcilerini bir araya getirerek, Türkiye’den uzun metraj projelerin, ilk uluslararası sunumlarının yapılması için olanaklar yaratan “Köprüde Buluşmalar”ın sekizincisi 32. İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştirilecek.

32. İstanbul Film Festivali’nde “Köprüde Buluşmalar” çerçevesinde bu yıl altıncısı düzenlenecek “Film Geliştirme Atölyesi”ne başvurular, 21 Ocak Pazartesi akşamına kadar yapılabilir.

“Köprüde Buluşmalar Film Geliştirme Atölyesi”ne katılmak isteyen, uzun metraj kurmaca veya belgesel film yönetmen ve yapımcıları, 21 Ocak Pazartesi akşamına kadar [email protected] adresine e-posta yoluyla başvurabilirler. Yönetmelik ve başvuru formu film.iksv.org/tr/koprudebulusmalar adresinden temin edilebilir.

Başvurular arasından, seçici kurul tarafından ön eleme ile belirlenecek 12 projenin sahipleri, “Köprüde Buluşmalar Film Geliştirme Atölyesi”ne katılmaya hak kazanacaklar. Atölyenin amacı, sinemacılara projelerini uluslararası arenada sunmaları ve yapım sürecini başlatmaları için gerekli desteği bulmalarına olanak yaratmak. 10-11 Nisan 2012 tarihlerinde, festival kapsamında düzenlenecek atölyede proje sahipleri, aralarında ARTE, Eurimages, Berlin Ortak Yapım Marketi, Cinemart ve Torino Film Lab’in de bulunduğu uluslararası kuruluş temsilcileri, yapımcılar ve dağıtımcılar ile birebir görüşmeler yapacaklar.

Atölyede TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 10.000 dolarlık destek ödülü, Melodika Ses Post Prodüksiyon Ödülü ve Fransız Ulusal Sinema Merkezi CNC’nin 10.000 avroluk ödülü uluslararası jürinin değerlendirmesinin ardından sahiplerini bulacak. Ayrıca jürinin belirleyeceği bir proje Binger Lab’in 2.500 avro değerindeki Senaryo Danışmanlığı Ödülü’nün sahibi olacak.  Detay için : www.film.iksv.org