Şunun için etiket arşivi: sanat tarihi

Sizler için araştırdık ve bulduk Türklerin Avrupa’da hayranlık uyandırdığı yıllarda, Mehter Marşı’ndaki ritimden esinlenmiş  Mozart, 1783 yılında 11 numaralı la majör piyano sonatı’nın (K. 311) 3’üncü bölümünde “Ronda alla Turca” (Türk Marşı)’nı besteler.

“MOZART NEDEN TÜRK MARŞI BESTELEDİ?” haberimizi okumak için tıklayın… 


mozart

Bu beste halen, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm özel davetlerinin yanı sıra, ülke tanıtımında kullanılmaktadır.

Ludwig Van Beethoven’ın da Türk Marşı olarak eseri vardır. Turkish March Beethoven (part of Op. 113 No. 4): Die Ruinen von Athen (The Ruins of Athens)

Türk rap sanatçısı Ceza, sonatın üçüncü bölümüne 2012 yılında Türkçe söz yazdı ve parçaya bir klip çekildi.

Mozart Kimdir:

Wolfgang Amadeus Mozart Hayatı
Çarpıcı olaylarla dolu, acı ve hüznün her zaman neşeye dönüştürülerek yaşandığı kısa bir hayatın hikayesi ise şöyledir:

27 Ocak 1756′da Avusturya’da Salzburg şehrinde doğdu. 5 Aralık 1791′de Viyana’da öldü. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası’nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kız kardeşi Maria Anna (Nannerl)’ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang’ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı.

Gerçekten de Wolfgang’ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.

Zaman geçtikçe Mozart’ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi.

Yaşamının ilk on iki yılında babası ve kız kardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa’da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang’ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart’ların portre ve resimlerini yaptılar.

O günlerde Wolfgang’ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler.

On Dört yaşında iken, ilk opera eseri “Lucia Silla” Milano’da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya’da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen “Altın Mahmuz” nişanı ve şövalyelik beratı verildi.
Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.
Yirmi beş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.

Mozart’ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında “Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım” diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.

Sanat tarihinin bu eşsiz insanı çocukluk nedir bilmedi, Ölünceye dek kendi çocuk ruhuna bağlanıp kaldı. Bu nedenle Mozart yaşamı boyunca iyi ve saf karakteri yanında çocuksu neşe ve espri (mizah) anlayışını hep muhafaza etti.

Hayatın küçük zevklerinden tat almaya bayılırdı, ümitsizliğe düşmek harcı değildi. İnsanlarla beraber olmaktan ve onlarla neşeli konuşmalar yapmaktan hoşlanırdı. Bilardo oynamak, Türk kahvesi içmek ve dans etmek ona büyük keyifler verirdi.

Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı.

Mozart’ın otuz altı yaşını doldurmadan vakitsiz ölümünde çocukluğunda geçirdiği ağır hastalıkların ve yapılan yıpratıcı yolculukların etkisinin büyük olduğu kabul edilmektedir.

Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart’ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı.

 

Kaynak :[-]

Sanat tarihinde pek çok ilginç olay vardır. Fakat sıkça duyduğumuz ve gördüğümüz, bildiğimiz sanatçılar veya eserleri ile ilgili aşağıdaki 6 olayı bilmek gerekir.

1959 Yıllarında 2,5 Milyon Doları Reddeden Fakir Bir Sanatçı

mark-rothko-modern-resim

Mark Rothko Soyut Dışavurumcu anlayışa sahip, resimlerinde abartılı bir sadelik bulunan Polonya asıllı bir ressamdır. 30 yıllık sanat hayatı boyunca kendi deyimi ile ‘Fakirliğin Mark Rothkotadına vardı’ ve çok ciddi maddi sıkıntılarla boğuştu.

Ancak bir gün Rothko nun tüm hayatı alt üst olacaktı.

Manhattan da bulunan süper lüks bir restoran olan Four Seaosons açılışı için Mark Rothko ya sipariş verildi. Restoranın 1959 da açılışı yapılacaktı. Yapacağı resim karşılığında ona tam 35 bin dolar ödemeyi kabul ettiler. Bu günümüz parası ile 2,5 Milyon dolar demekti.

Bu gün 2,5 milyon doları reddedebilecek kaç insan tanıyorsunuz ?

Rothko oraya gelecek olan zengin sınıfının kendi sanatını anlayamayacağını düşünerek, oraya resimlerini vermeyi reddetmiştir. Aradan geçen 10 yılın içerisinde  ölümü saplantı haline getiren sanatçı evindeki banyosunda ölü bulunmuştur.

Mona Lisa Kaçırıldı

Sanat tarihinin en bilinen yüzlerinden olan Mona Lisa. Artık bıkkınlık veren sırlarla şifrelerle günümüzde oldukça popülerdir.

mona-lisa-resim-büyük-boyjpgAncak gülüşünün sırrı bir yana yaklaşık 40 kat çok ince boya sistematik olarak üst üste bindirilerek yapılmış bir eserdir.

Pek bilinmeyen ilginç bir hikayeye de tanıklık etmiştir.

Tablo 1911 yılında bulunduğu müzeden kaçırılmıştır. Hem de Müzenin bir çalışanı tarafından. 2 yıl sonra bulunabilmiştir. Ancak işin ilginç yanı ise tablo kaçırıldıktan bir gün sonra tam 60 bin kişi tablonun kaçırıldığı müze olan Louvre Müzesine akın etmiştir.

Neden mi ?

Olmayan resmi görmek için olsa gerek…

Bu Resmi Siz mi Yaptınız ? Hayır Siz Yaptınız !

Picasso_Guernica nar sanat

 

Başlığı okuyanlar kimden bahsettiğimiz hemen bileceklerdir. Ancak bilmeyenler için söyleyelim Picasso.

Çağdaş Sanatın babalarından olan Picasso resimlerine her bakan anlam veremeyebilir.

Bunu bende yaparım bile diyebilirler. Ancak Picasso 20 yaşına gelene kadar yeteri kadar gerçekçi çalışma yapmıştır. Ve sonrasında taklitçilik olarak adlandırdığı klasisizme ve gerçekçiliğe sırt çevirerek kendi gerçekçiliğini yaratmış bir sanatçıdır. O aptal değildi aksine son derece zeki bir adamdı.

Picasso o gün Fransa da ki eski bir binadaki atölyesinde çalışıyordu. Picasso sık sık yaratıcı resimlerinden hoşnut olmayan despota tarafından ziyaret ediliyor ve denetleniyordu. O tehlikeli bir adamdı ve en güçlü silahı şüphesiz sanatıydı. Yine böyle bir denetim sırasında bir Almansubay atölyede dolanmaya başladı. Masanın üzerinde sanatçıya ait bir resmin fotoğrafını gördü.

Fotoğrafa umursamaz bir tavırla göz gezdirdikten sonra Picasso’ya göstererek,

  • Bunu siz mi yaptınız diye sordu.

-Hayır dedi Picasso

  • Siz yaptınız.

Resim küçük bir köyün üzerine bir gecede atılan tam 6 bin bombayı konu alıyordu. Guernica köyünde tehdit unsuru olarak nitelendirilecek hiç bir şey yoktu. Orada sadece fakir çiftçiler ve köylüler yaşam sürmekteydiler. Ve Alman uçakları o köyü Kübik bir hale getirmişti. Bunu dünyaya bir mesaj vermek amacı ile yapmışlardı. Bakın biz bunu yapabiliyoruz deniyordu.

Ve Guernica tablosu bu olaya atılan en şiddetli tokat niteliği taşımaktaydı.

Rakı fiyatına Picasso resmini satmak!

fikret-mualla

Fikret Mualla bu ülkede yaşamış en değerli sanatçılarımızdan biridir. O hayatın aksiliklerinden kurtulamamış ve kurtulabilme amacı ile kendisini resme vermiş bir efsanedir.

İnanılmaz zor bir hayat yaşamıştır. Okulda İspanyol Giribine yakalanmış ve annesine bulaştırarak ölümüne neden olmuştur. Bu olay ölene kadar bastıramayacağı bir suçluluk duygusuna neden oldu. Annesinin ölümünden hemen sonra babasının genç kadınlarla evlilikleri onda öfke krizlerine sokan bir ruhsal duruma sokmuştur.

O iyi bir insandı ne yazık ki aksilikler ölene kadar peşini bırakmamıştır.

Ancak Fransa da büyük bir sergi açmış ve tüm yapıtlarını satmayı başarmıştır. Üstelik Picasso’nun bile dikkatini çekmiştir. Onun resimlerine hayran kalan Picasso bir çalışmasını satın almıştır. Bununla yetinmeyip bir resmini de Fikret Mualla’ya hediye etmiştir. Picasso’nun resmini görüp beğenen birine bir şişe rakı fiyatına resmi vermiştir.

Yanlış anlaşılan “Devrimlerin simgesi” resim

Eugène_Delacroix_ozgurluk-ve devrim

Eugene Delacroix burnunun dibinde gerçekleşen devrimden hoşnut değildi. Üstelik devrimin sokakta rahat rahat gezme hakkını engellediğini ve tehlikeli olduğu içinde tehlikeli buluyordu.

Eugene_delacroixDerdi neydi bu insanların ortalığı karıştırdılar !

3 silahşör ün yazarı Alexandra Dumas onu bir gün cadde kenarında görmüş ve hakkında şöyle yazmıştır; Biraz pısırık bir adam.

Delacroix Fransız devrimi hakkında böyle düşünüyordu. Etliye sütlüye karışmayı sevmeyen böyle bir adam nasıl Dünyadaki tüm devrimlerin simgesi olabilecek bir resim yapabilirdi ?

Delacroix bu durumu eleştiren bir resim yapmaya kafaya koymuştu. Ancak amacı devrimcileri yüceltmek değildi. Aksine o bir kralcı anlayışa sahipti. Resme dikkatle bakıldığında devrimin aslında yüceltilmediğine ve devrime katılan insanların iyi insanlar olmadığını anlamak söz konusudur. Etraftaki insanlar öldürdükleri askerlerden çaldıkları eşyaları üstlerinde taşıyorlardı. Kontrolsüzce oraya buraya saldırıyorlar izlenimi vermekteydi.

Resim her iki taraftan da sansür yedi. Devrimden sonra öne çıkan yöneticiler ayak takımı sayesinde devrimi gerçekleştirdikleri gerçeğini gösterdiğinden resmi sergiletmediler. Devrim yıkıldıktan sonra da resim eski kötü bir olayı anlattığı gerekçesi ile sergilenemedi.

Ancak ne olursa olsun devrim denilince akla gelen ilk resim olma özelliğini hiç bir zaman kaybetmedi.

Heykelde Burun Estetiği Operasyonu

Michelangelo_DavidMichalengelo Rönesansın en büyük sanatçılarından bir tanesidir. O yaptığı resim ve heykellerle zamanında devrim yapmayı başarmış ender sanatçılardandır.

Ancak o resim konusundaki eşsiz ustalığından ziyade heykel alanındaki ustalığının ön plana çıkmasını istiyordu. Ne var ki Sistina Şapeline yaptığı o devasa duvar resimleri heykellerinin bir adım önüne geçmiştir.

O atmosferi yaşamak isteyenler

Bir diğer ölümsüz yapıtı ise Davut heykelidir. Davut aslında bir dini karakter değildir. İsrail topraklarında ilk imparatorluğu kuran bir emperyalisttir. Ancak incil de sıkça adı geçtiğinden ve dev yaratık Golyatı bir sapan ile yendiğinden heykeli yapılması istenmiştir.

İnanması zor ancak Michalengelo bu heykeli en tepeden saçlarından başlayarak aşağıya doğru ine ine yapmıştır. Bir gün heykeli bitirmeye yakın bir sırada heykeli sipariş veren büyük din adamı kontrole gelir. Ona;

-Burnu sence de biraz büyük olmamış mı ? Biraz düzeltmen gerekiyor der.

Michalengelo ne derse desin Rahip i ikna edemez ve yerden bir miktar mermer tozu alarak merdivene tırmanır, burnun yanına çıkar. Çekiçle vuruyormuş gibi yaparak avucundan tozları yere bırakmaya başlar.

En sonda avucunda kalan mermer tozlarını aşağıda duran rahibin yüzüne üfleyerek tam mı diye sorar ?

Rahip hoşnut bir şekilde gülümser.

  • Muhteşem oldu

Ancak burunda hiç bir değişiklik yapılmamıştır.

 

Her zaman olduğu gibi sanat eğitimin çocuklar üzerinde ne gibi etkileri olacağı konusunda yazı yazmak için kaynak arayışındayken aşağıda yayınladığımız yazıyı bulduk. Böyle güzel anlatılmış bir yazı varken alıntı yerine olduğu gibi yayınlamanın daha doğru olacağına inanıyoruz.

Sayın Doç.Dr.Ayşe Cakır İlhan*’a teşekkür ederiz.

perküsyon eğitimi ve çocuk

müzik ve çocuk             Çocukları okulöncesi kurumlarda eğitime başlamadan önce oyun oynarken izlersek onlarda var olan yaratıcılık potansiyellerini ne kadar bilinçsizce ve amaçsızca tükettiklerini görürüz. Yetişkinler onlara zaman ve uygun ortam sağlayabilirse çocuklara bu gizil güçlerini ortaya koyma olanağı tanırlar ve onların çevrelerini oyun yoluyla tanıdıklarını ve kendi iç dünyalarını yansıtan hikayeler uydurduklarını, heykeller yaptıklarını, köprüler, barajlar kurduklarını, evler inşa ettiklerini, resimler çizip boyadıklarını hemen fark ederler.

Okulöncesi eğitim kurumları çocuğun fiziksel ve duygusal gelişimine paralel eğitim veren ve vermesi gereken kurumlardır. Okulöncesi eğitiminin en önemli amaçlarından biri çocuğun yaratıcılığının geliştirilmesidir. Yaratıcılığın geliştirilmesinde sanat eğitimi programlarının önemli bir yeri vardır. Yaratıcılığın geliştirilmesinde sanat programların hedef kitlenin gereksinimlerini doğrultusunda düzenlenmesi gerekmektedir.

çocuk gelişimi ve çocuk     Buna dayalı olarak okulöncesi çocuklar için düzenlenen sanat programları :

  •  Yaşantılara dayalı olmalı,
  • Uygulamaya olanak vermeli,
  • Sanatsal malzemeleri kullanacak beceri eğitimi sağlamalı,
  • Çocuğun estetik duyarlılığını geliştirmelidir.

Sanat Eğitiminin yukarıda sıralanan dört olmazsa olmaz koşulu okulöncesi sanat programının temel içeriğini oluşturur. Bu sıralanan koşullar birbirleri ile bağlantılı olmalarına karşın zaman zaman ağırlık birine veya ikisine verilebilir.

Çocuklar sanatsal çalışmalar yapmaya her zaman hazırdırlar. Resim, müzik, tiyatro, drama, dans v.b. sanat dalları çocuğun yaşantısında oyun alarak kendini göstermektedir. Sanat, oyunun bir parçası veya kendisi olarak çocuğun yaşamında hep önemli bir yere sahiptir.

Çocuklarla sanatsal çalışmalar yapabilmek için çevre, duyu, duyum, duygu , algı, algı alanı gibi önemli kavramların ne olduğu, ne işe yaradığı konusunda bilgi sahibi olunmalıdır.

çocuk ve anneÖğrenmenin gerçekleşmesinde beş duyunun farkında olunarak kullanılması, duyumsanan şeylerin doğru ve sağlıklı algılanması önemlidir. Bunun için çocuğun farklı alanlarda yaşantılar geçirmesi gerekir. Çünkü çocuk sanat yaparken (resim, heykel, drama, tiyatro, dans v.b.) daha çok günlük yaşantılarından –bir olaydan, bir nesneden, bir duygu ya da etkilendiği bir kişiden- yola çıkar. Çocuğun çevresini gözlemlemesi ve kişisel yaşantıları öğretmene belli bir birikim sağlar.

Küçük çocuklar duygusal anlamda aç gözlüdürler. Şekillerden ve ayrıntılardan etkilenirler. Yerde yürüyen bir böcek, eriyen buzdan damlayan su tanelerini hayretle izlerler. Bu nedenle büyük heyecan yaşatan bu ve benzeri yaşantılar yetişkinler tarafından desteklenmelidir. Yetişkinlerin rolü çocuğun ayrıntıları fark etmesine, zengin obje kavramı oluşturmasına ve bütün duyuları kullanmasına yardımcı olmaktır.

erken dönem sanat eğitimiÇocuklar bu ve benzeri yaşantılardan yola çıkarak sanatsal çalışmalar yaparlar. Örneğin bir resim çalışması için öncesinde bir konu saptanıp, konuşulup canlandırılmadıysa çocuklar şu soru ve sorunları dile getirirler.

* Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi.

  • Öğretmenim ne çizeyim?
  • Ne yapacağımı bilmiyorum.
  • Nasıl yapacağımı bilmiyorum.

Bunun için saptanan konu önceden konuşulmalı, drama yolu ile canlandırılmalı, resim yaparken kullanılacak teknik hakkında bilgi verilmeli daha sonra resim yapmaya geçilmelidir. Öğretmen ya da yetişkin çocuğun sanatsal çalışmalar yapmasını desteklemeli ona cesaret vermelidir.

Bunun yanında çocuklar, sanat, sanatçı, sanatçıların yapıtları konusunda bilgilendirilmelidir.

  •  Sanat nedir?
  • Sanat niçin yapılır?
  • Sanat yapıtı nedir? gibi sorular çocuklara çok soyut gelebilir, onları şaşırtabilir.

Bu bilgilendirme 5-6 yaşlarda daha etkili olmaktadır. Çünkü 5-6 yaşına gelmiş bir çocuk sanatçıların nasıl değişik insan, hayvan veya nesne çizdikleri konusunu algılayabilir. Sanatçıların sanatlarını üretirken değişik malzemeler kullandıklarını gözlemleyebilir, öğrenebilir. Burada amaç çocuklara sanat tarihi öğretmek değil, onları zengin sanatsal mirasla tanıştırmaktır.

Sanat kültürün bir parçasıdır ve insanlık hakkında bilgi verir.

  • Onlar kimdiler?
  • Nasıl yaşadılar?
  • Neler giydiler?
  • Neler kullandılar?
  • Nasıl iletişim kurdular? v.b.

Sanatı ve sanatçıları tanıyarak büyüyen çocuklar, ayrıca farklı sanat akımlarını da tanıyabilirler, kendi algıları çerçevesinde bu bilgileri kullanabilirler. (gerçekçi sanat soyut sanat, gerçeküstü sanat, kavramsal sanat v.b.)

bele ve sanatSanat ve sanatçılarla tanışan çocuklar hem kendi ürettiklerini, hem de sanatçıların yapıtlarını bir anlamda eleştirmeyi öğrenebilirler. Yetiştiriciler, sanat eleştirisi konusunda çocukları yönlendirebilirler. Örneğin :

 Bu gördüğünüz nedir? (Resim, heykel, fotoğraf, halı.v.b.)

  • Ne gibi biçimsel özellikleri vardır? (büyük, yuvarlak, kare, yumuşak, katı v.b)
  • Nelerden yapılmıştır? (kağıt, boya, metal, kil, kumaş, mermer, tahta v.b)
  • Sanatçı burada ne anlatmaya çalışmıştır?
  • Bu çalışmayı nasıl anlatabilirsin?
  • Sana neler hissettiriyor? (mutluluk, komik, üzüntü, acı v.b.)
  • Bu yapıtı sevdiniz mi? Neden?

Buradaki amaç çocuklara sanatsal bir bakış açısı kazandırmak, yaratıcılığı ve estetik duyarlılığı geliştirmek ve kendi duygularını ifade etmeyi öğrenmektir.

Bilindiği gibi estetik güzelliğin bilmidir ve güzel olanla ilgilenir. Çocuklar güzellik arayışında duygularını ve bedenlerini kullanırlar. Gözleri görsel olarak sanatı araştırırken, kulaklar sesleri ve müzikleri dinleyebilir. Çocuklar sanatsal çalışmalara dokunabilir, güzel kokuları koklayabilir, yiyecekleri tadabilirler. Beden, dans ve hareket yoluyla kendilerini ifade edebilir. Böylece küçük yaştaki çocuğun beş duyusu erken dönemde güzele doğru, güzeli yeğleyecek bir yönde eğitilebilir.

resimle sanat adım adım4Çocuklara bu konuda hem zaman hem de ortam hazırlamak ve onlara fırsat vermek gerekir. Çevreleri estetik nesnelerle donatılmalı, bulundukları ortamlar kaotik, düzensiz, aşırı süslü değil, temiz, aydınlık ve renkli olmalıdır. Duyuları harekete geçirmeli, bakma, dinleme, dokunma, koklama ve tatma konularında onları kışkırtmalıdır. Çiçekler, bitkiler, hayvanlar, yumuşak yastıklar, sallanan sandalyeler, heykeller ortama öğretici ve estetik özellikler katarlar. Sergiler (doğal nesneler, kartpostallar, kolleksiyonlar, sanat kitapları, antikarlar, araç ve gereçler, makine parçaları, çömlekler, posta pulları, paralar v.b.) sanat merkezleri, dans alanları v.b. çocukların estetik imgeler, düşünceler, duygular yeni kavramlar üretmeleri için birer fırsat ortamlarıdır. Yarının estetik ortamıyla, zorlanmadan karşılaşabilecekleri ilk deneyim alanlarıdır.

Çocuklar, sanat merkezlerinde sergi açılışlarına, müze gezilerine, konserlere, performanslara katılabilirler. Sanatçılar (ressamlar, heykeltraşlar, müzisyenler, grafikerler v.b.) çocuklarla çalışarak onların yaşantı dünyalarını zenginleştirebilirler.

Sonuç olarak okulöncesinde sanat eğitimi çalışmaları yapılırken çocukların duygularını geliştirici ortamların önemsenmesi gereklidir. Duyumsama, sanatsal çalışmalar yapma, sanat hakkında bilgi sahibi olma, sanatçıları tanıma ve sanatçıların yöntemlerini öğrenme estetik yaşantılar için ön plana çıkmaktadır. Küçük çocuklar elbetteki sanat tarihçileri gibi eğitilemez, ama sanatçılar ve onların yapıtları ile tanışabilirler. Değişik sanat akımlarını tanıyarak bu doğrultuda çalışmalar yapabilirler. Sanatsal eleştiri konusunda da bilgilendirilebilirler.

Bu konuda yapılabilecek bazı çalışma örneklerini şöyle sıralayabiliriz :

* Bir sanat sergisi, müze veya tıpkı basım sergisi gezilebilir. Bu mekanlarda en fazla iki ya da üç ayrı sanat akımına ait çalışmalar, karşılaştırılabilir. Çocuklar farklı sanat akımlarına ait uygulamalı çalışmalar yapabilirler.

Örneğin belli bir çizim (bu insan, ağaç, ev, meyve v.b. olabilir) iki ya da üç farklı sanat akımında nasıl ele alınmış, akımlar arasında ne gibi farklar ve benzerlikler bulunmaktadır? gibi. Her sanatsal yapıt tek tek ele alınır, üzerinde konuşulur, drama yöntemleri ile canlandırılır, daha sonra uygulamalı çalışmalara geçilebilir.

* Bir sanatçıyla çocuklar tanıştırılabilir. Sanatçının çalıştığı, yaşadığı mekan, giyim tarzı, kokusu, duyguları (nasıl gülüyor, neye kızıyor v.b.) düşünceleri, çocuklara farklı bakış açıları kazandırabilir.

Amaç okulöncesi çocuğunun yaşantılarını, imge dünyasını olanaklar ölçüsünde ve zorlama yapmadan zenginleştirmektir. Sanat; duyu, duyum, duygu, algı eğitiminde vazgeçilmemesi gereken hem zevkli, hem eğlendirici, hem de öğretici, belki de en önemlisi çocuğun yaratıcılığını geliştirici olmazsa olmaz bir alandır.

Kaynak : Robert Schırrmacher. Art and Creative Develepment for Young Children. Çev: Suna Karaküçük Delmar Publishers İnc. New York. 1998

 

Kaynak :[-]

Eğitim sezonun başlamasıyla beraber eğitim almak veya çocuğuna eğitim aldırmak  isteyen veliler haklı olarak keman eğitimi ve keman satın alma ile ilgili pek çok soru ile karşılaşıp cevap aramaktadır.

 Kurumumuzu ziyaret eden kişilerin genel olarak sorduğu soruları da derleyerek keman öğrencimiz olsun ya da olmasın tüm sanat eğitimine önem veren kişilerin aklındaki sorulara cevap olması amacıyla “Keman Eğitimi ve Keman satın alma kılavuzu” diyebileceğimiz bilgileri içeren yazıyı okumanızı tavsiye ederiz.

KEMAN ÖĞRENMEYE NASIL BAŞLAMAK GEREKİR?

 Keman Kursu Hakkında Sık Sorulanlar

Girl holding violin Hangi Kurum:

Öncelikle öğrenci ve velilerin kendi rahat hissedebilecekleri güvenilir ve kurumsal kurumlar tercih edilmelidir. Elbette kesinlikle M.E.B. Bağlı kurumlar öncelikli olarak tercih edilmelidir.

Çünkü M.E.B. Bağlı olan kurumlar yeterliliği olmayan ve aynı zamanda diploma sahibi olmayan eğitmen çalıştıramazlar. Tüm eğitmenler M.E.B’ nın onay ve denetimi, kontrolü altında çalışmaya izin verilerek görev alır.

Kurum seçiminde dikkat edilecek diğer bir konu solfej eğitimini ücretsiz olarak sunup sunmadığıdır..

Evde mi yoksa bir kurumda mi ders alınması daha iyidir?:

Kesinlikle bir kurumda ders alınmalıdır bu sayede çocuk daha disiplinli ve farkındalığı hissedecektir. Bunun yanı sıra gelecekte kesinlikle elinin altında M.E.B. Onaylı bir belgenin olması referans ve okul dışı sosyal faaliyetleri belgelendirebime konusunda bir adım daha ileride olacaktı. Evde veya resmi olmayan kurumlarda verilecek belgelerin hiçbir geçerliliği olmadığı gibi referans(Yurt dışında) olması da mümkün değildir.

Hangi Öğretmen/Eğitmen?:

Kesinlikle öğretmenin eğitim alt yapısına bakılmalıdır. Hangi okulda okuduğu v.b. öz geçmişleri incelenmelidir.

keman öğren nar sanatKonservatuvar ve  Öğretmenlik mezunu öğretmen arasında ne fark vardır?:  

Konservatuvarlar genel olarak orkestralara elemanı yetiştirmekle görevli eğitim kurumlarıdır. Genel olarak konservatuvar eğitimi İlk öğrenim çağında başlar ve ardından ya güzel sanatlar liselerine veya Üniversitelerin Konservatuvar bölümlerine devam ederek mezun olabilirler.

Dolaysıyla üniversite düzeyinde konservatuvar mezunu olan kişiler pedagojik formasyon yapmamış olabilir.

Eğitim Fakültesi Mezunu Öğretmenler ise temel olarak ya konservatuvar veya güzel sanatlar lisesi mezunu olup üniversitelerin eğitim fakültelerinden mezun olan kişilerdir. Eğitim odaklı yetiştirilirler.

Child playing violinGrup ders mi yoksa özel ders mi?:

Elbette genel olarak veliler fiyat olarak daha uygun olan grup derslerini tercih edebilmektedirler. Fakat maddi olanaklar mümkünse özel dersi tercih etmelerinde fayda vardır. Çünkü bire bir özellikle çocuk ile yapılan dersler daha verimli olduğu bir gerçektir. Özel ders ile çocuğun algı ve becerisine göre eğitmen dersi yapmakta dolaysıyla ilerleme daha fazla olabilmektedir.

Grup derslerde ise evde çalışan, çalışmayan, hızlı öğrenen öğrenmeyen diye ayrım yapılamamakta belirli bir standarda göre  eğitim verilmekte dolaysıyla da çalışan veya hızlı ilerleyebilecek öğrenci sıkılabilmekte veya geri kalabilmektedir.

 Keman dersi almak için herhangi bir yaş sınırı var mı?:

Genel olarak elbette kişisine göre değişmekle beraber  5 ila 60 yaş arasında olmak yeterlidir. Fakat bazı çocuklar 4 yaşında da başlayabilir. Önerilen en erken yaş 5-6 olarak söylenebilir.

Derse başladığımda kemana günde ne kadar zaman ayırmalıyız? :

Profesyonel bir amaç güdülmüyorsa, sadece müzik ile ilgilenmek hayatımıza renk katmak ise amacımız minimum günde 30 dakika, 1 saat kadar vakit ayırmak yeterli olacaktır.

Nota bilgisi olmayan bir kişi ne kadar zorlanır?

Elbette herhangi bir konuda eğitim almak başlarda zor olabilmektedir çok kolay ve basit olduğu söylenemez . Fakat Nar Sanat’ın en büyük farklarından biri okul öncesi için haftada 1 ders Solfej, Okur yazar olanlar için kademeli olarak devreye giren başlangıç seviyesi için  haftada 3 ders ve az da olsa nota bilgisi olanlar için haftada 1 ders olmak üzere toplamda 5 Ders  grup dersi şeklinde solfej eğitimi ÜCRETsiz olarak verilmektedir.

Keman hangi omuzda çalınır?

Eğer aksini gerektirecek bir durum yok ise sol omuza konularak tutulur. Solak olmanız bir problem yaratmaz.

Temel duruş pozisyonu nasıldır?

Keman genellikle ayakta durarak ya da belli bir yere oturarak dengeli ve rahat biçimde çalınmalıdır. Ayaktayken ayaklar yanlara doğru omuz hizasında, otururken de gövde olağan dikliğinde durur.

Kemanın tarihinden bahsetmek gerekirse;

Keman yaylı çalgılar ailesinin en küçük üyesidir.Karakteristik özellikleriyle XV. yüzyılın ilk yarısında görülmektedir. Yüzeysel olarak bakınca kemanın yüzyıllar boyunca değişmeden kaldığı düşünülebilir fakat gerçekte birbirini izleyen besteci ve yorumcuların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gözle görülür bir evrim geçirmiştir. Keman ve onun ayrılmaz bir parçası olan yay , belirli özellikleri olan bazı ağaçlardan yapılmaktadır.Keman, her biri ayrı perdede ses veren dört telli ve standartlaştırılmış bir çalgıdır. (Daha Fazla bilgi için LÜTFEN TIKLAYINIZ)

elyapımı keman öreneği

El yapımı keman örneği

Kemanın başlıca unsurları;

Salyangoz, ağaç burgular, sap eşiği, sap, teller, tuşe, f delikleri, ses eşiği, fiksler,tel takacağı, kiriş eşiği, kiriş düğmesi, çenelik ve omuzluktur.

Keman ve yay seçiminde dikkat edilmesi gereken özellikler;

Keman öğrencisinin bedensel yapısı keman ve yayın yapısı ve bu yapılar arasındaki uyum, başlangıç keman eğitimi için büyük önem taşımaktadır.Bu yüzden keman öğrenmeye , rastlantısal olarak geçen herhangi bir keman ve yay ile değil, belli ölçülere göre seçilen keman ve yay ile başlanmalıdır. (Daha detaylı bilgi için lütfen aşağıya bakınız)  Keman çalmada en temel faktör duruş, tutuş ve işleyiştir.

Dinleti ve çalınma alanları nerelerdir;

Orkestra veya piyano eşlikli solo konser , resitaller yada orkestra sanatçısı olarak icra edilir.Keman teknik donanımı ve icra yönü en zengin çalgılardan biridir bu sebepten dolayı başlangıç ve gelişim aşamalarında yoğun çalışma ve sabır ister.Kemandan uygun sesin çıkartılması ve icra yönünün gelişmesi belli başlı teknik temeller üstüne sağlanır.Kusursuz bir icranın ve yeterli teknik donanımın sağlanması kişinin keman’a , sanat tarihine armoniye kısacası müziğin tüm temel faktörlerine olan ilgisi ve çalışmasına bağlıdır.Ancak ülkemizde keman icra sanatı sadece performans olarak algılanmaktadır.Bu tek başına asla yeterli değildir.Keman icra sanatında yazılan eserlerin dönemi ,dönemin teknik unsurları , armonisi icra sekli ve bir çok sosyal ve felsefi boyutu vardır.Ancak tüm bunlar sırasıyla işlendiğinde kusursuz bir icra ortaya çıkar.

fabrika kemanı

Fabrika yapımı keman örneği

Doğru Keman Seçimi

Herkes elbette en iyi kemana sahip olmak ister. Kimisi için “en iyi” kavramı görsellik, kimisi için ise enstrümanın ses kalitesi ve akustiktir. Her iki durumda maddi olanaklar ile sınırlıdır. Ancak görsel olarak seçenek sınırlı olduğu için kemanın ses kalitesi bir adım öne çıkmaktadır.

Ülkemizde ne yazık ki gerek fabrikasyon gerekse el yapımı kemanlar için fazla seçeneğimiz bulunmamaktadır. İthal edilen fabrikasyon kemanlar (genellikle) çok düşük kalitede ve ses özelliği bakımından memnun edici özellikler sunamamaktadır. El yapımı kemanlarda ise sanatkar sıkıntısı baş göstermektedir. Ülkemizde el yapımı keman imal eden usta sayısı maalesef bir elin parmaklarını geçememektedir.

Fabrikasyon Keman

Eğer fabrikasyon bir keman almaya karar verdiyseniz ses kalitesinin bir süre sonra sizi tatmin etmeyeceğini bilmelisiniz. Fabrikasyon olması itibariyle yapımında gerekli incelik ve kalite sağlanamamaktadır. Ayrıca düşük maliyet kısıtı altında; kullanılan ağaçların özensiz seçimi, makine işçiliği ile birleşince ortaya çıkan enstrüman yeni başlayanlar için nitelendirilen “öğrenci kemanı” olarak isim bulmuştur kendine. Ülkemizde öğrenci kemanları boyut ve kalitesine göre 80 – 250 YTL arasında satılmaktadır.

Bu şartlar altında daha iyi bir keman seçmek için;

-Seçeceğiniz kemanlar arasından en hafif olanı tercih etmelisiniz.

-Cilasının pürüzsüz ve üzerinde çizik olmamasına dikkat etmelisiniz.

-Kemanın ağacında budak olmamasına dikkat etmelisiniz.. (Ne yazık ki zaman zaman bu tür kemanlarla karşılaşıyoruz.)

-Klavyesinin kesinlikle simetrik olmasına, eğiklik ya da çap olmamasına dikkat etmelisiniz.

-Köprünün gövdeye tam olarak oturduğuna ve köprünün dik durduğuna dikkat etmelisiniz.

-Yay kıllarının eksik olmadığından ve yay vidasının çalışır durumda olduğundan emin olmalısınız.

-Tellere yayla değil bir mızrapla (sanki ud yada bağlama çalıyor gibi) tek ses vurulduğundan tınısının devam ettiğinden emin olmalısınız. (Bunun için gerekirse bir diyapazon kullanabilirsiniz.)

El Yapımı Keman Seçiminizi el yapımı bir keman edinmekten yana kullandıysanız önünüzde biraz daha fazla seçenek olduğunu söyleyebiliriz. Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi ülkemizde el yapımı keman ustası sayısı oldukça az. Doğal olarak bu güzide kemanlara biçilen fiyatlarda yüksek. Ancak hem dinleyici hem de çalan kişi için çok daha lezzetli ve naiflidir. Yerel ustaların yanı sıra yurtdışından da el yapımı kemanlar ithal edilmektedir. Ülkemizde el yapımı kemanlar 1,500  ve üst sınırı hayli esnek olan fiyat aralığında  satılmaktadır

(El yapımı Keman imalatında önerilebilecek atölye için lütfen TIKLAYINIZ)

Kaliteli bir el yapımı kemanda kullanılması gereken en uygun ağaçlar

Ön Kapak : Ladin Ağacı

Arka Kapak : Kelebek Ağacı

Yan Şeritler : Kelebek Ağacı

Sap : Kelebek Ağacı

Klavye : Abanoz Ağacı

Burgular : Abanoz (ya da Gül) Ağacı

Kuyruk : Abanoz (ya da Gül) Ağacı

Çenelik : Abanoz (ya da Gül) Ağacı

Eşikler : Kelebek Ağacı

Yay : Gül Ağacı

Yay Kılı : Moğol at kuyruğu

Can Direği ve Bas Bar : Ladin Ağacı

 

Yazının tamamını PDF olarak İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 5 yıldır Bakırköy’de bulunan  kursumuzda pek çok sanat dalında eğitimler vermekteyiz. Zaman zaman eğitim verilen dallar konusunda sorularla karşılaşmaktayız. Bugün gitarın tarihçesi, gitar türleri, farklılıkları, özellikleri ve daha pek çok konuda kısa kısa bilgilenecek, belkide merak ettiğiniz konularla karşılaşıp merakınızı giderebileceksiniz. İyi okumalar.

Nedir Bu Gitar?

Gitar Tarihi ve Gelişimi

Gitarın ilk atası Orta Asya’da yapılmış olan udtur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asya’dan göç edip Avrupa’ya giden Orta Doğu Türkleri udu değiştirip başka bir hal almasına neden olmuştur. Gitarın ilk örnekleri İspanya’da ve parmakla çalınırdı. Daha sonra gitara 5 tel takıldı, daha önce sayısı az olan perdeler 10’a çıkarıldı. Teller pesten tize doru “la-re-sol-si-mi” olarak akortlanmaya başlandı. 18.yy’ın sonlarına doğru pes tarafa kalın bir “mi teli” daha eklenerek tel sayısı 6 ya çıkarıldı.

Daha sonra 19. yy. ortalarında Antonio de Torres enstrümana yeni bir biçim verdi. Enstrümanı daha belirgin bir hale getirdi (büyüttü ). Vidalı burgular takıldı; saptaki perde sayısı (fret) arttı; sesi güçlendi, göğüs içindeki balkonlar tek bir merkezden çıkan seslere daha net yön verir oldu.

Daha sonra da gitar şekil olarak değişimlere uğradı. Folk ve caz müziğinde kullanılan gitarlara çelik teller takıldı. 1920 yılında elektro gitar doğdu. Elektro gitar sayesinde gövde rezonans kutusu olmaktan çıkmış enstrümanla dinleyici arasına, amplifikatör denen elektronik bir yükseltici girmiştir. Elektronik gitar doğduktan sonrada Gitarın çeşitleri artmaya başlamıştır. Kendi üzerinde Amplifikatör bulunduran gitarlar,12 telli gitarlar, çiftli gitarlar(üstte 12 telli altta 6-7 telli), 7 telli gitarlar, perdesiz gitarlar, Headless(kafasız) gitarlar çıkmıştır. 16.yy’ a kadar uzanan geçmişi olan klasik gitar, İspanyolların Flamenko tarzında bir enstrümanı olarak ortaya çıkmıştır. Klasik gitarın asıl bugünkü şekliyle popüler olması,19. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır.

Klasik Gitar Bestecileri

Johann Sebastian Bach (1685-1750)

Ferdinando Carulli (1770-1841)

Mauro Giuliani (1781-1828)

Fernando Sorr (1778-1839)

Matteo Carcassi. (1792-1853)

Agustin Barrios (1885-1944)

Heitor Villa-Lobos (1887-1959)

Andres Segovia (1893-1987)

Joaquín Rodrigo Vidre (1901 -1999)

Klasik Gitarın Türkiye’ye Girişi ve Gelişimi

Gitarın ülkemize girişinin çok eskilere dayanmadığı bilinmektedir. Konser vermek için gelen gitaristler, radyo yayınları, çeşitli notaların ve plakların gelmesi gitarın ülkemizde yaygınlaşmasına vesile olmuştur. İlk olarak 1930’lu yıllarda ciddi olarak gitar çalan ve eğitimini veren isimlere rastlanmaktadır. Bunlar arasında Dr. Fazıl Abrak, İlya Ksantapulos, Mario Parodi, Andrea Paleologo, Ertuğrul Şatıroğlu, Can Aybars ve Rıfat Esenbel gibi isimler bulunmaktadır. Andrea Paleologo’nun öğrencilerinden olan Ziya Aydıntan (1904-1980) Ankara’da kurduğu “Gitar Sevenler Derneği” ile ülkemizde gitarın gelişimi adına önemli çalışmalar yapmıştır (Elmas, 2003). Ziya Aydıntan aynı zamanda gitar için yazdığı “Başlangıç Metotları I ve II”, “Konser Albümü”, “Klasik Gitar Albümü”, “Klasik Armoni (Gitar uygulamalı)”, “Okul Şarkıları (çok kolay eşlikli)” gibi çalışmalarını yayınlamıştır (Kanneci, 2001).

 

klasik-gitar

akustik-gitar

Akustik Gitar

Görünüş itibariyle klasik gitarı andıran akustik gitarın gövdesi klasik gitardan biraz daha şişman ve basıktır. Daha dar bir sapa ve çelikten yapılmış tellere sahip olması klasik gitarla arasındaki en büyük farktır. Tellerin çelikten olması akustik gitarın klasik gitardan daha basınçlı gergin bir sapa sahip olmasının nedenidir. Bundan dolayı akustik gitar biraz daha sağlam kasaya sahiptir klasik gitardan ağırdır ve tuşe yapısı daha farklıdır.

Elektro Gitar

elektro-gitar

Elektro Gitar

Katı ve oyulmamış gövdeye sahip olan elektro gitarda tellerden gelen ses manyetikler tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülüp yükselticiye yollanır. Genellikle pena ile çalınır. Manyetiklerin titreşimi algılayabilmesi için çelik tel kullanılır.

Elektro gitar çok basit bir tanımla tellerin titreşimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde elektriğe çeviren ve böylece amfiye bağlandığında yüksek miktarda ses alınabilen gitardır. Diğer gitarlar gibi elektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Bu arada bazı elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedir. Gitarda gövde, manyetikleri, sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun bağlandığı bölümdür. Teller, köprü ad verilen metal bir donanım üstünden geçerek ya gövdeye doğrudan ya da köprünün kendisine bağlanmaktadır. Tellerin hemen altında, köprüyle sap arasında yer alan, tellerin mekanik titreşimini elektriğe çeviren manyetikler, gövdenin içine yerleştirilen elektronik sesi -ton kontrol devresine bağlıdır. Bu devre, manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde değişiklik yapmak için kullanılır. Ayrıca yine gövdedeki manyetik seçici anahtar, sesin rengini değiştirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini sağlar. Gövdenin sapla birleştiği yerin alt taraf, sapın gövde içindeki perdelerine kolay ulaşılması için, içeri doğru oyuk olarak yapılabilir (Single Cutaway). Bazı gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalınırken en iyi dengeyi sağlayacak şekilde tasarlanır. Daha çok rock müzikte kullanılır, çoğu rockçı elektro gitar kullanır.

Bas Gitar

Bas Gitar

Bas Gitar

Çalışma prensibi elektro gitara benzer. Fakat sesi normal gitarlardan 1 oktav kalındır. Portede bas gitar için Fa anahtarı kullanılır. Değişik çeşitlerde bas gitarlarda bulunmaktadır: 12 telli, 6 telli, 5 telli, perdesiz, kafasız.

7 Telli Gitar

7 telli gitar

Klasik 6 telli gitarlardan pek bir farkı yoktur. Ancak tek nihai fark en üstte bulunan E (mi) telinden sonra B (si) telinin konulmasıdır. Bu sayede gitarda boş tel dizilimi aşağıdan yukarıya E(ince mi) B (Si) G (Sol) D (Re) A (La) E (Kalın Mi) ve “kalın” B (Si) dir.

Klasik Gitar ve Akustik Gitar arasındaki farklar

Klasik gitarı akustik gitardan ayıran en temel özellik ;akustik gitarın bütün tellerinin metal, klasik gitar ın üstteki 3 telinin metal, alt 3 telinin plastik olmasıdır. Diğer bariz bir özellik ise akustik gitar ın gövdesinin klasik gitar a nazaran biraz daha büyük olmasıdır. Tabi ki bu ayırıcı özelliklerinden dolayıdır ki, akustik gitar da çalındığı an metalimsi bir tını gelir, klasik gitar da ise daha soft (yumuşak) bir ses elde edilir.

Klasik Gitar alırken dikkat edilmesi gereken konular

Klasik gitar alınırken bazı konulara dikkat edilmesi gerekmektedir ;bunların asıl olanı mutlaka bir bilen ile almaktır, ancak böyle bir imkan yok ise ;Gitar tellerinin gövdeye yakın olanı tercih edilmelidir,bildik markalar alınması gerekir,tellere vurulduğunda tınlama sesinin odunsu bir ses yerine daha çok tellere vurulma yani metalimsi bir ses olmalı, tını yani sesin bir süre yankılanması gerekir,tellere sırası ile perde perde çalındığında parazit yada cızırtı olmamalı.

Klasik Gitar eğitim yöntemleri ve aşamaları

Klasik gitar eğitimi, müzik eğitiminde olduğu gibi, kişilerin müzik kulağı dediğimiz müzik öğrenme yeteneğine bağlı olmakla beraber, kişinin çalışma ortamına, ders ortamına da bağlıdır.Ancak bütün bunları göz önünde bulundurarak, temel gitar eğitimi 3-4 aylık bir dönemi kapsar, orta seviyedeki bir eğitim ise 6-8 aylık bir dönemi ileri seviyede bir gitar eğitimi bir yıldan fazla bir eğitim devresinde gerçekleşir.Bu verilen süreler genel bir süre olup öğrenciden öğrenciye başarı sonucu olarak değişmektedir.

Klasik gitar egitimi, müzik eğitiminde olduğu gibi, kişilerin müzik kulağı dediğimiz müzik öğrenme yeteneğine bağlı olmakla beraber,kişinin çalışma ortamına,ders ortamınada bağlıdır.Ancak bütün bunları göz önünde bulundurarak, temel gitar eğitimi 3-4 aylık bir dönemi kapsar, orta seviyedeki bir eğitim ise 6-8 aylık bir dönemi ileri seviyede bir gitar egitimi bir yıldan fazla bir eğitim devresinde gerçekleşir.Bu verilen süreler genel bir süre olup öğrenciden öğrenciye başarı sonucu olarak değişmektedir.

Başlangıç/Fundamental Evre üzerine;

Geçtiğimiz yüzyılın sonunda “begin

ner – intermediate – advanced”  (başlangıç – gelişmiş – ileri duzey) olarak üç dalda incelenen geleneksel eğitim bakışına “Asal (fundamental) , Geçitsel (Transitional), Kişiye Özgü (self-acutating)” şeklinde bir alternatif bakış getirildi.

Asal (Fundamental) Evre

Bu etapta öğrencide ilerisi için sağlam bir müzikal ve teknik altyapının oluşturulması esastır ve öğretmen öğrenciden daha fazla yükümlülüğe sahiptir.

Birincil öneme sahip başlıklar sıralarsak:

Postür (enstruman tutuşu ve pozisyon)

Apoyando tekniğinin tanınması

Tirando tekniğinin tanınması (arpej ve akorlar. pim, pima, pmi, pami.)

2 ve 3 katmanlı yazım: melodi, eşlik ve bas çizgilerinin tanınması

Birinci pozisyonda deşifre

Kendini dinleyebilme

Postür

Aslında “tutmak” kelimesinin olayın doğasına aykırı tınladığını düşünüyorum. Çünkü tutma fiili bir güç harcama ifadesi besliyor.Enstrumanlar tutulmaktan ziyade vücudun bir parçası halinde düşünülmelidir.Kolumuzu vücudumuzda tutmak için bir kuvvet harcamadığımız gibi enstrumanımızın da kucağımızda durması için bir kuvvet sarfetmemiz gerekmez.

Bel ve omuzlar için 90 derece kuralına dikkat edilmeli, ayaklık kesinlikle kullanılmalı ve ayna karşısında çalışmanın verimi artıracağı unutulmamalıdır.

Unutmayin ki en iyi metod bile bazen yetersizdir, ogrenciler genelde takviye ogretiye ihtiyac duyarlar.

Fundamental etapta temel olan pratik yapmaktır.

Parçaların kısa olması sürekli tekrarları getireceği için öğrencilerin zorlandıklari noktaları işaretleyip ayrık pasajları calışma disiplinine sahip olmaları için hocaları tarafindan yonlendirilmeleri gerekmektedir.

Öğrencinin gelişme hızının ‘yetenek ve beceriden’ ziyade ‘motivasyon ve olgunlaşmadan’ geçtiğini unutmayın.

Bu etapta tek prensip odaklanmış çalışmadır.

Gitar Akortlama

Gitarı akort etmek için diapazon denilen (bütün sazlara LA sesi veren alet)bir alet kullanılır. Bundan başka ,piyano,org,akordeon v.b. gibi sabit sesli bir sazdan da LA sesi alınabilir.Alınan LA sesine gitarın 5.teli uydurulur. Butelin 5. perdesine basılarak ondan alınacak RE sesiyle 4.tel RE olarak ayarlanır 4.telin 5.perdeside SOL sesini verir. 3.telin doğal olarak vermesi gereken ses de bu SOL sesidir. 3. telin 4. perdesi ikinci telin doğal sesi olan Sİ yi verir. 2.telin 5.perdesi de en alttaki Mİ sesini verir. En kalın tel olan kalın Mİ teli de en alttaki Mİ teline göre 2 oktav pes olarak akortlanır.

Ritm ve Solfej

Muzikte şarkı söylemek esastır..Her enstruman sesimizi taklit etmeye yarayan bir araçtır.Batı dilinde “instrument” kelimesinin araç-gereç anlamına geldiğini de hatırlatayım.

İyi bir performans, kafamızda mırıldandığımız müziğin enstrumanımıza en başarılı şekilde yansıtılmış halinden fazlası olamaz.O yüzden önce sarki söyleyebilmeliyiz, ki bu daha cok solfej derslerinin konusu olsa da gitarcılar çok sesli bir saza sahip olmalarından dolayı çaldıkları parçaların ezgilerini okuyup gitarlarında akorlarla eşlik edebilirler.

Öğrencilerin enstrumanlarında rahat hissetmeleriyle birlikte solfej,  çaldıkları parçalar içinde degerlendirilerek ele alinmalidir. Ses aralıklarını tanıdıktan sonra temel gam arpejler ve akor dereceleri hakkında da bilgilendirmeliler.

Teori ve Yorumlama

Teori işin bir diğer tarafi ve tarih içinde enstrumanlarin gelişimi, muzik tarihi coğrafya, sanat tarihi ve estetik gibi dallarla birlikte incelenmelidir. Öğrenci, çaldığı parçaya yorum katma adına teknik unsurlar dışında eser bestecisinin milliyeti, estetik anlayışı gibi konularda önbilgiye sahip olmalıdır.

Bu etapta öğrenciyle sohbetlere başlamak icin çok uygundur.Unutmayın ki ne yaştan olursa olsun herkesin muzik hakkında söyleyecek birşeyleri vardır.

Öğrencinin ilk çalıştığı eserde dahi soru-cevapları, nefes alma yerlerini gösterebileceğini, hatta AB, ABA çatı formlarını bile işaretleyebileceğini göreceksiniz.

Performans

Hiç bir zaman bir kitleye çalmak için erken değildir.

Diğer teknik unsurlardan ayrı olarak başlı başına ele alınması gereken ve öğrenilmekten ziyade tecrübe edilen bir konu. Öğrencinin öğrendiklerini sergilemesi mutlaka gereklidir.

Son olarak sıkça sorulan gitar ile ilgili soruları başlıklar halinde özetle cevaplamaya çalışalım.

AKORT NEDEN BOZULUR?

Gitar akordunun bozulması için birçok neden olmasına rağmen genellikle gitara yeni başlayan öğrencilerde bu durumla karşılaşılır. Öğrenim döneminde gitar haddinden fazla hırpalandığı için akordun daha çabuk bozulması mümkündür.

Eğer gitar çok sert kullanılıyorsa, bu durum tellerin esnemesine neden olur. Bununla birlikte gitarın çalındığı ve muhafaza edildiği ortam da akort için hayli önemlidir.

Gitarın akort tutmamasının bir diğer sebebi ise; gitarın yapım aşamasında ortaya çıkan problemlerdir. Enstrümanın akort tutmamasının nedeni; gövde, sap ve hatta baş kısmında mevcut olan sorunlar olabilir. Bu durumla karşılaşıldığında profesyonel birinden yardım almak en mantıklısıdır.

GİTAR RİTİMLERİ NELERDİR?

Herhangi bir notada belirli bir tartım kalıbı ve metronomla düzenli bir şekilde tekrarlanan düzene ritim denilmektedir. Gitarda uygulanabilecek ritimlerden bazıları; Vals 1, Vals 2, Folk, Beş Sekizlik, Calipso, Beat, Cha Cha, Boogie, Zeybek, Slow Rock, Swing, Pasadople, Bolero olarak sıralanabilir.

GİTAR TABLARI NASIL OKUNUR?

Tablature kelimesinin kısaltılmış hali; tab’dır. En sağlıklı yol nota okur-yazarlığına kavuşmak olsa da, gitara yeni başlayan birey tab okuyarak çalmaya başlayabilir.

Birçok popüler parçanın tablarını internet üstünde bulmak hayli kolay olsa da, tab okuyabilmek için öncelikle ya tab okumayı öğrenmek ya da tab okuyan bir müzik programı kullanmak gerekir.

Gitardaki altı telin simgesi olarak tabda da altı tane çizgi bulunur. Çizgilerin gitar telindeki karşılığı; E, B, G, D, A, E olarak sıralanır. Bununla birlikte tabların üzerinde görülen numaraların da ayrı bir anlamı vardır. Örneğin; görülen “0” rakamı boş tel tınlatılmasını gerektiğini vurgularken, “3” rakamı o teldeki 3. perdeye basılması gerektiğini gösterir.

BARE NE DEMEKTİR?

Aynı perdedeyken tüm tellere basılmasına bare denilmektedir. Bu sesi/akoru elde etmek için bütün parmakları kullanmak yerine sadece işaret parmağını işlevsel olarak kullanmak gerekir. Barenin iki çeşidi vardır; küçük bare 2 ya da 3 teli kapsarken, büyük bare tellerin tamamını kapsar. Gitar dersi ne yeni başlayanlar için bare basmak zor bir aşamadır. Temiz ses elde edilene kadar, gerekli pratik ve egzersizlerin uygunlanması önemlidir.

BAS GİTAR ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Akustik ve elektronik bas olmak üzere bas gitarlar ikiye ayrılır. Bas gitar derslerine elektronik bas gitarla başlamak gerekir. Elektro bas gitarda teller sayesinde amfiye gönderilen elektronik sesler, amfide yeniden sese çevrilerek işitilir.

Akustik bas gitar, aynı akustik gitar gibi büyük ve oyuk bir gövdeye sahiptir. Bu oyuk gövde, sesin güçlenmesini sağlar.

Bas gitarın sesi kontrbastan ince, diğer gitarlardan ise kalındır. Diğer gitarlardan daha kalın tellere ve uzun ölçeğe sahiptir. Ses ve tonu değiştirmeye yarayan araçlar elektro basta önde, akustik basta ise enstrümanın yanındadır.

Sık olarak kullanılan elektro bas, 4 telli ve perdelidir. 12 tele kadar üretimi mevcut olan bas gitarın ince ve kalın ses isteğine göre tel sayısı değişmektedir.

GAM NEDİR?

Majör ve minör kalıpların armonik kurallarına göre sekiz notanın ardışık olarak sıralanmasına gam denir. Sekizinci nota, birinci notanın 6 perde üstünde ya da altında yer almalı, birinci notayla aynı ismi taşıyan notaya ulaşılmalıdır. Gitara yeni başlamış bireyler için gam, biraz daha ileri bir seviye olarak görülür.

GİTAR PARMAKLA MI, PENAYLA MI ÇALINIR?

Bu durum gitaristin çaldığı müzik tarzıyla alakalı olarak farklılık gösterir. Parmakla çalmanın avantajı; aynı anda birçok telden ses elde edebilmektir. Başlangıç aşamasında iken ham parmaklara sahip olan bireyler ise arpej çalmak ya da solo seslendirmek adına penadan yardım alabilirler.

GİTARLA PARMAK ALIŞTIRMASI NASIL YAPILMALIDIR?

Birçok enstrümanda olduğu gibi gitardaki öğrenme aşamasında sabırlı ve gayretli olmak gerekir. Gitardaki parmak alıştırmaları başlangıçta sıkıcı gelse de, gereklidir. Gitarda sol el tutuşunu öğrendikten sonra, bolca parmak egzersizi yapılması önemlidir. Perdelere basıldığında tam ve doğru sesi elde etmeye çalışılmalıdır. Perdeler arasında yukarı-aşağı, sağa-sola olmak üzere çalışmak gerekir. Sağ elin senkronizesi de sol ele eşit gitmelidir. Seviye ilerledikçe, parmak egzersizleri de farklılık gösterir.

GİTARDA MAJÖR AKOR NEDİR?

Klasik batı armonisi kurallarına göre belirlenen ton sisteminden birisi; majör ton sistemidir. Majör akorlar, başladıkları sesin adını taşırlar. Eğer majör dizi do notası ise başlıyorsa, dizi do majör adını alır. Majör dizi kavramını anlamak için, başlangıç seviyesinde armoni bilgisi edinmek gerekir. Uluslararası olarak notalara verilen harflerin büyük karakterle kullanılması ise, o akorun majör basılması gerektiğini gösterir. Örneğin; A harfi la majör tonunu simgeler. Am simgesi ise, la minör akoruna denk düşmektedir.

GİTARDA MİNÖR AKOR NEDİR?

Gitar kursu nda öğreneceğiniz bu akor Klasik batı armonisinde belirlenmiş kurallara göre ton sistemlerinden bir diğeri ise; minör ton sistemidir. Minör tonlar, dizinin başladıkları sesin adını alırlar. Örneğin; dizi mi notası ile başlıyor ise, o tonun ismi mi minör olur. Akor sesleri ise, başlangıç sesinin üzerine 3. ve 5. seslerin eklenmesi ve aynı anda tınlatılmasıyla elde edilir. Yine aynı örnek üzerinden gidilirse; mi notasının ardından 3. ses sol, 5. ses ise si’ye denk gelir.

GİTARDA ARPEJ NASIL YAPILIR?

Akor seslerinin ardı ardına, melodik şekilde çalınmasına arpej ismi verilir. Arpej kelimesi, İtalyanca “arpeggio” kelimesinden evrenselleşmiştir. Gitar üzerinde akor seslerine basılırken, sağ el ile bu sesler teker teker tınlatıldığında arpej sesler elde edilmiş olur.

GİTARDA AKOR NEDİR?

İki ve daha fazla sesin aynı anda seslendirilmesine akor denilmektedir. Hangi akorların, diğerlerini takip edeceği gibi armonik bilgiler ya belirli kurallara ya da kişinin kendi yaratıcılığına göre belirlenir.

Klasik batı armonisine göre akorlar, dizinin başlangıç sesinin üzerine 3. ve 5. sesinin eklenmesiyle elde edilir. Bu üç sesin ton olarak büyük olarak nitelendirilen dizisine majör, küçük olarak nitelendirilen dizisine ise minör ismi verilir. Üç sesli akorlar için gitar üzerinde dört farklı akor çevrimi uygulanabilir.

GİTAR ÇALMAK İÇİN NOTA BİLMEK ŞART MIDIR?

Nota; dünya üzerinde nereye gidilirse gidilsin, önünüze konulduğunda aynı şekilde okunan ve çalınan evrensel bir dilin oluşmasına yarayan sembollerdir. Ülkelere ve ırklara göre farklılık göstermez. Bu açıdan, enstrüman çalan her bireyin, önüne konulan partisyonu çalabilmesi için nota okur-yazarlığına kavuşmuş olması önemlidir.

ELEKTRO GİTAR ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Elektro gitarlar, katı ve boş gövdeli olmak üzere iki çeşittir. Katı gövdeli gitarlardan amfi yardımı olmadan ses elde edilmez. Daha ince olmalarına rağmen daha ağırdırlar. Boş gövdeli gitarlarda ise, üzerlerindeki manyetikler sayesinde amfiye ihtiyaç duymadan ses elde edilebilir. Boş gövdeli gitarlar aynı zamanda amfiye de bağlanabilir. Katı gövdeli gitarlara kıyasla, boş gövdeli gitarlar daha hafif ve geniştirler.

PERDELİ VE PERDESİZ GİTAR ARASINDA NE GİBİ FARKLAR VARDIR?

Klasik gitarların sap kısmında görmeye alışık olduğumuz perdelerin kullanılmamasıyla elde edilen bir diğer çeşit; perdesiz gitardır. Perdeli gitarlara kıyasla, perdesiz gitarlarda mikro sesler elde edilir.

Perdesiz gitarlarda kullanılan değişik yöntemlerle yaylı tambur, klasik kemençe, ney gibi enstrümanların tonlarına yakın sesler üretilmiştir. Buğulu ve yüksek tonlu sesler perdesiz gitarlar için aranılan özelliklerdir.

ELEKTRO GİTARLARIN YAPISI NASILDIR?

Bu gitarlar sap, köprü, eşik, manyetik ve tremola kolundan oluşur. Enstrümanın sap kısmında klavye bulunur. Sapların incelik ve kalınlıkları her modele göre değişim gösterir. Köprü ise, tellerin ga bağlandığı kısma verilen addır. Köprü kısmı ise oynayabilir yahut sabir kalabilir. Eşik; gitarların sap kısmında yer alır ve tellerin burgulara gitmeden önce geçtikleri son bölgedir. Manyetik diye adlandırılan kısım ise, sesi elektronik sinyallere çevirip amfiye göndermeye yarar. Tremola koluyla, tellerden farklı sesler elde edilebilir.

GİTARDA DISTORTION NEDİR?

Değişme, bozulma, deformasyon gibi bir anlama sahip olan bu kelime, İngilizce kökenlidir. Rock ve metal müziğin vazgeçilmez unsuru olan distortion, doğal sesin bozulması olarak nitelendirilir. Distortion ses pedallar sayesinde elde edilir. Pedallar ise, gitara sonradan eklenip çıkarılabilen, ayakla kontrol altına alınan parçalardır. İcra edilen müzik türüne göre birçok pedal çeşidi bulunur. Kısacası; distortion pedalı bir efekt aletidir.

BAS GİTARDA TEL SAYISI FAZLALIĞININ NE GİBİ FARKLILIKLARI VARDIR?

On iki tele kadar bas gitar bulunsa bile genellikle kullanılan bas gitarlar dört tellidir. Orkestra adına yardımcı bir enstrüman olarak görülen bas gitar, sonradan ön çalgı olarak değer görmeye başlamıştır. Bas gitarlar orkestranın ritmini belirleyen enstrümanlardan biri olarak da özellik taşıdığı ve aynı zamanda ses ürettiği için çalımı daha zordur.

Genelde jazz ve progressive müzik icracıları tarafından tercih edilen çok telli bas gitarlarla, daha çok ince ve kalın nota elde etmek mümkündür. Bu ses genişliğine rağmen, her müzik tarzında tercih edilmezler.

ELEKTRO GİTARDA TREMOLA KOLU NE İŞE YARAR?

Tellerin gevşemesine ve gerilmesine yarayan yaylı mekanizmaya verilen isimdir. Kol gerildiğinde ses incelir ve gevşetildiğinde ise kalınlaşır. Kolun tele yaslanıp çekilmesi şeklinde kullanılır.

Gitara yeni başlamış olan bireyler, bu kolu aşırı ve bilinçsiz kullandıklarında teli koparabilir ya da akort bozulmasına neden olabilir.

GİTARDA WAH PEDALI NE İŞE YARAR?

Gitara takılı iken boğuk bir ses elde edilmesine neden olan bu pedal, güzel, etkili, sıkça kullanılır. Pedala hafifçe basılıp indirildiğinde sesin inceldiği ve daraldığı gözlenir. Pedala sonuna kadar basıldığında ise, sesin inceldiği fark edilir. Bu pedalı kullanırken önemli olan; nota vuruşlarıyla pedal kullanımının eş zamanlı uygulanmasıdır.

ELEKTRO GİTARDA ENTONASYON AYARI NEDİR?

Entonasyon, enstrüman çalarken basılan notaların doğru ve olması gerektiği gibi tınlaması durumudur.

Profesyonel kişiler tarafından yapılan entonasyon ayarı ise, basılan perdede elde edilmesi gereken sesin ayarlanması durumudur. Ölçekli bir tuner yardımıyla yapılan bu ayar, tellere basılmadan elde edilen sesin, o telin 12. perdesiyle aynı tınlaması sonucu tamamlanır. Küçücük bir kayma bile dalgalanmaya neden olduğu için entonasyon ayarını yapmak kolay değildir.

ELEKTRO GİTAR ÜZERİNDEKİ DÜĞMELERİN İŞLEVİ NEDİR?

Gövdenin alt kısmında yer alan bu düğmeler, volüm ve ton ayarlamaya yarar. Volume düğmesi, gitardaki ses seviyesini dengeler. Elektro gitaristler genellikle bu düğmeyi sonuna kadar kullanır ve yüksek ses elde ederler.

Diğer düğmeler ise, ton ayarlaması için bulunur. Seviyelerine göre ton ve efekt verirler.

ELEKTRO GİTAR ÜZERİNDEKİ SWITCH NE İŞE YARAR?

Elektro gitarların tone ve volume düğmelerinin yanında yer alan switch’in görevi; sesi elektronik sinyallere çeviren manyetiklerin hangisinin çalışması gerektiğini belirlemektir. Çünkü genellikle gitar üzerinde üç manyetik bulunur. Gitara yeni başlayan öğrenciler, üç manyetiği birden kullanmalıdır.

GİTARDA SAP AYARI NASIL YAPILIR?

Gitarın sap kısmının içerisinde demir bir çubuk bulunmaktadır. Bu çubuğa yapılan ayara verilen isim; sap ayarıdır. Sap ayarı, bu demir çubuğun milimetrelerle sıkılaştırılıp gevşetilmesi işlemidir. Her gitarda farklı bir noktadan sap ayarı yapılmaktadır. Bu sap ayarını yapabilmek için gerekli olan aletin ismi ise; Allen Wrench’tir.

Bu aleti edinilmiş olunsa bile, gitara yeni başlanıldıysa sap ayarı yapılması önerilmez. Çünkü enstrüman kullanılmaz hale gelebilir.

ELEKTRO GİTAR TELLERİ NASIL SEÇİLİR?

Tellerin kalitesiyle birlikte seste de farklılıklar gözlenir. Bununla birlikte en ince yani en alttaki telin kalınlığı 0,09 inç olmalıdır. Bu teli takip eden teller sırasıyla 0,11 – 0,14 – 0,28 – 0,38 – 0,49 inç olarak sıralanır. Bu tellerin isimleri ise; mi, si, sol, re, la, mi olarak sıralanır. Düzgün bir ses elde edebilmek için, doğru tel seçimi kadar tellerin doğru takılmış olması da önemlidir.

ELEKTRO GİTARA BAŞLARKEN NASIL BİR GİTAR ALINMALI?

Elektro gitar alırken bütçeniz kadar önemli olan bir detay; çalmak istediğiniz müzik tarzıdır. Çünkü müzik tarzlarına göre üretilen elektro gitarlar, ağaç ve manyetik farkı gösterirler. Enstrümanda aldanılmaması gerekilen durum ise; gitarın şeklidir. Gitara yeni başlayan birisi için orta karar bir elektro gitar yeterli olmaktadır.

BAS GİTAR NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Orkestralarda çalınan kontrbastan esinlenerek ortaya çıkan ilk bas gitar 1951’de, Leo FENDER tarafından Presicion Bass ismiyle üretildi. Bu enstrüman, gitar ailesinden sayılsa da, yaylı çalgılar ailesiyle benzerlikler gösterir.

GİTAR NASIL MUHAFAZA EDİLMELİDİR?

İklim koşulları enstrümanları fazlasıyla etkiler. Sıcak, soğuk, nem, hatta rüzgar bile enstrümanın hassas yapısını etkiler. Nem oranı % 55-75 arasında ise, gitar için mükemmel muhafaza ortamı sağlanmış olur. Nem, enstrümandaki birleşme noktalarının zedelenmesini önler.

Seyahat esnasında ise, gitar özel kılıf ya da çantalarla taşınmalıdır. “Hard case” olarak nitelendirilen sert kalıba sahip çantalar, gitarın dışarıdan gelecek darbelere karşı korunmasını sağlar. Taşınma esnasında hafifliği sebebiyle ”Soft case” lerde tercihler arasındadır.

GİTARIN TELLERİ NEDEN DEĞİŞMELİDİR?

Gitar telleri bulunduğu ortama ve çalınma sıklığına göre dayanıklılık gösterir. Tel kopmaları genellikle gitara yeni başlayan acemi bireyler tarafından gözlenir. Çalış stilinin sert olmasından dolayı teller deformasyon gösterir ve kopar. Deforme olan teller ise, akort bile tutmaz.

Gitar üzerinde 2-4 saat arasında her gün çalışma sergileniyorsa, iki haftada bir tellerin değişmesi sağlıklıdır.

GİTARDA PENA NASIL KULLANILIR?

Gitar gövdesine dik tutularak kullanılan pena, işaret ve baş parmakla tutulur. Çalma esnasında telin alt ve üstüne vurularak ses elde edilir. Pena, ne çok gevşek ne de çok sıkı tutulmalıdır. Bu sırada diğer parmaklar avuç içine kıvrılır ve parmakların tele değmesi önlenir.

BÜTÜN GİTAR ÇEŞİTLERİNİN NOTALARI, KLAVYELERİ VE AKORLARI AYNI MIDIR?

Gitarlardaki perde aralıkları ve akort düzenleri farklılık göstermez. Eğitim sürecinde izlenilen yol da aynıdır. Bu süreçte sadece bas gitara has teknik ve etütler farklılık gösterir. Klasik ve akustik gitar ise, en çok benzerlik gösteren iki gitar çeşididir. Elektro gitar da, klasik ve akustik gitara yakın eğitim süreci izler. Bas gitar ise, bu çeşitlerden en çok elektro gitara yakındır. Yine de, enstrümanların oluşum nedenleriyle alakalı olarak farklı yol ve teknikleri bulunmaktadır.

GİTAR ÇALARKEN NEDEN ELLERDE YARA OLUŞUR?

Öğrenme aşamasında sabır ve özveri gerektiren bu enstrümanda, birçok alıştırma ve etütle birlikte seviye ilerlemesi sağlanır.

Parmak alıştırmalarıyla birlikte, tellere temas eden parmak uçlarından nasırlar oluşmaya başlar. Nasır oluşumu sırasında acı hissedilse bile, sonrasında bu acı ortadan yok olur; nasırlar parmak uçlarında yerleşmiş olur. Diğer gitarlara kıyasla klasik gitarla çalışmalara başlamak daha rahattır; klasik tellerin naylondan elde edilmesi diğer sert tellere alışma sürecinde yardımcı olur.

GİTARDA NASIL SOLO ATILIR?

Solo melodileri oluşturmak için belirli notaların melodik şekilde çalınması gerekir. Bireyin gitarda solo çalabilecek kıvama gelebilmesi için, her iki elini de hızlı kullanabilmesi önemlidir. Enstrümanda belli bir seviyeye geldikten sonra herkes, gitarda solo çalabilir.

 

Sanatla Kalın…

İBRAHİM CAN BAŞARIR

Nar SanatEğitim Kursu

Gitar Eğitmeni

 

KAYNAKÇA

CARCASSİ Matteo- Gitar Metodu

PİŞMİŞOĞLU Raci- Bass Gitar Metod Volume 1

YALÇIN Gökhan Halk Müziğine Dayalı Gitar Eğitimi (Yüksek Lisans) Konya Selçuk Üniversitesi, 2004

http://seratto.wordpress.com

http://www.frmtr.com

 

 

 

Bugün sona erecek 13. İstanbul Bienali, bir ay gibi kısa bir sürede yaklaşık 350 bin ziyaretçiyle Türkiye’de tüm zamanların en çok gezilen sergisi oldu. Sabancı’daki ‘Picasso İstanbul’da’ sergisini 251 bin kişi gezmişti.

13-istanbul-bienali

 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding’in sponsorluğunda 13’üncüsü düzenlenen İstanbul Bienali, bu yıl inanılmaz bir seyirci ilgisiyle karşılandı. Henüz resmi rakamlar açıklanmadı ama bugün sona erecek 13. İstanbul Bienali’nin 350 bine yaklaşan ziyaretçiyle rekor kırdığı kesin. Bienali büyük bir sergi olarak düşünürsek Türkiye ’de bir sergiyi yaklaşık 350 bin kişinin gezmesi inanılmaz bir hadise, sadece İstanbul Bienali değil bir Türkiye rekoru.
Üstelik bu rakamın, yaklaşık bir ay gibi önceki bienallere göre hayli kısa sayılabilecek bir sürede elde edilmesi rekoru daha da anlamlı kılıyor. Zira İstanbul Bienali’nin önceki rekoru, 110 bin kişiyle iki yıl önce kırılmıştı ve o zaman bienalin süresi de yaklaşık iki aya yayılıyordu. Elimizde sağlam istatistiki veriler yok ama Türkiye’de kayıtlara geçen sergi rekoru 251 bin 500 kişiyle Sabancı Müzesi’ndeki ‘Picasso İstanbul’da’ya aitti. 2005 yılı kasım ayında açılan ‘Picasso İstanbul’da’ sergisi dört ay sürmüştü. Yine Sabancı’daki Salvador Dali sergisini ise 156 bin 720 kişi gezmişti.
13-istanbul-bienalBu yılki bienalin bu kadar ilgi görmesinin en önemli sebeplerinden biri elbette girişin ücretsiz olmasıydı. Fulya Erdemci’nin küratörlüğünde düzenlenen ve ‘Anne ben barbar mıyım?’ başlığıyla ‘kamusal alan’ meselesini gündeme getiren 13. İstanbul Bienali’nde temaya uygun biçimde daha çok izleyiciye ulaşmak amacıyla girişi bedava yapma kararı alınmıştı. Hürriyet Gazetesi’nden Demet Cengiz’e konuşan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, “Cuma günü (18 Ekim) itibariyle 300 bin ziyaretçi sayısı aşıldı. Son güne bırakan ziyaretçiler sayesinde bu hafta sonu 350 bin rakamının aşılmasını bekliyoruz. Bu yıl ücretsiz yapınca maliyetleri düşürmek adına süreyi kısalttık. Gördüğü ilgiden çok memnunuz, sanat adına çok sevindirici ama maalesef süreyi uzatamıyoruz. 20 Ekim (bugün) son! Mekanlarla yapılan anlaşmalar da sona eriyor” dedi.
88 sanatçı ve sanatçı grubunun çalışmalarının yer aldığı 13. İstanbul Bienali süreci tartışmalı başlamıştı. Küratör Erdemci, bienalin kavramsal çerçevesini açıkladığında Taksim Meydanı, Gezi Parkı, Tarlabaşı bulvarı, Galata Köprüsü gibi ‘kamusal alan’ları mekan olarak kullanmak istiyordu. Daha sonra Gezi direnişi patlak verince bienal ‘kamusal açık alan’lardan kapalı mekanlara çekilme kararı almıştı. Bienalin mekanları Tophane’deki Antrepo No.3, Karaköy’deki Galata Rum Okulu, İstiklal Caddesi üzerindeki Arter ve Salt Beyoğlu ile Unkapanı İMÇ Çarşısı’ndaki 5533 olarak belirlenmişti. Ayrıca süresi iki aydan bir aya indirilmişti.
Son gün sürprizi:

Resim kaynak : http://yaprakland.blogspot.com/2013/09/13-istanbul-bienali-nde-kultur-ve.html

Resim kaynak : http://yaprakland.blogspot.com/2013/09/13-istanbul-bienali-nde-kultur-ve.html

Gezi direnişi müzikali
13. İstanbul Bienali bugün sona eriyor. Bienalin son gün sürprizi ise Gezi direnişi müzikali. Çocuklar arasında bağ kurmak üzere özgün projeler üreten Koroçapulportre, Rum Okulu’nda bugün saat 19.00’da Gezi direnişini müzikal ve teatral olarak özetleyen bir performans gerçekleştirecek.

Bilge Örer:” Çok mutluyuz”

İstanbul Bienal’i Direktörü Bige Örer ise ‘rekor’ hakkındaki sorumuza şöyle yanıt verdi:
“Kamusal alan tartışmasını açmayı hedefleyen 13. İstanbul Bienali’nin üç yüz bini aşkın izleyici tarafından izlenmesi gerçekten bizi çok mutlu etti. Bir kez daha Bienal’in tüm sanatseverler tarafından ne kadar sahiplenildiğini görmüş olduk. Gerçeklestirildiği yer, zaman ve bağlamla derinden bir ilişki kuran bu bienalin, farklı alanlarda açmış olduğu tartışmalarla Turkiye sanat tarihinin önemli bir dönüm noktasını oluşturduğuna inanıyorum. Bu, sanatın farklı dilleri ve dünya tahayyüllerini mümkün kılabileceğine işaret eden bir sergi. Bienal bu sergiyle hem tarihsel hem güncel perspektiften kamusal alan tanımlarını yeniden açtı. Böylece izleyicisiyle farklı bir bağ kurduğunu da düşünüyorum. Vesileyle bir kez daha, iki sene süren yoğun bir hazırlık sürecini tüm zorluklara rağmen başarıyla tamamlayan bienal ekibine, küratörü Fulya Erdemci’ye, sanatçılara ve bienal izleyicisine çok teşekkür etmek istiyorum.”

Haber: ERKAN AKTUĞ 

Kaynak:[]

İsviçre’de bir banka kasasında ortaya çıkarılan 400 tabloluk koleksiyonda Rönesans döneminin efsanevi ismi Leonardo da Vinci’ye ait olduğu sanılan bir tablo bulundu.

Leonardo- da-Vinci

Yağlıboya tablo, İtalyan ustanın 1499’ta tamamladığı İtalyan asilzade Isabella d’Este’nin portresi ile büyük benzerlik gösteriyor. Da Vinci’nin İtalya’nın Lombardi bölgesinde yaptığı karakalem portre, halihazırda Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergileniyor.

Los Angeles’taki California Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Ordinaryüs Prof. Carlos Pedretti, 61×46 santimetrelik eserin da Vinci’nin elinden çıktığına hiçbir şüphe olmadığını söyledi.

Pedretti, İtalyan Corriere della Sera gazetesine yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Da Vinci’nin tekniği ve tarzı, özellikle yüz kısmında son derece belirgin. Markiz Isabella d’Este’nin, karakalem çalışmayı gördükten sonra ünlü ustadan portresini yağlıboya olarak da yapmasını istediğini biliyoruz. ‘Bir sanat eseri, asla tamamlanmaz sadece terk edilir’ ifadesini kullanan Da Vinci, zaman yetersizliğinden ya da ilgisini yitirdiğinden eseri tamamlamamış olabilir. Çünkü da Vinci, karakalem portrenin ardından Floransa belediye binası duvarına Anghiari Savaşı’nı çizmeye, 1503’te ise Mona Lisa üzerinde çalışmaya başlamıştı.”

Arizona Üniversitesi laboratuvarında yapılan karbon tarihleme testi de eserin 1460 ve 1650 yılları arasında yapıldığını gösterdi. Bu zaman aralığı, da Vinci’nin döneminin en etkili kadını olan Markiz Isabella d’Este ile tanışıp karakalem portresini yaptığı döneme denk düşüyor.

Kullanılan astar ve boyaların belirlenmesi için yapılan testler de eserin İtalyan ustanın kariyeri boyunca kullandığı malzemelerle yapıldığını kanıtladı.

Bazı sanat tarihi uzmanları ise tablo tuval üzerine boyandığı için da Vinci’ye ait olmadığını ileri sürüyor. Ünlü usta, tahta panoları tercih ediyordu.

Koleksiyon, adı açıklanmayan bir İtalyan aileye ait banka kasasında ortaya çıkarılmıştı.

 Kaynak :[]

“Normallik ve Delilik Arasındaki Sanatçılar: Bosh’dan Dali’ye Ham Sanat’tan Basquiat’ya” adı altında Ravenna Sanat Müzesi’nde açılan sergi, yaratıcılığın sınırlarında gezinen “borderline” diye tanımlanan sanatçıların dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor ziyaretçiyi.

Ferrara’daki müzede topluca sunulan 200 yapıt, uçurumların kıyısında süregelen sonu olmayan bir yolculuğa eşlik ediyor. Geceyle gündüzün, gerçekle düşün birbirine karıştığı bu yolculukta, deliliğin sınırlarındaki sanatçılar, ziyaretçiyi kaosa sürüklüyor. Bu serginin küratörlüğünü üstlenen Ravenna Sanat Müzesi’nin (Mar) müdürü Claudio Spadoni, serginin katoloğunu yayımlayan Gabriele Mazotta ve psikiyatr Giorgio Bedoni’nin amacı da borderline sanatçıların fırçasından çıkan yapıtlar aracılığıyla her türden sınırı aşmak.

Çocuksu yaratıcılık
Fransızcada “Art Brut” diye tanımlanan, “Ham Sanat”ın temsilcisi sayılan sanatçıların yapıtlarıyla düzenlenen serginin ana teması, Paul Klee ve Jean Dubuffet’nin ”ilkel bir içgüdü” diye yorumladıkları esinlenme konusuna odaklanıyor. Tek başlarına, sessiz bir ortamda, psikiyatrik sorunları nedeniyle yaşamın kıyısına itilen yaratıcıların yapıtlarıyla karşı karşıya geliyor bu sergide ziyaretçi. “Art Brut” bu sıra dışı yaşamlarda, İsviçre’deki psikiyatri kliniklerinde yıllar süren bir yaşam süren Dubuffet’nin vurguladığı gibi primitif ve çocuksu bir nitelik ve yaratıcılık barındırıyor.

Sıra dışı bir dünyanın kapılarını aralayan Ferrara’daki sergide sanat dünyasında Pontormo diye anılan melankolik Jacopo Carrucci’nin uyguladığı diyet ve sürekli şikayet ettiği bağırsak rahatsızlığıyla ilgili yakınmalarını not düştüğü hüzünlü günlüğe de yer veriliyor. Carrucci bu günlüğü, 1554’de Floransa’daki San Lorenzo kilisesindeki bir iskeleden düşmesinin hemen ardından tutmaya başlıyor.

Müzikle terapi
Art Brut akımının bir başka önemli temsilcisi Hugo van der Goes da melankolik ve acaip davranışlarıyla dikkat çeken bir sanatçıydı. Sanat kariyerinin zirvesindeyken Brüksel’deki Roode Kloster manastırına kapanmaya karar verdi. Gerçek dışı şeyler gördüğünü söylüyor ver bağrıyordu. Yunanlı hekimlerin yolundan giden dönemin doktorları, Goes’u müzikle tedavi ediyordu.

talyan Annibale Carracci ile Carlo Dolci de melankolik karakterleriyle tanınan iki sanatçıydı. Her iki sanatçının özyaşam öykülerini kaleme alan biyografi yazarları, Carracci’nin yaşadığı aşklarla ilgili derin bir depresyona sürüklendiğini, Dolci’nin ise konuşmayı kestiğini, iletişim kurmaktan kaçındığını aktarıyor.

Viyana’da sanat tarihi mezunu olan, ardından Londra’da müzik ve tıp eğitimi alan 1886 doğumlu Hans Prinzhorn, psikanalist olmuştu. Ayrıca Heidelberg üniversitesinde ünlü bir psikiyatrın asistanlığını yapıyordu.

Prinzhorm’un “Akıl Hastalarında Plastik Faaliyet” başlıklı ilk kitabı 1922’de yayımlandı. Prinzhorm Almanya’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada çeşitli kliniklere yatırılan akıl hastalarının farklı niteliklerdeki yapıtlarını inceliyordu.

Psikopatolojik sanat
1923 tarihli Venedik Bienali ile 1900 Paris Uluslararası Sergisi’nde, Afrikalı sanatçıların işleri olan heykellerden bir retrospektif düzenlemişti. Avrupa dışı kültürlerden gelen sanatçıların yapıtları ilk kez sunuluyordu. Aynı yıllarda primitifler ve çocukların yaptıkları resimleri çağrıştıran “ Art Brut/Ham Sanat” da modaydı.

Blaue Reiter’in Münih’de açılan bir sergisi üzerine “Die Alpen” dergisinde bir yazı yazan Paul Klee, “Çocuklar özgür bırakıldıkları sürece çok sayıda birçok ayrıntı aktaran resim yapıyor” diye not düşmüştü. Klee’nin meslektaşı Gabriele Münter, o yıllarda çocuk resimlerinin koleksiyonunu yapıyordu.

Birinci dünya savaşı sırasında İsviçre’deki kahvelerde bir araya gelen militarizm karşıtı ve anarşist Dada akımının temsilcileri, primitifler ve çocukların resimlerini çağrıştıran Art Brut akımını taklit etmişti. Öte yandan psikanalist Prinzhorm’un koleksiyonu gitgide büyüyerek 5 bin yapıta ulaşmıştı. “Psikopatolojik sanat” diye anılan kavram da bu dönemde ortaya çıkmıştı.

Jean Dubuffet 1945’de “Ham Sanat”ı, toplumdan dışlanmış ya da kendini bilinçli şekilde toplum dışına atmiş kişilerin sanatı olarak tanımlamıştı. “Art Brut”, hem ham hem de şampanya gibi “köpüklü” biir akımdı. Kendisi aynı zamanda şarap tüccarı olan Dubuffet, “Art Brut” sanatçılarını bir çatı altında bir araya getiren bir şirket de kurmuştu.

Ravenna Sanat Müzesi’nde “Borderline, Normallik ve Delilik Arasındaki sanatçılar: Bosch’dan Dali’ye, Ham Sanat”tan Basquiat”ya başlıklı sergi, 16 hazirana kadar sanat dünyasının “çılgınları”nın portreleri ile sıra dışı işlerini bir araya getiriyor.

“Art Brut” akımının takipçileri portreye çok önem veriyordu. Bu obsesif seçimin ilk örneği Van Gogh’da izleniyor. Francis Bacon, “Sevilmek için sanatçı oldum” diyordu. Gerçeküstü resmin ünlü ismi Salvador Dali’yle noktalayalım, “Bir deliyle aramda tek bir fark var; ben deli değilim!”

Kaynak : Aslı Kayabal [-]

 2013 Yılında renk ve çizgilerin dünyası sizi çağırıyor

Yıllardır resim çizmek, sanata vakit ayırmak, kendinizi renklerle ifade etmek istiyor ve
yapamıyor muydunuz?

Yeteneğinizin olup olmadığını sorgulamıyor sizi sanata yaklaştırmak istiyoruz.
Bunu yaparken de hoş vakit geçirmenize destek olup günlük koşturmacanın stresinden
uzaklaşmanıza yardım etmek ve sanat dolu bir ortam içinde olmanız için çabalıyoruz.

Nar sanat sizin için çalışıyor.

2013 yılında Salı akşamlarını kendinize ayrın, işin, evin ve çevrenizin stresinden uzaklaşın sanata gelin!

Sizler için, 08 Ocak (Salı) 2013 günü akşam 17:00’den itibaren hobi resim kursuna davet ediyoruz. Herhangi bir saate gelebilirsiniz. 17:00’da başlayan dersimiz gece 11:00 kadar devam edecek, bu saate kadar derse dahil olabilirsiniz veya  örneğin akşam 18:00’de gelip 21:00’de çıkabilirsiniz…

Biz buradayız! Geliş-gidiş saatinizi kendiniz belirleyin, kendinize zaman ayırma vaktinizi daha fazla kaçırmayın!

Ders içeriği

 Sanat Tarihine genel Bakış

  • İzim Akışları
  • 19 yy Sanatçı Analizleri
  • İç özgürlük/ Van Gogh
  • İzlenimcilik/ Monet
  • Dışa vurum/Gustav Klimt
  • Bütünsellik/Picasso

Malzeme

 

  • 35×50 Kağıt (185gr)
  • B serisinden 2B/4B/6B/B9
  • Silgi ve hamur silgi

 Renkler

  • Kendinizi keşfetmeniz için

 

Ne mi çalışacaksınız?

  • Ne istiyorsanız, örneğin, Karakalem, Kuru Pastel, Akrilik, Yağlı boya

Pierre Hantaï’inin konseriyle başlayan NDS BarokMüzik Günleri bu akşam klavsen sanatçısı Orhan Memed’in 19.30’da vereceği konserle devam ediyor.

Pierre Hantaï resitaliyle başlayan, Barokist Müzik Topluluğu, Orhan Memed, Pierre Hantaï-Skip Sempé ikilisi ile devam eden NDS Barok Müzik Günleri, 12Aralık Çarşamba akşamısaat 19.30’da « Duo Traverso – Klavsen »konseriyle noktalanacak. Nihan Atalay( traverso) ve Eriko Wakita (Klavsen)’den oluşan ikili J.M. Leclair, G.F. Haendel, P. Locatelli, A. Forqueray, M. Blavet, G.P Telemann’ın eserlerini seslendirecekler.

Barokist Müzik Topluluğu

Barokist Müzik Topluluğu, barok müziğin geniş repertuvarını seyircilerle paylaşmak üzere bir araya gelen sanatçılardan oluşmaktadır.

Başak Ersöz; Cemal Reşit Rey Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlervermektedir. Sanatçı, ayrıca İstanbul Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve flüt sınıfı öğretmeniği de yapmaktadır.

Damla Tuncer; İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın devamlı üyesi olup Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlere katılmakta ve solo oda müziği konserleri vermektedir.

Andres Rodrigo Lopez; şeflik çalışmaları, solo-oda müziği konserlerininyanı sıra, Marmara Üniversitesi ve Miam’da öğretmenlik görevine devam etmektedir.

Yağmur Dai, Tevitöl Müzik Bölümünde öğretmenlik yaparken, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve oda müziği konserleri vermektedir.

Orhan Memed-Klavsen

Klavsen, piyano ve müzikoloji eğitimi alan Makedonya kökenli Orhan Memed, 1992’den bu yana Paris’te yaşamaktadır. Southern CaliforniaÜniversitesinde piyano ve keman eğitimini, Oxford Üniversitesinde demüzikoloji doktorasını tamamladıktan sonra, Huguette Dreyfus ile klavsen dersleri aldığı Paris’te, jürinin takdirini kazanarak altın madalyaya ve mükemmellik ödülüne layık görülür.

Konser kariyerine başlamasıyla, Éditions de l’Oiseau-Lyre yayınevine önce editör, sonra da müdür olarak atanması aynı zamana denk gelir. Araştırmalarıyla yayınları 17. yüzyıl İngiliz müziğini, 18. yüzyıl Fransız müziğini ve geleneksel Makedonya müziğini kapsar. 1998’den itibaren, Paris’te Vassar College-Wesleyan University Programında müzik tarihive opera tarihi dersleri vermektedir.

1999’da, Fransa’nın güneyinde bulunan Villecroze Müzik Akademisine sanat müdürü olarak atanır ve burada 10 yıl boyunca ustalık sınıfları, beste atölyeleri, müzikoloji kolokyumları düzenler ve yönetir.

Orhan Memed ; Christa Ludwig, Hugues Cuenod, Betsy Jolas, Keiko Abe ve Jessye Norman gibi sanatçılar üzerine belgesel filmler çevirir. ’Quand l’Europe parlait français’ (Avrupa Fransızca Konuşurken) adlı belgeselde Rameau, François Couperin ve Bach’ın müziklerini yorumlar. 2010 yılından bu yana düzenli olarak soprano Erika Escribá-Astaburuaga ile sahneye çıkmaktadır. ’Variations Goldberg de JS Bach’ başlıklı plak kaydı 2011’de piyasaya çıkmıştır. Bach’ın klavye için Partitas’ları ise, 2012’de çift CD olarak Omnia Artists Productions ‘dan çıkacaktır.

Skip Sempé – Klavsen

Nouvelle-Orléans kökenli olan Skip Sempé, ABD’deki Oberlin Konservatuvarında Müzik, Müzikoloji ve Organoloji (müzik aleti bilimi) ve Sanat Tarihi okuduktan sonra eğitimini Amsterdam’da Gustav Leonhardt’ın sınıfında tamamladı. Ardından,1500 – 1750 yıllarının bilinen veya daha az bilinen repertuvarları konusundaki araştırmalarını derinleştirmek üzere Avrupa’da oturmaya karar verdi. Tarih ve organoloji bilgisi Skip Sempé’yi, Rönesans müziğinde özel önem taşıyan doğaçlama uygulamalarını yaptığı araştırmalarıyla yeniden başlatmaya ve bunlarla beslediği kendi canlı ve özel stilini savunmaya yöneltti. Sempé kısa sürede bu nitelikleriyle tanındı.

Klavsenci ve orkestra şefi olarak, çok sayıda müzisyeni kendi etrafında topladı ve 1986’da Capriccio Stravagante‘ı kurdu. Bu topluluk, bugün “Capriccio Stravagante”, “Capriccio Stravagante Renaissance Orchestra” ve “Capriccio Stravagante Les 24 Violons” olarak üç grup olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Skip Sempé’nin solist olarak tanınması, özellikle, Elizabet Çağı eserlerine, Fransız klavsen edebiyatına (Chambonnières, d’Anglebert, Forqueray, Louis ve François Couperin, Rameau), Bach’a ve Scarlatti’ye yakınlığı, ayrıca doğaçlama ve aktarıcı yetenekleri sayesinde olmuştur.

Skip Sempé ‘misafir şef’ olarak sürekli davet almaktadır, ayrıca müzisyen olarak Julien Martin, Josh Cheatham, Sophie Gent, Olivier Fortin, Pierre Hantaï, Doron Sherwin ile ve topluluk olarak B’Rock, Collegium Vocale de Gand, Chœur Pygmalion, Chanticleer, Les Voix Humaines, Studio de Musique Ancienne de Montreal, Helsinki Baroque Orchestra ve Akademie für Alte Musik Berlin ile sahneye çıkmıştır.

Klavsenci, orkestra şefi, profesör ve konferansçı etkinliklerine sanat yönetmenliğini de ekleyen Skip Sempé, 2006’da kendi markası Paradizo’yu kurmuştur; sanatçı, solist olarak veya topluluklarıyla birlikte bu marka altında kayıt yapmaktadır. Burada ayrıca bazı yayın projelerinin eşgüdümünü de sağlamaktadır. Bunlar arasında, kendisini çok esinleyen bir müzisyen olan Wanda Landowska’ya saygı albümü, ayrıca müzik ve yorum üzerine kendi denemelerini bir araya getiren bir derleme vardır.

Pierre Hantaï – Klavsen

1964 ‘te doğan Pierre Hantaï, on yaşına doğru Bach’ın müziğine büyük ilgi duydu. Gustav Leonhardt’ın etkisiyle, önce tek başına, sonra da Arthur Haas yönetiminde klavsen öğrenmeye başladı. İlk konserlerini yalnız ya da kardeşleri Marc ve Jérôme eşliğinde verdi.

İki yıl Amsterdam’da, Gustav Leonhardt’ın yanında öğrenim gördü, ardından onun yönetimi altında çalmaya davet edildi. Takip eden yıllarda Philippe Herreweghe, Kuijken Kardeşler, François Fernandez, Marc Minkowski, Philippe Pierlot gibi çok sayıda müzisyen ve topluluk şefiyle işbirliği yaptı.

Sanatçı artık tüm dünyada, daha çok solist olarak çalmaktadır. Jordi Savall tarafından sıklıkla davet edilmekle birlikte, kardeşleriyle ve dostları Amandine Beyer, Hugo Reyne, Sébastien Marq, Skip Sempé, Olivier Fortin ve Jean-Guihen Queyras ile oda müziği çalmaktan da hoşlanmaktadır. Son zamanlarda, 1980’lerde kurduğu topluluk olan‘’Concert Français’’ yi Bach’ın süit, konçerto ve kantatlarını yorumlamak üzere yeniden oluşturmuştur.

Çıkarttığı çok sayıdaki plak arasında Mirare’ye yaptığı son kayıtlar dikkat çekmektedir : Goldberg Varyasyonları, Jean Sébastien Bach’ın Yumuşak Klavyesinin İlk Kitabı, Scarlatti’den Üç Cilt Sonat, bir François Couperin Resitali ve bir Süit Programı.

Duo Traverso – Klavsen

Nihan Atalay, Traverso
Nihan Atalay, müzik eğitimine 1992’de, Mimar Sinan Üniversitesinde Mükerrem Berk’in sınıfında yan flüt dersleriyle başladı.

Lise diplomasını aldıktan sonra Fransız hükûmetinden sanat bursu kazanarak Lyon Devlet Konservatuvarına kaydoldu ve 2003’te José-Daniel Castellon’un sınıfından Müzik Eğitimi Diplomasını aldı.

İsviçre’den de burs kazanan sanatçı, Lausanne Yüksek Müzik Konservatuvarına kabul edildi. 2005 yılında konser solisti ve pedagog diplomalarını birlikte aldı.

Yan flüt yüksek lisansını, Cenevre Yüksek Müzik Konservatuvarının Barok Müzik bölümünde tamamlarken, aynı zamanda Serge Saïtta’nın sınıfından çok iyi derece ile Post-Grade sertifikasını elde etti.

Nihan Atalay, Fondation Jean Tanner, Fondation Nicati de Luze, Cenevre Üniversite Mezunu Kadınlar Derneği ve kendisine aynı zamanda bir klasik flüt de hediye eden Cenevre Konservatuvarı Dostları ve Mezunları Derneğinden birçok ödül almıştır.

Bir yandan Cenevre Oda Orkestrası, diğer yandan Cenevre bölgesinin çeşitli barok müzik topluluklarıyla sahneye çıkmıştır.

Avrupa’da çok sayıda genç orkestralarına davet edilen sanatçı, 2005’te Luzern Festivalinde Pierre Boulez yönetiminde çalmıştır.

Türkiye’de eski müzik aletlerini çalan ilk flütçü olan Nihan Atalay, burada verdiği konserlerin yanı sıra, master sınıfları da yönetmektedir.

Sanatçı, Eylül 2011’den bu yana, Basel’daki Schola Cantorum’da ünlü flütçü Marc Hantaï ile birlikte yan flüt çalışma şansını yakalamıştır.

Eriko Wakita, klavsen

Basel’da yaşayan Eriko Wakita, hem Schola Cantorum Basiliensis’de hem de Bern ve Basel Müzik Konservatuvarlarında provacı (repetitör) olarak çalışmaktadır. Avrupa’da ve Tokyo Üniversitesinden mezun olana kadar tüm müzik eğitimini aldığı Japonya’da düzenli olarak konserler vermektedir. 2010’da Bach’ın Goldberg Varyasyonları’na ayırdığı ilk solo cd’sini kaydetmiştir.

2004’te İsviçre’ye gelerek Basel’daki Schola’da eğitim görmüş ve 2008’de buradan mezun olmuştur. Bad-Krozingen, ATAKA, Acanthus Musik Preis ve genç sanatçılar ödülü gibi çeşitli ödüllere layık görülmüştür.

2009 ve 2010 yıllarında İsviçre’nin Porrentruy kentinde düzenlenen Académies Bach/Radulescu ‘da klavseniyle, barok müzikte doğaçlama yoluyla armoni tamamlama anlamına gelen “continuo”yu sağlamıştır.

 Kaynak :[-]

Haftanın Sanat Çizelgesi 3 Aralık- 10 Aralık

Jolly Joker İstanbul’da yarın saat 21.00’de Grup Gündoğarken, çarşamba günü saat 21.00’de Soner Sarıkabadayı, perşembe saat 21.00’de NewModel Army, cuma günü saat 22.00’de Cem Adrian, cumartesi günü Gökhan Türkmen saat 22.00’de.

İSTANBUL

 

sanat duyuru

■ Serkan Çalışkan, Olga Alexopoulou, Sedat Akdoğan’ın “Doğanın Arzu Nesnesi” isimli sergisi 5 Aralık-5 Ocak tarihleri arasında Art Suites Gallery’de. (0 212 251 55 61)

■ Burhan Özer, Ayşe Kızıltan, Dilşad Atasoy, Kamil Kaptan, Tülay Sayılgan’ın karma resim sergisi A&B Eğitim Hizmetleri Salonu’nda 31 Aralık’a dek. (0212 287 37 50)

■ Attila Durak’ın “Echoes of the Street” isimli sergisi 5 Aralık-5 Ocak tarihleri arasında GALERİARTİST’te. (0 212 227 68 52)

■ Mahmut Karatoprak’ın “Suyun Boğulduğu Yer” isimli sergisi 5 Aralık-5 Ocak tarihleri arasında Galeri Selvin’de. (0 212 263 74 81)

■ Milas Çomakdağ’ın sergisi 5 Aralık-12 Ocak tarihleri arasında Fransız Kültür Merkezi’nde. (0 212393 81 11)

■ 13. kÜÇÜK şEYLER isimli sergi 6-29 Aralık tarihleri arasında Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde. (0212 351 00 60)

■ Süleyman Saim Tekcan ’ın sergisi 6 Aralık-6 Ocak tarihleri arasında Mabeyn Galeri’de. (0212 261 6060)

■ Tayfun Akgül’ün “Yüzde Yüz Montaj” isimli karikatür sergisi 6-28 Aralık tarihleri arasında Schneidertempel Sanat Merkezi’nde.

■ Haluk Özden’in sergisi 6 Aralık-6 Ocak tarihleri arasında Bali Sanat Galerisi’nde. (0216 688 88 78)

■ Leyla Gediz’in “Reverb” isimli sergisi 7-16 Aralık tarihleri arasında Rampa’da. (0 212 327 08 00)

■ Elif Naci’nin sergisi 7-14 Aralık tarihleri arasında Kadıköy Belediye Başkanlığı fuayesinde.

■ Candaş Şişman’ın sergisi 7 Aralık-13 Ocak tarihleri arasında Pg Art Galeri’de. (0212 252 80 00)

■ Zeki Kıral’ın “Sanatta 66. yıl” isimli sergisi 7 Aralık-7 Ocak tarihleri arasında Galeri İdil’de. (0212 283 23 83)

■ Canan Dağdelen’in “an_uzam” isimli sergisi 8 Aralık-12 Ocak tarihleri arasında Galeri Apel’de.

■ Cansen Ercan’ın sergisi 4-25 Aralık tarihleri arasında Evin Sanat Galerisi’nde. ( 0 212 265 81 58)

■ Altan Çelem’in “Burası Değilse, Hiçbir Yer” isimli sergisi 4-31 Aralık tarihleri arasında Teşvikiye Sanat Galerisi’nde.

■ Şenol Yorozlu’nun sergisi 4 Aralık-12 Ocak tarihleri arasında Galeri Oda’da. ( 0 212 259 22 08)

■ Mihriban Mirap’ın sergisi 4 Aralık-4 Ocak tarihleri arasında Olcay Art’ta. ( 0 216 411 17 13)

■ Doğu Çankaya’nın “YENİ?DÜNYADÜZENİ” isimli sergisi 3-24 Aralık tarihleri arasında Galeri/Miz’de. (0 212 241 76 66)

■ Raziye Cerit Albayrak’ın “Anadolu’yum Ben” isimli sergisi 3 Aralık’a kadar Cihangir Sanat Galerisi’nde. (0 212 244 94 99)

■ Remzi Raşa’nın sergisi 4 Aralık’a kadar Artisan Sanat Galerisi’nde. (0 212 247 90 81)

■ Richard Stipl ve Joseph Zlamal’ın sergisi 5 Aralık’a kadar Krampg Galeri’de. (0212 293 93 14)

■ Arzu Başaran’ın “ağ” isimli sergisi 6 Aralık’a kadar 44A Sanat Galerisi’nde. (0212 233 33 80)

■ Mualla Tetik ve Halil Aydın’ın sergileri 7 Aralık’a kadar Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi Sanat Galerisi salonlarında.

■ Seyahatname 2 isimli fotoğraf sergisi 7 Aralık’a kadar Ziraat İstanbul Tünel Sanat Galerisi’nde.

■ Mehmet Ali Uysal’ın sergisi 8 Aralık’a kadar Nesrin Esirtgen Collection’da. (0212 243 78 53)

■ Memduh Kuzay’ın sergisi 8 Aralık’a kadar Tolga Eti Sanatevi’nde. (0216 368 26 79)

■ İsmet Birsel’in “Şahane Dostlar” isimli resim sergisi 8 Aralık’a kadar tarihleri arasında Hobi Sanat Galerisi’nde. (0212 225 23 37)

■ Cem Turgay’ın “Ertelenmiş Zaman” isimli sergisi 8 Aralık’a kadar C.A.M Galeri’de. (0212 245 79 75)

■ Kesişim isimli sergi 8 Aralık’a kadar Galeri 5’te.

■ Nurdan Likos’un “Aklımdakiler” isimli sergisi 8 Aralık’a kadar Galeri İlayda’da. (0212 227 92 92)

■ İbrahim Balaban’ın sergisi 9 Aralık’a kadar Leonardo Sanat Galerisi’nde. (0212 280 83 94)

■ Çocukların Fotoğraflarıyla Van sergisi 9 Aralık’a kadar Galatasaray Meydanı’nda.

■ Nur Tokatlı sergisi 9 Aralık’a kadar Bakırköy Belediyesi Sanat Evi ve Kent Müzesi’nde.

■ Tankut Öktem’in “Sıradışı bir usta” isimli retrospektif sergisi 10 Aralık’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Sabahat Çıkıntaş’ın “Arka Oda” isimli sergisi 10 Aralık’a kadar Nişantaşı Mine Sanat’ta. (0 212 2323813)

■ Dilek Işıksel’in “40 Yıl” isimli sergisi 10 Aralık’a kadar Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde. (0 2 16 418 38 06)

■ Aysel Gözübüyük’ün sergisi 11 Aralık’a kadar Bahariye Sanat Galerisi’nde. (0216 414 55 06)

■ Küba Mozaik sergisi 11 Aralık’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Ahmet Hıdır’ın “Parçalı Bulutlu” isimli sergisi 13 Aralık’a kadar Bindallı Sanat Galerisi’nde. (0 2 1 2 252 79 66)

■ Batu Bozoğlu’nun “Ödev: “Günümü Gün Et” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri’de.

■ Koral Sağular’ın “Suretlerle Sohbet” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar ENKA Dr. Clinton Vickers Sanat Galerisi’nde.

■ Olaf Otto Becker’in “Sıfır Noktası Üzerinde” isimli fotoğraf sergisi 14 Aralık’a kadar Elipsis Gallery’de. (0212 249 48 92)

■ Emrah Günay’ın “Bendeki Benler” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar Yüksel Sabancı Sanat Merkezi’nde. (0212 383 70 70)

■ Behiç Ak’ın “Yazmaya Çizmeye Devam” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar Karşı Sanat Çalışmaları’nda. (0212 245 71 53-54)

■ Bülent Yavuz Yılmaz’ın sergisi 14 Aralık’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde.

■ Ömer Kaleşi’nin sergisi 15 Aralık’a kadar TEM Sanat Galerisi’nde. (0212 247 08 99)

■ Ekin Saçlıoğlu’nun sergisi 15 Aralık’a kadar Galeri x-ist’te.

■ Ahmet Aydın Atmaca’nın “Yeşil Senfoni” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar ALAN İstanbul Proje Odaları’nda. (0 212 252 94 53)

■ Kabuğundan Sıyrılan Fin Tasarımı isimli sergi 15 Aralık’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde. (0212 230 19 76)

■ Tayfun Serttaş’ın “Bazan” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Pilevneli Project’te. (0212 259 03 94)

■ Rasim Aksan’ın “İsimsiz1” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Galerist Tepebaşı’nda. (0212 252 18 96)

■ Serpil Yazman’ın “arada” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar İSO Sanat Galerisi’nde. (0212 251 46 31)

■ Su Yücel’in “Artık Şehir” isimli sergisi 16 Aralık’a kadar Adahan İstanbul’da. (0212 243 85 81)

■ Gökhan Deniz’in “Hangisi Daha Gerçek?” isimli sergisi 17 Aralık’a kadar Çağla Cabaoğlu Gallery’de. (0212 291 37 91)

■ Beril Anılanmert’in “Entropi” isimli sergisi 17 Aralık’a kadar Galeri Işık’ta.

■ Işıl Gönen’in sergisi 17 Aralık’a kadar Derinlikler Sanat Merkezi’nde. (0212 291 82 55)

■ Gökçe Oflu’nun “Dokuları Duyumsamak” sergisi 18 Aralık’a kadar Galeriartist’te.

■ Nadia Arditti ve Mahmut Karatoprak’ın “Gizem” isimli sergisi 21 Aralık’a kadar Art212’de.

■ Sezgin Malkoç’un sergisi 21 Aralık’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da. (0212 251 91 63)

■ Onur Gülfidan’ın “Harika Günler” isimli sergisi 22 Aralık’a kadar .artSümer’de. (0 212 249 1035)

■ Erinç Seymen’in “Tohum ve Mermi” isimli sergisi 22 Aralık’a kadar Rampa’da. (0212 327 08 00)

■ Ahmet Sel’in “Davutpaşa Orta 3” isimli sergisi 23 Aralık’a kadar DEPO’da. (0212 292 39 56)

■ Suat Akdemir’in “Emin misin?” isimli sergisi 24 Aralık’a kadar MERKUR’da. (0212 225 37 37)

■ Ümit Çamaş’ın sergisi 25 Aralık’a kadar Çamaş Art Gallery’de. (0216 385 00 15)

■ Fikret Otyam’ın “Hoşçakal İstanbul” isimli sergisi 27 Aralık’a kadar Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde.

■ Ekoloji IV Gecenin Günü isimli sergi 29 Aralık’a kadar Açıkekran Yeni Medya Sanatları Galerisi’nde. (0212 230 74 92)

■ Sandra Schafer’in sergisi 29 Aralık’a kadar DEPO’da. (0212 292 39 56)

■ F. Erdoğan Sarma’nın heykel sergisi 29 Aralık’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde. (0212 265 38 51)

■ Ahmet Güneştekin’in “Yüzleşme” isimli sergisi 30 Aralık’a kadar Antrepo No 3’te.

■ Aysel Alver’in “Retro” isimli sergisi 30 Aralık’a kadar Galeri İlayda’da. (0212 243 31 00)

■ Korhan Karaoysal’ın sergisi 30 Aralık’a kadar Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi Operation Room’da.

■ Adnan Çoker’in “Minimal Simetri III” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Kare Sanat Galerisi’nde. (0212 240 44 48)

■ Murathan Özbek’in “İN” isimli sergisi 2 Ocak 2013’e kadar the hall’da. (0212 245 69 22)

■ Abdurrahman Öztoprak’ın sergisi 5 Ocak 2013’e kadar Elgiz Müzesi’nde.

■ Altın Çocuklar – 16.-19. Yüzyıl Avrupası’ndan Portreler isimli sergi 6 Ocak 2013’e kadar Pera Müzesi’nde.

■ Monet’nin Bahçesi isimli sergi 6 Ocak 2013’e kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde.

■ Tünel Berlin-İstanbul isimli sergi 6 Ocak 2013’e kadar Arte İstanbul Sanat Galerisi’nde. (0 212 292 80 45)

■ DunHuang’ın Renkleri: İpek Yolu’na Açılan Büyük Kapı isimli sergi 7 Ocak 2013’e kadar MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

■ Iván Navarro’nun “Tünelin Ucundaki Işık” isimli sergisi 12 Ocak’a kadar Egeran Galeri’de. (0 212 251 1251)

■ Pawel Althamer’in “6 Heykel” adlı sergisi 12 Ocak’a kadar Galeri Mana’da. (0 212 243 66 66)

■ Joachim Schmeisser’in fotoğraf sergisi 19 Ocak 2013’e kadar Immagis Galeri’de.

■ Bakış-Portre Fotoğrafının Değişen Yüzüisimli sergi 20 Ocak 2013’e kadar İstanbul Modern’de.

■ Magdalena Abakanowicz’in “İnsanlık Serüveni” isimli sergisi 30 Ocak’a kadar Akbank Sanat’ta.

■ Gogi Çagelişvili’nin “İstanbul” isimli sergisi 30 Ocak’a kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde. (0212 252 68 12).

■ Bir Başkentin Su Yolları isimli sergi 18 Şubat’a kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde.

■ Çin Hazineleri Sergisi 20 Şubat’a kadar Topkapı Sarayı’nda.

■ Çin mağara sanatı sergisi 20 Şubat’a kadar MSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

■ Joseph Kosuth’un “Uyanma” isimli sergisi 23 Şubat’a kadar Kuad Galeri’de.

■ 1952-2012 Sualtına Işık Tutanlar sergisi 28 Şubat’a kadar Rezan Has Müzesi’nde. (0212 533 65 32)

■ Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter sergisi 24 Haziran 2013’e kadar Adalar Müzesi’nde.

■ İşte Güneş isimli sergi 14 Temmuz’a kadar Rahmi Koç Müzesi’nde. (0212 369 66 00)

ANKARA

■ Cevdet Batur – resim – bugün sona eriyor – Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 266 56 57)

■ Mustafa Köseoğlu – suluboya resim – 5 Aralık’a dek – Krişna Sanat Galerisi’nde. (0 312 418 02 53)

■ Feyza Gürleşen- resim – 6 Aralık’a dek – Çankaya Belediyesi Galeri Kara’da. (0 312 433 12 35)

■ Jale Yılmabaşar ve Sedef Yılmabaşar – resim – 7 Aralık’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

■ Yurdagül Özsavaşçı – geleneksel Türk süsleme sanatları sergisi – 7 Aralık’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

■ Cebrail Ötgün – resim – 8 Aralık’a dek – Galeri Akdeniz’de. (0 312 231 45 43)

■ ‘Çocuk Gelinler’ – karma resim – 8 Aralık’a dek – Türk İngiliz Kültür Derneği Sanat Galerisi’nde. (0 312 419 18 44)

■ Şükran ve Hasan Pekmezci – resim – 9 Aralık’a dek – Mustafa Ayaz Sanat Galerisi’nde. (0 312 285 89 98)

■ Yedinci Çanakkale Resim Yarışması ve Atatürk ve Çanakkale – fotoğraf – 11 Aralık’a dek – Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Sanat Galerisi’nde. (0 312 459 95 04)

■ Saadet Gözde – resim – 13 Aralık’a dek – Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde. (0 312 442 30 50)

■ Ayşe Bilir- resim – 14 Aralık’a dek – Ziraat Bankası Mithatpaşa Sanat Galerisi’nde. (0 312 417 84 58)

■ Canan Bayraktar – resim – 14 Aralık’a dek – RD Art Galeri’de. (0 312 266 56 57)

■ ‘Mesajınız Var!’- Kentsel Avustralya’da Yerli Kimliği – resim – 15 Aralık’a dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)

■ Vedat Hazneci- resim – 15 Aralık’a dek – Armoni Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 43 24)

■ Işıl Özışık – resim – 16 Aralık’a dek – ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda. (0505 304 64 74)

■ Mevlana’nın 739. Vuslat Yıldönümü – resim – 18 Aralık’a dek – Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi’nde. (0 312 309 68 00)

■ Vedat Örs – resim – 19 Aralık’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Aykut Öz- heykel – 21 Aralık’a dek – Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde. (0 312 417 56 59)

■ Galeri Sanatyapım 30. Yıl Sergisi – resim – 28 Aralık’a dek – Galeri Sanat Yapım’da. (0 312 222 19 06)

■ Orhan Gürel – resim – 28 Aralık’a dek – Sevgi Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 26 34)

■ ‘Kanaatler ve Nesneler’ – karma resim – 31 Aralık’a dek – Peker Sanat’ta. (0 312 439 30 03)

■ Van Gogh/Alive – dijital sanat – 3 Ocak’a dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)

■ Mustafa Kula- resim – 3 Ocak’a dek – Bilkent Üniversitesi Kütüphane Sanat Galerisi’nde. (0 312 290 12 44)

■ Elvan Alpay – resim – 5 Ocak’a dek – Galeri Nev’de. (0 312 437 93 90)

■ Aida Arghavanian – resim – 11 Ocak’a dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

İZMİR

■ Gülgün İşbilen’in Seferihisar Yeni Kültür Merkezi’nde açılan resim sergisi, 11 Aralık’a kadar izlenimde.

■ Tahir Ün’ün “Xinjiang:Atayurdu” adlı fotoğraf sergisi, 8 Aralık’a kadar Devlet Resim Heykel Müzesi ve Galerisi Turgut Pura Sergi Salonu’nda

■ Art Shop Sanat Galerisi, 15 Aralık’a dek Ekin Balcıoğlu, Mahmut Karatoprak, Soner Göksay ve Ünal Kuş’un eserlerinden oluşan karma resim sergisine ev sahipliği yapacak.

■ Arkas Sanat Merkezi, Ahmet Ertuğ’un “Sessizliğin Yankısı” adlı fotoğraf sergisini ağırlamayı sürdürüyor.

■ Lale Altınkurt’un son dönem çalışmalarının yer aldığı 12. kişisel resim sergisi, Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi’nde 12 Aralık’a dek görülebilir.

MÜZİK

İSTANBUL

■ Salon İKSV’de yarın Destroyer saat 21.30’da, çarşamba günü Get The Blessing saat 21.30’da, The Valtari Mystery Film Experiment cuma ve cmartesi günü saat 21.00’de. (0212 334 07 00)

■ Jolly Joker İstanbul’da yarın saat 21.00’de Grup Gündoğarken, çarşamba günü saat 21.00’de Soner Sarıkabadayı, perşembe saat 21.00’de NewModel Army, cuma günü saat 22.00’de Cem Adrian, cumartesi günü Gökhan Türkmen saat 22.00’de. (0212 249 07 49)

■ İstanbul Barok Osmanlı Barok Bestecisi B.M. Itri ve Çağdaşları konseri 5 Aralık Çarşamba günü saat 20.00’de İstanbul Barok’un Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Babylon’da yarın saat 20.00’de Support Vinyl: DFA Label Özel, çarşamba günü Kolektif Özel saat 21.30’da,Ariel Pink’s Haunted Graffiti perşembe günü saat 22.15’te, cuma günü Oldies But Goldies saat 22.00’de, cumartesi günü DFA Shit Robot ve Juan Maclean saat 23.55’te dinlenebilir. (0212 292 73 68)

■ Ghetto’da çarşamba günü Niyazi Koyuncu 21.30’da, cuma günü Four the Pocket 22.30’da ve cumartesi Yüksek Sadakat saat 22.30’da. (0212 251 75 01)

■ Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda perşembe günü İBB Kent Orkestrası saat 20.00’de, cuma günü 20.00’de Ferhan ve Ferzan Önder Martin Grubinger ve Percussive Planet Ensemble sahnede olacak. (0212 231 54 97)

■ Hayal Kahvesi’nde bu akşam Meat The Beetles saat 22.30’da ardından Flexible 00.30’da, yarın saat 22.30’da The Free Licks ve 00.30’da Fair Play, çarşamba günü Zift 22.30’da ve Özge Fışkın 00.30’da, perşembe günü Hediye Güven 22.30’da sonrasında RadioLux 00.30’da, cuma günü Mabel Matiz 22.30’da ve Nev 00.30’da, cumartesi günü Soul Stuff 00.30’da ve pazar günü ise Erdem Akakçe Band saat 00.30’da dinlenebilir. (0212 245 10 48)

■ Suada Club’da perşembe günü Yasmin Levy saat 21.30’da. (0212 263 73 00)

■ Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde cuma günü saat 20.30’da Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu sahnede olacak. (0216 336 12 00)

■ Bostancı Gösteri Merkezi’nde cumartesi günü Mustafa Ceceli konseri saat 21.00’de başlayacak. (0216 399 62 51)

■ İKÜ Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezi’nde Itri Yılı Özel Konseri perşembe günü saat 20.00’de.

■ Haliç Kongre Merkezi’nde Floransa Maggio Musicale Orkestrası cuma günü saat 20.00’de. (0212 311 11 11)

■ The Mekan’da Ezginin Günlüğü cuma günü saat 22.00’de.

■ ENKA İbrahim Betil Oditoryum’unda bu akşam Nil Karaibrahimgil saat 20.30’da sahnede olacak. (0212 276 22 98)

ANKARA

■ Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan Demet Gürhan (soprano) ve Elif Bakkalcıoğlu Tosun’un (piyano) vereceği konser 29 Aralık’ta saat 13.30’da. (0 312 442 30 50)

■ Jolly Joker Ankara’da, Redd konseri 6 Aralık’ta saat 21.00’de, New Model Army konseri 7 Aralık’ta saat 22.00’de, Mor ve Ötesi konseri 8 Aralık’ta saat 22.00’de, Anathema konseri 12 Aralık’ta saat 21.00’de, Gökhan Türkmen konseri 14 Aralık’ta saat 22.00’de, Murat Dalkılıç konseri 15 Aralık’ta saat 22.00’de, Fettah Can konseri 21 Aralık’ta saat 22.00’de, MFÖ konseri 22 Aralık’ta saat 22.00’de, Yaşar konseri 28 Aralık’ta saat 22.00’de, Gökhan Tepe konseri 29 Aralık’ta saat 22.00’de, Soner Sarıkabadayı&Erdem Kınay&Merve Özbey konseri 31 Aralık’ta saat 21.00’de. (0 312 424 11 11)

■ Anadolu Gösteri Merkezi’nde, Yalın konseri 8 Aralık’ta saat 21.00’de. (0 312 286 12 11)

■ If Performance Hall’de, Vega konseri 6 Aralık’ta saat 22.00’de, Oğuzhan Uğur konseri 13 Aralık’ta saat 22.00’de. (0 312 418 95 06)

■ MEB Şûra Salonu’nda, Kardeş Türküler’in vereceği konser 15 Aralık’ta saat 21.00’de. (0 312 413 14 52)

■ CSO Konser Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şef Gilbert Varga yönetiminde vereceği, dünyaca ünlü piyanistimiz Hüseyin Sermet’in solist olarak yer alacağı konser, 6 ve 7 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 309 13 43)

TİYATRO

İSTANBUL

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını” cuma günü 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00’de. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Antigon” salı, çarşamba, perşembe, cuma günü saat 20.00’de, cumartesi 15.00 ve 20.00’de, pazar 15.00’te. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Çirkin” yarın, çarşamba, perşembe, cuma günü saat 20.00’de, cumartesi 15.00 ve 20.00’de, pazar 15.00’te. Kartal Bülent Ecevit Sahnesi’nde “Yağmur Durduğunda” yarın ve çarşamba günü saat 20.00’de. Küçük Sahne’de “Herkesin Bildiği Sırlar” yarın, çarşamba, perşembe, cuma günü saat 20.00’de, cumartesi 15.00 ve 20.00’de, pazar 15.00’te. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “Açıl Kafam Açıl” perşembe ve cuma günü saat 20.00’de, cumartesi 15.00 ve 20.00’de, pazar 15.00’te. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Düğün Şarkısı” cuma ve cumartesi saat 20.00’de, pazar saat 15.00’te. Üsküdar Tekel Sahnesi’nde yarın ve perşembe saat 20.00’de ve cumartesi saat 15.00’te. (0 212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Toros Canavarı” çarşamba 15.30 ve 20.30’da, perşembe 20.30 ve cuma 20.30’da, cumartesi 15.30 ve 20.30’da, pazar 15.30’da. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Vişne Bahçesi” çarşamba 15.30 ve 20.30’da, perşembe 20.30 ve cuma 20.30’da, cumartesi 15.30 ve 20.30’da, pazar 15.30’da. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “Doğum Günü Partisi” çarşamba 15.30 ve 20.30’da, perşembe 20.30 ve cuma 20.30’da, cumartesi 15.30 ve 20.30’da, pazar 15.30’da. Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye” çarşamba 15.30 ve 20.30’da, perşembe 20.30 ve cuma 20.30’da, cumartesi 15.30 ve 20.30’da, pazar 15.30’da. Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde “Buluşma Yeri” çarşamba 15.30 ve 20.30’da, perşembe 20.30 ve cuma 20.30’da, cumartesi 15.30 ve 20.30’da, pazar 15.30’da. Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde “Büyünün Gözleri” çarşamba 15.30 ve 20.30’da, perşembe 20.30 ve cuma 20.30’da, cumartesi 15.30 ve 20.30’da, pazar 15.30’da. Ümraniye Sahnesi’nde “Ateşli Sabır (Postacı)” çarşamba 15.30 ve 20.30’da, perşembe 20.30 ve cuma 20.30’da, cumartesi 15.30 ve 20.30’da, pazar 15.30’da.

(0 212 661 38 94)

■ Bakırköy Belediye Tiyatrosu Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Benim Güzel Pabuçlarım” cumartesi günü saat 11.00 ve 20.30’da pazar 11.00’de.“www.askbu-mu.com” pazar günü 15.30’da. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde çarşamba günü “Şişman Domuz” 20.30’da. (0 212 661 38 94)

■ Dostlar Tiyatrosu “Ben Bertolt Brecht” cuma günü 20.30’da Kozyatağı Kültür Merkezi’nde. (0216 658 00 15)

■ Ortaoyuncular “İşsizler Cennete Gider” cuma günü saat 20.00’de, “Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği” cumartesi saat 20.00 ve pazar 18.00’de. (0212 251 18 65)

■ Tiyatro Pera “Venedik Taciri” cuma ve cumartesi 20.00’de, pazar günü ise 18.30’da. (0212 245 30 09)

■ Kenter Tiyatrosu’nda “Toplu Hikâyeler” cuma ve cumartesi 20.30 ve pazar günü 15.00’te. (0212 246 35 89)

■ Duru Tiyatro ’da cuma günü İstanbul’da Bir Sokak Kedisi saat 20.30’da, “Sondan Sonra” cumartesi günü 20.30’da, “Suç ve Ceza” cumartesi günü 20.30’da alt salonda. “Deliler Boşandı” pazar günü 16.30’da görülebilir. (0 216 338 56 36)

■ Kumbaracı50’de yarın saat 20.30’da “Lulabay (Bir Cihangir Hikâyesi)”, çarşamba günü “Üç Faz” saat 20.30’da, perşembe günü “Bernarda Alba’nın Evi” saat 20.30’da, “Gerçek Hayattan Alınmıştır” cuma günü saat 20.30’da ve cumartesi günü saat 17.00’de, “Barzo ile Konserve” cuma günü 23.00’te ve cumartesi günü 20.30’da, “Dertsiz Oyun” cumartesi günü saat 23.00’te. (0 212 243 50 51)

■ Oyun Atölyesi’nde “Pandaların Hikâyesi” bu akşam, perşembe, cuma 20.30’da, cumartesi 16.00 ve 20.30’da, pazar günü 16.00’da. ( 0 216 345 39 39)

■ İkinci Kat’ta bu akşam “Korku Tüneli” saat 20.30’da, “Barselo” yarın ve çarşamba 20.30’da, “Disosya” perşembe günü 20.30’da, “Yalnızlar Kulübü” cuma ve cumartesi günü saat 20.30’da.

ANKARA

■ Akün Sahnesi’nde, “33 Varyasyon” yarından itibaren 16 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00

ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun” yarından itibaren 8 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 9, 12, 16 Aralık’ta saat 11.00’de, “Kış Gelmeden” 11-15 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Kerbela” 7 Aralık’ta saat 20.00’de, 9 Aralık’ta saat 15.00’te, “Hürrem Sultan” 11 ve 14 Aralık’ta saat 20.00’de, 16 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Hürrem Sultan” 5-9 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Cyrano De Bergerac” 11-16 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Küçük Tiyatro’da, “Ben Ödüyorum” 8 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Keloğlan Keleşoğlan/çocuk oyunu” 9, 14, 16 Aralık’ta saat 11.00’de, “Venedik Taciri” 11-15 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 311 11 69)

■ Oda Tiyatrosu’nda, “Krem Karamel” 8 Aralık’a dek saat 18.30’da, “Eudice’nin Elleri” 11-15 Aralık tarihleri arasında saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

■ Stüdyo Sahne ’de, “Jerry ve Tom” 4, 7 Aralık’ta saat 20.00’de, 9 Aralık’ta saat 15.00’te, “Bir Kahve Molası-Karıncalar” 11, 14 Aralık’ta saat 20.00’de, 16 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

■ İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Cesaret Ana ve Çocukları” 4, 6, 12, 13 Aralık’ta saat 20.00’de, 8, 15 Aralık’ta saat 15.00’te.

■ Şinasi Sahnesi’nde, “Yastık Adam” 9 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Dolores Claiborne” 15 Aralık’ta saat 20.00’de, 16 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

■ Mavi Sahne’de, “Gıres/müzikal” 7, 8, 21, 22 Aralık’ta saat 20.00’de, 9, 23 Aralık’ta saat 17.00’de, “Tuluatmasyon/Her Şey Doğaçlama Komik Gösteri” 15, 29 Aralık’ta saat 20.00’de, “Hiç/Neyzen Tevfik” 14 ve 28 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 241 02 33)

ADANA

■ Adana Devlet Tiyatrosu, “Karımla Evleniyorum – Nikâh Kâğıdı” adlı komediyi salı, çarşamba, perşembe ve cuma günü 20.00’de, cumartesi günleri ise 15.00 ve 20.00’de sahneleyecek. “Dış Ses” adlı oyun ise Fuaye Sahne’de çarşamba, perşembe ve cuma 18.00’de. (0322 352 33 55)

■ Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda usta oyuncu Genco Erkal tek kişilik oyunu “İnsanlarım” ile yarın Adanalı sanatseverlerin karşısında olacak. Erkal’ın; Nâzım Hikmet’in yapıtlarından uyarladığı oyun yarın 20.00’de . (0322 458 93 47)

SAMSUN

■ Samsun Devlet Tiyatrosu Salih Dündar Müftüoğlu’nun yazıp yönettiği “Zalım Mahmut” (Bir Kurtlu Kıssa) adlı oyunu 4-5 Aralık 2012 tarihlerinde saat 20.00’da Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Büyük Salon’da sahneye koyacak.

(0362-431 21 00)

OPERA BALE

İSTANBUL

■ Süreyya Operası’nda cumartesi günü saat 16.00’da “Yusuf ile Züleyha” görülebilir. (0216 346 15 32)

ANKARA

■ Opera Sahnesi’nde, “V. Murad/bale” 6 Aralık’ta saat 20.00’de, “Don Giovanni/opera” 5, 17 Aralık’ta saat 20.00’de, “Ali Baba ve 40 Haramiler/opera” 10 Aralık’ta saat 20.00’de, “Harem/bale” 8 Aralık’ta saat 20.00’de, “Karyağdı Hatun/opera” 15, 19 Aralık’ta saat 20.00’de, “Amazonlar/bale” 20, 22 Aralık’ta saat 20.00’de, “Arda Boyları/modern dans” 29 Aralık’ta saat 20.00’de, “Çanakkale Oratoryosu/konser” 27 Aralık’ta saat 20.00’de.
(0 312 324 68 01)

SAMSUN

■ Samsun Devlet Opera ve Balesi’nde “Seslerle Anadolu” adlı müzikli oyun 3 Aralık Pazartesi günü, “Zorba” adlı opera 6 Aralık Perşembe günü, “Çardaş Prensesi” adlı operet 8 Aralık Cumartesi günü saat 20.00’de Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Büyük Sahne’de sahnelenecek.
(0 362-431 50 00)

GÖSTERİ- SÖYLEŞİ

İSTANBUL

■ Tim Show Center’da Cem Yılmaz’ın CM101MMXI adlı gösterisi perşembe, cumartesi ve pazar saat 19.00’da izlenebilir. (0212 286 66 86)

İstanbul’daki kazılarda bulunan arkeoloji öğrencileri 29 Kasım 1 Aralık tarihleri arasında Arkeoloji ve Sanat Tarihi Öğrenci Sempozyumu’nu düzenleyecek.

Yenikapı kazılarında öğrencilerin çalıştığı kazılardan sadece bir tanesi. Yıllardır Yenikapı kazılarında çalışan, İstanbul Teknik Üniversitesi Sanat Tarihi yüksek lisans öğrencisi Hasan Binay İstanbul’un tarihini 8 bin 500 yıl geriye çeken kazı için, kentin belleğini tamamıyla değiştirdiğini belirtti. Anadolu’da devam eden 150 kazıda öğrencilerin emeği var. Kazılarda çalışan öğrenciler birikimlerini sempozyumla aktarmak istiyor. 29 Kasım 1 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek Arkeoloji ve Sanat Tarihi Öğrenci Sempozyumu’nu organize ettiler.

İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Boğaziçi Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 35 öğrenci aylardır bu sempozyuma hazırlanıyor.
Sempozyumda; disiplinler arası çalışmalar, kent arkeolojisi ve kentsel dönüşüm ile ilgili sunumlar, İstanbul ve çevre   bölgelerdeki  arkeolojik kazılar, İstanbul’un kültürel varlıklarının arkeoloji ve sanat tarihi öğrencileri tarafından değerlendirilmesi, arkeoloji ve sanat tarihi öğrencilerinin staj döneminde ve mezun olduktan sonraki sorunları üzerine söyleşiler yer almaktadır. Perşembe ve Cuma günleri konularına göre sunumlar ve tartışmalara, Cumartesi günü ise etkinliklere ayrılmıştır.