Şunun için etiket arşivi: sanat

purizm-nedir

Pürizm, mimar Le Corbusier ve ressam Amedee Ozenfant tarafından ortaya konulmuş ve Kübizm sonrasında ona tepki olarak doğmuş, ancak aynı zamanda da Kübizm’in farklı bir formu olarak bilinen sanat akımıdır. Bazı makalelerde pürizm “ Arıtılmış ve birbiriyle ilişkili öğelerin birleşmesi “ olarak da tarif edilir. Le Corbusier ve Ozenfant ilk olarak 1918’de After Cubism ( Kübizm Sonrası ) adlı küçük kitaplarında Pürizm’in prensiplerini tarif etmişlerdir. Kübizm’in 1914’den sonra yaygınlaşan, resmedilmeye değer ve dekoratif görünümlerini elimine etmeye çabalamışlardır. Bunun yerine matematiksel düzen, saflık ve mantığın vurgulandığı bir sanat akımı olan pürizmi geliştirmişlerdir. Bu düzen, saflık ve mantığı gerçekleştirebilmek için de modern, kişisel olmayan, evrensel biçimlerde olan ve makine işi olarak tabir edilen basit nesneleri resmetmeyi amaçlamışlardır. Le Corbusier ve Ozenfant makine estetiği ve tamamen çizili formların güzelliği konusunda Fernand Leger ile aynı heyecanı paylaşmıştır. Fakat onlar bir adım daha ileri giderek, bu nesneleri daha da sadeleştirilmiş geometrilere çevirip telaşsız ve sakin bir ahenk ortaya çıkarmayı hedeflemişlerdir.

Pürizmin kritik öğelerinden birisi teknoloji ve makineyi kucaklaması, mekanik ve endüstriyel bir etkiyle zamansız ve klasik bir eser ortaya çıkarılmasını sağlamasıdır.

Pürizm Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • La Corbusier ve Ozenfant’a göre sanat değişmezliğin ifadesi olmalıdır. Onlara göre sanat eserleri pitoresk ve rastlantısal olmamalıdır.
  • Pürizm terimi Türkçe’de Arıtmacılık olarak da bilinmektedir.
  • Le Corbusier 1946-1952 yılları arasında Marsilya’da Unite d’Habitation ( Yerleşim Birimi ) bloklarını inşa etmiş ve bu bloklar da Pürizm akımına örnek olarak gösterilmiştir.
  • 1930’larda sürrealist çalışmalar yapmaya başlayan Rene Magritte önceleri Pürist tablolar yapmıştır.
  • Fransız ressam, heykeltıraş, seramikçi olan Fernand Leger de Pürizm’den etkilenmiş ve bu akımdan yola çıkarak “ Vazo Taşıyan Kadın “ gibi eserler ortaya çıkarmıştır.
  • Amedee Ozenfant’ın “ Gitar ve Şişeler “ adlı resmi de Pürizm akımı örneklerindendir.
sanat-teorisi

Sokrates “Sanat taklittir.” dediğinde taklitin sanat için gerekli olduğu kavramı anlaşılabileceği gibi, bu teorinin bir şeyin taklidi olmadan yapılan sanat eserlerinin sanat olmayacağı sonucuna da ulaşılabilir.

İlk yargım “Sokrates”in sözüne daha iyimser ve mantıksal bir yaklaşımdır.

Taklitten kasıt gerçek dünya nesnelerinin taklitleridir.

Ancak o zamanın başka bir filozofu ve Sokrates”in öğrencisi olan Platon, formların kesin gerçek olduğuna inanıyordu. Platon için sanat bir taklit, gerçek dünya nesnelerinin bir taklidiydi. Oysa formlar gerçek dünya nesnelerinden daha değerliydi. (Çünkü onlar ölümsüz, değişmez ve haklarında gerçeğin bilinebileceği nesnelerdi. -Bir matematikçi içinde 1 rakamı doğada hiç varlığı olmadığı halde gerçek birşey-matematksel bir nesnedir.) Bu nedenle Platon taklidi bir kusur olarak görüyordu ve taklit olarak sanat Platon”un gerçeğinde iki düzlem gerideydi. Bir kedi”nin resmi kendisinden daha az gerçek, kedinin kendisi ise mutlak olan zihinlerdeki formundan daha az gerçekti.

İşte yinede Sanat üzerine bir teori olan bu “Sanatın Taklit Teorisi”nin 2000 yıl süre ile yerinde kalmasına neden olanda Sokrates ve Platon”dur. Çünkü bütün bu süre boyunca sanat, çoğunlukla taklit teorisine göre, orjinal nesneyi ne ölçüde temsil ettiğine göre yapılmış ve değerlendirilmiştir.

Platon bugün empresyonistlerle ile ilgili ne derdi acaba?

Konunun aynı bağlamda birleşmesi açısından başka bir örneğe geçip bir soru soracağım. Andy Warhol”un Brillo karton kutularının ve başka ürünlerin konserve kutularının sergisini sanat yapan ama aynı kutuları markette dükkanda sanat yapmayan şey nedir? Bunun cevabını Arthur Dunto”nun 1964”te “Sanat Dünyası” adlı makalesinden bir kesit alarak verebilirim.

“… İnsan bir sanat zeminin üzerinde olduğunu, bunu ona söyleyecek bir sanat teorisi yoksa farketmeyebilir. Bunun nedeni, bir ölçüde sanat teorisinden dolayı zeminin birleşiminin de sanatsal olmasıdır. Teoriler, sanatı bazı şeylerden ayırdığı gibi, sanatı da olanaklı kılar.

Bir Brillo kutusu ile bir Brillo kutusundan oluşan sanat yapıtı arasındaki farkı meydana getiren şey, sonuçta bir sanat teorisidir. Kutuyu sanat dünyasına taşıyan ve gerçekten olduğu gerçek nesneye dönüşmesini önleyen teoridir. Teori olmadan onun sanat olarak görünme olanağı olmadığı ortadadır. Onu sanat dünyasının bir parçası olarak görmesi için insanın, yakın zaman New York resimlerinin yanı sıra, sanat teorilerinide iyice öğrenmiş ve biliyor olması gerekir. Bunlar elli yıl önce sanat sayılmazdı. Gerçek dünyanın olduğu kadar sanat dünyasının da bazı şeyler için hazırlanması gerekir. Her zaman olduğu gibi, bugünde sanat teorisinin rolü sanat dünyasını ve sanatı olanaklı kılmaktadır…”

Demek oluyor ki, sanat dünyası öğrenen ve öğrendiği ölçüde sanat tarihi ile içiçe olmuş insanlardan oluşan bir komplekstir. Bir şeye sanat statüsü veren, onun bu sanat dünyasına girişidir.

Bugün eski IBM bilgisayarlarından oluşan bir çöplüğü sanat haline getirmemek için hiçbir neden yoktur. Yalnızca sanat dünyasına adım atması gerekmektedir. Bu da ona zemin hazırlayacak bir sanat teorisin varlığı ile mümkündür. Teorik karşılığını bulunduğu mekanda bulduğu zaman o sanattır.

Peki, öyleyse var olan bir sanat teorisi olmadan yeni bir sanat türü yaratılamaz mı sorusunu burada sormak gerekiyor. Yada başka bir deyişle önce zeminin hazır olması mı gerekmektedir?

Zaman, mekan, coğrafya ve anlayışın etkisi altında insanın bütün bunların dışında -dünya dışı- bir sanat eseri oluşturamayacağı kanaatindeyim. Çünkü yepyeni bir tür sanat eserinin ortaya çıkışı bile onunla beraber olarak gelecek olan sanat teorisinin ince önermeleri bir şekilde sanatçının sezgileri ile reel hayatta bağlantılı olacaktır. Ama bu sanatçıyı bağımlı kılar anlamına da gelmiyor.

Yazım burada bitiyor ama aklıma birde şunlar geliyor…

Teori yeni süreci uzaklaştırır ama ruha dokunmaz, ola ki ruh kendini teorilerle perdelemesin. Ama bu aradaki fikir akımlarının oluşması ve sindirilmesi için de ruhların perdelenmesi bir o kadar gerekli….

Bu tıpkı şuna benziyor.

“Ne sen bensiz varsın, ne ben sensiz bulunurum.”

 

Kaynak: www.sanatteorisi.com

kan-kirmizi

Çağdaş Arap edebiyatının dünyaca en büyük şairi kabul edilen Adonis ile çağdaş Türk sanatının önde gelen sanatçısı Habip Aydoğdu’yu buluşturan “Kan Kırmızı” sergisi, resim ve şiiri etkili bir biçimde bir araya getirmesi bakımından önem taşıyor. Sergiyi üç ana temada değerlendirerek, göze çarpan benzerlikleri, ilgi çekici ayrıntıları ve tuvale yansıyan Ortadoğu gerçekliğini deneyimlemek ve bu patikada yürümek, Adonis ile Aydoğdu’nun ortak kaygılarını anlamak için iyi bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

kan-kirmizi

Direncin Adı: Kan Kırmızı

Serginin küratörlüğünü üstlenen Zeynep Yasa-Yaman, Aydoğdu’nun yapıtlarında başat bir rolde olan kırmızıyı, “sanatçı için eylem rengi” olarak  tanımlıyor ve bunun yanında Adonis ile Aydoğdu’yu bir araya getiren önemli bir bileşen olarak da vurgulamış oluyor. Bununla birlikte, siyah ve beyaz rengin varlığından da söz ederek;  kan, ölüm, yas, saflık ve bakireliğin bir arada olduğunun altını çiziyor. Buna ek olarak, üç renge odaklanıldığında Pan-Arabizm’in renklerini de görmek mümkün. Ayrıca, Adonis’in doğduğu ve büyüdüğü yer olan Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bayrağında da bu renklerin bulunduğunu belirtmekte yarar var. Arap şiirinin kimliğini sağlamlaştırma amacı güden Adonis ile bu renk uyumunu da yine aynı düzlemde yorumlama fırsatı veren sergi, çoklu bakış açısı olanağını izleyiciye tanımış oluyor.

Kaosu kesen düzlemler üzerinde sanat üreten Aydoğdu’nun yanına, “Bedenim örtüdür, kanımla diktiğim kumaş” adlı dizeleriyle Adonis yardımcı oluyor. Başka bir deyişle bir sanatçının kestiğini diğer bir sanatçı dikerek tamamlamış oluyor. Bu bağlamda sergi, yalnızca ortak duyguları, düşünceleri ifade etmekle kalmıyor; zıtların birlikteliğine dikkati çekerek farklılaşıyor.

kan-kirmizi-sergi

Aydoğdu için kırmızı; daha çok öfkenin, cesaretin, eylemin rengidir. Adaletsizliğe, teröre, savaşa, deprem yıkımlarına, modernizmin ve postmodernizmin doğaya ihanetine karşı bir duruşu olan sanatçının Adonis gibi parçalanan Arap kuşağını, dağılan halkını betimleyen ve bunu bütün insanlık için genelleştirerek, insanlığın dramını toplumsal belleğin yüzeyine çıkaran bir şairle kotarmıştır. Aydoğdu’nun resimlerindeki şiirsel anlatım ile Adonis’in toplumsal içeriği yoğun şiirlerin özdeşleşmesi, Nazım Hikmet ile Abidin Dino arasındaki paylaşımları çağrıştırmaktadır.

kan-kirmizi-sergi-kitap

Sonsöz

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz usta sanat eleştirmeni Kaya Özsezgin’in de, Aydoğdu’nun figür çalışmalarının soyut bir espasla kaynaştığını giderek eriyerek, şiirsel denilebilecek bir anlatımla bütünleştiğinden söz etmiştir. Bu şiirsel anlatımı, barış güvercininin, kan gölü haline gelmiş Ortadoğu coğrafyasına açılan beyaz sayfalar olarak tuvale aktarmıştır. Buna ek olarak, Adonis’in, Aydoğdu’nun resimlerine alışılmışın dışında şiirsel katkılarıyla farklı bir boyuta taşıdığı da görülmektedir.

Proje Direktörlüğünü Fahri Özdemir’in, küratörlüğünü ise Zeynep Yasa-Yaman’ın yaptığı  “Kan Kırmızı” Adonis-Habip Aydoğdu sergisi, mutlulukların ve kederin en yüksek seviyede yaşandığı Ortadoğu coğrafyasına ışık tutarak, lirik şiir ile lirik soyut resmin kavuşmasına uygun ortam sağlayan İzmir Folkart Gallery’de 26 Ekim – 25 Aralık 2016 tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

kan-kirmizi-ortadogu

misskittin-dj-set-770x470

Birsen Tezer Konseri 25 Kasım 2016 – Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi

birsen-tezer

Yer: Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi

Ücret: Protokol – 89.00 TL 1. Kategori – 67.00 TL 2. Kategori – 56.00 TL

Nereden Alınır: Biletix Çağrı Merkezi: 0216 556 98 00 Biletix Satış Noktaları,www.biletix.com ve Mekan gişe

Adres: Osmaniye Mahallesi. İncirli Yolu Sokak. No: 27 / 31 Bakırköy İstanbul
Telefon: 0212 572 2070
Web: http://www.leylagenceropera.com/
E Posta: [email protected]

Büyülü sesiyle Birsen Tezer, “İkinci Cihan” albümünün sevilen şarkıları ile 25 Kasım’da Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde…

Ve artık “İkinci Cihan” zamanı…

İlk albümü Cihan’ı 2009 yılının Temmuz ayında yayımlayan Birsen Tezer, uzun süredir sahnede de birlikte çalıştığı müzisyen arkadaşları Derin Bayhan (davul), Emre Tankal (elektrik gitar), Gürol Ağırbaş (bas gitar), Tunç Öndemir (akustik gitar) ile yola ikinci albümleri “İkinci Cihan” ile devam ediyor.

Akın Eldes (elektrik gitar), Birol Ağırbaş (perküsyon), Bülent Ortaçgil (akustik gitar), Erkan Oğur (perdesiz gitar, kopuz), İlhan Şeşen (vokal), Özer Arkun (çello), Sibel Köse (vokal), Tarık Aslan (bendir, erbane) gibi değerli isimlerin de konuk müzisyen olarak yer aldığı “İkinci Cihan” albümünde dokuz şarkı yer alıyor.

Lambert Konseri – 26 Kasım 2016, Cumartesi – Borusan Sanat Evi

lambert-770x470

Tarihler: 26 Kasım 2016 Cumartesi ~ 26 Kasım 2016 Cumartesi 26 Kasım 2016 20:30

Yer: Borusan Müzik Evi

Ücret: Masa – 44.00 TL Ayakta – 33.00 TL

Nereden Alınır: Biletix Çağrı Merkezi: 0216 556 98 00 Biletix Satış Noktaları,www.biletix.com ve Mekan gişe

Adres: İstiklal Cad. Orhan Adli Apayadın Sok. No: 1 Taksim Beyoğlu İstanbul
Telefon: 0212 336 32 71
Web: http://www.borusanmuzikevi.com

Hem görsel hem de işitsel olarak benzerlerinden keskin çizgilerle ayrılan Lambert, Borusan Müzik Evi’nde melankolik bir rüzgâr estirecek.

Sardunyalı maskesiyle, ansızın topluma karışmış bir antilop gibi kariyerinde ilerleyen piyanist Lambert hakkında pek çok söylenti var. Kimileri onun Almanya Hamburg doğumlu olduğunu, kimileri de çocukluğundan beri piyano çaldığını söylüyor. José Gonzalez, Phoenix, Boy, Moderat gibi isimlerin çalışmalarını yeniden ele alan Lambert’in piyano yorumları Satie’den yola çıkıp, romantik pop ve modal caz gibi bir yelpazede yol alıyor. Küçük kulüplerden, prestijli caz festivallerine, Berlin’den Paris’e, Ólafur Arnalds, Nils Frahm ve José González gibi isimlerle çalışan sanatçı, geçtiğimiz yıl ikinci albümü Stay in the Dark’ı yayımladı. Lambert, Borusan Müzik Evi’nde benzersiz bir performansa imza atacak.

– Kapı Açılış: 20.30- Konser: 21.00- Öğrenci bileti alan izleyicilerin, öğrenci belgelerini ibraz etmeleri gerekmektedir.- İndirimli Bilet: 65 yaş üstü, emekli, engelli, öğretim elemanı.

Can – Tiyatro Oyunu – 26 Kasım 2016 – Barış Manço Kültür Merkezi

can-770x470

Tarihler: 26 Kasım 2016 Cumartesi ~ 26 Kasım 2016 Cumartesi 26 Kasım 2016 20:30

Yer: Barış Manço Kültür Merkezi

Ücret: – Tam 45.00 TL Öğrenci 30.00 TL

Nereden Alınır: Biletix Çağrı Merkezi: 0216 556 98 00 Biletix Satış Noktaları,www.biletix.com ve Mekan gişe

Adres: Caferağa Mahallesi, Moda Caddesi, Nail Bey Sokak (Caferağa Spor Salonu Yanı) Kadıköy İstanbul
Telefon: 0216 418 16 46
Web: http://www.bmkm.gen.tr
E Posta: [email protected]

Genco Erkal’ın Can Yücel’in şiirlerinden uyarladığı tek kişilik oyunu “Can”, Kemal Kocatürk’ün yönetiminde sahnelenmeye devam ediyor.

Can Yücel şiirlerinden uyarlayan: Genco Erkal
Video, desenler: Mehmet Güleryüz
Yöneten, oynayan: Kemal Kocatürk
Müzik: Ayça Kocatürk
Çevre düzeni: Sırrı Topraktepe
Işık: Aslı Atasoy

“Canlıyız, canlı mı canlı
Ölüler yaşamadıkları için ölüler…
Yaşam adına ölenler
Kıyamete kadar yaşayanlar…”

6 Sezondur aralıksız süren ve bazen de yasaklanan “Can” oyunu, Can Yücel’in 85. Doğum yılına ithafen başlamış bu sezon ise şairin 90. doğum yılını kutluyor. Hayatın içinden bir an bile eksilmemiş, kendine bile sığmamış ve taşmış bir şairi 90. doğum yılında kendi şiirlerinden uyarlanmış hayat öyküsüyle anmaya ve yaşatmaya devam ediyor “Tiyatro Kumpanyası”. Can Yücel’in şiirlerinden Genco Erkal’ın uyarladığı tek kişilik oyunu Kemal Kocatürk yönetiyor ve 5 sezondur oynuyor. Can Yücel şiirleri kadar muzip, sert, dik ve duyarlı, Türk resminin desen virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Mehmet Güleryüz’ün “Can” için hazırladığı video-desenler de rol alıyor Kemal Kocatürk’le birlikte. Can Yücel’in kendi şiirlerinden hayat öyküsüyle yeniden “Can” bulmasına tanık oluyor izleyenler; Doğumundan, Adana cezaevi yıllarına, Kuzguncuk’tan Datça’ya, Datça’da huzuru bulduğu “anasının gözü mavi”liklerde “Can”ın izini kâh gülerek, kâh ağlayarak sürüyor. Can Yücel’i 90. Doğum yılında yaşam öyküsü olarak uyarlanmış şiirleriyle anarken, ülkemizin son 45 yılına da Can Yücel’in gözünden bir bakış atıyoruz. 5 sezondur dolu dolu oynayan bu oyunu henüz hala seyretmediyseniz, gelin siz de “Can”ın yeniden şiir, resim ve müzikle “Can” bulmasına eşlik edin.

“Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
Taksinize mülkünüze dairenize…
Vesairenize…
Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
Aşk yokmuş sizde beş paralık!

Miss Kittin-Dj Set Konseri – 26 Kasım 2016, Cumartesi – Zorlu Performans Sanatları Merkezi

misskittin-dj-set-770x470

Tarihler: 26 Kasım 2016 Cumartesi ~ 26 Kasım 2016 Cumartesi 26 Kasım 2016 22:00

Yer: Zorlu Performans Sanatları Merkezi-STUDIO

Ücret: Normal DönemTam 40.00 TLÖğrenci 25.00 TLEtkinlik Günü KapıTam 50.00 TLÖğrenci 30.00 TL –

Nereden Alınır: Biletix Çağrı Merkezi: 0216 556 98 00 Biletix Satış Noktaları,www.biletix.com ve Mekan gişe

Fransız elektronik müzik sanatçısı Caroline Hervé, ya da daha çok bilinen adıyla Miss Kittin, 26 Kasım’da DJ setiyle #studio’da olacak!

Genesis, Supertramp, Miles Davis, Maria Callas, Pink Floyd ve The Beatles gibi isimlerin dinleyerek büyüyen Hervé, çocukluk yıllarında piyanoyla başlayıp baleyle devam ettirdiği sanatsal yönelimini 1995’te başlattığı DJ’lik kariyerine doğru evirdi. Mike Dearborn’la birlikte Fransa’nın farklı bölgelerinin yanı sıra Moskova ve Şikago’da performans sergileyen sanatçı, 1996’da Cenevre’ye taşınmasından bir süre sonra Miss Kittin adını kullanmaya başladı. Bu isimle yayınladığı ilk albüm olan ve Fransız prodüktör The Hacker’la birlikte çalıştığı The First Album, dünya çapında 50.000’den fazla sattı. Kayıt, elektronik müzikte son on yılın en iyileri listelerinde düzenli olarak yer aldı.

İlk solo albümü I Com’u 2004’te Astralwerks etiketiyle yayınlayan sanatçı, sonraki iki albümü BatBox ve Two’yu kendi plak şirketi Nobody’s Bizzness etiketiyle yayınladı. 2006’da Sónar Barselona’da sahne alan Miss Kittin; Aphex Twin, Modeselektor, Boom Bip ve The Hacker gibi isimlerin kendisine eşlik ettiği canlı performansını Live at Sónar adlı bir albüm olarak da yayınladı. Basit ve akılda kalıcı sözleri, techno altyapılarıyla birleştirerek elektronik müziğin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri haline gelen Miss Kittin, sürprizlerle dolu canlı performanslarıyla gizemli yanını korumayı da başardı.

Kariyeri boyunca Felix da Housecat ve Golden Boy gibi isimlerle de çalışan Miss Kittin, hayranlarının karşısına son olarak 2013 yılında R.E.M.’in Everybody Hurts parçasının bir cover’ına da yer verdiği Calling From The Stars isimli albümüyle çıktı. Albümlerinin kapaklarındaki tanıtım notları aracılığıyla Madonna, Rush, Prince, Stanley Kubrick, Depeche Mode, Kiss ve David Bowie gibi isimlerden esinlendiğini paylaşan Fransız sanatçının kendisi de ikonik personası ve özgün müziğiyle elektronik müzik çevrelerince ilham alınan bir isim haline geldi.

Zorlu PSM, günümüz elektronik müziğinin en başarılı isimlerinden biri olan Miss Kittin’i, 26 Kasım’da #studio’da ağırlayacak!

Kapı Açılış: 22:00
Warm Up 1 (TBD): 22:00
Warm Up 2: (TBD) 23:30
Miss Kittin: 01:00

Moskova Bale – Kuğu Gölü – 26 Kasım 2016, Cumartesi – Türker İnanoğlu Maslak Show Center

moskova-bale-kugu-golu-770x470

Tarihler: 26 Kasım 2016 Cumartesi ~ 26 Kasım 2016 Cumartesi 26 Kasım 2016 21:00

Yer: Türker İnanoğlu Maslak Show Center

Ücret: 1. Kategori – 140.00 TL 2. Kategori – 120.00 TL 3. Kategori – 100.00 TL 4. Kategori – 80.00 TL

Nereden Alınır: Biletix Çağrı Merkezi: 0216 556 98 00 Biletix Satış Noktaları,www.biletix.com ve Mekan gişe

Adres: Büyükdere Cad. Derbent Mevkii (Darüşşafaka Kampüsü Yanı) Maslak Sarıyer İstanbul
Telefon: 0212 286 66 86
Faks: 0212 286 66 79
Web: http://www.timshowcenter.com
E Posta: [email protected]

Dünyaca Ünlü Yıldızlar Topluluğu yeniden TİM Show Center’da…

Rus balesinin en seçkin bale topluluklarından biri olan Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu,ölümsüz eser “Kuğu Gölü” ile 25-27 Kasım tarihleri arasında Kültür ve Sanatın Merkezi TİM Show Center’da…

Dünya basınının “bale severlerin birinci sınıf bir gösteri izlemeleri için az bulunacak bir fırsat sunan topluluk” olarak değerlendirdiği Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu bir kez daha İstanbullu bale severler ile buluşuyor. TİM Show Center’da ilk kez sahne aldıkları 2015 yılında büyük beğeni toplayan topluluk, 25-27 Kasım tarihleri arasında P.I. Çaykovski’nin ölümsüz eseri Kuğu Gölü ile yeniden İstanbul seyircisi karşısında olacak.

Klasik baleye getirdiği yenilikler, kullanılan olağandışı bale formları, farklı dans teknikleri ve zengin repertuarıyla kısa zamanda dünyanın en çok tanınan bale gruplarından biri haline gelen Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu, 19 altın madalya, 2 büyük ödül ve Paris Dans Akademisi’nden 5 büyük ödül ile yetkinlikleri dünya çapında tescillenmiş dansçılardan oluşuyor. Bolşoy Balesi’nin gözde dansçılarından Diana Kosyreva’nın İstanbul’da baş balerin olarak sahne alacağı Kuğu Gölü ise, Rusya’da “Yıldızlar Topluluğu” olarak anılan Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu’nun repertuarındaki ünlü koreografilerden sadece biri. Romeo ve Jülyet, Don Kişot, Sindirella, Fındıkkıran, Spartaküs, Kamelyalı Kadın, Uyuyan Güzel gibi 20’den fazla dünyaca ünlü eseri başarıyla sahneleyen ve bünyesinde 63 dansçıyı barındıran topluluk  “Balenin Mücevherleri” olarak kabul ediliyor.

Temaları ifade ediş biçimi, mükemmel tekniği ve baş balerinlerin büyüleyici performanslarıyla Avrupalı, Amerikalı ve Rus eleştirmenlerin ilgi odağında yer alan Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu bugüne kadar Rusya’da 200 şehirde, dünya çapında ise 30’dan fazla ülkede sahne aldı. Bu kez de P.I. Çaykovski’nin ölümsüz eseri Kuğu Gölü ile 25-27 Kasım tarihlerinde Kültür ve Sanatın Merkezi TİM Show Center’da olacak!

Gösteri günleri
25 Kasım 2016, Cuma / 21:00
26 Kasım 2016, Cumartesi / 21:00
27 Kasım 2016, Pazar / 15:00

– Etkinlik mekanına kamera, fotoğraf makinası, ses cihazı vb. alınmayacaktır.- 8 yaşından küçük çocuklar etkinliğe alınmamaktadır. 8 yaş ve üzeri bilete tabidir.- Garanti Bonus Kart sahiplerine %15 indirim uygulanmaktadır. Bu indirim sadece Ana Gişe ve Perakende Satış Noktaları’nda geçerlidir.

Sanatçılar, Çocuklar ve Doğa İçin Sahnede – 27 Kasım 2016, Pazar – İş Sanat Kültür Merkezi

sanatcilar-cocuklar-ve-doga-icin-sahnede-770x470

Tarihler: 27 Kasım 2016 Pazar ~ 27 Kasım 2016 Pazar Saat 21:00

Yer: İş Sanat Kültür Merkezi

Adres: İş Kuleleri Levent Beşiktaş İstanbul
Telefon: 0212 316 10 83
Web: http://www.isbank.com.tr
E Posta: [email protected]

Kurulduğu günden bu yana başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkların korunması için çalışmalar yürüten ve 3 milyonun üzerinde çocuğa doğa eğitimleriyle ulaşan TEMA Vakfı, 25. yılını, ünlü sanatçıların gönüllü olarak sahne alacağı “TEMA Vakfı 25. Yıl Özel Yayını” ile kutlayacak. 27 Kasım Pazar akşamı saat 21.00’de İş Sanat Konser Salonu’ndan gerçekleşecek olan konser programı NTV’den canlı yayınlanacak. “Umut Yeşerten Şarkılar” konserinde tüm şarkılar ‘çocuklar’ ve ‘doğa’ için söylenecek.

Çocuklar yaşamı doğadan öğrensin diye…
Yayın öncesi ve sırasında sürdürülecek kampanyayla 150 bin çocuğun TEMA doğa eğitimlerinden faydalanması için bağış çağrısı yapılacak. Özel yayınla TEMA Vakfı’nın 25. yılı kutlanırken, 3464 SMS hattına bağış çağrısında bulunularak doğa eğitimleri için kaynak sağlanması hedefleniyor. Dileyen herkes 3464’e TEMA yazıp SMS göndererek TEMA Vakfı’nın çocuklara yönelik doğa eğitimlerine 10 TL katkıda bulunabilecek.

Umut yeşerten şarkılar
Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının TEMA Vakfı yararına sahneye çıkacağı gecenin sunuculuğunu Yiğit Özşener ve Gülay Avşar üstleniyor. “Umut Yeşerten Şarkılar” konserinde; Aslıhan Güner, Barış Arduç, Birce Akalay, Burak Sevinç, Bülent İnal, Caner Cindoruk, Çağan Irmak, Çiğdem Erken, Engin Altan Düzyatan, Engin Öztürk, Gökçe Bahadır, Hande Doğandemir, Hazar Ergüçlü, Kadir Doğulu, Mert Fırat, Murat Yıldırım, Meltem Yılmazkaya, Mustafa Üstündağ, Selen Öztürk, Sinan Tuzcu, Songül Öden ve Yasemin Allen, ENBE Orkestrası Behzat Gerçeker eşliğinde sahnede olacak.

ensemble-rustavi-narsanat

Nar Sanat Eğitim Kursu bünyesinde Azerbaycan,  Gürcistan ve Türk Kafkas dansçıları Bakırköy Leyla Gencer’de sahneye çıkıyor.

Kafkas dans ve müzik toplulukları Türkiye’de buluşuyor.

Savaş ve aşk temaları üzerine yapılandırılmış muhteşem kareografilere ve müziklere sahip Kafkas danslarında dünyanın en ünlü ekipleri Nar Sanat öncülüğünde bir araya gelecek. Azerbaycan’da virtüoz yarışması birincisi Ramin Hüseynov ve Çahargah Grubu, Gürcistan’dan Ensemble Rustavi Grubu, Türkiye’den Yetenek Sizsiniz Türkiye ikincisi Kafkas Kartalları sahne alacak. Etkinlik Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği öncülüğünde Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde Gerçekleşecek.

Tarih: 28 Ocak 2017, Cumartesi

Saat:19:30

Kayıt ve biletler için: 0212 570 80 68 veya 0553-465-50-36

turk-bayragi

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla etkinlik yapmış bulunmaktayız. Öğrencilerimizin performanslarını sergilediği bu etkinliğimizde ara parçalalarla eğitmenlerimiz de kendi performanslarını sergiledi. İşte etkinliğimizden görüntüler;

29-ekim-cumhuriyet-bayrami

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 30 Ekim 2016 tarihinde saat 19:00 ‘da etkinliğimizde Nar Sanat öğrencileri dinleti düzenleyecektir. Etkinlik Programımız sayfanın en altındadır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

turk-bayragiCumhuriyet Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta kutlanan bir millî bayramdır.

Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

Cumhuriyet öncesi

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir.

Padişah, şah, kral, hakan, imparator, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “mutlakiyet” adı verilmiştir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız, tek bir kişidedir.

Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olması için meclis kurulurdu. Meclis üyeleri halkın isteklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimi ise “meşrutiyet”tir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devleti’nde 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından 6 yıl sonra, 1914’te I. Dünya Savaşı başlamıştır. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleri ile birlikte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yenik sayılmasıyla sonuçlanmış ve Osmanlı toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır.

Cumhuriyetin ilanı

mustafa-kemal-ataturkMustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için devletinin bir gemisi ile Samsun’a gönderilmiştir. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenlemiş ve “Tek bir egemenlik var, o da milli egemenliktir. Milletin egemenliğini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplamıştır. Meclis Mustafa Kemal Paşa’yı ‘Meclis Başkanı’ seçmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Halk ve düzenli ordular düşman kuvvetlerine karşı savaş vermiş, omuz omuza mücadele etmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmıştır. Padişah Vahdettin, ‘vatan haini’ ilan edilmiş ve yurdu terk etmiştir.

24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri Lozan Barış Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin temelleri atılmış fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmıştır ve 13 Ekim’de Ankara, başkent ilan edilmiştir. Bu dönemde Atatürk, egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırmış ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz,” demiştir.

29 Ekim günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devleti’nin yeni yönetimi biçimi Cumhuriyet, yeni ismi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlenmiştir. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Halk da cumhuriyetin ilanını sevinç ve coşku ile karşılamıştır.

Cumhuriyette, Atatürk’ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.

Bayram kabul edilmesi

29 Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası)’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Aynı gece bu ilan, atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında ise cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır.

2 Şubat 1925’te, Hariciye Vekaleti’nce (Dışişleri Bakanlığı) düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerilmiştir. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan’da karara bağlanmıştır. 19 Nisan’da ise teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, 1925’ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır.

 

ETKİNLİK PROGRAMI

NİMA ABDULLAHİ   –  LOKOMOTİF(ENVER TUFAN)

ZEYNEP BAŞARAN –  DALGALARIN ŞARKISI (ENVER TUFAN)

EMRE ANAPALI-DORUK OKTAY-UMUT OKTAY     –     ŞÇO (AKIN ELDES)- TAÇO(HERMETO PASCAL)

TUĞBA SEHER KARANFİL  –  MELODİ (ALEXANDER BURKARD)

BURÇAK SEVEN  – ÇEKİRGE (ENVER TUFAN)

BETHANY TURLEY  –  ESKİ FRANSIZ ŞARKISI(P. İLYİÇ TSCHAİKOWSKY)

SU AZRA DAYIOĞLU  –  MİNUET (JEAN BAPTİSTE LULLY)

EGE YILMAZ  –  RUSSİAN FANTASİ (LEO PORTNOFF)

SELİNSU ÖKDEMİR  –  VALS (EVGENY GRİNKO)

MERT GÜNEŞ  –  IF I WERE A RİCH MAN (JEERY BACK)

GÜLCAN ATALAY  –  ETÜD (D.ALARD)

DENİZ KAPLAN  –  SANSAR VE AVCI(ÇOCUK MELODİSİ)

SENA ERTOP  –  LONG LONG AGO (THOMAS HAYNES BAYLY)

ECEM EREM KOCA  –  LA FOLİA (ARCANGELO CORELLİ)

ELA ÖZBAŞ  –  YALANCI(FRANSIZ EZGİSİ)

SÜMEYRA ASLAN ÇIKI  –  KARLI KAYIN(ZÜLFÜ LİVANELİ)

AYŞE ELA ŞENKAYA  –  ÇANLAR-OLD MCDONALD(J.THAMPSON)

İKLİM KELEŞ  –  SARABANDE(GEORGY FRİDERİC HANDEL )

ZEYNEP ADA UÇ  –  JOHN THAMPSON

NEZİHE NİLDEN TUNA   –  AYDEDE (Y.İMAN)

EREN ÖZDEN  –  ANNEM (Y.İMAN)

indian
Hindistan’ın Bombay şehrinde düzenlenen Indian Cine Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’yle dönüyor

Farklı ülkelerde açtığı uluslararası sergilerle ve avant-garde, belgesel, animasyon, klip, video-art ve deneysel film gibi çeşitli türlerde ödüllü kısa filmleriyle tanınan yönetmen ve senarist Ozan Adam’ın uzun metraj filmi “Körler / Jaluziler İçin”, Hindistan’ın Bombay şehrinde düzenlenen Indian Cine Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’yle dönüyor. Kült, animasyon, kopya veya komedi olmayan uluslararası ödüllü İlk Uzun Metraj Türk Bilim Kurgu Filmi olarak Türk sinema tarihine geçen “Körler / Jaluziler İçin” filmi Türkiye’de ilk kez 33. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmuş ve film eleştirmenlerinin büyük beğenisini kazanmıştı.

indian

 

“‘Turist Ömer’ ve ‘Badi’ gibi kült motiflerin ötesine geçemeyen bilimkurgu üretimimiz, nasıl örneklerle karşılarsa karşılaşsın ‘yenilikçi’ olarak addedilebilir. “Körler-Jaluziler İçin”, bu avantajdan faydalanırken, Soğuk Savaş atmosferinde geçen ‘deneysel-gerilla dolgu bellek bilimkurgusu’ şablonuyla yol alıyor. Böylece bağımsız ruhuyla yerli bilimkurgu tarihimizin kilometre taşlarından birine dönüşüyor… Kısa filmlerindeki ‘deneysel’, ‘animasyon’ ve ‘video-art’ katkısıyla bilinen Ozan Adam, evrensel bir bilimkurgu filmine imza atıyor burada… Yönetmenin Chris Marker’ın “Dalgakıran”ında (“La Jetée”, 1962) fotoğraflarla yaptığını seviyor olması yüksek ihtimal. Stan Brakhage ve Maya Deren gibi deneysel sinemanın figürleriyle de haşır neşirdir… Filmini de anlar, ara yazılar ve birbirinden bağımsız sahneler üzerine inşa ediyor. 94 dakikada ise bunu finale ulaştırmayı beceriyor. Buradan yükselirken ise soruları ‘dolgu bellek’, ‘anı yaratımı’, ‘paralel evren’ gibi meselelerde arıyor.

O zamanlar çekilen “The Illustrated Man” (1969) ile ‘paralel evren’ kavramı ışığındaki akrabalık tartışılır. Ama sanki “Zardoz” (1974), “Sessiz Dünya” (“The Quiet Earth”, 1985), “Gerçeğe Çağrı” (“Total Recall”, 1990), “Aç Gözünü” (“Abre Los Ojos”, 1997) gibi eserlerle bildiğimiz ‘bilinçaltında gezinen bilimkurgu’ şablonuyla bağ kuruyor Ozan Adam… Buradan itibaren ise ‘clean slate’ (sil baştan) yapılan zihin, ‘mind resetter’ (beyin sıfırlama) ile parçalanıyor. Bunun sonucunda karşımıza rüyalardan karmaşık bir dünya tablosu çıkıyor. Araya giren uyarılar da bir süre sonra bir dedektiflik öyküsünü canlandırıyor… Adam, açılış ile kapanış arasındaki dengeyi de iyi kurmuş… Maya Deren ve Stan Brakhage usulü deneysel bir iş, eklemlenen incelikli hikaye ile yürüyor nihayetinde… En fazla “Upstream Color” (2013) ve “Başka Bir Dünya” (“Another Earth”, 2010) gibi gerilla bilimkurgu başarılarıyla akrabalık kuran bir yapıt bu.

“Körler-Jaluziler İçin”, “Gerçeğe Çağrı”nın aksiyon mizansenini bağımsız bir ruhla inşa etmesiyle değerli… Finaldeki bakış açısından ikiye bölünen ‘dürbünle perdeye bakma’ anı ise biraz “Kutsal Motorlar” (“Holy Motors”, 2012), biraz “Mulholland Çıkmazı”nı (“Mulholland Dr.”, 2001) çağrıştırıyor. Ama film, gerçek bir gizemin peşinde koşmuyor. Ne anlatacağını baştan büyük puntolarla söylüyor… Adeta Hal Hartley’nin bilimkurgu çekmesi ve “Gerçeğe Çağrı”ya imza atmasıyla oluşabilecek durum, 60’ların bağımsız yaklaşımıyla şekil alıyor. ‘Soğuk Savaş’ korkusunun oluşabilecek tek şirket bazlı bir rejimle gelebileceği noktaya dikkat çekiliyor.

” (Kerem Akça, film eleştirmeni). “KÖRLER / JALUZİLER İÇİN” Synopsis İnsanların sadece belli bir süre belli bir kişi ( karakter ) olarak paralel gerçekliklerde yaşadıkları bir dünyada herkesin hafızaları düzenli olarak silinmekte ve uyandıklarında yaşayacakları hayatın kendilerine uygun şekilde uyarlanmış hafızaları yüklenmektedir. Seintn ise hafızası tam olarak silinemediği için geçmişten kalan diğer karakterlerin kişiliklerinin hafızalarından kalıntılarla ve bu durumun getirdiği beklenmedik sonuçlarla yaşamaya mahkumdur. Bundan dolayı çok kişiliklilik sendromu, kişilik bölünmesi gibi pisikolojik sorunlarla mücadele etmek durumundadır fakat kendisi bu durumun farkında değildir ve dolayısıyla toplumun düzenini tehdit eden özelliklere sahip olduğu için bir suçlu olarak aranmaktadır

pavarotti-istanbul

İzleyiciyi büyülü bir serüvene çıkaran ve müziğin farklı türlerini sentezleyen müzikal tiyatro şovu Belcanto The Luciano Pavarotti Heritage, 17-18 Aralık 2016 tarihlerinde Volkswagen Arena’da sanatseverlerle buluşacak

Pavarotti

Son yüzyılın en ünlü tenoru Luciano Pavarotti’nin mirasına saygı niteliğindeki müzikalde, 12 şarkıcı, yedi müzisyen ve yedi dansçı sahne alacak. Ünlü gösterilere imza atan Franco Dragone’nun küratörlüğünü üstlendiği müzikal şovda, “Rönesans’tan Barok’a Belcanto”, “18. yüzyıldan İtalyan ve Avrupa güldürücü operası”, “Giuseppe Verdi”, “Giacomo Puccini”, “Napoliten şarkısı” ve “Dünyadan Belcanto” olmak üzere altı ana tema sahnelenecek.

Büyük bestekarların opera repertuarları, pop, rock, Anglo-Amerikan müzikalleri ve Avusturya-Fransız operetleri ile Belcanto the Luciano Pavarotti Heritage, sanatseverlere müzikal bir şovun yanı sıra görsel olarak da bir şölen sunacak.

antalya-film-festivali

Kerem Akça, 53. Antalya Film Festivali’ndeki ödül töreni heyecanını değerlendirdi.

antalya film festivali

16 Ekim’de başlayan 53. Uluslararası Antalya Film Festivali Pazar gecesi EXPO’daki törenle son bulacak. Ulusal yarışmada “Albüm” ve “Tereddüt” önde, onları “Siyah Karga”, “Babamın Kanatları” ve “Rauf” izliyor.

TÜRK KÜLTÜRÜYLE YOĞRULMUŞ ‘RÜYA’ TANIMI

“Rüya” ve “Toz”la, iki kadın hikayesi ile 12 filmlik yarışmayı noktaladım. Derviş Zaim, bu kez bir bilimkurgu filmine imza atmış. Ama işin içine dini ve kültürel motifler de sokmuş. Yedi Uyurlar efsanesini ‘aynı karakteri oynayan dört oyuncu’ kurallı olarak canlandırmış. Ana karakterin cami yapmak isteyen bir mimar olması da aslında ‘çizimler’ üzerinden ‘klonlanma’, ‘reenkarnasyon’ ya da ‘seri üretim’in adını koyuyor.

“Rüya”da Taner Tokgöz’ün beceriksizliği ile “Gölgeler ve Suretler” (2010) ve “Devir”deki (2012) adeta beyaz tülbentle kaplanan çerçeveler yeniden canlanıyor. Ama ne olursa olsun son 50 dakikada bir dönüş görüyoruz. O bölümde kağıt üstünde “Hücre” (“The Cell”, 2001) ile “Aç Gözünü” (“Abre Los Ojos”, 1997) arası, Müslümanların ‘bilinçaltında gezinen bilimkurgusu’, ‘uyku hastalığı’ damarıyla canlanıyor. Ama filmde 80’lerde izlediğimiz, “Başlangıç”ın (“Inception”, 2010) esin kaynağı “Dreamscape”in (1984) teknolojisi bile yok.

Açıkçası Yunan mitolojisindeki Cerberus ile eşleştirilebilecek Kıtmir, kutsal bir yol açarak eksik paydaları kapatıyor. Ama bir karakteri fazlaca oyuncunun canlandırdığı “Palindromes” (2004) devrimini göremiyoruz. Zaim’in düşüşünü perçinleyen “Rüya”, türsel yaklaşımıyla ilgi odağı olabilir.

Mimarlık estetiğine getirdiği yorumla da bir fikir jimnastiğine yol açıyor. Cami tasarımından başlayan dramatik yapısında zaman harcamadan son düzlüğe geçse ve teknolojiyle ilişkisini daha güncel hale getirme şansına kavuşsa ‘tutarlı’ veya ‘sahici’ durabilirmiş. Ama özellikle Boğaziçi Köprüsü’ne bakan köpek imgesi fazlasıyla pespaye duruyor.

“Toz” ise kötü sinematografisinin zaaflarını taşıyor. Nihayetinde de bu topraklardaki kadın sinemacıların ‘tek direnişçi kadın karakter yazayım yeterli’ yanılsamasını yansıtıyor. Öykü Karayel, kendisine anlatılan tiplemeyle ‘Afganistan’a göç’ün hüzünlü anlarını tadıyor. Oraya bakış inandırıcı dönüşlerle canlandırılmıyor. TV piyasasından bilinen Ferhat Uzundağ’ın boyutsuz görüntüleri filmi uçuruma sürüklüyor.

ÖNEMLİ ÖDÜLLERİ İKİ FİLM HAK EDİYOR

Son düzlüğe girilirken “Albüm” ve “Tereddüt”ün festival öncesi hissettirdiği ağırlık yerli yerinde duruyor. Bu seneki ulusal jüri sanki Semih Kaplanoğlu’nun gücünü ve kararlarını yansıtmak için belirlenmiş gibi. Ama üyelerin adedine bakınca kadınların ağır basması, bunların ikisinin de yabancı olması ibreyi Ustaoğlu’na döndürebilir. Diğer ödüllerde ise “Rüzgarda Salınan Nilüfer” ve “Toz”a sempati olabilir.

Açıkçası böyle dengeler ortaya çıkabilir. “Siyah Karga”, “Rauf” ve “Babamın Kanatları” ise Kürt sinemasının görsel-işitsel açıdan tutarlı olabileceğini gösteren işler. “Albüm” ile “Tereddüt”ün arkasında sıralarını bekliyorlar. Birincisi kadın hikayesi olmasıyla aslında bazı ödüllere uzanabilir. “Albüm” ve “Tereddüt” bir şekilde hakkını alır, ama bazı sürpriz kararlar da görebiliriz.

KADIN OYUNCU EN ÇEKİŞMELİ DAL

Ama ‘En İyi Erkek Oyuncu’da Menderes Samancılar’ı sadece “Mavi Bisiklet” ve “Rauf”un çocuk oyuncuları sarsabilir. O da tartışmalı olur. ‘En İyi Kadın Oyuncu’ en çekişmeli dal. “Tereddüt”ün Funda Eryiğit’i ile Ecem Uzun’una ortak ödül gidebilir. Şebnem Bozoklu, Şebnem Hassanisoughi, Songül Öden, Öykü Karayel de doğrudan yarışın içinde.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’da “Toz”un belki de ‘ana imajı’ Muhammed Cangören, “Rüya”daki oyunculuklara profesyonellik katan Mehmet Ali Nuroğlu ve “Babamın Kanatları”nın Müsaib Ekici’si ödül bekliyor. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’da Ecem Uzun ve Kübra Kip’in şansı var.

JÜRİ ÜYELERİNİN KADIN AĞIRLIKLI OLMASI NEYE YOL AÇAR?

En İyi Sinematografi ikinci en çekişmeli dal. “Albüm”, “Siyah Karga”, “Rauf” ve “Tereddüt”ten biri alırsa kimse bir şey demez. Aksi kararlar tartışmalı olur. ‘En İyi Kurgu’ için net bir aday yok, ama “Babamın Kanatları”, “Rüya” ve “Tereddüt” bir şeyler yapabilir.

En İyi Müzik’te “Babamın Kanatları”nın ağırlığı var. ‘En İyi Senaryo’da aslında “Rüzgarda Salınan Nilüfer”, “Rüya” ve “Tereddüt” arasında bir ‘kadın hikayeleri’ yarışı görülüyor. Olursa bunlardan çıkar bir şey. Diğer metinler bir hayli zayıf.

Açıkçası kadın jüri üyelerinin dengesi ile Semih Kaplanoğlu’nun belirgin ağırlığı her şeyi belli edecek. Azınlık hikayeleri mi, sosyal gerçekçi damar mı, diyalogları öne çıkarma arzusu mu, direnişe geçen kadınlar mı, çocuk tiplemelerin duygusal boyutu mu, yoksa sinemanın evrensel tarafı mı zafere ulaşacak? Bunu Pazar gecesi göreceğiz.

Kerem Akça’ya göre ödülleri alacaklar:

En İyi Film: Tereddüt
En İyi İlk Film: Babamın Kanatları
En İyi Yönetmen: Mehmet Can Mertoğlu (Albüm)
En İyi Senaryo: Rüzgarda Salınan Nilüfer
En İyi Erkek Oyuncu: Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)
En İyi Kadın Oyuncu: Songül Öden (Rüzgarda Salınan Nilüfer)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Muhammed Cangören (Toz)
En İyi Görüntü Yönetimi: Siyah Karga
En İyi Kurgu: Rüya
En İyi Sanat Yönetimi: Rauf
En İyi Müzik: Babamın Kanatları
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Orhan Pamuk’a Söylemeyin’in ekibi
Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Mavi Bisiklet ve Rauf’un çocuk oyuncuları
Seyirci Ödülü: Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var

Kerem Akça’ya göre ödülleri alması gerekenler:

En İyi Film: Albüm
En İyi İlk Film: Babamın Kanatları
En İyi Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu (Tereddüt)
En İyi Senaryo: Rüya
En İyi Erkek Oyuncu: Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)
En İyi Kadın Oyuncu: Şebnem Hassanisoughi (Siyah Karga)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Mehmet Ali Nuroğlu (Rüya)
En İyi Görüntü Yönetimi: Siyah Karga
En İyi Kurgu: Babamın Kanatları
En İyi Sanat Yönetimi: Rauf
En İyi Müzik: Babamın Kanatları
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Orhan Pamuk’a Söylemeyin’in ekibi
Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Genç Pehlivanlar’ın pehlivanları
Seyirci Ödülü: Tereddüt

Kerem Akça’ya göre Antalya Film Festivali’nin yarışmasındaki filmlerin sıralaması:

1-Albüm
2-Tereddüt
3-Siyah Karga
4-Babamın Kanatları
5-Rauf
6-Rüya
7-Rüzgarda Salınan Nilüfer
8-Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kar Romanı da Var
9-Mavi Bisiklet
10-Genç Pehlivanlar
11-Toz
12-Eşik

istanbul-bienali

Beatriz Colomina ve Mark Wigley küratörlüğünde gerçekleşecek 3. İstanbul Tasarım Bienali, 22 Ekim tarihinde sanatseverlere kapılarını açıyor.

istanbul tasarım bienali

İnsanın 200.000 yıl boyunca tasarımla kurduğu ilişkiyi, arkeolojiden son teknolojiye, tıptan mimarlığa, bilimden iletişime birçok farklı alanda inceleyen bienalde, farklı kıtalardan 250’nin üzerindeki katılımcının projeleri yer alacak.

Tasarım ve insan kavramları arasındaki ilişkiyi inceleyen bienalin sergileri beş farklı mekana yayılacak. Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Studio-X İstanbul, Alt Sanat Mekanı ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde izleyiciyi ağırlayacak.

3. İstanbul Tasarım Bienali, 22 Ekim-20 Kasım tarihleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

hale-urkmezgil-yonetiminde

hale-urkmezgil-yonetimindeHeykel Sanatçısı Hale ÜRKMEZGİL Cuma günleri   13:00 – 17:00  saatleri arasında eğitimine devam etmektedir.Değerli öğrencilerimiz  bahçemizde kahvelerini yudumlarken kendisiyle eğitsel-sanatsal sohbetler etme fırsatı bulmaktadırlar.Siz de bu güzel ortamda sanatla iç içe,keyifli,tecrübe kokan saatlerde Heykel Sanatçımız Hale ÜRKMEZGİL  ‘ den   hayal ettiğiniz resim eğitimini cumartesi günleri  13:00 – 17:00 saatleri arasında alabilmek  için bizimle iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.