Şunun için etiket arşivi: salı

Aforizmalara bir bölümdaha ekleyelim dedik ve sizlere ” Johann Wolfgang von Goethe” ‘nin aforizmalarını bulduk . İyi okumalar.

Johann Wolfgang von Goethe

Elbette herzman olduğu gibi Johann Wolfgang von Goethe’nin hayatı hakkında kısa bir bilgiyi aforizmalardan sonra bulabilirsiniz.

*    Aşağı düzeydeki yaratıkların zekâsını yalnız açlık keskinleştirir. Tok bir hayvan korkunç aptaldır
*    Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri.
*    Ancak az şey bildiğimiz zaman bilgimizden emin olabiliriz. Kuşku, bilgi arttıkça artar.
*    Ana-baba iyi terbiye almışlarsa, çocuklar da terbiyeli olur.
*    Ahlaka aykırı unsurlar, hislerimizi rahatsız etmeyecek şekilde dile getirildikleri zaman, bunları gülünç buluruz.
*    Aşkım için herşeyden vazgeçerim, fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vazgeçerim.
*    Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.
*    Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar.
*    Aşk imkansız olan birçok şeyi mümkün kılar.
*    Adettir; babanın topladığını oğlu saçar.
*    Baskı ve şiddet yalnızlıktan doğar, karakter dünyanın fırtınaları ve dalgaları arasında şekil alır.
*    Başkalarına kendimizden söz etmek gayet doğaldır; başkalarının kendileri hakkında söylediği şeyleri, onların kast ettiği biçimde anlamaksa bir kültür meselesidir.
*    Başlangıçta eylem vardı. (Faust)
*    Bazı kusurlar bir insanın var oluşu için gereklidir. Eski dostlarımızın bazı tuhaf özellikleri ortadan kalkmış olsa bu hoşumuza gitmezdi.
*    Bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.
*    Bir adamda azim olmazsa bilgisi ölüdür.
*    Bir insanı tanımak için neyi gülünç bulduğundan daha iyi bir gösterge olamaz.
*    Bir tartışma sırasında, kızdığımız anda gerçek için uğraşmayı bırakır, kendimiz için uğraşmaya başlarız.
*    Bir yetenek sükunet içinde meydana gelir, karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.
*    Biraz daha ışık.(Son sözü)
*    Bize teşekkür borcu olan biriyle karşılaştığımızda hemen bunu düşünürüz. Teşekkür borçlu olduğumuz ve bunu hiç aklımıza getirmediğimiz kişilerle ise ne kadar sık karşılaşırız?
*    Bizi kimse aldatamaz; kendi kendimizi aldatırız.
*    Bütün dikkatiniz kendinizdeyse mutluluğu garanti ettiniz demektir.
*    Büyük tutkular umutsuz birer hastalıktır. Onları tedavi edebilecek olan şey, onları gerçekten tehlikeli hale de sokabilir.
*    Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar.
*    Çelişki ve dalkavukluk; ikisi de sohbetin değerini düşürür.
*    Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.
*    Dünya o kadar büyük ve zengin ki, yaşam da öylesine çeşitli ki insan her zaman bunlardan şiir çıkarma fırsatını bulabilir. Ama her şiirin bir durumdan doğması gerekir, yani şiirin maddesi gerçek olmalıdır. Hiçbir şey üzerine dayanmayan bir şiirin iyi olacağını sanmıyorum.
*    Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır.
*    Duyduğumuz şeyleri başkalarına anlatırken onları tahrif etmemizin nedeni zaten başta tam anlayamamış oluşumuzdur.
*    Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha da güzel olur.
*    Deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdırlar. Yalnız yarı delilerle yarı akıllılar çok tehlikelidir.
*    En iyi devlet nedir? Bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.
*    En huzurlu toplumlar, üyeleri arasında karşılıklı güler yüz ve saygının eksik olmadığı toplumlardır.
*    En iyi yönetim kendi kendimizi yönetmeyi bize öğretebilecek yönetimdir.
*    Eğer bir insan kendi karakterine aykırı davranırsa ‘Fazla zamanı kalmadı’ diye yorumlarız bunu.
*    Eğer Tanrı başka türlü olmamı isteseydi, beni başka türlü yaratırdı.
*    Faydasız bir hayat erken bir ölümdür.
*    Gülün dikeni var diye üzüleceğine, dikenin gülü var diye sevin…
*    Geleceğe bakmayı severiz çünkü önümüzde şekilsizce uçuşmakta olan olaylara dilediğimiz gibi şekil vermek isteriz.
*    Gerçeğin gücü ile yaşadığım sürece kainatı bile fethedebilirim.
*    “Gönlünü, ne kadar büyük olursa olsun,
O görünmez nesneyle doldur.
Yüreğin mutluluktan dolup taşınca,
Ona istediğin adı ver;
Mutluluk, Sevgi, Gönül, Işık, Tanrı…
İsim gürültüden başka birşey değildir.
Göklerin ihtişamını bizden gizleyen bir sistir…”
*    Her zaman güvensizlik göstermek, her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlışlıktır.
*    Hatalarımızın yüzümüze vurulmasından , bunlardan ötürü cezalandırılmaktan rahatsız olmayız, sabırla bunların acısını çekeriz; ama kendimizi bu hatalardan arındırmamız gerektiğinde sabrımız ortadan kalkar.
*    Hangi kusurlarımızı muhafaza edip, kendi içimizde dizginleyebiliriz? Diğerlerine zarar vermektense, onların hoşuna gidenleri.
*    Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak demek, sağlıklı olmak demek değildir.
*    Herkes kendi işini görse, toplumun bütün işleri düzgün gider.
*    Hiçbir şey, zevkten yoksun bir hayalgücünden daha korkunç değildir.
*    İnsanın bilgisi arttıkça, huzursuzluğu da artar.
*    İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.
*    İnsanları birleştiren duygular, ayıran ise fikirlerdir.
*    İyilik, insanları birbirine bağlayan altın zincirdir.
*    İnsan kendini yalnızca insanda tanır.
*    İnsanlara oldukları gibi muamele edersek, onları daha kötü kılarız. Eğer onları olmaları gerektiği gibi ele alırsak, olabilecekleri kadar iyi yaparız.
*    İyi bir karın mı olmasını istiyorsun? Öyleyse tam bir koca ol!
*    İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar.
*    İnanç yaşamın gücüdür.
*    Kalp ne ile doluysa, dudaklardan o dökülür gider.
*    Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır.
*    Kardeşlerimi tanrı yarattı ama dostlarımı ben buldum.
*   Kaybedecek bir şeyi olmayan insandan korkulur.
*    Kalabalık bir toplantıda olup da, bunca insanı bir araya getiren şansın kendi dostlarımızı da bir araya getirmesi gerektiğini düşünmeden edemeyiz.
*    Kendine hükmetmeyen uşak kalır.
*    Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.
*    Mantıklı insan sık sık gülünecek bir şey olmadığı halde güler. Onu kışkırtan her ne olursa olsun, verdiği tepki kendi iç huzurunu ifade eder.
*    Mezardakilerin pişman olduklari şeyler için, dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!
*    Niye ki bu bitmek bilmez yaratılış,
*    Yok olacaksa bir gün her yaratılmış! (Faust)
*    Ne kadar yalıtılmış bir yaşam sürerseniz sürün, haberiniz bile olmadan ya borçlu ya da alacaklı olursunuz…
*    Pusulanın sana doğru yol göstermesini mi istiyorsun , öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru.
*    Paranı yitirdin, hiçbir şey yitirmedin. Çalışır kazanırsın. Onurunu yitirdin, çok şey yitirdin. Ama onu da çalışıp kazanabilirsin. Fakat umudunu yitirirsen, hayattaki herşeyini yitirirsin.
*    Sağduyu, insanlığın dehasıdır.
*    Sağduyulu bir insan hemen hemen her şeyi gülünç bulur; bilge insansa hemen hemen hiçbir şeyi.
*    Saldırganca aptallık kadar kötü bir şey yoktur.
*    Samimi olmayı vaadedebilirim, tarafsız olmayı asla.
*    Sanatçılar ve zanaatkarlar, bir insanın, tamamen kendine mahsus olan şeyleri bile kendine mal edemediğinin en açık kanıtını sunarlar. Sanatçının çıkardığı işler, doğduğu yuvayı terk eden kuşlar gibi elinden kaçıp giderler.
*    Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.
*    Sevincin bir acı yanı, acının da bir sevinçli yanı olmalıdır.
*    Söylenen her söz karşıtını kışkırtır.
*    Tüm erdemlerin temel özelliği, yükselme yolunda sürekli bir çaba, bizzat kendinle cenkleşme, daha büyük ve derin bir saflığa, bilgeliğe, iyilik ve sevgiye yönelik doymak bilmez bir istek.
*    Tutkular itiraf edildiklerinde hem şiddetleri artar, hem de yatışırlar. Sevdiklerimize söylediklerimiz ve söylemediklerimiz arasında bulunacak bir orta yol, belki de başka hiçbir alanda bu kadar arzu edilir bir şey değildir.
*    Tutkularımız; ya birer kusur ya da birer erdemin daha şiddetli halleridir.
*    Tutkularımız gerçek anka kuşlarıdır. Eskisinin küllerinden bir yenisi doğar.
*    Tanrılar bir şarkı için biz o şarkıya dönüşünceye kadar, bizden ne çok bedel alırlar!
*    Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur.
*    Uzun süre konuşup da dinleyicilerine yaltaklanmayan kişi, hoşnutsuzluk uyandırır.
*    Üç bin yılın hesabını görmeyen karanlıkta yolunu bulamaz, körü körüne yaşar ancak!
*    Yapabilirsiniz. Çünkü yapmalısınız!
*    Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.
*    Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir.
*    Yaşlı bir adam hala genç kadınlarla ilgilendiği için kınanınca şöyle demişti: ‘ Bir insanın kendini gençleştirmesinin tek yolu budur ve bunu yapmayı herkes ister.’
*    Yüz çeşit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.
*    Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır.
*    Yaşamımda, fethettim evreni, doğruluğun kudretiyle.(Faust)

Johann Wolfgang von Goethe Kimdir?

johannwolfgangvongoethe

Johann Wolfgang Von Goethe (28 Ağustos 1749, Frankfurt – 22 Mart 1832, Weimar), Alman hezarfen; edebiyatçı , politikacı ,ressam ve doğabilimci. Aynı zamanda çeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmıştır. 1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idari ve siyasi görevlerde bulunmuştur.

Goethe, şiir, drama, hikâye (düzyazı ve dörtlük şeklinde), otobiyografik, estetik, sanat ve edebiyat teorisi, ayrıca doğa bilimleri olmak üzere birçok esere imza atmıştır. Bununla birlikte, zengin bir içeriğe sahip olan mektup çeşidi, önemli edebi eserlerindendir. ‘Fırtına ve Coşku’ (Sturm und Drang) döneminin en önemli öncüsü ve temsilcisi olmuştur. 1774 yılında ‘Genç Werther’in Acıları’ adlı eseri ile bütün Avrupa’da ün yapmıştır. Daha sonra, 1790 yılından itibaren, Friedrich Schiller ile birlikte ortak ve dönüşümlü bir şekilde, içeriksel ve biçimsel olarak, Antik kültür anlayışı üzerinde yoğunlaşarak, Weimar Klasik’in en önemli temsilcisi olmuştur. Goethe, aynı zamanda, yurtdışında da Alman edebiyatı’nın temsilcisi olarak kabul edilmiştir.

Değeri, ölümünden sonra azalmaya başladığı sıralarda, Goethe, 1871 yılından itibaren, Alman ulusal kimliğiyle, Alman Kraliyet’inde taçlandırılmıştır. Sadece eserlerine yönelik değil, aynı zamanda örnek alınacak yaşantısına yönelik de bir hayranlık oluşmuştur. Goethe, bugüne kadar, en önemli Alman edebiyatçı olarak kabul edilmiş, eserleri ise dünya edebiyatı zirvesinde yerini almıştır.

Çocukluğu ve gençliği

Johann Wolfgang von Goethe, 28 Ağustos 1749 tarihinde, Frankfurt Großer Hirschgraben caddesindeki bugünkü Goethe Evi’nde(Goethehaus) dünyaya gelmiştir. Babası Johann Caspar Goethe (1710 -1782), bir hukukçu olmasına rağmen, mesleğini icra etmemiş, fakat oğluna da, maddi sıkıntı çekmeden bir hayat sağlayan imkânlarıyla yaşamını sürdürmüştür. Araştırmacı ve geniş bilgiyle donatılmış bir kişiliğe sahip olan Caspar, bununla birlikte, aile içi problemlerle de yılmadan savaşacak kadar güçlü ve azimli idi.

‘Textor’ soyadı ile doğmuş olan Goethe’nin annesi Catherina Elisabeth Goethe (1731 -1808) ise, Frankfurt’un varlıklı ve tanınmış ailelerinden birindendir. Hoş sohbetli ve hayat dolu olan Catherina Elisabeth, 38 yaşındaki hukukçu Goethe ile hayatını birleştirmiştir. Johann Wolfgang’dan sonra dört çocuk daha dünyaya getirmiştir, fakat bunlardan sadece Goethe’den biraz daha genç olan kardeşi Cornelia hayatta kalmıştır. Goethe ile kızkardeşi arasında sağlam bir güven ilişkisi oluşmuştur.

Goethe, babasından edindiği disiplin, ciddiyet ve akıl unsurunu, annesinden edindiği hayal gücü, anlatma zevki ve duygu unsurunu geliştirme fırsatı bularak, dengeli bir bütünlükten, henüz çocukluktayken nasibini almıştır. 1756’dan 1758 yılına kadar, bir devlet okulunda öğrenim görmüştür. Aydınlıkçı ve modern görüşleri olan Johann Caspar, oğluna, özel öğretmenlerin ışığında ve kendi yol göstericiliği doğrultusunda, küçük yaşlardan itibaren, oldukça iyi ve kapsamlı bir eğitim imkânı sağlamıştır. Goethe’nin çalışma takviminde, Fransızca,İngilizce, İtalyanca, Latince, Yunanca gibi dil öğrenimlerinin yanı sıra, bilimsel konular, din ve çizim gibi alanlar da yer almıştır. Ayrıca, çellove piyano çalmayı, biniciliği, eskrimi ve dans etmeyi öğrenmiştir. Onu, özellikle görsel sanatlara yaklaştıran olay, Yedi Yıl Savaşlarıolmuştur. Avusturya – Fransa birliğinin Frankfurt’u işgal etmesinden hemen sonra, Goethe’lerin evi karargâh binası yapılmıştır ve küçük Goethe, güzel sanatlara düşkün komutanlar sayesinde, Fransız sanatıyla tanışma fırsatı bulmuştur.[2]

Edebiyatla erken yaşta ilgilenmeye başlaması, annesinin gece anlattığı hikâyeler ve neşeli bir Luther – Protestan aileden aldığı İncil derslerinden ileri gelmiştir. Goethe, evde çok okuduğu için, babası ona yaklaşık 2000 ciltten oluşan bir kitaplık oluşturmuştur. Böylece Goethe daha çocuklukta Dr. Faust’un farklı hikâyelerini öğrenme imkânı bulmuştur.

Leipzig

Goethe, babasının yönlendirmesi ile 1765 yılı ilkbahar aylarında, Leipzig’de hukuk öğrenimine başlamıştır. İlk önceleri, toplumda yerini alabilmesi için, kılık-kıyafet ve görgü kuralları konusunda, şık yaşam tarzına ayak uydurmak zorunda kalmıştır.

Çok geçmeden zorunlu öğrenimini ihmal etmeye başlamıştır. Her ne kadar öğrencilerinin şiirsel denemeleri üzerinde çok durmasa da, Hıristiyan Fürchtegott Gellert’in derslerine katılmayı tercih etmiştir. Daha Frankfurt’tayken çizim derslerini devam ettirdiği dönemlerde Antik sanat anlayışı ile yakınlaşmasına vesile olan ressam Adam Friedrich ile burada, Leipzig’de bizzat tanışması, hayatındaki önemli karşılaşmalardan biri olmuştur. Oeser, buna ilişkin olarak, sanat anlayışı ve kabiliyeti konusunda Goethe’yi teşvik etmiştir ve Goethe, bir bakır ustasının yanında, oymacılık ve gravür tekniklerini öğrenme imkânı bulmuştur.

16 -17 yaşlarında olan Goethe, aynı zamanda, ailesinden uzakta özgürlüğün tadını çıkarmıştır. Tiyatro gösterilerine ileriki zamanlarda bir edebiyat klasiği haline gelecek olan ünlü draması Faust’un birinci bölümü için kendisine esin kaynağı olacak Auerbach lokantasında, arkadaşlarıyla akşamları vakit geçirmiştir. Goethe, ilk aşk macerasını, Leipzig günlerinde yaşamıştır. Fakat bir zanaatkâr kızı olan Kätchen Schönkopf ile yaşadığı aşk, iki yıl sonra, iki tarafın da rızası ile sona ermiştir. Yaşadığı bu duygusal karışıklık, Goethe’nin yazı stilini etkilemiştir; daha önceleri ise, Rokoko kültürünün etkisi altında şiirler yazmıştır, bu yüzden şiirleri, üslup bakımından daha özgür ve daha coşkulu olmuştur. Fakat gerçek duygularla, Rokoko kültürünün her şeyi hafife alan üslubunu bütünleştirememiş ve Leipzig’i sevememiştir.

1768 yılı Haziran ayında ağır şekilde hastalanan Goethe (bu konuda farklı görüşler söz konusudur, ancak en yakın ihtimal, genç Goethe’nin gece ve hareketli sosyal hayatın etkisiyle bitkin düştüğü yöndedir), eğitimini yazın daha rahat ve huzurlu bir ortamda sürdürebilmek için, 1770’de Frankfurt’a geri dönmüştür. Annesi ve kızkardeşinin bakıcılığında sağlığı iyiye gitmeye başlarken, aynı yıl, şiirlerinin bir araya getirildiği ‘Arnette’ adlı ilk şiir kitabını yayımlamıştır.

Frankfurt ve Strasburg

Goethe’nin hayati tehlikesi olan hastalığı, uzun bir istirahat dönemi gerektirmiştir ve Goethe’yi Piyetizm düşüncelerine itmiştir. Aynı zamanda Goethe, daha sonra Faust eserinde de başvuracağı mistik ve alşimistik yazılar ve kitaplarla ilgilenmiştir. Buna bağlı olarak da, aynı dönemde, ilk tiyatro eseri olan Die Mitschuldigen komedisini ele almıştır.

Goethe, öğrenimine 1770 yılı Nisan ayında, Strasburg’da devam etmiştir. Bu defa kendini azimle, hukuk eğitimine vermiştir. Fakat kişisel hayatındaki bazı şahsiyetler için de zaman bulmuştur. Bunlardan en önemlisi, Teolog, sanat ve edebiyat kuramcısı olan Johann Gottfried Herder olmuştur. Herder, Goethe’yi, Homer, Shekespeare, Ossian gibi yazarların kendilerine özgü dil kullanımlarına, ayrıca halk edebiyatına yönlendirmiştir ve Goethe’nin edebi gelişimine yönelik önemli etkilerde bulunmuştur. Daha sonra, Goethe’nin tavsiyesi üzerine Weimar hizmetine alınmıştır. Bu sırada Goethe, başkenti Strassburg olan Alsace bölgesinin doğasından bir hayli etkilenerek, ilk kez doğanın organik olduğunu keşfedip, tabiat bilimine ilişkin teoriler üretmeye başlamıştır.

Sesenheim’da yaptığı bir gezinti esnasında, bir papaz kızı olan Friederike Brion’la tanışmış ve ona âşık olmuştur. Genç Goethe, Straßburg’dan ayrılışında bu ilişkiyi bitirmiştir ve daha sonradan Sesenheim Lieder (Willkommen und Abschied, Mailied, Heidenröslein…) olarak tanınacak olan, Friederike’ye dair yazdığı şiirler ise, “yeni bir lirik çağın” başlangıcı olmuştur. Bu şiirleri, Alman edebiyatında manzumenin ilk örnekleri arasında yerini almıştır. Sesenheimer Lieder, “Anakreontik” dönemine özgü yapay saray aşk söylemleri yerine, içinde yazarının hayat deneyimlerini barındıran, yaşanan birçok şeyi doğrudan işleyen sahici duyguları içeren, belli bir kalıp söylemden sıyrılarak gerçek yaşamı temel alanYaşantılama Şiirinin (Erlebnislyrik) ilk örnekleri olmuştur.

Goethe, 1771 yazında, hukuk alanında doktora tezini yaparken, üniversite aynı zamanda ona, burs edinme olanağı sunmuştur. 6 Ağustos 1771’de “cum applaus”, yani “yüksek takdir” belgesi almasının temel nedeni, “Positiones Juris” başlığı altında, Latin dilindeki 56 tez olmuştur. 55. tezinde ise, bir çocuk katilinin, ölüm cezasına çarptırılıp çarptırılmamasına ilişkin bir tartışma konusu yaratmıştır. Bu konuyu, sanatsal bir formda, “Gretchen” trajedisinde yeniden ele almıştır. Bu dönemde Gotik sanatla da ilgilenmiştir. Straßburg Katedrali mimarı Erwin von Steinbach’ın üslubundan oldukça etkilenen Goethe, Gotik mimari tarzını, yazıya dönüştürmeye çalışmış ve etkisini yitiren bu üslubun yeniden değerini kazanmasına imkân verecek olan Von Deutscher Baukunst (Alman Mimarisi Üzerine) adlı makaleyi ele almıştır.

‘Fırtına ve Coşku’ dönemi

Frankfurt’a dönüşünde Goethe, yeni yetişen hukukçuların kısa zamanda ilgisini çeken ve küçük kıskançlıklarına neden olan, Weimar’a dönüşüne kadar dört yıl boyunca çalıştırdığı bir avukatlık bürosu açmıştır. Goethe için, edebiyat avukatlıktan daha önemli olmuştur. 1771 yılı sonunda ise, “Geschichte Gottfriedens von Berlichingen mit der eisernen Hand” adlı eserini kâğıda dökmüştür. Çalışmasından sonra, 1773’te Götz von Berlichingen adlı dramasını yayımlamıştır. Gelecek nesillere kalacak olan bu verimli eseri, çarpıcı bir rağbet görmüştür ve Fırtına ve Coşku döneminin temel yapıtı olarak kabul edilmiştir. Ortaçağ etkisiyle, coşkunluk akımı ile işlenmiş bu oyun, dönemin en zengin piyeslerinden biri olmuştur ve Ortaçağ’a ilişkin kavramları yeniden su yüzüne çıkarmıştır.

Goethe, 1772 Mayıs’ında, babasının teşvik etmesiyle, Wetzlar Alman Yüksek Mahkemesi’nde asistan olarak göreve başlamıştır. 1772 ve 73 yılları arasında, tiyatro oyunları ve kitaplarla ilgilenerek Frankfurter Gelehrte Anzeige adlı kültür ve sanat dergisinde eleştirel yazılar yazmıştır. Goethe’nin meslek arkadaşı Johann Christian Kestner, zamanın Goethe’sini şöyle tanımlamıştır: “Goethe, muhteşem hayal gücüne sahip bir dehadır. Kendi ruhunun yaratıcısıdır. Asil bir düşünce tarzına sahiptir. Goethe, tam bir karakter adamıdır. Tuhaftır ve söylemlerinde kendi canını sıkabilecek farklılıklara sahiptir. Tabii ki çocuklarda, bayanların odasında ve diğer birçok kişiye karşı davranışlarında takdir edilmektedir. Hoşuna giden bir şeyi, bir başkasının hoşlanıp hoşlanmayacağını, onun moda olup olmayacağını veya yaşam tarzının buna müsaade edip etmeyeceğini düşünmeksizin yapmaktadır. Tüm zorluklar ise ondan korkmaktadır”.

Goethe, yeniden hukuk çalışmalarına daha az ilgi göstermeye başlamıştır. Bunun yerine, Antik Çağ yazarlarıyla ilgilenmiş ve arkadaşı Kestner’in nişanlısı Charlotte Buff’a âşık olmuştur. Bu durum, iki ay sonra tehlike arz etmeye başlayınca, Wetzlar’i alelacele terk etmiştir. Bir buçuk yıl sonra ise, edindiği bu aşk tecrübesiyle diğer hayat tecrübelerini,Genç Werther’in Acıları (Die Leiden des jungen Werthers) adlı romanında bir araya getirmiştir. Aşırı melankoli içeren bu eseri, kısa zamanda, Goethe’yi tüm Avrupa’da ün sahibi yapmıştır. Goethe, kitabın müthiş başarısının ve buna ilişkin olarak, o zamanın gereksinimlerini karşılayan Werther Etkisi’nin sırrını açıklamıştır. Eser, özellikle Avrupa’da yankı uyandırarak, gençlerin aynı yola başvurmasına ve intihara yönelmesine neden olacak kadar gerçekçi bir anlatıma sahiptir.

Wetzlar’den dönüşünün ve Weimar’a seyahatinin arasında geçen yıl, Goethe’nin en verimli dönemi olmuştur. Ünlü yapıtı Werther’in dışında, büyük destansı şiirler (Ganymed,Prometheus, Mohammeds Gesang), çok sayıda kısa drama (Das Jahrmarktsfest zu Plundersweilern und Götter, Heiden und Wieland) ile birlikte Clavigo ve Stella dramalarını kaleme almıştır. Goethe, aynı zamanda, Faust serilerini, ilk kez bu dönemde ele almıştır. Alman bir şair olan Klopstock’un od üslubundan ve Grek şair Pindaros’un övgü üslubundan yararlanarak, tabiattaki coşkun duyguları, övgü şiirleriyle anlatmıştır. Belirli kalıplardan uzak kalarak, serbest vezinli ses ahengine sahip bu yeni manzumeleri, dünya edebiyatına Goethe kazandırmıştır. Bunlardan en önemlisi, Prometheus olmuştur.

Goethe, 1775 yılında, bir banker kızı olan Lili Schönemann ile nişanlanmıştır. Fakat bu ilişki, çevre ve yaşam tarzı açısından, ailelerin uyuşmazlığı nedeniyle yıpranmıştır, buna ilişkin olarak Goethe, kendi idealleri ile evliliğin bağdaşmayabileceği konusunda endişeye düşmüştür. Bu boşluğu doldurabilmek için ise, Cristian ve Friedrich Leopold zu Stolberg-Stolberg kardeşlerin, İsviçre’yi dolaşarak, aylarca sürecek olan seyahat davetini değerlendirmiştir. Ekim ayında bu nişanlılık durumu tamamen sona ermiştir. Hayal kırıklığına uğrayan Goethe, 18 yaşındaki dük Karl August tarafından Weimar’a davet edilmiştir.

Weimar’da başkanlık

Goethe, Kasım 1775’de Weimar’a gelmiştir. Yaklaşık 6000 kişi nüfusa sahip olan başkent Sachsen-Weimar-Eisennach, düşes’in annesi Anna Amelia’nın etkisiyle, kültürel bir şehir haline gelmiştir. Goethe, bu dönemde bir süre politika ile ilgilenmiştir ve Dük’ün özel danışmanlığını yapmıştır. İlk kez 1771 yılında ele aldığı Kur’an tefsirleri üzerindeki çalışmalarına burada da devam etmiştir. Özellikle, doğu uygarlığı ile ilgilenen bir tarihçi olan Josef von Hammer’in Kuran çevirisini sürekli olarak okuyan Goethe, Almanya’da İslamiyet’e pozitif yaklaşan ilk edebiyatçı olmuştur.

Devlet hizmeti

Goethe, aristokrasiye karşı direnerek, 1776 yazında, dük’ün danışman kurulunun üyesi olmuştur. Bir sonraki sene, yeni kurulan maden ocağı komisyonuna yönetici olarak seçilerek, 1779 yılında yol yapımı komisyonu yöneticisi; 1782’de ise maliye bakanı olarak çalışmaya devam etmiştir. Goethe, işini büyük bir hırsla yapmıştır. Onun temel arzusu, eşzamanlı ekonomik destekle, resmi harcamaları sınırlandırarak, devletin mali durumunu düzeltmek olmuştur. Özellikle zorlu mücadelenin yarıya indirilmesiyle, net tasarruflar elde edilerek bu kısmen başarılmıştır. Öte yandan, Goethe’nin kendi kararıyla geliştirmekte olduğu bakır ve gümüş ocağı işletmesi fazla başarı elde edememiştir.

Goethe’nin bakanlar kurulundaki etkileri, edebiyat çevresince oldukça farklı değerlendirilmiştir. Bazı yazarlar Goethe’yi köylülerin baskıcı ve ağır vergi yükünden kurtulmaları için çaba gösteren, yenilikçi bir politikacı olarak nitelerken, diğer çevrelerce Goethe’nin, hem ülke çocuklarının Prusya ordusuna zorunlu olarak katılmasından hem de konuşma özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin önlemlerden yana olduğu belirtilir. Bir başka durumda ise Goethe, çaresizlikten evlilik dışı bebeğini öldürmüş olan bir annenin idam cezasına oylamada bulunmuş; daha sonra ise –düşüncesinin aksine- “Gretchen” trajedisinde merhamet dolu davranışını ele almıştır. Fakat buna ilişkin olarak Goethe’nin kişisel görüşü mü olduğu yoksa çoğunluk görüşüne boyun mu eğdiği konusunda herhangi bir bilgi yoktur.

Goethe’nin devlet hizmetindeki aktif çalışmalarına ilişkin gayreti bitmemiştir. Yapmış olduğu resmi faaliyetler beraberinde resmi mükâfatlar getirmiştir; Goethe’ye resmi unvan verilmesinin yanı sıra, 1882 yılında Goethe, önemli bir aristokratik unvana layık görülmüştür. Çoğunlukla resmi görevler çerçevesinde, Weimar’daki ilk on yıl, 1779’da İsviçre’ye, ayrıca birçok kez Harz bölgesine olmak üzere çeşitli seyahatlerde bulunmuştur. 1785 yılında ise, Karlsbad’daki bir tedaviyle, yıllık kaplıca seyahatlerine başlamıştır.

Edebiyat ve doğa bilimleri

Goethe, Weimar’da geçirdiği ilk on yıl içerisinde, mecmualardaki dağınık bazı şiirlerinden başka hiçbir şey yayımlamamıştır. Günlük işlerinin yoğunluğundan, ciddi edebiyat çalışmalarına çok az zaman ayırabilmiştir. Özellikle, saray festivallerinin düzenlenmesi ve tiyatro oyunları için çalışmıştır.

Bu dönemin iddialı çalışmaları, Iphigenie auf Tauris trajedisinin ilk düzyazı özeti ile birlikte Egmont, Tasso oyunları ile Wilhelm Meister adlı roman çalışmaları olmuştur. Bu oyunlardaki kadın figürleri ele alan Goethe, özellikle Antik Çağ’da Euripides’in de ele aldığı gibi, mitolojik kahraman ‘Iphigenie’ karakterinin bazı yönleri üzerinde durmuştur. Ayrıca Charlotte von Stein için yazdığı aşk şiirlerinin (örn. Neden bize bu derin bakışları verdin? “Warum gabst du uns die tiefen Blicke?”) yanı sıra Erlkönig, Wanderers Nachtlied,Grenzen der Menscheit ve Das Göttliche gibi dönemin en tanınmış şiirleri ortaya çıkmıştır.

Goethe, 1780 yılında, sistematik olarak bilimsel doğa sorunlarını araştırmaya başlamıştır. Daha sonra bunları, madencilik, çiftçilik ve kömür işletmeciliği alanlarındaki sorunlarla resmi uğraşlarına uygulamıştır. İlk önceleri başlıca ilgi alanları, Yer Bilimi, Madencilik, Bitki Bilimi (Botanik) ve Osteoloji (Kemik Bilimi) olmuştur. 1784 yılında bu alanda, insandaki çene kemiğini keşfetmeyi başarmıştır. Aynı yıl içerisinde ise, Granit hakkındaki makalesini yazmış ve Roman der Erde (Yeryüzünün Romanı) başlıklı kitabını tasarlamıştır.

Charlotte von Stein ile ilişkisi

Goethe’nin Weimar’da geçirdiği on yıl içerisindeki en önemli ve en etkileyici ilişkisi, bir saray nedimesi olan Charlotte von Stein ile olmuştur. Goethe’den yedi yaş büyük olan Charlotte, yedi çocuğundan dört tanesini kaybetmiştir ve anlaşmalı bir evlilik yaşamıştır. Goethe’nin yaklaşık 2000 mektubu ve not kâğıdı, bu samimi, sıra dışı aşk ilişkisinin belgeleri olmuştur (Bayan Stein’ın mektupları ele geçirilememiştir). Stein bir eğitimci olarak, Goethe’yi teşvik etmiştir: Ona saray görgü kurallarını öğretmiş, iç huzursuzluğu konusunda onu teskin etmiş ve disiplinini güçlendirmede ona katkıda bulunmuştur. Bunu bir aşk ilişkisinden mi kaynaklanan ya da masumca bir dostluktan mı kaynaklanan davranış olduğu konusunda kesin bir yargıya varılamaz. Birçok yazar, Bayan Stein’ın, Goethe’nin cinsel isteklerini reddettiğini ortaya koymaktadır. Sürekli olarak ise, psikanalist Kurt Eissler’in Goethe’nin ilk cinsel deneyimini, 38 yaşında Roma’da yaşadığı iddiasına inanılır.

Söz konusu ilişki, Goethe’nin, hayal kırıklığına uğrayan Bayan Stein’ın da affedemediği 1786’da yaptığı gizli Roma seyahati ile sona ermiştir, dönüşünden sonra, Christiane Vulpius ile başlayan ilişkisi, tamamen bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Her ikisi de, ilk kez yaşlılıkta, yeniden dostane bir ilişki bulmuştur.

İtalya seyahati

Goethe, 1786 yılında bunalıma girmiştir. Charlotte von Stein ile ilişkisi giderek artan bir isteksizlik yarattığından, mesleğindeki faaliyetlerini ümit ettiği şekilde yerine getirememiştir ve saray yaşantısının zorluklarından rahatsızlık duymuştur. Fakat her şeyden önce bir kimlik bunalımı içerisine girmiştir. Artık kendi ölçütlerinin neler olduğunu bilemeden, kendi kendisiyle çelişir hale gelmiştir. Bu durumu, İtalya’ya yapacağı bir seyahatle ortadan kaldırma yolunu seçmiştir. Eylül 1786’da sadece hizmetçisi Philipp Seidel’e haber vererek yola çıkmıştır. Amacının ne olduğu bilinmeyen bu gizli seyahat, Goethe’nin görevinden istifa ederek, ancak gelirini kazanmaya devam etmek için Goethe’ye olanak sağlayan bir stratejinin parçası olmuştur. Aynı zamanda, Werther’in dünya çapında tanınan yazarı Goethe, toplumdaki sosyal kontrol olmadan, farklı şekilde hareket edemediğinden, takma bir adla seyahat etmiştir. Verona, Vicenza ve Venedig’deki ikametlerinden sonra, Kasım ayında Roma’ya gelmiştir. Napoli ve Sicilya’ya yaptığı dört aylık gezisinin yanı sıra, Kasım’ın sonuna kadar da Roma’da kalmıştır. Goethe, İtalya gezisi esnasında Roma ve Grek sanatının değişik stillerini, ayrıntılı olarak araştırma fırsatını yakalamıştır. Bunlarla birlikte, İtalya’nın farklı, Akdeniz’e has olan tabiatı üzerinde durarak, fikir üretmeye başlamıştır. İnsan anatomisi üzerine de kapsamlı çalışmalar yaparak, bilimsel teoriler ortaya atmıştır. Siena, Floransa, Parma ve Milano şehirlerine yaptığı seyahatlerin ardından, iki yıl sonra, Weimar’a geri dönmüştür.

Goethe, İtalya’da, Rönesans ve Antik dönemin yapı ve sanat çalışmalarını öğrenmiş ve onlara hayran kalmıştır, özellikle Raffael ve dönemin mimarı Andrea Pallodio’ya hayranlık duymuştur. Sanat arkadaşlarının yönetimi altında, çizim çalışmalarını büyük bir gururla sürdürmüştür; Goethe’nin yaklaşık 850 çizimi İtalya dönemine aittir. İlk kez o anda, sadece sanatçı olarak değil, aynı zamanda yazar olarak da doğmuş olduğu sonucuna varmıştır. İtalya’da edebiyat çalışmalarına da ilgi göstermiştir: Diğer çalışmalarının arasında, düzyazı şeklinde önceden mevcut bulunan, kafiye tarzındaki Iphigenie çalışmasına yönelmiş, 12 yıl önce başladığı Egmont eserini tamamlamış ve Tasso adlı tiyatro eserine devam etmiştir, bunların yanı sıra ise bitki bilimi üzerine araştırmalar yapmıştır.

İtalya seyahati, Goethe’ye köklü bir deneyim kazandırmıştır ve bunu İtalya’da edindiği deneyim olan bir “yeniden doğuş” olarak nitelendirmiştir. Bu deneyimin sonunda kendini yeniden bulmuş ve gelecekteki faaliyetlerini sınırlandırmak için, karakterine nelerin uygun olacağına dair karar almıştır. Bununla birlikte, Goethe, Fırtına ve Coşku döneminden sıyrılarak, Klasisizme bu dönemde geçiş yapmıştır ve bu dönem Goethe ile birlikte Alman edebiyat tarihinde, Klasizm başlangıç tarihi kabul edilmiştir.

Weimar klasik dönem

Christiane Vulpius ile ilişkisi

Goethe, dönüşünden birkaç hafta sonra, 23 yaşındaki Christiane Vulpius ile bir aşk ilişkisine başlamıştır ve aynı zamanda onu hayat arkadaşı olarak kabul etmiştir. Aralık 1789’da oğlu August dünyaya gelmiştir; August’dan sonra doğmuş olan dört çocuğundan her biri sadece birkaç gün yaşayabilmiştir. Goethe’nin içinde bulunduğu Weimar toplumu, az eğitimli, basit ilişkiler yaşamış olan bu bayanı içerisine kabul etmemiştir. Çoğunlukla, bu uygunsuz ilişkinin gayrimeşru yanı da eklendiğinde, toplum, onu sıradan ve eğlence düşkünü biri olarak nitelendirmiştir. Goethe ise Vulpius’un doğallığını ve neşeli karakterini sevmiştir. Christiane’nin 1816 yılındaki ölümüne kadar, ‘küçük vamp kadın’ ile olan ilişkisine sahip çıkarak, 1806 yılında yaptığı bir nikâhla onun toplum içinde yer almasını sağlamıştır.

Resmi görevleri ve siyaset

Goethe, dönüşünden sonra, birçok resmi görev konusunda, dük tarafından affedilmiştir; kuruldaki başkanlığını ve bununla birlikte siyasi etkisini devam ettirmiştir. Resmi yapı faaliyetlerinin denetlenmesi ve çizim okullarının yöneticiliği olmak üzere kültürel ve bilimsel alanda birçok görev üstlenmiştir. 1791 yılından 1817’ye kadar Weimar Saray Tiyatrosu’nun yöneticiliğini yapmıştır. Bunun yanı sıra Goethe, dükalık’a ait olan Jena Üniversitesi’nde görev almıştır. Johann Gottlieb Fichte, Georg Hegel, Friedrich Schelling veFriedrich Schiller’in de arasında bulunduğu birçok tanınmış profesörün daveti, Goethe’nin desteği sayesinde olmuştur. 1807 yılında Goethe’ye, Jena Üniversitesi’nin denetlenmesi görevinin verilmesinin ardından, Goethe öncelikli olarak, doğa bilimleri fakültesinin genişletilmesi için çaba göstermiştir.

Goethe’nin görevleri arasında, İtalya seyahatinden dönmekte olan dük’ün annesini getirmek üzere, 1790 yılında Venedik’e yaptığı dört aylık bir seyahat de yer almıştır. Fakat ülkedeki politik ve sosyal yolsuzlukları da keşfetmesi üzerine, hayal kırıklığına uğrayarak, ilk İtalya seyahatinin verdiği hazzı duyamamıştır.

1789 yılında, Goethe’nin olumsuz baktığı Fransız Devrimi, Avrupa’yı sarsmıştır. Goethe, ağır hareket edilen yeniliklerden yana olmuştur ve özellikle devrim izinde yapılan güç aşırılıklarından nefret etmiştir; diğer yandan ise, bunu eski rejimin bir kusuru olarak görmüştür. Daha sonra geçmişe uzanarak şunları dile getirmiştir: “Herhangi büyük bir devrimin, asla ulusun değil, tamamen hükümetin hatası olduğuna inandım. Hükümetler, devamlı olarak adalete uygun olup, geliştikleri sürece, devrimler tamamen gereksiz hale gelir; öyle ki onları zamana uygun yeniliklerle karşılarlar ve alt kesimden zorunluluklar diretilinceye kadar, çok uzun süre mücadelede bulunmazlar.”

Goethe, 1792 yılında, dük’ün isteği üzerine, devrimci Fransa’ya karşı ilk ittifak savaşı için dük’e refakat etmiştir. Üç ay boyunca sefaleti görmüş ve Fransa’nın zaferiyle sonuçlanan bu taarruzla karşı karşıya kalmıştır. Ardından bir üç ay daha, 1793 yazında yazar, dük’ün isteği üzerine Mainz şehrinin kuşatması için geçirmiştir.

Dükalık, 1796 yılında, Basel’in Prusya-Fransa barış antlaşmasına katılmıştır. Bu on yıllık barış dönemi ise, savaş nedeniyle sarsılan Avrupa’da, Weimar Klasik’in en parlak devrinin yaşanmasına imkân sağlamıştır.

Doğa bilimi, edebiyat, Schiller ile anlaşma

İtalya seyahatinden sonra Goethe, öncelikli olarak doğa bilimi ile ilgilenmiştir. 1790 yılında, Versuch die Metamorphose der Pflanzen zu erklären (Bitkilerin Morfolojik Yapısının Açıklanması) başlıklı denemesini yayımlamıştır, bununla birlikte hayatının sonuna kadar ilgileneceği Renk Teorisi üzerine araştırmalarına başlamıştır.

Bunu aksine, edebi eserleri ise durgun bir döneme girmiştir. Bunun sebepleri, Goethe’nin eski arkadaş çevresinin soğukluğu ve ilgisizliği, devrimin yaratmış olduğu sarsıntı ve Goethe’nin yeni edinmiş olduğu sanat anlayışına tamamen aykırı düşen eserlerinin toplumdaki anlık başarısı olmuştur.

1790’lı yıllardaki eserlerine, dönüşünden sonra kısa bir zamanda oluşturduğu, antik dönemin erotik edebiyat formundaki, Christiane’ye olan tutkusunu içeren ve erotik şiirlerin bir derlemesi olan Römischen Elegien (Roma Ağıtları) adlı eseri de dâhil olmuştur. İkinci İtalya seyahati, nüktelerin ve Avrupa’nın genel durumu üzerine yazılmış olan mizahi şiirlerin bir derlemesi olan Venedig Epigramları’nın ortaya çıkmasını sağlamıştır. 1792–93 yıllarında Goethe, altı vezin ölçümlü dize şeklindeki Reineke Fuchs destanını düzenlemiştir. Devrimin etkileri altında, yergici, devrim karşıtı ve aynı zamanda bir o kadar da mutlakıyet karşıtı olan birçok komedya ortaya çıkmıştır: Der Groß-Cophta 1791 (Büyük Cophta 1791), Der Bürgergeneral 1793 (Yurttaş General 1793), ve parça şeklindeki Die Aufgeregten 1793. “Bütün bunlar, devrim olayını uygun bir biçimde sahnelemek için, Goethe’nin başarısızlıkla sonuçlanan çabalarını belgeler”.

1794 yazında, Jena yakınlarında yaşayan tarih profesörü Friedrich Schiller, çıkarmakta olduğu Horen isimli kültür ve sanat dergisi için, Goethe’ye işbirliği teklifinde bulunmuştur. Her iki yazar da, yakın bir ilişki içerisine girmeksizin, geçmişte birçok kez bir araya gelmiştir.

Goethe’nin Schiller’in teklifini kabul etmesinin ardından, her ikisi de, en yüksek sanat tarzı olarak Antik döneme yönelim; bir o kadar da devrim anlayışını reddetme konusunda hemfikir olmuşlardır. Bu, tüm kişiselliği bir tarafa bırakıp, karakter ve çalışma tarzlarıyla birbirinden etkilenerek şekillenen yoğun bir işbirliğinin başlangıcı olmuştur.

Her ikisi de, temel estetik sorunlara dair yaptıkları ortak görüşmede, ‘Weimar Klasik’ döneminin edebiyat devri olması gereken bir sanat ve edebiyat anlayışı geliştirmişlerdir. Aynı şekilde Schiller’in de olmak üzere, edebi başarıları sekteye uğramış olan Goethe, kendisinden on yaş daha genç olan biri ile yaptığı özendirici işbirliğinin etkisi konusunda birçok kez şunları vurgulamıştır: “Onlar, bana ikinci bir gençliği aşıladılar ve beni tekrar yazarlığa yükselttiler”.

Her iki yazar da, birbirlerinin eserlerindeki canlı teorik ve pratik kısımlardan yararlanmışlardır. Bu yüzden Schiller, Goethe’nin Wilhelm Meisters Lehrjahre (Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları) adlı romanına, eleştirel bir yaklaşımla eşlik etmekte ve ‘Faust’ adlı eserinin devamlılığı için onu cesaretlendirirken, Goethe de, Schiller’in Wallenstein adlı eserine etkide bulunmuştur. Bunun yanı sıra, ortak yayın projeleri de önem arz etmiştir. Her ne kadar Schiller, Goethe’nin kısa ömürlü dergisi Propylän’e hemen hemen hiç katılmamış olsa da, Horen ve aynı zamanda kendisi tarafından yayımlanan Musen-Almanach dergilerinde sayısız çalışma yayımlamıştır. Musen-Almanach dergisi, 1797 yılında, ortak şekilde ele alınan Xenien adlı şiirlerin bir koleksiyonunu oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda ise bu dergide, yazarların en ünlü baladları yayımlanmıştır.

Goethe bu dönemde, bilinen eserlerinin yanında, Unterhaltung deutscher Ausgewanderten (Alman Göçmenlerin Sohbetleri) adlı eserini ve dönemin güncel olaylarını, altı ölçülü dize şeklinde ortaya koyan epik şiiri Hermann und Dorothea’yı (Hermann ve Dorothea) ele almıştır. Bu eseriyle Goethe, ‘klasik’ okur başarısını elde etmiştir. Bununla birlikte, Der Schatzgräber (Hazine Avcısı) ve Der Zauberlehrling (Büyücü Çığlığı) adlı en tanınmış baladlarını bu dönemde kaleme almıştır.

Damgasını vurduğu Weimar Klasik dönemi ise, 1805 yılında Schiller’in ölümü ile sona ermiştir.

Sonraki Goethe

Goethe, 1805 yılında Schiller’in ölümünü büyük bir kayıp olarak nitelendirmiştir. Buna ilişkin olarak, farklı hastalıklarla da sarsılmıştır (Erizipel, böbrek sancısı). Yol arkadaşının kaybının yanı sıra, Goethe’nin hayatında iz bırakan bir diğer dönüm noktası da Napoleon Bonaparte ile baş gösteren savaş olmuştur. Goethe, düküyle beraber dilenerek ve iltica edecek bir yer arayarak, Almanya’yı dolaştıklarını zihninde canlandırmıştır (kötümserliğe olan eğilimini, kendisinin ‘karanlık yanı’ olarak adlandırmıştır.)

Christiane ile olan sağlam evliliği, 1807 yılında, Jena’daki kitap satıcısı Fromman’ın bakıcısının 18 yaşındaki kızı Minna Herzlieb’e karşı ilgisinin artmasına engel olamamıştır. Son romanı ‘Gönül Yakınlıkları’ (Die Wahlverwandschaften), dönemin iç deneyimlerinin izlerini taşımaktadır.

Goethe, çok yönlü evrensel bir deha olmayı çok isterdi, fakat bunun için deneyim bilgisinin milyonlarca kafası olan ejderhasına boyun eğmek zorundaydı. Buna rağmen, 1806 yılından itibaren, eserlerinin yeni bir derlemesini hazırlamıştır (Cotta, Stuttgart). Bu sebeple, ‘Faust’un ilk cildini’ de sonunda tamamlamayı başarmıştır.

Goethe, 1809 yılında, bir otobiyografi ele almaya başlamıştır. Bir yıl sonra ise, çok uzun süre onu işgal eden ‘Renk Teorisi’ (Farbenlehre) adlı eserini yayımlamıştır. Yurtdışının ve tüm çağların edebiyat araştırmasını yapmıştır. Halk, Fransız egemenliğine karşı baş kaldırırken, Goethe, zihnen Yakın Doğu’ya yönelmiştir: Arapça ve İran dili öğrenimine başlamış, Kuran’ı hatmetmiş ve İranlı şair Hafis’i okuma fırsatı bulmuştur. Bettina Brentano Weimar’da ortaya çıktığında, Goethe’nin, gençliği konusunda annesinden edindiği bilgilerle, ‘Hayatımdan. Edebiyat ve Hakikat’ (Aus meinem Leben. Dichtung und Wahrheit) başlıklı biyografisinin gidişatına yardımda bulunmuştur. Goethe, daha sonra bu betimlemeyi, ‘Yıllıklar’ (Annalen) ve ‘1786’dan 1788’e kadar İtalya Seyahati’ isimli eserlerindeki sayısız eklemelerle donatmıştır. Friedrich Rimer (1805’ten beri oğlunun öğretmeni), sekreter olarak kısa zamanda Goethe’nin vazgeçilmezi olmuştur; Goethe’nin kulağına, Beethoven’in ‘müzik gürültüsü’nden daha hoş geldiği Carl Friedrich Zelter ile otuz yılı aşkın bir süredir devam etmiş olan uzun bir mektuplaşma dönemine girmiştir (1799–1832). Bu mektuplaşma sayesinde Goethe, ondan sadece müzik konusunda değil, dostluk bağlamında da çok şey edinebilmiştir.

Goethe, 1814 yılında, Rhein ve Main çevrelerine seyahat etmiştir. Goethe’nin tavsiyesi üzerine ve huzurunda, birkaç hafta sonra evlenen banker Johann Jakob von Willemer ve ortağı Marianne Jung ile Frankfurt’da karşılaşmıştır. Goethe her ne kadar 65 yaşında olsa da, hiçbir şekilde kendisini çok yaşlı hissetmemiş ve Marianna’ya âşık olmuştur. Marianna, edebiyat ortağı ve tanrıçası olmuştur. Goethe, bir sonraki yıl Willemer’leri tekrar ziyaret etmiştir; -bu, memleketini son görüşü olmuştur. Willemer’lerin daha sonraki davetine karşılık vermemiştir. Fakat devamında, ‘Doğu-Batı Divanı’ (West-östlicher Divan) adlı eserini tamamlayana kadar, ‘Gül ve Bülbül, Aşk ve Şarap’ adlı şiirlerin dizeleri ortaya çıkmıştır. Daha sonra Marianna, bu aşk şiirlerinin büyük bir kısmının kendisinden kaynaklandığını ortaya atmıştır.

Yoğunlaşması ve çalışmalarını tamamlaması

Goethe’nin eşi Bayan Christiane, uzun süren rahatsızlığının ardından, 1816 yılında yaşamını yitirmiştir. Goethe, 1817 yılında, saray tiyatrosu yöneticiliğinden istifa etmiştir. Bu dönemden itibaren, Goethe’nin sağlığı ile gelini ilgilenmiştir. Dükalık ise, -Goethe’nin endişelerinin aksine- Napolyon savaşlarının kargaşasından hiç zarar görmeden çıkabilmeyi başarmıştır, hatta Carl August, bunu ‘Saray Macerası’ olarak adlandırmıştır. Bu macera, Jena’daki öğrencilerde ve diğer yerlerde yankı uyandırdığı esnada, Goethe çalışmalarını düzene koymuştur. Bu yıllarda, ‘Geschichte meines botanischen Studiums’ (Bitki Bilimi Öğreniminin Tarihçesi) adlı eser ortaya çıkmıştır (1817). Bunu 1824 yılına kadar, Morfoloji, Jeoloji ve Mineroloji alanlarına ilişkin fikirler başta olmak üzere, ‘Zur Naturwissenschaft überhaupt’ (Genel olarak Doğa Bilimlerine Dair) başlıklı eserinin serilerindeki fikirler takip etmiştir (burada, 1790 yılında sevgilisi için kaleme almış olduğu, ağıt tarzındaki ‘Bitki Morfolojisi’nin tasviri de yer almaktadır). Ayrıca Goethe bu dönemde, ilk kez 1813 yılının başlarında Tahran’ı ziyaret etmiş olan doğa bilimcisi Heinrich Cotta ile iletişim kurmuştur.

Goethe, Karl Friedrich Reinhard ve Kapsar Maria von Sternberg ile arkadaşlığını sona erdirmiştir. Ara sıra ‘Urworte. Orphisch’ adlı şiirinde son bulan gizemli düşüncelere adamıştır kendini. Günlüğü ve uzun süredir muhafaza ettiği notları, Goethe’ye ‘İtalya Seyahati’ (Italienische Reise) adlı eserini tamamlama fırsatı sunmuştur. 1821’de ise bunu küçük çaptaki romanlarının bir derlemesi olan ‘Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları’ (Wilhelm Meisters Wanderjahre) başlıklı eseri takip etmiştir.

Son çalışmaları ve seyahatleri

Goethe, 1823 yılında, kalp zarı iltihabı (Perikarditis) hastalığına yakalanmıştır. İstirahatından sonra ise kendini manevi anlamda eskisinden daha canlı hissetmiştir. İhtiyar Goethe, Karlsbad’da annesiyle beraber tanımış olduğu 19 yaşındaki Ulrike von Levetzow’a evlenme teklifinde bulunmuştur. Yaşadığı hüsranı, eve dönüş yolculuğunda ruhundan kopan ‘Marienbad Ağıdı’ (Marienbader Elegie) adlı eseri ile kâğıda dökmüştür. Daha sonra iç dünyasında ve çevresinde daima sessizliği ve sakinliği tercih etmiştir. Günlerini daima münzevi bir şekilde geçirmiştir. ‘Faust’ eserinin ikinci bölümünü tekrar ele almıştır. Kendisi hemen hemen hiç yazmamış, fakat yazdırmıştır. Böylelikle Goethe, yalnızca geniş kapsamlı bir mektuplaşma ile kalmamış, aynı zamanda bilgisini ve yaşam tarzını, geçmişe dayanan bu görüşmelerde, sadakatli genç şair Johann Peter Eckermann’a emanet etmiştir.

1828 yılında, Goethe’nin oğlu, destekçisi dükün adını taşıyan Karl August hayatını kaybetmiştir. Goethe, oğlunun ölümüne Roma’da iken katlanmak zorunda kalmıştır. Aynı yıl içerisinde, ‘Faust’ eserinin ikinci bölümünü tamamlamıştır. Faust, onun için, yıllar boyu en önemli şeyi oluşturan, biçimsel olarak bir sahne eseri, fakat hemen hemen hiç sahnede sergilenemez, fantastik bir resim tabakası olmasından önce birçok şiiri gibi büyük anlama sahip olan bir eserdi. Goethe son olarak, Georges Cuvier ve Etienne Geoffroy Saint-Hilaire isimli iki paleontolog arasındaki tartışmaya katılmıştır (yıkımcılık vs. türlerin gelişim sürekliliği). ‘Farbenlehre’ (Renk Teorisi) adlı eseriyle de hiçbir şekilde açıklayamamış olduğu Gökkuşağı gibi, Yer Bilimi (Jeoloji) ve Evrimcilik konuları da Goethe’yi uğraştırmıştır.

Aynı zamanda bitkilerin nasıl yetiştiği konusu da Goethe’yi bırakmamıştır. Goethe, ölümünden birkaç hafta önce, Ferdinand Wackenroder’a şunları yazmıştır.

‘Çok çeşitli yollarla, bir veya aynı kurala bağlı kalarak, hangi yolla bitkilerin başkalaşım (metamorfoz) geçireceği, yaşamın organik-kimyasal değişmesine yaklaşmanın ne derece mümkün olacağı konusu ile büyük ölçüde ilgileniyorum. Yalnız, bitkilerin ışığa karşı tepki göstermeleri gibi, bitki kökleri tarafından emilen nemin onun tarafından değiştirilmesi bana açık görünüyor, bundan ötürü, iskotoları şişiren rüzgârın türünü daha yakından net bir şekilde görmede, sizin masumca karşı çıktığınız istek ortaya çıktı.’

Ölümü

Goethe, (muhtemelen kalp krizinden) 22 Mart 1832’de hayata veda etmiştir. Son sözlerinin “daha fazla ışık” ifadesi olduğu tartışmaya açık kalmıştır. Bu ifade, söz konusu dakikada ölüm yatağında iken, Goethe’nin yanında olmayan doktoru Carl Vogel’e ulaştırılmıştır. Goethe, 26 Mart’da Weimar Mezarlığında toprağa verilmiştir.

Edebiyat ve müziğe etkisi

Goethe’nin kendisinden sonra gelen Alman şair ve yazarlara etkisi her yerde geçerliliğini korumaktadır, öyle ki burada, belli ölçülerde kendisi ve eserleriyle uyum içerisinde olan sadece birkaç yazar adlandırılabilmektedir.

Romantik dönem’in şair ve yazarları, Fırtına ve Coşku döneminin duygu aşırılığından yola çıkmışlardır. Franz Grillparzer Goethe’yi, birçok kez kendine örnek almıştır ve bununla, estetik alışkanlıkların yanı sıra her türlü siyasi Radikalizm (Köktencilik) karşısında temkinli duruşunu sergilemiştir. Friedrich Nietzsche tüm hayatı boyunca Goethe’ye hürmet etmiştir ve özellikle halefi olarak, bunu Hıristiyanlığa ve Almanya’ya ilişkin kuşkucu davranışlarında ortaya koymuştur. Hugo von Hoffmanstahl 1922 yılında şunları yazmıştır: “Goethe, eğitim temeli olarak tüm kültürü teşkil etmektedir” ve “Goethe’nin düzyazıdaki sözlerinden, bugün belki tüm Alman Üniversitelerinden olduğundan daha fazla okuma geleneği türeyecektir.”. Goethe’nin eserlerine ilişkin birçok makale kaleme alınmıştır. Thomas Mann ise Goethe’ye karşı yoğun sempati duymuştur. Sadece yazar kimliğine değil, aynı zamanda tüm alışkanlıkları ve karakter özelliklerine hayran kalmıştır. Thomas Mann da Goethe hakkında makale ve denemeler yazmıştır ve 1932 ile 1948 yıllarındaki Goethe-yıldönümü kutlamalarına ilişkin can alıcı konuşmalarda bulunmuştur. Lotte in Weimar isimli romanında Goethe’yi yaşatmıştır ve Doktor Faustus adlı romanla Faust serilerini yeniden ele almıştır. Ulrich Plenzdorf, Die neuen Leiden des jungen Werthers (Genç Werther’in Yeni Acıları) romanında, 1970’li yıllarda Almanya’daki Werther denklemini yeniden kurgulamıştır.

Goethe’nin sayısız şiiri, şairin sanat şarkılarının gelişmesine destekte bulunması suretiyle, -özellikle 19. yy bestecileri tarafından- bestelenmiştir.

Müzikal anlamda en yaratıcı Goethe yorumcusu, aralarında popülerliğe ulaşmış olan Heidenröslein, Gretchen Çıkrık Başında (Gretchen am Spinnrade) ve Gürgen Kralı (Erlkönig) adlı şiirlerin bulunduğu, yaklaşık 80 Goethe bestesiyle Franz Schubert olmuştur. Goethe ile kişisel olarak tanışan Felix Mendelssohn Bartholdy, İlk Cadılar Bayramı (Die erste Walpurgisnacht) baladını bestelemiş, aynı şekilde Hugo Wolf da Wilhelm Meister ve Doğu-batı Divanı’ındaki (West-östlicher Divan) diğer şiirleri ele almıştır.

Doğa bilimci olarak alımlanışı ve kabulü

Goethe’nin doğa bilimsel çalışmaları, çağdaş bilim insanları tarafından kabul edilmiş ve ciddiye alınmıştır; Goethe, doğa araştırmacısı Alexander von Humboldt, Doktor Christoph Wilhelm Hufeland ve kimyacı Johann Wolfgang Döbereiner gibi itibar sahibi araştırmacılarla iletişim halinde olmuştur. Başta Renk Teorisi (Farbenlehre) olmak üzere tüm eserleri, başlangıçtan itibaren edebiyat alanında tartışma yaratmıştır; doğa biliminin yol kat etmesiyle birlikte Goethe teorilerinin ciddi anlamda köhneleştiği ileri sürülmüştür. Goethe’nin doğa bilimsel konumu ve önemi, Charles Darwin’in çalışması Die Entstehung der Arten (Türlerin Oluşumu) eserinin yayımlandığı yıl olan 1859’dan itibaren, gelip geçici bir yeniliğin etkisi altına girmiştir. Goethe’nin, faal dünyanın sürekli olarak değişimi konusunda ortaya koyduğu hipotez ve organik türlerin, ortak ana bir türe dayandığı konusunda yaptığı ilişkilendirme, onun Evrim Teorisi’nin kâşifi olduğunu ortaya koymuştur.

1883- 1897 yıllarında Rudolf Steiner, Goethe’nin doğa bilimi çalışmalarını tekrar gündeme taşıyıp ortaya çıkarmıştır. Goethe’nin bilgi birikimlerini, sonradan oluşturduğu dünya görüşü Antroposofi’nin içerisine “Goetheanismus” olarak dâhil ettiği çağdaş materyalist- mekanik doğa anlayışına ve düşüncelerine bir karşıt seçenek olarak görmüştür. -O zamandan beri sonuçları dar anlamda bilimin standartlarına uygun düşmese de-, Goethe’nin insanları etkileyen tüm doğa bilgisi yöntemleri, modern doğa bilimin mekanik dünya görüşü ve etkin hale gelen teknikleşmesine ilişkin alternatiflere göre kamusal müzakere içinde araştırıldığında, sonradan güncellik kazanmıştır. Böylelikle bu, 20. yy’ın başlarında yazar Houston Stewart Chamberlain tarafından ele alınmış ve 1980’li yıllardan bu yana Yeni Çağ Hareketleri (New Age) çerçevesinde devamlılığını korumuştur.

Eserleri (seçmeler)

Goethe’nin sık aralıklarla başlayıp da bazen on yıl ara verdiği; çoktan basıma girmiş olan önemli çalışmaları ve ilk defa yıllar sonra basılan, tamamlanmış bazı çalışmaları olmak üzere önemli türde birçok eseri olmuştur. Bu nedenle bazen, oluşum zamanına göre eserlerinin tarihlerini belirlemek zordur. Aşağıda verilen eser listesi, (tahmin edilen) oluşum zamanlarına göre sıralanmaktadır.

Dramaları

  • Sevgilinin Keyfi (Pastoral)-(Die Laune des Verliebten), başlangıç 1768, yayın 1806
  • Suça Katılanlar (Komedi)-(Die Mitschuldigen), başlangıç 1769, yayın 1787
  • Demir Elli Götz von Berlichingen (Drama, çeviren: Ahmet Adnan,1933)-(Götz von Berlichingen mit der eisernen Hand),1773
  • Ein Fastnachtsspiel vom Pater Brey, 1774
  • Jahrmarktsfest zu Plundersweilern, 1774
  • Götter, Helden und Wieland (Piyes), 1774
  • Clavigo (Trajedi), 1774
  • Egmont (Trajedi), başlangıç 1775, yayın 1788
  • Erwin und Elmire (Müzikal piyes), 1775
  • Die Geschwister. Ein Schauspiel in einem Akt, 1776
  • Stella. Ein Schauspiel für Liebende, 1776
  • Der Triumph der Empfindsamkeit (Dram), 1777
  • Proserpina (Monodram), 1778/1779
  • Iphigenie auf Tauris (Drama), düzyazı 1779, yayın 1787
  • Torquato Tasso (Drama), başlangıç 1780, yayın 1790
  • Faust. Bir Fragman (Faust. Ein Fragmant), 1790
  • Büyük Cophta (Komedi)- (Der Groß-Cophta), 1792
  • Yurttaş General (Komedi)- (Der Bürgergeneral), 1793
  • Faust. Bir Trajedi (Faust’un ilk bölümüne uygun- çeviren: Seniha Bedri Göknil, 1935) / (Faust. Eine Tragödie), başlangıç 1797, bu başlık altında ilk olarak 1808 yılında yayımlandı.
  • Muhammed, Voltaire’in Trajedi Çalışması ve Çevirisi (Mahomet, Übersetzung und Bearbeitung von Voltaire), 1802
  • Die naturliche Tochter (Trajedi), 1803
  • Pandora (Piyes), oluşum 1807/08, yayın 1817
  • Faust 2 (Faust’un 2. bölümü), 1832

Romanları ve öyküleri

  • Genç Werther’in Acıları (Mektup roman, çeviren: Nurullah Ataç, 1930)-(Die Leiden des jungen Werthers), 1774
  • Wilhelm Meister’in aktörlüğü, rejisörlüğü ve sahne şairliği (Roman), başlangıç 1776, yayın 1911
  • Alman Göçmenlerin Sohbetleri (öykü)- (Unterhaltungen deutscher Ausgewanderten)
  • Öyküler (Novelle ), başlangıç 1797
  • Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları (Roman)- (Wilhelm Meisters Wanderjahre), başlangıç 1777, yayın 1821
  • Gönül Yakınlıkları (Roman)- (Die Wahlverwandschaften), 1807

Destanları

  • Reineke Fuchs (Fabl), 1794
  • Hermann und Dorothea (Destansı şiir, altı vezin ölçümlü), 1798

Şiirleri

  • 1771: Mailied
  • 1774: Prometheus
  • 1774/1775: Vor Gericht (Şiir)
  • 1777: An den Mond
  • 1782: Gürgen Kralı (Balad, çeviren: Musa Aksoy)- (Der Erlkönig)
  • 1797: Hazine Avcısı (Balad)- (Der Schatzgräber)
  • 1799: İlk Cadılar Bayramı (Balad, Felix Mendelsohn Bartholdy tarafından, Soli, Koro ve Orkestra eşliğinde bir Kantat olarak bestelenmiştir.)
  • 1815: Totentanz
  • 1822: Dem aufgehenden Vollmonde (Şiir, Dornburg 25 Ağustos 1828)

Şiir koleksiyonları ve epigram derlemeleri[

  • Roma Ağıtları (çevirmen: Ahmet Cemal, yayın 1996)- (Römischen Elegien)
  • Venezianische Epigramme, 1790
  • Xenien (Epigram, Friedrich Schiller ile ortak), yayın1796
  • Doğu-batı Divanı (çevirmen: Senail Özkan, 1948)- (West-östlicher Divan), yayın 1819, gelişme 1827

Estetik ve Felsefe çalışmaları

  • Maximen und Reflexionen, 1833 (ölümünden sonra yayımlanmıştır.)
  • Über den Dilettantismus (Fragman, Friedrich Schiller ile ortak), 1799
  • Über Kunst und Altertum (6 Cilt, Johann Heinrich Mayer ile ortak), 1816–32

Doğa Bilimi çalışmaları

  • Über den Granit, 1784
  • Über den Zwischenkiefer der Menschen und Tiere, 1786
  • Beiträge zur Optik (Deneme, 2 Cilt),1791/92
  • Renk Teorisi (Tez)- (Zur Farbenlehre), 1810

Otobiyografi çalışmaları

  • Hayatımdan. Edebiyat ve Hakikat (Otobiyografik Çalışma, 4 Cilt)- (Aus meinem Leben. Dichtung und Wahrheit),1811–33
  • İtalya Seyahati (Gezi Yazısı, çevirmen: Göknil Seniha Bedri, 1955)- (İtalienische Reise), 1816/17
  • Kampagne in Frankreich (Rapor), 1822

Doğa bilimi çalışmaları

Goethe’nin tabiat anlayışına uygun olan araç, gözlemleme olmuştur. Mikroskop gibi araç ve gereçlere şüpheyle yaklaşarak şunları dile getirmiştir: “İnsanoğlu kendi kendisine ve kendisi için, zihinsel duyarlılığını kullandığı sürece, en büyük ve en muhteşem araçtır ve deneylerin adeta insandan soyutlandırılmış olması, fiziğin en büyük felaketidir. Suni araçların gösterdiği şeye, doğanın gücünün yetebildiğini sınırlandırarak ve kanıtlamak isteyerek yaklaşması oldukça açıktır.” Goethe, insanı da içerisine dâhil eden tüm ilişkisi kapsamında doğayı tanımaya gayret göstermiştir. Bu sıralarda bilimin kullanmaya başladığı soyutlanmaya karşı, nesnelerin buna bağlı olarak gitgide soyutluk kazanmasından dolayı, kuşkulu bir şekilde yaklaşmıştır. Ancak Goethe’nin deneyimleri modern doğa bilimi ile bağdaşmamaktadır.

Goethe’nin doğa bilimi uğraşıları, Faust dizisi, Die Metamorphose der Pflanzen (Bitkilerin Morfolojik Yapısı) ve Gingo biloba eserleri başta olmak üzere, birçok kez edebiyatında yer almıştır.

Goethe, canlı doğanın sürekli bir değişim içerisinde olduğunu tasvir etmiştir. Bu yüzden bütün türlerin “Ana Bitki”den (Urpflanze) oluşması gerektiğinden yola çıkarak, birbirinden farklı bitki türlerinin ortak bir temel yapıdan ileri geldiğini ortaya koymak için, ilk olarak Bitki Bilimi (Botanik) alanında araştırma yapmıştır. Daha sonra ise, tek tek çiçekler üzerinde yoğunlaşmış; çiçek kısımları ve meyvelerin, sonunda oluşmuş olan yaprakları ifade ettiğine inanmıştır. Yapmış olduğu gözlemlerin sonuçlarını, Versuch die Metamorphose der Pflanzen zu erklaeren (Bitkilerin Morfolojik yapısını açıklama denemesi) adlı dergisinde yayımlamıştır (1790). Goethe, 1780 yılında Anatomi alanında, Anatomi profesörü Justus Cristian Loder ile ortak çalışarak, insan embriyosundaki (zannedilen) ara çene kemiğini keşfetmesiyle büyük bir coşku yaşamıştır. . O zamana kadar sadece memeli hayvanlarda ortaya çıkan ara çene kemiği, insanlarda doğumdan önce, çevreleyen üst çene kemiği ile birleşmektedir. Goethe’nin insanlarda ortaya çıkardığı bu kanıt, -bilim insanları tarafından reddedilen- hayvanlar ile olan akrabalığın önemli bir belgesi olmuştur.

Goethe, 1810 yılında yayımlanan Renk Teorisi (Farbenlehre) adlı eserini, temel bilimsel doğa çalışması olarak ele almıştır ve birçok eleştirmene karşı, buna ilişkin ortaya attığı tezlerini ısrarla savunmuştur. Yaşlılığında ise, bu çalışmalarının edebi eserlerinden çok daha fazla değere sahip olduğunu dile getirmiştir. Goethe, kanıtlamasında Isaac Newton’a Renk Teorisi çalışması ile karşı çıkarak, beyaz ışığın farklı renkteki ışıklardan meydana geldiğini ortaya koymuştur. Kendi gözlemlerinden sonuca vararak, ışığın bölünemez bir birim olduğunu ve renklerin, açık ve koyunun, aydınlık ve karanlığın birleşiminden, hatta bulanık bir ışığın da aracılığı ile oluştuğuna inanmıştır. Örneğin güneş, önüne bir sis tabakası yayıldığında kızıl ışıklar saçmaktadır ve etrafı karanlık düşürmektedir. Bu olayın Goethe döneminden daha önce, Newton’un teorisi ile açıklandığı ortaya koyulmuştur. Renk Teorisi, çoktan bilim dünyası tarafından reddedilmiş olsa da kendi özünde o dönemden sonraki çağdaş ressamları, özellikle Philipp Otto Runge’yi etkilemiştir; buna ilişkin olarak Goethe, Renk Psikolojisi’nin temelini oluşturmayı başarmıştır.

Goethe, Jeoloji (Yer Bilimi) alanında öncelikle, ölümünde 17.800’ün üzerinde taşın bir araya geldiği mineral-koleksiyonunun oluşumunu ele almıştır. Kütle türlerinin somut bilgisi konusunda ise, yeryüzünün maddesel niteliğine genel kanılar getirmek ve yeryüzü tarihine uzanmak istemiştir. Kimya araştırmalarının taze bilgilerini büyük bir ilgi ile takip etmiş ve Jena Üniversitesindeki yetkileri çerçevesinde, bir Alman Üniversitesinde ilk kimya bölümünü kurmuştur.

Goethe soyu

Johann Wolfgang von Goethe ve eşi Bayan Christiane’nin beş çocuğu olmuştur. En büyükleri August dışında, bir tanesi ölü doğmuş, diğerleri ise birkaç hafta ya da gün sonra ölmüşlerdir. August, üç çocuğa sahip olmuştur: Walther Wolfgang (9 Nisan 1818 – 15 Nisan 1885), Wolfgang Maximilian (18 Eylül 1820 – 20 Ocak 1883) ve Alma Sedina (29 Ekim 1827 – 29 Eylül 1844). August, babasından iki yıl önce Roma’da hayatını kaybetmiştir. Eşi Ottilie von Goethe, August’un ölümünden sonra, bir yıl sonra ölen Anna Sibylle adında bir çocuk daha (August’dan olmayan) dünyaya getirmiştir. Çocukları bekâr kalmıştır, böylelikle Goethe’nin birinci dereceden soyu tarihe karışmıştır. Goethe’nin kızkardeşi Cornelia’nın, bugün soy’u hala devam etmekte olan iki çocuğu (Goethe’nin torun yeğenleri) olmuştur.

Değeri ve İlgi Görmesi

Goethe’nin bir yazar olarak kabulü, çarpıcı bir şekilde çeşitlilik gösterir ve eserlerinin edebi-sanatsal anlamlarının çok daha ötesine gider. Bu yüzden, sadece bazı noktalar göz önünde bulundurularak değerlendirilebilmektedir.

Hayatta iken benimsenişi

Goethe 25 yaşında iken çoktan Werther eseri ile şöhretinin doruğuna ulaşmıştır. Eser, her okur sınıfına hitap etmiş ve “din, dünya görüşü ve sosyal politika”ya ilişkin sorunlara eğilerek, büyük bir kargaşaya neden olmuştur. Daha sonraki yayınlar ise, bu sebeple okurun su yüzüne çıkmış beklentilerine karşılık verememiştir. Goethe’nin – Hermann ve Dorothea ve Faust’un ilk bölümü haricinde- daha sonraki eserleri, oluşan edebiyat çevrelerine uygun düşmüştür, fakat orada da tam olarak anlaşılamamış ve fazla basım görmemiştir. Buna bağlı olarak 19. yy’ın başlarında, Goethe’yi azizleştirip efsanevi hale getirerek, sürekli büyüyen bir okur tabakası ve çevresi oluşmaya başlamıştır. Daha sonraki yıllarda, Goethe’nin evinin, tüm Avrupa’dan edebi okurlarca oluşan bir ziyaretçi akını çekmesi, yazarın yurtdışında da gördüğü ilginin kanıtı olmuştur.

Goethe portresinin değişimi

Goethe’nin değeri, ölümünden sonra ilk defa azalmaya başlamıştır. Vormärz dönemine (1830’lar), Goethe’nin muhafazakâr politik tutumundan daha uygun olan devrim eğilimleri ile Schiller, Goethe’yi gölgesinde bırakmıştır. “Goethe fanatikleri”nin yanı sıra Goethe’yi vatan hainliği, daha doğrusu dinsizlik ile suçlayan milli eleştirmenler (Ludwig Börne) ve kilise eleştirmenleri ortaya çıkmıştır.

Goethe 1860 yıllarından bu yana, Alman okullarında derslere konu edilmiştir.

Goethe Çağı nispeten, 1871’de imparatorluğun kurulmasıyla sona ermiştir. “Yüce” Goethe, kurulan imparatorluğun dehası ilan edilmiştir. Goethe görevlerinin bir derlemesi ve edebi eserler üzerindeki Goethe yazıları ortaya çıkmıştır. Goethe (vakfı) toplumu (Goethegesellschaft) 1885 yılından bu yana, kendisini Goethe çalışmalarının araştırması ve yayılmasına adamıştır; bu topluma, aralarında Alman imparatorluğu çiftinin yanı sıra toplumun yurtiçi ve yurtdışındaki ileri gelenleri de dâhil olmuştur. Goethe çalışmalarına olan ilginin, arkasından genel bir düşünceyle şiir eserlerinin yavaş yavaş kaybolmaya yüz tuttuğu düzgün, hareketli ve zengin, bir o kadar da büsbütün bir ahenk içerisindeki hayatının sanatına nakledilmesi, imparatorluğun Goethe tapınmasına özgü olmuştur. Bu nedenle 1880 yılında yazar Wilhelm Raabe şunları yazmıştır: “Goethe, Alman ulusuna şairanelik vb. şeyleri bırakmamıştır, onlar Goethe’nin hayatından, baştan sona kadar eksiksiz bir insanı tanıma fırsatı bulmuşlardır.” İnsanlar gıpta edilen hayatını örnek alarak, Goethe araştırmalarından, kendi hayatlarının gidişatları konusunda tavsiye ve yararlar çıkarmaya çalışmıştır. Ancak bununla birlikte, toplumun bazı kesimlerinde Goethe tapınmasının gereksizliğini savunan sesler de yükselmiştir.

Gottfried Keller 1884’de şunları dile getirmiştir: “Kutsal isimler, her konuşmaya hükmediyor, her yeni toplum ise Goethe hakkında konuşuyor; fakat artık kendisi okunmuyor, bu nedenle eserleri de artık tanınmıyor ve bunlar hakkında bilgi sahibi olunamıyor”. Friedrich Nietzsche ise 1878 yılında şunları yazmıştır: “Goethe, Alman tarihinde sonu olmayan bir olaydır: Son yetmiş yıldaki Alman siyasetinde, kim Goethe’yi birazcık tasvir etmeye muktedir olabilirdi ki!” Weimar Hükümeti (1919–1933) Goethe’yi, kesinlikle yeni devletin manevi temeli olarak nitelendirmiştir. Goethe Weimar döneminde (Birinci Dünya Savaşı sonrası ile Nazi Almanya’sına kadarki dönem), solcular tarafından eleştirilmiştir: Hermann Hesseşu soruyu dile getirmiştir: “Goethe, sadece orta sınıf kahramanı, madun, kısa süreli, bugün çoktan solmuş olan ideolojinin yaratıcısı olma konusunda, onu hiç okumamış olan saf Marksistlerin tanımladığı kadar var mıydı?”.

Nasyonal sosyalizm, Goethe’yi pek ifade etmemiştir. Onun Hümanizm, Kozmopolitizm anlayışı ve “kişinin kendi başının çaresine bakması ve tüm insanlığı baz alması” olarak oluşturmuş olduğu ideoloji, faşist ideoloji hükmüne baş kaldırmıştır. Alfred Rosenberg, 1930 yılında “Der Mythus des 20. Jahrhunderts” (20. yy.ın Efsanesi) adlı kitabında, “şiirlerde olduğu gibi hayatta da, düşünceye dayatma yapılmasını reddettiğinden ve bağnaz bir fikrin hâkimiyetinden nefret ettiğinden dolayı”, Goethe’nin gelecek “amansız mücadele dönemleri”ne uygun olmadığından bahsetmiştir.

Goethe 1945’ten sonra, her iki Alman devletinde de, “bir yeniden doğuş” dönemine uğramıştır. Geçmiş yıllarda barbarlığın hâkim olduğu Almanya’da, daha iyi ve daha insancıl bir tolumun temsilcisi olmuştur. Fakat doğuda ve batıdaki Goethe, bir benimseme anlayışı olarak farklı izler altında şekillenmiştir. Öncelikle Georg Lukács’ın öncülüğünde, birMarksist-Leninist düşünce ortaya çıkmıştır. Goethe, Fransız Devrimi’nin müttefiki ve 1848–49 devriminin öncüsü; “Faust” eseri ise, “sosyal toplumun oluşması için üretken güç” ilan edilmiştir. Buna karşılık olarak Federal Cumhuriyet’de, geleneksel Goethe portresinden yola çıkılmıştır. 1860’lı yılların sonundan itibaren, “Klasiğin yergisi” eğilimi ön plana çıkınca da Goethe, artık zamana ayak uyduramaz biri olarak anılmıştır.

Müslümanlar, Goethe’nin yoğun İslam uğraşılarından yola çıkarak, zaman zaman onun kendilerinden biri olduğunu düşünmüşlerdir. Bununla birlikte 1995 yılında, Goethe’nin adı İslami hukuk çerçevesinde, ölümünden sonra “Muhammed Johann Wolfgang von Goethe” şeklinde değiştirilmiştir.

Eserleri

Goethe toplumsal ve teknolojik ilerlemeye, insanlık erdemlerini yadsımadan doya doya yaşamaya inanıyordu. Kafka, Goethe’yi “hayat üzerine söylenebilecek olan her şeyi söyleyen biri” olarak tanımlamaktadır. Bununla, onun yapıtlarındaki ayrıntı fazlalığına ve felsefi derinliğe dikkat çekmektedir.[4]

  • 1771: Heidenröslein, şiir
  • 1773: Prometheus, şiir
  • 1773: Götz von Berlichingen, drama
  • 1774: Genç Werther’in Acıları, roman
  • 1774: Der König in Thule, şiir
  • 1775: Stella, tragedya
  • 1782: Der Erlkönig, şiir
  • 1787: Iphigenie auf Tauris, drama
  • 1786: Novella, öykü
  • 1788: Egmont, drama
  • 1790: Bitkilerin Metamorfozu, bilimsel deneme
  • 1790: Torquato Tasso, drama
  • 1790: Römische Elegien, şiir koleksiyonu
  • 1793: Mainz Kuşatması, düz yazı
  • 1794: Reineke Fuchs, fabl
  • 1795: Das Märchen (Yeşil Yılan ve Güzel Lily), peri masalı
  • 1794–95: Unterhaltungen deutscher Ausgewanderten, peri masalları içeren öykü Das Märchen
  • 1795–96 (Friedrich Schiller ile ortak yapıt): Die Xenien, epigram toplaması
  • 1796: Wilhelm Meisters Lehrjahre, roman
  • 1797: Der Zauberlehrling, şiir; Fantasia Film tarafından animasyon haline getirilmiştir.
  • 1798: Hermann ve Dorothea, destansı şiir
  • 1798: Die Weissagungen des Bakis
  • 1798/01: Propyläen, periyodik
  • 1803: Die Natürliche Tochter, Fransız devrimi üzerine bölümler içeren oyun
  • 1805: Winkelmann
  • 1808: Faust, Dramanın ilk parçası
  • 1809: Die Wahlverwandtschaften, roman
  • 1810: Renklerin Teorisi, Bilimsel yazı
  • 1811–1830: Aus Meinem Leben: Dichtung und Wahrheit, 4 parçalık otobiyografik çalışma
  • 1813: Bulgu, şiir
  • 1817: İtalya Seyahati, gezi yazısı
  • 1819: Divan.
  • 1821: Wilhelm Meisters Wanderjahre, oder Die Entsagenden (Wilhelm Meister’s Journeyman Years, or the Renunciants/Wilhelm Meister’s Travels), roman
  • 1823: Marienbad Ağıtı, şiir
  • 1832: Faust, drama
  • 1832/33: Nachgelassene Schriften
  • 1836: Goethe ile Sohbet

sanatSERGİ

İSTANBUL

– Evren Sungur’un “Organik Makineler – Bir Heykel İçin Eksiz” adlı sergisi Summart Sanat Merkezi’nde yarına kadar görülebilir. (0212) 278 7100

– Mümin Candaş ve Orhan ZAFER’in “Yol Geçen Hanı” adlı resim sergisi Banyan Restaurant’ta “Art For The Soul” projesi kapsamında Şeli Art Project işbirliğiyle 19 Şubat’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.

– Utku Dervent ile İlker Yardımcı’nın “Orada Olmak” adlı sergisi Bozlu Art Project’te 21 Şubat’a kadar görülebilir. (212) 232 72 32

– “Dijital Sonrası Tarihçeler: 1960’lar ve 1970’lerin Medya Sanatından Kesitler” adlı sergi Akbank Sanat’ta 21 Şubat’a kadar görülebilir.(0212) 252 3500

– Versus Art Project ve Karşı Sanat Çalışmaları Sanat Galerisi’nde Yavuz Tanyeli’nin kişisel resim sergisi “E=m.c2” 21 Şubat’a kadar görülebilir. (212) 244 78 74

– Mike Berg’in Galeri Nev İstanbul’daki altıncı kişisel sergisi 21 Şubat’a kadar görülebilir. (0212) 251 1214

– Jacques Tange’nın “Yabancı Topraklarda” sergisi 21 Şubat’a kadar ART350’de görülebilir. (0216) 369 8050

– Can Göknil’in “Sazlı Sözlü” adlı sergisi 21 Şubat’a kadar Galeri Apel’de görülebilir. (212) 292 72 36

– Genco Gülan’ın “Soyut Haritalar” adlı sergisi 22 Şubat’a kadar Piramid Sanat’ta izlenebilir. (0212) 297 3120

– Ömer Kaleşi sergisi 24 Şubat’a kadar Tem Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 2470899

– Suna Atalı Er’in “Düşler” adlı resim sergisi Venüs Sanat Galerisi’nde 25 Şubat’a kadar görülebilir. (0216) 565 3572

– “Özel Koleksiyon Sergisi” 25 Şubat’a kadar Sanat Yorum’da görülebilir. (212) 542 43 05

– Mehmet Arslan’ın “Memleket Hali” adlı karikatür sergisi 26 Şubat’a kadar Levent Kültür Merkezi’nde görülebilir. (0212) 325 7371

– “Çanakkale Destanının İlk Halkası – Troyalı Hektor” sergisi Rahmi M. Koç Müzesi Sergi Salonu’nda 27 Şubat’a kadar görülebilir. (0212) 369 6600

– “Soğuk. Ilık. Sıcak” adlı karma sergi 27 Şubat’a kadar ARTNEXT İstanbul’da görülebilir.(0212) 999 3990

– Özgür Yener’in “Dizin” adlı sergisi Düş Yolcusu Sanat Durağı Çiftehavuzlar’da 27 Şubat’a kadar görülebilir. (0212) 3869903

– Alp Çoksoyluer, Alper Derinboğaz, Ayşe Gül Süter, Buşra Tunç, Candaş Şişman, Deniz Kader, Erdal İnci, Korhan Erel, Osman Koç, Ozan Türkkan ve Refik Anadol’un eserlerinin yer aldığı “Dalgalar” adlı sergi Block Art Space’de 28 Şubat’a kadar görülebilir. (212) 292 83 82

– Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Belçikalı grup Het LABO işbirliğinde gerçekleştirilen “CuriosiTIES: Kravata Meraklı Bakış” başlıklı sergi Marmara Üniversitesi Sultanahmet yerleşkesindeki Cumhuriyet Müzesi’nde 28 Şubat’a kadar görülebilir. (212) 518 16 00

– Murat Palta’nın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Tasvir-i Beyaz Perde” x-ist’te 28 Şubat’a kadar izlenebilir. (212) 291 77 84

– Balkan Naci İslimyeli’nin son yapıtlarından oluşan “Bir Şey Söyle” adlı sergisi 28 Şubat’a kadar Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı’nda (EKAV) görülebilir. (0212) 252 8131

– “Sins / Günahlar” sergisi 28 Şubat’a kadar G-art Beyoğlu’nda görülebilir. (212) 2436622

– Melih Akbıyık’ın “Ertelenmiş Resimler” adlı sergisi Galatea Art Galeri’de 28 Şubat’a kadar görülebilir. (0212) 245 3320

– “Bazı Yüzler Unutulmaz” adlı küratöryal sergi 28 Şubat’a kadar Nişantaşı-Galeri Eksen’de görülebilir. (0212) 219 0850

– “Olasılıklar ve Tercihler” adlı karma video seçkisi 1 Mart’a kadar Mixer Açık Depo’da görülebilir. (0212) 243 54 43

– Hamparsum Demircioğlu’nun “Yanılsamalar” adlı sergisi 2 Mart’a kadar Pera Sanat Galerisi’nde görülebilir. (0212) 2523082

– Sevtap Yılmaz’ın “Geçmişten Geleceğe” adlı sergisi 5 Mart’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da görülebilir. (212) 251 91 63

– Konstantin Sterkhov ve Tansu Özmen ikilisinin eserlerinden oluşan, Suluboya Resim Sergisi 5 Mart’a kadar ARTEV Sanat Galerisi’nde görülebilir. (0216) 449 4675

– Nesrin Esirtgen Collection tarafından genç sanatçılara görünürlülük sağlamayı amaçlayan “Open Call – Open Door” sergisi 6 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 243 7853

– Yüksel Tamtekin’in resim sergisi Bakraç Sanat Galerisi’nde 6 Mart’a kadar görülebilir. (0216) 410 91 97

– Yusuf Taktak’ın “Yukarıdan Aşağıya Soldan Sağa 19152015” adlı sergisi Maçka Sanat Galerisi’nde 7 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 240 8023

– Işıl Gönen’ in “Herkes Kendi Kendinde” adlı solo sergisi Derinlikler Sanat Merkezi’nde 7 Mart’a kadar izlenebilir.

– Aylin Beyoğlu’nun “Kılavuzun Günlüğü” adlı resim sergisi 7 Mart’a kadar Artisan’da görülebilir. (0212) 2479081

– “Joan Miró: Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar” sergisi 8 Mart’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde izlenebilir. (0212) 277 2200

– Tan Oral’ın “Eğlencelik Çizgiler” adlı karikatür sergisi Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 8 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 249 01 50

– Alp Bartu ve Mustafa Ayaz’ın sergileri Doku Sanat Galerileri İstanbul’da yarından itibaren 9 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 2462496

– Orhan Taylan’ın resim sergisi 10 Mart’a kadar Kızıltoprak Sanat Galeri’nde 10 Mart’a kadar görülebilir. (0216) 418 3806

– “Küçük Yüzler, Büyük Bedenler” adlı karma sergi 13 Mart’a kadar Elgiz Müzesi’nde izlenebilir. (0212) 290 2525

– “Mimarlık tarihçisi, restoratör, koleksiyoner Ekrem Hakkı Ayverdi” sergisi İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde 14 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 334 0900

– 40 fotoğrafçının 1600 portre fotoğrafından oluşan “Yüz Kumbarası” adlı fotoğraf sergisi 19 Mart’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde görülebilir. (0212) 393 8111

– “Sevgili Kedilerimiz” adlı karma sergi Ürün Sanat Galerisi’nde 19 Mart’a kadar izlenebilir. (0216) 363 1280

– Mustafa Pancar’ın “Yol Kenarı” adlı sergisi yarından itibaren Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde 21 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 230 1976

– Sadi Diren’in retrospektif sergisi D’Art Sanat Galerisi’nde 19 Şubat22 Mart tarihleri arasında görülebilir.

– Ayhan Türker, Muhsin Kut ve Mustafa Pilevneli’yi buluşturan “Yeditepe İstanbul” adlı sergi Hobi Sanat Galerisi’nde 24 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 225 23 37

– “Nevruz” adlı karma sergi Galeri Apel’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2927236

– Mehwish Iqbal’ın “Subliminal Manzaralar” adlı sergisi 28 Mart’a kadar Kare Art Galeri’de görülebilir. (0212) 2197719

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Ali Kazma’nın “Zamancı” adlı sergisi Galeri ARTER’de 5 Nisan’a kadar görülebilir. (0212) 2433767

– Burhan Doğançay’ın “Picture The World” sergisi 7 Haziran’a kadar Doğançay Müzesi’nde görülebilir. (0212) 244 7770

– “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz” adlı retrospektif sergi İstanbul Modern’de 28 Haziran’a kadar Süreli Sergiler Salonu’nda görülebilir. (0212) 334 7300

ANKARA

– Zuhal Baysar – resim – 18 Şubat’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

– Sabri Akça – resim – 19 Şubat’a dek – Peker Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 30 03)

– Kayıhan Keskinok – resim – 19 Şubat’a dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 438 60 08)

– Istvan Orosz&Frigyes König&Farago – resim – 20 Şubat’a dek – Güler Sanat’ta. (0 312 236 21 22)

– Neriman Küçükbeycan – figür – 20 Şubat’a dek – Galeri N’de. (0 312 436 36 64)

– Gültekin Serbest – resim – 23 Şubat’a dek – Sepa Sanat Galerisi’nde. (0 312 473 06 47)

– Necati Seydi Ferdioğlu – resim – 25 Şubat’a dek – Stillife Art’ta. (0 312 441 01 45)

– Oya Kınıklı – resim – 25 Şubat’a dek – Medya Sanat Galerisi’nde. (0 312 428 39 55)

– 6+1 İhtimal – resim – 26 Şubat’a dek – Platform A by Armoni Art Gallery’de. (0 312 440 43 24)

– Aykut Tanrıseven – resim – 27 Şubat’a dek – İsmail Altınok Sanat Merkezi’nde. (0 312 433 30 34)

– Mehmet Kapçak – resim – 28 Şubat’a dek – Krişna Sanat Galerisi’nde. (0 312 418 02 53)

– Mehmet Emin Erdoğdu – resim – 28 Şubat’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

– Ekrem Kutlu – resim – 28 Şubat’a dek – Galeri Akdeniz’de. (0 312 441 29 99)

– Geçişler – resim – 13 Mart’a dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

– Anahita Şems – resim – 14 Mart’a dek – GaleriM Sanat Galerisi’nde. (0 312 235 50 06)

ADANA

– Mustafa Çapar’ın, ‘Kişisel Resim Sergisi’ AÇS Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sanatseverler, Çapar’ın yağlıboya çalışmalarının yer aldığı sergiyi 18 Şubat tarihine dek izleyebilecek. (0322 4534445)

MERSİN

– Çiğdem Bucak Telli’nin yağlıboya çalışmalarının yer aldığı resim sergisi Altamira Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi 6 Mart tarihine dek sanatseverlerin izlenimine açık tutulacak. (0324 2330312)

– Mazlum Cabir Uluyol’un MTSO Sanat Galerisi’ndeki resim sergisi sürüyor. Ressam Uluyol’un yağlıboya çalışmalarının yer aldığı sergi hafta boyu izlenime açık olacak.

GAZİANTEP

– Hüseyin Yıldırım’ın kişisel resim sergisi Sanko Sanat Galerisi’nde sürüyor. Yıldırım’ın leke usulüyle, renk ağırlıklı çalışmalar ve doğal soyutlamalarla renklerin büyüsünü tuvaline yansıttığı eserlerinden oluşan sergisi, 6 Mart tarihine dek her gün 10.00-22.00 saatleri arasında gezilebilecek. (0342 3666066)

TİYATRO

İSTANBUL

– Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Geçtim Ama Tiyatrodan” salı, perşembe, cuma, cumartesi 20.00. Küçük Sahne’de “Nice Yıllara” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “Güneş Batarken Bile Büyük” perşembe, cuma, cumartesi 20.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Kontrabas” perşembe 20.00, cumartesi 15.00. Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Cimri” çarşamba, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00 )

– İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Para” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde “On İki Öfkeli Adam” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Sırça Hayvan Koleksiyonu” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde “Ölü Ordunun Generali” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. Haldun Taner Sahnesi’nde “Çürük Temel” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. Ümraniye Sahnesi’nde “Kerbela” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Bir Yaz Gecesi Rüyası” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. (0 212 455 39 20)

– Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Kaç Baba Kaç” perşembe 20.30, “Sokak Kızı İrma” cuma 20.30, “Hayvan Çiftliği” cumartesi 20.30, çocuk oyunu “Güneşin Çocukları” pazar 11.00, “Külhanbeyi Müzikali” pazar 15.30. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” çarşamba 20.30. (0 212 414 96 47)

– Ortaoyuncular’da “Masal Müfettişi” cuma 20.00, “Ferhangi Şeyler” cumartesi 20.00, pazar 18.00. (0 212 251 18 65)

– Dostlar Tiyatrosu’nun “Yaşamaya Dair” oyunu bugün 20.30 Trump Kültür ve Gösteri Merkezi. (0 212 246 35 89)

– Oyun Atölyesi “Testosteron” bugün 20.30, “Nehir” salı, çarşamba 19.00 ve 21.00, “Kim Korkar Hain Kurttan” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

ANKARA

– Akün Sahnesi’nde, “Sarı Naciye” adlı oyun 24, 25, 26, 27, 28 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 427 19 71)

– Altındağ Tiyatrosu’nda, “Nalınlar” adlı oyun 24 Şubat’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Kuaförde Bir Gün” adlı oyun 25-28 Şubat tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Miyhavlar Tiyatrosu” adlı oyun 24, 26 Şubat’ta saat 11.00’de. (0 312 316 59 02)

– Büyük Tiyatro’da, “Hedda Gabler” adlı oyun 22 Şubat’ta saat 15.00’te, 24 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 324 22 10)

– Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Teneke” adlı oyun 20, 21 Şubat’ta saat 20.00’de, 22 Şubat’ta saat 15.00’te, “Macbeth” adlı oyun 24, 25, 26, 27, 28 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 240 00 91)

– Küçük Tiyatro’da, “Ramiz ile Jülide” adlı oyun 20 Şubat’ta saat 20.00’de, 21 Şubat’ta saat 15.00 ve 20.00’de, 22 Şubat’ta saat 15.00’te, “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye” adlı oyun 24, 25, 26, 27, 28 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 311 11 69)

– Oda Tiyatrosu’nda, “Hüzzam” adlı oyun 20, 21 Şubat’ta saat 18.30’da, “Nehir” adlı oyun 24, 25, 26, 27, 28 Şubat’ta saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

– Stüdyo Sahne’de, “İyiyim” adlı oyun 24, 27 Şubat’ta saat 20.00’de, “Bizim Yunus” adlı oyun 20 Şubat’ta saat 20.00’de, 22 Şubat’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

– Tatbikat Sahnesi’nde, “Aklımdaki Kadınlar” adlı oyun 24, 25 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 467 71 72)

– İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Nihayet Bitti” adlı oyun 25 26 Şubat’ta saat 20.00’de, 28 Şubat’ta saat 15.00’te, “Bernarda Alba’nın Evi” adlı oyun 21 Şubat’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

– Şinasi Sahnesi’nde, “Alacaklılar” adlı oyun 20 Şubat’ta saat 20.00’de, 21 Şubat’ta saat 15.00 ve 20.00’de, 22 Şubat’ta saat 15.00’te. (0 312 467 17 44)

– 75. Yıl Sahnesi’nde, “Euridice’nin Elleri” adlı oyun 21, 25, 26 Şubat’ta saat 20.00’de, 28 Şubat’ta saat 15.00’te. (0 312 432 27 46)

– Tiyatro Pembe Kurbağa’da, “Küçük Denizkızı” adlı çocuk oyunu 28 Şubat’ta saat 12.00’de, “Havuç Tarlasındaki Koca Fil/Bebek Tiyatrosu” adlı çocuk oyunu 22 Şubat’ta saat 12.00’de. (0 312 418 02 98)

– Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, “Tesadüfen Kadın” adlı oyun 22 Şubat’ta saat 15.30’da, “Beş Para Etmez Varyete” adlı oyun 1 Mart’ta saat 15.30’da, “Selamün Kavlen Karakolu” adlı oyun 27 Şubat’ta saat 20.00’de, 21, 28 Şubat’ta saat 15.30 ve 20.00’de. (0 312 417 76 76)

– Tiyatro Tempo’da, “Karagöz Cadılar ve Hint Fakiri (+4 yaş)” adlı oyun 22 Şubat’ta saat 13.00’te, “Bir Büyükanne Aranıyor (+6 yaş)” adlı çocuk oyunu 22 Şubat’ta saat 16.00’da, “Bavuldaki Hayatlar (+15 yaş)” adlı yetişkin oyunu 20 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 232 32 92)

ADANA

– Adana Devlet Tiyatrosu (ADT), bu hafta sahneyi Ankara Devlet Tiyatrosu’na bırakıyor. Ankaralı konuk sanatçılar, Sait Faik Abasıyanık’ın yazdığı, Savaş Dinçel’in oyunlaştırdığı ve Murat Çıdamlı’nın yönettiği, “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye” adlı eseri hafta içi 20.00’da cumartesi 15.00 ve 20.00’da tiyatroseverlere sunacak. ADT oyuncuları ise, Azade Küçükaycan’ın yazıp yönettiği, ‘Merhaba Hayat’ adlı müzikli danslı çocuk oyununu çarşamba günü 14.00’da pazar günü ise 11.00’da küçük tiyatroseverlere sunmayı sürdürüyor. Oyunun karakterleri Jülide, Büyük Ayıcık ve Minik Ayıcık’ın çocuklara renkler ve sayılar ile mevsimleri diyaloglarla anlatması oyun sırasında renkli görüntülerin ortaya çıkmasına sahne oluyor. (0322 3523355)

– Çukurova Belediyesi Şehir Tiyatrosu, David Gieselmann’ın yazdığı, ‘Bay Kolpert’ adlı oyunu Orhan Kemal Kültür Merkezi’nde sahnelemeyi sürdürüyor. Adana Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Murat Aslan’ın yönettiği, komedigerilim türündeki, ‘Bay Kolpert’te Salih Akbalı, Dilek Kont, Mehmet Avcı, Burak Zerayalp, Ahmet Eldek ve Zeynep Ak rolleri paylaşıyor. ÇBŞT oyuncuları, ‘Baş Kolbert’i perşembe akşamları 20.00’da tiyatroseverler ücretsiz yineliyor. (0322 2345325)

– Adana Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Yunan yazar Dimitri Psathas’ın yazdığı, Turgut Bağır’ın yönettiği, “Yalancı Aranıyor’ adlı oyununu sahnelemeyi sürdürüyor. Ergün Özfırıncı, Halil İbrahim Kurum, Özlem Özel, Nermin Salman, Orhan Kuşçu, Dilek Polat, Önder Özcan, Tufan Naharcı, Feridun Yıldırım, Semih Yeşil, Çağla Yeleç ve Hüseyin İnan Biçir’in rol paylaştıkları politik güldürü her cumartesi 15.00 ve 20.00’da tiyatroseverler için yineleniyor. BBŞT oyuncuları Nurhan Özgür’ün yazdığı, Dr. Rasim Aşın’ın yönettiği, ‘Dede Korkut Kitabı’ adlı masalsı çocuk oyununu da salı ve çarşamba günleri 14.30’da, cumartesi günleri de 11.00’da yineliyor. (0322 4589347)

– Seyhan Belediyesi Tiyatrosu oyuncuları, müzikli çocuk oyunu, ‘Çizmeli Kedi’yi küçük tiyatroseverler için sahnelemeyi sürdürüyor. Dekor ve kostümleriyle küçük sanatseverlerin büyük ilgi gösterdiği oyun, çarşamba 14.00, pazar 13.00’da ücretsiz yineleniyor. SBT sahnesi cumartesi günü 19.00’da da Gürsel Fırat’ın tek kişilik oyunu, ‘Derviş’e mekân olacak. Şiirli müzikli oyunda Fırat’a Niyazi Yaşar eşlik ediyor. (0322 4327474)

MÜZİK

İSTANBUL

– Nardis Jazz Club’te bugün 21.30’da Mahan Mirarab-Sehrng Golnar Shahyar, yarın 21.30’da Eylül Biçer Quartet, çarşamba 21.30’da Flapperswing, perşembe 21.30’da Ece Göksu & Neşet Ruacan & Volkan Hürsever, cuma 22.30’da Yavuz Akyazıcı Project, cumartesi 22.30’da Sibel Köse Group konseri var. (0212 232 98 30)

-Akbank Sanat’ta çarşamba saat 20.00’de Ece Göksu(vokal) – Neşet Ruacan(gitar) konseri var. (0212 252 35 00-01)

-Süreyya Operası’nda Burçin Büke’nin “Piyano Resitali” bugün saat 20.00’de gerçekleştirilecek. (0216 346 15 31)

-İş Sanat’ta yarın saat 20.00’de Ozan Musluoğlu, perşembe saat 20.00’de Chiaroscuro Quartet konseri. (0212 316 10 83)

-Moda Sahnesi’nde cuma saat 21.00’de Gaye Su Akyol ve Bubituzak konseri var. (0216 330 58 01)

-Bostancı Gösteri Merkezi’nde cumartesi saat 21.00’de Kibariye konseri. (0216 362 1161)

-Salon İKSV’de çarşamba saat 21.30’de Londralı caz-rock grubu Troyka’nın konseri, cuma akşamı saat 21.30’da Son Feci Bisiklet & Yok Öyle Kararlı Şeyler konseri, cumartesi akşamı saat 22.30’da Garanti Caz Yeşili: Caz Ağacı 2015 kapsamında Charlie Parker’ın anılacağı konser izlenebilir. (0212 334 0752)

– Jolly Joker İstanbul’da çarşamba saat 21.00’de Halil Sezai, perşembe saat 21.00’de Yıldız Tilbe, cuma satt 22.00’de Cem Adrian, cumartesi saat 22.00’de Tan Taşçı konseri. (0212 249 0749)

– Galata Perform’da perşembe saat 21.00’de Serhan Erkol – Erçin Kaya konseri. (0212 243 9991)

– garajistanbul’da perşembe saat 21.00’de Sema Moritz konseri. (0212 244 4499)

– Babylon’da bugün 18.00’de Saadet Türköz’ün vokal performansı, yarın Oy ve Ötesi’nin özel etkinliğinde saat 19.30’dan itibaren Mabbas, Baba Zula, Ogün Sanlısoy, Yeni Türkü ve No Land; çarşamba saat 20.30’da !f Music Özel etkinliği olan “Suriye Ses Veriyor” konserinde Suriyeli opera sanatçısı Noma Omran, cuma saat 22.00’de Robert Alfons, cumartesi saat 22.00’de !f Gökkuşağı Partisi. (0212 292 73 68)

ANKARA

– CSO Konser Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şef Raoul Grüneis yönetiminde vereceği, Perihan Artan Nayır’ın (soprano) solist olarak yer alacağı konser bugün ve yarın saat 20.00’de, şef Adrian Prabava yönetiminde vereceği, Raphael Wallfish’in (viyolonsel) solist olarak yer alacağı konser 26, 27 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 310 72 90)

OPERA BALE

ANKARA

– Opera Sahnesi’nde, “I Puritani” adlı opera eseri 21, 25 Şubat’ta saat 20.00’de, “MDT Sanatın İfadesi” adlı modern dans gösterisi 23 Şubat’ta saat 20.00’de, “Akdeniz Esintisi” adlı bale eseri 26, 28 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

– Leyla Gencer Opera Sahnesi’nde, “Çocuk Dünyası” adlı çocuk müzikali 22 Şubat’ta saat 11.00’de, “Hitit Quintet” adlı konser 24 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

MERSİN

– Mersin Devlet Opera ve Balesi, Cemal Reşit Rey’in ünlü, ‘Lüküs Hayat’ müzikalini perşembe günü 20.00’de Mersin Kültür Merkezi Opera Sahnesi’nde sanatseverlerle yeniden buluşturacak. Haldun Dormen’in sahneleştirdiği, librettosunu Ekrem Reşit Rey’in yazdığı iki perdelik, ‘Lüküs Hayat’ müzikalini Şef Aytuğ Ülgen yönetecek. Dekor tasarımı Seyhan Atamer, kostüm tasarımı Nursun Ünlü, ışık tasarımı Tarı Deniz’e, koreografisi ise Serbülent Biçer’e ait müzikalde başlıca rolleri ise; Korhan Dinçer, Neslihan Ulaş, Ayşegül Devrim Serdar, Deniz Karausta, Gökçen Büyükaslan, Yusuf Ziya Büyükaslan, Mehmet Erkoç, Melahat Yavuz, Tolga Erden, Seda Yörenç Sönmez, Ufuk Kasar, Gülden Vurandemir, Hasan Berk, Alpay Noyan Özbay, Nihan Evren, Zeynep Özgür Yılmaz, Erdem Özdemir, Levent Yetkin, Ali Ulvi Karaca, Serkan Karagöz, Orhan Güllüler, Baran Taner paylaşıyor. (0324 2379130)

istanbul-un-100-masaliİstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, ‘Osmanlı İstanbulu’nda anlatılan 100 masalı ‘İstanbul’un 100 Masalı’ adlı kitapta bir araya getirdi.

Kültür AŞ’den yapılan açıklamaya göre kitap, Ferhat Aslan tarafından, şehrin folklorik zenginliğinin gün yüzüne çıkarılabilmesi ve masalların unutulup yok olmaması amacıyla “İstanbul’un Yüzleri” projesi kapsamında hazırlandı.

Kitabın ilk bölümünde masalların genel olarak tanımı, özellikleri ve sınıflandırılması üzerinde durulurken, masalların sadece çocuklar için üretilen ve aktarılan bir tür olmadığı, sözlü anlatımın kültür tarihi açısından önemli bir yere sahip olduğu belirtiliyor. İkinci bölümde de farklı kaynaklar derlenerek yeniden yorumlanan masallar sıralanıyor.

İstanbul’un 100 Masalı’nda aralarında “Keloğlan ve Padişah”, “Kız Kulesi’nin Sultanı”, “Heyyamola”, “Kırk Şehzade ile Yedi Başlı Ejderha” ve “Yeşil İnci” gibi masallar yer alıyor. Kitapta yer alan bilgilere göre İstanbul’da masallar, daha çok kadınlar tarafından kış gecelerinde evlerde veya köşk ve konaklardaki tandır başlarında, helva sohbetlerinde çocuk ve kadınlardan oluşan topluluk karşısında anlatılıyordu.

Kaynak: Onedio

Şubat ayında farklı türdeki konserler sanatseverlerle buluşacak

– izmir büyükşehir belediyesi, şubat ayında birbirinden farklı türdeki konserlerle sanatseverleri müzikle buluşturacak – della miles’tan özlem tekin’e, havva karakaş’tan jazzband’a bir çok sevilen sanatçı ve grup izmirlilere müzik ziyafeti çekecek – salvador dali’nin 2 mart’a kadar açık kalacak sergisi, aassm’deki konserlere ayrı bir renk katacak

– İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmirli sanatseverlere Şubat ayında dolu dolu bir sanat programı sunacak. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, Kültürpark İzmir Sanat ve İsmet İnönü Sanat Merkezi’ndeki toplam 12 konser, adeta kulakların pasını silecek. Şubat ayının ilk konseri Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) gerçekleşecek.

-Aslı Tuncay’ın piyano resitali 4 Şubat 2013 Pazartesi günü saat 20.00’de Küçük Salon’da. Konserin bilet fiyatları öğrenci 3 TL, tam 5 TL olarak belirlendi.

-AASSM, 5 Şubat 2013 Salı günü ise, Jazzino’yu ağırlayacak. Duygu Tarhan ve Ceyda Köybaşıoğlu’nun solist olarak yer aldığı Jazzino, piyanoda Aşkın Arsunan, bas gitarda Aycan Tezel, bateride Volkan Öktem, saksafonda Batuhan Şallıel, trompette Tolga Bilgin ile perküsyonda Metin Kurtuluş’dan oluşuyor. Grup, kendi bestelerinin yanısıra dünyaca ünlü bestecilerin melodilerini de yorumlayacak. Büyük Salon’da saat 20.00’de gerçekleşecek olan konserin bilet fiyatları öğrenci 5 TL, tam 10 TL.

-6 Şubat 2013 Çarşamba günü Kültürpark İzmir Sanat’ta Bilkent Piyanolu Üçlü’ sahne alacak. Piyanoda Elif Önal, kemanda İrina Nikotina ve viyolonselde Yiğit Ülgen’den oluşan grubun konseri saat 20.00’de başlayacak. 12 Şubat 2013 Salı gününün konseri Kültürpark İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde olacak.

-Saat 20.00’de, Balkan müziğinin usta yorumcusu Havva Karakaş, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası’yla aynı sahneyi paylaşacak. Ücretsiz konserde orkestrayı Hüseyin Çebi yönetecek. Zafer Çebi’nin düzenlemelerini yaptığı konserde Aydın Uştuk, Sedat Yüce, Funda Öncü, Tülay Şen, Bahar Pamukçu, Şenay Gökdemir, İpek Kaletaş ve Esra Göndeş de solist olarak sahne alacak.

-13 Şubat 2013 Çarşamba günü, kaybettiğimiz sevilen seslerden Tanju Okan’ın şarkıları sanatseverlere ulaşacak. Solist Tevfik Rodos’a, piyanoda Ali Hoca, keman ve mandolinde Tamer Albayrak, klavyede Kaya Demircan, gitarda Ataç Aydın, bas gitarda Halil Serin ile bateride Akgün Çavuş eşlik edecek. İsmet İnönü Kültür Merkezi’ndeki konser saat 20.00’de başlayacak.

-4 Şubat 2013 Perşembe günü, Sevgililer Günü Konseri’nin konuğu ise sevilen sanatçı Özlem Tekin olacak. Tekin, AASSM Büyük Salon’da saat 20.00’de sevenleriyle buluşacak. Özlem Tekin’i dinlemek isteyenler için bilet fiyatları öğrenci 5 TL, tam 10 TL olarak belirlendi.

-19 Şubat 2013 Salı günü müzikseverler için iki farklı konser hazırlandı. İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde saat 20.00’de. Zafer Çebi, Evrim Özkaynak, Emre Kartarı, Halil Çokyürekli, Erdoğan Turanlı, Gökçen Güngördü, Halil Çağlar Serin ve Tolga Bilgin’den oluşan Jazzband, cazseverler için çalacak.

-AASSM’de ise Ege Yaylı Çalgılar Beşlisi ve Perküsyon’ başlıklı bir konser var. Küçük Salon’da saat 20.00’de gerçekleşecek olan konserde kemanda Hakan Özaytekin ve Tolga Akın, viyolada Alp Gültekin, viyolonselde Arzu Gök, kontrasta Bülent Oral ile perküsyonda Ali Çetir sahneye çıkacak. Konserin bilet fiyatları öğrenci 3 TL, tam 5 TL.

-21 Şubat 2013 Perşembe günü, İzmir Sanat’ta Batı Ensemble’ dinleyiciyle buluşacak. Klarnette Yonca Alpay, kemanda Sema Korkut ve Ozan Akkol, viyolada Özlem Görgülü ve çelloda Arzu Gök’ten oluşan grubun konseri saat 20.00’de başlayacak.

-27 Şubat 2013 Çarşamba günü ise Samsun Quartet’, AASSM’de sanatseverlerin karşısına çıkacak. Küçük Salon’da saat 20.00’de başlayacak olan konserde, kemanda Canan Cihangir ve Ezel Çalışkan, viyolada Cihan Zabunoğlu, viyolonselde ise Taylan Sarı yer alacak. Konseri izlemek isteyenler için bilet fiyatları öğrenci 3 TL, tam 5 TL.

-28 Şubat 2013 Perşembe günü de sanatseverleri iki konser bekliyor. Biri, caz müziğin ünlü sesi Della Miles’in AASSM’deki konseri. Büyük Salon’da saat 20.00’deki konserin bilet fiyatları öğrenci 5 TL, tam 10 TL.

-Aynı günün diğer konseri ise ‘Küçükay Gitar Üçlüsü’nden. Saat 20.00’de İzmir Sanat’ta gerçekleşecek olan konserde Bekir Küçükay, Fatih Akbulut ve Erkin Çavuş üçlüsü gitarlarıyla müzikseverlerle buluşacak. Konserler için Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ne gelen İzmirli sanatseverlerin, gerçeküstü akımının dünyadaki en ünlü ressamlarından olan Salvador Dali’nin “Zodyak” isimli sergisini de gezmesi öneriliyor. Sergi 2 Mart’a kadar açık kalacak.

-Konserleri izlemek isteyenler, AASSM’nin 293 38 31/ 17/ 19/ 20, Kültürpark İzmir Sanat’ın 0232 293 40 49 / 45 ve İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin 0232 293 46 04 nolu telefonlarıyla irtibata geçebilir; ayrıca www.izmir.bel.tr/Kultursanat, www.aassm.org.tr ve [email protected]r adreslerinden yararlanabilir.

Kaynak:[-]

 

Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleşecek konserlerinde dinleyicileri ile buluşmaya hazırlanıyor.

Fazıl Say‘ın Anadolu turu 25 Kasım’da Bursa’da gerçekleşecek resital ile başlayacak. Konserlerinin ilk etabında Trabzon, İzmir, Adana, Gaziantep ve Mersin şehirlerinde dinleyicileri ile buluşmaya hazırlanan Say, resitallerine 2013 yılında da devam edecek. Say konserlerde kendi eserlerinin yanı sıra Mozart, Beethoven ve Bach eserlerini de yorumlayacak.

Müzik eleştirmenlerinin ‘Kültürlerarası köprü kuran büyüleyici piyanist’ diye adlandırdığı Sayın eserleri, geçtiğimiz haftalarda 13. Uluslararası Antalya Piyano Festivali’nde seslendirildi. Aynı zamanda Say’ın eserleri, ‘Artist in Residence Haftası’ kapsamında daimi sanatçısı olduğu Frankfurt Radyosu Senfoni Orkestrası ile birlikte icra edildi.

Konserler:

25 Kasım 2012 Pazar // Saat 20.30 // Bursa Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi

1 Aralık 2012 Cumartesi // Saat 20.00 // Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi AKM

3 Aralık 2012 Pazartesi // Saat 20.30 // İzmit Süleyman Demirel Kültür Merkezi

23 Aralık 2012 Pazar // Saat 18.00 // Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu

24 Aralık 2012 Pazartesi // Saat 20.30 // Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu

25 Aralık 2012 Salı // Saat 20.30 // Gaziantep Dedeman Oteli

26 Aralık 2012 Çarşamba // Saat 20.30 // Mersin Kültür Merkezi

Kaynak : [-]


“Can”, “İkizler Firarda”, “Can Dostum”, “Koruyucu”, “Aşk ve Para” ve “Efsanelerin Dansı: Anadolu Ateşi” bu hafta vizyona girecek filmler…

İkizler FirardaBu hafta üçü yerli olmak üzere toplam 6 yeni film vizyona girecek.

Can

Raşit Çelikezer’in yazıp yönettiği “Can” filmi, anne-baba olmayı, sabretmeyi, sevgiyi, gururu ve pişman olmayı anlatıyor.

Selen Uçer, Serdar Orçin, Yusuf Berkan Demirbağ, Erkan Avcı, Zeynep Yalçın, Cengiz Bozkurt ve İdil Yener’in oyuncuları arasında yer aldığı filmin konusu şöyle:

“Mutlu bir evlilik yapan Ayşe ve Cemal, normal yollardan çocuk sahibi olamayınca Cemal’in zoruyla illegal yollara başvururlar. Başından beri bu duruma karşı tavır alan Ayşe, çocuğu bir türlü bağrına basamaz ve çocuk 1 yaşına gelirken Cemal evi terk eder. Çocukla bir başına kalan Ayşe, ondan kurtulmak için her yolu dener, ancak başarılı olamaz. Cemal’in ise artık bambaşka bir hayatı vardır.”

 

İkizler Firarda

Yönetmenliğini Yusuf Füven’in yaptığı bir aile komedisi olan “İkizler Firarda” filmi, iki kızın annelerini arama maceralarını beyaz perdeye taşıyor.

Bir sohbet sırasında babalarının konuşmalarını yanlış anlayan ikiz kardeşler, yıllar önce ölen annelerinin yaşadığını zannederek, Bursa’ya onu aramaya gider. Muhtardan aldıkları adresleri gezerken başlarından pek çok olay geçer.

Çekimleri Bursa’da gerçekleştirilen filmde, Necmi Yıldırım, İkranur Demirtaş, Ferganur Demirtaş, Nagehan Başer, Sümer Tilmaç, Cengiz Küçükayvaz, Oya Aydoğan ve Seda Sayan rol alıyor.

Can Dostum

Bugüne kadar gösterildiği ülkelerde elde ettiği yüksek gişe hasılatı ile dikkati çeken Fransız yapımı “Can Dostum” (Intouchables), hikayesini gerçek bir olaydan alıyor.

Geçirdiği bir kazadan sonra boynundan aşağısı felç olan zengin aristokrat Philippe, cezaevinden henüz salınmış genç göçmen Driss’i bakıcısı olarak işe alır. Herkes Driss’in bu iş için uygun olmayacağını düşünürken, Philippe ona inanır ve bir şans vermek ister.

Dünya dursa yan yana gelmeyecek olan bu iki karşıt dünya görüşünün çarpışmasının ve zamanla çılgın bir dostluğa dönüşmesinin komik, duygusal ve insanı derinden etkileyen hikayesini anlatan film, hayatın daha önce görmezden gelinmiş olan güzelliklerinin fark edilmesini sağlıyor.

Yönetmenliğini Olivier Nakache ve Eric Toledano’nun üstlendiği filmde François Cluzet, Omar Sy, Anne Le Ny ve Audrey Fleurot rol alıyor.

Koruyucu

Haftanın tek aksiyon filmi, Boaz Yakin’in yönetmenliğini gerçekleştirdiği “Koruyucu” (Safe).
Jason Statham, Chris Sarandon, James Hong, Anson Mount, Robert John Burke, Reggie Lee ve Catherine Chan’in rol aldığı filmin konusu şöyle:
“Çinli yeraltı suç örgütü Triadlar, 10 yaşındaki Çinli matematik dahisi Mei’yi memleketi Nanjing’den kaçırarak, örgütün rüşvet ve haraç çarkının kasası olarak kullanılmak üzere Amerika’ya gönderir. Böylece örgüt tek bir bilgisayar ya da yazılı belge kullanmayacak, bütün sayılar küçük kızın aklında olacaktır.

Rus mafyasıyla başı derde giren ikinci sınıf bir kafes dövüşçüsü olan Luke Wright, evsiz, beş parasız ve toplumdan soyutlanmış halde New York sokaklarında yaşamaktadır. Olaylar sonucu Rus mafyası, polis ve Triadlar arasında kalan Mei’yi, Luke Wright kurtarır ve kendi yok edilen hayatını da geri almak için şehrin altını üstüne getirir.”

Aşk ve Para

“Aşk ve Para” filminin (One for the Money) başrolünde oynayan Katherine Heigl, Janet Evanovich’in on sekiz ciltlik polisiye romanının sevilen kadın kahramanı Stephanie Plum’ı canlandırıyor.

Yönetmenliğini Julie Anne Robinson’ın yaptığı filmin konusu şöyle:
“New Jersey’de doğup büyüyen, gururlu bir kadın olan Stephanie, acilen nakit paraya ihtiyaç duymaktadır. Son çare olarak kefalet senedi veren şirketinde tahsilat ajanı olarak çalışmak için kuzenini ikna eder.

İlk olarak Vinny’nin en büyük borçlusu olan eski polis memuru, cinayet zanlısı ve geçmişte sonu kötü biten bir aşk macerası yaşadığı Joe Morelli hedefindedir. Ancak işin içine girdikçe Morelli’ye yöneltilen suçlamaların sağlam temelli olmadığını anlayan Stephanie, işine burnunu sokan ailesi, cinayete meyilli bir boksör, arka arkaya ölen tanıklar ve Morelli’yi bulduğunda ondan etkilenmesi gibi sorunların da devreye girmesiyle, yeni işinin düşündüğü kadar kolay olmadığını görür.”

Efsanelerin Dansı: Anadolu Ateşi

Mustafa Erdoğan’ın genel sanat yönetmenliğini yaptığı ve 85’den fazla ülkede 30 milyon kişi tarafından izlenen “Anadolu Ateşi” gösterisi, “Efsanelerin Dansı: Anadolu Ateşi” adıyla üç boyutlu olarak beyaz perdeye aktarıldı.

Çekimleri geçen yıl ağustos ayında Aspendos’ta yapılan dans gösterisinin 3D sinema filmi, detaylı ve titiz çalışmalar sonucunda 100 kişilik bir animasyon ve profesyonel 3D çekim ekibi tarafından 6 ayda gerçekleştirildi.

Çok sayıda sanatçının, ülkenin içinde bulunduğu durumdan yola çıkarak biraraya geldiği “Sanatçılar Girişimi” 29 Şubat Çarşamba günü saat 12.00’de bir basın açıklaması gerçekleştirecek. Sanatçılar, “ülkemizin geleceği için kaygılıyız” diyor.

Birçok alandan sanatçının biraraya gelerek oluşturduğu “Sanatçılar Girişimi” bir çağrıda bulundu.

“Ülkemizin geleceği için kaygılıyız” diyen sanatçılar, kaygılarını dile getirmek amacıyla bir basın açıklaması gerçekleştirecek. 29 Şubat Çarşamba günü, saat 12.00’de, İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Ses Tiyatrosu’nda gerçekleşecek basın açıklaması için çağrıda bulunan sanatçılar, “Evrensel aydınlanma değerleri, Cumhuriyetimizin kazanımları yok ediliyor” diyor.

Sanatçılar Girişimi tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

Bizler, Türkiye’nin yazarları, şairleri, ressamları , heykeltraşları, sinema ve tiyatro sanatçıları, karikatüristleri, fotoğraf sanatçıları, tüm sanat insanları, ülkemizin geleceği için kaygılıyız.

Evrensel aydınlanma değerleri, Cumhuriyetimizin kazanımları yok ediliyor.

Bağımsız düşünce, demir parmaklıklar arkasında.

Sanatsal yaratma özgürlüğü tehdit altında.

Türkiye, sadece Cumhuriyet tarihinin değil, birkaç yüzyıllık demokrasi, bağımsızlık ve uygarlık savaşımları tarihimizin yörüngesinden koparılarak, emperyalist çıkarların Ortadoğu’daki işbirlikçisi olmaya sürükleniyor.

Doğal ve kültürel doku katlediliyor.

Ülke zenginlikleri yağmalanıyor.

Kaygılarımızı Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaşacağımız basın açıklamamıza, yerli ve yabancı medya mensupları ve tüm sanatçı dostlarımız davetlidir.

Sanatçılar Girişimi

Sanatçılar Girişimi’nde kimler var
Birçok alandan sanatçının biraraya gelerek oluşturduğu Sanatçılar Girişimi’nin açıklamasında, Tarık Akan, Edip Akbayram, Onur Akın, Sunay Akın, Üstün Akmen, Alaattin Aksoy, Mehmet Aksoy, Aytaç Arman, Hayati Asılyazıcı, Semir Aslanyürek, Engin Ayça, Orhan Aydın, Rutkay Aziz, Kürşat Başar, Cezmi Baskın, Bedri Baykam, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Cahit Berktay, Metin Coşkun, Tuncer Cücenoğlu, İsa Çelik, Nevzat Çelik, Haluk Çetin, Meral Çetinkaya, İsmail Hakkı Demircioğlu, Metin Demirtaş, Nuri Dikeç, Atilla Dorsay, Leyla Erbil, Bilgesu Erenus, Genco Erkal, Altan Erkekli, Erdal Erzincan, Mert Fırat, Müjdat Gezen, Altan Gördüm, Mehmet Güleryüz, Tarık Günersel, Hüseyin Haydar, Emin İgüs, Levent İnanır, Özdemir İnce, İlhan İrem, Ekrem Kahraman, Bülent Kayabaş,Yıldız Kenter, Erol Keskin, Suna Keskin, Tuğrul Keskin, Arif Keskiner, Levent Kırca, Mine Kırıkkanat, Nuri Kurtcebe, Mustafa Köz, Küçük İskender, Yılmaz Onay, Zeynep Oral, Yılmaz Onay, Nedim Saban, Vedat Sakman, Sali, Menderes Samancılar, Ferhan Şensoy, Burhan Şeşen, Cihat Tamer, Yavuz Top, Gülsen Tuncer, Cüneyt Türel, Yaman Tüzcet, Metin Uca, Ersan Uysal ve Nejat Yavaşoğulları’nın imzası bulunuyor.

Sivas’ta Kültür Sanat

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) “Ortak Ağıt” adlı Oyunu sahneleyecek.

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) “Ortak Ağıt” adlı Oyunu sahneleyecek.

Hasan Öztürk‘ün kaleme aldığı, Bengisu Gürbüzer Doğru’nun yönettiği Oyunda, Özge Günay, Kerem Yücel, Burçhan Göze, Veysel Zurnazanlı, Volkan Gündüz, Can Atak, Nagehan Yazıcı, İlhan Gözde Giray, Filiz Demiralp ve Ufuk Bostancı rol alıyor.

Oyunun dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Ceren Karahan, ışık tasarımını Hakan Özdemir, dans düzenini ise Yener Turan üstleniyor.

Bugün, yarın ve 4 Şubatta saat 19.30’da sahnelenecek Oyunda, acımasız bir krala, kahinlerinin yenidoğacak bir çocuğun onu tahtından indireceğini ve krallığına son vereceğini söylemesi üzerine kralın yenidoğan çocukları öldürmesi ve doğumları yasaklaması konu ediliyor.

SDT, 8 Şubat Çarşamba günü ise saat 10.30 ve 13.30’da “Dans Eden Eşek” adlı çocuk Oyununu sahneleyecek. Eric Vos’un yazdığı, Can Gürzap‘ın çevirisini yaptığı Oyunda, Özge Günay, Begüm Şahin, Kerem Yücel, Can Atak, Burcu Ongun Altay ve Burçhan Göze rol alıyor.

Oyunda, hırsızlık yapmak ya da dürüst insan olmak arasında seçim yapan iki kafadarın hikayesi anlatılıyor.

Bursa’da Kültür Sanat

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Yolcular” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Yolcular” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Sam Bobrick’in yazdığı, Fikret Urucu’nun yönettiği “Yolcular”ın dekor tasarımı Murat Gülmez, kostümtasarımı Candan Günay, ışık tasarımı Rahmi Özan’a ait. Kamil Korunan, Cem Arabacıoğlu, Rüyam P. Dirin ve Cansu Yılmaz’ın rol aldığı Oyunda, kendini bir otobüs terminalinde bulan yolcuların başına gelenler anlatılıyor. Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde 2-3 Şubat’ta saat 20.00’de, 4 Şubat Cumartesi ise saat 15.00 ve 20.00’de sanatseverle buluşacak.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun yazdığı, Erkan Yılmaz’ın sahnelediği, Ayşe Lebriz Berkem’in yönettiği “Tek Kişilik Yaşam” adlı Oyunun dekor ve kostüm tasarımı Hakan Dündar, ışık tasarımı Ali Karaman‘ın imzasını taşıyor.

Y. Emir Çiçek’in rol aldığı Oyunda, hatıraların insan hayatında gürültü patırtı içinde kısa süreli dinlenmegibi bir kaçış noktası olduğu anlatılıyor. Rüyaların, seslerin, düşüncelerin, hayallerin ve daha başka, yaşayan ya da yaşamayan diğer şeylerin bir hatırası olduğu anlatılan Oyun, Feraizcizade Oda Tiyatrosu Sahnesi’nde bugün, yarın ve cumartesi 18.00’de izleyiciyle buluşacak.

Sandberg ve Firner’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Bora Özkula’nın yönettiği “Bu da Benim Karım” adlı komedinin dekor tasarımını Murat Gülmez, kostüm tasarımını Funda Çebi, ışık tasarımını Rahmi Özan yapıyor.

Berrin Balkanlar, Jale Çiçek, Taner Turan, Süheyla Zeybek, Muharrem Dalfidan ve Ayşe Dinç’in rol aldığıOyun, hayatın içinden bir güldürmece sunuyor. Oyunda, çalıştığı fabrikasında her on dakikada bir kamyondan hamile elbisesi çıkan, hali vakti yerinde olan bir kişi ve güzel ama artık güzelliği ve kadınlığınıunutmuş olan eşi anlatılıyor.

Titiz, temizlik hastası, baskın karakterli bir kadın ile eşi arasında geçenleri komik dille anlatan, herkesin kendi hayatından bir şeyler bulabileceği Oyun, AVP Sahnesi’nde 7-8 Şubatta saat 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası” adlı çocuk Oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor. Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığıOyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 5 ve 7 Şubat’ta saat 14.00’te sahnelenecek.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu “Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu sahneliyor

Amerikan Edebiyatının korku ve gerilim yazarı olan İra Levin’in kaleme aldığı, Hale Kuntay’ın Türkçeye çevirdiği “Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu Mustafa Kurt yönetiyor.

Sezonun yeni Oyunu olan “Ölüm Tuzağı”, para ve şöhret tutkusunun insanları nasıl baştan çıkardığını anlatıyor. Oyun, bugün ve yarın saat 20.30’da, 4 Şubat Cumartesi ise 14.00’te Tayyare Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, 8 Şubat Çarşamba günü saat 11.00 ve 14.00’te, “Güliver Devler Ülkesinde” adlı Oyunu sahneye koyacak.

Sami Güner Sanat Galerisi’nde, Ayşen Taştekin Doda’nın kişisel resim sergisi ise, 30 Ocak-4 Şubat tarihlerinde açık kalacak.

Zonguldak’ta Kültür Sanat

Zonguldak’ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında “Aşkı ya da Antigone New York’ta” adlı tiyatro Oyunu sergilenecek.

Zonguldak‘ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında “Aşkı ya da Antigone New York‘ta” adlı tiyatro Oyunu sergilenecek.

İstanbul Devlet Tiyatrosu, Janusz Glowacki’nin yazdığı, Tuğrul Çetiner’in çevirdiği ve Faik Ertener’in yönettiği “Aşkı ya da Antigone New York‘ta” 2 perdelik Oyunu 3-4 Şubat tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi‘nde izleyenlerle buluşturacak.

Özden Çiftçi, Mehmet Ali Kaptanlar, Şamil Kafkas, Ali Düşenkalkar ve Adnan Kürkçü’nün rol aldığıOyunda, New York‘un parklarından birinde dünyanın bir çok yerinden Amerika’ya göç etmiş insanların yaşam mücadelesi konu ediliyor.

Konya’da Kültür Sanat

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları”, “Güzel ve Çirkin” ile “Dört Köşe Palyaço”adlı Oyunları izleyicisiyle buluşturacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları”, “Güzel ve Çirkin” ile “Dört Köşe Palyaço”adlı Oyunları izleyicisiyle buluşturacak.

Dekoru Gül Emre, kostümleri Gülnur Orhon ve ışık düzenini Mehmet Yaşayan’ın yaptığı “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları” adlı Oyunda Alpay Aksum, Şebnem Büyükkalkan, Gökçe Yurtsal, Doğan Doğru, Bengisu Gürbüzer Doğru, Feray Darıcı, Özgür Baş ve Hasan Tanılmış rol alıyor.

Kulakların duymak istediklerini mi yoksa her şeyi mi duyduğunu anlatan

“Kulaktan Kulağa” ve iki çocuklu bir annenin savaş sırasındaki yaşamını anlatan

“Carrar Ana’nın Silahları” bugün ve yarın saat 19.30’da, 4 Şubat Cumartesi ise saat 14.00 ve 19.30’da izleyicinin beğenisine sunulacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Güzel ve Çirkin” adlı müzikal Oyununu da sergileyecek.

Dekoru Aytuğ Dereli‘ye, kostümleri Ceren Karahan’a ve ışık düzeni Hakan Özdemir’e ait Oyunda, Nur Yazar, Tuncay Aynur, Ozan Çobanoğlu, Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Özlem Özkan, Nevra Sayar, Gonca Kunduzcu, Selin Genç, Çağatay Eker, Canan Kalkır ve Duygu Biçer rol alıyor.

Işıltılı şatoda yaşayan bir prensin, yaşlı bir dilenci kadın tarafından çirkin bir yaratığa çevrilmesinin ardından çirkin prensin, elindeki sihirli gülün son yaprağı dökülene kadar kendisini sevecek bir kızı bulması gerektiğini anlatan Oyun, 5 Şubat Pazar günü saat 14.00’da KDT sahnesinde izlenebilecek.

Tamay Sayar ve Şekip Taşpınar‘ın yazdığı çocuk Oyunu “Dört Köşe Palyaço” ise 7 Şubat Salı ve 8 Şubat Çarşamba günü saat 10.30’da ve 14.00’da sanatseverlerle buluşacak.

İstanbul’da Kültür-sanat

Rastafari’nin değişmez müziği Reggae’nin efsanevi ismi Bob Marley’in 67.doğum günü, 4 Şubat’ta Babylon’da, 6 Şubat’ta Nayah’ta düzenlenecek programlarla kutlanacak.

Rastafari’nin değişmez müziği Reggae’nin efsanevi ismi Bob Marley‘in 67. doğum günü, 4 Şubat’taBabylon‘da, 6 Şubat’ta Nayah’ta düzenlenecek programlarla kutlanacak.

Şarkılarında işlediği sevgi, barış ve kardeşlik konularıyla tüm dünyada milyonlarca hayranı olan Marley’in anısına düzenlenecek partilerde, Selekta Firuzaga, Ras Memo, Sattas, Mahi, Selekta Genjah, King Seroman, Naranjaman, Pnarzenci, Mojahfire ve Jr. Sensimilla gibi ünlü DJ’ler sahne alacak.

Trompet sanatçılarından İmer Demirer, yarın sanatçı dostlarıyla birlikte Borusan Müzik Evi’nde konser verecek.

Mor ve Ötesi, 2007 yılından beri klasikleştirdiği “Akustik” konser serisinin 5’incisinde, daha önce akustik versiyonları hiç çalınmamış, eski ve yeni birçok şarkısını, sahneye davet edeceği şarkıcı ve müzisyen dostlarıyla yarın Ghetto’da seslendirecek.

Pop müzik sanatçısı Göksel, yeni albümü “Bende Bi Aşk Var”ın ilk konserini yarın Salon İKSV’de verecek.

“Mi Kubbesi” isimli albümlerinin yayınlanmasıyla büyük bir hayran kitlesi tarafından takip edilmeye başlanan Nekropsi, derin enstrümantal kompozisyonları, ani ataklarla dinleyeni bambaşka bir hikayeye sürükleyen tarzlarıyla yarın Babylon‘da sahne alacak.

Arabesk eserleri rock altyapılar, arabesk vokaller ve doğu vurmalıları kullanarak yorumlayan, arabesk formatında besteler yapan ve “Her Gün İsyanım Var” ve “Damarımda Kanımsın” albümleriyle büyük bir hayran kitlesine sahip olan İstanbul Arabesque Project, 4 Şubat’ta Live Haymatlos’ta sahne alacak.

Konserlerinde Bergen’den Kamuran Akkor’a, Orhan Gencebay‘dan İbrahim Tatlıses‘e pek çok arabesk duayeninin eserlerini seslendiren grup, kendisini izlemeye gelen müzikseverlere arabeskin kederli değil, keyifli ve eğlenceli yönünü göstermeyi hedefliyor.

Uzun bir aradan sonra büyük bir özenle hazırladığı “Derindekiler” albümünü dinleyenlerin beğenisine sunan Kıraç, albümünün ilk İstanbul konserini 4 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde verecek.

Mevlana Kültür ve Sanat Vakfının düzenlediği ve bestekarı bilinmeyen, bestelenmiş en eski Mevlevi ayinlerinden olduğu kabul edilen Pençgah Ayini

(Beste-i Kadim) “Sema Töreni”, 5 Şubat’ta Galata Mevlevihanesi Müzesi’nde gerçekleştirilecek.

-Sahne sanatları

Çin Ulusal Akrobasi Topluluğu “Rüya Takımı-Sihirli Akrobatlar”, trapez, dans, akrobasi ve kung-fu’yu bir araya getiren, yer çekimine ve fizik kurallarına meydan okuyan performanslarını 3, 4 ve 5 Şubat’ta TİMMaslak Show Center’da sergileyecek.

Neil Labute’un yazıp Defne Halman ve Engin Hepileri’nin yönettiği “Zorla Güzellik” isimli komedi türündeki tiyatro Oyunu, yarın Kenter Tiyatrosu’nda perdelerini açacak.

W. Gordon Smith’in yazıp Ülkü Tamer‘in çevirdiği ve Hakan Gerçek’in hem yazıp, hem de oynadığı tek kişilik Oyun “Van Gogh”, yarın Caddebostan Kültür Merkezi Küçük Salon’da izleyiciyle buluşacak.

Levent Kazak‘ın yazıp Laçin Ceylan‘ın yönetmenliğini üstlendiği, kadının sosyal konumuna dikkat çeken “Cam”, yarın Kozyatağı Kültür Merkezi Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde izleyici karşısına çıkacak.

Zorlu Çocuk Tiyatrosunun yeni sezonu için Prof. Dr. Hasan Erkek tarafından Andersen’in “Çirkin Ördek Yavrusu” masalından hareketle yeniden yazılan

“öteki” kavramının farklı katmanlarda işlendiği “Çirkin Ördek Yavrusu”, 4 Şubat’ta Kenter Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

Cesare Pavese‘nin “Yaşama Uğraşı” adıyla yayımlanan günlüğünden esinlenen, ölüm gerçeğini ve onu takip eden yas sürecini konu edinen bir dans performansı olan “Bugün, Hiçbir Şey”, 6 Şubat’ta Salon İKSV’de izleyici karşısına çıkacak.

“Elazığ Kültür ve Sanat Şehridir”

Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşması için ilimize gelen sanatçılar ve kültür elçileri Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nu ziyaret ettiler.

Başkanlık makamında gerçekleşen ziyarette Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşmasına katılacak olan sanatçılar ile organizasyona katkı veren kuruluşların yetkilileri hazır bulundu.

Ziyarette bir değerlendirme yapan Bedrettin Keleştimur: “Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşması kapsamında şehrimizde bir faaliyeti daha icra etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Azerbaycan‘ın bağımsızlığının 20. yılında bu etkinlikler iki gün süreyle devam edecek. Azerbaycanlı Şair Elmas Yıldırım adına düzenlenecek paneller yapılacak. Cafer Cabbarlı’nın kitap tanıtımını yapacağız. Ve bu aradaAzerbaycan edebiyatında önemli olan şahsiyet Anar Bey’e FÜ tarafından Fahri Doktora unvanı verilecek. Programlarımız kapsamında Fuzuli‘ye saygı gecesi tertip edeceğiz. Tüm programlarımızın hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Doç. Dr. Yakup Deliömeroğlu ise konuşmasında Azerbaycan Şehitleri içinTürkiye‘de ilk defa Elazığ‘da bir anıt yapıldığına dikkat çekerek, bu durumun iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirme adına çok önemli olacağına vurgu yaptı.

Sanatçı Mehmet Özbek ise açıklamasında; “Bizler için Elazığ – Bakü sanat buluşmasından ziyade burada bir Bayram yaşıyoruz. Sayın Valimize, Belediye Başkanımıza ve manas ekibine teşekkür ediyorum. Biz türkülerimizi yörelerimizden derleyerek sizlere sunmaya gayret gösterdik. Bu etkinliklerin tamamının hayırlı olmasını diliyorum. Etkinlikler kapsamında Fuzuli‘ye saygı gecesi bizler için ayrıca önem arz eden programlardan biridir.” Dedi.

Elazığ‘ın bir kültür ve sanat şehri olduğunu vurgulayan Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirdi:

“Sizleri Anadolu‘nun bu inci şehrinde ağırlamaktan mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat buluşmasını organize eden Bedrettin Keleştimur Beyefendi başta olmak üzere tüm arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Geçmişte Hazar Şiir Akşamlarından birini Azerbaycan‘da gerçekleştirmiştik ve orada Yazarlar Birliği Başkanı Anar beyle de bir araya gelmiştik. Şehrimizde düzenlenecek bu programların hayırlı olmasını diliyor, bizleri ziyaretiniz içinde şükranlarımı sunuyorum.”

BAŞKENTTE KÜLTÜR SANAT HABERİ

CUMHURBASKANLIGI SENFONI ORKESTRASI (CSO), 10 SUBAT’TAKI KONSERINDE ”BAROK HAFTASI” PROGRAMIYLA IZLEYICI KARSISINA CIKACAK.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), 10 Şubatˊtaki konserinde ˊˊBarok Haftasıˊˊ programıyla izleyici karşısına çıkacak.

Orkestrayı Şef Raoul Grüneisˊin yöneteceği konserde, obuada Manfred Bellmann ve flütte Iris Rath yer alacak. Konserde, Telemannˊın ˊˊre majörˊˊ senfoniˊsi, Bach ve Vivaldiˊnin ˊˊobua konçertoˊˊlarıile Hasseˊnin ˊˊsol minörˊˊ senfonisi seslendirilecek.

Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 15 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 5 eserle izleyiciyi selamlayacak.

-Tiyatro-

Büyük Tiyatro: ˊˊGenç Osmanˊˊ, yarın ve 5 Şubatˊta sahne alacak.

Ali Berktayˊın kaleme aldığı, Ayşe Emel Mesciˊnin yönettiği ˊˊKerbelaˊˊ, 7 Şubatˊta seyredilebilir.

Cüneyt Gökçer Sahnesi: Aristophanesˊin yazdığı, Yücel Ertenˊin çevirip, oyunlaştırıp yönettiği ˊˊBarışˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta izlenebilir.

ˊˊKantocuˊˊ 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyredilebilir.

ˊˊBenim Tatlı Meleğimˊˊ, 5 Şubat pazar Günü izleyiciyle birlikte olacak.

Şinasi Sahnesi: Tennessee Williamsˊın yazdığı, Can Yücelˊin çevirdiği, Jason Haleˊnin yönettiği ˊˊSırça Kümesˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta sahnelenecek.

ˊˊElma Hırsızlarıˊˊ isimli eser, 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyirciyle birlikte olacak.

Küçük Tiyatro: Angelo Savelliˊnin kaleme aldığı ve yönettiği ˊˊFigaroˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta sahne alacak.

ˊˊKeloğlan Keleşoğlanˊˊ isimli çocuk oyunu, 5 Şubat Pazar günü görülebilecek.

Akün Sahnesi: ˊˊGizler Çarşısıˊˊ, yarın, 4 ve 5 Şubatˊta izlenebilir.

ˊˊRab Şeytana Dedi Kiˊˊ, 7, 8 ve 9 Şubatˊta tiyatroseverlerle birlikte olacak.

Altındağ Tiyatrosu: Geleneksel Türk tiyatrosunun önemli yazarlarından Musahipzade Celalˊin kaleme aldığı ˊˊKafes Arkasındaˊˊ isimli oyun hafta boyunca izlenebilecek.

İrfan Şahinbaş Sahnesi: ˊˊYastık Adamˊˊ, 4 Şubatˊta izlenebilecek.

Stüdyo Sahne: ˊˊÜç Yönetmen Üç Oyunˊˊ, yarın, 5 ve 7 Şubatˊta izlenebilir.

Oda Tiyatrosu: ˊˊDönülmez Akşamın Ufkundayızˊˊ adlı eser, yarın ve 4 Şubatˊta, ˊˊHüzzamˊˊ 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyredilebilecek.

-Opera-bale-

Opera Sahnesi: ˊˊMacbethˊˊ, 4 Şubat Cumartesi, ˊˊDon Giovanniˊˊ 6 Şubat Pazartesi sahnelenecek.

ˊˊZorbaˊˊ balesi, 9 Şubat Perşembe günü seyirciyle birlikte olacak.

Operet Sahnesi: ˊˊBir Tenor Aranıyorˊˊ, 5 Şubatˊta, ˊˊŞarkılarla Yaşamakˊˊ ise 7 Şubatˊta sahne alacak.

Leyla Gencer Sahnesi: ˊˊSihirli Dünyaˊˊ adlı müzikli çocuk oyunu, 5 Şubatˊta izlenebilir.

-Sinema-

Steven Spielbergˊin Kamera karşısına geçtiği ve konusu Birinci Dünya Savaşı yıllarında geçen ˊˊSavaş Atıˊˊ adlı film, yarın seyirciyle buluşacak.

Jeremy Irvin, Peter Mullan, Emily Watson ve David Thewlisˊin başrolünü üstlendiği film, Birinci Dünya Savaşı sırasında Albertˊın eğittiği ve çok sevdiği atı Joeyˊnin satılarak savaşta sipere gönderilmesi üzerine yaşananları işliyor. Film, Michael Morpurgoˊnun aynı adlı çocuk romanından sinemaya aktarıldı.

Hasan Tolga Pulatˊın yönettiği, Altın Portakal ödüllü ˊˊGüzel Günler Göreceğizˊˊ vizyona girecek. Bir Güniçinde İstanbulˊda geçen hikaye, beş farklı karakterin kesişen yollarını anlatıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Uğur Polat, Buğra Gülsoy, Nesrin Cevadzade, Feride Çetin ve Barış Atay Mengüllü yer alıyor.

48. Antalya Altın Portakal Film Festivaliˊnde yarışan yapım En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Yardımcı kadın Oyuncu ödüllerine layık görülmüştü. Şanal Günseliˊnin yönettiği ˊˊEş Ruhumun Eş Zamanıˊˊ adlı film gösterime girecek. Uğur Çavuşoğlu, Aylin Kabasakal, Zeynep Utku, Deniz Seki, Musa Uzunlar, Tuğçe Ersoy ve Güzin Ustaˊnın rol aldığı yapım, Şanal Günseli ve Işık Günseli-nin gerçek hayat hikayelerinden yola çıkarak 2005 yılında yazdıkları aynı adlı kitaptan sinemaya uyarlandı. Türü ˊˊkuantum filmiˊˊ olarak nitelendirilen yapım, yeryüzünden uzak bir boyutta bütünlüğünü tamamlamış enerji dolu bir varlığın dünyaya inmesini ancak, burada çıkan bir kaos sonucu ikiye ayrılması nedeniyle bu varlıktan ayrılan iki eş ruhun birbirini aramaya başlamasını konu alıyor.

İngiltere yapımı ˊˊUtançˊˊ, haftanın dördüncü yeni yapımı. Steve Mcqueen IIˊnin yönettiği filmde Michael Fassbender, Carey Mulligan, James Badge Dale, Lucy Walters, Elizabeth Masucci ve Calamity Chang rol alıyor. Film, New Yorkˊta yaşayan 30ˊlu yaşlardaki Brandonˊın sorunlarından sıyrılma çabalarını işliyor.

 Kaynak : http:// haberler.com

Sizler için Derlemeye Çalıştık. 

 

Doğu Anadolu’da

 -Erzurum-

 Erzurum Devlet Tiyatrosu ”Herkes (Mi) Hırsız” adlı oyun ile ”Fırtına” adlı çocuk oyununu sahneleyecek.

Eric Chappel’in yazdığı, Cengiz Toraman’ın yönettiği ”Herkes (Mi) Hırsız” adlı oyunun dekor tasarımını Suar Şeylan, giysi tasarımını Özlem Karabay, müziğini Engin Bayrak, ışık tasarımını Duran Güngör yaptı.

Eylem Yıldız, Gökhan Kocaoğlu, Yasemin Erbulun, Mehmet Yıldız, Arif Atalay rol aldığı oyunda, zengin bir çiftin evine giren hırsızlardan birinin yakalanmasının ardından gelişen olaylar, insan zaafları, ekonomi, felsefe ve sistem üzerine eğlenceli, düşündürücü, dinamik ve komik bir olay anlatılıyor.

Oyun bugün, yarın ve 14 Ocakta saat 14.00 ile 19.30’da izleyiciyle buluşacak.

William Shakespeare’in yazdığı, yönetmenliğini Kutay Sungar’ın yaptığı ”Fırtına” adlı çocuk oyununda Emrah Keskin, Nazlı Palattaş, Levent Aras, Salih Bayraktar rol alıyor.

İntikam, erdem ve bağışlama üzerine bir maceranın anlatıldığı çocuk oyunu 15 Ocakta saat 14.00’da izlenebilecek.

-Elazığ-

Sivas Devlet Tiyatrosu ”Gus ile Yemek Saati’ adlı oyunu, İzmir Devlet Tiyatrosu ise ”Anam Bacım Avradım” adlı oyunu Elazığ’da sahneleyecek.

Jim Brochu’nun yazdığı, Ekin Tunçay Turan’ın çevirdiği ”Gus ile Yemek Saati” adlı oyunu Abdullah Ceran yönetiyor. Oyunun dekor tasarımı Güven Öktem’e, giysi tasarımı Funda Çebi’ye, ışık tasarımı Kazım Öztürk’e ait.

Oyunda, bir aşçının hayatından bir kesit konu ediliyor.

Fulya Ülvan, Ömer Eryiğit, Ozan Kalkan, Filiz Uysal’ın rol aldığı 2 perdelik oyun, bugün saat 20.00’da Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği Koro Binasında sahnelenecek.

İzmir Devlet Tiyatrosu ise ”Anam Bacım Avradım” adlı oyunu Elazığ’da sahneye koyacak.

İnanç Yılan’ın yazdığı 2 perdelik oyunu Yaşar Ürük yönetiyor. Oyunun dekor tasarımı Savaş Çevirel’e, giysi tasarımı Buket Başaran Akkaya’ya, ışık tasarımı Kemal Gürgün’e, müziği Cem İdiz’e, koreografisi ise Şenay Sönmez’e ait.

Son dönemde ülkede önemli sorunlar arasında yer alan kadına şiddet hakkında izleyicisini düşünmeye davet eden bir çalışma olan oyun, kahramanının genç kızlık hayallerinin bir bir yıkılmasını müzikle vurgulayarak, kadına eziyet eden zihniyeti eleştiriyor.

Fulya Yalçın, Nalan Örgüt, Gözde Bakşık, Çağatay Özçelik, Evren Serter, Menekşe Bendeş Özyiğit, Alptekin Ertürk, Recep Ayyıldız, Nevzat Hakan Dönmez, Serpil Çağıran, Ekrem Kocaçal, Vedat Özkök, İlker Atatoprak, Selda Bakırtaş Alpuğan, Jülide Derya, Damla Ardal, Uğurcan Özfuruncu, Burak Özbaykuş, Dilek Can, Aytaç Özgür, Ahu Gül Ürük, Onur Amaç, Eren Nalcı’nın rol aldığı, 15 yaşın altındakilerin izlemesinin tavsiye edilmediği oyun, 18 ve 19 Ocakta saat 20.00’de Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği Koro Binasında sahnelenecek.

-Malatya-

Malatya’da, bu hafta, Sivas Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği ”Gus ile Yemek Saati” adlı oyun izleyiciyle buluşacak.

Oyun, Sabancı Kültür Merkezi Malatya Devlet Tiyatroları sahnesinde yarın saat 20.00’da ve 14 Ocak Cumartesi günü saat 14.00 ve 20.00’da izlenime sunulacak.

İç Anadolu’da

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda ”Açık Aile”, ”Dost”, ”Dostum Şifo”, ”Şimdi Olmaz Sevgilim” ve ”Kamyon” adlı oyunlar sahnelenecek.

İtalyan yazar Dario Fo’nun yazdığı, çevirisini Füsun Demirel’in yaptığı ”Açık Aile” adlı oyunu Tolga Tümer yönetiyor. Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli’nin rol aldığı oyunda, kadın ve erkek ilişkileri farklı bakış açısıyla anlatılıyor. Oyun, Tepebaşı Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’da sahnelenecek.

Şehir Tiyatroları oyuncusu Tulga Serim’in ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu’nun yaşamından ve röportajlarından derlediği ”Dost” adlı tek kişilik oyun, 18 ve 19 Ocakta saat 20.00’da Tepebaşı Sahnesi’nde izlenebilecek.

Oyuncu Emre Basalak tarafından yazılıp yönetilen ”Dostum Şifo”da İmren Şengel, Esma Yavuz ve Halil Ahmet Gökaydın rol alıyor. Ramazan Albayrak, Gökalp Mayakan ve Anıl Koç’un canlı müzik performansı eşliğinde, bir köpek ve bir çocuğun arkadaşlığının anlatıldığı sözsüz oyun, 14 Ocakta saat 11.00 ve 14.00’da Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.

Evlilik, aşk ve aldatma konularını tempolu ve mizahi dille ele alan ”Şimdi Olmaz Sevgilim” oyununda ise Mehmet Alp Sunaoğlu, Mustafa Kılıkcı, Ezgi Çoşkun, Zuhal Lale, Çisem Erdoğan, Şayan Noyan, İlker Alemdar ve Saffet Öztürk rol alıyor. Ercüment Yılmaz’ın yönettiği oyun bugünden 17 Ocaka kadar saat 20.00’da Sultandere Sahnesi’nde izlenime sunulacak.

Memet Baydur’un sevilen eserlerinden ”Kamyon” adlı oyunun yönetmenliğini Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Mert Kırlak üstlendi.

İstanbul’a nakliye işi yapılan bir kamyonun Ege’nin iç kesimlerinde bir dağ başında yolda kalmasıyla içindekilerin ruh hallerinin anlatıldığı oyunda Devrim Özder Akın, Berkay Akın, Kazım Sinan Demirer, Murat Danacı, Ercüment Yılmaz ve Sermet Yeşil rol alıyor.

Oyun, 14 Ocakta saat 20.00’da, 15 Ocakta saat 18.00’da Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro Sahnesi’nde izlenebilecek.

-Konya-

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), ”İbiş’in Rüyası”, ”Güzel ve Çirkin” ile ”Dört Köşe Palyaço” adlı oyunları izleyiciyle buluşturacak.

Dekoru Sertel Çetiner, kostümleri Sevgi Türkay ve ışık düzeni Hakan Özdemir ile İlyas Erdurucan’a ait ”İbiş’in Rüyası”nda, Asım Tuncay Aynur, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Yiğit Gümüşada, Ozan Umut Çobanoğlu, Nevra Sayar, Ebru Erbaş, Özlem Özkan, Ayşe Seval Ersu rol alıyor.

Oyun, bugün ve yarın saat 19.30’da, cumartesi günü ise saat 14.00 ve 19.30’da KDT Sahnesi’nde izleyicinin beğenisine sunulacak.

Tamay Sayar ve Şekip Taşpınar’ın yazdığı çocuk oyunu ”Dört Köşe Palyaço” ise 17 Ocak Salı ve 18 Ocak Çarşamba günü saat 10.30’da ve 14.00’da sanatseverlerle buluşacak.

Bir diğer çocuk oyunu ”Güzel ve Çirkin” ise 15 Ocak Pazar günü saat 14.00’da sahnelenecek.

-Sivas-

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) bu hafta ”Ortak Ağıt” adlı oyunun prömiyerini yapacak.

Hasan Öztürk’ün kaleme aldığı, Bengisu Gürbüzer Doğru’nun yönettiği oyunda Özge Günay, Kerem Yücel, Burçhan Göze, Veysel Zurnazanlı, Volkan Gündüz, Can Atak, Nagehan Yazıcı, İlhan Gözde Giray, Filiz Demiralp ve Ufuk Bostancı rol alıyor.

Oyunun dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Ceren Karahan, ışık tasarımını Hakan Özdemir, dans düzenini Yener Turan üstleniyor.

Bugün, yarın ve 14 Ocakta saat 19.30’da sahnelenecek oyunda, acımasız bir krala kahinlerinin yeni doğacak bir çocuğun onu tahtından indireceğini ve krallığına son vereceğini söylemesi üzerine kralın yeni doğan çocukları öldürmesi ve doğumları yasaklaması konu ediliyor.

 

Bakırköy’de Faaliyette bulunan Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği  Bünyesinde  eğitim alan öğrencilerin sene sonu etkinliği şeklinde gerçekleşen Festival daha sonraki yıllarda da yapılması düşünülen organizasyon olması anlamında öğrenciler ve eğitmenler ile dernek üyelerinin verdiği karar ile adını aldı ve ilki yapıldı. Yapılan Festival Bakırköy ’ün Sinema 74 olarak bilinen yeni adı ile “ Hayal Dünyası – Büyülü Sahne “ adı ile faaliyet gösteren tiyatro salonunda sabah ve akşam olmak üzere iki uzun etkinlikle gerçekleşti.

Etkinlikler boyunca öğrenci ile velileri şarkılar ve türküler eşliğinde hem eğlendiler hem de bir yıllık eğitimleri boyunca almış oldukları eğitimleri halka sundular. Etkinlikler içersinde Yönetim Kurulu Üyesi Ersin Saracik tarafından yazılan “  Bir Piyano Masalı “adlı Çocuk Oyunu da sahnelendi. Etkinliklerin en çok dikkat çekenlerinden olan öğrenci ve eğitmen orkestrası ise ayakta alkışlandı.

Tüm öğrencileriyle birlikte Nar Sanat ’ın hep beraber eğlendiği festival bundan sonraki yıllarda da devam edecek.

Elbette tüm bu etkinliklerin yanı sıra Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ” Nar Sanat Hale ÜRKMEZGİL  Resim Atölyesi ” hobi ve Çocuk Resim gurubu öğrencilerinin yapmış olduğu sergide izleyenler tarafından çok beğenildi.