Şunun için etiket arşivi: roma

Fransa’da 2014 yılı ‘Seligmann Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Sema Kılıçkaya’ya ödülü törenle verildi.

sema kılıçkaya

Sorbonne Üniversitesinde düzenlenen törende Kılıçkaya’ya ödülünü Seligmann Vakfı Başkanı ve eski bakan Pierre Joxe takdim etti. Ödül töreninde jüride yer alan eski Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoe ve Paris Üniversiteleri Yüksek Konseyi Başkanı François Weil de hazır bulundu.

Törende konuşan Kılıçkaya, “Hümanizm ve hoşgörü gibi değerleri savunan bir vakıftan böyle bir ödüle layık görüldüğüm için yoğun bir hissiyat içindeyim” dedi. Kitabında kendi tecrübesini yansıtarak bir göç hikayesi anlattığına değinen Kılıçkaya, ödülün jürinin göç gerçeğine duyarlılığını gösterdiğini vurguladı.

sema-kılıçkaya-edebiyat-odulu_m1

Kılıçkaya ayrıca 7 Ocak’ta Paris’te düzenlenen terör saldırılarının hiçbir dinin affedemeyeceğini ve olayların Fransa toplumunun yıllardır gerçekleştirmeye çalıştığı “birlikte yaşama” kapasitesi hakkındaki şüpheleri güçlendirdiğini ifade etti.

Kılıçkaya, Paris Üniversiteleri Yüksek Konseyinin 2003 yılından bu yana verdiği ödülünü “Köksüz Krallık” (Le Royaume Sans Racines) kitabı ile kazanmıştı.

Antakya’da 1968 yılında doğan, 4 yaşında Fransa’ya ailesi ile göç eden Kılıçkaya, romanlarını Fransızca yazıyor. İngilizce öğretmenliği yapan yazarın 2004 yılında “Anadolu”, 2009 yılında “Kumruların Türküsü” (Le chant des tourterelles) adlı kitapları yayımlandı.

Kılıçkaya kariyerinde daha önce de Fransa’daki Bretonya Yazarlar Birliği tarafından da verilen “en iyi yazar” ödülüne layık görüldü.

Eurovision-sarki-yarismasiTürkiye yeniden Eurovision Şarkı Yarışması’na katılma kararı aldı. Türkiye 2016’de yeniden Eurovision’da.

2013’te oylama ve kura sistemini eleştiren TRT, Eurovision şarkı yarışmasına bir daha katılmama kararı almıştı. Ancak Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) özrü ve TRT’nin taleplerinin büyük oranda kabul edilmesinin ardından kurum, yarışmaya katılmaya yeniden sıcak baktı. TRT Genel Müdürü Şenol Göka, “Sadece oylama sistemi değil, ahlaki sisteme ilişkin de bazı sorunlar vardı. Bunlara ilişkin eleştirilerimiz vardı. Bunlar konusunda yol alındı” dedi.

Eurovision Şarkı Yarışması’nın önemli bir kaynak gerektirdiğini ve bu kaynakların doğru kullanılmasının şart olduğunu belirten Göka, “EBU’nun yönetiminden memnun değildik. Kaynaklar doğru kullanılmalı. İtalya gibi Romanya gibi ülkelerin de benzer eleştirileri var. Bulgaristan da çekilmeyi tartıştı. Talepler yerine getirilecek ve katılacağız” diye konuştu.

Kaynak: Medya

“La Paloma” ve “Je n’ai pas changé” gibi hitlerle tanınan İspanyol şarkıcı, 14 Mart’ta Ülker Sports Arena’da sahne alacak

Julio Iglesias

Yüz milyonlarca albüm satan ve dünyanın en önemli yıldızlarından biri olarak gösterilen Julio Iglesias, yeni bir konser vermek için İstanbul Ülker Sports Arena’ya geliyor. Konser, 14 Mart’ta gerçekleşecek.

Julio Iglesias, dünya çapında başarıya ulaşan turlarını yine dünya çapında son turnesi ile taçlandırıyor. Brezilya’da başlayan turnenin dördüncü ayağı İstanbul’da gerçekleşecek. “Gwendolyne”, “La Paloma”, “Je n’ai pas changé” gibi sayısız hit’e imza atan efsanevi sanatçı, eğlenceli ve romantik şarkıları ile sahnede olacak.

Julio_ıglesiasUluslararası birçok müzik listesinde uzun sure 1 numaradan inmeyen, hitleriyle sayısız festivalde performans sergileyen sanatçı, bugüne kadar 80’den fazla albüme imza attı. İlham veren ve dolu dolu hayat hikayesi sayesinde sadece müziği ile değil, anıları ve yaşanmışlıkları ile de hayranlarına yeni hayranlar ekliyor. Trajik trafik kazasını ve felci kendine sürekli yeni şeyler katarak alt eden Julio Iglesias, başarılı müzik kariyeri boyunca 2600’den fazla platin ve altın plak sahibi oldu. Müzik tarihinde başka hiçbir şarkıcı bu başarıyı elde edemedi. Sanatçının layık görüldüğü en onurlu ödüllerden birisi Amerikan Besteciler, Yazarlar ve Yayıncılar Derneği’nin Pied Piper Ödülü’dür. ASCAP Pied Piper Ödülü’nü alan diğer ünlüler arasında Frank Sinatra, Ella Fitzgerald ve Barbara Streisand gibi isimler yer alıyor.

“Phantom” adlı bu fotoğraf tam 6.5 milyon dolara satıldı. Çok basit görünebilir ama Avustralyalı Amerikan fotoğrafçı Peter Lik tarafından çekilen “Phantom” adlı bu fotoğraf 6.5 milyon dolara satılıp, tüm zamanların en pahalıya satılan fotoğrafı olarak tarih yazdı.

Peter-Lik-Phantom

Fotoğraf, Lik’in “Illusion” ve “Eternal” adlı diğer iki çalışmasını da 2.4 milyon dolar ve 1.1 milyon dolara satın alan özel bir koleksiyonere satıldı.

“Tüm fotoğraflarımdaki temel amaç doğanın gücünü yakalamak ve birini fotoğrafa karşı bağlı ve tutkulu hissettirecek şekilde iletmek” diyor Lik basın bülteninde.

“Doğada bulunan belli dokular ve konturlar, siyah beyaz fotoğrafçılığa güzel bir şekilde katkıda bulunuyor. Açık ve karanlık yerlerin arasındaki kontrast yoğunluğu hayret vericiydi ve bugüne kadar yarattığım en güçlü fotoğraflardan birinin oluşmasını sağladı” diye ekliyor Lik.

“Phantom” kavisli kayaları ve ışık huzmeleriyle fotoğrafçıların gözde yeri olan Arizona’nın Antilop Kanyonu’nda çekilmiş.

“PARASINI NEREYE HARCAYACAĞINI BİLEMEYECEK KADAR APTAL OLMALI”

Fotoğrafçı Peter LİK

Fotoğrafçı Peter LİK

The Guardian “Phantom”u “gösterişçi bir otel odasında görebileceğiniz şatafatlı çerçevelenmiş bir poster” olarak tanımlıyor.

Sanat eleştirmeni Jonathan Jones köşesinde; “Bu rekor-fotoğraf, kendini sanatçı sanan fotoğrafçıların tipik bir örneği. Bu, türetilmiş, çalışılmış romantizminde duygusal ve sonuç olarak oldukça zevksiz” diye yazarak fotoğrafı eleştiriyor.

“Bu resimsi şeyi yüksek sanat zanneden kişi parasını nereye harcayacağını bilemeyecek kadar aptal olmalı” diye ekliyor Jones.

“REKORUN ESKİ SAHİBİ; REN NEHRİ”

 Andreas Gursky'nin "Rhein II" Fotoğrafı

Andreas Gursky’nin “Rhein II” Fotoğrafı

En pahalı fotoğraf rekorunun bir önceki sahibi, Alman sanatçı Andreas Gursky’nin “Rhein II” çalışmasıydı ve 2011’de 4.3 milyon dolardan fazla bir paraya satılmıştı. Binalarla insanların dijital olarak kaldırıldığı Ren Nehri’ni tarif eden bu fotoğraf da afallatıcı derecede karmaşık bir fotoğraf değildi.

Ünlü İngiliz ressam Joseph Mallord William Turner’ın “Aventine Tepesi’nden Roma” adlı eseri, açık artırmada 47 milyon dolara alıcı buldu. Tabloyu satın alan koleksiyoncu, artırmaya telefonla katıldı.

Turner-Modern Roma

İngiliz ressam Joseph Mallord William Turner’ın “Aventine Tepesi’nden Roma” adlı eseri, Sotheby’s Müzayede Evi’nde satışa sunuldu.

Müzayede evi, 92X125 santimetre boyutlarındaki eserin, çekişmeli geçen açık artırmaya telefonla katılan bir koleksiyoncu tarafından 47 milyon dolara satın alındığını açıkladı.

Müzayede Evi, 25 milyon dolar değer biçilen eserin şimdiye kadar hem Turner’ın, hem de 20. yüzyıldan önce yaşamış İngiliz sanatçıların en yüksek fiyata satılan tablosu olduğunu belirtti.

Joseph Mallord William Turner, 1828’de tamamladığı eserini 1836’da Londra’daki Kraliyet Akademisi’nde sergilemişti.

Modern Roma

Turner’ın, arkadaşı ve patronu Hugh Andrew Johnstone Munro’ya hediye ettiği eser, sadece bir kez el değiştirmişti. V. Rosebery Kontu, Munro’nun ölümünün ardından 1878’te eseri satın almıştı.

“Işığın ressamı” olarak da bilinen Turner’ın “Modern Roma” adlı eseri, 2010’da Sotheby’s Müzayede Evi tarafından düzenlenen açık artırmada J. Paul Getty Müzesi tarafından 45 milyon dolara satın alınmıştı.

Yazar : Şengül DURUCU

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen bilgiler…

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen 16 bilgi…

Gerçeğin izinde bir hayat

gercegin-izinde-bir-hayat-listelist (1)

Eserlerinde yapmacıklıktan, güzellikten ve incelikten hoşlanmazdı. Bunlar onu sıkıyordu. Para kazanmak için soyluların ve burjuvaların tablolarını yapsa da, sıradan insanlar hep daha çok ilgisini çekti. Sıradan insanların günlük yaşantısını gerçekçi bir üslupla aktardı. Bu özelliği, çağının en iyi ressamları arasında yer almasını sağladı.

Gravürün babası

gravurun-babasi-listelist

14 yaşında okulu bıraktı, Leyda’lı ressam Jacob Isaacksz Van Swanenburgh’un atölyesinde ilk çizimlerini yapmaya başladı. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625′te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

Fotoğraf tekniğine rehber oldu

fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2

1630’larda oldukça popülerdi; “ışığın ressamı” deniliyordu ona. Soylular ve burjuvalar resmini yapması için adeta sıraya girmişti. Tablolarındaki ışık ve gölge oyunları öyle başarılıdır ki bugün dahi üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde “Rembrandt Aydınlatması” konu olarak işlenmektedir.

Merak edenler için Rembrandt Aydınlatması: Nokta ışık veren ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilen bir aydınlatmadır. Konunun dikkat çekilmek istenen yerleri aydınlatılırken, diğer yerler ya yarı aydınlık ya da tamamen karanlık olarak bırakılır. Işıklı alanlardan gölgeli alanlara geçiş çok yumuşaktır. Böylece görüntü, etkileyici bir derinlik kazanır.

Tarihteki ilk reklam çalışması

tarihteki-ilk-reklam-calismasi-listelist

Ressamın 1631’de yaptığı “Nicolaes Ruts’un Portresi” eseri, dünyadaki belki de ilk reklam çalışmalarından biridir. Rembrandt, dönemin zengin kürk tüccarı Ruts’un portresini, kendi sattığı kürklerden birinin içinde resmederek ürününün reklamını da yapmıştı. Tarihteki ilk reklam çalışması olarak kabul edilen bu portre, Rembrandt’ın sanat yaşamındaki en estetik, en yumuşak resimlerinden biriydi.

İnsanları değil adeta ruhlarını resmediyordu

insanlari-degil-adeta-ruhlarini-resmediyordu-listelist1,

Rembrandt gösteriş meraklısı zengin müşterilerini yalnızca istedikleri gibi resmetmekle kalmıyor, âdeta ruhlarını okuyor ve gördüğü şeyi tüm çıplaklığıyla tuvaline yansıtıyordu. Bir papazı resmettiği “Johannes Wtenbogaert’in Portresi (1633)” adlı eserinde yaşlı adamı; donuk gözleri, melankolik ve biraz şaşkın havasıyla hiç kimse tuvaline ondan daha iyi aktaramazdı.

Sanatçıydı ve gereğini yaptı; insanları rahatsız etti

sanatciydi-ve-geregini-yapti-insanlari-rahatsiz-etti-listelist

Rembrandt’ın gerçekliğe sadakati bazı resimlerinde rahatsız edici boyutlara varıyordu. Acımasız bir psikolog gibiydi. İnsanların tüm korkularını, acılarını ve çaresizliklerini tuvaline fütursuzca yansıtıyordu. Bu, dönemin insanlarının alışageldiğinin dışında bir şeydi. Bir insan resmini güzel görünmek için yaptırırdı; böylesi çıplak gerçeklik çok rahatsız ediciydi. Ressamın istediği de buydu zaten; onları rahatsız etmek. Zaten gerçek sanatçının görevi de bu değil miydi?

Yalnızca bir ressam değil, simyacıydı

yalnizca-bir-ressam-degil-simyaciydi-listelist

O dönemde hazır boya diye bir şey yoktu. Tüm ressamlar boyasını, tıpkı bir simyacı gibi kendisi yapardı. Öd, kan, sidik, safra, çimen, toprak; akla gelebilecek her türlü doğal maddeden kalıcılığı kusursuz boyalar yapılırdı. Ressamlık kolay değildi; bilgi ve sabır gerektiriyordu. Rembrandt’ınboya üretmede özel teknikleri vardı. Boyalarını yapıp kötü kokulu keten yağının içinde bekletirdi. Gerçek bir yağlıboya ustasıydı. Çağdaşları onun boya ve çizim tekniğini asla keşfedemedi. Ondan başka hiç kimse kalın ve durağan çizgilerle, ince ve akıcı çizgileri böylesine başarılı bir şekilde harmanlayamadı.

Karısı onun yaşam kaynağıydı

karisi-onun-yasam-kaynagiydi-listelist

Ressamlığının yanı sıra aynı zamanda iyi bir işadamıydı. Ortağıyla birlikte orijinal resimler alıp satıyor, kopyalar yapıyordu. Valinin kızı olan karısı Saskie Uylenburgh sayesinde sosyeteye girmiş, daha çok sipariş almaya, dolayısıyla daha çok kazanmaya başlamıştı. Karısını çok seviyordu. Çiçeklerle betimlemeyi sevdiği karısı onun adeta yaşam kaynağıydı. Saskie öldükten sonra resimleri çok daha karamsar bir havaya büründü.

Koleksiyoner bir ressam

koleksiyoner-bir-ressam-listelist

İyi bir koleksiyonerdi. Sanat adına yaptığını söylese de, bu işten iyi gelir elde ettiği kesindi. Aldığı şeylerde sınır yoktu. Büyük ustaların tablolarından Japon miğferlerine, Endonezya mızraklarından Roma büstlerine her şeyi satın alıyordu.

Ve sanat tarihine yön veren bir tablo: “Gece Devriyesi”

ve-sanat-tarihine-yon-veren-bir-tablo-gece-devriyesi-listelist

Portreleri sadece yeni zenginlerin değil, köklü ailelerin de duvarlarını süslüyordu. Ancak lüks yaşamını sürdürmek için daha çok paraya ihtiyacı vardı. Sadece portre yapmak geçinmek için yeterli değildi. Kendisinden o dönemde popüler olmaya başlayan şekilde, “hiyerarşik düzen içerisinde” grup resimleri yapması istendi. Elbette Rembrandt bu düzeni önemsemedi ve grup resmini gerçek bir olaya, toplumsal bir drama dönüştürdü. Ve ortaya “Gece Devriyesi” tablosu çıktı. Tablo 1642 yılında yalnızca sanat camiasında değil, ticaret ve para dünyasında da olay yarattı.

İlk üç boyutlu resim de “Gece Devriyesi”

ilk-uc-boyutlu-resim-gece-devriyesi-listelist

Gece Devriyesi’nin özelliği bununla bitmedi… Rembrandt, dönemi için oldukça sıradışı ve yenilikçi bir ressamdı. Eserlerinde hareket vardı. Tablolarındaki insan figürleri, tablonun içinden çıkacak ve karşısındaki ile konuşmaya başlayacak gibi duruyordu. İşte bu derinlik “Gece Devriyesi”nin resim tarihinin ilk üç boyutlu çalışması olarak kabul görmesini sağladı.

Altın Çocuk’un düşüşü

altin-cocukun-dususu-listelist

“Gece Devriyesi” ona âdeta uğursuz geldi. Bu tablodan sonra hayatında ve sanat yaşamında olumsuz yönde önemli değişiklikler oldu. Önce karısını kaybetti. Bu ölüm onun sanat üslubuna yansıdı. Resimlerindeki görkemli çizgiler yerini tatlı bir sevecenliğe bıraktı. Ve “Hollanda’nın altın çocuğu” ilan edilmiş olan Rembrandt ilk kez, müşterisi, yaptığı portreyi beğenmediği içinparasını alamadı. Bu olay kulaktan kulağa yayıldı. Sanat tarihinin bu en kendini beğenmiş, en küstah ressamı bunu kendine yediremedi ve Hakem Heyeti’nin toplanmasını istedi. Heyet de aynı fikirdeydi.

İçe kapanış ve yeniden doğuş

ice-kapanis-ve-yeniden-dogus-listelist

Tüm bu olanlar üzerine Rembrandt daha da içine kapandı. Zengin ve güçlü insanlar yerine sıradan insanların portrelerini yapmaya başladı. Onların saflık, yoksunluk ve sevecenliğini başarılı bir şekilde tablolarına yansıttı. Bu dönem, bir kabuğuna çekilme, kendini arama ve yeniden yaratma dönemiydi.

Yeni dönem, yeni üsluplar

yeni-donem-yeni-usluplar-listelist

Özellikle Seksen Yıl Savaşı’ndan sonra beğeniler ve sanat anlayışı da değişmeye başladı. Doğallık ve sadelik gibi erdemlerin yerini yapaylık ve karmaşıklık; bir zamanların sade giyimli insanlarının yerini, görkemli şapkaları ve giysileriyle âdeta tavus kuşunu andıran bir kuşak almıştı. Kirli kahverengisi ve sarısının yanı sıra Rembrandt’ın mütevazı giysiler içindeki erkekleri ve şişman kadınları da tarihe karışıyordu.

“Kendini aşamamış bir zavallı”

kendini-asamamis-bir-zavalli-listelist

Artık kimse ondan resim istemiyordu. Sanat eleştirmenleri ünlü ressamı çılgın bir yenilikçi değil, “kendini aşamamış bir zavallı” olarak görmeye başladı. 1650’li yıllarda yaptığı resimlerde incelikten eser yoktu. Öyle ki, neredeyse bitmemiş gibiydiler. Aslında çağın akademisyenlerini ölesiye korkutan yeni bir yola girmişti. Özellikle son dönem çalışmalarında, taslakla resim arasındaki farkı yok etmeye başlamıştı.

Gerçeği, yalnızca gerçeği çizen ressam

gercegi-yalnizca-gercegi-cizen-ressam-listelist

1656 yılında iflas etti; evi, tabloları ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ancak elde edilen para yine de borçlarını karşılamaya yetmedi. Bu tarihten sonra bambaşka bir Rembrandt olarak geri döndü. Yenilenen belediye binası için şans eseri, aniden ölen bir ressamın yerine yapmak üzere yeni bir sipariş aldı. Tablo Hollanda’nın kuruluşu ile ilgiliydi. Tabloyu kendisinden istenen şekilde yapabilir, buradan elde edeceği gelirle tüm maddi sorunlarını giderebilirdi. Ancak o yine yapması gerekeni yaptı ve gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Tabii bu durum Hollandalıları pek memnun etmedi; tablo geri çevrildi. Ülkenin “Altın Çocuğu” reddedilmiş, aşağılanmış ve kovulmuştu. Dev boyutlardaki tabloyu, belki yaşadığı küçük eve sığdıramayacağından, belki de sinirinden parçaladı; daha sonra bu tablonun çok az bir kısmı bulunabildi.

Kaynak :[-]

Nobel ödüllü yazar William Faulkner, 1958 yılında Paris Review ile yaptığı röportajda, “genç yazarlar, bir teoriye uymada beceriksiz olabiliyorlar,” diyor: “Kendi hatalarınızdan ders çıkarmayı öğrenmelisiniz. Bir insan yalnızca hatalarından bir şeyler öğrenir. İyi bir sanatçı, hiçkimsenin kendisine tavsiye verecek kadar iyi olmadığına inanır.”

willim-ve-kedi

 

Bunları söyleyen Faulkner, Virginia Üniversitesi’nde writer-in-residence (bir konuyu araştırmak için belirli bir süre ilgili akademik kurumda yaşayan yazar) olarak çalıştığı 1957 ve 1958 yıllarında genç yazarlara bir dizi tavsiyede bulunuyor. Onun çeşitli konuşmalarının yer aldığı kayıtlara, üniversitenin Faulkner Video Arşivi’nden ulaşılabiliyor. Biz bu kayıtlardan kurmaca yazarlığı becerisiyle ilgili olan 7 tavsiyeyi seçtik ve tercüme ettik.

william-faulkner1) Diğer yazarlardan ihtiyacınız olanı alabilirsiniz

Faulkner, başka bir yazarın kullandığı, kendisine faydalı olabileceğini gördüğü bir tekniği ya da yöntemi ödünç almakta hiçbir sıkıntı görmez. 25 Şubat 1957 yılındaki yazı dersinde şöyle diyor:

Daha önce de söylediğim gibi, b ence iyi romancı ahlak dışı biridir. İhtiyacı olan şey neolursa olsun, nerede olursa olsun onu alır ve bunu açık ve dürüstçe yapar, çünkü o aldığı şey in ba ş ka insanların da kendisinden alacağı kadar iyi ol masını vekendisinden alanlar ın da aynı kendisi öncesinde aldığı için mutlu olduğu gibi mutlu olacaklarını ümit eder.

2) Üslubunuz sizi endişelendirmesin

Özgün yazar, üslup konusuna çok fazla kafa yorar. 24 Nisan 1958 yılında lisans seviyesindeki yazı dersinde şunları söylüyor:

Bence her hikaye kendi üslubunu belirler, yani yazar ların üslup konusunu kafalarınaçok fazla takmalarına gerek yok. Eğer b ir yazar b u konuyu kafanıza takarsa, saçma olmasa da gereksiz sayılacak şeyler yazacak tır . Yazdıkları kulağa oldukça güzel ve memnuniyet verici gelecektir, fakat yazdıklarının çok fazla anlamı olmayacaktır.

3) Tecrübelerinizi yazın ama tecrübe tanımınızı geniş tutun

Faulkner tecrübeleri yazma konusundaki eski atasözüne katılıyor, hatta tecrübenin dışında bir şey yazmanın imkansız olduğunu söylüyor. Dikkat çekici kapsamlı bir tecrübe tanımı yapıyor. 21 Şubat 1958 tarihindeki master öğrencileri için verdiği “Amerikan Kurmacası” dersinde şunları söylüyor:

Bana göre, tecrübe algıladığınız her şeydir. Tecrübe b ir kitaptan kaynaklanabilir . Bir kitap, hikaye, sizi harekete geçirecek kadar iyi ve doğru olabilir. Bence bu sizin tecrübelerinizden biridir. Kitaptak i karakterlerin yaptıklarını yapmak zorunda değilsiniz, eğer onlar sizde doğru olma etkisi bırakıyorlarsa, onların gerçekleşmesini sağlayan hissi a nlayabiliyorsanız, o sizin tecrübenizdir. Yani benim tecrübe tanımı ma göre , tecrübeniz olmayan bir şeyi yazmanız mümkün değil, çünkü duyduğunuz, okuduğunuz, hayal ettiğiniz her şey sizin tecrübenizdir.

4) Karakterlerinizi iyi tanıyın, hikaye kendini yazacaktır

FaulknerFaulkner, açık bir karakter kavramına sahip olduğunuzda hikayedeki olaylar karakterlerin özelliklerine göre akacaktır diyor. “Benimle birlikte karakterler hikayeyi oluştururlar.” 21 Şubat 1958 tarihinde, Amerikan Kurmaca dersinde bir öğrenci, karakterleri zihinde canlandırmak mı yoksa zihindeki karakterleri kağıda dökmek mi daha zor diye sorar. Faulkner’in bu soruyu şöyle cevaplar:

Karakterleri zihinde canlandırmak daha zor diyebilirim. Bir defa karakter sizin zihninizdedir, haklıdır, doğrudur, o zaman o kendi işini yapar. Yapman gereken tek şey, onun peşinden hızla gitmek ve söyledikleriyle, yaptıklarını kağıda yazmak. Bu bir beslenme ve doğumdur. Karakterinizi iyi tanımalısınız. Ona inanmalısınız. Onun yaşadığını hissetmelisiniz, tabii o zaman yazmak için onun eylemlerinden bazılarını seçmeniz gerekecek. Seçtiğiniz eylemler, inandığınız karaktere uygun olmalı. Bu seçimi yaptıktan sonra, karakterinizi kağıda dökmeniz mekanik bir iş olacaktır.

5) Diyalekti tutumlu kullanın

Virginia Üniversitesi’ndeki video arşivinde bulunan bir dizi radyo programında, Faulkner, Mississippi’deki çeşitli etnik ve sosyal grubun konuşmalarındaki nüanslar hakkında ilginç şeyler söyler. 6 Mayıs 1958 tarihindeki “What’s the Good Work” isimli programda diğer yazarların pek ilgilenmediği bu konuda uyarıda bulunur:

Bence, olabildiğince az miktarda diyalekt kullanmak en iyisidir, çünkü bir diyalektiği çok fazla kullanmak o diyalektiğe yabancı olan insanların kafasının karışmasına sebep olur. Hiçkimse karakterlerin tamamen kendi yerel dillerinde konuşmalarına izin vermemelidir. Diyalekt farklılığını birkaç tane ayırt edici örnekle vurgulamak en iyisidir.

time_william6) Hayallerinizi tüketmeyin

“Bir bölümün sonunu ya da bir düşüncenin sonunu asla kendiniz yazmayın” diyor Faulkner. 25 Şubat 1957 yılındaki Yazı Sınıfında;

Sahip olduğum tek kural, tazeyken vazgeçmektir. Asla kendinizi yazmayın. Genellikle yazı işi iyi giderken yazmayı bırakırım. O zaman yeniden çalışmaya başlamak daha kolay olur. Eğer kendinizi tüketirseniz, ölü bir büyünün içine düşersiniz ve sıkıntı yaşarsınız.

7) Mazeret üretmeyin

25 Şubat 1957 tarihindeki yazı sınıfında kendi kaderlerini suçlayan yılmış yazarlar hakkında bazı açık sözlü laflar eder:

Eğer yazar bahsettiği gibi kötü şeyler yaşıyorsa bunu yazmalı diye düşünüyorum. İnsanlardan şöyle şeyler duyuyorum: “Evli ve çocuklu olmasaydım, yazar olabilirdim” ya da “Bunu yapmayı durdurabilseydim, yazar olabilirdim.” Buna inanmıyorum. Bence yazacaksanız yazacaksınızdır. Hiçbir şey size engel olamaz.

Çeviri:  Barış Berhem Acar

Kaynakça [

Süpermen’in 1938’de basılan ilk çizgi romanı, alışveriş sitesi e-Bay’de açık arttırma yoluyla 3,2 milyon dolara satılarak sitede rekor kırdı.

superman-action-comics

Çizgi roman kahramanı Süpermen’in Action Comics tarafından Haziran 1938’de basılan ilk serisinin kusursuz bir kopyası, açık arttırmayla alışveriş yapılan e-Bay sitesinde 3,2 milyon dolara alıcı buldu.

10 gün süren açık arttırmanın galibi, 3 milyon 207 bin 852 dolar ödeyen ComicConnect şirketi oldu. Alışveriş sitesi e-Bay, satışın bu kategoride rekor olduğunu duyurdu.

Çizgi romanı satan ABD’li koleksiyoncu Darren Adams, bunun “var olan en iyi durumdaki baskı” olduğunu ve bu baskının “çizgi romanların Kutsal Kâsesi”  olduğunu söyledi.

Yüzden az kopyası var

Dünyada sadece 50-100 arası kopyasının olduğu sanılan ilk baskıdan en iyi durumdaki kopya bu.

Bağımsız koleksiyonculardan oluşan Certified Guarantee Company adlı şirket, Adams’ın sahip olduğu kopyanın durumuna 10 üzerinde 9 puan verdi.

2011 yılında bu çizgi romanın aynı şirketten aynı puanı alan, ancak sayfaları biraz sararmış bir başka baskısı 2,1 milyon dolara satılmıştı.

İlk süper kahraman

Kapağında Süpermen’in bir otomobili kaldırdığı görülen ilk baskı, günümüzde yapımcılara milyarlarca dolar hasılat kazandıran “süper kahraman” kavramının başlangıcını ifade ediyor.

Bilimkurgu veya çizgi roman dünyasına hiç aşina olmayanların dahi tanıdığı bir karakter olan Süpermen, sonrasında gelen diğer tüm ‘süper kahraman’ karakterlerinin de önünü açtı.

Rekor fiyatla açık arttırmayı kazanan şirket, şimdilik baskıyı satmayı düşünmüyor.

 

Kaynak : [-]

Bir insanı sadece doğurmak değil aynı zamanda kendi hayatından fedakarlıklar yaparak yetiştiren, yeri geldi mi kendi canından dahi vazgeçebilecek kadar fedakar olan annelerimizin her gün olması gereken gününü bir gün de kutlamak elbette yetmez. Fakat bir sembol olarak gördüğümüz bu gününüzde “ANNEMİ ÇOK SEVİYORUM” demek biz çocukların en büyük borcudur. Tüm annelerin ve kendini anne hissedenlerin günü kutlu olsun.

anneler-gunu-nar

 

 

Anneler gününün Tarihçesi

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün. 

Anneler günü, anneleri onurlandıran özel bir gündür. Değişik günlerde ve değişik ülkelerde kutlanır. Bu günde anneler çeşitli hediyeler alır. Bu günü farklı ülkelerdeki insanlar yılın farklı günlerinde kutlarlar.

Anneler günü geleneği, Antik Yunanlıların Yunan mitolojisindeki pek çok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea onuruna verdikleri yıllık ilkbahar festivali kutlamalarıyla başlar. Antik Romalılar da ilkbahar festivallerini İsa’nın doğumundan 250 yıl öncesinden ana tanrıça Kibele onuruna kutluyorlardı.

ABD’de Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi.

Anneler Günü dünyada farklı günlerde kutlanır. En geniş şekilde Mayıs ayının ikinci haftasında kutlanır.

Kaynakça :[-]

Pazar günü evdesiniz ve Televizyondan sıkıldınız ve farklı bir şeyler izlemek ya da kafanızı dağıtmak istiyorsunuz. Sizi bilemeyiz fakat biz bunu zaman zaman istiyoruz. Bundan yola çıkarak hoşça biraz vakit geçirmeniz ama bunu yaparken çokta uzamasın düşüncesiyle kısa filmlerin ideal olduğunu düşünüyoruz. Buyurun buradan izleyin :) İyi seyirler…

kısa film

10. The Flying Man (Türkçe Altyazılı)

Bir suçlu mu, yoksa bir süper kahraman mı? Aniden ortaya çıkıp şehri birbirine katan bu adamın sırrı ne?

 

Yapım : ABD / 2013

Yönetmen : Marcus Alqueres

Senaryo : Marcus Alqueres (story), Henry Grazinoli

Oyuncular : Nick Smyth, Rick Cordeiro, Justin T. Lee

9. Loop

Bir adam uyandığında gördüklerine anlam vermeye çalışır. Anladığında artık çok geç olacaktır.

8. Inside (Türkçe Altyazılı)

Bir psikopatın zihninin içinde neler olduğunu asla bilemezsiniz.

Yapım : ABD / 2002
Süre : 5 dk
Yönetmen : Trevor Sands
Senaryo : Eric ‘Giz’ Gewirtz, Trevor Sands
Oyuncular : Jeremy Sisto, Reedy Gibbs, Michael Bailey Smith

7. Leave Me (Türkçe Altyazılı)

Eşini yeni kaybetmiş, genç bir adamın içine girdiği dünyaya inanamayacaksınız.

Yapım : ABD / 2009
Yönetmen : Dustin Ballard
Senaryo : Dustin Ballard, Ryan Dunlap
Oyuncular : Ryan Dunlap, Mark Gullickson, Sarah Van Eman

6. KARŞILAŞMA (CONFRONTATION)

İki insanın karşılaştıkları an ve birbirlerinin hayatlarına olan etkilerini tersten anlatmayı seçmiş olan film Sinepark ve Pam Kısa Film Festivali’nden “En İyi Kısa Film”, Yıldız Kısa Film Festivali’nden ise “New York’s Digital Film Academy Yaratıcılık Ödülü” kazanarak başarısını kanıtlamıştır.

Yönetmen : Selcen Ergun
Oyuncular : Saadet Işıl Aksoy, Cem Göknil

5. Quais de Seine (Türkçe Altyazılı)

François ve iki arkadaşı Seine nehri kıyısında oturmuş gelip geçen kızlara laf atarlarken ayağı taşa takılan güzel bir Müslüman kız sendeleyip, düşer. François, arkadaşlarının alay etmesine rağmen kızın hayatından çıkıp gitmesine izin veremeyeceğini fark eder.

Yönetmen : Paul Mayeda Berges
Oyuncular : Cyril Descours, Leïla Bekhti

4. Long Branch (Türkçe Altyazılı)

Yeni tanıştığınız biriyle yatmak için toplu taşıma ile sayısız aktarma yapıp 3 saat yol gider miydiniz? Süper bir romantik komediye hazır olun.

Yapım : Kanada / 2011
Yönetmen : Dane Clark, Linsey Stewart
Senaryo : Dane Clark, Linsey Stewart
Oyuncular : Alex House, Jenny Raven

3. The Last 3 Minutes

Ölüm döşeğindeyken William Turner’in hayatı gözlerinin önünden değil, bir kristalin içinden geçiyor.

Yapım : ABD / 2010
Yazan ve Yöneten : Po Chan
Oyuncular : Harwood Gordon, Eli Jane, Alex Weber

2. Kismet Diner

2013 yılında Cornetto için viral reklam amacıyla çekilen bu kısa film kısa bir süre içinde tüm dünyada büyük etki uyandırdı. Sıcacık bir aşk hikayesine hazır olun.

Yapım : UK / 2013
Yönetmen : Mark Nunneley
Senaryo : Mark Nunneley, Kitty Percy
Oyuncular : Ilinca Rae, Matt Kyle, Jean Paul Dal Monte

1. Picnic (Türkçe Altyazılı)

Bosna savaşının ardından ülkesine dönen Sasa, ailesi ile birlikte çocukken piknik yaptığı yerde piknik yapmak ister. Ancak savaştan sonra hiçbir şey kendi çocukluğundaki gibi değildir.

Yapım : İspanya / 2010
Dil : Boşnakça
Director : Gerardo Herrero Pereda
Writer : Gerardo Herrero Pereda
Stars : Sveta Zhukovska, Nacho Medina, Alejandro Rodríguez

 

Kaynak :[-]

33. İstanbul Film Festivali’nin çocuklara ayrılmış bölümünün kahramanları tavşanlar, maymunlar ve insanlar. Belgesel bölümündeki Dileğim Barış Olsun ise çocukların barış özlemini dile getiriyor.

tavşanlar

33. İstanbul Film Festivali bu gece gerçekleşecek  törenle başlıyor.

20 Nisan’a kadar sürecek festivalin çocuklar için ayrılmış Çocuk Mönüsü bölümünde üç film gösterilecek.

Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı, Amazonia ve Cesur Tavşanın Sihirli Macerası daha önce uluslararası çocuk filmi festivallerinde gösterildi.

Festivalin tanıtımında filmlerin “aile boyu izlenebilecek” nitelikte olduğu belirtiliyor.

Ancak elbette hepsi her boya hitap etmiyor. Amazonia 10 yaş ve üstü için, Cesur Tavşanın Sihirli Macerası altı yaş ve üstü için uygun.

Maymun Sai

Maymun Sai

 

Thierry Ragobert imzalı Amazonia Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterilmişti.

Filmde insan eline doğmuş, insan elinde büyümüş kapuçin maymunu Sai’nin Amazon ormanlarında kaybolduktan sonra yaşadıklarını görürüz. Jaguarlar, timsahlar, dev susamurları… Sai hayatta kalmak için kendine benzeyen maymunları bulmak zorundadır…

83 dakikalı filmin konuşmasız olduğunu ve Nişantaşı City’s’deki 20 Nisan Pazar 13.30 seansında üç boyutlu gösterileceğini hatırlatalım.

Tavşan Johan

Tavşan Johan

 

Cesur Tavşanın Sihirli Macerası ise alışık olduğumuz gibi konuşmalı. İsveççe ama Türkçe simultane tercümeyle oynayacak.

Yönetmen koltuğunda Esben Toft Jacobsen’in bulunduğu film prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı.

Yunan mitolojisi ve Kuzey ülkelerinin masallarından esinlenen filmde küçük tavşan Johan Tüy Kralının Diyarı’nın hayali dünyasındaki annesine yardım edecek, seyirci de bu hayal dünyasının çılgın yaratıklarıyla tanışacak.

78 dakikalı filmin Feriye sinemasındaki 5 Nisan Cumartesi 13.30 seans üç boyutlu gerçekleşecek.

İnsan Jean

İnsan Jean

 

Yönetmen olarak Marc Boreal ve Thibaut Chatel’in imzasını taşıyan Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı 70’li yıllarda Fransa’nın küçük bir kasabasındaki bir erkek çocuğunun büyüme sancılarını anlatıyor: Jean’ın hayatı birkaç kelimeyle özetlenebilir. Zor okul günleri, işkolik baba, şımarık ağabey, tatlı dadı… Ancak bir gün uzaklardaki annesinden kartpostallar almaya başlayınca annesini o müthiş diyarlarda hayal etmeye başlar ve hayatı aydınlanıverir…

Jean Regnaud ve çizer Emile Bravo’nun ödüllü çizgi romanından sinemaya uyarlanan Fransa yapımı bu canlandırma filmin süresi 75 dakika.

Çocukların barış özlemi

dileğin barış olsun

Belgesel bölümünde gösterilecek olan Dileğim Barış Olsun ise bir çocuk filmi değil, ancak çocukların da merkeze oturduğu yapımlardan biri.

Filmde Diyarbakır, Lice, Ergani, Cizre, Mardin, Nusaybin, Kızıltepe ve Varto’dan on çocuğun ve üç annenin barışı nasıl umutla beklediklerini anlatıyor. Ortak bir özlem, umut, dilek ve talep olarak barış!

43 dakikalık filmin yönetmenliğini Kıvılcım Akay yaptı. Türkçe – Kürtçe olan film Türkçe ve İngilizce altyazıyla gösterilecek.

Kaynak :[-]

Nar Sanat Eğitim Kursu Bateri (Davul) öğretmeni ” Erhan Karaca”  (“World’s Fastest Drummer”( Dünyanın en hızlı Davulcusu )  yarışmasına davet edilen ilk tür davulcusu unvanını aldı.
erhan karaca

Mike Mangini, Tim Yeung, Johnny Rabb gibi davulcuların derece yaptığı 17-19 Temmuz’da Nashville, Tennessee, ABD’de yapılan WORLD’S FASTEST DRUMMERDÜNYANIN EN HIZLI DAVULCUSU Yarışması’na ilk Türk davulcu olarak DAVET EDİLDİ!

 Yarışma Hakkında
WFD World’s Fastest Drummer (Dünyanın En Hızlı Davulcusu) yarışması Drumometer adında bir vuruş sayacı ile belli bir süre içinde yapılan vuruşu sayarak dünyanın en hızlı davulcusunu belirler. Drumometer Guinness World Records tarafından da dünyanın en hızlı davulcusunu belirlemek için kabul edilmektedir.
 
Yarışmadaki asıl amaç bir dakika içinde kaç vuruşun yapıldığıdır. Johnny Rabb dakikada 1000 vuruş yapan ilk kişi olarak yazılmıştır.
 
Yarışma en hızlı eller ve en hızlı ayaklar kategorisi olarak ikiye ayrılır. Şimdiye kadar katılımcılar arasındaki ünlü isimler Dream Theater davulcusu Mike Mangini, Morbid Angel davulcusu Tim Yeung, Johnny Rabb, Art Verdi… 
 
Yarışma rekoru Guinness tarafından onaylanmasının yanı sıra pek çok basın ve etkinlik kanalından desteklenmektedir. 
Bunlar; 
BBC, NBC, ABC, CBS, CNN, ESPN, MTV, FOX, VH1, FOX Sports, CBS news, PBS, OZZFEST, CBS radio, DISCOVERY health channel, ABC radio networks, VANS warped tour, Modern Drummer, Drum!, Musicmaker Magazine, Wired, The Boston Globe, Upbeat Daily, Drum Business, Daily Hearld Tribune, The Star, Toronto Sun, Sun News, Independent…
Yarışmanın Sponsorları 
Pearl, Redbull, NAMM, Meinl, Drum!, Remo, Promark, Axis Percussion, WB, The Music Edge, DrumRadio, HansenFütz
Nar Sanat ailesi olarak yöneticiler, öğretmenlerimiz, çalışanlarımız ve  öğrenci ile velileri adına başarılar diliyoruz.

 

Eğitmenimiz Erhan KARACANIN davul Çalışmasından örneği aşağıda izleyebilirsiniz.