Şunun için etiket arşivi: sanatçı

tarihte-bugun-ne-oldu25 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 84. (artık yıllarda 85.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 281 gün vardır.

Olaylar

  • 1655 – Satürn’ün en büyük uydusu Titan, Christiaan Huygens tarafından keşfedildi.
  • 1752 – İngiltere’de yılın ilk günü. İngilizlerde 1 Ocak ile başlayan ilk yıl 1752’dir.
  • 1807 – Birleşik Krallık Parlamentosu köle ticaretini yasakladı.
  • 1811 – Percy Bysshe Shelley “Tanrıtanımazlığın Gerekliliği” adlı makalesinden dolayı Oxford Üniversitesi’nden atıldı.
  • 1821 – Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1912 – Ahmet Ferit Tek, Türk Ocağı’nı kurdu.
  • 1918 – Belarus Halk Cumhuriyeti kuruldu.
  • 1918 – Oltu’nun kurtuluşu
  • 1929 – İtalya’da faşist yönetim genel seçimlerde oyların yüzde 99’unu kendilerinin aldıklarını açıkladı.
  • 1935 – Prof. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu As Başkanlığı’na seçildi.
  • 1936 – Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi’nce hazırlanan iki bildiriyi Bakanlar Kurulu onayladı.
  • 1941 – Yugoslavya, Mihver Devletleri’ne katılma kararı aldı.
  • 1944 – Heykeltraş Zühtü Müritoğlu ve Hadi Bara’nın yaptıkları Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı törenle açıldı.
  • 1947 – Illinois’ deki bir kömür madeninde meydana gelen patlamada 111 kişi öldü.
  • 1949 – Sovyet hükümetinin kararıyla Litvanya, Estonya ve Letonya’dan 92.000 kişi sürgün edildi.
  • 1950 – Türk Hava Yolları’na ait bir yolcu uçağı Ankara’da düştü, 15 kişi öldü.
  • 1951 – Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.
  • 1951 – İstanbul’da Neve Şalom Sinagogu açıldı.
  • 1957 – Roma’da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Komisyonu’nun kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması’nı imzaladı.
  • 1959 – Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan “Menderes’in Kalesi” başlıklı yazısında Fuad Köprülü’ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada bir yıl hapse mahkûm oldu. Büyük Doğu dergisi de bir ay süreyle kapatıldı.
  • 1960 – Güney Afrika Johannesburg’da tüm siyah politik örgütler feshedildi.
  • 1960 – İtalya’da Fernando Tambroni başbakan oldu.
  • 1961 – Adalet Bakanlığı idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.
  • 1962 – EOKA’ cılar Kıbrıs’ta iki camiye bomba attı.
  • 1968 – Şair Metin Demirtaş Türk Solu dergisinde yayımlanan “Guevara” adlı şiirinde komünizm propagandası yaptğı gerekçesiyle tutuklandı.
  • 1972 – Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. İnfaz savcılığı dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.
  • 1975 – Suudi Arabistan Kralı Faysal, akli dengesi bozuk yeğeni prens Faysal bin Musad tarafından Riyad’ da öldürüldü.
  • 1982 – Ankara Sıkıyönetim Savcılığı halkevleri hakkında kapatılma istemiyle dava açtı.
  • 1982 – Tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl ceza aldı.
  • 1984 – Yerel seçimler yapıldı. Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 41,5 oy oranı ile 54 ilde belediye başkanlığı aldı. Sosyal Demokrat Parti (SODEP) yüzde 23,4 oy oranı ile ikinci,Doğru Yol Partisi (DYP) yüzde 13,2 oy oranı ile seçimlerden üçüncü parti olarak çıktı. İlk kez seçime katılan Refah Partisi (RP) yüzde 4,4 oy oranıyla sonuncu parti oldu.
  • 1986 – 14. Strasbourg Film Festivali’nde Muammer Özer’in “Bir Avuç Cennet” ve Ali Özgentürk’ün “Bekçi” isimli filmleri ikinciliği paylaştı.
  • 1986 – İşkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan ‘Nokta’ dergisine dava açıldı.
  • 1988 – İstanbul’daki Metris Askeri Cezaevi’nden 29 tutuklu ve hükümlü kaçtı.
  • 1990 – New York’un Bronx semtindeki bir kulüpte çıkan yangında 87 kişi öldü.
  • 1992 – Kozmonot Sergei Krikalev, Mir Uzay İstasyonu’nda 10 ay kaldıktan sonra dünyaya döndü.
  • 1994 – Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi’nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi kadınlar tarafından protesto edildi.
  • 1996 – Türkiye’de Emek Partisi kuruldu.
  • 1998 – Manisalı Gençler Davasında, Yargıtay’ın bozma kararından sonra beş tutuklu genç tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.
  • 1999 – Sırbistan, NATO’ya savaş ilan edip BM’ye bildirince, NATO üyesi Türkiye de bu ülkeyle resmen savaşa girmiş oldu.
  • 2009 – Büyük Birlik Partisi’nin kiralamış olduğu içerisinde BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş’ta düştü. 3 gün sonra ulaşılan helikopterde, helikopterde bulunan 6 kişinin de hayatını kaybettiği belirtildi.

Doğumlar

  • 1259 – II. Andronikos Palaiologos, Bizans İmparatoru (ö. 1332)
  • 1296 – III. Andronikos Palaiologos, Bizans İmparatoru (ö. 1341)
  • 1479 – III. Vasili, Moskova büyük knezi (ö. 1533)
  • 1611 – Evliya Çelebi, Osmanlı gezgin ve yazar. (ö. 1682)
  • 1614 – Juan Carreño de Miranda, İspanyol ressam (ö. 1684)
  • 1699 – Johann Adolph Hasse, Alman besteci (ö. 1783)
  • 1767 – Joachim Murat, Fransız asker ve Napoli kralı (ö. 1815)
  • 1835 – Adolph Wagner, Alman ekonomist ve politikacı (ö. 1917)
  • 1864 – Alexej von Jawlensky, Rus ressam (ö. 1941)
  • 1867 – Arturo Toscanini, İtalyan orkestra şefi (ö. 1957)
  • 1867 – Gutzon Borglum, ABD’li heykeltıraş (ö. 1941)
  • 1873 – Rudolf Rocker, anarkosendikalist (ö. 1958)
  • 1881 – Béla Bartók, Macar besteci (ö. 1945)
  • 1887 – Chūichi Nagumo, Japon asker (ö. 1944)
  • 1899 – Burt Munro, Yeni Zelandalı motosiklet yarışçısı (ö. 1978)
  • 1905 – Albrecht Mertz von Quirnheim, Alman asker (ö. 1944)
  • 1906 – A.J.P. Taylor, İngiliz tarihçi (ö. 1990)
  • 1908 – David Lean, İngiliz yönetmen (ö. 1991)
  • 1914 – Norman Ernest Borlaug, ABD’li tarımbilimci (ö. 2009)
  • 1921 – Simone Signoret, Fransız sinema oyuncusu (ö. 1985)
  • 1928 – Jim Lovell, ABD’li astronot
  • 1934 – Gloria Steinem, feminist, siyasal eylemci ve yayıncılarından.
  • 1942 – Aretha Franklin, ABD’li şarkıcı
  • 1946 – Daniel Bensaïd, Fransız filozof, Troçkist (ö. 2010)
  • 1947 – Elton John, İngiliz pop/rock şarkıcısı, beste yazarı ve piyanisttir.
  • 1949 – Ilich Ramirez Sanchez, Müslüman devrimci.
  • 1952 – Dursun Karataş, Türk devrimci önder (ö. 2008)
  • 1962 – Marcia Cross, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1965 – Sarah Jessica Parker, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1965 – Avery Johnson, ABD’li basketbol oyuncusu ve koçu
  • 1965 – Stefka Kostadinova, Bulgar atlet
  • 1966 – Jeff Healey, Kanadalı müzisyen (ö. 2008)
  • 1972 – Phil O’Donnell, İngiliz futbolcu (ö. 2007)
  • 1973 – Dolunay Soysert, Türk oyuncu
  • 1976 – Vladimir Klitschko, Ukraynalı boksör
  • 1980 – Muratcan Güler, Türk basketbolcu
  • 1980 – Bartók Eszter, Macar şarkıcı.
  • 1982 – Danica Patrick, ABD’li otomobil yarışçısı
  • 1985 – Lev Yalçın, Türk futbolcu
  • 1987 – Nobunari Oda, Japon buz patenci
  • 1987 – Kim Cloutier, Kanadalı top model
  • 1990 – Mehmet Ekici, Türk futbolcu

Ölümler

  • 1801 – Novalis, Alman yazar ve filozof (d. 1772)
  • 1880 – Ludmilla Assing, Alman yazar (d. 1821)
  • 1914 – Frederic Mistral, Fransız şair (d. 1830)
  • 1915 – Süleyman Efendi, Osmanlı jandarma komutanı (d. ?)
  • 1918 – Claude Debussy, Fransız besteci (d. 1862)
  • 1973 – Edward Steichen, ABD’li fotoğrafçı (d. 1879)
  • 1975 – Faysal bin Abdül Aziz, Suudi Arabistan kralı (d. 1903)
  • 1976 – Josef Albers, ABD’li ressam (d. 1888)
  • 1976 – Şevket Süreyya Aydemir, Türk iktisatçı ve tarihçi (d. 1897)
  • 1980 – Roland Barthes, Fransız felsefeci ve göstergebilimci (d. 1915)
  • 1992 – Nancy Walker, ABD’li aktris (d. 1922)
  • 1995 – James Samuel Coleman, ABD’li sosyolog (d. 1926)
  • 2001 – Tekin Siper, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1941)
  • 2002 – Esmeray, Türk oyuncu ve vokalist (d. 1949)
  • 2006 – Richard Fleischer, ABD’li film yönetmeni (d. 1916)
  • 2007 – Andranik Markaryan, Ermenistan başbakanı (d. 1951)
  • 2009 – Muhsin Yazıcıoğlu, Türk siyasetçi (d. 1954)

Tatiller ve Özel Günler

  • Manisa mesir macunu festivali

“Üvey evlât gibiyiz”

İki genç balet, sitemkâr. Türkiye’de yeterince ilgi görmediklerinden yakınıyorlar. ABD’de düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda Deniz Akarslan klasik balede birinci, Berkay Günay da modern dansta ikinci oldu. Önlerinde New York finali var. Ama ceplerinde beş kuruş para yok.

Deniz ile Berkay, başarının sırrı 'disiplin' diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz ile Berkay, başarının sırrı ‘disiplin’ diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Başak Çubukçu Prodüktör

Yazıyı Hazırlayan: Al Jazeera Türk Kanalı’nda Kıdemli Haber Prodüktörü .
Başak Çubukçu

 

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Birbirlerini rakip olarak görmüyorlar aksine onlar tek vücutlar.

“İsmim açıklandığında sağa sola bakıyordum. Deniz dürttü. Anlamadım, beklemiyordum çünkü. Deniz’i de yanındaki Kanadalı çocuk dürttü. Bizim için sürprizdi. New York için Allah büyük.”

Amaçları, dünyaca ünlü bale okullarından burs kazanmak. Deniz’in gönlünde yatan aslan, The Royal Ballet… Berkay’ınki de Het National Ballet School.

“Bizim için çok önemli, geleceğimizi aydınlatacak. Yarışmaya, istediğimiz okulların kapıları açılsın, önümüz açılsın diye girdik. Birincilik ya da ikincilik değildi amacımız. İsim duyurmak değil. Bu yarışma sayesinde bize burs alabiliriz.”  

Konservatuardan hocaları Sergo Tereshenko’nun yüzü, öğrencilerinin 600 yarışmacı arasından dereceye girmesinden dolayı gülüyor. Tereshenko, öğrencilerini savaşçı olarak görüyor.

Deniz ile Berkay'ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, "Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak" diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Deniz ile Berkay’ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, “Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak” diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“İkisi de savaşçı karaktere sahip. Savaşçıysan başarılı olursun. Bunlar ilk kez yurtdışında sahneye çıkan çocuklar. Deniz, başta sahnede ufak bir fare gibiydi. Korkudan tir tir titriyordu. Ama kendisini sonradan yavaş yavaş toparladı. Demek ki asker karakteri var. Çalışkan. Sadece Allah vergisiyle olmaz, çalışmak lazım. Bunu her ikisi de yaptı.”

“Türkiye’de kıymet yok”

Çocukluk yaşlarından bu yana baleyle iç içeler. Bale, hayatlarının merkezinde değil. Bale, hayatlarının ta kendisi. Disiplini elden bırakmıyorlar. Günde yedi saat çalışıyorlar. Onlara göre bu, stadyumu altı kere turlamakla eş değer… Geri kalan saatlerde yemek yiyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyorlar.

Birinciliği elde eden Deniz Akarslan’a göre kabiliyet önemli ama asıl önemli olan disiplin.

“Baleye olan ilgim dokuz yaşında başladı. Teyzemin çocukları balet ve balerin. Biliyor musunuz, çocukken bale gösterisi izlerken gider televizyona sarılırmışım. Annem ve babam ne kadar aydın insan olsalar da bu duruma önceleri önyargıyla yaklaşmışlar. Sıcak bakmamışlar. Teyzem, kabul ettirdi baleyi. Bale, benim hayatım. Okuldaki çalışmamız, saat 19.30’da bitecek. Buradan çıkıp Kabataş vapuruna bineceğim. Bir saat sonra evde olacağım, yemek yiyemeden yatacağım. Sabah 08.00’de yine burada olacağım. Başarının sırrı bu. Hayatınızda sadece bale olmalı ve sadece disiplin. Olmadan çok zor, kabiliyet kurtarmıyor.”

Gençler, azimli. Elde ettikleri başarının bilincindeler ve hayallerinin avuçlarının arasından kaçmasına izin vermeyecek kadar da kararlı. Final, onların mesleklerini sürdürebilmeleri için tek şansları. En azından onlar böyle yorumluyor ve görüyor. İkincilikle dönen Berkay Günay açıklık getiriyor:

Berkay Günay'ın ailesi bale eğitimi için Mersin'den İstanbul'a taşındı. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Berkay Günay’ın ailesi bale eğitimi için Mersin’den İstanbul’a taşındı.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Baleye Türkiye’de devam etmek gibi bir hayalim yok. Tamamen yurtdışı odaklı. Bale, yurtdışında daha değer görüyor ve maddi olarak da daha doyurucu. Çünkü değer verilen bir sanat dalı. Bizim en büyük şanssızlığımız, bu meslek için Türkiye’de doğmak. Futbolcu olmak isterdim, o zaman daha çok değer buluyorsun, bu ülkede. Kıymet yok, tek kırıldığımız nokta bu. Yurtdışında sokakta ‘Ben baletim’ diyebiliyorsun göğsünü gere gere. Ama burada biraz belli etsen gelecek tepkiler hep aynı. Direkt bel altı çalışıyorlar bize.”Finalde de başarılarını devam ettirebilirlerse burs kazanma şansları olacak. Hocaları aynı zamanda devlet sanatçısı olan Sergo Tereshenko bunun elde edilmesi zor bir fırsat olduğunu söylüyor.

“New York çok zor etap. Orada kazanırlarsa burs kazanacaklar. Burs kazanınca okul seçecekler. Düşünün Royal Bale’den gelmiş burs. Kendi imkanlarıyla girmeye kalksa yıllık en az 30 bin pound ödemesi lazım. Bursu kazanırsa, hiç para ödemeyecek. Daha da ötesi bir Türk kazanmış olacak. Okul çok etkili, bunun için çalışıyorlar. İnşallah kazanırlar.”

Paraları yok

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın iki genci ve hocalarını yurtdışına götürecek ne yazık ki bütçesi yok. Aileler devreye girip ekibi Amerika Birleşik Devletleri’ne yollayabilmek için kredi başvurusunda bulundular.

Ancak her koyun kendi bacağından asılır misali, iş başa düşmüş. Bir yandan elemelere hazırlanıp diğer taraftan kapı kapı kaynak aramaya başladılar. İlk etap için zor olsa da kaynak buldular. Deniz ve Berkay, o sürecin çok sancılı olduğunu anlatıyor.

Deniz Akarslan, balenin Türkiye'de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan, balenin Türkiye’de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Okulun tuvaletini yenilemek için bile bütçe çıkmıyor. Amerika’ya gibi bir yere dört kişiyi yollamaları çok zor. Okul yönetimi, bize yardımcı olamayacaklarını açıkladı. Verseler de borç olarak verebileceklerini söylediler. Her yere başvurduk. Lions’a başvurduk. Onlar olmasa gidemezdik. Sadece uçak için değil, oteli de hallettiler.”Gençler kaynak bulmak pahasına şirketlerin markalarını üstlerinde taşımaya bile razı olmuşlar.

“Biz şirketlere şunu da dedik: ‘Biz öylesine gidelim-gelelim demiyoruz. Sizi de temsil edeceğiz. Bize tişört, çanta verin. Onları taşıyalım. Hem sizin adınızı da taşımız oluruz.’ Ama kimse yanaşmadı.”

Berkay Günay, kendilerine ters gelse de bunu yapmaya mecbur olduklarını dile getiriyor.

“Keşke böyle olmasa… Ama başka türlü olmuyor. Kabul etmiyorlar. Yurtdışına baktığımızda aslında bize gelmeleri gerekiyor, Türkiye’de kapı kapı dolaştık. Hocamız kaç yaşında, onun bize sadece bale öğretmesi gerekirken insanların kapısında bekledi. Oraya gidebilmek bizim için çok zordu.”

New York için de ceplerinde paraları yok. Yine sancılı bir süreç onları bekliyor. Final, nisan ayında.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı'dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı’dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

Okul binası yetersizİstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı binası, Kadıköy’de. 1986’dan bu yana bina arayışları devam ediyor. Bale Ana Sanat Dalı Başkanı Oral Yazıcı, mevcut binanın bale için uygun olmadığını ifade ediyor.Yazıcı, Deniz ve Berkay’ın tüm bu olumsuzluklar içinden nasıl sıyrıldıklarına şaşırdığını söylüyor:

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“Bu okul, bale yapmaya müsait değil. Konservatuara müsait değil. 55 yaşındayım, ben 30 yıldır buradayım. Şu okulda biz geldiğimiz günden beri bina arıyoruz. Salonlarımız uygun değil. Aynı salonda orkestra çalışıyor, müzik çalışıyor. Bu çocuklar nasıl çıktılar, bazen düşünüyorum. Şaşırıyorum.”

Bunlara rağmen konservatuarda yaptıklarını mucize olarak değerlendiriyor. Aslına bakarsanız haksız da değil. Verdiği örnek de bunu gösteriyor:

“Fiziki olarak bu bina konservatuara uygun değil. Sadece bale değil, gidin bakın çocuklar tuvaletlerde çalışıyor. Klarnetini ya da keman gitarını alıyor tuvalette çalışıyor. “

Kaynak :  aljazeera.com.tr

picassoÇankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) Avrupa’nın en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) Avrupa’nın en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Pablo Picasso, Auguste Rodin, Salvador Dali, Eugène Delacroix, Le Corbusier, Man Ray, Joseph Beuys, Georg Baselitz gibi dünya sanatına yön veren sanatçıların eserlerinin buluştuğu karma ‘Ellerin Büyüsü’ sergisi sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Dünyaca ünlü Alman koleksiyoner Prof. Dr. Hans Zilch’e ait “Ellerin Büyüsü” adlı karma sergi Ankaralılarla buluştu. Çankaya Belediyesi’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açılan sergide 15’i heykel olmak üzere 160 eser bulunuyor. Sergide Türkiye’den sanatçıların ‘el’ konulu çalışmaları da bulunuyor. Türkiye’de Almanya’ya göçünün 50. yıldönümü kutlamalarında sergisinin küratör İbrahim Karaoğlu tarafından görülmesi ve beğenilmesi üzerine Türkiye’de gezici bir sergi açılmasını kabul eden Prof. Zilch’in 30 yılda bir araya getirdiği eserlerden oluşuyor. Ellerin Büyüsü koleksiyonu, kısa bir süre önce İzmir’de, şimdi de Ankara’da ardından da İstanbul ve Antalyalı sanatseverlerle buluşacak. Ankara için bir ilk olan Ellerin Büyüsü 31 Mart 2015 tarihine dek gezilebilir.

EL CERRAHININ BİRİKİMİ AVRUPA’NIN EN ÖNEMLİ KOLEKSİYONU OLDU

Dünyaca ünlü Alman Plastik Cerrahı Prof. Dr. Hans Zilch, ellerin cazibesini meslek yaşamına son verdikten sonra da sanat eserleri ile yaşatmaya karar verir. Pablo Picasso, Auguste Rodin, Salvador Dali, Eugène Delacroix, Le Corbusier, Man Ray, Joseph Beuys, Georg Baselitz gibi dünya sanatına yön veren sanatçıların eserlerinin yanı sıra Türkiyeli sanatçıların eserlerine de ilgi duyar. Elin oluşumu ve beynin gelişiminin paralellik gösterdiğine dikkat çeken Zilch, iki organın kendisini çok etkilediğini ve Ellerin Büyüsü fikrinin böyle ortaya çıktığını söylüyor. İlk kez Berlin Üniversitesi’nde hocalık yaparken ellerle ilgili çalışmaları biriktirmeye başlayan Zilch, Picasso eserlerinden sonra orijinal eserler toplamaya başlamış.

Ellerin Büyüsü sergisinin proje direktörlüğünü Fahri Özdemir, genel sanat yönetmenliğini Kağan Batır, küratörlüğünü ise İbrahim Karaoğlu ve Michael Maske yapıyor.

14. Boston Türk Film Festivali (BTFF) Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” adlı filmin gösterimiyle başlayacak.

kis-uykusu

Kuzey Amerika’daki en eski ve saygın Türk film festivallerinden ve ağırlıklı olarak uzun metrajlı filmlerden oluşan BTFF’nin bu yılki programında 23 film gösterilecek.

Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde 19 Mart-25 Nisan’da gerçekleştirilecek festivalde, çağdaş Türk sinemasının seçkin örnekleri ve yönetmenleri bir kez daha Amerikalı seyirciyle buluşacak.

Birçok saygın ismin de konuk edileceği etkinlikte, yönetmenler Derviş Zaim, Tayfun Pirselimoğlu, Onur Ünlü, Reha Erdem, Erol Mintaş, Murat Düzgünoğlu ve Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu ile Boston Türk Festivali Belgesel ve Kısa Film Yarışması’nda en iyi film jüri ve seyirci ödüllerini kazanan Hasan Serin, Derya Durmaz, Beyza Boyacıoğlu ve Sebastian Diaz da yer alacak.

Ayrıca, ünlü oyuncu Hülya Koçyiğit, başrolünü üstlendiği Ömer Lütfi Akad’ın “Gelin” filminin gösterimine katılacak.

Festival programı Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filminin Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde gösterimi ile başlayacak ve ardından yine müzede bir açılış resepsiyonu düzenlenecek.

Festivalde Nisan Dağ ve Esra Saydam’ın Deniz Seviyesi, Onur Ünlü’nün İtirazım Var, Güliz Sağlam’ın Tepecik Hayal Okulu, Beyza Boyacıoğlu ve Sebastian Diaz’ın Tonita’s, Hasan Serin’in Ağrı ve Dağ, Derya Durmaz’ın Ziazan, Derviş Zaim’in Balık, Tayfun Pirselimoğlu’nun Ben O Değilim, Ozan Açıktan’ın Silsile, Erol Mintaş’ın Annemin Şarkısı, Tunç Şahin’in Karışık Kaset, Reha Erdem’in Şarkı Söyleyen Kadınlar, Çağan Irmak’ın Unutursam Fısılda, Atıl İnaç’ın Daire, Hüseyin Karabey’in Sesime Gel, Melisa Önel’in Kumun Tadı, Çiğdem Vitrinel’in Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, Kaan Müjdeci’nin Sivas, Murat Düzgünoğlu’nun Neden Tarkovski Olamıyorum ve Ömer Lütfi Akad’ın Gelin adlı filmleri gösterilecek.

Festival Direktörü Erkut Gömülü, bu yıl da kapsamlı ve zengin programla  sinemaseverlerin karşısına çıktıklarını dile getirerek, etkinliğin Türk sinemasının ve genç kuşak Türk yönetmenlerinin ABD’deki tanıtımına önemli katkıda bulunduğunu belirtti.

TÜRK SİNEMASINDA MÜKEMMELLİK ÖDÜLÜ ÜNLÜ’NÜN

Bu arada, dokuzuncu yılını kutlayan Boston Türk Film Festivali Türk Sinemasında Mükemmellik Ödülü’nün bu yılki sahibinin Onur Ünlü olduğu açıklandı. Yönetmene ödülü Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde düzenlenecek bir törenle takdim edilecek.

ÖMER LÜTFİ AKAD DA ANILACAK

Festivalde, 2011 yılında hayatını kaybeden yönetmen Ömer Lütfi Akad anısına, onun 1973 yılında çektiği Gelin filmi gösterilecek. Filmin dijital olarak yenilenen kopyası  Kuzey Amerika’da ilk kez gösterilecek, sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit başrolünü üstlendiği filmin gösterimine ve ardından düzenlenecek söyleşiye katılacak.

RUSSELL CROWE’UN SON UMUT’UNA ÖZEL GÖSTERİM

Çanakkale Savaşı’nın 100. Yılı anısına, festival programında iki film yer alacak. Yönetmenliğini Tolga Örnek’in yaptığı Gelibolu belgeseli 25 Mart’ta gösterilecek. Yönetmenliğini Russell Crowe’un yaptığı, oyuncuları arasında Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ın da yer aldığı Son Umut filmi ise ABD’de sinemalarda vizyona girmeden önce, 23 Nisan’da festival kapsamındaki özel bir gösterimle ilk kez seyirciyle buluşacak.

Kaynak: Habertürk

italyada-bir-turkANTDOB’un bu sezon son kez sahnelediği “İtalya’da Bir Türk” operası yoğun ilgi gördü. Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB) ünlü İtalyan besteci Gioacchino Rossini’nin 2 perdelik eseri “İtalya’da Bir Türk” operasını son kez sahneledi.

Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde, sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği operada Napoli yakınlarındaki bir sahil kasabasında geçen aşk hikayesi anlatılıyor.

Rejisör Mehmet Ergüven tarafından sahneye konulan operanın orkestra şefliğini Gaetano Soliman ve Ömer Yöndem, koro şefliğini ise Mahir Seyrek üstlendi. Eserin dekoru Gürcan Kubilay, kostümü Gülay Korkut, ışığı ise Müfit Özbek imzasını taşıyor.

ANTDOB sanatçılarının yanı sıra Ankara, İstanbul ve İzmir Devlet Opera ve Bale Müdürlüğünden konuk sanatçıların da sahne aldığı yaklaşık 2 saat süren opera, izleyenlerin beğenisini kazandı.

Kaynak: Sabah

romanEdebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder.

Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır.

1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair

İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu.

2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka

Dönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar.

3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce

Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır.

4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse

Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur.

5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald

Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır.

6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner

Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır.

7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck

Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır.

8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf

Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder.

9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck

Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir.

10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston

Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker.

11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis

Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır.

12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood

Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır.

13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers

Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor.

14. Yabancı (1942) – Albert Camus

Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır.

15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote

Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur.

16. 1984 (1949) – George Orwell

1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır.

1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır.

18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison

Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir.

19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding

Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır.

20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov

Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler.

21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima

İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir.

22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac

Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir.

23. Gece (1958) – Elie Wiesel

Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir.

24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe

Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir.

25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee

Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır.

26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller

Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir.

27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess

Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir.

28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey

Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır.

29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut

Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler.

30. Herzog (1964) – Saul Bellow

Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar.

31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway

Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir.

32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe

Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır.

33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman

Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir.

34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon

II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır.

35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy

Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir.

36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole

Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer.

37. The Color Purple (1982) – Alice Walker

Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor.

38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo

Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar.

39. Watchmen (1986) – Alan Moore

Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır.

40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto

Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır.

41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin

1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır.

42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler

Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır.

43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson

Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür.

44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson

Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir.

45. Life After God (1994) – Douglas Coupland

Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır.

46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk

Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar.

47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee

Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır

48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky

Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır.

49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos

Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir.

50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami

Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır.

Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır.

Olimpiyat madalyası ve Nobel ödülü kazanan veya en çok sanatçı yetiştiren ülkelere bakınca, Amerika ve Avrupa başı çekiyor. Acaba onlar neyi farklı yapıyor? Biz nerede hata yapıyoruz?

yetenek

Yıl 1980. “Bloom’s Taxanomy” fikriyle tanıdığımız Chicago Üniversitesi’nden Prof. Benjamin Bloom, aslında bir başka alanda da inanılmaz araştırmalar yapıyor. O da yetenek gelişimi.

120 tane elit sporcuyu, bilim insanını, heykeltıraşı ve müzisyeni tam 4 yıl boyunca inceliyor ve çok ilginç bir şey buluyor.

Hepsi de aşağı yukarı aynı gelişim evrelerinden geçmiş. Acaba bunlar ne ve Türkiye’deki çocuklar aynı evrelerden geçebiliyor mu?

BİRİNCİ EVRE: İLGİ VE OYUN

Hepsi, çocuk yaşta kendi alanlarına ilgi duymaya başlamış ve genelde ilgileri bir rol model aracılığıyla oluşmuş. Aileden ya da yakın çevrede bir kişiden etkilenmiş. Aile de o alana ilgi duyduğu için, çocuğun etkinlikleri aile bireylerini birbirine bağlamış. Her zaman o konuda heyecanlı sohbetler yaşanmış.

En kritik nokta ise, ilk çalışmalar sadece oyun ve eğlence için yapılmış. Etkinlikler sırasında profesyonellik ve başarı beklenmeden, sadece çocuğun keyif alması sağlanmış.

İKİNCİ EVRE: UZMANLAŞMA

Çocuğun ilgisi devam edince, ailenin desteğiyle çocuk profesyonel olmaya karar vermiş. Kaliteli bir öğretmen veya koç tutulmuş. Ailedeki tüm etkinlikler çocuk etrafında dönmeye başlamış. Onun  alandaki gelişimini destekler nitelikte planlanma yapılmış.

Amaç artık keyif değil, uzmanlık kazanma olmuş. Sistemli ve disiplinli çalışma dönemi başlamış. Aile yüksek beklenti içinde olmuş, ama bu asla kazanma ya da derece gibi dış referans olmamış. Aile sadece çocuklarının ellerinden gelenin en iyisini yapmasını istemiş. Ancak bu dönemin ikinci yarısında çocuklar yarışmalara katılmaya başlamış.

Peki, çocuklar nispeten sıkıcı olan bu uzmanlık kazanma dönemini nasıl aşmışlar?

Bu dönemdeki en kritik nokta öğrenme süreci robotik değil; keşfetme, anlam bulma, problem çözme şeklinde kurgulanmış. Çocuklar alanı keşfettikçe ve geliştikçe keyif almaya başlamış.

yetenek-2

ÜÇÜNCÜ EVRE: KİŞİSELLEŞTİRME

İkinci evrede teknik olarak beceri kazananlar, bu evrede özgünleşmeye başlamış. Eserlerini ve çalışmalarını kişiselleştirmişler. Kendi tarzlarını ve imzalarını geliştirmişler. Spor/sanat/bilim bir varoluş ve özgürleşme yöntemi olmuş.

Bu kişiler yaklaşık 10.000 saat pratik yapmış.

Yetenek geliştirme süreci aşağı yukarı bu şekilde işliyor: keyif alma, uzmanlaşma ve özgünleşme.

Peki, Türkiye’de çocuklar aynı süreçten geçebiliyor mu?

Biz daha ilk evrede tökezliyoruz. Neden?

En büyük hatamız çocuk alanda pratiğe başlar başlamaz, ondan başarı beklemek. Küçücük çocukları rekabete sokuyoruz. Kazanmalarını ve derece yapmalarını bekliyoruz. Onlara baskı yapıyoruz.

İkinci evrede gelmesi gereken yarışmalar, birinci evrede geliyor. Biz küçük yaşlarda uluslararası yarışmalarda öndeyiz ama sonra kayboluyoruz. Neden?

İlk evre oturmadığı için. Eğlence ve keyif kısmını es geçtiğimiz için, çocuk başarılı olsa bile çabuk sıkılıp alanını erken yaşta bırakıyor. Yani, temeli sağlam atamıyoruz.

İkinci sorun çocukların rol modeli olmaması. Çoğu aile “Çocuğumu hangi alana yönlendirsem acaba?” diye soruyor. Bu ne demek? Kendisinin heyecan duyduğu bir alan yok. Rol model olamıyor.

Aile kendisinde olmayan bir değeri veya ilgiyi çocuğuna kazandıramaz. Çocuk, ailenin ilgisinden ve değerlerinden uzak bir alana yönlenince, aile o alanla ilgi çocukla sohbet edemiyor. Onun heyecanını ayakta tutamıyor. Çocuğun alanı aileyi bütünleştiren bir etkinlik olmuyor.

Kısacası, biz daha ilk evrede sorun yaşıyoruz. Çocuklar farklı alanları denemeli ve ilk amaç her zaman keyif alma ve oyun olmalı. Aile kendisi de model olmalı. Çocuğun etkinliği aileyi bütünleştirmeli.

O zaman sağlam bir temel atmış ve yi bir başlangıç yapmış oluruz.

Özgür Bolat

Kaynak: http://sosyal.hurriyet.com.tr/

 

cagdas-sanat-fuariİlk defa bir çağdaş sanatlar fuarına ev sahipliği yapıyor. Atis Fuarcılık tarafından, Tüm Sanat Galerileri Derneği (TÜSGAD) ve Birleşmiş Ressam ve Heykeltıraşlar Derneği (BRHD) işbirliği ile düzenlenen Çağdaş Sanat Fuarı’nın açılışı yapıldı. 200 sanatçının 2 bin civarında eserinin sergilendiği fuarda İranlı sanatçıların eserleri ilgi çekti. Fuar, 15 Mart akşamına kadar açık kalacak.

ATO Congresium Kongre ve Sergi Sarayı’nda 5000 metrekare alanda gerçekleşen fuar, Bali Sanat, RC Sanat, Soyut Sanat, Fırça Sanat, Nurol Sanat, Yurt Dünya Sanat gibi 70 galeri ile Mustafa Ayaz, İMOGA ve UKKSA müzeleri yer alıyor. Uluslararası sanat evlerine ve müzelere de ev sahipliği yapan fuarda plastik sanatların her dalında resim, heykel, seramik, özgün baskı, fotoğraf ve kavramsal sanat eserleri bulmak mümkün.

Fuarda İran çağdaş sanat eserleri de yoğun ilgi gördü. İran’daki Igreg sanat galerisi, koleksiyondaki 15 sanatçıya ait eserleri Ankara’daki fuarda görücüye çıkardı. İranlı sanatçılar eserlerini teknolojinin imkanlarını kullanarak oluşturmuş. Fotoğraflar, tasarım programları kullanılarak yeniden yorumlanmış ve tuvale aktarılmış. Abnous Alborzı tezhip üzerine dijital fotoğraf yerleştirerek, gelenekselle moderni birleştirmiş. Sergiyi gezenler özellikle Bijan Sayfouri’nin eserlerini beğendi ve hakkında bilgi edinmeye çalıştı. Igreg galerinin koordinatörü Navıd Arab, Bijan Sayfouri’nin fuardaki bir tablosunun İngiltere’deki bir galeri tarafından 24 bin dolara satın alındığını belirtti. Sergiyi gezenler arasında Türkiye’de üniversite eğitimi alan İranlılar da vardı.

ANKARA’YA MODERN SANATLAR MÜZESİ DE KURULACAK

ATİS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül, Ankara’da çağdaş sanatla uğraşan ve eğitim veren ciddi kuruluşlar bulunduğunu bildirdi. Aygül, fuarın paneller, dinletiler, konferanslar, sanatsal performanslar, workshoplar, söyleşiler, sinema gösterimleri, imza günleri gibi etkinliklerle renkleneceğini dile getirdi.

BRHD Başkanı Mehmet Ali Doğan, Ankara’da uzun zamandan beri bir sanat fuarının açılmasını beklediklerini dile getirdi. Doğan, Ankara’da eksikliği hissedilen modern sanatlar müzesini de kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Bursa 13. Kitap Fuarı, 14-22 Mart 2015 tarihleri arasında Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde açılacak.

Bursa-13.-Kitap-Fuari

Bu yıl onüçüncü kez kapılarını açmaya hazırlanan Bursa Kitap Fuarı, 14-22 Mart 2015 tarihleri arasında dolu dolu bir programla kitapseverleri konuk edecek. Aralarında İlber Ortaylı, Gülten Dayıoğlu, Can Dündar, Doğan Hızlan, İnci Enginün, Deniz Kavukçuoğlu, Hakan Bıçakçı, Doğu Yücel, Zeynep Oral, Ahmet Şık, Buket Uzuner, Yalvaç Ural, Bengi Semerci, Yekta Kopan, Hakan Akdoğan ve Üstün Dökmen’in de bulunduğu pek çok değerli yazar, şair ve bilim insanı fuar süresince okurlarıyla buluşacak.

300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla gerçekleştirilecek Bursa Kitap Fuarı’nda dokuz gün süresince söyleşi, panel, şiir dinletisi ve çocuk etkinlikleriyle birlikte 80 kültür etkinliği düzenlenecektir.

Çanakkale’nin 100. Yılı

Bursa Kitap Fuarı, Çanakkale Zaferi’nin 100. yılını çeşitli etkinliklerle kutlamaya hazırlanıyor. Uluslararası basında Çanakkale Zaferi’nin yansımaları üzerine Timaş Yayınları tarafından “Yüzyıl Öncesinde Dünya Medyasında Çanakkale Savaşları Sergisi” düzenlenecek ve fuar boyunca çeşitli paneller gerçekleştirilecektir.

Haldun Taner 100 Yaşında

haldun taner

Türk tiyatrosunun önemli ismi Haldun Taner’in 100. yaşı Bursa Kitap Fuarı’nda çeşitli etkinliklerle kutlanacak. 14 Mart Cumartesi günü Haldun Taner’in öykücülüğü Doğan Hızlan, Yavuz Ekinci ve Faruk Duman’ın katılımıyla ele alınacaktır. 21 Mart Cumartesi günü düzenlenecek Haldun Taner’in yaşamı, eserleri, tiyatrosu ve her yönüyle ele alınacağı panele ise eşi Demet Taner, Zeynep Oral, Ömer Naci Topçu ve Kazım Güçlü konuşmacı olarak katılacaklardır. Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi Okuma Grubu tarafından 15 Mart Pazar günü Haldun Taner’in “Timsah” oyunu okunacaktır.

TÜYAP tarafından, tasarımını Sadık Karamustafa’nın üstlendiği bir sergi de düzenlenecektir. Haldun Taner 100 Yaşında “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” sergisinde yazarın yaşamı, fotoğrafları, aile albümü ve eserlerinden metinler okurlarla buluşacaktır.

Yayınlama Özgürlüğü Yolunda

Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından TÜYAP’ın da destekçilerinden biri olduğu “Avrupa Birliği’ne Giriş Sürecinde Yayınlama Özgürlüğü Alanında Farkındalık Yaratma” projesi kapsamında 15 Mart Pazar günü düzenlenecek “Yayınlama Özgürlüğü Yolunda” paneline Buket Uzuner, Ahmet Şık, Turhan Günay ve Fatih Erdoğan konuşmacı olarak katılacaktır.

Müzeyyen Senar’ın Ardından

Yakın zamanda kaybettiğimiz Müzeyyen Senar’ı doğum yeri Bursa’da bir panelle anıyoruz. Sanatçının biyografisini yazan Radi Dikici’nin konuşmacı olarak katılacağı söyleşide Müzeyyen Senar’ın yaşamı ve eserleri kitapseverlerle paylaşılacak.

Edebiyatımızda Mehmet Kaplan

Türk edebiyatına önemli katkıları bulunan akademisyen, eleştirmen Mehmet Kaplan, 100. yaşında 14 Mart Cumartesi günü bir panelle Bursa’da anılıyor. İnci Enginün, Zeynep Kerman, Kelime Erdal’ın konuşmacı olarak katılacakları ve Alev Sınar Uğurlu’nun yöneteceği panelde Mehmet Kaplan’ın Türk edebiyatına katkıları ele alınacaktır.

Kadına Karşı Şiddete Karşı Dur-abilmek

Bursa Kitap Fuarı’nda Avukat Hülya Gülbahar ve Hürriyet Gazetesi Aile İçi Şiddete Son Kampanyası Koordinatörü Neşe Hacısalihoğlu’nun konuşmacı olarak katılacakları panelde Kadına Karşı Şiddete Karşı Durabilmek hukuki ve pratik boyutlarıyla ele alınacaktır.

Girişin ücretsiz olduğu fuar her gün 10.00-19.30 saatleri arasında (22 Mart 2015 tarihinde saat 19.00’da sona erecektir) ziyaret edilebilir.

 

Fuat hakkında daha fazla detay öğrenmek için lütfen tıklayınız: www.bursakitapfuari.com

Bu yıl festival programında 23 ülkeden 40 kukla tiyatrosu topluluğu 42 gösteriyi 38 gösteri mekânında 153 kez sahneleyecek. Biri Norveç’ten gelen 4 sergi sanatseverleri ağırlayacak. Biri profesyonel sahne sanatçıları, üçü çocuklar için dört atölye çalışması festival programını zenginleştirecek. İlköğretim okulları arası kukla oyunu yarışmasında heyecanlı saatler yaşanacak. Dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri bir kez daha İzmir’de devam ediyor.

izmir kukla günleri

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 Mart’ta başladı. İzmir bir kez daha dünyanın en ünlü kuklacılarıyla tanışıyor. Avrupa’nın lider kukla festivali olarak tanınan etkinlik İzmir’i dünyaya tanıtıyor…

23 ülke, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 farklı gösteri, kentin her yanındaki 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde temsil, biri Norveç’ten 4 sergi, biri profesyonel sahne sanatçıları için, üçü çocuklar için 4 atölye çalışması, ilköğretim okulları arası bir kukla oyunu yarışması ve daha birçok etkinlik…

Burgas State Puppet Theatre - Bulgaristan

Burgas State Puppet Theatre – Bulgaristan

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 – 22 Mart 2015 tarihleri arasında İzmir’de, bir kez daha dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri olarak gerçekleşecek. Festivale bu yıl 23 ülkeden sanatçılar katılacak, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 ayrı oyunu, 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde gösterimle 50.000’den fazla seyirciyle buluşturacak. Bu yıl festivalde yine dünyanın birçok ünlü kukla tiyatrosunun yanı sıra, sergiler, atölye çalışmaları ve bir kukla oyunu yarışması yer alacak.

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska - Sırbistan

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska – Sırbistan

Festival programında, her yıl olduğu gibi, değişik kukla teknikleriyle oynatılan oyunlar bulunuyor. Programdaki farklı yaş gruplarına yönelik oyunlar festival süresince her yaştan izleyiciye kukla sanatının her türünden en iyi örnekleri sunarken, keyifli anlar yaşatacak.
Festival direktörü Selçuk Dinçer İzmir’in kukla dünyasında çok bilinen bir merkez durumuna geldiğini ve ülkemizde modern kukla sanatının gelişimine öncülük ettiğini söyledi. Selçuk Dinçer “İzmir Uluslararası Kukla Günleri İzmir’in en önemli kültür markalarından biri ve İzmir’in adını dünyaya duyuruyor. Sevindirici olan bir diğer şey de, İzmir’de modern kukla sanatının festivalimize paralel bir şekilde hızla gelişiyor olması. Çok yakında dünyanın önemli kukla festivallerinde İzmirli grupların oynayacağı kukla gösterilerinin boy göstereceğine hiç şüphe yok.” diye konuştu.

Demmeni  Marionette Theatre - Rusya

Demmeni Marionette Theatre – Rusya

Festivalin en önemli etkinliklerinden biri de Hayali Suat Veral’ın Karagöz tasvirlerinden oluşan sergi. Bugüne değin açılmış en kapsamlı Karagöz tasvirleri sergisi olacak sergi aynı zamanda daha önce hiçbir tasvir ustasının yapmadığı büyüklükte tasvirleri de içeriyor. Suat Veral’ın 1 metre boyundaki tasvirleri Türk Gölge Oyunu Karagöz adına önemli bir yenilik.

Ensemble Material Theater - Almanya

Ensemble Material Theater – Almanya

Bu yıl festivale katılan ülkeler ve gruplar şöyle: Amerika (Paul Zaloom), Almanya (Ensemble Material Theatre), Arjantin (Objetable Theatre), Avustralya (Perth Theatre Company), Avusturya (Gundberg Figurentheater & Musik), Bulgaristan (Burgas State Puppet Theatre, Mila Theatre, Pro Rodopi Art Center, Theatre Trio, Varna State Puppet Theatre, Vidin State Puppet Theatre), Estonya (Nuku Theatre), Fransa (Centre De Creations Pour L’Enfance), Güney Kore (Hyundai Puppet Theatre), Gürcistan (Fingers Theatre), Hindistan (Katkatha Puppet Arts Trust), İngiltere (Storybox Theatre), İran (Marble Puppet Theatre), İspanya (Trukitrek Puppet Company), İsrail (The Galilee Multicultural Theatre, Train Theatre), İtalya (Teatro Necessario, Teatro Telaio Brescia), Norveç (Hordaland Teater), Polonya (Teatr Nemno), Romanya (Lightwave Theatre Company, Teatrul Tandarica, Teatrul De Marionete Gepetto), Rusya (Tomsk Regional Puppet and Actor Theatre, Demmeni Marionette Theatre), Sırbistan (Children’s Theatre of Republic of Srpska), Slovenya (Lutkovno Gledalisce Ljubljana), Türkiye (Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Hayalperest Kukla Tiyatrosu, İlker Kılıçer Kukla Tiyatrosu, Kuklita Kukla, Küçük Salon Oyuncuları, Hayali Suat Veral, Tiyatro Oyun Kutusu, Uçaneller Kukla Evi), Yunanistan (Nevma Theatre)

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu - Türkiye

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu – Türkiye

Festivalin bu yılki destekçileri: Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İpragaz A.Ş., Kipa AVM, Recordati İlaç, Aliağa Belediyesi, Bornova Belediyesi, Karşıyaka Belediyesi, Konak Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Amerikan Büyükelçiliği, Avustralya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, İzmir Alman Kültür Merkezi, Institut Ramon Llull, İsrail Dışişleri Bakanlığı, İzmir İtalyan Konsolosluğu, Kore Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosluğu, Enrico Aliberti, Forum Bornova A.V.M., Froma Kimya, Han Tiyatrosu, İduğ, İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları, İzmir Magazin Gazetecileri Derneği, Bizim İzmir, Haber Türk, Hürriyet, Milliyet, Posta, Yeni Asır, İsmira Otel


Festival programıyla ilgili detaylı bilgiler festivalin www.izmirkuklagunleri.com adresindeki internet sitesinde bulunabilir.

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon …

şan dersi

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon sunucuları,din görevliler v.s.) seslerini iyi kullanmadıkları zaman seslerinin birkaç sene sonra hastalandığını , kullanılamaz hale geldiğini gördüler . Bir an evvel daha uzun sürede sağlıklı ,temiz , anlaşılabilir ,gür seslere kavuşmak için arayışlara girdiler. Önce doğru nefes alma ;arkasından da ses eğitimi . Böylece yeni bir sektör doğdu. Bu konuda usta eğitimci sayısı çok az olduğundan ortalık hiçbir eğitim almamış SES KOÇLARIYLA(!) dolmuştur.

Eğitim Fakülteleri Müzik bölümlerinde iki sene ses eğitimi görenler ( çoğu Eğitim Fakültelerinde öğretmen yokluğundan şan dersi toplu ders olarak görülür veya başka branş öğretmenleri girer), müzik kurslarından sertifika alanlar ve Konservatuarlarda şan (ses) eğitimini tamamlamamış öğrencilerin çok ucuz ücretlerle dershanelerde ses eğitimi hatta ses terapisi dersleri vermeye başlamaları; bunun yanında dershane sahiplerinin işi ucuza mâl etmek için insan sağlığını hiçe sayıp bu işe maalesef çanak tutmaları ; aylığı 200- 300 T.L. verilen bu derslerin ; bilinçsiz insanlarımıza cazip gelmesi ; bir müddet sonra yapılan bu yanlış eğitimlerin onarılması çok zor ses hastalıklarıyla karşılaşılmasına neden olmuştur.

coskun-nehir-2

COŞKUN NEHİR -İst. Dev. Operası Sanatçısı – Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fak. Müzik Böl. Öğ.Üyesi -Nar Sanat Eğitim Kursu, Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni

Doğu illerinde hiç ses eğitimi almamış K.B.B. profesörünün ses eğitimi egzersizleri yaptırması, piyano çalan bir eğitmenin ‘’ Hocam ben çalıyorum öğrenci bağrıyor.Ben de paramı alıyorum . Bana ne sesinden ‘’ demesi. Kenarda köşede kalmış bir okuldan mezun olmuş bir müzik öğretmeninin veya bu öğretmenlerden 3-4 ay ders görmüş bir kursiyerin verdiği dersin ne kadar sağlıklı olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Sonra ne mi oluyor? Ortalık sesi hasta kişilerle doluyor .O zamanda internetten veya kitaplardan okudukları üç beş satırla sesinizi iyileştiririm diyen şarlatanlar devreye giriyor. Konserlere,operaya,sempozyumlara v.s. hiç gitmemiş kişiler bunlar.

Bir gün çok ünlü bir kanalda spikerlik yapmak isteyen ince sesli bir hanım bana telefon etti. ’’Hocam telefonunuzu ……… aldım . Sizle ses eğitimi çalışması yapmak istiyorum .Bir kaç ay sonra …. Kanalında haber spikerliğine başlayacağım. Sesimi çok ince buluyorlar , sesimin kalınlaşması gerekli bana yardım eder misiniz?’’dedi. Öğrenciyle yer ve zaman konusunda anlaşamadığımız için benimle çalışamadı ama son anda bana sorduğu soru beni bir hayli şaşırttı. ‘’ Hocam bana bir de ameliyatla sesimi kalınlaştıracaklarını söylediler. Siz ne dersiniz?’’ Bu soru karşısında şaşırdım kaldım.

İlk defa böyle bir şey duyuyordum. Elimden geldiğince telefonun karşısındaki kişiye yapacağı işin çok yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonra bir daha hiç görüşmedik.

Eğitim Fakültesinde 3 (üç) senedir benim öğrencim gözüken ve hiçbir derse devam etmeyen bir öğrencimin İstanbul Küçükçekmece civarında bir kursta piyano, solfej ve şan dersi verdiğini söylersem bana ne derdiniz?
Sevgili okuyucularım ses eğitimi çok emek ister eğitim süresi ergenlik çağı (ses değişimi) bittikten sonra başlar ve en az 5(beş)- 6(altı) yıl sürer. Olgunlaşmaksa seneler alır. Kişinin öğretmenlik yapması için deneyim kazanması gereklidir. Bol bol başka sesleri dinlemesi , doğruyu yanlışı ayrıt etmesi , insan sesini çok iyi tanıması , ders verdiği kişinin psikolojik yapısını iyi bilmesi , standart bir şekilde değil ; kişiye göre ders yapması, mutlaka bireysel olarak öğrenciyle çalışması (toplu sınıf dersi yapılamaz.) gerekmektedir.

İnsan vücudu esas alındığında ; kişinin sizin anlattıklarınızı anlayıp ,onu vücuduna aktarabilmesi çok zordur. Onun için öğreticinin örneklemelerini çoğaltıp öğrencinin bunlardan birini algılamasını ve vücuduna tatbik etmesi ,gözlemlemesi gereklidir.Bunun yanında yorum konusuna eğiticinin çok dikkatli olması ve gene eğiticinin müzik kulağının çok iyi olması gereklidir.

Artık insan hayatında çok önemli bir yer alan ve insanın kişiliğini ortaya koyan ses eğitimi ; eğitimsiz kendini yenilemeyen sadece para kazanma tutkusu içinde bulunan , kendilerinin ses eğitimi olmayan ,pedagojik formasyondan uzak olan kişilerin eline bırakılmamalıdır.Öğrenilmesi ve öğretilmesi zaman ve sabır isteyen bir o kadar da zor olan bu işi öğretenler de bir parmağın sayıları kadar azdır.

Siz okuyucularıma tavsiyem sesinize sahip çıkıp eğitimine karar verdiğinizde mutlaka o bir parmağın sayıları kadar az olan eğitimcilerden birini bulmanızdır.

Saygılarımla…

COŞKUN  NEHİR

İST. DEV. OPERASI SAN. VE MARMARA ÜNİV. ATATÜRK EĞ. FAK. MÜZİK BÖL. ÖĞ. ÜYESİ.

Nar Sanat Kursu Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni (Özgeçmiş İçin Tıklayınız)

Eğitmen ve Sanatçının sitesi için lütfen www.coskunnehir.com.tr tıklayınız.

 

Kaynak : bakirkoygazete.com

New York’taki Armory Show fuarı, bu yıl ‘Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz’ coğrafyasına odaklandı.

newyork

Dünyanın önemli sanat fuarlarından biri olarak kabul edilen New York’taki Armory Show, bu yıl odağına “Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz” coğrafyasını aldı.  ABD’nin New York eyaletinde açılan fuara 28 ülkeden 199 sanat galerisi katılıyor. Dünya çapında sanatçıların yanı sıra Türk sanatçıların eserlerinin de sergilendiği fuarın Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında meydana gelen “Arap Baharı”nı konu alması fuara olan ilgiyi artırıyor.

Fuarda ilgi çeken eserler arasında Iraklı sanatçı Wafaa Bilal’ın “Canto III” adlı çalışması yer alıyor. Bilal’in, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in bir zamanlar Bağdat’ta bulunan dev miğferli heykelinin küçültülmüş kopyaları şeklinde ürettiği eserler galeri Lawrie Shabibi’de sergileniyor.

Fuarın “Odaklanma” bölümünde Türk ressam İsmail Acar’ın çalışmaları da yer alıyor. Bu yılki fuara Türk galeri sahipleri de katıldı. Mısır kökenli Alman sanatçı Susan Hefuna’nın eserlerinin sunulduğu galerinin kurucusu Yeşim Turanlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Susan Hefuna’nın özellikle şehirler üzerine odaklandığını söyledi. Hefuna’nın hem Batı hem Doğu kültürünü birleştiren bir sanatçı olduğuna değinen Turanlı, eserlerinde iki medeniyetin yansımalarının da görülebileceğini kaydetti.

Armory Show sanat fuarı, New York şehrinin batı kıyısında Hudson nehri üzerindeki 92 ve 94 numaralı iskelelerde 8 Mart’a kadar ziyarete açık kalacak.

Kaynak : aljazeera.com.tr