Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: sahne

Sanat Haberleri

Nederlands Dans Theater II İstanbul’da

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, dünyaca ünlü dans topluluğu Nederlands Dans Theater II’yi 15 Haziran Cuma akşamı saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izleyiciyle buluşturuyor.

Çağdaş dansın Avrupa’daki en önemli ve dünyadaki en başarılı temsilcilerinden biri olarak kabul edilen ve daha önce 32. İstanbul Müzik Festivali kapsamındaki gösterileriyle seyredenleri kendilerine hayran bırakan Nederlands Dans Theater, Hollanda ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin başlangıcının 400. yıldönümü kutlamaları kapsamında bir kez daha İstanbul’da. Bu kez, Hollanda Kraliçesi Beatrix’in Türkiye ziyareti vesilesi ile İstanbul’a gelecek 16 genç ve dinamik dansçının yer aldığı Nederlands Dans Theater II, dünyaca ünlü koreograflar Jirí Kylián, Hans van Manen, Alexander Ekman ve Sol León & Paul Lightfoot’un yapımlarından oluşan bir programla seyirciyle buluşacak. Hollanda Kraliyeti tarafından desteklenen gösterinin eş sponsorluğunu Ant Kalıp ve Organik Holding üstleniyor.

NEDERLANDS DANS THEATER II ÜNLÜ KAREOGRAFLARIN DANSLARIYLA SAHNEDE

Nederlands Dans Theater II’nin İstanbul’daki gösterilerindeki ilk eser, 1982 yılına ait bir Jirí Kylián koreografisi olan “Songs of a Wayfarer”. Bu performansta, Gustav Mahler’in “Lieder eines fahrenden Gesellen” adlı eseri beş çiftin dansıyla sahneye aktarılacak. Topluluk, “Songs of a Wayfarer”in ardından, Hans van Manen’in Nederlands Dans Theater II’nin genç dansçıları için 2001 yılında yaptığı ve iki kişi arasındaki ilişkiyi betimleyen “Simple Things” adlı eseri sunacak. Koreografisi, Sol León ve Paul Lightfoot’a ait “Shutters Shut” eserinde ise dansçılar kendi işaret dilinde modern edebiyatın öncülerinden ABD’li yazar Gertrude Stein’ın oldukça özgün olan “If I told him” şiirini dört dakikalık özel bir dansla sergileyecek. 2003 yılında prömiyerini yapan çalışmayı ilginç kılan, müziğin yerini tamamıyla konuşulanın sıra dışılığının alması. Nederlands Dans Theater II’nin programında yer alan son eser; Alexander Ekman’ın ilk kez 2010 yılında sahnelenmiş olan “Cacti” adlı koreografisi olacak. “Cacti”de, sahnedeki 16 dansçı ile 4 müzisyen, Haydn, Beethoven ve Schubert’in müzikleri eşliğinde, bedenleri ve enstrümanlarıyla bir senfoni oluşturacak.

NEDERLANDS DANS THEATER

Paul Lightfoot’un sanatsal önderliğinde 1959 yılında Nederlands Balesi’nden ayrılarak kendilerine yeni bir tarz yaratmayı amaçlıyan 22 dansçı tarafından kurulan Nederlands Dans Theater, 600’den fazla bale prodüksiyonunun oluşturduğu zengin bir repertuara ve yarım asrı aşkın tecrübesiyle çağdaş dansta çığır açan bir topluluk. Bugüne kadar topluluk, büyük ustalar Jir(í Kylián ve Hans van Manen, yerleşik koreograflar Sol León ve Paul Lightfoot, yardımcı koreograflar Crystal Pite, Johan Inger, Alexander Ekman ve Nacho Duato, Mats Ek, William Forsythe, Marco Goecke, Wayne McGregor, Ohad Naharin gibi konuk koreograflarla büyüdü ve gelişti. Nederlands Dans Theater’in dansçıları arasından, yaşları 17 ile 23 arasında değişen 16 başarılı dansçının yer aldığı Nederlands Dans Theater II topluluğu ise kurulduğu 1978 yılından bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Güney Kore, İsviçre, İtalya, İsveç, Danimarka, Norveç gibi pek çok ülkede etkileyici gösteriler gerçekleştirerek adını duyurdu. Tarzı, gücü, olağanüstü esnekliği ve tutkuyu, inandırıcılık ve sınır tanımaz bir yetenekle birleştiren bir ekip olan Nederlands Dans Theater II, Jirí Kylián, Hans van Manen, Ohad Naharin, Sol León & Paul Lightfoot ve Johan Inger gibi koreografların yanı sıra, genç ve yetenekli koreograflarla da çalışıyor.

Nederlands Dans Theater II gösterisinin 120 TL, 90 TL ve 60 TL üzerinden satılan biletleri Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com ve İKSV’den (10.00–19.00 saatleri arasında; Pazar günleri hariç) alınabilir.

13 Haziran 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/06/Nederlands-Dans-Theater.jpg 532 800 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-06-13 16:56:232012-06-13 16:56:47Nederlands Dans Theater II İstanbul’da
Sanat Haberleri

Bakırköy; sanatın merkezi olduğunu ispatladı!

Yoğun bir eğitim döneminin ardından Nar Sanat öğrencileri “Nar Çiçekleri Festivali ” adı ile düzenlenen ve 3’sü Yapılan öğrenci etkinliği ile 2011 – 2012 eğitim dönemine noktayı koydu.

Velilerin ve öğrencilerin yoğun ilgisi ile karşılaşılan etkinlikte öğrencilerin yıl boyunca öğrendiklerini sergilemesi izleyicilerin alkışları ile ödüllerindi…

Sabah ve öğlen olmak üzere toplamında 4 kez tekrarlanan etkinlikte SBS sınavları olmayan ve yaz tatiline erken çıkmayan öğrencilerin mini konserleri gerek veliler gerekse izleyiciler tarafından zaman zaman ayakta alkışlandı.

İki gün içersinde 4 etkinliğe yaklaşık olarak 670 kişinin izlediği etkinlikler boyunca çocuğunun başarısı ile duygulanan veliler kimi zaman  gözyaşlarını tutamadı…

4 yaşından başlayarak 70 yaşına kadar katılan tüm öğrencilerin eğitim süresince aldıkları eğitimleri sergileme imkânı buldukları etkinlik boyunca kuliste öğrenciler için açık büfe düzenlendi hem çalıp hem de söyleyerek ve dans ederek eğlenen öğrencilerimiz zaman zaman bazı müziklerde tempo tutular.

Keman, Piyano, Akordeon, Elektro Gitar, Klasik Gitar, Bas Gitar, Bateri (Davul) , Bağlama, Ud, Şan, Viyolonsel, Klarnet gibi müzik dallarının bazılarında solo bazılarında grup olarak sahne alan öğrencilerin  muhteşem gösterilerinin yanı sıra çocuk dans grubu ile coşan öğrencilerimiz yerlerinde duramazken Eğitmen orkestramızın çalıp söylediği parçalarla tüm konuklarımız eğlenceli dakikalar yaşadı.

Bakırköy, bir kez daha İstanbul’un enönemli  sanat merkezi olduğunu ve Nar Sanatın da bu merkezin ortasında yer aldığını katılımcılar bir kez daha yaşayarak görmüş oldu.

Etkinliklerimize ait fotoğraflarımızı yakında sitemizde ve Facebook sayfamızda görebileceksiniz.





12 Haziran 2012/19 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/06/Bakırköy-Orkestra.jpg 600 800 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-06-12 20:18:042012-06-13 00:21:49Bakırköy; sanatın merkezi olduğunu ispatladı!
Sanat Haberleri

Tophane Art Walk (TAW) “Açık Pazar” etkinliğinin 15. edisyonu yarın gerçekleşecek

İSTANBUL’da 2 ayda bir düzenlenen Tophane Art Walk(TAW) “Açık Pazar” etkinliğinin 15. edisyonu yarın gerçekleşecek. Karaköy’den başlayan ve Boğazkesen Caddesi’nden, İstiklal’deki Mısır Apartmanı’na doğru uzanan bir rota üzerinde ilerleyen TAW, yoğun ilgi görüyor. “Peki bu Açık Pazar’da nasıl bir güzergâhta ilerlemeli?” İşte size kısa kısa notlarla keyifli bir TAW günü önerisi.

KARAKÖY’DEN İSTİKLAL’E

Saat 12.00’de başlayacak sanat yürüyüşünüzün ilk noktası olarak, geçtiğimiz ay kapılarını Karaköy’de açan Egeran Galeri‘yi seçebilirsiniz. Mel Bochner’in solo sergisinde yer alan serisinde, metin ile imge arasındaki etkileşim araştırılıyor. İkinci durağınız, ArtSümer‘de kişinin nerede olduğunu sorgulayan işleriyle Gökçe Er’in sergisi olsun. Civardaki üçüncü galeri ise Taryn Simon’ın fotoğraflarına, etkileyici mekânında ev sahipliği yapan Galeri Mana. Buradan, Kumbaracı Yokuşu’na yönelirseniz DEPO‘nun katlarına yayılan “Gerçeklik Terörü”nü son gününde yakalayabilirsiniz. Tophane-i Amire’den İstiklal yönüne uzanan Boğazkesen Caddesi’nin hemen başında karşılaşacağınız muhteşem binadaki galeri ise yine geçtiğimiz ay açılan Riff Art Projects. Karma bir sergiyle İstanbul sanat ortamına dahil olan bu galeriyi gezdikten sonra biraz yukarı çıktığınızda karşı kaldırımda Elipsis Galeri‘nin afişine rastlayacaksınız. Binanın üçüncü katında bulunan Elipsis’i ziyaret etmeyi ihmal etmeyin; zira Fransız fotoğraf sanatçısı Gilbert Garcin’in “Bay G”si eski dönem film sahneleri gibi kurgulanan mizah yüklü sürreel fotoğraflarıyla oldukça dikkat çekici. Sırada Pi Artworks var. Burada, Juan Botella Lucas’ın farklı disiplinlerdeki çalışmalarının yer aldığı “Yedi Uyurlar” adlı sergisini izleyebilirsiniz. Hemen bitişikteki Pg Art Gallery‘deki Devran Mursaloğlu’nun “Düğüm”ünde ise günümüz sosyal, ekonomik ve sanatsal sistemlerinin, düşünce yapılarının üç boyutlu görselleştirmesi olarak karşımıza çıkan kâğıt çalışmaları göreceksiniz. Bu arada Pg’nin tam yanındaki sevimli dekorasyon mağazası “Hane 78” de bu pazar kapılarını kapatmayacak. Sokağın karşısında ise Daire‘nin vitrininde Funda Alkan’ın işi sizi karşılıyor olacak. İçeride Esra Carus, Gül Ilgaz ve Ceylan Öztürk’ün kadın olma durumu ile sosyal ve politik konular etrafında şekillenen işleri yer alıyor. Yürüyüş rotasının ortasında yorgun düşüp, küçük bir yeme-içme molası vermek isterseniz Daire’nin yanı başında, gizli bahçesiyle ziyaretçilerini şaşırtan Peymane-La Cucina‘ya uğramanızı tavsiye ederim. Galerilerden edinebileceğiniz TAW haritasıyla bu mekânda, bu pazar gününe özel yüzde 15’lik indirim yapıldığını da hatırlatayım. Bu molanın ardından Çukurcuma Caddesi’ndekiHayaka Artı‘da, semtin çocuklarıyla sanatçıların bir araya gelerek gerçekleştirdikleri atölye çalışmalarında ortaya çıkan işleri görmek ilginç olabilir. Buraya kadar gelmişken Hayaka Artı’nın tam karşısında açılanOrhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi‘ni de görmek isteyeceğinizi düşünüyorum. 15 TL’lik giriş ücretini ödemek istemiyorsanız kitabınızı yanınıza almayı unutmayın. Çukurcuma Caddesi’nin paralelindeki Bostanbaşı Caddesi’nde ise sırasıyla Mars‘ta, DEPO’daki “Gerçeklik Terörü”nün bir ayağını, Edisyon‘da “Yenigelenler VI Bahar Nezlesi”ni, Apel‘de ise Yücel Kale’nin hayali şehri “Düşlüceli”yi ziyaret edebilirsiniz. Pakt’ın girişimlerinden biri olan Per-so-na kapsamındaki Bora Başkan’ın sergisi ise Apel’in üst katında yer alıyor.

TURUMUZ SONLANIYOR

İstiklal Caddesi’ne çıktığınızda hızlıca galerileriyle ünlü Mısır Apartmanı’na yönelmenin tam vakti, zira galeriler 18.00’de kapanacak. CDA Projects‘te “Havada Aşk Kokusu Var (Remiks)”la Carlos Aires’in, Galeri Zilberman‘da “Hiç Kimsenin Ölümü”yle Eşref Yıldırım’ın, NON‘da “NON Uplogged”la Sislej Xhafa’nın, Pi Artwoks‘te “Gölgeler’le Neslihan Karaağaç’ın ve Galeri Nev‘de Jean-François Rauzier’nin çalışmaları sizleri bekliyor olacak.

Kaynak :  [-]    Pırıl GÜLEŞÇİ ARIKONMAZ 

 

02 Haziran 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/06/Art-Walk.jpg 298 290 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-06-02 13:54:462012-06-02 13:54:46Tophane Art Walk (TAW) “Açık Pazar” etkinliğinin 15. edisyonu yarın gerçekleşecek
Sanat Haberleri

TİYATROCULARIN ” YÖNETMELİK ” TEPKİSİ ” Sanatı Sanatçıya Bırakın ”

Tiyatro sanatçılarının tepkisiİstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Komisyonu’nda İstanbul Şehir Tiyatroları yönetiminin sanatçılardan alınarak belediyenin bürokratlarına devredilmesi kararı bugün Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde protesto edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis komisyonunda dün alınan karar uyarınca İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimi sanatçılardan alınarak belediyelere devredilecek.

Bu kararın sanatın ve sanatçının özgürlüğünü kısıtlayacağını düşünen tiyatro sanatçıları ve tiyatroseverler bugün Muhsin Ertuğrul sahnesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın açıklaması öncesinde okunan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği tarafından kaleme alınan, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a gönderilen mektupta, Topbaş’ın yeni yönetmeliği imzalamamasını istediler.

Öngören: “Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan çıktı”

İstanbul Büyük Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği adına Aslı Öngören tarafından okunan basın açıklamasında, bir kısım medyanın şehir tiyatrolarına yönelik anlamlandıramadıkları saldırıların nedeninin şimdi daha açık anlaşıldığını vurguladı. “Amaç 98 yıldır sanatçıları tarafından yönetilen Şenir Tiyatromuzun, tüm sanatsal işleyişinin, belediye bürokratlarına teslim edilmesiymiş.

Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmeninin başkanlığını yürüttüğü ve sanatçıların çoğunlukta olduğu yönetim kurulu tarafından yönetitildiğini hatırlatan Öngören, “Yıllık repertuarımızı belirlemek, bu repertuar doğrultusunda sahnelenecek oyunları seçmek, bu oyunların hangi yönetmenler ve ekipler tarafından sahneleneceğine karar vermek gibi pek çok sanatsal işleyiş, olması gerektiği gibi sanatçıların iradesiyle belirleniyordu.

Bu yeni yönetmeliğe göre artık Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan resmen çıkarılarak, basit bir şube müdürlüğüne dönüştürülecek. Yönetim kurulumuza genel sanat yönetmeni yerine, belediye genel sekreter yardımcısı başkanlık edecek. Tüm sanatsal kararlar belediye bürokratlarının çoğunlukta olacağı yeni bir yönetim kurulu tarafından verilecek” dedi.

tiyatroculardan-yonetmelik-tepkisi- muhsin ertuğrul

“Muhafazakarlaşma harekatı”

Yönetmelik hazırlığından kurumlarının, genel sanat yönetmenlerinin, yönetim kurullarının, belediye başkanı sanat danışmanlarının haberlerinin olmasının manidar olduğunu söyleyen Öngören, tiyatrolarının tependen inme bir anlayışla yol edilmek istendiğini vurguladı.

Yapılanların sanat kurumlarının sonu olduğunu ifaade ede Öngören, “Aynı zamanda ülkemizin tüm kültür ve sanat ortamını muhafazakarlaştırma harekatıdır” dedi.

Aydın: “Bu bir ele geçirme operasyonu”

Konuyla ilgili Bianet’e konuşan, tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, “Bu bir ele geçirme operasyonudur. Cumhurbaşkanı sekreteri Mustafa İsen’in ‘muhafazakâr sanat ve sanatçı yaratmalıyız’ konusundaki düşüncesinin hayat bulmuş halidir. Sanat alanı içerisinde var olan yaratıcılar o işin yönetiminde yoksa orası güdülen bir yer haline gelir. Amaçta zaten güdülen bir hal haline getirmek. Bizler bu işi danışarak aşabiliriz. Geç olmadan bütün sanat alanları ellini taşın altına sokmalı” dedi.

Danış: “Karanlık Türkiye kaygısı”

Oyuncu Fırat Danış ise, burada gördüğümüz bu insan topluluğu son dönemde üstlerine çullanan karanlık bir Türkiye projesinden duydukları kaygı için buradalar. Şehir tiyatrosunun kadrosunun bürokrasiye devredilmesi kararı da karanlık Türkiye projesinin bir parçasıdır” dedi.

Sever: “Sanat sanatçılara bırakılmalı”

Oyuncu Erkan Sever ise, “Bir sanat kurumunu bürokratlar ve belediye çalışanları yönetirse orası sanat kurumu olmaktan çıkar. Parklar, bahçeler, mezarlıklar gibi bir belediye kurumu haline gelir. Türkiye’de sanatın sanatçılara bırakılmasını istiyoruz.

Her konuda ve her yerde bir sivil darbe söz konusu. Ufak ufak her yer ele geçirilmek isteniyor.  Bu durum şimdi de tiyatrolara yönelmiş durumda. Bizden olmayan yaşamasın, mahvolsun, istemiyoruz gibi bir anlayış var. Bu gün biz bunun için buradayız. Tiyatromuza, sanatçımıza, ülkemize ve geleceğimize sahip çıkmak için buradayız” dedi. (RDY/HK)

Kaynak : http://www.bianet.org

Rojda Duygu YEŞİLGÖZ

İstanbul – BİA Haber Merkezi

13 Nisan 2012/77 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/04/sanat-tepki.jpg 345 460 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-04-13 17:58:012012-04-13 17:58:01TİYATROCULARIN ” YÖNETMELİK ” TEPKİSİ ” Sanatı Sanatçıya Bırakın ”
Sanat Haberleri

18. İstanbul Tiyatro Festivali’nin biletleri bugün satışta

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş’ın sponsorluğunda düzenlenen 18. İstanbul Tiyatro Festivali’nin biletleri bugün satışta

18. İstanbul Tiyatro Festivali

18. İstanbul Tiyatro Festivali 10 Mayıs-5 Haziran tarihleri arasında yurt dışından 5, Türkiye’den 40’a yakın tiyatro ve dans topluluğunun 100’ü aşkın gösterisiyle İstanbullu seyircilerle buluşacak. Festival, şehrin 22 farklı mekânına yayılacak gösterilerin yanı sıra, uluslararası üne sahip tiyatro toplulukları ve dans gruplarının katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, konferanslar ve sergilere yer verecek.

18. İstanbul Tiyatro Festivali’ndeki gösterilerin biletleri yarın saat 10.00’dan itibaren:  Biletix ve İKSV’den (10.00–19.00 saatleri arasında; 8 Nisan Pazar günü haric, alınabilecek.

Tüm bilet alımlarında kredi kartı geçerli. Her gösteride tam biletlerin yanı sıra öğrenciler için indirimli bilet de satılacak. Lale Kart programının üyeleri, biletlerinde %25’e varan özel indirimden yararlanabilecekler. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satışlar 2-6 Nisan arasında gerçekleştiriliyor.

Açılış Töreni ve Gösterisine Sınırlı Sayıda Bilet

18. İstanbul Tiyatro Festivali’nin 9 Mayıs Çarşamba akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek Açılış Töreni ve Gösterisi’yle başlıyor. Yıllarını tiyatroya adamış ve festival kapsamında  “Elin Elimde“ adlı yapımla aynı projede yan yana gelecek Başar Sabuncu ve Cüneyt Türel’e Festivalin Onur Ödülleri’nin takdim edileceği Açılış Töreni’nin ardından Genco Erkal’ın “Nazım ile Brecht- Biraz da Aziz Nesin” başlıklı gösterisi sahnelenecek. Genco Erkal, açılış konuklarına Brecht, Nâzım Hikmet ve Aziz Nesin’in yapıtlarını sahneleyecek. Sınırlı sayıda bilet satışının yapılacağı 18.İstanbul Tiyatro Festivali Açılış Töreni’nin biletleri de 7 Nisan Cumartesi gününden itibaren Biletix satış sistemi üzerinden ve İKSVmerkezinden satın alabilir

İKSV, 2007 yılında başlattığı “BitamBiöğrenci” projesinin kapsamını 2012 yılından itibaren genişleterek, işbirliği içinde bulunduğu çeşitli sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ve sanata duyarlı izleyicilerin desteğiyle, kültürel etkinliklere katılma şansı bulamayan öğrencileri sanatla buluşturmaya devam ediyor.

 

07 Nisan 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/04/18.-İstanbul-Tiyatro-Festivali.jpg 288 500 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-04-07 16:03:432012-04-07 16:05:5418. İstanbul Tiyatro Festivali’nin biletleri bugün satışta
Sanat Haberleri

Nerede Olursanız Olun; 5 Mart – 11 Mart arası Sanatla Olun !

Haftanın Sanat Çizelgesi 5 Mart -11 Mart

İkinci Kat’ta “Bulanık” bugün, “Cam Yapraklar” salı, “Yalnız Batı” çarşamba, “Yok Oğlum, Biz Evdeyiz” perşembe, “Aut” cuma, cumartesi, “Tetikçi” pazar 21.00’de izlenebilir.

nar sanat duyuru

■ Tema(s)siz isimli karma sergi 7 – 31 Mart tarihleri arasında Galeri Ilayda’da. (0212227 92 92)

■ Güzel ama Yalnız Kadınlar isimli karma sergi 7 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında ALAN İstanbul’da. (0 212 252 9453)

■ İlker Yardımcı, Pembe Hilal Tüzüner, Semra Ecer ve Serdar Kaynak’ın heykel sergisi 7 – 28 Mart tarihleri arasında Artisan’da. (0 212 247 90 81)

■ Matthieu Paley’in “Masalsı Dünyadan Fısıltılar” sergisi 8 Mart – 10 Nisan tarihleri arasında Gallery LiNART’ta. (0 212 281 12 00)

■ Lina Danon – Sara Özsarfati – Sedef Baykent’in “Çağlar Boyu Türk Kadınları” sergisi 8 – 17 Mart tarihleri arasında Ekav Sanat Galerisi’nde. (0212 252 81 31)

■ 8 Mart, 8 Kadın, 8 Eser isimli sergi 8 – 14 Mart tarihleri arasında Akyol Sanat’ta. (0 212 231 61 50)

■ Turgut Mutlugöz’ün “Zevk Sonsuzluk İster” isimli sergisi 8 – 29 Mart tarihleri arasında Mabeyn Gallery’de. (0 212 261 60 60)

■ Setenay Alpsoy’un “Görünmeyen Kent” isimli sergisi 8 – 29 Mart tarihleri arasında Evin Sanat Galerisi’nde. (0 212 265 81 58)

■ Murat Kurt’un sergisi 5 Mart’a kadar Odakule Sanat Galerisi’nde. (0 212 251 46 31)

■ Kış Karma Sergisi 6 Mart’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde. (0 212 265 81 58)

■ Ümit Gezgin’in “Zaman ve Mekân” isimli sergisi 6 Mart’a kadar Bahariye Sanat Galerisi’nde.

■ Berna Narmanlı Arpacı’nın “Karşımdaki” isimli sergisi 6 Mart’a kadar Galeri Espas’ta. (0212 2277017)

■ Yontu Dünyamızdan 7 sergisi 6 Mart’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde. (0212 265 38 51)

■ Elçin Acun, Özlem Paker, Özge Öner ve Serkan Küçüközcü’nün sergisi 6 Mart’a kadar Gallery LiNART’ta.

■ Sanatla Kırk Bir Yılı Birlikte Yaşadık sergisi 7 Mart’a kadar Tatbiki Sanat Galerisi’nde (0 216 338 98 37)

■ Ebru Döşekçi’nin “Hatırla” isimli sergisi 7 Mart’a kadar MERKUR’de. (0 212 225 37 37)

■ Mahir Güven’in sergisi 7 Mart’a kadar Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde.

■ Ahmet Elhan – Esat Tekand’ın “Kıskançlıklar” isimli sergisi 7 Mart’a kadar 44A Sanat Galerisi’nde. (0 212 233 33 80)

■ Simülasyon Krizi sergisi 8 Mart’a kadar Plato Sanat’ta.

■ Hülya Behramoğlu’nun “Paletteki Düşler…” isimli sergisi 8 Mart’a kadar Beyoğlu Bindallı Sanatevi’nde.(0212 252 79 66)

■ Osman Ünver’in “Hidden Stories” adlı sergisi 10 Mart’a kadar Ormo Sanat Galerisi’nde. (0 212 252 00 47)

■ Jose Maria Mellado’nun “Esrarengiz Manzaralar” adlı sergisi 10 Mart’a kadar Elipsis Gallery’de.(0212 244 89 00)

■ Özgül Arslan’ın “Silik İzler” adlı sergisi 10 Mart’a kadar DAİRE’de. (0 212 252 52 59)

■ Baskı Resmin Ustaları 10 Mart’a kadar Arte İstanbul Sanat Galerisi’nde. (0 212 292 80 45)

■ Yılın Genç Ressamı ve Heykeltıraşı 2011 Yarışması Sergisi 10 Mart’a kadar rh+ art galeri’de.

■ Murat Durusoy ’un “Seyir” adlı sergisi 10 Mart’a kadar C.A.M Galeri’de. (0212 245 79 75)

■ Burçin Ayabe, Hülya Küpçüoğlu ve Sevincy’nin “Dişi Sanat” isimli sergisi 11 Mart’a kadar Piramid Sanat’ta. (0212 297 31 15-20-21)

■ Raziye Kubat’ın “İç Cephe” isimli sergisi 11 Mart’a kadar Art Suites Galeri’de. (0212 251 55 61)

■ Mücella Aşkan ve Natali Aydar’ın “Karmakarışık” isimli sergisi 11 Mart’a kadar Hobi Sanat Merkezi’nde. (0216 565 3572)

■ Feyyaz İnanç’ın sergisi 11 Mart’a kadar Maçka Art&Design’da. (0212 288 99 51)

■ Özlem Özkan’ın “Dönüşüm” adlı sergisi 12 Mart’a kadar Tem Sanat Galerisi’nde. (0212 247 08 99)

■ Usta Fırçalar’ın Buluşması adlı sergi 12 Mart’a kadar Derinlikler Sanat Merkezi’nde.

■ Haluk Akakçe’nin sergisi 12 Mart’a kadar Galerist’te. (0212 252 1896)

■ Zeynep Şen Dağdeviren’in “Metropol Notları” adlı sergisi 14 Mart’a kadar Atatürk Kitaplığı Sergi Salonu’nda. (0212 249 95 65)

■ Burhan Yıldırım’ın “Nefes” adlı sergisi 14 Mart’a kadar Karşı Sanat Çalışmaları’nda. (0212 245 71 53)

■ Remzi Raşa’nın “Yalnızlığı Seçmek” isimli retrospektif sergisi 15 Mart’a kadar Santralistanbul’da. (0212 334 22 00)

■ Sinem Kaya’nın “Kafes” sergisi 15 Mart’a kadar Beyoğlu Akademililer Sanat Merkezi’nde. (0212 245 02 29)

■ 18 sanatçının karma sergisi 15 Mart’a kadar Galeri Eksen Nişantaşı’da.

■ Feyyaz İnanç’ın “Zamansız Mekânlar III” isimli sergisi 16 Mart’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da. (0212 251 91 53)

■ Murat Durusoy’un “Seyir” isimli sergisi 17 Mart’a kadar C.A.M Galeri’de. (0212 245 79 75)

■ Emin Çizenel’in “Provokasyon” isimli sergisi 17 Mart’a kadar Kare Sanat Galerisi’nde. (0212 2404448)

■ Mutluluk Fabrikaları isimli sergi 17 Mart’a kadar Galeri Işık’ta. (0212 241 31 76)

■ Emre Arolat Mimarlık’ın sergisi 17 Mart’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde. (0212 230 19 76)

■ Alp Klanten’in “ALP” isimli sergisi 20 Mart’a kadar Maçka Sanat Galerisi’nde. (0 212 240 80 23)

■ Gülercan Hacıoğlu’nun “Gece Bekçileri” isimli sergisi 20 Mart’a kadar Galatea Art’ta. (0212 245 33 20)

■ What I Love isimli karma sergi 21 Mart’a kadar Borusan Müzik Evi’nde. (0 212 261 60 60)

■ Serap Ünveren’in seramik sergisi 23 Mart’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde. (0216 362 18 26)

■ Özge Öner ve Rıdvan Özgür’ün “RENKARENK” isimli sergisi 24 Mart’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde. (0 212 351 00 60)

■ Mustafa Köseoğlu’nun sergisi 24 Mart’a kadar Alta Sanat’ta. (0 212 282 69 65)

■ Handan Orhon’un “Sevgi Penceresinden” isimli takı sergisi 24 Mart’a kadar Ayşe Takı Galerisi’nde. (0 212 343 21 54)

■ Hüsn-ü Hat Sergisi 25 Mart’a kadar Sanat Akmerkez’de. (0212 282 01 70)

■ İsmail Acar’ın “Aşk” isimli retrospektif sergisi 28 Mart’a kadar Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde. (0212 326 46 46)

■ Arzu Başaran ve Ruth Biller’ın “Transfigurative” isimli sergisi 28 Mart’a kadar Art350’de. (0216 369 80 50)

■ ÇAĞDAŞIMIZ MODERNLER isimli sergi 30 Mart’a kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde. (0 212 241 65 35)

■ Soner Çakmak’ın sergisi 30 Mart’a kadar Artium Modern Sanat Galerisi’nde. (0 212 352 76 74)

■ Ahmet Güneştekin’in “Kesişmeler – Dönüşümler” sergisi 30 Mart’a kadar Güzel Sanatlar Müzesi’nde.

■ Halil’in “Tepme” isimli sergisi 31 Mart’a kadar The Empire Project’te. (0 212 292 5968)

■ Burcu Gökçek’in “çok güzel çinekop var” isimli sergisi 31 Mart’a kadar artSümer’de. (0 212 249 10 35)

■ Merve Şendil’in “BirdDay” isimli sergisi 31 Mart’a kadar PiArtworks’te. (0 212 293 71 03)

■ Matthieu Paley’in sergisi 31 Mart’a kadar İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde. (0 212 3938111)

■ Meltem Işık ’ın sergisi 31 Mart’a kadar Galeri Nev’de. (0 212 252 15 25)

■ ‘Sedef Yılmabaşar, Ahmet Oğraş karma resim sergisi 31 Mart’a dek Artev Sanat Galerisi’nde (0216 449 46 75)

■ Adile Gülan, Tülay Oskay Işın, Yusuf Özsarfati, Evrensel Derman ve Nihat Evren Derman’ın karma sergisi 31 Mart’a kadar Tolga Eti Sanat Evi’nde. (0216 368 26 79)

■ Ahmet Sarper’in “Dünyadan İnsan Manzaraları – Hindistan” isimli fotoğraf sergisi 31 Mart’a kadar YEKÜV Sanat Galerisi’nde. (0212 2311792)

■ Sultanlar, Tüccarlar, Ressamlar ve Konstantiniyye’den İstanbul’a Boğaziçi Anadolu yakası fotoğrafları sergisi 1 Nisan’a kadar Pera Müzesi’nde. (212 211 41 00)

■ Silver Gözütok Güçlü’nün sergisi 1 Nisan’a kadar Estethica Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi’nde. (0216 578 78 16)

■ Jacques Bosser ’in “Femme” isimli sergisi 1 Nisan’a kadar GET-ME-ART Gallery’de.

■ Mart Kedileri isimli sergi 5 Nisan’a kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ İnci Eviner’in sergisi 6 Nisan’a kadar Salt Galata’da.

■ Lagun Canavarı sergisi 6 Nisan’a kadar Yerebatan Sarnıcı’nda.

■ Ebru Özseçen’in “Gerçek Aşk Gönül Eşi” adlı sergisi 7 Nisan’a kadar RAMPA’da. (0212 327 08 00)

■ Mehmet Pesen’in sergisi 14 Nisan’a kadar Kibele Sanat Galerisi’nde.

■ Kilden Suretler, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan Antik Çağ Terrakotta Figürinleri sergisi 15 Nisan’a kadar Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde. (0212 284 63 63)

■ Nazmi Ziya Güran’ın “Işığın Ressamı” sergisi 17 Nisan’a kadar Rezan Has Müzesi’nde. (0212 533 65 32)

■ O Zamanlar Konuşuyorduk isimli sergi 22 Nisan’a kadar SALT Galata’da. (0212 334 22 00)

■ 20 genç ressamın “bir” kavramını yorumladığı sergi 25 Nisan’a kadar Art&Design Gallery’de.

■ No 1isimli karma sergi 28 Nisan’a kadar Nesrin Esirtgen Collection’da.

■ Luk Berghe’nin “Ütopya Kolleksiyonu” adlı sergisi 28 Nisan’a kadar Mimarlık Araştırmaları Stüdyosu MARS’ta. (0212 2454850)

■ Kesintisiz Avangard isimli karma sergi 28 Nisan’a kadar Kuad Galeri’de.(0212 227 00 08)

■ Jale Nejdet Erzen’in sergisi 29 Nisan’a kadar Mine Sanat Galerisi’nde. (0212 232 38 13)

■ La La La İnsan Adımları – Boijmans Van Beuningen Müzesi Koleksiyonundan Bir Seçki isimli sergi 6 Mayıs’a kadar İstanbul Modern’de. (0 212 334 73 53)

■ Van Gogh Alive isimli sergi 15 Mayıs’a kadar Karaköy Antrepo 3’te.

■ Musevitoğlu Atölyesi Resim Sergisi 31 Mayıs’a kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde. (0212 259 77 40)

■ Dünden Sonra isimli fotoğraf sergisi 3 Haziran’a kadar İstanbul Modern’de. (0 212 334 73 53)

■ Rembrandt ve Çağdaşları sergisi 10 Haziran’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde. (0 212 311 40 92)

■ Adalar, Mimarlar, Binalar isimli sergi Haziran 2012’ye dek Adalar Müzesi’nde. (0216 382 64 30)

Ankara

■ Grup Dalga/Aynur Pehlivanlı&Ayten Timuroğlu&Gülgün Türel&Zahide Yükseler, – karma resim – 7 Mart’a dek – Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde. (0 312 442 30 50)

■ Mustafa Tokatlıoğlu, – resim – 10 Mart’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

■ Tunç Tanışık, – resim – 14 Mart’a dek – Armoni Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 43 24)

■ Halil Coşkun, – resim – 14 Mart’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Peruze Yiğit, – resim – 14 Mart’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Zeki Fındıkoğlu, – resim – 18 Mart’a dek – Türk Amerikan Derneği Sanat Galerisi’nde. (0 312 426 26 44)

■ Daver Darende, – resim – 21 Mart’a dek – Medya Sanat Galerisi’nde. (0 312 428 39 55)

■ Ayşe Arkün, – resim – 25 Mart’a dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 38 60 08)

İzmir

■ Aphrodisias Sanat Merkezi, yarından itibaren 17 Mart’a dek Çetin Davran, Sevil Çaylak ve Yıldız Duman Ercan’ın resim sergilerini sanatseverlerle buluşturacak.

■ Faden Suzan Kudsioğlu’nun resim ve seramik sergileri, 21 Mart’a dek Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi’nde.

■ Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür ve Sanat Merkezi, Asrail Seyithan Özer’in “Umudun Rengi” resim sergisine, 10 Mart’a dek ev sahipliği yapacak.

Müzik

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi’nde bugün saat 20.00’de “Wienner Kammersyphonie – Yaylı Kentet”, OpusAmadeus Oda Müziği Festivali kapsamında çarşamba günü saat 20.00’de “Marta Gulyas-Birsen Ulucan”, pazar günü saat 20.00’de “Bülent Evcil – Gökhan Aybulus” konseri izlenebilir. (0 216 346 15 31)

■ ‘BÜ Albert Long Hall’da çarşamba günü saat 19.30’da “Şarkılar ve Masallar – soprano Hannah Medlam ve piyanist Jean-Michel Dayez” konseri izlenebilir. (0 212 359 58 00)

■ ‘Istanbul Jazz Center’da perşembe günü “Caz, Müzik ve Kadın” temalı konserler, cuma günü “İlhan Şeşen” ve cumartesi günü “Fatih Erkoç Trio” konseri izlenebilir. (0 212 327 50 50)

■ ‘Notre Dame de Sion Fransız Lisesi Gösteri Salonu’nda çarşamba günü saat 19.30’da “Can Okan (piyano), Ruşen Güneş (viyola)” konseri izlenebilir. (0 212 219 16 97)

■ ‘Salon’da cuma günü saat 22.30’da “Özge Fışkın”, cumartesi günü saat 22.30’da “Tune – Yards” konseri izlenebilir. (0 212 334 07 52)

■ ‘Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda bugün saat 20.00’de “TRT Yurttan Sesler Korosu”, çarşamba günü saat 20.00’de “Fazıl Say Piyano Resitali”, cuma günü saat 20.00’de “Lura”, cumartesi günü saat 14.00’te “Fazıl Say Çocuklarla” ve saat 20.00’de “Ayşenur Kolivar: Bahçeye Hanımeli”, pazar günü saat 11.30’da “İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu: Hüseyni” ve saat 20.00’de “Sachal Vasandani” konseri izlenebilir. (0 212 231 54 97)

■ ‘Küçükçiftlik Park’ta yarın saat 21.00’de “Opeth”, cumartesi günü saat 20.00’de Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri kapsamında “Mostar Sevdah Reunion” konseri izlenebilir. (0 212 231 30 45)

■ ‘İstanbul Live’da cuma günü saat 21.00’de “Erdal Bayrakoğlu”, cumartesi günü saat 21.00’de “Luxus” konseri izlenebilir. (0 541 889 10 90)

■ ‘Çırağan Sarayı Mabeyn Salonu’nda “Çırağan Cumartesi Konserleri” kapsamında cumartesi günü saat 11.00’de “Duisburg Filarmoni Ensemble ve Erdal Akkaya” konseri izlenebilir. (0 212 327 00 12)

■ ‘Ghetto’da çarşamba günü saat 21.30’da “Kadıköy Indie Night: Seni Görmem İmkânsız & Ricochet”, perşembe günü saat 20.30’da “Adele Royal Albert Hall Konseri DVD Özel Gösterimi / Canlı Performans: Vera, Gaye Biçer, Melis Danişmend, Ceren Akyıldız, Sibel Gürsoy”, cuma günü saat 22.30’da “Nev”, cumartesi günü saat 23.30’da “Citizens! / Gazali & Büber back2back” konseri izlenebilir. (0 212 251 75 01)

■ ‘Nardis Jazz Club’ta bugün saat 21.30’da “Kamran İnce & Rahşan Apay Duo ‘Kayıp Dünya için Müzik’”, yarın saat 21.30’da “Jehan Barbur”, çarşamba günü saat 21.30’da “8. Nardis – NTV Radyo Genç Caz Vokal Yarışması – 2012”, perşembe günü saat 21.30’da “Ferhat Öz ‘Cazda Kadının Adı Var’”, cuma günü saat 22.30’da “Luis Ernesto Gomez y LA DESCARGA Band” ve cumartesi günü saat 22.30’da “Sibel Köse Quartet” konseri izlenebilir. (0 212 244 63 27)

■ ‘Babylon’da yarın saat 21.30’da “Lokal Anestezi Special Guest: İskender Paydaş”, çarşamba ve perşembe günü saat 21.30’da “Ben L’Oncle Soul”, cuma günü saat 23.00’te “Coldplace: Coldplay Tribute Band”, cumartesi günü saat 23.45’te “The Gaslamp Killer” ve saat 23.59’da “Grup Ses Beats (DJ Set)” konseri izlenebilir. (0 212 292 73 68)

■ ‘Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi’nde cumartesi günü saat 20.00’de “JAZZ in Japan 2012 İSTANBUL” konseri izlenebilir. (0 212 351 93 82)

■ ‘Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da perşembe günü saat 20.00’de “Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası – Midas’in Kulakları”, pazar günü saat 19.00’da “İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası” konseri izlenebilir. (0 212 373 11 00)

■ ‘Borusan Müzik Evi’nde cumartesi günü saat 21.30’da “Nik Bärtsch’s Ronin” konseri izlenebilir. (0 212 336 32 80)

■ ‘İndigo’da cuma günü saat 23.30’da “Noir” konseri izlenebilir. (0 212 244 85 67)

■ ‘Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da “Ayşegül İnci Project”, yarın saat 22.30’da “Bulutsuzluk Özlemi”, çarşamba günü saat 22.30’da “Neyse”, perşembe günü saat 22.30’da “Öztürk”, cuma günü saat 22.30’da “Gevende” konseri izlenebilir. (0 212 244 25 58)

■ ‘İKÜ Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezi’nde çarşamba günü saat 20.00’de “Feminİstanbul Oda Orkestrası” konseri izlenebilir. (0 212 498 41 41)

■ ‘İş Sanat Kültür Merkezi’nde perşembe günü saat 20.00’de “Brad Mehldau Trio” konseri izlenebilir. (0 212 316 10 83)

■ ‘Jolly Joker Balans’ta cuma günü saat 22.00’de “Can Bonomo”, cumartesi günü saat 22.00’de “Gökhan Tepe-Dem’li Şarkılar” konseri izlenebilir. (0 212 249 07 49)

■ ‘Bronx’ta cuma günü saat 21.30’da “Zakkum”, cumartesi günü saat 21.00’de “Keşmeşeker” konseri izlenebilir. (0 212 293 53 98)

■ ‘Aya İrini Müzesi’nde cumartesi günü saat 20.00’de “Duisburg Filarmoni Orkestrası & Erdal Akkaya” konseri izlenebilir. (0 212 522 17 50)

Ankara

■ Jolly Joker Ankara’da, Gökhan Tepe konseri 9 Mart’ta saat 22.00’de, Pinhani konseri 10 Mart’ta saat 22.00’de, Seksendört konseri 16 Mart’ta saat 22.00’de, MFÖ konseri 17 Mart’ta saat 22.00’de, Black-Colin Vearncombe konseri 22 Mart’ta saat 21.00’de, Gökhan Türkmen konseri 23 Mart’ta saat 22.00’de, Yeni Türkü konseri 30 Mart’ta saat 22.00’de, Athena konseri 31 Mart’ta saat 22.00’de, Göksel konseri 6 Nisan’da saat 22.00’de, Can Bonomo konseri 13 Nisan’da saat 22.00’de. (0 312 424 11 11)

Tiyatro

İstanbul

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Yanık” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “At” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00. Beyoğlı Küçük Sahne’de “Profesyonel” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Küçükçekmece Sahnesi’nde “Opera Komik” perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Michelangelo” perşembe 20.00, cumartesi 15.00. Üsküdar Tekel Sahne’de “Antigone” çarşamba, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Yüzleşme” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. GOP Ferih Egemen Sahnesi’nde “Boncuk” perşembe, cuma 10.30 ve 13.30. “Deniz Kızı” cumartesi, pazar 11.00. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Kargaşa” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “Tarla Kuşuydu Juliet” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Kâğ. Küçük Kemal Sahnesi’nde “Benim Arkadaşım Yok” perşembe, cuma 10.30 ve 13.30. K. Çekmece SEF. KSM Sahnesi’nde “Perşembenin Hanımları” cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30. Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde “Ateşli Sabır (Postacı)” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Ümraniye Sahnesi’nde “Sevgili Doktor” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Buluşma Yeri” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Üsküdar K. Yılmazer Sahnesi’nde “Kadınlar, Savaş, Komedi” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. (0 212 661 38 94)

■ Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Külhanbeyli Müzikali” cuma 20.30, “Hoşu’nun Utancı” cumartesi 11.00, “Hangisi Babası” cumartesi 20.30. “Benim Güzel Pabuçlarım” Pazar 11.00, www.aşkbu-mu.com pazar 15.30. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Şişman Domuz” salı, çarşamba 20.30. (0 212 661 38 94)

■ Ortaoyuncular’da “İşsizler Cennete Gider” cumartesi 20.00, pazar 18.00. (0 212 251 18 65)

■ Tiyatro Pera’da “Kazaen Beyoğlu’nda Çarpışmalar” cuma, cumartesi 20.00, “Quintet-Bir Dönüşüm Beşlemesi” pazar 18.30.

■ Dostlar Tiyatrosu’nun “İnsanlarım” salı 20.30 Caddebostan Kültür Merkezi, “Ben Bertolt Brecht” cumartesi 20.30 Caddebostan Kültür Merkezi, pazar 18.00 Kozzy’de. (0 212 252 59 35)

■ Kenter Tiyatrosu’nda “Kraliçe Lear” çarşamba, cuma 20.00. “Ağaç İrfan” cumartesi 20.30. (0 212 246 35 89)

■ Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda “Beni Yeniden Sev” cumartesi 20.30 (0 212 478 06 00)

■ Dot’ta DOT’un yeni oyunu Öksüzler Dotmarsta Salonu’nda perşembe, cuma, cumartesi 21.00, pazar 17.00, (0 212 232 44 40)

■ Kumbaracı50’de “Görünmeyen” bugün 20.30, “444” salı 20.30, “Sen Balık Değilsin ki” çarşamba 20.30, “Sinekler Sevişirken” perşembe 20.30, “Fail-i Müşterek” cuma 20.30, “Seni Yenicem İstanbul” cuma, cumartesi 23.00, “Çok Soğuk” pazar 13.00. (0 212 243 50 51)

■ Semaver Kumpanya’nın “Tıtus Andronicus” cumartesi 20.30, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” pazar 15.00. (0 212 585 59 35)

■ Tiyatro Kedi’nin “Kibarlık Budalası” cumartesi 20.30 Kozyatağı Kültür Merkezi, pazar 18.30 Tiyatro Kedi Blackout Sahnesi’nde (0 212 257 79 36)

■ Duru Tiyatro’da “Tatlı Çarşamba” pazar 11.00. (0 212 292 32 47)

■ Maya Sahnesi’nde “Ford Mach 1 Bağdat Caddesi’nde” salı 20.30, “Varolmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları” çarşamba 20.30, “Eleni’den Mektuplar” perşembe 20.30, “Van Gogh” cuma 20.30, “Otobüs” cumartesi 20.00, “Dış Ses” pazar 18.00. (0 212 252 74 52)

■ İkinci Kat’ta “Bulanık” bugün, “Cam Yapraklar” salı, “Yalnız Batı” çarşamba, “Yok Oğlum, Biz Evdeyiz” perşembe, “Aut” cuma, cumartesi, “Tetikçi” pazar 21.00. (0 212 292 32 47)

■ Mekân Artı’da “İmkânsız İktidar” salı, “Ayna” çarşamba, “Çok Hücreli Bölünen” cuma, “Bir Harem Ağasının Hikâyesi” cumartesi, “Küçük Bir Kukla Süiti” pazar. (0 212 224 57 56)

■ Tiyatro Akla Kara’da “Meymenetsiz Musibet” bugün 20.30. (0 216 541 43 59)

■ Salon İKSV’de “Tehlikeli Oyunlar” bugün 20.30 (0 212 334 07 00)

Ankara

■ Akün Sahnesi’nde, “Barış” 6-10 tarihleri arasında, cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Pal Sokağı Çocukları/çocuk oyunu” 11, 16 ve 18 Mart tarihlerinde cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Rab Şeytana Dedi ki” 13-17 Mart tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Kafes Arkasında” 6-10 Mart tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 11 Mart’ta saat 11.00’de, “Haydi Karına Koş” 13-18 Mart tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Genç Osman” 18 Mart’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Kerbela” 6-10 Mart tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Narnia Günlükleri/çocuk oyunu” 11 Mart’ta saat 11.00’te, “Fosforlu Cevriye” 13-18 Mart tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Oda Tiyatrosu’nda, “Kontrabas” 6-10 Mart tarihleri arasında saat 18.30’da, “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” 13-17 Mart tarihleri arasında saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

■ Stüdyo Sahne’sinde, “Üç Yönetmen Üç Oyun” 6, 9 Mart’ta saat 20.00’de, 11 Mart’ta saat 15.00’te, “Bir Delinin Hatıra Defteri” 13 ve 16 Mart’ta saat 20.00’de, 18 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

■ İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Orkestra” 7-17 Mart tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ Mavi Sahne’de, “Oyunun Oyunu” 14, 15, 16, 17 Mart’ta saat 20.00’de, 18 Mart’ta saat 17.00’de, “Tuluatmasyon/Her Şey Doğaçlama Komik Gösteri” 10, 28 ve 31 Mart’ta saat 20.00’de, “Hiç/Neyzen Tevfik” 27 ve 30 Mart’ta saat 20.00’de, “Nutuk/Bugüne Sesleniş” 7 ve 9 Mart’ta saat 20.00’de, 11 Mart’ta saat 17.00’de, “Mutfak Cadıları” 21, 22, 23 ve 24 Mart’ta saat 20.00’de, 25 Mart’ta saat 17.00’de, “Cinfikir/çocuk oyunu” 10, 11, 17, 18, 24, 25 ve 31 Mart’ta saat 12.00’de. (0 312 241 02 33)

■ Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, “Zübük” 7, 9, 14, 16, 21, 23 Mart’ta saat 20.00’de, 11 Mart’ta saat 15.30’da, 17 ve 18 Mart’ta saat 18.30’da, “Sihirli Parmaklar/çocuk oyunu” 17, 18 Mart’ta saat 13.00’te, “Giderayak” 10, 17 Mart’ta saat 15.30’da, “Genç Oyuncular Sahnesi/Sur Dibinde” bugün saat 20.00’de, 11 Mart’ta saat 19.00’da, “Argos Sanat Tiyatrosu/Cesur Kadınlar” 8 ve 15 Mart’ta saat 20.00’de, “Kırmızı Başlıklı Kurt/çocuk oyunu” 10 Mart’ta saat 13.00’te, “Talimhane Tiyatrosu/Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince…” 12 ve 13 Mart’ta saat 20.00’de, “Gündönümü Tiyatro” 18 Mart’ta saat 20.30’da, “Argos Sanat Tiyatrosu/He Diye…” 19 ve 22 Mart’ta saat 20.00’de. (0 312 417 76 76)

Trabzon

■ ‘Trabzon Devlet Tiyatrosu-Haluk Ongan Sahnesi’nde “Gece O Kadar Kirliydi ki, İkisi de Kayboldular” perşembe, cuma, cumartesi 20:00, cumartesi 15:00, “Islak Sever Max” çarşamba 20:00, pazar 20:00’de. (0 462 230 10 44)

■ ‘Trabzon Sanat Tiyatrosu- Sürmene Halk Eğitim Merkezi’nde, “Muammer Muammer” çarşamba 19:00; Trabzon Şehir Tiyatrosu- Hüseyin Kazaz Sahnesi’nde “Maskeliler” pazartesi, cuma 20.00’de.(0541 674 61 61)

Adana

■ Adana Devlet Tiyatrosu, geçen hafta da sahnelediği, Orhan Kemal’in yazdığı, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, “Murtaza” adlı oyunu bu hafta da sürdürecek. Hakan Elmasoğlu, Boğaçhan Sözmen ve Devrim Evin’in başrolleri paylaştığı oyun hafta içi her gün 20.00’da, cumartesi 15.00 ve 20.00’de yinelenecek. Fuaye Sahne’de ise Muzaffer İzgü’nün yazdığı, Boğaçhan Özmen’in yönettiği, “Sınır” adlı oyun yinelenecek. Çarşamba, perşembe ve cuma günleri 18.00’de sahnelenen oyunda Doruk Nalbantoğlu, Mazlum Taşkıran, Sabahattin Nazik ve Çağlar Tekman rol alıyor. ADT sanatçıları, Harun Özer’in yazdığı ve Ebru Kara’nın yönettiği, “Kayıp Bolluk Ülkesi” adlı çocuk oyununu da yine pazar günleri 11.00, çarşamba günleri ise 14.00’te küçük tiyatroseverler sahnelemeyi sürdürüyor. (0322 352 33 55)

■ Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlediği resim sergisi 8 Mart Perşembe günü 17.30’da Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde açılacak. (322 352 46 74)

Opera Bale

İstanbul

■ ‘Fulya Konser Salonu’nda çarşamba günü saat 20.00’de “Otello” adlı bale gösterisi sahnelenecek. (0212 252 11 11)

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası’nda perşembe ve cuma günleri saat 20.00’de, cumartesi günü ise saat 16.00’da “Aşk İksiri” adlı opera seslendirilecek. Pazar günü saat 16.00’da “Müziğe Dokunmak” adlı çocuk müzikali seslendirilecek. (0216 346 15 31)

Ankara

■ Opera Sahnesi’nde, “Yusuf ile Züleyha/opera” 7 Mart’ta saat 20.00’de, “Zorba/bale” 8 ve 10 Mart’ta saat 20.00’de, “Don Giovanni/opera” bugün saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

Mersin

■ MDOB sanatçıları perşembe günü 10.30’da “Kuklacı” adlı çocuk oyunuyla küçük izleyicilerin karşısında olacak. Ferdi Merter’in yazdığı, Melih Seskır tarafından bestelenen eseri Melih Öztürk sahneye koydu.

Samsun

■ ‘Samsun Devlet Opera ve Balesi, 5 Mart Pazartesi günü “Zorba” isimli baleyi seyircinin beğenisine sunacak. (0362-431 50 00)

■ ‘Turne Sahnesi olarak hizmet veren Samsun Devlet Tiyatrosu’nda, Bursa Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Bu da Benim Karım” adlı oyun 6-7 Mart 2012 tarihlerinde AKM Büyük Sahne’de seyirciyle buluşturulacak. (0362-431 50 00)

Gösteri Söyleşi

■ ‘Dot / Dotmarsta Salonu’nda yarın saat 21.00’de “TORK – İzole” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (0212 232 44 40)

■ ‘İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Mustafa Kemal Amfisi’nde pazar günü saat 20.00’de “Tango Poison” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (Biletix: 0216 556 98 00)

■ ‘Cervantes Enstitüsü’nde çarşamba günü saat 19.00’da “Kadınlardan Kısa Filmler Dünya Kadınlar Günü’nde” başlıklı film gösterimleri gerçekleştirilecek. (0212 292 65 36 – 38)

■ ‘Goethe-Institut İstanbul’da perşembe günü saat 19.00’da “Ayrılık” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 249 20 09)

■ ‘Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde bugün saat 18.30’da Prof. Kemal İskender’in konuşmacı olarak katılacağı “Rubens ve Ardılları” başlıklı panel düzenlenecek. Çarşamba günü saat 18.30’da ise sinemacılar Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş, sinema sohbetlerinin konuğu olacak. (0212 393 60 00)

■ ‘Bir Belgesel, Bir Gazeteci Çay ve Simit’ etkinliğinde çarşamba günü saat 19.00’da Finlandiyalı yönetmen Mika Kaurismäki’nin çektiği “Mama Afrika” belgeseli Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda gösterilecek. (0212 325 73 71)

 

06 Mart 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/03/nar-sanat-duyuru3.jpg 356 376 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-03-06 11:46:102012-03-22 17:55:09Nerede Olursanız Olun; 5 Mart – 11 Mart arası Sanatla Olun !
Sanat Haberleri

Rock’n Dark ’ın 5. yarışması – 2012 – !

Rock’n Dark ’ın 4 yılından 5 yılına !

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Efes Dark’ın genç müzisyenlere yeteneklerini sergileme ve müzik dünyasında yer edinme fırsatı sunmayı amaçlayan müzik yarışması Rock’n Dark 5 müzikseverlerle buluşuyor.

ock’n Dark 5 kapsamında bu yıl 8 ilde gerçekleştirilecek bölge finallerinin üçüncüsü3 Mart gecesi Garaj İstanbul’da yapılacak. Amatör grupların performansları sonrasında rock müziğinin yükselen sesi Model sahne alacak.

Gece Production organizasyonu ile Efes Dark tarafından düzenlenen Rock’n Dark Müzik Yarışması 5, son hızıyla devam ediyor. Genç müzisyenlere yeteneklerini keşfetme ve müzik dünyasında yer edinme imkânı sunan yarışmanın üçüncü bölge finali 3 Mart Cumartesi günü Garaj İstanbul’da gerçekleştirilecek. Bölge finalinde rock müziğinin yükselen sesi Model sahne alacak.

Bölge finallerinde sahnede canlı performanslarını sergileyecek gruplar arasından jüri ve halk oylaması sonucunda bölge birincileri seçilecek ve birinciler yarı finalde ilk üçe girmek için yarışacak. Mayıs ayında yine İstanbul’da gerçekleştirilecek finalde de Rock’n Dark 5’in birincisi belirlenecek. Rock’n Dark 5’in üçüncü durağı olan İstanbul’da yarışacak olan gruplardan Dilan Kara, Meriva ve Neva İstanbul bölge finalisti olmak için sahnede boy gösterecek.

Biletix’ten satışa sunulan Rock’n Dark 5 İstanbul Bölge Finali’nin bilet fiyatı ise 23 TL.

Genç Müzisyenler Profesyoneller Tarafından Değerlendirilecek
Bu yıl da Rock’n Dark’ta birbirinden önemli isimler jüri koltuğunda yer alacak. Amatör rock gruplarının performanslarını; Müzik yapımcısı Selim Serezli, müzik prodüktörü Haluk Kurosman, Dream TV Genel Yayın Yönetmeni Şafak Ongan, Rock FM Yayın Direktörü Metehan Mert Çakır, Hürriyet Gazetesi müzik yazarı Barış Akpolat, menajer Can Sertoğlu, Gece Yolcuları grubunun solisti Edis İlhan, müzisyen ve yazar Melis Danişmend değerlendirecek.

Dereceye Giren Grupları Önemli Fırsatlar Bekliyor!
Rock’n Dark Müzik Yarışması 5’te birinci seçilen grubun şarkısı dijital single olarak piyasaya çıkacak ve şarkının video klibi de çekilerek Dream TV’de yayınlanacak. İkincilik ödülünü alan grup uluslararası bir müzik festivalini izleme fırsatını yakalarken, üçüncü seçilen grup ise kendi şehrinde tam bir yıllık prova stüdyosu kullanımı hakkı elde edecek.

Rock’n Dark Müzik Yarışması 5 Etkinlik Takvimi
27.01.2012 Ankara Bölge Finali J.J.Balans
24.02.2012 Eskişehir Bölge Finali Hayal Kahvesi
03.03.2012 İstanbul Bölge Finali Garaj İstanbul
17.03.2012 Adana Bölge Finali Seyhan Otel-Adres Bar
24.03.2012 Antalya Bölge Finali Dedeman Otel
06.04.2012 İzmir Bölge Finali İzmir Arena
04.04.2012 Bursa Bölge Finali Bursa Suare
27.04.2012 Konya Finali Rixos Otel
Mayıs 2012 Büyük Final – İstanbul

 

05 Mart 2012/36 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/03/rockn-coke-5.jpg 400 400 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-03-05 18:24:012012-03-05 18:25:13Rock’n Dark ’ın 5. yarışması – 2012 – !
Sanat Haberleri

Akbank 8 . Kısa Film Festivali ön eleme sonuçları açıklandı

Bu yıl 19-29 Mart 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Akbank Kısa Film Festivali kapsamında gerçekleştirilecek “Kısa Film Yarışması”nın ön eleme sonuçları belli oldu

Festivalin yarışma ve yarışma dışı kategorilerine bu yıl toplam 557 filmin başvurdu.

Belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci’den oluşan ön eleme jüri kurulunun değerlendirmesi sonucu, yarışmalı bölüme katılan eserler arasından 20 kurmaca film ve 10 belgesel olmak üzere toplam 30 kısa film “Festival Kısaları” bölümünde izleyicilerle buluşmaya hak kazandı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”i seçecek Kurmaca Kategorisi Jüri Kurulu; Yapımcı Zeynep Özbatur, Oyuncu Uğur Polat, Sinema Yazarı Cüneyt Cebenoyan, Yönetmen Seren Yüce ve Akbank SanatMüdürü Derya Bigalı’dan oluşuyor.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek Belgesel Kategorisi Jüri Kurulu’nda ise; Yazar Yekta Kopan, Belgesel Yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, Gazeteci ve Sinema Yazarı Burçak Evren ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer alıyor.

Ana jürinin değerlendirmesinin ardından düzenlenecek festivalin ödül töreninde, “En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” 8.000 TL ile ödüllendirilecek.

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali’nin kapısı 10 gün boyunca herkese açık olacak ve tüm etkinlikler ücretsiz olarak Akbank Sanat’ta izlenebilecek.

Ayrıca film gösterimleri, Akbank Sanat’ın kafesinde de eş zamanlı olarak gösterilecek.

Dünya festivallerinden filmlerle Akbank 8. Kısa Film Festivali’nde buluşmak  ve detaylı bilgi almak için www.akbankkisafilm.com ya da www.akbanksanat.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Ön elemeyi geçen kurmaca filmler

1. Tolerans- Besi Adut
2. Musa- Serhat Karaaslan
3. Jerry- Kaan Müjdeci
4. Dua- Tuna Balkan
5. Kahverengi ve Siyah- Bedir Afşin
6. Sessiz- L.Rezan Yeşilbaş
7. Gerayîş- Çetin Baskın
8. Korkuluk- Adem Demirci
9. Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır- Kerem Keskin
10. Asker- Murat Çetinkaya
11. Saman Makinası- Ersin Mert
12. Tam Ekran- Barış Hancıoğulları
13. Mi Hatice- Denis Metin
14. Başlangıç- Yiğit Evgar
15. La Quatorziéme- Hüseyin Aydın
16. Bağ- Mehmet Kemal Bayrak
17. Onaksibir- Can Emre
18. Baydara “Edra’nın Kaderi”- Can Eren
19. Ali Ata Bak- Orhan İnce
20. Alala- Ahmet Baturay Tavkul

Ön elemeyi geçen belgesel filmler

1. Sahnenin Haykırışı- M. Cengiz Tünay
2. Dinozor – Zümrüt Çavuşoğlu
3. Ben Geldim Gidiyorum- Metin Akdemir
4. Cneydo- Hüdai Ateş
5. Dışardakiler- Hüseyin Aydın
6. Susmaz Sokak- Elif Mermer
7. Ekmeğin Hakkı- Ayhan Aslan
8. Yalnızlığın İki Yüzü- Serhat Çatak
9. Kadim- Okan Avcı
10. Pantolon Balığı- Kurtuluş Yiğit Demiralp, Emre Karakaş

“Yarışma Dışı Gösterim” bölümünde gösterilecek filmler

1. Rüzgarın Çocukları- Ahmet Çadırcı
2. Nolya- M. Cem Öztüfekçi
3. Kelimeler ve Teyze- Nazlı Dönmez
4. Ekmek- Koray Sevindi
5. Gel-git- Akile Nazlı Kaya
6. Kahve Molası- Emre Ergenç
7. Ayn- Nefes Polat
8. Ekmeğim- Hakan Ün
9. Yol Hikayesi- E. Mert Kökver
10. Memur – Mehmet Emin Yıldırım

28 Şubat 2012/58 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/02/Akbank_8_Kisa_Film_Festivali.jpg 302 510 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-02-28 20:33:232012-02-28 20:33:23Akbank 8 . Kısa Film Festivali ön eleme sonuçları açıklandı
Sanat Haberleri

Son Mohikan’ın Sonu

Ege GÖRGÜN ‘ün 10 şubat 2012 tarihinde “Halkın Gazetesi BirGün ” ‘de  “Eleştirel Kültür” bölümünde yayınlanmış yazısıdır. ( Kaynak Linki Yazının altındadır)

 

Son Mohikan’ın Sonu

1001 Roman’dan çıkan Mohikan adlı çizgi romanda, James Fenimore Cooper’ın ünlü romanı Son Mohikan’ın kahramanı Nathaniel “Natty” Bumppo’yu  yeni bir maceraya atılıyor.  

 19. yüzyılda hala kurulma aşamasında bir ülke olan ABD’nin az sayıdaki ünlü yazarından biri olan James Fenimore Cooper’ın ünlü kahramanı Nathaniel “Natty” Bumppo ilk kez 1823’te yayınlanan The Pioneers (Öncüler) romanında ortaya çıkar. Nat beyaz anneden babadan doğmuş olsa da Kızılderililer’in (Deleware) arasında büyüyüp korkusuz ve becerikli bir savaşçı olmuştur. Menzili çok geniş uzun namlulu tüfeğiyle imkansız isabetler kaydedebilmesi sayesinde Şahin Göz lakabını almıştır. (Bu kısa kurmaca biyografi bile, yine Bonelli’den çıkan Ken Parker ve Büyülü Rüzgar çizgi romanlarındaki esinlenmeleri fark etmek için yeterli.)

Cooper’ı ve kahramanını Natty Bumppo’yu dünya çapında şöhrete kavuşturan ise 1826 yılında yayınlanan Son Mohikan (The Last of the Mohicans) oldu. Amerika’nın belki de ilk best-seller’ı olan bu popüler eserin farklı zaman dilimlerinde geçen üç devam romanını daha yazdı Cooper.  Bu beş kitap Learherstocking (Deriçoraplar) serisi olarak bilinir.

Siyah beyaz çizgi roman yayıncılığının İtalya’daki amiral gemisi Sergio Bonelli Editore’nin kısa süre önce start verdiği ve başlayıp biten, roman tadında maceralara sahip çizgi romanlardan oluşan yeni serisinin dördüncü kitabı Mohican. Paolo Morales, Cooper’ın kahramanı için sıfır kilometre bir macera yazmış, Mister No ve Teks çizeri olarak tanıdığımız Roberto Diso da resimlemiş.

 

Hikaye, 1750’lerde geçen Son Mohikan’ın trajik finalinden başlıyor. Eseri okumasalar da, Michael Mann’ın 1992 tarihli sinema uyarlamasından hatırlayacabilecekleri bu finalde Huron savaşçısı Magua, Deleware şefi Chingachook’un tek oğlu Uncas’ı babasının gözleri önünde öldürür. İşte bu olayın hemen ardından 20 sene sonrasına gidilir. Nat ve artık kabilesinden geri kalan tek kişi olan Son Mohikan Chingachook üç kişilik dindar bir aileye çok tehlikeli bir yolculukta rehberlik yapmak üzere tutulurlar. Yol boyunca hayatta kalmak adına Kızılderililere ve İngilizlere karşı varlarını yoklarını ortaya koymak zorunda kalacaklardır. Hikaye tamamına ermeden George Washington gibi tarihi bir kişilikle de tanışma fırsatı bulacağınızı belirtelim.

Evvelliyatı olan oturmuş karakterleri sayesinde dramatik yönü güçlü bir hikayeye sahip olan Mohican, Roberto Diso’nun çok başarılı savaş sahnelemelerine rağmen serüven duygusu anlamında sıradan bir yol western’inden öteye geçemiyor. Hikayenin James Fenimore Cooper ile finalize edilme şekli ise hem zekice hem de “kahramanın babasına” olan vefa borcunun ödeniyor olması açısından da “yakışıklı” olmuş.

Son olarak, başta Sighma olmak üzere, Bonelli’nin bu harikulâde serisinin Türkiye’de yayımlanan Mohican, Dragonero ile Göz ve Karanlık dışındaki kitaplarını da okumak istediğimizi çizgi roman yayıncılarına iletelim buradan.

 

 

Kaynak :

Orjinali için : http://www.birgun.net/elestirelkultur_index.php?news_code=1328882632&year=2012&month=02&day=10

25 Şubat 2012/17 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/02/son-mohican.jpg 448 328 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-02-25 22:35:512012-02-25 22:39:52Son Mohikan’ın Sonu
Sanat Haberleri

World Art Games ( WAG ), Dünya Sanat Olimpiyatları Türkiye’ de örgütlendi

56 Ülkenin Sanat Nabzı İzmir’de Atacak

Merkezi Hırvatistan’da bulunan ve 56 ülkede temsilciliği bulunan World Art Games (WAG), DünyaSanat Olimpiyatları Türkiye Temsilciliği dünya çapında tanınan Türk sanatçılarının öncülüğünde İzmir’de kuruldu.

Merkezi Hırvatistan’da bulunan ve 56 ülkede temsilciliği bulunan World Art Games (WAG), DünyaSanat OlimpiyatlarıTürkiye Temsilciliği dünyaçapında tanınan Türk sanatçılarının öncülüğünde İzmir’de kuruldu.

Dernekler İl Müdürlüğü’ne müracaatlarıyla kuruluşu tamamlanan Dünya Sanat Olimpiyatları Derneği kurucu üyeleri, amaç ve projelerini sunmak üzere İzmir Vali Yardımcısı Haluk Tunçsu ile görüştü. Kuruluşla ilgili bilgi veren World Art Games Türkiye Temsilcisi Derya Var, WAG Merkezi Hırvatistan’da bulunan Dünya Sanat Olimpiyatları’nın 1. Olağan Genel Kurul toplantısının 18-21 Kasım 2011 tarihlerinde Zagreb şehrinde yapıldığını, olimpiyatların ikinci konferansının toplantıda yapılan girişimler sonucunda

2012’de İzmir’de yapılmasını sağladıklarını söyledi.

Çok sayıda ülkeden sanatçı ve devlet adamının İzmir’deki konferansta bir araya geleceğini belirten Derya Var, bu girişimle başta İzmir 2020 Expo girişim ve çalışmalarına uluslar arası sanatsal bir boyut kazandırmayı amaçladıklarını, ülkemize gelecek olan 56 ülke sanatçı ve diplomatlarına kentin ve ülkemizin sanatsal birikimini sunmak ve paylaşarak dostluk köprüsünü kurmayı amaçladıklarını dile getirdi.

Var, uluslararası sanatsal sunum ve paylaşımı hedefleyen bu buluşmaya 56 ülkenin milli komite başkan ve yardımcılarının, Cumhurbaşkanı, Bakan, elçiler ve kültür ataşeliklerinin katılacağını, kongre boyunca tüm dünyaya sanatın evrensel dili aracılığı ile barış, hoşgörü ve sevgi mesajları verileceğini belirtti.

WAG Türkiye Milli Komitesinin katılımcı ve bağımsız bir dernek olarak faaliyet göstereceğini öne süren Var, kurucu üye olarak Türkiye’nin yurt dışında tanınmış sanatçılarıyla yola çıktıklarını, protokol gereğince değişik ülkelerde yapılacak etkinliklerde sanatın değişik alanlarında belirlenen etkin ve yetkin isimlerle ülkemizi en üst derecede temsil edeceklerini kaydetti.

Dünya Sanat Olimpiyatları Türkiye Komitesi’nde yer alan isimler ise şu şekilde: Tüzüm Kızılcan-As Başkan, Ege Art Sanat Danışma Kurulu Başkanı.Seramik sanatçısı, Almanya ve Prag’da sanatsal çalışmalar yapan Kızılcan’ın eserleri çeşitli koleksiyonlarda yer alıyor.

Derya Var- Dernek Başkanı, Ressam WAG Türkiye Temsilcisi, Emel Atalay -Başkan Yardımcısı, Ressam, Ümit Yaşar Işıkhan – Genel Sekreter, Şair yazar,Kültür ve Turizm Bakanlığı Uzmanı,Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği Başkanı, Umur Türker – Ressam, Yaşar Üniversitesi Öğretim Üyesi, Cem Sağbil – Heykeltraş,Çalışmalarını Stutgart ve İstanbul’da sürdürüyor, Aytül Büyüksaraç – İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni – Bijen Molay:Bale sanatçısı 9 Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü,

Bale Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi ve Başkanlığı, Ege Sanayici ve İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Ege Kültür Vakfı Kurucu Üyesi ve Ege Art Danışmanı. Erdoğan Öztürk – İzmir Devlet Opera ve Balesinin dramaturgu, protokol ve basın müşaviri ve Hülya Savaş tiyatro sanatçısı ve İzmir Devlet Tiyatrosu Müdiresi.

 

22 Şubat 2012/2 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/02/56_ulkenin_sanat_nabzi_izmirde_atacak.jpg 224 350 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-02-22 15:06:302012-02-22 15:06:45World Art Games ( WAG ), Dünya Sanat Olimpiyatları Türkiye’ de örgütlendi
Sanat Haberleri

Fotoğrafın kısa tarihçesi

“Geleceğe anılarınızı nasıl bırakmak istersiniz ?” sorusuna büyük çoğunluğumuz genelde “fotoğrafla” cevabı verir. “An”ın ölümsüzleştirilmesi veya detayların yakalanması ya da bir haberin aktarılmasında ya da gündelik hayatta her zaman karşılaştığımız ama olağan üstülüğüne dikkat etmediğimiz olay, renk  ve  beklide duyguları aktarma, haberleşme ve sanatlaştırma yöntemlerinden biride elbette  fotoğraf çalışmalarıdır. Kimlik kartımızdan tutunda geleceğe anılarımızı bırakmaya kadar  pek çok açıdan hayatımıza dahil olan bu yöntemin sanat olup olmadığından öte” hangi fotoğrafın” sanat olduğunu tartışmak daha doğru gibi.

Durum böyle olunca artık fotoğraf çekme imkanlarının bu kadar gelişken hale gelmeden önceki durumunu merak ettiğiniz olmadı mı? Aşağıdaki yazımızda fotoğrafın geçmişini bulacaksınız…

Yazıyı okuduktan sonra eğer sizde fotoğraf  konusunda eğitim almak veya aldığınız eğitimi pekiştirmek ve bir ileri düzeye çıkartmak istiyorsanız sizleri de bekliyoruz. Yeni dönem Fotoğraf kursuna ön kayıt yaptırın (Lütfen Tıklayın) ve sizlerde  Nar Sanat Ailesine katılın.. Elbette aldığınız eğitim sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız. 

 Fotoğrafın Kısa Geçmişi

 

ilk fotoğraf makinası nicephore 1816-22

Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. Bunun temeli ise Sümerler’den beri bilinen şu ana ilkeye dayanıyordu :  Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı.

Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü, yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak  kullanılan  bir araçtı.

19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık gümüşü karartarak, negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı.

 

 

ilk fotoğraf View_from_the_Window_at_Le_Gras,Joseph_Nicéphore_Niépce

 

Alman bilim adamı Johann Heinrich Schulze, günümüzdeki karanlık oda tekniklerine yakın bir teknikle, duyarlı tabaka üzerine koyduğu yarı saydam maddelerin izlerini elde ederse de, o da bunların kararmasına engel olamamıştır.

Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması, ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 (kimi kaynaklar bu tarihi 1827 olarak yazar) yılında gerçekleştirilmiştir. Niépce, üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozladıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Elde edilen kalıptan yapılan litografi baskısı sonucu çıkan ilk görüntü ise tarihe geçti. Sonuçta Niepce bir görüntü elde etti.

Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı. Fotoğraf tarihinin bu ilk örneği bir çok el değiştirmiştir Niépce tarafından 1827’de Londra’daki Royal Society’nin üyesi Dr. Bauer’e teslim edilen eser yüzyıl içinde iki kez açık artırmayla satılır. 1898’de Londra’da sergilendikten sonra, elli yılı aşkın  bir süre ortadan kaybolur. Görüntü bu dönemde  Londra’da emanete verilmiş bir sandıkta unutulmuştur.  Ancak Fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Helmut Gernsheim’ın araştırmaları sayesinde, sonunda unutulduğu  yerden çıkarılır. Gernsheim , eseri 1964’te Texas Üniversitesi’ne bağışlar.

 

ilk fotograflardan

Niépce’in bu araştırmalardan o tarihe doğru haberdar olan Daguerre, dioramalarını geliştirirken yararlandığı karanlık odada elde edilen görüntüleri sabitlemeyi yıllardır düşlemektedir. İki adamın 1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Bunun üzerine Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir.

1837’de yöntemi son biçimini almıştır: Yuda bitümüyle duyarlı kılınmış bir bakır plaka kullanmakta, karanlık odada üzerine ışık düşürülen bu plakadaki gizli görüntüyü daha sonra cıva buharıyla açığa çıkarmakta ve ayrıntılarda çok büyük bir inceliğe ve kesinliğe sahip bir görüntü elde etmektedir.  Ürünü piyasaya sürme konusundaki ilk girişiminde başarısızlığa uğrayan Daguerre, resmi çevrelerden destek almaya çalışır: 1838’de temas geçtiği François Arago, bu yöntem karşısında coşkuya kapılır

Arago’nun 1839’un hemen başında duyurduğu haber, tarihi inanılmaz biçimde hızlandırır. Görüntülerin üretiminde kullanılan  yöntem hakkında hiçbir bilgi sızdırılmaması her türlü spekülasyona kapı açar.  Bazıları sihirden söz ederken, karanlıktaki köşelerinde çıkan kimileri de kendilerini tanıtıp Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia ederler; bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir.

İtirazların en kayda değeri İngiltere’den gelir; William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine Fotoğraf yöntemini tanıtır. Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif – pozitif yöntemini ortaya çıkararak, aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme Latince Calos(Güzel) dan gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot’un elde ettiği görüntü ters ve negatifti. Aynı yöntemle duyarlılaştırılan başka bir kağıda günışığı yardımıyla görüntü aktarılıyordu. Bu şekilde sayısız pozitif görüntü elde edilebiliyordu. Talbot’un sistemi Daguerre’inkine göre daha az yaygınlaşabildi. Çünkü kağıt negatifin yapısı, ayrıntıyı yok ediyordu. Elde etmeyi başardığı görüntülerle Fotoğraf tarihinin ilk sergisini açan Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk Fotoğraf stüdyosunu kurmuştur.

 

ilk portret

Ve Daguerre, nihayet 19 Ağustos 1839’da buluşunu tüm dünyaya “Daguerreotype” adıyla duyurdu. Gümüş iyodür kaplı bakır levhayı karanlık kutu içinde objeden yansıyan ışıkla pozlandırıp, cıva buharıyla geliştiriyor ve reaksiyonu durdurmak için ise, tuzlu eriyik içinde yıkıyordu. Bunun  sonucunda oluşan görüntü tek kopya olarak elde edilmekteydi. Eğer Fotoğrafçı özel aynalı bir kamera kullanmıyorsa, Fotoğraf sağ-sol yönünde ters bir şekilde oluşuyordu.

Daguerre, Niépce ile bir ortaklık anlaşması imzaladıktan sonra Chalon’a gelir. Artık Niépce’in  heliografi adını verdiği buluş, ikisinin ortak malıdır. Bu ortaklığa Daguerre olanak  ve ününü koyarken, Niépce buluşunu koymaktadır.  Yine  de Daguerre, Niépce’yi pek yavaş anlayıp desteklemektedir. Halk daha çok Daguerre’in adını anmakta ve buluşu ona maletmektedir.1822’de  Fotoğraf elde edilmişti ve Niépce  1833’de  öldü. Niépce’in ölümü üzerine oğlu, kontratın hukuki ortağı olur. Fakat Daguerre, Isidore’un mali yöndeki zaafından istifade ederek meseleyi halleder. Ayrıca birçok bilgin, bu endüstri çağının  yeni doğan  çocuğuna  ilgi duyarlar. Ocak 1839’da  Daguerre  tekniğini geliştirmiştir. İlk levhalarını Arago’ya gösterir. Yazar Jules Janin, “L’Artiste” dergisinde milletlerarası

tartışmalara yol  açan garip  açıklamalar  yapar. Fakat halk henüz  shiçbir “görüntüyle” karşılaşmamıştır. Aynı dönemde İngiltere’de Fox Talbot, Niépce’ in  heliografilerini  görmüştür ve kağıt  üzerinde  çalışmalarına devam etmektedir. Her ne kadar Daguerre ve Talbot gizlilik içinde çalışıp, bröve peşindilerse  de, başka bilim adamları Fransız  Faraday ve İngiliz Herschal fikirlerini açıklamaktadırlar. Herschal sodyum hiposülfiti tavsiye edip Fotoğrafçılara bu fiksatörü hediye eder.  Bu  sıralarda  Fransız  Hyppolite  Bayard  kağıt  üzerinde çalışmaktadır.

19 Ağustos 1839’da, Paris’de Louis Daguerre’in Fotoğrafik  yöntemini açıklaması herşeyin başlangıcı oldu.

Kısa bir süre sonra kentteki bütün  mağazalar Fotoğraf çekim malzemelerini  ısmarlayan  müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2000 kamera ve yarım  milyondan daha fazla Fotoğraf klişesi satıldı. 1853’de 10.000 Amerikalı  daguerreotypist üç milyon Fotoğraf üretti. Londra’lı  Fotoğrafçılar,  Fotoğraf çekmek için mekanlar ve  onları  geliştirmek için  karanlık  odalar kiraladılar. Londra  Üniversitesi  1856’da müfredatına  Fotoğrafçılığı da ekledi. Böylece yeni bir uğraş  ve yeni bir sanat doğmuş oldu.

Fotoğraf teknik olarak, pek  çok nesnenin  sınırsız  şekilde görüntülenmesi, anların yakalanmasıydı. Bütün meslek alanlarına açıktı.  Herkesin oynayabileceği  bir  oyundu.  Amatör  olarak  başlayan  bir   çok Fotoğrafçı hızla profesyonel oldu. Fotoğrafçılık bilimsel  buluşlarla ve teknolojik gelişmelerle yanyana giden bir sanattı.

Fotoğraf, bir ressamın yapabildiğini daha hızlı,  daha  ucuz ve daha gerçekçi olarak yapabilen  ilginç  bir teknikti.

Ressamların bir çoğu yeni sanatı hemen benimsedi, bazıları resimlerinin ön çalışmalarında kullandı. Bazıları da bu işten resimden  elde ettiğinden daha çok para kazandı. Ve bir çoğu da  bu yöntemin varlığından ürktü. Fotoğrafçıların  gelişiminden  en çok ürkenlerden biri de Maxime Du Camp’dı. Maxime Du Camp, gümüş  nitrat ve hiposülfit için parlak kırmızılarını, canlı renklerini terk eden ve karanlık odaya girmek için paletlerini atanlara “Acemi  ressamlar” diyerek onları küçümsedi.

ilk kadın portresi

Fakat sonuçta  Du  Camp’ ın kendisi de paletini atarak karanlık odaya girdi. Artık  bu tür değişimler  kaçınılmazdı. Sadece yeni sanatın  sağladığı sınırsız çeşitlilikler  değil , aynı zamanda Fotoğrafçılıktan elde  edilen gelir  de bu durumun belirleyicisi oldu. Portre,  Fotoğrafçılığın bir  çok branşından en çok kazançlı olan idi.  1849’da  yaklaşık 100.000 Paris’li Fotoğraflarını çektirdi. Bu yoğun ilgi  eleştirmen  Charles  Baudelaire’e şu sözleri söyletiyordu: “ Bizim  sefil  toplumumuz  bir parça metal üzerindeki  önemsiz  görüntüsüne bakmakta acele ederek Nearcissus gibi davrandı..”

Bütün  popülaritesine  rağmen daguerreotype on yıl  içinde seyrek  olarak kullanılmaya başlandı. Daguerre’nin  yeni buluşunu açıklamasından sadece 3 hafta sonra İngiltere’de  William Henry Fox Talbot bakır klişeler  yerine  görüntünün kalıcı olduğu  kağıtlar  bulduğunu açıkladı. Talbot, birçok deneyden sonra, calotype diye bilinen  yöntemi geliştirdi. Bu yöntem, daha önce de belirttiğimiz gibi modern Fotoğrafçılığın temeli olan  negatif pozitif  işlemini  oluşturdu. Calotype’in görüntüsü, daguerreotype kadar net değildi. Empresyonist resmin erken dönem karşılığı idi, fakat yarattığı yumuşak görüntü bir çekiciliğe sahipti. En önemli avantajı bir negatiften, istenilen sayıda baskı yapılabilmesiydi.

Her  bir daguerreotype sadece bir taneydi ve yeniden  üretilemezdi. Fakat calotype’da, negatifleri cam klişelerde yapmak için metodlar üretildiğinde geçerliliğini yitirdi. Cam negatiflerle daha hızlı baskılar ve belki de en önemlisi daha kısa ışıklama  süresi elde ediliyordu.

 

 

ilk renkli foto

1851’de  diğer  bir İngiliz, Frederick Scott  Archer,  cam üstünde  yayılabilen  ışığa  duyarlı  kimyasal  maddelerle  kaplı yapışkan  bir sıvı olan Collodion’u  buldu. Collodion  klişeleri, kısa  sürede  rutubetle  karşılaşmalı  ve  hemen   geliştirilmeli idi, çünkü  kuruduğunda, ışığa duyarlı olan kaplama  bozulurdu. Bu nedenle “Islak Klişe Yöntemi” diye adlandırıldı.

Bu buluşlar her yıl birbirini  izledi. Fotoğrafçılık  hala deneysel bir uğraştı ve bu işi üstlenen herkes tek başına bu  işi öğrenebilirdi. O  dönemde Fotoğrafçı, solüsyonlarını kendi  yapmak zorundaydı. Aynı zamanda  tozları  ezip  karıştırmak, objektifleri için merceklerini bulmak ve yerleştirmek zorundaydı. Kendi bakır, kağıt  veya cam baskısını kendisi  yapabilmeliydi. Çünkü Fotoğraf araçları  henüz  bir  bütün  olarak  bir  arada  bulunmuyordu. Bu şaşırtacak  kadar çok sayıdaki insan, zanaatkar  oldukları  kadar gerçek  birer sanatçıydılar. Fotoğrafçılığın estetik olanaklarını ve teknik potansiyelini de keşfettiler.

Fotoğrafın  ilk 20 yılında bugün Fotoğrafçıların  repertuarında olan her türden Fotoğraflar çekildi; manzaralar, natürmortlar, belgesel Fotoğraflar ve portreler.. Sonuçlar, şaşırtıcı  şekilde  başarılıydı. Manzaralar, genellikle Gustave Le Gray  tarafından görüntülendi ve Bisson kardeşler daha sonra yapılacak olan çalışmalar kadar dramatik ve çarpıcı Fotoğraflar çektiler.  Bütün bu  insanlar, kötü araçlar ve binbir güçlükle ulaşılan yeni  yöntemlerin zorlamasına rağmen zamanlarının en yüksek standartlarına erişti    1860  ‘lara girerken Fotoğrafçılar makineleriyle neleri yapabileceklerini artık  öğrenmişlerdi. Ve  artık “ne yapılması gerektiği” sorusuna yanıt aramaya  başlamışlardı.

en büyük fotoğraf makinalarından

 

 

Gelecek 20 yılda, Fotoğrafçılar bakış açılarını genişlettiler,  Fotoğrafçılığın  gerçek değerlerini ve  sınırlarını  tartıştılar. Gerçekten Fotoğrafçılığın dünyadaki rolü sorusunun doğrudan, açık ve basit bir cevabı yoktu. Sorunun cevabı, eline  kamerasını alan  her yetenekli insana göre değişiyordu.  Fakat  bu  dönemin uygulayıcıları dört kategoride çok başarılıydılar. Mimarlık, kent manzarası, olaylara tanıklık, portre ve resmi araştıran Fotoğraflar üretme sanat veya zanaatı.

Islak Klişe yöntemiyle mümkün olan daha kısa  ışıklama süresinin yardımıyla Fotoğrafçılar, hareketli konuların Fotoğraflanmasında daha fazla zorlanmayacaklardı.

havadan ilk fotoğraf

Daha fazla esneklik İngiliz fizikçi  Richard  Leach Maddox’ın 1871’de cam yerine jelatini kullanmasıyla  kazanıldı. Bundan sonra klişeler hem duyarlı hem de kuru olacaklardı.

Birçok Fotoğrafçı en iyi çalışmalarını Avrupa ‘da yapıları ve  heykelleri Fotoğraflayarak ortaya koydular. Bu kent  çalışmalarıyla bugün en fazla “şehir planlaması” öğrencilerinin  ilgilenebileceğini söylemek doğru olmasına rağmen bu çalışmaların, varlık ve yayılma dönemindeki Avrupa’nın yüksek yaşam tarzını ve tarihsel  doğruluğunu  kaydettikleri de bir gerçektir

 

Amerika’da  1861’de başlayan iç savaş, maceracı  Fotoğrafçıları,  iyi para getiren Fotoğraf stüdyolarından çıkarıp,  savaş alanlarına gitmelerine neden olmuştur. Bunların bir çoğu da portreci  Mathew B. Brady’nin  önderliğinde  toplanmıştır.  Görüntülü karanlık  oda vagonlarında gezinirken, bu  Fotoğrafçılar  dünyaya savaşın sert mücadelesini yakından izleme imkanını verdiler. Gerçek çatışmaları görüntülemeleri imkansızdı. Çünkü ıslak  klişeler bile olayları durduracak yeterli hıza sahip değildi. Fakat bu Fotoğrafçılar mücadeleyi anlamlı ve dokunaklı ifadelerle  gösterdiler. Terk edilmiş savaş alanlarını, kasabaları, ölüleri ve yaralıları, askeri suçluların infazlarını, her iki tarafın geçici ateşkes  süresince birbirlerini izleyen  askerlerini  görüntülediler. Savaşın zalim paradoksları (kahramanlık ve vahşet)  Fotoğraflarda doğrulukla ve tutkuyla gösterildi. Foto muhabirliği, İngilizcenin kelime dağarcığında henüz yer almıyordu, ama 1860’larda artık tamamıyla gelişmiş bir meslekti.

Birkaç duyarlı Fotoğrafçının ellerinde “portre”, Fotoğrafçılığın  en  etkili ve güncel şekli olduğunu  yeniden  doğruladı. Portre için oturmak birkaç yıl içinde daha kolay bir hale  geldi. Artık Fotoğrafçı, modeli hareketsiz kılmak için kafasına bir destek yaslamak zorunda değildi.

Amerika ve Avrupa’da Brady, Nadar ve Etienne Carjat objektiflerini  zamanın en iyi tanınan insanlarına  çevirdiler. İngiltere’de Julia Margaret Cameron Fotoğrafçılık tarihinin en sıradışı figürü, Viktorya döneminin kapris ve romans tadı veren allegorik manzara ve portrelerini üretti. Bu Fotoğraflar,  tarzından dolayı yağlı boya portrelere benzetildi. Fakat sadece Fotoğraftılar,  resim değil.. Fotoğrafçılık ve resim arasındaki ilişki  karışık  bir  yapıdaydı. Her iki taraf da, karşı tarafın  dost  mu, düşman mı olduğundan emin değildi. Ressamlar, çalışmalarına  katkıda  bulunması için hızla Fotoğrafçılığa yöneldiler. Bir  model, bir  seri  Fotoğraf  için kısa bir süre  poz  veriyordu.  Böylece tekrarlanan  yorucu ve belki de pahalı çalışmalar  önlenmiş  oluyordu. Fransız ressam Edgar Degas kamerayla özel açılar ve  perspektifler elde edebileceğini buldu ve yeni buluşunu  resimlerinde uyguladı. Fakat birçok ressamın kafasında Fotoğrafçılık, bazı durumlarda Fotoğrafçıların da onayladıkları gibi, en iyi  anlatımla yüksek  bir  çağrışıma yardımcı olan mekanik bir yöntem  ve  üvey evlat  gibiydi. Britanya’da bir grup, resim sanatını körü  körüne kameralarını kullanarak taklit ettiler. Sonradan  adlandırılacakları gibi (pictorialistler) resimciler kendi dünyalarını stüdyolarda  yarattılar. İdeal oluşumları resim gibi görünen,  iyi  bir sahnede yaratılan Fotoğraflardı. Halk masalları gibi  allegoriler popüler motifleriydi. Bazen 30 kadar farklı negatif tek bir baskı için  bir araya  getiriliyordu. Bitirilmiş çalışmalar  ise,  tıpkı resim gibi yaldızlı çerçeveler içinde galerilerde sergileniyordu. Bu tip Fotoğraflar, amaçlarının ne olduğu sorgulanmaksızın, hala güçlü bir çekiciliğe  sahiptir. Bunları üreten sanatçılar detayla ilgilenirler ve estetiğin kurallarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve bu  çalışmalarının  Fotoğrafçılığı yücelttiğine insanları ikna etmeye  çalışmışlardır. Fotoğraflarını, onun yapay doğasını yalanlayan bir büyüyle yüklediler. Bu yöntem yaklaşık 20 yıl süresince başarılı olmuş, diğer yöntemler gibi, gelecek kuşak sanatçılar için temel çalışmalarında örnek temsil etmiştir.

1880’lerde bir gurup Fotoğrafçı gerçekliğin araştırılmasını gündeme getirdi. Üçü İngiliz olan bu Fotoğrafçılar, Fotoğrafı resim gibi göstererek sanat çalışmalarına sokmaya çalışmış öncellerine tepki gösteriyorlardı. Yeni gerçekçiler, dünyayı olduğu gibi gösteren Fotoğraflar yaratarak bütünü ile eski resimsel yaklaşımı kötülediler. Bunu tam anlamıyla başaramadılar. Her iki yaklaşımın da diğerine göre göreli yararları hakkında yapılan tartışmalar yıllarca gündemde kaldı. Stüdyolarda özenle  yaratılmış olan görkemli, şık çalışmalarla  engellenmiş olan realizm gibi güçlü bir akımı yeniden kurdular. Aynı dönemde Amerika’da vahşi batının karmaşık  ve heyecan verici devrini açıkça ifade eden  çalışmaların arayışına  giren üç Fotoğrafçı, (H.Jackson,  C.E. Watkins ve A.C.Vroman)  farklı bir gerçekliğe ulaşma yönünde çalışıyorlardı.

Batıya  giden bu Fotoğrafçılar, sınır  bölgelerine  giderek ulusça sabitleşmiş bir düşünceye yanıt veriyorlardı. Genç insanlar bu yeni ülkeye altın, arazi ve macera aramak için, gidiyorlardı. Batı özellikle ilk dönemlerde gerçekten tam bir efsane  ülkesiydi. Kırsal alanların, insanların, boş kasabaların Fotoğrafları hala çok az bulunuyordu. Dedikodular ve söylentiler bu bölge hakkındaki  tek bilgi kaynaklarıydı. Fotoğrafçılar bu durumu  değiştirdiler. Efsane asla ölmeyecekti. Fakat Henry Jackson,  Carleton Eugene Watkins ve Adam Clark Vroman bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştılar. Bu çabalarında Fotoğrafçılar birçok engellerle  karşılaştılar. Bu yeni ülke, insanın aklını başından alacak derecede güzeldi. Fakat atlı arabalarla bile gezmek zordu.  Kızılderililer büyüleyiciydiler fakat dostça davrandıkları söylenemezdi. Kameralar ağır ve hantaldı. O zaman baskı yöntemleri kullanışlı  değildi, bu nedenle geniş hacimli Fotoğraf klişeleri manzaranın ihtişamını yakalamanın  tek  yoluydu. Islak  Klişe ile yapılan  Fotoğrafçılık  için yeterli alet takımı hemen hemen yarım tona yaklaşan  bir ağırlığa sahipti. Fakat  bu   engellerin  üstesinden   gelindi. Bu  sonuca ulaşılmasında  Fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet  etmelerinin rolü büyüktü.

Zayıf  fakat güçlü bir adam olan Jackson, ağır  ekipmanlarını katırlarla taşırdı. Fakat panoramik bir çekim yapmak istediğinde, ağır aletlerini sırtına yükleyerek kayalıklara tırmanırdı. Hiç  suyu kalmadığında, negatiflerini geliştirmek için  eritilmiş kar suyu kullanır, trenlerde mürettebatın Fotoğraflarını  çekerek demiryoluyla ücretsiz seyahat ederdi. Watkins’in ve  Jackson’ ın çektiği Fotoğraflar bu bölgelerin ulusal parklara dönüştürülmesinde Kongre’nin kararını etkilemiş ve böylece Batı korunmuştur.

Vroman’ın  Kızılderili kültürünü yansıtan  Fotoğrafları  o dönemde genellikle onaylanmamış, fakat önemli bulunmuştur. Bu harika  topraklarda yüzyıllardır barınmış olan kabileler  kendileri için ayrılmış olan topraklara itilmişlerdi. Kültürleri ve  bölgeleri yeni yerleşenlerin acımasız baskısının altında ezilip, yok edildi. Vroman, Kızılderililerin kaybolan dünyalarında tarihlerini ve diğer  ziyaretçilerin fark edemedikleri yanları yakalayarak  onların yaşam tarzlarını Fotoğraflarla belgeledi.

Aynı  dönemde üç ingiliz Fotoğrafçı, Peter Henry  Emerson, John Thomson ve Paul Martin günlük yaşamın tadlarını kendi  yurttaşlarına tanıtıyorlardı. Emerson bir  liderdi ve  günlük yaşamın sıradan  görüntülerinin  yorulmaz  sözcüsüydü. İyi  eğitim  almış biriydi  ve aldığı eğitimlerin arasında tıp doktorluğu da  vardı. Emerson  ,  aynı  zamanda  optik bilimin  teorisini  de  çok  iyi öğrenmişti.  Fakat en büyük inancı, sanatın ilk ilkesinin  “doğa” olduğu  fikriydi  ve kendi bilgisini o kadar zeki ve  ustaca  bir yolla uyguladı ki, Fotoğrafları insan karakterinin aldatıcı tarzda basit bir dışavurumu olarak ortaya çıktı.

İnsanlığı  yalın ve dürüst olarak  yorumlayan  Fotoğraflarıyla Malaya Yarım Adası’na, Kamboçya ‘ya, Siam Adasına, Tayvan’a ve Çin’e seyahat etmiş olan Thomson’da aynı bakış açısına sahipti.

Üçlünün  bir  diğer  üyesi olan  Paul  Martin,  kamerasını ustalıkla gizleyerek, İngiliz kıyı şeridine yaptığı kısa  gezilerinde yeni tarz bir Fotoğrafçılığın öncülüğünü yaptı.

Bu   Fotoğrafçılar   ve  onları   izleyenler   20.yüzyılın başlangıcına, realizmi canlandırarak geldiler. Onlara ve stüdyo Fotoğrafçısı  olmayanlara  göre  çektikleri  doğal  Fotoğraflarla modern Fotoğrafçılık önemli bir konuma ulaştı.

Yeni   yüzyılın  ilk  yıllarında  Fotoğrafçılık   hakkında insanların kafasında herhangi bir sorun kalmamıştı. Teknik temelleri  kurulmuştu. Çok sayıdaki usta Fotoğrafçı  artık  yaptıkları sanatla  gurur duymaya başlamıştı. George Eastman’ın Kodak  kameraları  Fotoğraf çekmeyi sıradan insanlar için bir hobiye  dönüştürdü. Fakat herkes Fotoğraf çekerse, Fotoğraf sanatçıları ne yapacaktı? Dönemin önemli Fotoğrafçılarından biri olan Alvin Langdon Coburn, bu konudaki  şikayetlerini şöyle ifade  ediyordu; “ Şimdi her  aceminin bir Brownie makinesi var. Fotoğraf bir kutu  kibrit kadar yaygın bir hale geldi. Fotoğraf, rastgele çekimler  yapılabilecek  kadar çok kolaylaştı. Ve sonunda küçümsenmeye  başlandı. Sanatımıza saygınlık kazandırmak için neye ihtiyacımız var? “

Alvin yalnız değildi. En iyi amatörlerin ve profesyonellerin bir çoğu, Fotoğrafın ne olduğu veya olabildiği konusunda  çelişkiye  düştüler. Hepsinin ortak bir düşüncesi  vardı:  Fotoğraf resim  sanatının  kötü bir taklidi ve yaşama  tutulmuş  bir  ayna değildi… O zaman Fotoğraf neydi?

Bu belirsizliği aşma adına ortaya çıkan insanlardan birisi Alfred  Stieglitz  ‘di. Stieglitz, 19.yüzyıl sanat geleneği  ile yetişmiş fakat bu eğitimin gerisinde kişisel tarzını da yaratmıştı. Diğerlerinden farklı olarak Stieglitz, resmin ve heykelin sanatın yasal formları olduğunu fakat Fotoğrafın bu yasallıktan nasibini  almadığını savunan eleştirmen ve  sanatçıların  yarattığı aşağılık  kompleksini yok etmeyi başardı. Fotoğraf sanatının  hak ettiği  yere  gelmesi için verdiği savaşta,  modern  sanat  adına  Amerika’da zaferler kazandı.

Bütün yaptığı işlerde Stieglitz hem sanatçıları desteklemiş hem de kendi özel Fotoğraf çalışmalarında , deneysel  yöntemlerin doğruluğuna olan inancını geleneksel yöntemlerin genel  tatlarına ve  yapısına karşı savunmuş ve sonunda  kazanmıştır.

Yeni yüzyılın değişim için en uygun zaman olduğu ve  bütün sanat dünyasının olgunlaştığı bir gerçektir. Stieglitz’in başarısına  ulaşmak zordu, ama yine de birkaç Fotoğrafçı  yoğun  olarak kişisel  tarzlarını ön plana çıkararak çalışmışlardır.  Bunlardan biri  Clarence H.White’dı. White, etkileyici görüntüler  üzerinde deneysel  çalışmalar yaparak Fotoğraf sınırlarını metodik  olarak genişletti. White’ın ilgilendiği tarzda Stieglitz ve çağdaşı Alvin Longdon Coburn’da çalışmıştı. Bunlar, resmin çekici  niteliklerinin farkındaydılar, ancak resimleri taklit etmek gibi bir  niyetleri yoktu. Bunun yerine, taklitler yapmadan, sanatsal  değerleri olan Fotoğraflar yapmak amacıyla sanatın estetik değerlerini kullandılar. Başarılı çalışmaları bu dönemin ürünleridir.

Aynı dönemde Avrupa’da Fotoğrafla ilgilenen bir grup,  Fotoğrafı  ve resmi oldukça farklı bir yolla birleştirmeye  çalıştılar. Peter Henry Emerson’ın önderlik ettiği natüralist  Fotoğrafçılar resime benzetilmiş Fotoğrafa büyük bir darbe  indirdi. Fakat Robert Demachy’nin liderliğinde bir çok Fotoğrafçı, negatifleri ve baskıları arasına kendi çalışmalarını  koyarak diğer  görsel sanatlarla rekabet edecek farklı  yaklaşımlar araştırmaya  başladılar. Yeni teknikler bularak veya  eski  baskı tekniklerini canlandırarak, dokular ve son baskıların imajlarını bile  değiştirdiler. Demachy ‘nin çalışmalarında olduğu gibi,  bu tarz  Fotoğraflar o güne değin üretilmiş olanlar kadar  grafiksel açıdan karmaşık ve ayrıntılıydı.

Bu  dönemin  bütün Fotoğrafçıları  sanatla  açıkça  ilgili değildi. Eugene Atget ve Lewis W.Hine çevrelerindeki dünyayı  Fotoğraflamak üzere yoğunlaştılar ve yalnızca resimsel kayıtlar olmayan  belgesel Fotoğraflar yaptılar. Atget,  yaşamını  bütünüyle Paris’i  Fotoğraflamaya adamış, katı bir yaşam süren  farklı  bir insandı.  Fotoğrafları, kenti ve kentin insanlarını, sonraki  kuşakların benimsediği belgesel Fotoğrafçılığın yalın ve temiz  örnekleridir.

Hine, endüstrileşmiş  Amerika’da  düşük   ücretle    kötü koşullarda  işçi çalıştıran yerlerdeki göçebelerin  özellikle  de çocukların   ve  işçilerin  sömürülmesini    göstermek   amacıyla Fotoğraflar çekti. Hine, oldukça fazla seyahat eden, yaşamı sorgulayan bir insandı. Fotoğrafçıların sosyal bir eleştirmen olduğunu savunan geleneğin kurucularından biri idi.

Bu gelenek, 1930’ların ekonomik buhran döneminde  Amerika’ nın  en  iyi Fotoğrafsal yorumunu üretti. Aynı  zamanda  sanatsal birçok  kriter Hine’a rehberlik etti;  kompozisyonlarını  formun, çizginin ve dengenin katı ilkelerine göre düzenledi. Fakat  Hine’ ın Fotoğraflarının zorlayıcı gücü klasik sanata olan  bağlılığından  kaynaklanmaz. Aksine Fotoğrafçının konularına olan  sempatisinden kaynaklanır. Benzer duygular ve çalışmalarındaki entelektüel kontrolün yardımıyla, bu dönemin en iyi Fotoğrafçıları,  Fotoğraf sanatını 20.yüzyıla güvenle taşıdılar.

1920-40  döneminin başlarında ve sonunda,  dünya  savaştan yorulmuş ve yıpranmıştı. Bu yıllar arasında, dünya anarşiyi, hayal kırıklığını, yanlış amaçlar ve son olarak savaş için  silahlanma yarışını  yaşıyordu. Bu yirmi yılın en iyi Fotoğrafçılarının  sevimli  görüntülere, resim taklitçiliğine, yapaylığa ve  çelişkili olarak harfi harfine uygulanan realizme karşı gelmeleri şaşırtıcı değildir.

Fotoğrafçılık  bu dönemin başlamasından çok kısa bir  süre önce o sevimli görüntülerden uzaklaşmıştı. Amerikan sanat Fotoğrafçılığının büyük ustası Alfred Stieglitz, bütün bunları  reddetti. Philedelphia’daki Wanamaker sergi salonundaki 1.100  Fotoğraftan  55’ine  ve uzlaşmaz bir realist olan Paul  Strand’e  iki önemli  ödül  verildi. Stieglitz, bu konuyla  ilgili  düşüncesini şöyle ifade etmişti: “Gerçeği aramak benim vazgeçilmez  düşüncemdir.”

Amerika Birleşik Devletleri ordusunda hava Fotoğrafçısı  olarak  görevlendirilmiş olan Edward Steichen, 1.Dünya  Savaşı’ndan geri  döndüğünde bütün Fotoğraflarını yaktı. Kendini yalın  Fotoğrafçılığa  adadı ve o yaz tam bir realizme erişmek  ve  mükemmel  bir  kontrol düzeyini yakalamak için, siyahtan beyaza  derecelendirilmiş  tonların yer aldığı beyaz bir fincan ve tabağı  1.000′ den  fazla  sayıda Fotoğrafladı.

Edward Weston “soft focus”(yumuşak netlemeli) çekim tekniği ve çarpıcı tonal etkiyi yaratan  yıldız  adaylarının portrelerini de  çekerek  bir  hayli yüksek ücretler alan varlıklı bir Fotoğrafçıydı,fakat özel efektlerden  ve rötuşlardan bıkmıştı. Weston “Uzlaştım ve kendimi  sattım” diye yazmıştır. Başka bir zamanda şöyle yazmıştı; “Ben  yalnızca rolümü oynamak için donandım.” Bir gün Weston sahip  olduklarını bir kenara atarak Mexico’ya gitti.

Devrim  sadece Amerika’da değil bütün dünya  Fotoğrafçılığında yaşanıyordu. Almanya’da 1920’lerde   Albert  Renger-Patzsch şöyle diyordu: “Eğer Fotoğraflar gerçekle ilgili nesnel değerler taşımıyorsa hiç bir şeydir.”

Bu dönemde yeni geliştirilen minyatür kamera, farkedilmeyecek derecede küçük, her koşulda Fotoğraf çekilecek kadar hızlıydı. Bu  kameralar, konularını poz vermeden yakalayan Erich Salomon’a foto muhabirliğin  tekniklerine öncülük etmesinde yardımcı  oldu.  Sıkıntı vermeden ve sıklıkla gizlice çalışarak diplomatik  konferansları, devam  eden mahkemeleri, Birleşik Devletler  Anayasa  Mahkemesini bile görüntüledi. Sanatsal değeri olmayan ancak doğal ve  değerli belge Fotoğrafları çekti.

Başka bir grup Fotoğrafçı savaşa isyan etti ve  yeteneklerini,  kalıplara sık sıkıya bağlı olan realizmi rezil  etmek  ve esrarlı  göstermek için kullandılar. Man Ray ve Laszlo Moholy  Nagy kamerayı  bir org gibi kullandılar, bunu çift ışıklamalar,  fotomontajlar, solarizasyonlar kullanarak yaptılar. Dünyaya karşı geliştirdikleri   küçümseyici  bakış açılarını ve onun  sahte,  yüzeysel  değerlerini Fotoğraflarında gösterdiler ve yetersiz  saygınlıklarını  abarttılar.  Yüzeysel görünüşün  altındaki  gerçeği göstermek için yeteneklerini sonuna kadar kullandılar.

 

Nikolay Lenin’in bir zamanlar gözlemlediği  gibi: Devrimler yıktıkları  kadar yaratırlar. Zamanla Fotoğrafik devrim de  kendi kurumlarını  oluşturmaya  başladı. Bunların en  özverili  olanlarından biri de “f/64” grubudur. Bu grup adını bazı kameralarda bulunan en kısık diyafram açıklığından almıştır. Böyle bir diyafram açıklığı  doğal olarak maksimum netlik verir. Grubun  gerçeklikle eşit  saydığı hoş detaylar ve keskinlik bu diyafram açıklığı  ile mümkündü.

Sonraki birkaç yıl içinde ABD hükümeti Fotoğraf  kurumlarını oluşturdu. Ekonomist Roy  Stryker  kiracı  çiftçiler  ve  ürünleriyle borçlarını ödeyen çiftçilere yardım etmek için çağrıldığında, Fotoğrafların en iyi savunma yolu olduğuna karar verir. Stryker, aralarında Dorothea Lange, Walker Evans ve Ben Shan’ın da yer  aldığı  efsanevi Fotoğrafçıları, kırsal kesimin yoksulluğunu  Fotoğraflamak  için gönderdi. Bunlar çiftçilerin kötü  koşulları  ile ilgili  gerçekleri görüntülediler. Fotoğraflar gazete ve  dergilerde geniş bir ilgi uyandırdı. Sadece çiftlik programını  anlatmak  için değil, aynı zamanda diğer Fotoğrafçıların bu  bölgelere gidip gerçeği görüntülemelerine esin kaynağı oluşturmuşlardır.

Tinsel olarak Fotoğrafçılığın bu kuşağı oldukça başarılıydı. Bu insanlar maddi olarak çok az şey kazandı. Weston uzun süre yoksulluğun sınırında yaşadı. Weston’un günlüğü, insanın içini karartan cümlelerle doludur. ”26 Haziran 1927, Pazar, Çok şanssızım. Chandler  alışveriş için verdiğim 5 doları kaybetti. Bu bir  baskıdan  elde ettiğim 10 dolardan  arta kalan paraydı ve  beni  bir hafta idare edebilirdi.”

Andre Kertesz, Vogue, Harper’s Bazaar ve Town  and  Country dergileri için çektiği moda Fotoğrafları ile zenginleşti. Kertesz, iyi  bir gelir sağladığı dergileri bıraktı ve gerçekçi  Fotoğrafa geri döndü. Gerçekçiler, Fotoğrafta belirgin bir görev  duygusuna sahipti.  Dünyaya kendilerini olduğu gibi göstermek istediler  ve iki dünya savaşında olduğu gibi yansıtmakta başarılı oldular.

Louis  Daguerre’in  buluşunu dünyaya ilan  etmesinden  bir yüzyıl sonra, Fotoğraflarla karşılaşmadan geçen bir gün hemen hemen hiç yoktu. Fotoğraflar her yerdeydi. Dergilerin, gazetelerin, kitapların sayfalarında, müzelerin duvarlarında, otobüslerin  kenarlarında ve büyük ilan panolarında, yaşamdan daha parlak  renklerle  kullanılan Fotoğraf, artık yaşamın ayrılmaz bir  parçasıydı. Yüzyılın  ortalarında, İkinci Dünya Savaşını takip eden hızlı gelişme döneminde Fotoğraf makinesi üreten şirketler  milyonlarca doları  kameralara, filmlere, ışık ölçerlere, flaşlara ve her yıl artan oranlarda gelişmekte olan Fotoğraf makinelerine yatırdılar. 1954’de  Amerika’da 17.293 profesyonel Fotoğraf  stüdyosu  vardı. Aynı yıl amatör Fotoğrafçılar iki milyar Fotoğraf çekti.

Peki Fotoğraf sanatı ne durumdaydı? Ustalar neler yapıyorlardı?

Bazen  hiçbir şey kesin olarak yeni gibi görünmüyordu. Hiç bir ikon kırılıp parçalanmadı ve hiçbir yeni ilah ortaya çıkmadı. Çünkü  ana temalar zaten oluşturulmuştu. Şimdi, daha  önce  öncülük etmiş teknikleri  geliştirmek, sadeleştirmek  ve  ilk  yıllardaki buluşları kullanmak zamanıydı. Bu dönemin Fotoğraflarından  bazıları o güne kadar yapılmış olanların en iyilerindendi. Hiçbir fotomuhabiri  olayları anlatan anları Henry  Cartier-Bresson  kadar muhteşem bir şekilde yakalayamamıştı. Bresson, Erich Salamon ve Andre Kertesz tarafından açılmış olan yolda ilerliyordu. Arnold Newman  ve Philippe  Halsman gibi portreciler daguerreotype gibi eski  gelenekleri  devam ettirdiler, fakat bu yönteme yeni  psikolojik  bir derinlik ve teknik yeterlilik kazandırdılar.

Bununla birlikte, yeni şeyler oluşmaya başlıyordu. Bunlardan  biri  Fotoğrafçılığın farklı branşlarının  arasında  yapılan zengin bir çapraz üretimdi. Dergilerin sayfalarında hızla  gelişmekte olan fotomuhabirliği, Fotoğraflarında kişilikleri aktarmaya  çalışan  portre Fotoğrafçılarının yaklaşımını yoğun olarak  etkiledi.  Newman, sanatçıları kendi sanat araçları ile  görüntüledi; Bir  müzisyeni  piyanosuyla, bir ressamı resimleriyle…  Klasik portre ustası olan Yousuf Karsh bile Nikita Krushchev’i, Rus köylüsünün  ölümsüz sembolü olan kürk paltolarla sarıp  sarmalayarak çekti. Deneysel Fotoğraf ustalarından Man Ray ve  Moholy-Nagy’nin miras bıraktığı güçlü bir sürrealist etki, portrecilerin ve fotomuhabirlerinin çalışmalarına renk kattı. Halsman’ın çok  sayıdaki Salvador  Dali portresi, sanatçıyı fantastik, havada asılı  duran ürkütücü bedenlerden yapılmış kabusumsu ortamlarda gösterir. Bill Brandt, yaratıkların, bedenlerin garip ırmakları, Fotoğrafta akar gibi görünen, görsel olarak çarpıtılmış nü Fotoğraflar üretti.

Daha derin bir itici güç, birçok Fotoğrafçının  çalışmalarına egemen olmaya başlamıştı. Yıllardır yaptıkları çalışmalardan  daha bilinçli duygusal Fotoğraflar çektiler, Fotoğrafçılar  şimdi kameralarının önüne kendi duygularını aktaran konularını  yerleştirdiler. Sanatçının kişisel görüş açısı, her zaman muhteşem  Fotoğraflar yapmanın yolu olmuştur.

1930’larda özgün Fotoğrafçılık moda olduğunda Fotoğrafçılar genellikle  kendi  bakış açılarını  konularının seçiminde ifade ettiler; etkileyici bir manzara, aşıklar arasındaki sıcaklık, ekonomik buhranın sıkıntısını yüzünde yansıtan göçmen gibi..Fotoğrafçı seçimini yapınca, görüntüyü kaydetmek üzere  kamerasını kullandı. Aynı yöntemle fotomuhabirleri de nesnel haber Fotoğrafları  ürettiler. Fakat bazı Fotoğrafçılar köşe yazarları gibi kişisel yorumlarını sunmaya başlıyorlardı.

Brandt’ın belgesel Fotoğraflarını dolduran karanlık, kendi içine dönük ve inceleyici özelliği Fotoğraflarını görsel bir  şiire dönüştürüyordu. Başka bir fotomuhabiri de W.Eugene Smith’dir. Smith  insanlığın  kederlerini ve  mutluluklarını  Fotoğraflarken zorlandığından sözeder.

1930’larda  Edward Weston ve Ansel Adams’ın kurduğu  Fotoğraf okulu f/64 grubunun ortaya attığı ilk  kavramdır. Amacı kendi özüne dönüşü anlatan, Fotoğrafların en titizi gibi görünen, dünyayı  teknik olarak mükemmel bir kameranın gördüğü gibi  ifade etmekti.  Fakat grubun üyeleri garip bir şekilde nesnel  olmayan, neredeyse  mistik ifadeler kullanmaya başladılar. Adams,  1948’de şöyle diyordu: “Fotoğraf sevginin ve gizli olanın açığa çıkarılmasının  aracıdır,  aynı zamanda yüzeyin altındakileri  görmeli  ve bütün herşeyde yaşayan insanlığı ve doğayı kaydetmelidir.”

Fakat,  belki en içteki duyguların  dışavurumuna,  dönemin diğer bir Fotoğrafçısı Aaron Suskind tarafından ulaşıldı. Suskind 1952’nin yazında çekilmiş yakın plan Fotoğrafları yorumlaması istendiğinde şöyle der: “Aslında kayalarla ilgilenmiyorum, ben kendimle ilgileniyorum.” Onlarca yıl önce hiçbir Fotoğrafçının yapmayı düşünmemiş olduğu bir açıklamaydı bu. Fakat 1970’lerde o ciddi Fotoğrafçılar bunu tamamen tuhaf olarak yorumladılar.

(Bundan sonraki aşamaları sizler için derleyip yayınlamaya çalışacağız*)

Hazırlayan : Cengiz Oğuz Gümrükçü

Kaynak: http://www.belgeselFotoğraf.com

*Nar Sanat Editör

Not : Yazının orjinalinde fotoğraflar olmayıp editörümüz tarafından yazıya fotoğraflar sonradan eklenmiştir.

 

 

12 Şubat 2012/28 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/02/Joseph-Nicéphore-Niépce-1765-1833.jpg 235 360 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-02-12 17:18:182012-02-15 23:08:27Fotoğrafın kısa tarihçesi
Sanat Haberleri

Türkiye ’de Sansür mü !

Ülkemizde pek çok dönemde değişik isimler altında sansür uygulanmış ve hepsine de bir kılıf uydurulmuştur. Kimi zaman Kominizim propagandası, kimi zaman müstehcenlik, kimi zaman resmi, kimi zaman gayrı resmi, kimi zaman “Ağzına tükürülerek” veya “Ucubeleştirilerek” gayrı resmi de olsa sanata sansür uygulanmakta… bir adım ileri gidip elbette toplumu korumak için  İnternet sansürü dahi uygulanabilmekte ki kime, neye göre sansür ve algıda yanıltma mıdır sansür?  Örneğin solda kullandığımız resimde “ el ” sansürlenince ne anlaşılıyor? 

 Sansürsüz Sansür Tarihi kitabı Osmanlı’dan günümüze sansür uygulamalarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Kitaba göre İstanbul Telefon Rehberi de bir dönem yasaklı eserler arasındaymış…

Bu yılın başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) tarafından 3 Ocak’ta açılan Aykırı sergisindeki üç fotoğrafı, müstehcen olduğu gerekçesiyle, sanatçıların izni olmadan kaldırmıştı. Böylece kültür sanat dünyası yeni yıla sansürün gölgesinde girmiş oldu. Sinemis Yayınları’ndan çıkan, Nuri Kayış ile Serhat Hürkan’ın yazdığı Sansürsüz Sansür Tarihi 1795-2011 adlı kitaptaki örnekleri görünce, bu coğrafyada sansürün her dönem kendini gizliden gizliye gösterdiğini görüyorsunuz. Öyle ki aradan yıllar geçse bile ‘sansür hikayeleri’ değişmiyor. Örnek mi? 1939 yılında daha önce İstanbul ve Ankara’da izleyicilere buluşan bir sergi, İzmit’te açıldığında üç tablo İzmit’teki savcılık tarafından müstehcen bulunduğu için sergiden kaldırılmış! Kayış ve Hürkan, Osmanlı’dan başlayarak günümüze kadar yaşanan sansür uygulamalarını, 582 sayfaya sığdırmaya çalışmışlar. Her dönem, hemen hemer her kesimden yazar çizer, düşünen insanın sansürden mağdur olduğu görülürken, Türkiye’de yasaklanan kitaplardan birinin de İstanbul Telefon Rehberi olduğunu öğreniyorsunuz. Rehber, yasaklı kitaplar listesinden 1988 tarihinde çıkarılınca bu yasağın varlığı örneniliyor. İşte ‘sansür tarihimizden’ traji-komik manzaralar:
İbni Sina’nın Şifa adlı eseri Maarif Nezareti bütçesinden verilen ödenekle basılırken ‘kitabın zararlı’ olduğu iddia edilir. Baskı durdurulur. Basılıp, ciltlenen nüshalar da yakılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mürebbiye adlı kitabından aynı adla Ahmet Fehim tarafından sinemaya uyarlanan, bir Fransız mürebbiyenin Osmanlı konağında yaşadığı aşk hikayesini anlatan film, 1919’da Fransız işgal komutanı Franchet D’Esperey tarafından, ‘bir Fransız kızı düşük ahlaklı gösteriliyor’ gerekçesiyle yasaklanır.
1940’ta, Pierre Louys’un yazdığı ve CHP milletvekili Nasuhi Baydar’ın Türkçeye çevirdiği Afrodit adlı roman müstehcen olduğu iddasıyla yargılanır. Dava büyük ilgi görür. Kitap beraat eder ve 5 Nisan 1940’ta satışa sunulur. Üç saat içerisinde kitap tükenir.
1952’de Metin Erksan’ın Aşık Veysel’in hayatını anlatan Karanlık Dünya filmi ‘ekinler cılız, köylüler fakir gösterildiği’ gerekçesiyle yasaklanır.
1954’te Osman Seden’in Kardeş Dursun filmi, İstanbul Boğazı’nın görüntüleri, ‘çıkarma yapabilecek düşman birliklerine yol göstebilir’ gerekçesiyle sansürlenir.
1962 yapımı Halit Refiğ’in yönettiği Şafak Bekçileri filminin sansürlenme gerekçesi ise şöyle: “Filmde uçak düşme sahnelerinin gençleri askerlikten soğutma tehlikesi, hava subayını canlandıran Göksel Arsoy’un üniformalıyken sevgilisiyle öpüşmesi.”
Türk sinemasının başyapıtları arasında bulunan Yılmaz Güney’in yönettiği Umut‘un sansürlerme gerekçesi de oldukça ilginç: “Faytancunun giyim kuşamının fakirliğin sembolü olması…”
Yaşar Kemal’in başyapıtı İnce Memed romanı Lütfi Akad tarafından sinemaya uyarlanmak üzere senaryolaştırılır. Sansür Kurulu senaryoyu ‘Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün bozucu nitelikte olduğu’ gerekçesiyle onaylamaz. Yılmaz Güney’in Memed’i oynaması planlanan film projesi de iptal edilir.
Atıf Yılmaz’ın yönettiği Kemal Sunal’ın rol aldığı Kibar Feyzo‘yu izleyen bir emniyet amiri, filmde komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunur. Atıf Yılmaz ile yapımcı Ertem Eğilmez idam istemiyle yargılanır.
Sabah yazarı Refik Erduran’ın Canavar Cafer adlı oyunu Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından birçok şehirde oynanır. Muş Valiliği oyunu yasaklar. Ama oyun Tunceli’de polisler tarafından ödüllendirilir.
 Son yıllardaki örneklerden biri de kitapta kendine yer buluyor: Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken öyküsünden tiyatroya uyarlanan oyunda, rol icabı sigara içen oyunculara Sağlık Bakanlığı müfettişleri tarafından ceza kesilir.
Ünlü yazar Chuck Palahniuk’un Ölüm Pornosu adlı kitabı müstehcen olduğu iddasıyla yayıncısı ve çevirmeni yargılanır. Çevirmene karakoldaki sorgusunda “Manken misiniz?” diye sorulur.

Devletin tepesi bile Sansürü tavsiye edebilmiş!

Türkiye’nin Oscar aday adayı olan ve Altın Portakal ödüllü Handan İpekçi’nin yönettiği, Kürt sorununa barışcıl bir gözle bakan Büyük Adam Küçük Aşk filmi 2002’de yasaklanmıştı. Kitaptan öğrendiğimiz kadarıyla film, Milli Güvenlik Kurulu’nda bile tartışılmış. Kurul’da dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Kültür Bakanlığı’nın sağladığı kaynaklarla böyle bir film nasıl çekildiğini öğrenmek istemiş. Kültür Bakanlığı yetkilisi ise açıklamasından sonra “Gerekli çalışmaları yaptık. Filmi önümüzdeki günlerde yasaklatacağız” cevabını vermiş.

Dahasonraki süreçte ise herpimizin bildiği gibi “Ağzına Tükürenler”, “Ucubeleştirenler ve dahi batıda rahatça sergilenen resimler sanatçısı (!) tarafından güneydoğu illerimizin birinde kumaşla bile sansürlenebilmiştir.

Burası Türkiye…

( (kynk : sabah.com.tr + Diren)
07 Şubat 2012/75 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/02/sansür-obama.jpg 448 640 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-02-07 15:09:312012-02-07 18:52:17Türkiye ’de Sansür mü !
Page 15 of 16«‹13141516›

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön