Şunun için etiket arşivi: Salon

haftanin-sanat-etkinlikleriTİYATRO

İSTANBUL

– Devlet Tiyatroları Bahçelievler Belediyesi Nurettin Topçu Kültür Merkezi’nde “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa” cuma 20.00, “Barış Gezegeni” pazar 13.00. Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Güneş Batarken Bile Büyük” cuma ve cumartesi 20.00, pazar 15.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz” cumartesi 14.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Muhteşem Gatsby” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Geçtim Ama Tiyatrodan” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz” çarşamba, pazar 14.00. Küçük Sahne’de “Yaşamak Denilen Bu Zahmetli İş” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “57. Alay” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Bülbül Susturulduğunda” salı, perşembe 20.00, cumartesi 15.00; “Çiçeğim Solmasın” çarşamba 14.00, cumartesi, pazar 12.00 . Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Sessizlik” çarşamba, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00 )

– İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “On İki Öfkeli Adam” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Piti” pazar 12.00 ve 15.00. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Ölü Adamın Cep Telefonu” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Bisküvi Adam” pazar 12.00 ve 15.00. GOP Ferit Egemen Sahnesi’nde “Kedi ile Palyaço” perşembe 14.00. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Kabare” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe ve cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Bir Gün Ayakkabımın Teki” pazar 12.00. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “Kerbela” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Alaaddin’in Sihirli Lambası” pazar 12.00 ve 15.00. Kâğıthane Küçük Kemal Sahnesi’nde “Bir Gün Ayakkabımın Teki” perşembe 12.00. Haldun Taner Sahnesi’nde “Lysistrata ‘Kadınlar da Savaşırsa” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Harikalar Mutfağı” pazar 12.00 ve 15.00. Ümraniye Sahnesi’nde “Sırça Hayvan Koleksiyonu” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Islık Sever Max” pazar 12.00 ve 15.00. Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Komşum Hitler” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Üzgün Ağaçlar Ülkesi” pazar 12.00 ve 15.00.(0 212 455 39 20)

– Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Romeo ve Juliet” cuma, cumartesi 20.30, “Güneşin Çocukları” pazar 11.00, “Hayvan Çiftliği” pazar 15.30. “Tiyatro Keyfi”nin “Romeo&Juliet” çocuk oyunu cumartesi 11.00. (0 212 414 96 47)

– Ortaoyuncular’da “Peradaki Hayalet” cumartesi 20.00, pazar 18.00. (0 212 251 18 65)

– Dostlar Tiyatrosu’nun “Bir Delinin Hatıra Defteri” oyunu cuma, cumartesi 20.30’da Kenter Tiyatrosu’nda, pazar 19.00’da Kozzy Kültür Merkezi’nde. (0 212 246 35 89)

– Oyun Atölyesi “Testosteron” bugün ve yarın 20.30, “Kim Korkar Hain Kurttan” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

SERGİ

İSTANBUL

– Alp Bartu ve Mustafa Ayaz’ın sergileri Doku Sanat Galerileri İstanbul’da yarından itibaren 9 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 246 2496

– Orhan Taylan’ın resim sergisi 10 Mart’a kadar Kızıltoprak Sanat Galeri’nde 10 Mart’a kadar görülebilir. (0216) 418 3806

– Zeynep Deniz Özmen’in “Özgürce” adlı resim sergisi Venüs Sanat Galerisi’nde 11 Mart’a kadar görülebilir.

– “Küçük Yüzler, Büyük Bedenler” adlı karma sergi 13 Mart’a kadar Elgiz Müzesi’nde izlenebilir. (0212) 290 2525

– “Mimarlık tarihçisi, restoratör, koleksiyoner Ekrem Hakkı Ayverdi” sergisi İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde 14 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 334 0900

– “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Sergisi” Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde 14 Mart’a kadar görülebilir. (216) 280 5739

– İtalyan sanatçı Tommaso Pierozzi’nin “Mutlu Olacağız” adlı resim ve gravür sergisi 16 Mart’a kadar Galeri Bohem’de görülebilir. (212) 999 44 60

– 40 fotoğrafçının 1600 portre fotoğrafından oluşan “Yüz Kumbarası” adlı fotoğraf sergisi 19 Mart’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde görülebilir. (0212) 393 8111

– “Sevgili Kedilerimiz” adlı karma sergi Ürün Sanat Galerisi’nde 19 Mart’a kadar izlenebilir. (0216) 363 1280

– Gürcü heykeltıraş Amiran Tevzadze’nin heykel sergisi Galeri Selvin 2’de 20 Mart’a kadar görülebilir. (212) 263 74 82

– Mustafa Pancar’ın “Yol Kenarı” adlı sergisi yarından itibaren Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde 21 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 230 1976

– Maide Bulak’ın “Kent ve Sessizlik” adlı sergisi Galeri ARK’ta 22 Mart’a kadar görülebilir. (216) 3694900

– Sadi Diren’in retrospektif sergisi D’Art Sanat Galerisi’nde 22 Mart’a kadar görülebilir.

– Ulus Özel Musevi Okulları öğrencilerinin “Yüzyıllık Düşler” adlı sergisi Beyoğlu’ndaki Hamursuz Fırını’nda 23 Mart’a kadar görülebilir.

– “Mavi Sular Karma Resim Sergisi” 14- 25 Mart tarihleri arasında Venüs Sanat Galerisi’nde izlenebilir. (216) 565 3572

– “Nevruz” adlı karma sergi Galeri Apel’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2927236

– Nermin Er sergisi Galeri Nev’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2521525

– Mehwish Iqbal’ın “Subliminal Manzaralar” adlı sergisi 28 Mart’a kadar Kare Art Galeri’de görülebilir. (0212) 2197719

– Sema Talay’ın “Patlamalar” adlı kişisel resim sergisi Gergedan Sanat’ta 28 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 292 0650

– Zeki Kıral’ın resim sergisi Galeri İdil’de 28 Mart’a kadar izlenebilir. (212) 283 23 83

– Bedri Baykam, Erden Cantürk, Philippe Deutsch, Koray Erkaya, Damien Guillaume, Tetsuro Higashi, Uwe Ommer, Arto Pazat ve Hugh Holland’ın eserlerinin yer aldığı “Çırılçıplak” adlı grup sergisi 29 Mart’a kadar Piramid Sanat’ta görülebilir. (212) 2973121

– İsa Çelik Resim Sergisi 29 Mart’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde görülebilir. (212) 249 01 50

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Kostantinos Kerestetzis’in resim sergisi 29 Mart’a kadar Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun İstiklal Caddesi’nde yer alan Sismanoglio Megaro binasında izlenebilir. (212) 244 9335

– Nilüfer Moayeri’nin “Doğu-Batı Koridorunda Kadın” adlı sergisi Pera Sanat Galerisi’nde 30 Mart’a kadar görülebilir. (212) 245 3008

– Ali Kazma’nın “Zamancı” adlı sergisi Galeri ARTER’de 5 Nisan’a kadar görülebilir. (0212) 2433767

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Atilla Galip Pınar’ın “Öz // Essence” adlı 4. kişisel sergisi Galeri İlayda’da 12 Nisan’a kadar görülebilir. (212) 227 92 92

– “Taştaki Gizemli Yaşam” sergisi 10 Mart – 25 Nisan tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 240 80 23

– “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadınlar” adlı sergi 22 Mayıs’a kadar Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde görülebilir.(212) 219 16 97

– Burhan Doğançay’ın “Picture The World” sergisi 7 Haziran’a kadar Doğançay Müzesi’nde görülebilir. (0212) 244 7770

– “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz” adlı retrospektif sergi İstanbul Modern’de 28 Haziran’a kadar Süreli Sergiler Salonu’nda görülebilir. (0212) 334 7300

ANKARA

– Ayşe Mutlu – resim – 10 Mart’a dek – Galeri N’de. (0 312 436 36 64)

– Geçişler – resim – 13 Mart’a dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

– Anahita Şems – resim – 14 Mart’a dek – GaleriM Sanat Galerisi’nde. (0 312 235 50 06)

– Antonio Cosentino – resim – 14 Mart’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

– Özcan Kandemir – resim – 15 Mart’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

– Aslı Kutluay – resim – 19 Mart’a dek – Taurus Sanat Merkezi’nde. (0 533 443 54 54)

– Marek Brzozwski – resim – 20 Mart’a dek – Galeri Sanatyapım’da. (0 312 222

– Suna Özkalan – yağlıboya resim – 20 Mart’a dek – Medya Sanat Galerisi’nde. (0 312 428 39 55)

– Peker Sanat Ödülleri Sergisi – resim – 21 Mart’a dek – Peker Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 30 03)

– Farago – resim – 26 Mart’a dek – Ankara HiltonSA’da. (0312 236 21 22)

– Senem Aker Ensari – seramik – 27 Mart’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

ADANA

– Adana Ressamlar Derneği’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlidiği, ‘Mart’ın Sekizi’ adlı resim sergisi Seyhan Belediyesi Sergi Salonu’nda sürüyor. Sergi 15 Mart tarihine dek izlerime açık tutulacak. (0322 4534445)

MERSİN

– MTSO Sanat Galerisi, ‘ve Kadın III – Karma Resim Heykel Sergisi’ne bu hafta da ev sahipliği yapıyor. Buğra Yararman, Hakan Kandır, Mehmet Mangtay, Meral Belici, Özcan Aydemir, Seda Şahbaz, Tuğba Küçükbahar ve Vehbi Mangtay’ın eserlerinin yer aldığı sergiyi sanatseverler 19 Mart tarihine kadar pazar günü hariç hafta içi 08.30-18.00, cumartesi ise 10.00-17.00 saatleri arasında gezebilecek. (0324 238 95 00 – 261)

– Günay Yavuzel, Ferahnaz Çalışkan, Leyla Çakmak’ın, Dünya Kadınlar Günü’nde, Özgecan Aslan anısına düzenledikleri sergi, Tarsus Mehmet Bal Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi 13 Mart tarihine dek izlenebilecek. (0324 6162515)

GAZİANTEP

– Ressam Şefkat İşleğen’in, ‘Değiş/ imler’ temalı resim sergisi Sanko Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sanatçının linol baskı ve akrilik tekniği kullanarak ortaya çıkardığı ve mono print tarzında soyut çalışmalara da yer verdiği eserlerinin yer aldığı sergiyi sanatseverler 27 Mart tarihine dek her gün 10.00-22.00 saatleri arasında izleyebilecek. (0342 3666066)

MÜZİK

İSTANBUL

– Salon IKSV’de perşembe saat 21.30’da Tuluğ Tırpan Quartet feat Frederik Köster; cuma saat 22.00’de Kalben&No Land; cumartesi saat 22.30’da Yasemin Mori konserleri var. (212 334 08 41)

– Nardis Jazz Club’te bugün saat 21.30’da Salliel Bros, yarın saat 21.30’da Olgun Acar Band; çarşamba saat 21.30’da Yavuz Akyazıcı Trio; perşembe saat 21.30’da Flapper Swing; cuma saat 22.30’da Luis Gomez DesCarga; cumartesi saat 22.30’da Selenr Seytekin Project konserleri var. (0212 232 98 30)

– Akbank Sanat’ta perşembe saat 20.00’de Denis Kozhukhin (piyano) ile Vladislav Kozhukhin’den (piyano) oluşan Kozhukhin Kardeşler konseri var. (0212 252 35 00-01)

– Süreyya Operası’nda bugün Hande Özyürek (violin) ile Fedele Antonicelli (piyano) kanseri var. (0216 346 15 31)

– Ülker Sports Arena’da cumartesi saat 21.00’de Julio Iglesias konseri var. (0216 687 2100)

– Bostancı Gösteri Merkezi’nde cuma saat 21.00’de Ajda Pekkan; cumartesi saat 21.00’de Selçuk Balcı konseri var. (0216 362 1161)

– Volkswagen Arena’da cumartesi saat 21.00’de DJ Laidback Luke; pazar saat 18.30’da Unite The Mic Turnesi 2015 kapsamında Ailee, Jay Park ve San E konseri. (0212 377 67 00)

– TİM Show Center’da perşembe saat 21.00’de Fazıl Say konseri var. (0212 286 66 86)

– garajistanbul’da cuma saat 23.00’de Leman Sam; cumartesi saat 22.00’de Kord Vokal; pazar saat 21.00’de The Haunted konserleri var. (0212 244 4499)

– SSM the Seed’te perşembe saat 20.00’de Alman piyanist Joseph Moog’un resitali var. (0212 323 60 50)

– Caddebostan Kültür Merkezi’nde pazartesi saat 21.00’de Sunay Akın – Moğollar; çarşamba saat 20.30’da Fatih Erkoç – Kerem Görsev; perşembe saat 20.30’da “Ah Smyrna’m, Güzel İzmir’im” konserleri var. (0216 296 3055)

– Jolly Joker İstanbul’da bugün 21.00’de Zuhal Olcay albüm tanıtım konseri; yarın saat 21.00’de Ahmet Toprak Eğrikaya; çarşamba saat 21.00’de Haluk Levent – Kurtalan Ekspres; perşembe saat 21.00’de Yüzyüzeyken Konuşuruz; cuma saat 22.00’de Levent Yüksel; cumartesi saat 22.00’de Mehmet Erdem konseri var. (0212 249 0749)

– Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde yarın saat 22.30’da Suzan Kardeş; çarşamba saat 22.30’da TNK; ardından saat 23.59’da Özge Fışkın; perşembe saat 22.30’da Niyazi Koyuncu ardından Pinhani – Yalnız Türküler; cuma saat 22.00’de Can Gox ardından Koray Candemir; cumartesi saat 22.00’de caz vokalisti Fredrika Stahl, ardından Soul Stuff konseri var. (0212 245 1048)

– Babylon’da bugün saat 19.00’de Social Inclusion Band; çarşamba saat 20.30’da Peyk; cuma saat 22.00’de Shantel; cumartesi saat 22.00’de Yelle; pazar saat 19.00’da Patricia Barber konserleri var. (0212 292 73 68)

Bu yıl festival programında 23 ülkeden 40 kukla tiyatrosu topluluğu 42 gösteriyi 38 gösteri mekânında 153 kez sahneleyecek. Biri Norveç’ten gelen 4 sergi sanatseverleri ağırlayacak. Biri profesyonel sahne sanatçıları, üçü çocuklar için dört atölye çalışması festival programını zenginleştirecek. İlköğretim okulları arası kukla oyunu yarışmasında heyecanlı saatler yaşanacak. Dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri bir kez daha İzmir’de devam ediyor.

izmir kukla günleri

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 Mart’ta başladı. İzmir bir kez daha dünyanın en ünlü kuklacılarıyla tanışıyor. Avrupa’nın lider kukla festivali olarak tanınan etkinlik İzmir’i dünyaya tanıtıyor…

23 ülke, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 farklı gösteri, kentin her yanındaki 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde temsil, biri Norveç’ten 4 sergi, biri profesyonel sahne sanatçıları için, üçü çocuklar için 4 atölye çalışması, ilköğretim okulları arası bir kukla oyunu yarışması ve daha birçok etkinlik…

Burgas State Puppet Theatre - Bulgaristan

Burgas State Puppet Theatre – Bulgaristan

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 – 22 Mart 2015 tarihleri arasında İzmir’de, bir kez daha dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri olarak gerçekleşecek. Festivale bu yıl 23 ülkeden sanatçılar katılacak, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 ayrı oyunu, 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde gösterimle 50.000’den fazla seyirciyle buluşturacak. Bu yıl festivalde yine dünyanın birçok ünlü kukla tiyatrosunun yanı sıra, sergiler, atölye çalışmaları ve bir kukla oyunu yarışması yer alacak.

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska - Sırbistan

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska – Sırbistan

Festival programında, her yıl olduğu gibi, değişik kukla teknikleriyle oynatılan oyunlar bulunuyor. Programdaki farklı yaş gruplarına yönelik oyunlar festival süresince her yaştan izleyiciye kukla sanatının her türünden en iyi örnekleri sunarken, keyifli anlar yaşatacak.
Festival direktörü Selçuk Dinçer İzmir’in kukla dünyasında çok bilinen bir merkez durumuna geldiğini ve ülkemizde modern kukla sanatının gelişimine öncülük ettiğini söyledi. Selçuk Dinçer “İzmir Uluslararası Kukla Günleri İzmir’in en önemli kültür markalarından biri ve İzmir’in adını dünyaya duyuruyor. Sevindirici olan bir diğer şey de, İzmir’de modern kukla sanatının festivalimize paralel bir şekilde hızla gelişiyor olması. Çok yakında dünyanın önemli kukla festivallerinde İzmirli grupların oynayacağı kukla gösterilerinin boy göstereceğine hiç şüphe yok.” diye konuştu.

Demmeni  Marionette Theatre - Rusya

Demmeni Marionette Theatre – Rusya

Festivalin en önemli etkinliklerinden biri de Hayali Suat Veral’ın Karagöz tasvirlerinden oluşan sergi. Bugüne değin açılmış en kapsamlı Karagöz tasvirleri sergisi olacak sergi aynı zamanda daha önce hiçbir tasvir ustasının yapmadığı büyüklükte tasvirleri de içeriyor. Suat Veral’ın 1 metre boyundaki tasvirleri Türk Gölge Oyunu Karagöz adına önemli bir yenilik.

Ensemble Material Theater - Almanya

Ensemble Material Theater – Almanya

Bu yıl festivale katılan ülkeler ve gruplar şöyle: Amerika (Paul Zaloom), Almanya (Ensemble Material Theatre), Arjantin (Objetable Theatre), Avustralya (Perth Theatre Company), Avusturya (Gundberg Figurentheater & Musik), Bulgaristan (Burgas State Puppet Theatre, Mila Theatre, Pro Rodopi Art Center, Theatre Trio, Varna State Puppet Theatre, Vidin State Puppet Theatre), Estonya (Nuku Theatre), Fransa (Centre De Creations Pour L’Enfance), Güney Kore (Hyundai Puppet Theatre), Gürcistan (Fingers Theatre), Hindistan (Katkatha Puppet Arts Trust), İngiltere (Storybox Theatre), İran (Marble Puppet Theatre), İspanya (Trukitrek Puppet Company), İsrail (The Galilee Multicultural Theatre, Train Theatre), İtalya (Teatro Necessario, Teatro Telaio Brescia), Norveç (Hordaland Teater), Polonya (Teatr Nemno), Romanya (Lightwave Theatre Company, Teatrul Tandarica, Teatrul De Marionete Gepetto), Rusya (Tomsk Regional Puppet and Actor Theatre, Demmeni Marionette Theatre), Sırbistan (Children’s Theatre of Republic of Srpska), Slovenya (Lutkovno Gledalisce Ljubljana), Türkiye (Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Hayalperest Kukla Tiyatrosu, İlker Kılıçer Kukla Tiyatrosu, Kuklita Kukla, Küçük Salon Oyuncuları, Hayali Suat Veral, Tiyatro Oyun Kutusu, Uçaneller Kukla Evi), Yunanistan (Nevma Theatre)

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu - Türkiye

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu – Türkiye

Festivalin bu yılki destekçileri: Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İpragaz A.Ş., Kipa AVM, Recordati İlaç, Aliağa Belediyesi, Bornova Belediyesi, Karşıyaka Belediyesi, Konak Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Amerikan Büyükelçiliği, Avustralya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, İzmir Alman Kültür Merkezi, Institut Ramon Llull, İsrail Dışişleri Bakanlığı, İzmir İtalyan Konsolosluğu, Kore Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosluğu, Enrico Aliberti, Forum Bornova A.V.M., Froma Kimya, Han Tiyatrosu, İduğ, İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları, İzmir Magazin Gazetecileri Derneği, Bizim İzmir, Haber Türk, Hürriyet, Milliyet, Posta, Yeni Asır, İsmira Otel


Festival programıyla ilgili detaylı bilgiler festivalin www.izmirkuklagunleri.com adresindeki internet sitesinde bulunabilir.

Bu yıl 13’üncüsü düzenlenecek, Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin programı ve Altın Bamya adayları yapılan bir basın toplantısıyla açıklandı. 

filmmor_ilan_logolu

Bu yıl “Kadınların Sineması, Kadınların Direnişi, Direnişin Sineması” temasıyla düzenlenecek olan gezici festival 13 Mart’ta, İstanbul’da başlayacak. 27 Nisan’a kadar, altı ayrı şehirde sürecek olan gezici festival 13-22 Mart’ta İstanbul’da, 28-29 Mart’ta Denizli’de, 4-5 Nisan’da Muğla-Bodrum’da, 11-12 Nisan’da Diyarbakır’da, 18-19 Nisan’da Adana’da, 25-26 Nisan’da İzmir’de olacak.

5 ÜLKEDEN, 61 FİLM

13. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 13 Mart Cuma günü, saat 19:00’da Galatasaray Meydanı’ndan Pera Müzesi’ne yapılacak Festival Yürüyüşü ile başlayacak. Festivalde bu yıl 25 ülkeden, 61 filmin gösterileceği festivalde, bu yılHindistan’dan Meksika’ya çeşitli ülkelerden filmler yer alacak. Filmlerin 17’si Türkiye’den. Festivalden elde edilecek gelirse Şengal ve Kobani kamplarındaki kadınlara ve çocuklara aktarılacak.

FESTİVAL YÜRÜYÜŞLE BAŞLAYACAK

Pera Müzesi’nde Mor Kamera Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü’nün de verileceği açılışta Arkadaşımı Merak Ediyorum filmi gösterilecek. Festival filmleri İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Rampa salonlarında gösterilecek. Filmler ‘Kadınların Sineması’, ‘Margarethe von Trotta Toplu Gösterimi’, ‘Nahid Persson Sarvestani Toplu Gösterimi’, ‘Kendine Ait Bir Cüzdan’, ‘Cins, Cinsiyet, Cinsiyetler’ ve ‘Bedenimiz Bizimdir’ adında altı ayrı bölümde seyirciyle buluşacak. Festival bu yıl önemli konukları da ağırlayacak. 1975’ten bu yana çektiği filmlerde güçlü kadın karakterler yaratan Margarethe von Trotta ile buluşma 17 Mart Salı günü İstanbul Modern’de.

VE ALTIN BAMYALAR…

Her yıl olduğu gibi bu yıl da festivalin kapanışı Altın Bamya Ödül Töreni ile son bulacak. Yedinci kez düzenlenecek törende Türkiye Sineması’nın 100’üncü Yılı dolayısıyla 100 yıla bakılacak. “100 Yılın Bamyası Ödülleri’nin bu yılki adayları erkek karakter kategorisinde Tecavüzcü Coşkun, Tarkan ve Recep İvedik, kadın karakter kategorisinde ise Kezban, Afrodit ve Mum Kokulu Kadınlar’daki tüm kadın karakterler.

Kaynak : onedio.com

Hepimiz bazı durumları anlatmak veya durumu pekiştirmek için zaman zaman deyim kullanırız. Peki bu deyimlerin nereden çıktığını biliyor muyuz, ya da düşündük mü? bir kaç deyimin ilginç çıkış öyküsünü paylaşalım istedik buyurun deyimlere.

deyimler

1. Çizmeden Yukarı Çıkmak (Çizmeyi Aşmak).

(Bilmediği işe, yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyim.)

19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris’te bir resim sergisi açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sormuş.

-Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.

-Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.

-Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?

-Ben kunduracıyım, çizme dikerim.

Deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe dayanamayan ressam,

-Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!

2. Avucunu Yala.

(‘Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyim.)

Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır. Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.

3. Güme Gitmek.

Zamanında yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana kapatırlarken “HOOOPPP GÜM” şeklinde nara atarlarmış.Ancak aynı “kurunun yanında yaş da yanar” atasözünde olduğu gibi bazen zindana atılanlar arasında suçu olmayanlar yani masum kişiler de bulunurmuş. İşte halk suçsuz bir vatandaşın zindana atıldığında,günahsız yere hapse götürülüyor anlamında “Adamcağız güme gitti, yazık oldu” demiş.

4. Çam Devirmek.

(Başkalarını kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme anlamında bir deyim.)

Zengin bir adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm bahçeli, büyük bir köşkü varmış. Adam bu bahçenin bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş. Eski binalar hep ahşap yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde getirtmiş ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş. Bu tomrukların içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş. Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı’ndaki konağında oturan zengin adam bir sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf bekçisine emir vermiş:

-Bir hızarcı bul, bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas yaptır demiş.

Saf uşak da efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları yerine, köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa kestirip devirmiş. Bu akılsız uşağın adı, çam deviren uşak kalmış.

5. Çadırını Başına Yıkmak.

Osmanlı hükümdarları, sefer esasında hareketlerinden ve hizmetlerinden hoşnut olmadıkları vezirlerini azletmek için kaldıkları çadırın direklerini söktürüp başlarına yıktırırlarmış. Bu hareket iktidardan düşme manâsına eski Türk geleneklerinde mevcut olup Orta Asya’dan itibaren uygulanmıştır. Fatih’in,Karaman seferi sırasında Mahmud Paşa’nın;Yavuz’un da çaldıran dönüşünde Hersekzade Ahmed Paşa ile Dukaginoğlu Ahmed Paşa’nın çadırlarını başlarına yıktırdıkları meşhurdur.

6. Saman Altından Su Yürütmek.

Vaktiyle bir ova köyünde köylüler tarlalarını sulamak için,ırmağın suyunu nöbetleşe kullanmak üzere anlaşmışlar. Irmak boyunda bulunan tarlalar, açılan kanallar vasıtasıyla sıra ile sulanıyor,herkes ziraatıyla meşgul oluyormuş. Köyün açıkgözlerinden birisi,daha fazla su alabilmek için tarlasında derin ama ince bir kanal kazıp ırmaktan su çalmayı aklına koymuş. Kanalı gizleme maksadıyla da üzerini çalı çırpı ve taşlarla örtüp araziye uydurmuş.

7. Buyurun Cenaze Namazına

IV. Murad zamanında tütün,içki ,keyif verici madde yasağı koyar ve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırır. Bugünkü Üsküdar civarında bir kahvehanede tütün vs. içildiğini istihbarat alır. Derviş kılığında tebdili kıyafet buraya gider. Selam verir, oturur.

Kahveci yanına gelip; “Baba erenler kahve içer mi” diye sorar.

Padişah “Evet” der.

Kahveci: “Tütün içer misin?”

Padişah: “Hayır”.

Kahveci işkillenir.Tütün içmiyor da ne işi var burada. Zaten padişahın tebdili kıyafet dolaştığı haberleri var. Eli titreye titreye kahveyi götürür.

-Murad.

-Peki isimde sultan da var mı?

-Elbette var.

-Baba erenler ismini bağışlar mı?

Deyince kahvecinin bet benizi atar. Zangır zangır titrer ve “Öyleyse buyrun cenaze namazına” der, olduğu yere yığılır. IV. Murad bu lafa çok güler ve kahveciyi bir defalığına affeder.

8. Pabucu Dama Atılmak.

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkarların bağlı bulunduğu teşkilat, ticaretin yanında sosyal hayatı da düzene sokuyordu. Kusurlu malın, malzemeden çalmanın ve kalitesiz işin önüne geçmek için de ilginç bir önlem alınmıştı. Bir ayakkabı aldınız veya tamir ettirdiniz diyelim. Ama kusurlu çıktı. Böyle durumlarda heyet şikayeti ve sanatkarı dinliyor. Eğer şikayet eden gerçekten haklıysa, o ayakkabıların bedeli şikayetçiye ödeniyordu. Ayakkabılar da ibret-i alem olsun diye ayakkabıyı imal edenin çatısına atılıyordu. Gelen geçen de buna bakıp kimin iyi, kimin kötü ayakkabı tamir ettiğini biliyordu. Böylece pabuçları dama atılan ayakkabıcı maddi kazançtan da oluyor ve gerçekten pabucu dama atılmış oluyordu.

9. Kozunu Paylaşmak.

Koz, ceviz manasına gelir.Eskiden Kastamonu’nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı. Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı. Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı.Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki,köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı. Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için ”Benim oğlan kozunu paylaşacak çağa geldi” derdi…

10. Atma Recep Hepimiz Din Kardeşiyiz.

Balkan devletlerinin mühim bir kısmı ve bu meyanda Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu haritasına dahil iken, bu ülkeleri idare etmek çok zordu. Bu devirlerde sık sık dağa çıkan Arnavut eşkıyalarını takip eden hükümet kuvvetleri Recep isminde bir sergerdenin avanesini kuşatıp sıkıştırıyorlar. Çıkar yol kalmadığını gören Arnavutlar ve başlarındaki Recep, saklandıkları yerden bağırıyorlar:

– “More atmayın, biz de din kardeşiyiz, teslim olacağız.”

Teslim oluyorlar, az bir ceza ile kurtuluyorlar. Fakat palavracı Arnavut bu olayı şurada burada anlatırken:

– “More vallahi geberttirecektim zaptiyeleri, çolukumuz çocukumuz var deyip ağladılar, acıdım da bıraktım” şeklinde palavra atınca etrafında toplanıp dinleyenler arasında olayın iç yüzünü bilen birisi:

– “Atma Recep biz de din kardeşiyiz…” deyince Arnavut Recep`in yüzü kızarıp bozarır.

11. Foyası Meydana Çıkmak.

Kuyumcular yaptıkları yüzük,küpe,gerdanlık gibi ziynet eşyalarının üzerine mücevherin ışığı daha iyi yansıtması ve parlaklığının artması için FOYA adı verilen bir madde sürerler.Zamanla sürülen bu foya dökülür.Bu duruma foyası çıkmış denilir. Halk arasında yalan söyleyen, sahtekarlık yapan kişilerin yalanları ortaya çıktığında “foyası meydana çıktı” şeklinde benzetme yapılır.

12. Vermezse Mağbut Neylesin Mahmut.

Sultan Mahmut’ un hazineleri dillerde dolaşırmış. İstanbul’ un her semtinden dedikodu toplarlar, bunu Sultana iletirlermiş. Bir tanesi varmış ki, dedikleri kolay kolay yutulur şeyler değil. Her sözün sonunu da “Ahh, ahh! Hadi bıraktık hazine dairesini, bize azıcık verse ömür boyu yeter artar” dermiş. Sultan Mahmut bu adama için için öfkelenirmiş. bir gün huzura getirtmiş;

– ” Bana bak! Sen böyle etrafta bilmeden ne atıp tutuyorsun? Bilir misin ki, ne yüklerin altındayız? Bilir misin ki, geceleri rahat uyumamaktayız?….”

Padişahtan azarı işiten adam sus pus olmuş. iyice büzülmüş, çökmüş.

– ” Bak, her lafın sonunu da Padişah bize yedirmiyor diye bitirirmişsin? ” Artık kellesinden de korkmaya başlayan adam, kaçacak delik aramış.

– ” Ben insaflı biriyim. Sana bir şans tanıyacağım. Ama sen de söylenmeyi bırakacaksın.”

Adamla anlaşan Padişah, beraberce hazine dairesine gitmiş:

– ” Kenardaki küreği al ve daldırabildiğin kadar dibe daldır. Kürektekiler senindir. İyi düşün hangisinden almak istersen oraya daldır küreğini. Bir kez şansın var. Ona göre! ”

Padişahın sandığı gibi zalim biri olmadığını anlayan azardan yıkılmış ve gördüğü hazinenin muhteşemliği karşısında dili tutulmuş adam heyecanla küreğe sarılmış.

Daldırabildiği kadar derine, çil çil altınların dibine daldırmış. Sevinçle küreği çıkarmış ki, bir de ne görsün? Küreğin üstünde bir tek altın parıldıyor. Meğerse adam heyecandan küreği ters daldırmış.

-” Ee, gördün mü evlat, kazanmak o kadar da kolay değilmiş… Yapacak bir şey yok! Al o bir altını, git ve bir daha sakın arkadan konuşma. Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut? ”

13. Altı Kaval Üstü Şeşhane

Şeşhâne, namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. Yivler mermiye bir ivme kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk gerekse tüfek, tabanca vs. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. Merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup münhani (spiral) şeklinde namlu içini dolanırlar. Altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş hâne = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşâne şeklinde kullanılır. Bu izahtan sonra üstü kaval, altı şeşhâne biçiminde bir silah olmayacağını söylemeyi zaid addediyoruz. Ancak yine de vaktiyle bir avcının, yivlerin icadından sonra çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhâne yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikâye anlatılır. Hattâ bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve “Altı kaval üstü şeşhâne / Bu ne biçim tüfek böyle” diyerek kafiyelendirmişler. O günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhâne demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir.

14. Tabakhaneye B*k Yetiştirmek.

Eskiden bu yana gelen işleme şekliyle tabakhaneler, yani hayvan derilerinin islendiği atölyeler köpek b.kuna ihtiyaç duyarlarmış. Çünkü bir tek taze köpek b.ku içinde bekletilen deri, yumuşacık, kıl köklerinden arınmış, gözenekleri açık, ince, homojen yani kaliteli olabilirmiş. ” Tabak mısın; it b.kuna muhtaçsın “, denirmiş “tabak”lara (“debag”lara), yani deriyi işleyip kullanılabilir hale getiren meslek erbabına. Ham deri, kıllardan, yağ ve et tabakalarından mekanik olarak temizlendikten sonra kimyasal olarak işlendiği sama safhasında, taze köpek b.kundaki enzimlere ihtiyaç duyulduğundan tabakhanelerin olduğu yerleşim yerlerinde çoluk çocuk ellerinde teneke maşrapalar, köpek b.ku toplarlar, sama işlemi ancak dumanı tüten taze b.kla yapılabildiğinden koşa koşa tabakhanelere yetiştirirlermiş. ” Ne o, tabakhaneye b.k mu yetiştiriyorsun ” deyimi buradan doğmuş, günümüzde bilenler tarafından halen kullanılmaktadır.

15. Altından Çapanoğlu Çıkmak.

(Girişilen bir işte beklenmedik tehlike, zorluk ve sorunlarla karşılaşmak.)

Tarihimizde Çapanoğlu lakabıyla anılan bir sülale vardır. Yozgat şehrini kuran Ahmet Paşa bu sülalenin ilk tanınmış kişisi olup 1764 yılında Sivas valisi iken önce azledilmiş ardından da idam ettirilmiştir. Ahmet Paşa’nın büyük oğlu Mustafa Bey ve ardından da küçük oğlu Süleyman Bey vali olurlar. Süleyman Bey bu sülalenin şöhretini afaka salmış bireyidir. Yozgat şehrini bayındır hale getiren ve Osmanlı hükümet boşluğundan istifade ile Amasya, Ankara, Elazığ, Kayseri, Maraş, Niğde ve Tarsus’u içine alan bir hükümet kurup adını Celâlîler listesinin levhasına yazdıran odur.

Süleyman Bey zamanında sadece halk arasında değil; devlet kademelerinde de Çapanoğlu adı korku ve çekingenlikle anılmaya başlar. İşte o dönemde devlet memurlarından biri, verilecek bir yolsuzluk kararını kovuşturmak üzere müfettiş tayin olunur. Araştırmaları ona, Çapanoğullarından birkaç kişinin de yolsuzluklarda parmağı olduğunu gösterir. Çapanoğlu Süleyman Bey’in nüfuzundan çekinen memur, durumu yakın bir arkadaşına anlatıp fikrini ister. Aldığı cevap şöyledir:

-Bu işi fazla kurcalama; altından Çapanoğlu çıkarsa başın belada demektir!..

Müfettiş ne yapsın; soruşturmalarını yarıda bırakıp yuvarlak cümleler ile sonucu ilgili mercilere bildirir.

16.Bam Teline basmak

Bâm (bem) kelime olarak evin üstü, çatı demektir. Türkçe’de dam olarak kullanılır. Bir musikî terimi olarak kullanılan bam telinin orijinal telâffuzu “bem teli”dir. Bem, aslında kanun, tambur gibi sazlara takılan tel demektir. Bem (veya bam) sakalın dudağa en yakın olan kalın teline de derler. Telli sazların en üstünde bulunduğu ve kalın ses verdiği için bu tele musikîde “bam teli” denilmiştir. Bunun karşıtı zîr (alt) olup o da en ince teli karşılar (zîrübem=alt ve üst, ince ve kalın teller).

Eskiler en yüksek perdeden nağme çıkaran bam telinin sesini, bağıran, öfke ile sesini yükselten kişilerin köpürmelerine benzetmişler ve bunun adını “(Birinin) bam teline basmak (veya dokunmak)” diye koymuşlar. Eğer birisini aşın derecede kızdıracak bir sözü kasden söylüyorsanız, karşınızdakinin bam teline bastığınızdan hiç şüpheniz olmasın. Çünki o da bam telinden ses verecek, hışım ile kubbeleri çınlatacaktır.

17.Toprağı bol olsun

Ölen yakınlar için “toprağı bol olsun.” deyimi kullanılır. Deyimin kökü çok eskilere dayanıyor. Kadim zamanlarda ölen kişiler kıymetli eşyalarıyla gömülürmüş. O eşyaları kullanıp mutlu olacakları varsayılırmış. Bu sefer mezar hırsızları çoğalmış. Bunun üzerine mezarların üzerine dağ gibi toprak yığarak hırsızlık önlenmek istenmiş. Anadolu’da bu tür toprak yığını olan yerlere höyük de denir.

“Toprağı bolsun.” deyimi mezarın üzerinde toprak fazla olsun. Hırsızlar onun kıymetli eşyalarını çalamasın, ölmüş kişi de böylelikle mutlu olsun, anlamında kullanılmaktadır.

18.Saman Altından Su yürütmek

Geniş bir ovanın üzerinde bir köy, bu köyünde bir tanecik ırmağı varmış. Irmağın suları aynı anda köyün bütün tarlalarına yetecek kadar gür olmadığından her gün bu ırmağı bir köylü kendi tarlasına sulamak için kullanıyor, diğerleri de sıranın kendisine geleceği günü bekliyorlarmış. Ancak bir gün köyün açıkgözlerinden biri ırmaktan kendi tarlasına gizli bir kanal yapıp, diğer köylüler bu durumu fark etmesin diye kanalın üstünü toprak ve samanlarla kapatmış. Böylece tarlasına her gün yeteri kadar su geliyor, bolca mahsul alıyormuş. Bir süre sonra ırmağın suları azalıp, bu açıkgözün tarlasından bereket fışkırınca köylüler vaziyetten kuşkulanıp adamın tarlasına baskın yapmışlar. Birde bakmışlar ki kanallar suyla dolu ve üzerinde otlar yüzüyor. Cevap belli: ;Ulan köftehor, saman altından ne su yürütüyorsun!

19. Atı Alan Üsküdarı Geçti​

Bolu dağlarında yaşayan Köroğlu efsanesini duymayanımız yoktur. Bir sabah Köroğlu kalktığında atını bağladığı yerde bulamamış. Düşünsenize; Köroğlu gibi biri için Attan mühim ne olabilir ki!
Önce bütün Bolunun, sonra da civar illerin altını üstüne getirmiş Köroğlu ama atını bir türlü bulamamış. Tesadüfen İstanbul’un Avrupa yakasındaki bir at pazarını gezerken atına rastlamış. Atta onu tanımış tabi ki. Köroğlu bindiği gibi yıldırım hızıyla uzaklaşmaya başlamış pazardan, satıcıda tabi peşinden. Kıyıya ulaştığında hemen bir tekne bulup atıyla beraber Üsküdara doğru yoluna devam etmiş Köroğlu. Satıcı beyimiz kıyıya vardığında Köroğlu çoktan Üsküdara varmış. Durumu gören biride o ünlü sözü patlatmış: Boşuna uğraşma beyim, atı alan Üsküdarı geçti.

20. İnsanoğlu Kuş Misali​

Hazır Üsküdar’a geçmişken ordan devam edelim. Zamanında Üsküdar’da bir Miskinler Tekkesi bulunurmuş. Adından da anlaşılacağı üzere buraya yurdun en tembel, en miskin insanları takılırmış. İşte burada iki miskin kendilerine iki sandalye bulup oturuyorlarmış. Gel zaman git zaman havalar gittikçe soğumaya başlamış. Tekkeninde penceresi açık ama kimsenin ayağa kalkıp pencereyi kapatmaya mecali yok.

Birinci miskin: Yahu havalar iyice soğudu, şu pencereyi kapatmak lazım.

İkinci miskin: Doğru söylüyorsun mirim, kapatmak lazım.

Aradan saatler geçer, haftalar geçer, hatta ay geçer, yine aynı diyalog aralarında sürer gider. Sonunda birinci miskin daha fazla dayanamaz bütün gücünü toplayıp karşı pencereye ulaşır, camı kapatır ve hemen oracıktaki bir iskemleye kendini bırakır. Sonra öteki miskin arkadaşına şunları der: Ya mirim gördün mü, insanoğlu kuş misali.

Dün neredeydim, bugün neredeyim.

Hakkında Hayırlısı Böyleymiş​

Bu deyim daha çok değer verilmeyen birinin başına gelen felaketi birazda alay ederek- hafife almak için kullanılıyor.

Hikaye şöyle;

Bir zamanlar Üç kişilik bir hırsız gurubu varmış. Bunlar her gittiği yeri soyup soğana çevirmekte yurt çapında ustalaşmış, namı almış yürümüş kişilermiş.

Aralarından biri şefmiş. Şef oldukça sert mizaçlı, acımasız biriymiş. Bir gece konağın birini soyuyorlarmış, çatıdan salona iç sallandırmışlar, biri topladığı eşyaları iple tırmanarak çatıdaki şefe veriyor, şef; bunları dışarıda gözcülük yapan diğer hırsıza ulaştırıyormuş. İçerdeki hırsız salonda som altından bir şamdan görmüş, iple çatıya çıkarken, şefim bu şamdan benim ona göre demiş. Şef bu lafa bir hayli sinirlenip ipi kesmiş, adam kafa üstü yere çakılıp ölmüş. Konaktan yürütebildikleri ile birlikte öteki hırsızla hızla uzaklaşırlarken adam ölen arkadaşı ile ilgili bütün cesaretini toplayıp; Zühtü de iyi adamdı be şefim Şef sert bir bakış fırlattıktan sonra gür sesiyle bağırmış: Sus ulan! Hakkında hayırlısı böyleymiş.

21. Bize de mi lo lo!

Başkalarının hakkını yiyiyorsun, yamuk yapıyorsun, bari bize yapma manasında.

Bir gün adamın biri pazarcıyla bir sebepten münakaşaya başlamış ve kahramanımız sonunda kendini tutamayarak pazarcıya okkalı bir küfür savurmuş. E tabi pazarcıda arkadaşı mahkemeye vermiş. Adam ettiğine bin pişman, pazarcıdan özür üstüne özür diliyor ama pazarcı yumuşamıyor. Adam ümitsiz durumu bir arkadaşına anlatmış. Mahkemelerde itibarım iki paralık olacak diye hayıflanmış. Arkadaşı: Ben seni bu dertten kurtarırım ama on altın isterim Adam çaresiz kabul etmiş. Ne yapmam lazım söyle, ben bu davadan yırtayım on altının lafı olmaz demiş. Arkadaşı: Mahkemeye çıktığında hiç konuşma, sadece lo lo lo de.

Hakim seni dilsiz sanınca davada kendiliğinden düşer

Duruşma günü gelmiş arkadaşının dediğini yapınca beraat etmiş, sevinç içinde eve dönerken arkadaşı çevirmiş yolunu: Hani bizin on altın? adam rolüne kendisini o kadar kaptırmış ki lo lo diye cevap vermiş. Arkadaşı da, Ulan demiş, bize de mi lo lo!

22. Pabucu Dama Atılmak

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkarların bağlı bulunduğu teşkilat, ticaretin yanında sosyal hayatı da düzene sokuyordu. Kusurlu malın, malzemeden çalmanın ve kalitesiz işin önüne geçmek için de ilginç bir önlem alınmıştı. Bir ayakkabı aldınız veya tamir ettirdiniz diyelim. Ama kusurlu çıktı. Böyle durumlarda heyet şikayeti ve sanatkarı dinliyor. Eğer şikayet eden gerçekten haklıysa, o ayakkabıların bedeli şikayetçiye ödeniyordu. Ayakkabılar da ibret-i alem olsun diye ayakkabıyı imal edenin çatısına atılıyordu. Gelen geçen de buna bakıp kimin iyi, kimin kötü ayakkabı tamir ettiğini biliyordu. Böylece pabuçları dama atılan ayakkabıcı maddi kazançtan da oluyor ve gerçekten pabucu dama atılmış oluyordu.

23. Ağzından Baklayı Çıkarmak​

Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine yakıştırılan küfür bazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış, adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih etmiş:

-Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür etmeme isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin
altına yerleştirirsin. Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye başlar. Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır. Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak,

– Şeyh efendi, biraz durur musun? Deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünür ve,

– Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz…

Şeyh içinden “lahavle” çekse de denileni yapmamak tarikat adabına mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta, bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü kez açılır ve kız seslenir:
– Gidebilirsiniz artık!..
Şeyh efendi merak eder ve sorar:
– İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin?
– Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu. Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi,
– Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı..

24. Ağzına Tükürmek

Vaktiyle, saçma sapan şiirler yazan bir şair, Molla Camii’nin meclisinde,

-Üstat, demiş, dün gece rüyamda şiirler yazıyordum ki Hızır aleyhisselamı gördüm. Mubarek ağzını tükürüğünden bir parça benim ağzıma tühledi.

Molla cami adamın şiirlerinde keramet sezilmesi için böyle söylediğini ve güya Hızırın feyiz verici nefesine mas har olduğuna dair yalancı şöhret peşinde koştuğunu anlayıp cevabı yapıştırmış:

– Be ahmak, öyle değil. Bence Hızır aleyhisselam bu şiirleri senin yazdığını görünce yüzüne tükürmek istemiş, ama o sırada ağzın açık olduğundan, tükürük suratına geleceği yerde ağzına girmiş!.. ​

25. Gemileri Yakmak​

Gemiyle işgale gittikleri bir yerde ordusu rakibin gücü karşısında korku duymaya başlayınca Sezar askerlerini yüksek bir tepeye çıkartır ve aşağıda kalan bir kaç askere gemileri ateşe vermeleri emrini verir. Geldikleri gemiler gözlerinin ününde çıtır çıtır yanan ordu şok geçirmiştir. sezar gördüğünüz gibi gemileri yaktık artık dönüş yok ya bu savaşı kazanırsınız ya da hepimiz burada ölürüz şeklinde bir konuşma yapar. savaş sezarın ordularının ezici zaferiyle sonuçlanır.

26. Ateş Pahası​

Bir gün Kanuni Sultan Süleyman mütevazı sayıda bir maiyetle Istranca Ormanları’na doğru avlanmaya çıkmıştı ki, kendisini gören bir adam “Uğurlar olsun Sultanım!” diyerek yarenlikte bulundu. Fakat avcılık töresince bu söylem kişiye uğursuzluk getirirdi. Söylenmesi gerekense “rastgele” cümlesiydi. Padişah ve maiyeti bu uğursuzluğu kırmak için yedi adım geriye gittikten sonra yollarına devam ettiler. Tam ormana varılmış bir yavru ceylanın ardınca koşturulmaya başlanmıştı ki gök gürledi ve bulutlar sağanaklar halinde yükünü boşaltmaya koyuldu. Herkes ne yapacağını bilmez bir halde, civarda kandili parlayan bir kulübeye koşup sığındılar. Islaktılar. Üşümüşlerdi. Konuksever kulübeci, onca insanı bir başına ısıtmak için yakacak neyi var neyi yoksa yaktı.

Nihayette av erbabının üstleri kurumuş, içleri ısınmıştı. Ve birkaç saat kadarlık bir süre içinde yağmur tamamen dinmiş, misafirlere yol görünmüştü. Ve lala, kulübecinin yanına gelip, teşekkürlerini bildirdikten sonra yakılan ateşin pahasını sordu. Adam: “Bin altın efendim” dedi. Lala “Bre! yaktığın odunlar bir altın bile etmezken niçin böyle densüzlük eyler de pahalı bir fiyat söylersin” diyerek adama çıkışınca adam “Doğrusu odunların pahası dediğiniz gibi bir altın bile etmez. Fakat bu sağanak altında, bu dağ başında bir sığınak bulmak ve binbir zahmetle yakılmış bir ateşin karşısına geçip ısınmak gerçekten çok pahalı bir şey. Ben sizden odun değil ateş pahasını istedim” dedi.​

27. Mürekkep Yalamak

Uzun yıllar tahsil görmüş, ilim öğrenmiş kişiler hakkında “mürekkep yalamış” denir. Bu deyim bize matbaadan evvelki zamanların elyazması kitapları ve hattatları, yahut müstensihlerin yadigarıdır.

El yazması kitapların sayfaları hazırlanırken pürüzleri kaybolsun ve kalemin kayganlığı sağlanssın diye parşömenlerin üzeri aher denilen bir tür sıvı ile cilalanır ardın da mühürlenirmiş. Aher, yumurt akı ve nişasta ile hazırlanan muhallebi kıvamında bir hamule olup kağıt üzerinde bir tabaka oluşturur. Kitap kurtlarının pek sevdiği aher, aslında suyu görünce hemen erir. Aherlerin bu özelliğinden dolayı eski zmanların hattatları yahut kopya usulü kitap çoğaltan zenaatkarları (müstensihler), bir hata yaptıkları vakit onu silmek için (mürekkep silgisi henüz icad edilmemiştir) serçe parmaklarının ucunu ağızlarında ıslatıp hatalı harf veya kelimenin üzerine sürerler, böylece zemindeki aher dağılır ve aherle birlikte hata da kendiliğinden kaybolup gidermiş. Bazen bütün bir cümlenin silinmesi gerektiğinde aynı işlemitekrarlamak gerekir, hattatın serçe parmağına gelen mürekkep ister istemez diline geçer, böylece hattat mürekkebi yalamış olur.
Mürekkep bezir isinden hazırlandığı için suda çözülmesi tabidir. Bu yüzden el yazması eserler asla su ve türevleri ile temas ettirilmez. Ancak kitap henüz yazılma aşamasındayken mürekkebin bu özelliği hattatların işine yarar, gerek divitlerin ucunda kalan mürekkep lekelerini gidermek ve temizlemek, gerekse sayfaya küçük bir tırfil yahut imla koymak için diviti tekrar mürekkebe bandırarak israf etmek yerine ucunu dillerine değdirir ve oradaki mürekkebin çözülüp kullanılmasını sağlarlarmış. Bu durumda da dillerinin mürekkep olması, yani mürekkebi yalamış olmaları kaçınılmazdır. Bu durumda da dillerinin mürekkep olması, yani mürekkebi yalamış olmaları kaçınılmazdır. Sonuçta eskiler, bir insanın yaladığı mürekkep miktarca ilminin ziyadeleştiğini varsayarlar ve okuma yazma bilenlerin pek az olduğu çağlarda azıcık da olsa mürekkep yalamış olmayı toplum içinde saygı alameti olarak alırlarmış.

28. Kazan Kaldırmak

İsyan etmek anlamında kullanılan bir deyimdir.

Yeniçerilerin her ortasının matbahı ve aşçısı ve aşçı ustası vardı; ve her orta kendi yemeğini kendi arzusuna göre ayrı ayrı pişirirdi; bunun için orta efradı kendi yevmiyelerinden her hafta kumanya parası olarak levazım heyetine bir para verir ve bu para ile bir haftalık yemek ihtiyacı temin edilirdi; hükümet bunların iaşeleriyle uğraşmazdı; yalnız yeniçerilere verilecek etin fiyatı muayyen olup et fiyatı ne kadar yüksek olursa olsun yeniçerilere o fiyattan fazlaya verilmezdi. fakat hükümet bu miktardan fazlasının parasını zarar-ı lahim ismiyle hazineden kasaplara öderdi. yeniçerilerin yemekleri her ortanın matbahında pişerdi; yemek pişen kazan oda halkı tarafından mukaddes addolunurdu. Bir isyan vukuunda bu kazanlar meydanlara çıkarılırdı ki buna tarihlerde kazan kaldırma denilmektedir. ​

29. Püf Noktası​

Ahi Evran zamanında ( Usta – Çırak müessesesi de diyebiliriz) , çırak ustasından onay ( icazet ) alır ve ancak o zaman ayrılıp kendi dükkânını açabilir. Orta Anadolu’ da bir camcı ustası vardır. Ahilik yapar. Zamanı gelen eski çıraklarına ” sen oldun ” der ve el verir, uğurlar. Böylece eski çırak artık yeni bir usta olmuştur. Günlerden bir gün çıraklardan birisi ustanın el vermesini bekleyemez. Ayrılacağını, onay ve el vermesini ister. Ustası da daha olmadığı nedeniyle veremeyeceğini söyler. Çırak nesinin olmadığını sorar;

– ” İşin en önemli kısmını, yani püf noktasını bilmiyorsun. ” der. Çırak dinlemez, başka bir şehre gider ve dükkan açar. Dikiş tutturamaz. Yaptığı bütün cam işleri, biblolar, her şey bir müddet sonra çatlamaktadır. Esnaf ve halk tarafından ayıplanan çırak, bir yıl sonra iflas etmiş olarak ustasının yanına döner. Elini öper, ben ettim sen etme der. Ustası da olana kadar yanında çalışması gerektiğini söyler. Sonunda bir gün usta çırağına müjdeyi verir. Olduğunu, gidebileceğini, el vereceğini söyler. Ayrılmadan önce ustası onu karanlık odaya sokar. İzin almadan girilmediği üzere daha önce buraya hiç girmemiştir. Yeni bitmiş, sıcak ürünler odanın bir kenarında durmaktadır. Tavanda bir yerde, toplu iğne deliği kadar büyüklükte bir güneş ışığı huzmesi vardır. Usta sıcak bir parça alır, ışığa tutar, evirir çevirir. Bakar ki camın bir yerinde gözle görülemeyecek kadar küçük bir hava kabarcığı vardır. Püf yaparak üfler ve kabarcık kaybolur. Parçayı çırağa uzatır, ayrı koymasını, soğumaya bırakmasını söyler. Daha sonra çırak üflemeye başlar. Nasıl üfleneceğini, neresinin püfleneceğini iyice öğrenir. Ve anlar ki, çatlamaya bu küçük kabarcıklar neden olmaktadır. Daha sonra helâlleşirler ve püf noktasının önemini kavramış çiçeği burnunda usta yoluna devam eder. her işin ve her şeyin bir püf noktası vardır.

30. Akla Karayı Seçmek

(Bir işin üstesinden gelene kadar çok zorluk çekmek, güçlükle başarmak)
Dinimize göre, sabah namazının kılınma vakti, güneş doğuncaya kadar geçerlidir. Ortalık ağarmaya başlayıp da ak iplik ile kara iplik birbirinden seçilinceye kadar sabah namazı kılma süresi devam eder. Ağır hastalar bütün gece sancı ve ızdırap içinde kıvranarak uyuyamadıklarından, sabahı zor ederler.​

31. İpe Un Sermek

(İstenilen işi yapmamak için çeşitli bahaneler uydurmak, güç koşullar öne sürmek, güçlük çıkarmak anlamında bir deyim.)
Nasreddin Hocanın, aldığını bir türlü geri vermeyen ya da kırık dökük, delik, kopuk, sakat olarak geri getiren bir komşusu Hocadan bir gün urgan ister. Hoca da Bizim hanım biraz evvel urganın üzerine un serdi, veremeyiz. Der. Komşusu güler;Aman hocam, hiç urgan üstüne un durur mu, ipe un serilir mi? diye sorunca, Hoca cevabı yapıştırır. Neden serilmesin. Vermeye gönlüm olmayınca, ipe un da serilir elbet.

32. Pabucu Dama Atılmak

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkarların bağlı bulunduğu teşkilat, ticaretin yanında sosyal hayatı da düzene sokuyordu. Kusurlu malın, malzemeden çalmanın ve kalitesiz işin önüne geçmek için de ilginç bir önlem alınmıştı. Bir ayakkabı aldınız veya tamir ettirdiniz diyelim. Ama kusurlu çıktı. Böyle durumlarda heyet şikayeti ve sanatkarı dinliyor. Eğer şikayet eden gerçekten haklıysa, o ayakkabıların bedeli şikayetçiye ödeniyordu. Ayakkabılar da ibret-i alem olsun diye ayakkabıyı imal edenin çatısına atılıyordu. Gelen geçen de buna bakıp kimin iyi, kimin kötü ayakkabı tamir ettiğini biliyordu. Böylece pabuçları dama atılan ayakkabıcı maddi kazançtan da oluyor ve gerçekten pabucu dama atılmış oluyordu. ​

33. Dimyat’a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak

Dimyat Mısır’da Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu’ya getirilirmiş. Dimyat’a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz’de korsanlar tarafından soyulmuş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar. Binbir zorluk içinde İstanbul’a dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmiş. İstanbul’dan kalkmış memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdaları da bulgur tüccarlarına sattığından kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.​

34. Avucunu Yala

“Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın” anlamında kullanılan bir deyimdir. Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır. Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.

35. Çam Devirmek, Pot Kırmak

Başkalarını kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme anlamında bir deyimdir. Zengin bir adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm bahçeli, büyük bir köşkü varmış. Adam bu bahçenin bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş. Eski binalar hep ahşap yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde getirtmiş ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş. Bu tomrukların içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş. Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı”ndaki konağında oturan zengin adam bir sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf bekçisine emir vermiş:​

-Bir hızarcı bul, bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas yaptır demiş.

Saf uşak da efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları yerine, köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa kestirip devirmiş. Bu akılsız uşağın adı, çam deviren uşak kalmış.​

36. Ana Gibi Yar Bağdat Gibi Diyar Olmaz

Dilimizdeki Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz. sözünün aslı muhtemelen Ane gibi yar; Bağdat gibi diyar olmaz. şeklindedir. Çünkü sözün aslındaki Anne kelimesi Bağdat yakınlarındaki sarp bir uçurumun kuşattığı dik bir geçidin adıdır. Bağdat gibi(güzel) şehir Ane gibi de (sarpama manzaralı)yar(uçurum) olmaz demeye gelir. Ancak siz Bağdat’ın Osmanlı Türk’ü için önemine bakınız ki oradaki Aneyi anne yapıvermiş. Tıpkı Yanlış hesap Bağdattan döner. sözüyle Bağdatın eskiden beri bir ilim merkezi olduğunun altının çizilmesi gibi.

37. İki Dirhem Bir Çekirdek

Giyim kuşamına özen göstermiş şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık iki dirhem bir çekirdek sözü kullanılır. Bu yakıştırma ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmadır.Belki biliyorsunuz bir okka bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar.Okkanın dört yüzde birine dirhem adı verilir (Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.). Dirhem daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür.Ancak sarraflar dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar. Buna çekirdek denir ki toplam 5 santigram karşılığıdır.​

Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını toplam iki dirhem bir çekirdek ağırlığa sahiptir. Bu durumda süslenmiş kimselere iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki bizce pek zarif bir nüktedir.

38. Güme Gitmek

Zamanında yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana kapatırlarken “Hoooopp gümm!” şeklinde nara atarlarmış. Ancak aynı “kurunun yanında yaş da yanar” atasözünde olduğu gibi bazen zindana atılanlar arasında suçu olmayanlar yani masum kişiler de bulunurmuş. İşte halk suçsuz bir vatandaşın zindana atıldığında günahsız yere hapse götürülüyor anlamında “Adamcağız güme gitti, yazık oldu.” demiş.

39. Devlet Kuşu Konmak

Bir rivayete göre, vaktiyle İran”da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan, adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur, kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.​

Gerçi tarihte, gerek İsa”dan önce İran”da yaşayan Medler ve Persler, gerek İsa”dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir yolla hükümdar seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması, mantığa da uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler için, “başına devlet kuşu kondu” denmesi, yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür.

40. Çizmeden Yukarı Çıkmak

Bilmediği işe, yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyimdir. 19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris”te bir resim sergisi açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sormuş.

Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.

-Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.​

-Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?​

-Ben kunduracıyım, çizme dikerim. deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe dayanamayan ressam,

-Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!

41. Kozunu Paylaşmak

Koz ceviz manasına gelir.Eskiden Kastamonu’nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı.Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı.Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı.Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı. Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için “Benim oğlan, kozunu paylaşacak çağa geldi.” derdi.​

42. Foyası Meydana Çıkmak

Kuyumcular yaptıkları yüzük küpe gerdanlık gibi ziynet eşyalarının üzerine mücevherin ışığı daha iyi yansıtması ve parlaklığının artması için FOYA adı verilen bir madde sürerler.Zamanla sürülen bu foya dökülür.Bu duruma foyası çıkmış denilir. Halk arasında yalan söyleyen sahtekarlık yapan kişilerin yalanları ortaya çıktığında “foyası meydana çıktı” şeklinde benzetme yapılır.

43. Afyonu Patlamak

Eski tiryakiler, ramazanda afyonu macun haline getirir ve mercimek büyüklüğünde toplar yapıp her sahurda iki üç tane yutarlarmış.ancak her bir macunu da bir, iki, üç kat kağıtlara sarmayı da ihmal etmezlermiş. Böylece kağıt mide öz suyunda macun midede dağılır ve birkaç saatliğine keyif devam edermiş.tabii iki kat kağıda sarılan macun da onu takiben kana karışınca tiryaki iftara kadar rahat etmiş oluverir. Ancak bu plan yolunda gitmediği, Afyonun kağıdının zor parelenmediği yahut kana karışması geciktiği durumlarda tiryaki krizlere girer ve dış dünyadan adeta kopar. Afyonu patlayıp kana karışıncaya kadar farklı tepkiler verir.

Konuşulan veya yapılan şeye uygun karşılık verilmeyen, anlama ve algılamada geciken durumlarda “Daha afyonu patlamadı galiba! gibi cümleler söylenmesi bundandır.

44. Burnundan Fitil Fitil Getirmek

Nankörlük, haramzadelik ve ihanet hallerinde beddua manasıyla kullandığımız bu deyimdeki fitil (fetil) kelimesinin eskiden kullanılan 4 anlamı vardır:

1. Lamba fitili
2. Ovalamakla deriden çıkarılan yuvarlak kir
3. Yaraya konulan pamuk
4. Örgü ​

Bu anlamların hemen hiç biri yukarıdaki deyime tam uygun gözükmüyor. En sondaki örgü anlamı biraz eski işkence tarzlarını hatırlatıyor(yer yer düğüm atılmış olan bir yumak ipliğin ucunu suçlunun burnundan ağzına sarkıtıp bir ileri bir geri sararak işkence yapıldığını Evliya Çelebi yazar ve dolayısıyla bir beddua elverişli görünüyorsa da deyimde geçen fitil kelimesi bir ağırlık ölçü birimi olarak bambaşka bir anlam taşır. Dirhemin dörtte birine denk, dengin dörtte birine kırat, kıratın dörtte birine fitil denir. Bu durumda fitil dirhemin kesirlerinden biri olarak muhtemelen bir damla kan ağırlığında olmalıdır ki hakkı yenilen kişinin hakkı, eylediği beddua gereği zalimin burnundan damla damla (fitil fitil) gelebilsin.

45. Karamanın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu

Olağan görünen bir işin altından başka şeyler çıkabilir.

Karamanoğullarıyla, Osmanlı Devletinin kıyasıya savaşa tutuştuğu yıllarda, Karaman halkı savaşlardan çok çekmiş; ezilmişler, evleri, barkları, malları çok zarar görmüş. O devrin uluları toplanıp, “Bu kardeş kavgasını tatlılığa bağlıyalım” diye kurultay kurmuşlar. Karaman Beyi ile Osmanlı Beyi’ni Konya’ya çağırmışlar, her iki tarafın şikayetini dinlemişler. Sözü tatlıya getirip, her iki beye de, bir daha savaş yapmamaları için yemin ettirmişler. ​
Karaman Beyi yemin ederken, elini koynunua götürerek: “Bu can burada kaldıkça, Osmanlı’yı kardeş bilip, kılıç çekmeyeceğime söz veriyorum” demiş. Fakat kurultaydan çıkan Karaman Beyi, kaftanının altından bir kuş çıkarıp salıvermiş ve “İşte can çıktı söz bitti” demiş. Karaman Bey’inin koynundan kuş çıkarıp salıvermesinden sonra bu darb-ı mesel halk arasında yayılmıştır.

46. Eli Kulağında​

Gerçekleşmesi pek yakın olan işler hakkında (Henüz olmadı ama) eli kulağında deriz. Bu deyimin kaynağı Asr-ı Saadette Bilal-i Habeşiye kadar uzanır. İslamiyet yayılmaya başlayıp da müslümanların sayısı artınca, namaz için onları biraraya toplamak üzere ezan okunması kararlaştırılmış ve sesi güzel olduğu için Habşistanlı eski köle Hz. Bilal, bu vazifeye seçilmişti. Ne var ki Medine’de nmüşrikler ve diğer dinlere mensup olanlardan bazı tahammülsüz insanlar, ezan okunurken sesi duyulmasın diye gürültü yapmaya, çocukları toplayıp Bilal-i Habeşi ile alay etmeye başlamışlardı. Bunun üzerine Hz. Bilal, ellerini kulaklarına tıkayarak ezan okumaya başladı biilahare müezzinler ellerini kulaklarına tıkamyı bir tür Bilal-i Habeşi sünneti gibi gördüler ve ezanı öyle okudular.

Eskiden birisi yakındakine,​
– Ezan okundu mu, dediğinde, eğer vakit çok yakın ise,
– Okunmadı ama (müezzinin) eli kulağında; dermiş.

47. İşi İnada Bindirmek

Adamın biri hayatında hiç namaz kılmamış bunu bilen bir arkadaşıda yahu şu mübarek ramazan bari bir-iki rekat namaz kıl demiş o da tamam tamam kılarız iki rekat deyip akşam teravih namazına gitmiş teravih başlamış bir-iki-dört derken namaz devam ediyor bir camdan kafasını uzatıp cami önünde bekleyen oğluna, evlat sen eve git bu iş inada bindi demiş.​

48. Boru Değil Bu

Eskiden askeri okullarda nerdeyse bütün işler borunun verdiği sese göre yapılır.Öğrenciler bu boru sesine göre hareket ederlermiş. Kalk borusu,yat borusu ,karavana,paydos,derse gir,dersten çık ,istirahat v.s, bir çok boru sesi. Hikayenin geçtiği askeri lisede o gün ,sınıf kıdemlisi öğrenci, sınıfa dalar.
-Çocuklar size havadisim var! Duydunuzmu? diyerek bağırır. Diğer öğrenciler de Duymadık! Ne ise borusu çalar biz de duyarız demişler.

Kıdemli öğrencide

-Çocuklar! bu boru değil .Yarın yeni padişah tahta çıkıyor.Şenlikler var. Sınıf komutanın özel emri var. Bütün dersler paydos demiş.​

Diğer öğrencilerde çok sevinirler bu işe.​

O günden sonra o okul ve diğer okullarda öğrenciler aralarında konuşmaya başlamadan önce,

-Dinle ! Bu boru değil .Anlatacaklarım çok önemli … diyerek lafa başlarlarmış​

Yanlış hesap, Bağdattan döner.​

İstanbul kapalı çarşıya kervanlar gelir.Tüccarların siparişleri kumaş,kürk,baharat neyse dağıtılır.Daha sonra tüccarlardan paraları tahsil edilirmiş.

Yine bir alış veriş sonrasında, tüccarın biri hesap yaparken dört işlem hilleri ile kervancıyı 400-500 altın içerde bırakır.

Hesaptaki yanlışlığı anlayamayan kervancı Bağdat Hicaz ve Mısıra seferine çıkar.

Tüccarda, şimdi bu Mısırdan altı-yedi ayda zor döner.bende bu parayı işletirim. diye düşünür.

Kervancı yol uzun ,zaman bol bütün hesapları tekrar tekrar inceler.

Tüccarın yaptığı hileyi anlar.Kervan Bağdata girmek üzereyken,kervanı oğlu ve güvendiği bir kişiye emnet eder,

-Siz beni Bağdatta bekleyin. der.

İyi bir Arap atı alıp dört nala İstanbula dönmeye başlar. ​

Yolda, bu adam bu parayı hemen öyle vermez diye düşünüp bir plan kurar.İstanbuldaki dostlarında plan için yardım ister.

Ertesi gün tüccarın dükkanına iki kadın gelir.

Tüccara ,

-Sorup soruşturduk bu civarda en dürüst ,en güvenilir kişi sizmişsiniz.Biz Hicaza gideceğiz.Size bu iki çantayı emanet etmek istiyoruz.derler.​
Çantaları açıp tüccara gösterirler.Çantaların için inci.altın,pırlanta envayi çeşit müccevher.​

-Olurda gelemezsek bunlar size helali hoş olsun.bize bir dua okutur,belki bir hayrat yaptırırsın.derler.​

Bunları duyan tüccar sevinçten uçar.Kadınları hürmet ,ziyafet. Bu sırada kervancı içeri girer, Bunu gören tüccar ,daha kervancı lafa başlamadan , -Yahu hoşgeldin.bizim hesapta bir yanlışlık olmuş .paralarını ayırdım.Çocuklarada tenbihledim,eğer ölürsem kervancının parasının mutlaka verin.Ben kul hakkı yemem kardeşim. der.​ Parayı hemen verir. Bu sırada kadınlar, Biz bu sene gitmekten vazgeçtik .Kısmetse seneye !.deyip dükkan çıkarlar.​

Oyuna geldiğini anlayan tüccar ,kervancıının peşinden koşup ,
-hani sen mısıra gidecektin .yaktın beni! diye bağırır.
Atına binen kervancı,
-yanlış hesap adamı Bağdattan dödürür.der ve yoluna gider.
Mürekkep yalamak
Eskiden mürekkeplerin içinde bezir isi denilen bir madde bulunur.Yazarken yapılan yanlışlıklar ancak yalamak yoluyla giderilirmiş.
Okuma-yazma bilen kişiler az olduğundan ,bir,iki satır yazacak kişiler el üstünde tutulur.Mürekkep yalayanlar üstün sayılırmış.

49. Asayiş berkemal

Sultan Abdülazizin son yıllarında Musul ve Bağdat gibi illerde toplum içi anarşik olaylar artar.Irak ve çevresinde yabancı devletlerinde etkisi ile iyice asayiş bozulur. Durumları İstanbuldan gizlemeye çalışan devrin yetkilileri, Vilayet gazetesine her baskısında şu şekil manşet atarlardı:

Saye-i asayiş vaye-i padişahide ,vilayetin her bir tarafında emn-ü asayiş berkemaldir..

Padişahın şahane idaresi altında,vilayetimizin her tarafında asayiş ve huzur hakimdir.

Yine büyük olaylardan sonra ertesi gün aynı manşet verilince , Bölgenin ünlü şairlerinden Kerküklü Şeyh Rıza Efendi dayanamayıp Aşağıdaki beyti yazıp gazeteye gönderir.

Katl ü nehb-i eşkiyadan millet oldu payimal,
Emn-ü asayiş yine,elhamdülillah berkemal!!

Eşkıyanın cinayet ve yağması yüzünden millet ayaklar altında kaldı ama,
Allaha şükür asayiş yinede sağlanmış durumda.

50. Aklım kesiyor

Ünlü bir hekim olan İbni Sina aynı zamanda matematik konusunda deha seviyesindeymiş. Babası onu çocukken matematik konusunda hassas eğitim veren bir okula gönderir.Ancak İbni Sina cebir,geometri bir türlü beceremez,okuldan kaçar.Babasından korktuğundan ,eve dönmez bir kervana katılır. Kervanbaşı en küçük yaştaki İbni Sinayı su alması için bir kuyuya gönderir. Sapına ip bağlı kovayı kuyudan çekerken,ipin sürtündüğü taşı kestiğini görür.
Ve kendine sorar: bu ip taşı nasıl keser?
Biraz daha düşünür:ip çok uzun zamandır,bu taşa sürtünüyor.ve aynı yere sürekli sürtüne sürtüne demekki taşı kesebiliyor.
Madem ip bile taş kesiyor,benim aklım niye cebiri kesmesin? der.
Okuluna döner ve bildiğimiz tıp dehası İbni Sina olur.

51. Balık kavağa çıkınca

Eski İstanbul şimdiye göre tam anlamıyla balık ve balıkçı şehiriymiş.
Tutulan balıkların satılması Yemiş iskelesi ve Balık pazarından başlayan ve bu merkezlerin etrafında mahalle mahalle büyüyen pazarlarda yapılırmış.
Balığın çok fazla çıktığı günlerde ise,
Tophaneden Rumeli Kavağına ve Üsküdar’dan Anadolu Kavağına kadar her yere çeşitli vasıtalarla götürülüp satılırmış.
Fiyat kırmak isteyen yada çok düşük fiyata almak isteyen müşterilerinede balıkçılar,
-Oooo! O fiyatı ancak balığı kavağa çıkardığımızda satarız biz.derlermiş.

Kaynak: Maxicep – Ünimetre

Samsun Devlet Opera ve Balesi, J.Sebestian Bach’ın müzikleri eşliğinde “Konçerto ve Bach Alla Turca” adlı bale gösterilerini sahneye taşıyor.

devlet-opera-balesi

Marco Cantalupo ile Katarzyna Gdaniec tarafından sahneye konulan, libretto ve koreografisi hazırlanan gösteri iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm olan Konçerto’da; J.S.Bach’ın klavsen eserinin eşliğinde heybetli bir masanın üstünde, altında ve etrafında dört kişilik bir grup tarafından oynanan, vücutların gerginliği ve hareketliliğinin girdabının ortasındaki tek bir sabit noktayı temsil eden bir toplantı yansıtılıyor. Dört karakter arasında oluşan karmaşık ilişkisel değişim, Bach’ın tempolarına göre ritimleniyor: hızlanan enerji ve yürek parçalayan tutkulu ilişkiler patlamasına karışarak, bazen amansız ve hızlı bazen yavaş ve rahat. Bir ebedi çekişme, ayrıklık ve karşıtlık alegorisi gibi, dört karakter tükenene kadar, son notaya kadar, karşılıklı uzlaşma ve ortak görüşü elde edene kadar savaşıyorlar.

İkinci bölüm Bach Alla Turca ise; Anjelika Akbar’ın Bach’ın müziğini piyano ve oryantal perküsyonlarla bir araya getirerek Bach A L’Orientale’de yaptığı düzenlemeler ile Mehmet Balkan’ın Bach’dan ve Bach A L’Orientale’den ilham alarak hayat verdiği koreografiden oluşuyor. Bach Alla Turca, kadın erkek ilişkilerinin soyut formda ve dansla anlatıldığı bir modern dans niteliğini taşıyor.

Bu iki güzel gösteri, 28 Şubat ve 14 Mart saat 20:00’de Büyük Salon’da sahnelenecek.

Kaynak: Seç Haber

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), Pelin Halkacı Akın’ın solistliğinde “BİFO ile Barok Zamanı” konseriyle bu akşam Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da İstanbullulara klasik müzik ziyafeti sunacak.

borusan-istanbul-flarmoni-orkestrasi

Vivaldi: Dört Mevsim, No. 1–4, Op. 8
Gabrieli: 13. Sonat
Telemann: Yaylılar ve Sürekli bas için Sol Majör Konçerto Grosso, TWV 52:G1
Bach J.S.: 3. No.lu Orkestra Süiti’nden “Air on G-string”
Lully: Le Bourgeois gentilhomme, LWV 43; 4. Perde 4, 5. Sahneden: “March pour la cérémonie Turcs”
Pergolesi: L’Olympiade Uvertürü
Händel: Music for the Royal Fireworks

BİFO, konzertmeister’ı Pelin Halkacı Akın’ın solistliği ile muhteşem bir barok akşamında kışın soğuğunu üzerinizden alacak. BİFO izleyicisinin başarılı çalışmalarını yakından takip ettiği Akın, solistliğinin yanı sıra eğitmen olarak da oldukça yoğun bir programa sahip. Sanatçı, Türkiye’deki tüm genç müzisyenlere örnek olacak şekilde, ülke çapındaki konser salonlarında parlak kariyerini zirveye taşımaya devam ediyor. Claudio Abbado, Seiji Ozawa, Pierre Boulez, Semyon Bychkov ve Daniele Gatti gibi ünlü orkestra şefleriyle çalışarak Avrupa’nın önde gelen konser salonlarında gerek orkestra ile gerekse solo konserler vermiş olan Akın, 2011 yılında Yolculuk adlı albümünü kaydetti. Bu albümünde de, dünya çapında eğitmen olarak katıldığı ustalık sınıfları ve solo konserlerinde de yalnızca yabancı bestecilerin değil, Türk bestecilerin yapıtlarına da büyük önem vererek çok önemli bir görevi üstlenen sanatçı, tüm klasikseverler ve tüm zamanlar için özlenen barok dönem yapıtlarından oluşan bir program sunacak.

Kaynak: Seç Haber

Dünyanın en prestijli ödülleri olarak kabul edilen Oscar’lar 87. kez sahiplerini buldu. Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. İşte 2015 yılı Oscar ödülüne layık görülen filmler ve oyuncular…

87.nobel

Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. Harris, müzikal performansı ve esprileriyle salonda büyük beğeni topladı. California eyaletine bağlı Los Angeles kentindeki, Hollywood Kodak Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle, 2015 yılı Oscar’ları 87. kez sahiplerini buldu.

87. OSCAR ÖDÜL TÖRENİ’NE DAMGA VURAN KONUŞMA

Törene “En İyi Yardıcı Kadın Oyuncu” kategorisindeki ödülü alan Patricia Arquette’nin konuşması damga vurdu. “Amerika’da kadınların eşit haklara sahip olmasının vakti geldi” diyen Arquette’ye en büyük destek aynı kategoride yarıştığı Meryl Steep’ten geldi.

KIRMIZI HALIDA ŞIKLIK YARIŞI

Alınan ödüllerin yanı sıra kırmızı halıda her zaman olduğu gibi göz kamaştırıcı bir şıklık yarışı vardı. Emma Stone, Elie Saab imzalı elbisesiyle gecenin en çok beğenilen isimlerinden biri oldu. Gri’nin Elli Tonu’nun yıldızı Dakota Johnson ise kırmızı Saint Laurent tuvaletiyle tüm övgüleri topladı.

28018608

 

EN İYİ FİLM

(Birdman)

28018609

EN İYİ YÖNETMEN

Alejandro G. Inarrutu (Birdman)

Julianne Moore

EN İYİ KADIN OYUNCU

Julianne Moore (Still Alice)

Eddie Redmayne

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

Birdman

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Birdman (Alejandro G. Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Jr. & Armando Bo)

Graham Moore

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

The Imitation Game (Graham Moore)

Simmons

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

J.K. Simmons (Whiplash)

Patricia Arquette

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Patricia Arquette (Boyhood)

EN İYİ ORJİNAL FİLM MÜZİĞİ

Glory, “Selma” (John Stephens and Lonnie Lynn)

EN İYİ ORJİNAL ŞARKI

The Grand Budapest Hotel (Alexandre Desplat)

Big Hero

EN İYİ ANİMASYON

Big Hero 6

Ida

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM

Ida (POLONYA)

CitizenFour

EN İYİ BELGESEL

CitizenFour

The Phone Call

EN İYİ KISA FİLM

The Phone Call (Mat Kirkby, James Lucas)

EN İYİ KISA BELGESEL

Crisis Hotline: Veterans Press 1 (Ellen Goosenberg Kent ve Dana Perry)

EN İYİ KISA ANİMASYON

Feast

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ

Birdman (Emmanuel Lubezki)

EN İYİ KURGU

Wiplash (Tom Cross)

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

The Grand Budapest Hotel (Milena Canonero)

EN İYİ MAKYAJ VE SAÇ

The Grand Budapest Hotel (Frances Hannon ve Mark Coulier)

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

Interstellar

EN İYİ SES KURGUSU

American Sniper

EN İYİ SES MİKSAJI

Whiplash

İçindeki eserleri yediğiniz bir sanat sergisi hiç gördünüz veya duydunuz mu?

Dünyadaki ilk sanat sergisi 1667 yılında yapılmıştır. O tarihten bu yana ilk defa yenilebilir sanat galerisi yapıldı. Bu sanat galerisi ilk yenilebilir sanat galerisi olmakla beraber, en lezzetli sanat galerisi olduğunu düşünüyor ve sözü size bırakıyoruz..

Şef Simon Smith

Şef Simon Smith

Günümüzde sanat başlığında, çeşitli eserlerin sergilendiği sergiler ve galeriler bulunmakta. Ancak bu sanat galerilerinde gidip görülüp eserleri inceledikten sonra evimize döneriz. Fakat ilk kez gittiğiniz sanat galerisinde sergilenen eserleri yiyebileceğiniz bir galeri açıldı. Yanlış duymadınız, sanat galerisindeki eserleri yiyebiliyorsunuz.

Londra’daki sergi salonu Future Gallery, 210 yılında dünyanın ilk yenilebilir sanat galerisine ev sahipliği yapmış.

Tablo ve heykel gibi şeyler görmeye alışık olduğumuz sanat galerilerine farklı açıdan yaklaşan Cake Britain, muhteşem görünüşleriyle dünyanın ilk yenilebilir sanat galerisini sergiliyor. Galeride çeşitli şekillerde ve renklerdeki pastaların yan sıra pasta sanatçılarının özel tasarımları da bulunuyor. Stuart Semple ve Paul Baker’in tasarladığı bir hayal alemini temsil eden ve akide şekerinden yapılma dağlardaki katlı pastanın üzerinde duran aşıkların oluşturduğu düğün pastası ile Şef Simon Smith’in geyik kafası pastası, galeride dikkat çeken parçalar arasında bulunuyormuş.

Serginin küratörü Lilly Vanilli yaptığı açıklamada galeriye ilginin oldukça büyük olduğunu söylemiş. ‘Basından ve dünyanın her yerinden çok büyük ilgi var. İnsanların buraya gelmelerini ve eserleri anlamalarını görmek muhteşem bir şey. Çocuklar ve aileler bundan keyif alıyorlar, güzel bir sergi oldu‘ demiş.

Sergiyi internet üzerinde gördükten sonra bir arkadaşıyla birlikte gezmeye gelen hukuk öğrencisi Maria Burgess, ilk defa yenilebilir bir sergi gördüğünü söyledi.

Burgess, ‘Bunun bir pasta olduğundan ve yenilebilir olduğundan emin olamıyorsunuz. Başka malzemelerden de kolaylıkla yapılabilirdi ve kalıcı olabilirdi‘ dedi. Burgess galeride en çok beyaz arka plan ve canlı renkler kullanılarak yapılan uzay pastasının hoşuna gittiğini sözlerine ekledi. Ulaştırma planlamacısı Laura Putt ise, ‘Bazı örneklerin tadına bakabileceğimizi umuyordum ancak bunun için Pazar günü gelmemiz lazım‘ demiş.

Sanatın sadece tuval, fırça, kara kalem ve boyalarla yapılamayacağını bunun aynı zamanda un, şeker ve yumurta kullanılarak da yapılabileceğini gözler önüne seren Cake Britain, bir hafta boyunca gezilmiş sonra… Tate&Lyle Şekerlemelerinin sponsorluğunda düzenlenen serginin son günü olan Pazar gününde pastalar ziyaretçiler tarafından yenilmiş.

 Kaynak : Sabah.com.tr

14-subat-dunya-oyku-gunu14 Şubat Dünya Öykü Günü bildirisini şair, yazar Murathan Mungan okuyacak.

Mungan 30 yılı aşkın edebiyat yolculuğunda Son Istanbul, Cenk Hikâyeleri, Kırk Oda, Lal Masallar, Kaf Dağının Önü, Üç Aynalı Kırk Oda, Yedi Kapılı Kırk Oda, Kadından Kentler, Eldivenler, hikâyeler, Kibrit Çöpleri isimli öykü kitaplarıyla okurla buluşturdu. Daha çok şiirleri, hikâyeleri, roman ve oyunlarıyla tanınan Murathan Mungan aynı zamanda radyo oyunu, film senaryosu, şarkı sözü yazdı. Öyküleri, yazıları, şiirleri İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İsveççe, Norveççe, Yunanca, Fince, Boşnakça, Bulgarca, Farsça, Kürtçe, İspanyolca, Slovence ve Hollanda dillerine çevrildi. Bu kez Mungan “Öykünün geleceği sözün geleceğidir,” diyerek, “kıymetlisi” olan öykü için 2015 yılı Dünya Öykü Günü Bildirisi’ni yazdı.

14 Şubat Dünya Öykü Günü Ankara Töreni

Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği, Çankaya Belediyesi ve Ankara Üniversitesi ortaklığında düzenlenen 14 Şubat Dünya Öykü Günü Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda 15.00-17.00 arasında gerçekleştirilecek.

Türkiye edebiyatının önemli isimleri olan Vüs’at O. Bener, Füruzan, Haldun Taner ve Tomris Uyar’ın da aralarında bulunduğu edebiyatçıların eserlerini Ankaralılarla buluşturacak olan 14 Şubat Dünya Öykü Günü; yazar Murathan Mungan’ı konuk ediyor.

Etkinliğin “2015 Yılı Dünya Öykü Günü Bildirisi”ni Murathan Mungan okuyacak. Devlet Tiyatroları sanatçılarından Şahin Ergüney ve Fulya Yeşilkaya’nın Murathan Mungan’ın “Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk Cinayeti” öyküsünü seslendireceği etkinlikte, Ankara Üniversitesi Konservatuar Sanatçıları da bir müzik dinletisi sunacak. Ayrıca eleştirmen Ayşegül Tözeren, Murathan Mungan’la kısa bir söyleşi gerçekleştirecek.

Projeden Dünya Öykü Günü’ne

Yaygınlaşan ve Ankara’da yıllardır kesintisiz olarak sürdürülen öykü günleri, Kasım 2003’te 69. Uluslararası P.E.N. Dünya Kongresi’nde onaylanan 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nü doğurdu. 14 Şubat 2002 tarihinde Ankara’da yapılan “Öykü Forum”a katılan öykücüler yazar Özcan Karabulut’un Dünya Öykü Günü önerisini kabul ettiler. O yıl Karabulut’un başkanlığını yaptığı Edebiyatçılar Derneği projeyi Türkiye P.E.N. Merkezi’ne taşıdı. Türkiye P.E.N. Merkezi de Uluslararası P.E.N.’e onaylaması için iletti. Böylece Dünya Öykü Günü önerisi Uluslararası P.E.N. Genel Kurulu’nda Çeviri ve Dilbilimsel Haklar Komitesi’nin önerisi olarak kabul edilmiş oldu.

14 Şubat Dünya Öykü Günü İstanbul Töreni

Bir Öykü Şenliği olarak düzenlenen etkinliğin ev sahipliğini Heybeliada Halk Kütüphanesini Koruma Girişimi yapıyor.

2015 bildirisini Murathan Mungan’ın yazdığı, edebiyat ve öykü alanına emek vermiş yazarlardan oluşan yaklaşık 200 kişinin davet edildiği şenliğin teması “Adalar ve Edebiyat”.

Geçmişten bugüne adalı yazarların anılacağı, ‘adalarda edebiyat’ ve ‘edebiyatta adalar’ın konuşulacağı, kısa filmlerle belgesellerin izleneceği şenlikte ‘Semih Poroy’un çizgilerinde öykücülerimiz’ sergisi de görülebilecek.

14 Şubat Dünya Öykü Günü Almanya Töreni

Avrupa Türkiyeli Yazarlar Girişimi (ATYG), Dünya Öykü Günü”nü(*) Almanya’nın OBERHAUSEN kentinde kutluyor.

ATYG, bu yılki “Dünya Öykü Günü” kutlamasını, “Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği” ve “14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi” ile eşgüdümlü olarak, “Herkesin okuyacak / anlatacak bir aşk öyküsü vardır!” sloganıyla Almanya’nın Oberhausen şehrinde gerçekleştirecek.

ATYG sözcüsü, yazar Mevlüt Asar’ın yönlendireceği etkinlik, 14 Şubat 2015, cumartesi günü Elsässer Straße 9, 46045 Oberhausen adresindeki “Linke Zentrum’”da, saat 19:00’da başlayacak.

Songül Karadağ, Sepkin Coşkun, Atilla Keskin, Molla Demirel, Yavuz Kürkçü ve Raci Helvalı’nın müzik eşliğinde öykülerini paylaşacakları öykü akşamına, isteyen konuklar da sevdikleri bir öyküyü okuyarak katkıda bulunacak.

14 Şubat Dünya Öykü Günü Eskişehir Töreni

Bu yılki Dünya Öykü Günü kutlamaları da Eskişehir’de Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği ve Tepebaşı Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilecek.

“14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi” ile işbirliği içinde Öykü Günü Bildirisi okunarak açılışı yapılacak olan etkinliğin öykü adına heyecan verici konukları olacak. Aslı Erdoğan ile Nilüfer Altunkaya söyleşisi, Deniz D. Şimşek ile Alptuğ Topaktaş söyleşisi gerçekleştirilecek. Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği’nin “İnsan öyküsüyle var” sloganından yola çıkarak Eskişehirli yazarlar Emel İrtem, Sevtap Ayyıldız, Mehmet Sadık Bozkurt ve İbrahim Bilek kendi öykülerini okuyacak. Nilüfer Altunkaya’nın sunumuyla gerçekleştirilecek etkinlikte konuk yazarlarla imza ve söyleşi de yapılacak.

Etkinlik 15 Şubat 2015 Pazar günü 17:00-19:30 saatleri arasında Özdilek Sanat Merkezinde gerçekleştirilecek.

14 Şubat Dünya Öykü Günü İzmir Töreni

Urla’da saat 14.00’da Toprak Sahne Sanat Merkezi’nde Cumali-Seferis Kültür ve Sanat Derneği, Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği ve Toprak Sahne Sanat Merkezi’nin ortaklaşa düzenleyeceği 14 Şubat Dünya Öykü Günü etkinliği Murathan Mungan’ın yazdığı bildirinin okunmasıyla başlayacak. Ardından Hasan Özkılıç’ın yönlendiriciliğinde Kerem Işık, Altay Ömer Erdoğan ve Aydın Şimşek “Öykünün Bugünü”nü tartışacak.

Toprak Sahne Oyuncuları Necati Cumalı’dan bir öykü ile okuma tiyatrosu gerçekleştirecek.

Deniz Faruk Zeren, Fergun Özelli, Feyza Akbulut Öner, Halil İbrahim Özbay, Hülya Soyşekerci, Muzaffer Kale ve Yıldız İlhan “Öykücülerimizden Seslenişler” bölümünün konuğu olacak.

İspanyol sinemasının en büyük ödülü olan ve İspanya Sinema Akademisi tarafından verilen Goya ödülleri sahiplerini buldu. “La isla minima” filmi 10 ödül birden aldı.

goya-odulleri

İspanya Sinema Akademisi Başkanı Enrique Gonzalez Macho, sinema biletlerine uygulanan yüzde 8’lik katma değer vergisinin 2013 yılında yüzde 21’e çıkartılmasının sinemaya çok büyük zarar verdiğini, bir kez daha dile getirdi. Krizin etkisiyle İspanya’da sinemaların kapandığını, film üretiminin düştüğünü hatırlatan Macho, İspanyol hükümetine “Bu vergiyi artık düşürme zamanı gelmiştir” çağrısını yaptı.

Goya Onur Ödülü’nü alarak gecede öne çıkan isimlerden 54 yaşındaki Antonio Banderas da “Geçmişe baktığımızda kendimi yaşlı, geleceğe baktığımda ise çocuk görüyorum. Bu ödülü kariyerimin ikinci yarısının başlangıcı olarak görüyorum” dedi. Banderas, “sinema kariyerimden dolayı onun yanında olamadığım günler için özür diliyorum” diyerek, ödülünü kızı Stella del Carmen’e ithaf etti.

Banderas’a ödülünü veren ünlü yönetmen Pedro Almodovar ise konuşmasına salonda bulunan Eğitim, Kültür ve Spor Bakanı Jose İgnacio Wert’i eleştirerek başladı. Salondaki davetlilere hitap ederken “Sinema ve kültürün dostları. Sayın Wert siz buna dahil değilsiniz” diyen Almodovar’ın bu sözü gala gecesinin en polemikli bölümü oldu. İspanyol Bakan Wert, iki yıl önce de Goya ödül gecesinde İspanyol sanatçıların eleştirilerine maruz kalırken, geçtiğimiz yıl bu ödül törenine katılmamıştı.

Yaklaşık 4 saat süren gecenin sonunda merakla beklenen “En İyi Film” ödülünü “La isla minima” kazanırken, ödülü ünlü İspanyol artist Penelope Cruz verdi.

29. Goya ödüllerinin dağıtımı şu şekilde oldu:

Goya Onur Ödülü: Antonio Banderas

En İyi Film: La isla minima

En İyi Yönetmen: Alberto Rodriguez (La isla minima)

En İyi Kadın Oyuncu: Barbara Lennie (Magical Girl)

En İyi Erkek Oyuncu: Javier Gutierrez (La isla minima)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Carmen Manchi (Ocho apellidos vascos)

En İyi Yardımcsı Erkek Oyuncu: Karra Elejalde (Ocho apellidos vascos)

En İyi Senaryo: Alberto Rodriguez ve Rafael Cobos (La isla minima)

Gelecek Vaat Eden En İyi Kadın Oyuncu: Nerea Barros (La isla minima)

Gelecek Vaat Eden En İyi Erkek Oyuncu: Dani Rovira (Ocho apellidos vascos)

En İyi Sanat Yönetmeni: Pepe Dominguez (La isla minima)

En İyi Montaj: Jose M. G. Moyano (La isla minima)

En İyi Görüntü Yönetmeni: Alex Catalan (La isla minima)

En İyi Müzik: Julio de la Rosa (La isla minima)

En İyi Avrupa Filmi: İda (Pawel Pawlowsky – Polonya)

En İyi İberya-Amerika Filmi: Relatos Salvajes (Damian Szifron – Arjantin)

En İyi Belgesel: Paco de Lucia: La Busqueda (Ziggurat films)

Kaynak: Medya

Araştırmacı-yazar Aydın Türkgücü, son kitabı “Altın Bilgi Çağı” ile Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden…

nobel ödülü

Araştırmacı-yazar Aydın Türkgücü, son kitabı “Altın Bilgi Çağı” ile Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Konferans Salonu’ndaki yapılan toplantıda bir konuşma yapan Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural, Aydın Türkgücü’nün Nobel ödülünü alması için yapılan başvurular hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Bu ödülün alınabilmesi için bir profesörün kitabı tavsiye etmesi gerektiğini dile getiren Kural, bu konuyla ilgili yetkililerle 2 ay süren bir yazışma yapıldığını ve sonunda tekliflerinin onaylandığını belirtti.

Aydın Türkgücü’nün 30 Ocak’ta Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildiğini söyleyen Orhan Kural sözlerine şöyle devam etti:

“Nobel Barış ödüllerinde bir ilk olacak. Biz, ‘Bundan sonra kriterlerinizi’ değiştirin. Doğayla barışık olan herkese bu ödülün açılmasını istedik. Dileriz bu kitap dünyada bir farklılık yaratır. Bu işin temelinde de doğa ve hayvan sevgisinin geldiğini bütün dünya anlar diye düşünüyorum. Savaşlar, iki lidere Nobel Barış Ödülü vermekle sona ermez.”

Yazar Aydın Türkgücü de Nobel Barış Ödülü’ne adaylığını ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Hayvanlarla doğayla ve en başta kendisiyle barışık olmayan insanların bütünsel barışa hizmet edecek gücü olmamaktadır. Tarih bize bunu ispat eder. Biz de diyoruz ki, artık kriterlerde bir değişiklik yapalım. Hayvanlarla doğayla ve kendimizle barışa hizmet eden projelere ödüller verelim. Nobel Barış Ödülü adaylık sürecini başlattık. Kitapta, maddenin değil, bilginin altın olduğu bir çağı anlattık. İnsanın maddeye bakış açısını değiştirerek barışı getirebileceğimizi düşünüyoruz. Final, aralık ayında olacak ve 5 kişi açıklanacak. Karşımızdaki ekip çok profesyonel. Altın Bilgi Çağı, nereden ve niçin geldiğimiz sorusu yerine pragmatik bir değişilik yaparak, soruda neyin için yaşadığımızı sorarak, evrenin rüya alemi ve illüzyon olduğunu ispatlama yönünde ciddi adımlar atmaktadır. İnsanları bu yönde düşündürmeye başlamaktadır.”

Xuefei YangThe New York Sun Gazetesi’nin “Dünyanın en sıra dışı enstrümantalistlerinden biri” dediği Xuefei Yang, İstanbul’a geliyor. Royal Academy of Music üyesi ve Çin’in ilk uluslararası kadın gitaristi olan Yang, 14 Şubat akşamı Sakıp Sabancı Müzesi “the Seed” salonunda konser verecek. Londra’da yaşayan Yang, 2009 yılında Classic FM tarafından günümüzün en iyi 100 sanatçısı arasında gösterildi. Yang bugüne kadar İngiltere, Avrupa ve Asya’dan Kuzey Amerika’ya uzanan 40’tan fazla ülkede konser verdi.

7 yaşında gitar çalmaya başlayan ve ilk kez 10 yaşında Çin Gitar Festivali’nde sahneye çıkan 1977 Pekin doğumlu Yang, 1991’de, Madrid’de aralarında gitar konçertosuyla ünlü İspanyol besteci Rodrigo’nun da (1901-1999) bulunduğu bir topluluğa konser vermeyi başardı. 17 yaşında John Williams ile tanıştı. Günümüzün efsanevi gitaristlerinden Williams, 1995 yılındaki Pekin ziyareti sırasında Yang’ı dinledikten sonra öyle çok etkilendi ki kendi Greg Smallman gitarlarından ikisini Pekin Merkez Konservatuvarı’na hediye etti. Yang, 2002 yılında Royal Academy of Music’ten akademinin en yüksek derecesi DipRAM ile mezun oldu ve olağanüstü başarıları nedeniyle Royal Academy of Music üyeliğine kabul edildi.

RODRIGO VE BACH’I DA YORUMLADI

Klasik gitar alanında dünya çapında yakaladığı başarılı kariyeri ile yeni klasik gitaristler için bir örnek olan Yang, “Yaşım ilerledikçe hayat daha yeni başlıyormuş gibi hissediyorum” diyor. Yoğun konser takvimi ve seyahatleri arasında yazdığı yeni düzenlemeler ile aynı zamanda klasik gitar repertuvarının gelişmesine de katkıda buluyor.
Yang, Barok ve Romantik dönemden ilham alarak günümüz modern müziğine uzanan bir derleme olan ilk albümünü 1999’da kaydetti. 2005’te “Si Ji” adı ile yayınlanan albümü Çin kültüründen ilham alan parçalardan oluşuyordu. Bir yıl sonra 2006’da “Romance de Amor” albümü yayınlandı. “40 Degrees North” albümünde Çin’den İspanya’ya uzanan müziklere yer verdi. Yang’ın 2010’da yayınlanan Rodrigo’nun gitar konçertoları albümü de olumlu tepkiler aldı. Londra’daki Abbey Road Stüdyoları’nda kaydedilen, Bach konçertolarından oluşan albümü ise 2012’de yayınlandı ve Gramophone’un “Specialist Classical” kategorisinde 6. sıraya, Amazon yaylı çalgı konçertoları listesinde ise bir numaraya yükseldi. Yang’ın yeni albümü “Sojourn” adını taşıyor.

Kaynak: Medya