Şunun için etiket arşivi: seminer

Zaman zaman eğitim, sanat, toplum v.b. haber ve makaleleri sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Çocuk yetiştirme ile ilgili makaleler ve yazıları da paylaşmaya çalışıyoruz. Çünkü zaman zaman bizi mutlu eden çocuk yetiştirme ile ilgili olaylar, bazende başedemediğimiz olaylara dönüşebiliyor.  Bugün kısa ama tatmin edici olduğuna inandığımız bir Dr. Erdal Atabek makalesini sizlerle paylaşmak istedik…İyi okumalar…

ergen ve yetişkin

Günümüzün ”ergen dünyası” nı, bu dünyada geçerli olan ”ergen kültürü” nü anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak ”günümüz ergenleri” ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır.

Yeni ”ergen kültürü” nün özellikleri içindeki ”hedef seçememe”, ”geleceğini planlayamama”, ”sorumluluk almak istememe”, ”kendini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma”, ”çaba harcamadan elde etmek isteme” gibi özellikleri nasıl açıklamalıyız?

En önemli etkenler arasında ”sahip olma, elde etme ve kullanma” ile bunları yapabilmek için ”çalışmak ve kazanmak gereği” arasındaki bağı kopartan ”tüketim toplumu ideolojisi” dir. Bu ideoloji, henüz çalışmayan ve kazanmayan gençlere ”kredi kartı” vermekte, ”cep telefonları olması” nın normal olduğunu söylemekte, ”otomobil kullanarak özgürleşme” yi önermektedir. Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek yerine, bütün bunları sağlamanın anne babalarının görevi olduğunu düşünmekte, bunların ”kendi hakları olduğunu” öne sürmektedirler.

Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de ”tüketim toplumunun ideolojisi” ile buluşmaktadır. ”Çocukların aşırı korunmasının ailenin görevi olduğu” na ilişkin yaygın tutum ile ”çocuklarla gurur duyma isteği” . Bu iki özellik de çocukların ”yaşam standartları” na ailelerin -kimi zaman- ekonomilerinin üstüne de çıksa destek vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır.

Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz:

* Biz (ya da ben) çocuklarımız için yaşıyoruz.
* Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz.
* Biz çok sıkıntı çektik, onlar bu sıkıntıları çekmesin istiyoruz.
* İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar.
* Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun.
* Biz gençliğimizi yaşamadık, onlar doya doya yaşasınlar.
* Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor.
* Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum.
* Hiç sıkıntıya gelemiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar.
* Her istediğini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile.
* Çok iyi çocuktur, ama arkadaşlarına uyuyor.
* Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır.
* Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum.

Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır. Bu sözlerin oluşturduğu merdiven basamak basamak çıkılmaktadır. Sonuçta erişilen yer de hiç kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir yer olmaktadır.

Neden?

Çocuklarımızı hayatımızın ortağı değil, refahımızın ortağı yapıyoruz da ondan.

Neden ”hayatlarınızı çocuklarınıza adıyorsunuz?”
Neden ”çocuklarınız için yaşıyorsunuz?”
Neden çocuklarınıza ”istemedikleri şeyleri vermek için bunca çaba harcıyorsunuz?”
Neden çocuklarınıza ”hak etmedikleri şeyleri elde etmeleri” için yükümlülük duyuyorsunuz?
Neden çocuklarınıza ”sorumluluk vermiyorsunuz?” Şimdi almıyorlar, çünkü sorumluluk vermekte çok geç kaldınız.
Neden çocuklarınızı, ”yaptıkları yanlışlıkların sonuçlarıyla karşılaştırmıyorsunuz?”
Bu durumda, çocuklar ve gençler ”ailelerin onları her koşulda koruyacağını” biliyor.
Çocuklar ve gençler, kendileri hiçbir şey yapmasa da, ailelerin onlar için her şeyi yapacaklarını öğreniyor.
Çocuklar ve gençler, geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına güveniyor.
Onun için de kendine güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereğini duymuyor.
Yapılması gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa sonuçlara neden şaşmalı?

Lütfen, biraz düşünür müsünüz?

Hayatın Ortağı Olmak – Dr.Erdal Atabek

Kaynak :wikipedia.org

ve  narteks.net

 Erdal Atabek Kimdir?

Erdal Atabek

Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.

Erdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965’te yazarlığa başladı. Aynı yılTürk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966’da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.

Kariyeri

  • Beş Yıllık Kalkınma Planlarında Özel İhtisas Komisyonu başkan ve üyelikleri. (1972-1978)
  • Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü (1975)
  • Sosyal Güvenlik Bakanlığı ilk müsteşarlığı (1976)
  • Aile Okulları kurucu,yönetici ve eğitmenliği (1980)
  • Almanya, İsveç, Danimarka, Hollanda gibi dış ülkelerde aile, gençlik, kültür konferansları (1986)
  • Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde ‘İletişim Eğitmenliği’ (1994)
  • Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ‘Sosyal Psikoloji Öğretim Görevi’ (1996)

Kitapları

  • Alkol ve İnsan/ 5. basım
  • İnsan Sıcağı/ 5. basım
  • Sözüm Sanadır/7 basım
  • Kışkırtılmış Erkeklik-Bastırılmış Kadınlık / 27. basım
  • Kuşatılmış Gençlik
  • Gençlik Duvarları Yıkıyor
  • Kırmızı Işıkta Yürümek
  • Cinsellikten İkmale Kalmak
  • Kendi Yurdunda Sürgünsün
  • Belki de Sensin
  • Hayatımız ve Değerlerimiz
  • Bizim Duygusal Zekamız
  • Çocuklar Büyükler ve Tavşanlar
  • Erken Büyüyen Çocuklar
  • Modern Dünyada Değişen Değerler ve Gençlik
  • Sıpa Koleje Gidiyor (Mizah)
  • Dürüstlük Sevgili Çocuğum (2008) Cumhuriyet Kitapları

İnönü Vakfı tarafından hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi 1 Eylül’de açılıyor. Sergi Cumhuriyet’in ilk yıllarına dair birçok belge ve kaynağı barındırıyor.

lozan sergisi 2014

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının 90. yılı etkinlikleri kapsamında hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi, 1 Eylül – 11 Ekim tarihleri arasında FMV Galeri Işık’ta ziyaret edilebilecek. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi dolaşmaya Ankara’dan başlayan, ardından da Ankara, Antalya ve Eskişehir’e giden serginin son durağı İstanbul olacak.

Cumhuriyet’in ilk yıllarını İsmet İnönü perspektifinden ele alan sergi, toplumsal, kültürel ve ekonomik dönüşümleri belge, fotoğraf ve yazışmalarla anlatıyor. İsmet İnönü dönemine dair kitap, sergi ve seminer çalışmalarıyla bilinen İnönü Vakfı’nın hazırladığı sergi, iç ve dış politikada izlenen yol, Cumhuriyet rejimiyle birlikte Türkiye’de yaşananları tarih meraklılarına aktarıyor. Küratörlüğünü Prof. Dr. Zafer Toprak’ın, grafik tasarımını Ferah Perker, genel tasarımını ise Çağdaş Arpaç ve Dr. Fatma Türe’nin üstlendiği sergiye dokunmatik ekranlar, video enstalasyonları aracılığıyla ziyaretçiler interaktif olarak da katılabiliyor.

Atatürk ve İsmet İnönü arasındaki yazışmalar, telgraflar, dönemin gündelik yaşamına dair kamera görüntüleri, fotoğraflar, gazete ve dergi kapaklarının yanı sıra, sergi içerisinde mühürler, madalyalar, antlaşmalar, resmi yazışmalar gibi birçok belge de yer alıyor. ‘İsmet İnönü’nün Yaşamı’, ‘Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’, ‘Lozan Konferansı ve Antlaşması’, ‘İsmet İnönü ve İç-Dış Politika’ olarak dört ana başlığa ayrılan sergide Lozan Konferansı’na dair bugüne dek görülmemiş birçok fotoğraf da ziyaretçilerini bekliyor.

Sergide ayrıca çocuk ziyaretçiler için bir de çizgi film de gösteriliyor. Çizgi film, ‘Lozan Barış Antlaşması’ adını taşıyor. İstanbul Nişantaşı’da bulunan FMV Galeri Işık, pazar ve resmi tatil günleri dışında her gün açık.

Kaynak :[-]

Lozan sergisi açılıyor…

İnönü Vakfı tarafından hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi 1 Eylül’de açılıyor. Sergi Cumhuriyet’in ilk yıllarına dair birçok belge ve kaynağı barındırıyor.

lozan-antlaşması

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının 90. yılı etkinlikleri kapsamında hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi, 1 Eylül – 11 Ekim tarihleri arasında FMV Galeri Işık’ta ziyaret edilebilecek. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi dolaşmaya Ankara’dan başlayan, ardından da Ankara, Antalya ve Eskişehir’e giden serginin son durağı İstanbul olacak.

Cumhuriyet’in ilk yıllarını İsmet İnönü perspektifinden ele alan sergi, toplumsal, kültürel ve ekonomik dönüşümleri belge, fotoğraf ve yazışmalarla anlatıyor. İsmet İnönü dönemine dair kitap, sergi ve seminer çalışmalarıyla bilinen İnönü Vakfı’nın hazırladığı sergi, iç ve dış politikada izlenen yol, Cumhuriyet rejimiyle birlikte Türkiye’de yaşananları tarih meraklılarına aktarıyor. Küratörlüğünü Prof. Dr. Zafer Toprak’ın, grafik tasarımını Ferah Perker, genel tasarımını ise Çağdaş Arpaç ve Dr. Fatma Türe’nin üstlendiği sergiye dokunmatik ekranlar, video enstalasyonları aracılığıyla ziyaretçiler interaktif olarak da katılabiliyor.

Atatürk ve İsmet İnönü arasındaki yazışmalar, telgraflar, dönemin gündelik yaşamına dair kamera görüntüleri, fotoğraflar, gazete ve dergi kapaklarının yanı sıra, sergi içerisinde mühürler, madalyalar, antlaşmalar, resmi yazışmalar gibi birçok belge de yer alıyor. ‘İsmet İnönü’nün Yaşamı’, ‘Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’, ‘Lozan Konferansı ve Antlaşması’, ‘İsmet İnönü ve İç-Dış Politika’ olarak dört ana başlığa ayrılan sergide Lozan Konferansı’na dair bugüne dek görülmemiş birçok fotoğraf da ziyaretçilerini bekliyor.

Sergide ayrıca çocuk ziyaretçiler için bir de çizgi film de gösteriliyor. Çizgi film, ‘Lozan Barış Antlaşması’ adını taşıyor. İstanbul Nişantaşı’da bulunan FMV Galeri Işık, pazar ve resmi tatil günleri dışında her gün açık.

Bu yıl 14-28 Kasım tarihleri arasında Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği tarafından düzenlenecek II. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali kapsamında yapılacak olan Ulusal Kısa Film Yarışması’na başvurular başladı. 

boğaziçi-film-festivali


Başta sinema olmak üzere, ülkemizin önemli kültür sanat etkinlikerinden birisi olacağını henüz ilk yılında yaptığı, dünya sineması seçkisi, özel gösterim bölümleri, söyleşiler, atölye çalışmaları ve özellikle kısa filme verdiği yapım destek fonu ile göstermiş olan, Uluslararası Boğaziçi Film Festivali ikinci yılına hazırlanıyor. Bu sene İstanbul Medya Akademisi koordinatörlüğünde Türk Sinemasının 100.Yılına özel olarak alanında yetkin yerli ve yabancı ünlü isimlerin katılımlarıyla, akademik tartışmalar, özel program ve seminerler, workshoplar ve çeşitli organizasyonlar ile hem teorik hem de pratik tartışmaların gündeme getirilmesi planlanıyor. Son başvuru tarihi 26 Eylül 2014 olarak belirlenen Ulusal Kısa Film Yarışması hakkında detaylı bilgi, başvuru formları ve şartnamelere www.bogazicifilmfestivali.com adresinden ulaşılabilir.

Çıtır Çıtır Felsefe’nin yazarı Brigitte Labbé 1 Mart’ta İstanbul’da katılacağı Eğitimde Edebiyat Seminerleri’nde çocuk ve felsefe ilişkisi üzerine konuşacak.

Brigitte Labbe

Çıtır Çıtır Felsefe kitap dizisinin yazarı Brigitte Labbé İstanbul’da düzenlenecek Eğitimde Edebiyat Seminerleri’ne katılacak.

Günışığı Kitaplığı’nın düzenlediği seminerde kapanış konuşmasını yapacak olan Labbé çocuk ve felsefe arasındaki hassas ilişkiyi anlatacak.

Seminerde çocuk ve gençlik edebiyatının ana başlıkları, eğitim ve edebiyatın buluşma noktaları, kütüphanelerin eğitimde yaratıcı kullanılması gibi konular konuşulacak.

Eğitimin edebiyat karnesi

Katılımın ücretsiz olduğu seminerde Labbé’nin yanısıra öğretmenler, kütüphaneciler, eğitim yöneticileri ve ilgili akademisyenler de konuşacak.

Doç. Dr. Nermin Yazıcı, edebiyatın eğitimde nasıl konumlanabileceğine ilişkin yeni yaklaşımları; şair, yazar, çevirmen ve yayıncı Turgay Fişekçieğitimcinin öğrencilerini edebiyatla dönüştürme gücü üzerine konuşacak.

Yazar Mine Soysal ve eğitimci Mehmet Aksoy eğitimin edebiyatla temas ettiği noktaların üzerinden geçerek “eğitimin edebiyat karnesi”ni değerlendirirken Prof. Dr. Bülent Yılmaz öğretmen ve kütüphanecinin işbirliğini ve yenilikçi uygulamaları aktaracak.

Seminerde öğrencileriyle yaratıcı okuma uygulamaları gerçekleştiren öğretmenlerin özel sunumları da yer alacak.

400 eğitimci

Farklı şehirlerden 400’e yakın eğitimcinin katılacağı seminer 1 Mart’ta Şişli Terakki Ortaokulu’nda gerçekleşecek.

Seminere katılmak isteyenler için Bakırköy, Levent ve Beşiktaş’tan servisler kaldırılacak.  (YY)

Program ve seminerle ilgili diğer bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak : [-]

Türkiye’nin en eski kısa film etkinliği olan İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması’na katılımlar başlıyor. Son başvuru tarihi 31 Aralık 2013 olan yarışmaya tüm Sinemaseverler kısa filmleriyle başvurabilir.

İFSAK-LOGO

İFSAK – İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin en eski kısa film etkinliği olan “İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması”na başvurular başlıyor. Sinemaseverler, sayı ve konu sınırlaması olmadan kısa filmleri ile 31 Aralık 2013 tarihine kadar yarışmanın Kurmaca, Deneysel veya Belgesel kategorilerine katılabilir.

İlki 1978 yılında düzenlenen “İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması” başladığı günden bu yana ulusal düzeyde düzenlenmekte ve ülkemizdeki birçok kısa film etkinliğine örnek teşkil etmektedir.

Etkinlik, çoğu dünya çapında önemli eserler vermiş değerli sinemacıların ilk eserlerine gösterim olanağı sunmakla birlikte, o yıllardan bugüne arşivlenen filmler sayesinde ülkemizin en kapsamlı kısa film arşivinin oluşmasına da katkı sağlamaktadır.

İFSAK gelecek dönemlerde de, aynı düşüncelerle ülkemizdeki sinema eseri sahiplerinin üretimlerini artırmak, bir sanat olarak sinemacılığın gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak, yeni fikirlere öncü olabilmek amacıyla her yıl “İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması”nı düzenleme kararlılık ve inancıyla çalışmalarını sürdürecektir.

İFSAK-YARIŞMA

Tek seçici Erden Kıral

Bu yıl ön elemeyi geçen filmler arasından ödüle layık bulunanlar, Türk Sineması’nın önde gelen yönetmenleri arasında yer alan Erden Kıral tarafından seçilecek. 35 yıldan beri Türk sinemasına eserler kazandırmaya devam eden Erden Kıral, “Bereketli Topraklar Üzerinde”, “Hakkari’de Bir Mevsim”, “Mavi Sürgün” ve “Yük” gibi ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödül kazanmış filmlere imza attı.

Kurmaca, Deneysel ve Belgesel kategorilerinde birinci gelen filmlerin yönetmenleri 500 TL değerindeki İFSAK Seminerleri ile ödüllendirilecektir.

Yarışmanın başvuru detaylarını öğrenmek ve başvuru formunu edinmek için buraya tıklayınız.

National Geographic Society’nin sekizincisini düzenlediği Uluslararası Fotoğraf Yarışması, Türkiye’de başladı. National Geographic Türkiye tarafından yerel birincinin seçileceği yarışmaya okurlar dört ana kategoride katılabilecek: İnsan, Mekân, Doğa ve Paylaşmak

www.nationalgeographic.com.tr

National Geographic Türkiye bu yıl fotoğraf yarışmasıyla tüm fotoğrafçılara sesleniyor. Türkiye’nin önemli isimlerinden foto muhabiri Ara Güler, NTV program yapımcısı Oğuz Haksever, National Geographic Uluslararası Edisyonlar Fotoğraflar ve Tasarım Editörü Darren Smith ve fotoğraf editörü Elizabeth Krist’ün yer aldığı Türkiye jürisi fotoğrafları yaratıcılık ve teknik kriterlere göre değerlendirecek. “Fotoğraf bir sürü işe yarar. Dokümantasyondur, tarihin bir parçasıdır, çekildiği devri gösterir, yani insanların tarihinin bir yarışma-nationalparçasıdır,” diyerek fotoğrafın gücünü yorumlayan Ara Güler yarışmanın ilk yıllarından beri Türkiye jürisinde.

Başvuruların üç ay boyunca NG Türkiye internet sitesi üzerinden kabul edileceği yerel yarışmada kategorilerinde derece elde edenlerin ABD’de gerçekleşen uluslararası yarışma başvuruları National Geographic Türkiye tarafından gerçekleştirilecek. Yerel edisyonda kategori birincileri ayrıca Canon EOS 650D fotoğraf makinesiyle ödüllendirilecek. Bunun dışında her kategoride ilk üçe giren yarışmacılara 2 yıllık National Geographic Türkiye aboneliği ve NTV Yayınları Kitap Seti hediye edilecek. Türkiye’de 18 yaşını doldurmuş tüm fotoğraf severlere açık olan bu yarışmada insan, mekan, doğa ve özel sponsor kategorisi paylaşmak olmak üzere toplamda 4 adet kategori var. Paylaşmak konulu Akmerkez özel kategorisi için de sponsor özel ödülü veriliyor.

Yerel yarışmaların ardından uluslararası büyük ödül sahibini bulacak. Büyük ödüle layık görülen fotoğrafın sahibi 10.000 Amerikan Doları para ödülü ve Ocak ayının 2. haftasında Washington’da yapılacak fotoğraf semineriyle ödüllendirilecek. Uluslararası kategori birincileri ise 2500’er Amerikan Doları para ödülü ve Canon fotoğraf makinesi kazanırken fotoğrafları da National Geographic dergisinde yayınlanacak.

National Geographic ABD edisyonunun fotoğraf editörü Ken Geiger dünyanın dört bir yanındaki fotoğraf tutkunlarına sesleniyor: “Makinenizi elinize alın, yeteneğinizi kullanın, doğru yerde doğru zamanda bulunma şansını yakalayabilirseniz muhteşem kareler yakalayabilirsiniz. Bu yarışma ile vizyonunuzu dünyayla paylaşabilir, herkesi şaşırtabilirsiniz.”

Yarışma hakkında daha fazla bilgi almak için www.nationalgeographic.com.tr sitesine başvurabilirsiniz.

”All Arts İstanbul” fuarında Türk ve Osmanlı geleneksel sanatlarından antikaya, modernden çağdaş sanata kadar geniş yelpazeyi bir arada sergilenecek

İstanbul’da nisanda düzenlenecek “All Arts İstanbul” fuarında sanatseverler, Türk ve Osmanlı geleneksel sanatlarından antikaya, modernden çağdaş sanata kadar geniş yelpazeyi bir arada görebilecek. İstanbul Kongre Merkezi Fuar Alanı’nda 18-21 Nisan‘da ilk kez sanatseverlerle buluşacak olan All Arts İstanbul Fuarı, klasik Türk sanatları, antika, modern ve çağdaş sanat örnekleri ile İstanbul’un ve bölgenin sanat hayatına farklı bir boyut getirecek.

All Arts Istanbul sanat fuarı farklı kategorilerden oluşacak. Birinci bölümde Klasik Türk Sanatları icra eden ustalara yer verilecek. Bu bölüme, yazma, hat, halı, seramik ve çini, bakır, keçe, cam, mücevher, tespih, tezhip, minyatür, sedef, ebru, kalem işi, cilt, dokuma ve ahşap gibi 18 kategoriden 80 usta ve sanatçı katılacak.

İkinci bölümde antika, resim, çini, efemera (gündelik hayata ait biriktirilmiş ufak tefek belgeler), kuyum, halı, nümizmatik (sikke ve madeni paralar) örnekleri yer alacak.

Üçüncü bölümde ise Modern ve çağdaş sanat örneklerinin sergileneceği galeriler bulunacak.

Özel koleksiyonlar ile üç koleksiyondan seçilen eserlerle gerçekleştirilecek küratöryel serginin de görülebileceği fuar, sanat kurumları, sanat yayınları, kitapçı ve sahaflar ile beraber 100’ün üzerinde katılımcıyı ağırlayacak.

”Fausto Zonaro’nun eserleri de yer alacak”

All Arts İstanbul’da 2. Abdülhamit döneminde saray ressamı olarak Osmanlı sarayına hizmet vermiş oryantalist ressam Fausto Zonaro’nun eserleri de yer alacak. Zonaro’nun torunu Cesare Mario Trevigne de fuar kapsamında İstanbul’da olacak.

Fuarda katılımcılara, sanatçıların stüdyolarını ziyaret etme, müze ve özel koleksiyonları rehberli turlarla gezme, seminer, konferans ve atölye çalışmaları gibi paralel programlara katılma imkanı sunulacak.

Konferanslar kapsamında önemli sanat profesyonelleri de konuşmacı olarak konuk edilecek.

 Kaynak : [-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40. Yılında hayata geçirdiği İstanbul Tasarım Bienali, 12 Aralık tarihinde sona eriyor. Bienal kapsamında, Yaratıcı Endüstriler Konseyi Derneği tarafından düzenlenen ‘Türkiye’de Yaratıcı Endüstrilerin Geleceği’ paneli 29 Kasım Perşembe günü saat 10.00’da İstanbul Modern’de Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Abdurrahman Çelik’in katılımıyla gerçekleştirilecek.

 Kapılarını açtığı 13 Ekim tarihinden bu yana İstanbul’u uluslararası tasarım haritasının merkezine oturtan İstanbul Tasarım Bienali, 12 Aralık Çarşamba günü sona eriyor. Galata Özel Rum İlköğretim Okulu ve İstanbul Modern’de yer alan iki ana serginin yanı sıra kentin farklı noktalarına yayılan akademi programı, atölye sergileri, seminer programı ve paralel katılımcı programı çalışmaları son iki haftasında tüm hızıyla devam ediyor.

“Musibet” Sergisi

Küratörlüğünü Emre Arolat’ın üstlendiği “Musibet” sergisinde, 165 tasarımcı ve mimar tarafından hazırlanmış, İstanbul ve diğer şehirlerdeki büyük dönüşümlerin birbirinden farklı yüzlerini göz önüne seren 30’un üzerinde proje yer alıyor. İstanbul Modern’de özel olarak tasarlanan sergi mekânındaki, kurgusal bir geçmişten yola çıkarak, II. Dünya Savaşı sırasında düşen bombaların ardından İstanbul’da yeniden tasarlanan üç farklı yapıdan, İstanbul’un farklı kimliklerle yeniden yaratıldığı interaktif “kent yapma oyunu”na, Galata Serdar-ı Ekrem sokağı sakinlerinin dönüşüm sürecini anlattığı videolardan “İstanbul’un sesinin” üç boyutlu dinlenebildiği ses enstalasyonuna, çarpıcı projeler izleyenleri “Bir musibet bin nasihatten iyidir” atasözünü düşünmeye davet ediyor.

Birşeyler Üreten İnsanların Sergisi: “Adhokrasi”

Karaköy’de yer alan Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda Joseph Grima’nın küratörlüğünü üstlendiği “Adhokrasi” sergisi 120 tasarımcı ve mimarın 60’dan fazla projesini bir araya getiriyor. “Birşeyler üreten insanların sergisi”nde, üç boyutlu yazıcılardan, gelecekte gazetecilik ve iletişim alanlarında büyük önem kazanacak insansız hava araçlarına, eritilerek müzik enstrümanlarına dönüştürülen yasadışı silahlardan, internet ortamında paylaşılarak kullanıcıların ihtiyaçlarına göre üretilebilen açık kaynak projelerine, son yıllarda çağdaş tasarım sahnesinde büyük ses getiren toplumsal ve teknolojik gelişmeler değerlendiriliyor.

Bienal Sergileri Ücretsiz Rehberler Eşliğinde

İstanbul Tasarım Bienali’nin Galata Özel Rum İlköğretim Okulu ve İstanbul Modern’deki sergilerine bilet alan ziyaretçiler, bienalin eş sponsorlarından Vestel’in katkılarıyla sergileri ücretsiz rehberler eşliğinde gezebiliyor.

Küratörlüğünü Emre Arolat’ın üstlendiği ve İstanbul Modern’de yer alan “Musibet” sergisinin ücretsiz rehberli gezileri, her gün 10.30-17.00 saatleri arasında 30 dakikalık turlar şeklinde yapılıyor. Perşembe günleri ise ek olarak 18.00 ve 19.00 saatlerinde de ücretsiz rehberli turlar gerçekleştiriliyor. Joseph Grima’nın küratörlüğünü üstlendiği ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan “Adhokrasi” sergisinin 45 dakika süren ücretsiz rehberli gezileri ise her gün 10.30-17.30 saatleri arasında yapılıyor. Perşembe günleri ise ek olarak 18.30’da da turlar oluyor. Ücretsiz rehberli turlarla ilgili ayrıntılı bilgiler mekânların girişinde bulunan gişelerden öğrenilebilir.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40. yılında, Eren Holding, Koray Şirketler Topluluğu, Vestel ve VitrA eş sponsorluğunda hayata geçirdiği İstanbul Tasarım Bienali birçok mekanda çok sayıda sergi ve etkinlikle meraklıları bekliyor.

Paneller  hakkında :

Panel: 29 Kasım 2012, Perşembe, 10.00-12.30

Türkiye’de Yaratıcı Endüstriler Sektöründe Neler Oluyor?

Düzenleyen: Yaratıcı Endüstriler Konseyi Derneği

Türkiye yaratıcı endüstriler sektöründe çalışmalar yapan disiplinlerin oluşturduğu sivil toplum kuruluşlarınca kurulan Yaratıcı Endüstriler Konseyi Derneği (YEKON), İstanbul Tasarım Bienali dahilinde gerçekleştireceği panelde derneğin oluşum amacı, misyonu hakkında bilgi verecek, Yeni Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yapılan düzenlemeler ile ilgili çalışmalarını tartışmaya açacak. Yaratıcı endüstriler sektörlerinde disiplinler arası iş birliklerini geliştirmek için sivil toplum örgütleri olarak öncelikle bir araya gelmek, ortak hedefler yönelik çalışmalar yapmak, yaratıcılığı tercih edilen bir değer haline getirmek, sektörün küresel pazarda rekabet edilebilirliğini artırmak amacıyla YEKON olarak yapılması gerekli olan çalışmalar bu panelde tartışmaya açılıyor ve şu sorulara yanıt aranıyor:

11 sivil toplum örgütü tarafından kurulan ve yeni üyelerle de genişleyecek olan YEKON’un amaçları nelerdir ve hedefleri neler olmalıdır? Yaratıcı endüstrilere yönelik eğitim sistemini neden daha yaratıcı, sorgulayıcı ve yenilikçi kılmak gereklidir? Yeni Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile neler değişecek? YEKON bu kanun değişikliği için ne gibi çalışmaları hangi amaçla yaptı ve yapacak? Yaratıcı endüstriler ve YEKON Türkiye sanayisine ve ekonomisine nasıl bir katma değer sağlayabilir?

Panel: 2 Aralık 2012, Pazar, 14.00-17.00

Sanat, Zanaat, İnovasyon Üçgeninde Endüstriyel Tasarım

Düzenleyen: Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK)

Günümüzde, endüstriyel tasarımcıların rolleri değişim gösteriyor. Endüstriyel tasarım mesleği geçmiş dönemnde daha teknik bir disiplin olarak algılanırken bugün, tüm dünyada olduğu gibi Türkiyede de pazarlama ağırlıklı bir bakış açısıyla kavramsal, yenilikçi ve geleceğe yönelik iddiası olan projeler için endüstriyel tasarımcılar daha çok tercih edilmeye başladı. Endüstriyel tasarımcılar bu değişen piyasa koşullarında kendilerine farklı alanlar da yaratmaya başlarken, mesleğin sınırları  da genişlemektedir. Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK)’nun bienal kapsamında düzenlediği panel, endüstriyel tasarımın sanat, zanaat ve inovasyonla kesişimleri, birleşimleri ve farklılıklarını irdeliyor ve şu sorulara yanıt arıyor: Buluş, teknoloji ve mühendislik ağında endüstriyel tasarım kendine nasıl bir yer edinmelidir? Dünya’da bu ilişkiler nasıl konumlanmaktadır? Zanaat ve sanatla birleşen projelerde yer alan, kendi ürünlerini tasarlayıp üreterek farklı kulvarlarda da kendilerine yer açmaya çalışan tasarımcılar zanaatın ve sanatın neresinde konumlanmalıdır? Zanaatçı aynı zamanda tasarımcı mıdır ya da tasarımcı zanaatçı olabilir mi ya da olmalı mıdır? Zanaat tasarımı ne kadar ve nasıl etkiler? Endüstriyel tasarımcı kendini bu kavramlara ne kadar yakın görür?  Tasarım sanatla hangi durumlarda kesişir? Tasarım “sanat”, tasarımcı “sanatçı” olabilir mi? Genişleyen bu sınırlarda, Türkiye’deki tasarımcılar olarak bu üçgenin neresinde kalmalıyız? Türk tasarımcısı nasıl yetiştirilmelidir ki Türkiye ekonomisine katkıda bulunsun, pazarda kendine bir yer bulabilsin ve istihdam edilebilsin? Bu üçgende ağır basan bir nokta olmalı mıdır?

1. İstanbul Tasarım Bienali Film Gösterim Programı

1 Aralık 2012 Cumartesi 17.00

Welcome to Macintosh

Robert Baca, 90’, ABD, 2008, İngilizce

Welcome to Macintosh, ünlü Apple markası ve ürünlerine dair tarihçeyi, eleştirileri ve eğlenceli bilgileri bir araya getirirken tarafsız durmaya çalışan, enteresan bir uzun metraj belgesel. İster iflah olmaz bir Mac fanatiği olsun ister bir teknoloji korkağı… Film, izleyicisini Apple denilen dev fenomenin dünyayı nasıl değiştirdiğini gösteren bir yolculuğa davet ediyor. Apple-I’in ilk günlerinden şirketin bugün sunduğu tüm deneyimlere uzanan eğlenceli ve tarihsel bir yolculuk bu.

Film gösterimleri Tasarım Bienali ve İstanbul Modern ziyaretçilerine ücretsizdir.

 

Malatya Film Festivali’ne zengin program

Kerem Akça, bu yıl üçüncü kez düzenlenen Malatya Film Festivali’nin programını değerlendirdi

Malatya Film Festivali, 9-15 Kasım 2012 tarihleri arasına denk gelen üçüncü yılında bambaşka bir temanın yanında Kristal Kayısı ödüllü ulusal ve uluslararası yarışmalarıyla da işlevlerini sürdürüyor. 140 filmi bulan programda özellikle Türkiye prömiyerini yapacak yabancı eserlerle dikkat çeken etkinlik, Antalya’da yarışmayan filmlerle de ‘ulusal yarışma’ rekabetini kızıştıracak gibi. Üzerine tuğlalar koyarak festival çatısı adına doğru adımların festivali olan organizasyon için ilerisi açık. Amerikan bağımsız sinemasının ustalarından John Sayles’in özel konuk olarak şehre gelip 9 Kasım’daki açılış töreninde onur ödülü alacak olması ise bir başka önemli detay.

Her geçen yıl program kalitesi açısından çıtayı daha da yükseklere koyan Malatya Film Festivali, bu sene ‘Orta Doğu ve Barış’ teması eşliğindeki etkinliklerle de ağını genişletecek. Bu klasik eğilimin yanında esasen ulusal ve uluslararası programın yoğunluğu konusunda bir dikkat çekicilik görmek mümkün. Elbette seminer, sergi ve atölye etkinliklerinin yanında önemsenmeyen ‘sinema tekniği’ üzerine İngilizce kitaplardan biri daha Türkçe’ye çevrilmiş haliyle basılıp dağıtılacak. Böylece tabiri caizse bütçe ‘boş’a gitmemiş olacak.

Üç önemli filme Türkiye prömiyeri

Uluslararası programa baktığımızda ana danışman Alin Taşçıyan’ın katkılarıyla oluşturulan seçki bir hayli kuvvetli. 140 filmlik program, ‘yok artık!’ tepkilerine de yol açabilir. Hatta daha da ileri gidersek, beş salondaki gösterimlere nasıl bu kadar filmin sığabileceğini de düşünmeden kendimizi alamıyoruz. Zira programa bakınca hem 11. Filmekimi veya 19. Adana Altın Koza Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yapan sevdiğimiz yönetmenlerin vizyona girecek filmleri, hem 31. İstanbul Film Festivali’nde beğeni toplayan eserleri, hem de Türkiye prömiyerini Malatya’da yapacak yapımlara rastlamak mümkün.

Özellikle Demián Bichir’e Oscar adaylığı getiren, Chris Weitz imzalı “A Better Life”, farklı bir gelenek geliştirmesiyle dünyada yankı uyandıran Çek animasyonu “Alois Nebel” ve Kanada’nın ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ kategorisinde iddialı Oscar aday adayı “Savaş Cadısı” (“Rebelle”) bu konuda en dikkat çekenler. Elbette “Düşler Diyarı” (“Beasts of the Southern Wild”) ve “Yas” (“Soog”) gibi ilk filmlerle, ya da Michael Haneke, Bernardo Bertolucci, Abbas Kiarostami, Christian Petzold gibi yönetmenlerin son işleriyle zenginleşen programın diğer nadide örneklerinin arasında da kaybolabilirsiniz.

Yarışmalarda çetin rekabet

Uluslararası yarışmanın ‘büyüme hikayesi’ni odağına alan film listesi ise iddialı ve çetin bir rekabete sahne olacak gibi. “Düşler Diyarı”nın bana kalırsa 2012’nin en iyi filmlerinden biri olma özelliğiyle, “Taş Kafa”nın (“Rundskop”, 2011) Hollanda’nın “Yeraltı Peygamberi” (“Un Prophète”, 2009) kimliğiyle, “Hayır”ın (“No”) Pinochet katmanlı politik tabanıyla dikkat çekici bir incelemeye tabi tutulması, bunların yanında ‘rahat izlenir, sıkmayan Avrupa sineması örnekleri’nin de kafasını uzatmasıyla zor bir süreç ortaya çıkacak.

Ulusal yarışmada ise Antalya’nın ‘ilk film yarışması’nın aksine “Devir”, “Yük” gibi Derviş Zaim ve Erden Kıral’ın, “Tepenin Ardı” ve “Zerre” gibi yılın en önemli ilk filmlerinin bulunduğu toplamdan bir yarışma algısı oluşacak. Bu da hem Malatya halkı, hem de festivalcilik adına önemli bir gelişme. Zira bu kategoride çekişme Antalya’dan daha keskin yaşanacak orası kesin.

Genel anlamda bakınca ise Malatya’nın kalkınması gereken portföyünü sinemayla dolduran süreç, devam ediyor. Belli ki etraftaki filmlerin durumu incelenip nokta atışı eserlerden bir program ‘danışmanlar kurulu’nun katkısıyla oluşturulmuş. Kristal Kayısı ödülünün de içeriye dahil edilmesi ise belli miktarda maddi ödülleri devreye sokuyor. Lafın özü hiçbir zahmetten kaçınılmamış bu sene. Bu noktadan sonra Malatya halkının 2011’de azalan ilgisinin 2012’de geri dönmesi ve organizasyonun kulaktan kulağa yayılma sürecinin hızlanması kalıyor.

 Malatya Film Festivali’nden örnek bir kaç film:

1-Sevmek Zamanı

2-Düşler Diyarı (Beasts of the Southern Wild)

3-Yalnız Kovboy (Lone Star)

4-Çocuklar (Djeka)

5-Azrail’i Beklerken (Poulet aux Prunes)

6-Barbara

7-Tepenin Ardı

8-Savaşın Gölgesinde (Lore)

9-Elena

10-Tepelerin Ardında (Dupa Delauri)

11-Yas (Soog)

12-Amigo

13-Alois Nebel

14-A Better Life

15-Savaş Cadısı (Rebelle)

16-Yük

17-Devir

Kaynak : [-]     Haber : Kerem AKÇA

 

Tiyatroda 15 oyun, Opera ve Bale’de 6 eser izleyiciyle buluşacak.

sanat duyuru

Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 15 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 6 eserle izleyici karşısına çıkacak.

Avustralya Büyükelçiliği ile işbirliği içinde gerçekleştirilen ”Mesajınız Var! Kentsel Avustralya’da Yerli Kimliği” adlı sergi yarından itibaren CerModern’de görülebilecek.

CerModern bünyesinde açılan ve yeni sezona yaratıcı yazarlık atölyesi ile başlayan Ceredebiyat, 4 Kasım’da ”eleştirel roman okuma seminerleri” ile devam edecek. Katılımcılara, yazar A. Galip, roman türleri, romanın geçirdiği evreler, roman kuramı ve akımların özellikleri, roman sanatının sorunları, romanların hazırlanma ve yazılma süreçleri hakkında teknik bilgiler verecek ve önerilerde bulunacak.

Başkentte hafta boyunca gerçekleştirilecek kültür sanat etkinliklerinden bazıları şöyle:

Tiyatro

Akün Sahnesi:

Moises Kaufman’ın yazdığı, Ekin Tunçay Turan’ın çevirdiği ve İskender Altın’ın yönettiği ”33 Varyasyon” hafta boyunca sanatseverlerin karşısına çıkacak. Oyunda, Erdal Küçükkömürcü, İpek Çeken, Meltem Baytok, Mehmet Akay, Ulaş Ersoy, Eda Aydınlı, Tunç Yıldırım rol alıyor.

Altındağ Tiyatrosu:

Funda Mete’nin yönettiği, Töre Özsel’in dekor ve kostüm tasarımını yaptığı, ”Kış Gelmeden” bugün, yarın ve Cumartesi günü sahnelenecek. Bahadır Karasu, Selma Bayraktargil, Özgür Keçeci ve Özge Mirzalı’nın rol aldığı eserin ışık tasarımı Burhanettin Yazar’a, dramaturgu da Füruzan Tercan’a ait.

”Boğaçhan” 4 Kasım’da izleyicinin karşısına çıkacak.

”Mekruh Kadınlar Mezarlığı” 6-7 Kasım’da temsil verecek.

Büyük Tiyatro:

”Kerbela” yarın, 4 ve 6 Kasım’da izlenebilecek. Ali Berktay’ın yazdığı, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği oyunda, dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Hale Eren gerçekleştirdi. Müzikleri Tahsin İncirli’ye ait olan oyunda geniş bir oyuncu kadrosu rol alıyor.

Cüneyt Gökçer Sahnesi:

Kenan Işık’ın yazıp yönettiği ”Aşk Hastası” hafta boyunca izlenebilecek. Dekoru Hakan Dündar’a, giysi tasarımı Funda Karasaç’a ait olan oyunun müzikleri ise Yücel Arzen imzalı.

Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un ”Bir Delinin Hatıra Defteri”, 6-7 Kasım’da görülebilir. Sylvie Luneau ile Roger Coggio tarafından uyarlanan, Coşkun Tunçtan’ın Türkçeleştirdiği eserin proje tasarımı ve yönetmenliğini Cem Emüler üstleniyor. Eserde, 1960’lı yıllarda Türk tiyatrosunun büyük ustası Genco Erkal’ın iki farklı yorumla sahneye getirdiği Aksenti İvanoviç Poprişçin karakterini Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor. Tek kişilik oyunun dekor ve giysi tasarımı Sertel Çetiner’in, ışık düzeni Seyhun Ayaş ile Zeynel Işık’ın, müzik, ses ve efekt tasarımı da Tayfun Gültutan’ın imzasını taşıyor.

Küçük Tiyatro:

William Shakespeare’nin yazdığı, ”Venedik Taciri”, 1-4 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek. Erhan Gökgücü’nün yönettiği oyunun dekor ve giysi tasarımını Ali Cem Köroğlu, müziklerini ise Can Atilla yaptı.

”Yağmur Durduğunda” 6 ve 7 Kasım’da izlenebilecek. Andrew Bovell’in yazdığı, Ezgi Yentürk’ün çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği oyun, geçmişten kaçmanın imkansızlığını işliyor.

Ulviye Karaca’nın yazıp yönettiği çocuk oyunu ”Keloğlan Keleşoğlan”, 6 ve 7 Kasım’da küçük tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Oda Tiyatrosu:

”Euridice’nin Elleri”, bugünden itibaren hafta boyunca başkentli tiyatroseverleri ağırlayacak. Aynı çatı altında yaşamalarına rağmen birbirlerini tanıyamayan insanların bencillikleri, zaafları ve anlayışsızlıklarının, evlilikleri nasıl iflasa sürüklediğinin anlatıldığı oyunu Pedro Bloch yazdı, Yurdaer Okur yönetti.

Stüdyo Sahne:

”Jerry ve Tom”, yarın ve 4 Kasım’da seyredilebilecek. Cüneyt Mete, Özgür Öztürk, Ünsal Coşar ve Yıldız Kaplan’ın rol aldığı oyunun yönetmenliğini İlham Yazar üstlendi.

”Bir Kahve Molası Karıncalar” 6 Kasım’da sahnelenecek. Şifa Meydanal’ın yazdığı, Figen Ayhan Kocakaya’nın yönettiği oyunda, Sanlı Baykent, Müge Sefercioğlu, Yaprak Onat, Meliha Savaş ve Gaye Filiz Alacacı rol alıyor.

İrfan Şahinbaş Sahnesi:

Brecht’in yazdığı, Ayşe Selen’in çevirdiği, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği, ”Cesaret Ana ve Çocukları”, bugün, 3 ve 7 Kasım’da temsil verecek.

Şinasi Sahnesi:

”Profesyonel” bugün yarın ve 3 Kasım’da izlenebilecek. Bülent Emin Yarar, Yetkin Dikinciler, Gülen Çehreli ve Cenap Oğuz rol aldığı oyunu Duşan Kovaçeviç yazdı, Işıl Kasapoğlu yönetti.

Çocuk müzikali ”Karlar Kraliçesi” de 4 Kasım’da sahnelenecek.

”Yastık Adam” ise 6-7 Kasım’da seyredilebilecek.

Opera-Bale

Opera Sahseni: ”Töre” 3 Kasım’da sezonun ilk temsilini gerçekleştirecek. Turgut Özakman’ın kaleminden çıkan, dans tiyatrosunun estetik örneklerinden biri olan eserde, iki aile arasında yıllarca süren kan davasını ve gelişen olayları anlatıyor.

”V. Murat” balesi, 5 Kasım’da sahne alacak.

”Don Giovanni” operası ise 7 Kasım’da izlenebilecek.

Leyla Gencer: ”Uyuyan Güzel” çocuk müzikali, 4 Kasım’da seyircinin karşısında olacak.

Operet Sahnesi: ”Evlilik Senedi” operası sanatseverlerle buluşacak.

”Bellini Oda Şarkıları Konseri” 6 Kasım’da gerçekleşecek.

Kaynak :[-]

 

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında ”Şöhret Yönetimi” semineri gerçekleştirildi.

Oyuncular Sendikası Genel Başkanı ve oyuncu Mehmet Ali Alabora, “Bizim mesleğimiz oyunculuk. Mesleğimiz şöhretlik değil. ‘Şöhret’ diye bir meslek yok” dedi.

Rixos Downtown Otel’de gerçekleştirilen seminerde konuşan Oyuncular Sendikası Genel Başkanı ve oyuncu Memet Ali Alabora, mesleğe yeniden başlasa kendisine birisinin, “Ne istediğini unutma” demesini istediğini anlattı.

Oyuncuların bu mesleğe para kazanmak için başlamadığına işaret eden Alabora, şöyle konuştu: “Oyuncu olmaya karar veren biri, hayatının bir zamanında, bir yerinde mutlaka ve mutlaka birileri tarafından seyredilmiş olduğuna kendini ikna etmiştir. Özellikle tiyatro sınavına gelen gençler ya sahneye çıkmıştır, ya bir şeyi anlatırken arkadaşları, ‘Senden ne oyuncu olur’ demiştir, ona öyle gelir. Diğer meslekler belki seçilmeyebilir, ama oyuncu olmak seçilir. Oyunculuk bir
sürü şeye rağmen yapılır. Yakınlarınıza, ailelerinize rağmen yapılır.”

En aydın ailelerin bile çocuklarının oyuncu olmasını istemediğini ifade eden Alabora, “Ahlaksız, felaket bir meslek olduğunu düşünürler. Biz hep ötekiyiz. Ahlaken problemliyiz diğerlerinin gözünde. Tanınmak ya da para kazanmak dediğimiz şey, bu işe neden başladığımızı unutturuyor” diye konuştu. Bir sürü arkadaşı, tanıdığı olduğunu, bir sürü şey konuştuklarını dile getiren Alabora, “Çok dizi çekince unuttular ne yapacaklarını. Bakın kayboluyorsunuz. Öyle bir yer burası. Bir iş teklifi, bir iş teklifi daha… Sürekli teklif geliyor. Sizde bir tedirginlik, ‘Ya bir daha gelmezse’ diye… Sizi parayla korkutmalarına izin vermeyin. Büyüklerimiz , ‘Akarken doldur, aman evladım geleceğini garantiye al’ diyor. Böyle bir şey değil oyunculuk. Ben öyle düşünmüyorum” diye konuştu.

Mehmet Ali Alabora, ailelerin çocuklarına “Mesleğin olsun, oyunculuğu sonra da yaparsın” dediğini anlattı. “Bizim mesleğimiz oyunculuk. Mesleğimiz şöhretlik değil. ‘Şöhret’ diye bir meslek yok” diyen Alabora, sözlerini şöyle sürdürdü: “-Şöhretine yatırım yap. Neyine yatırım yapacaksın? Mesleğinize yatırım yapmanız lazım. Biz sanatçıyız, doğru. Ama bize kim ‘sanatçı’ deyip bir yere oturtuyorsa, bu pohpohlamanın altında mutlaka bir sömürü yatar. Mesleğin en büyük sömürüsü: ‘Biz sanatçıyız 15 saat çalışıp gıkımızı çıkarmayız’. 20 saat çalışmışsın, saat 02.00… Hava karanlık, dışarısı buz gibi, titriyorsun, uykun var. ‘Ya bizim işimiz böyle, biz sanatçıyız’. Hayır. Bizimki de bir meslektir. Avukatlık, mühendislik, müteahhitlik gibi bir meslektir. Bizim mesleğimize yatırım yapmamız lazım. O şöhreti getirir.”

“Şöhret iğnenin ucunda balon gibi”

Cast Direktörü Tümay Özokur, oyuncu ajanslarının yeniden yapılanmasına ihtiyaç olduğunu kaydetti. Son yıllarda ajans sayısındaki artışı takip edemediğine değinen Özokur, sektörün en eskilerinden olduğu için de kendisine, “sektörün ak sakallı dedesi” muamelesi yapıldığını anlattı.

Açılan ajans sayısını kendisinin dahi takip edemediğine değinen Özokur, kendi ajanslarından ayrılarak kurulan menajerlik ajansı sayısının ise 5 olduğunu belirterek, “Biz deniz anasıyız, parçalandıkça büyüyoruz” dedi.

Şöhret olmanın artık çok kolay olduğunu vurgulayan Tümay Özokur, şöyle konuştu: “Reklam, dizi, sinema filmi ya da sansasyonel bir haberle bunu yakalayabilirsiniz. Ama şöyle bir gerçek de var ki şöhret olmak kolay, bunu devam ettirebilmek çok zor. Evlilik gibi bir şey bu. Her şey güzel başlar, bunu devam ettirebilecek sağduyuya, sevgiye, saygıya sahip olabilmek önemli. Biz şöhretler iğnenin ucunda balon gibiyiz. Gençlere bunu anlatmak zorundayız. Şöhret olduktan sonra herkes kendisini dünyanın merkezi sayıyor. Bizde herkes en güzel, herkes çok başarılı… Halbuki herkesin kendini çok iyi analiz etmesi gerekiyor. Komedi mi dram mı sanatçının kendisini tanıması önemli. Sanatçı bizi doğru algılamazsa, ‘Ben biliyorum’ derse, kariyer planlaması maalesef ki işe yaramaz. Karşınızdaki insan sizinle aynı lisanı konuşmalı ve sizin ne dediğinizi çok iyi anlamalı.”

“Toplum olarak çok ötekileştiriyoruz”

Psikoterapist Çağatay Öztürk, konuşmasının başında köşe yazarı Sevilay Yükselir’in “İlyas Salman neyin onurunu taşıyor?” başlıklı yazısını eleştirdi.

Öztürk, İlyas Salman ile seminerden kısa süre önce tanıştığını belirterek, “Bazı şeyleri toplum olarak çok ötekileştiriyoruz. Çok yadırgıyoruz” dedi. Öztürk, daha sonra salonda bulunan İlyas Salman’a “Şöhretin bedeli bu mu?” diye sordu. Öztürk’ün sorusu üzerine söz alan Salman, şöyle konuştu: “İnsanların dünya görüşü, ırkı, dini, mezhebi, kültürel yapısı ne olursa olsun bir tarafa bırakılmalı, yaptığı iş öne alınmalı. Söz gelimi benim halkla ilişkim yatak odamla olmamalı, önümdeki kadehle olmamalı. Film yaptım, gelir seyreder insanlar. İyiyse alkışlarlar, kötüyse yuhalarlar, yumurta atarlar, benim için fark etmez. Sokaktaki insanla ilişkim, ‘Filmini seyrettim, şöyle oynasaydın daha iyi olurdu, bu karakteri iyi analiz edememişsin’ deme hakkı vardır. Fakat bizim ülkemizde ve hatta birçok ülkede, sanatçı ile seyirci arasındaki ilişkiyi iletişim organları kuruyor. Bu iletişim organları senin özel yaşamına kadar giriyor.”

Semineri, yönetmen-senarist Ertem Göreç, oyuncular Selda Alkor, Gülsen Tuncer, Eşref Kolçak, İlyas Salman, Ahu Tuğba, Nuri Alço, Mine Soley, Türkiye Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (SE-SAM) Başkanı Yılmaz Atadeniz ve genç oyuncular da izledi.

Kaynak :[-]