Şunun için etiket arşivi: Resim

Bildiğiniz gibi, Uluslararası Pera Piyano Festivali bünyesinde yurtiçi ve yurtdışından bir çok katılımcının piyano alanındaki hünerlerini göstermeleri, sahne tecrübesi kazanabilmeleri ve birbirleri ile etkileşimde bulunup sanatsal tecrübelerini paylaşabilmeleri için festival katılım konserleri düzenlenmektedir.

SONY DSC

Bu kapsamda bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Uluslar arası Pera Piyano Festivali katılımcı listesinde  Nar Sanat öğrencileri de yer almıştı Özel Nar Sanat Eğitim Kursu öğrencileri Başak SAİT, Doğanaz ÇELİK, İrem ATAYIK, Ezel Aleyna GÜLOĞLU, Yüksel Egemen ÖZGÜVEN ve İnci SARACIK’ında aralarında bulunduğu Piyano Festivali 5-11 mayıs tarihleri arasında yapıldı. Aşağıdaki linklere tıklayarak öğrencilerimizin video kayıtları ve resimlerine ulaşabilirsini.

Öğrencilerimizi hazırlayan Eğitmenlerimiz Ersin SARACİK VE Şeyma YÜREKİR başta olmak üzere öğrencilerimiz Başak SAİT, Doğanaz ÇELİK, İrem ATAYIK, Ezel Aleyna GÜLOĞLU, Yüksel Egemen ÖZGÜVEN ve İnci SARACIK’a ve ailelerine kurumumuz adına teşekkür ederiz.

 

Pera Piyano Festivali VİDEOLARI

Pera Piyano Festivali FOTOĞRAFLARI

İstanbul yeni bir müzeye kavuştu. Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi, Milli Saraylar Resim Müzesi’ne dönüştürüldü. Milli Saraylar Resim Müzesi’nin resmi açılışı 22 Mart’ta gerçekleştirilecek.

ilk ve son hali

İstanbul Beşiktaş’taki Dolmabahçe Sarayı içerisinde yer alan Veliaht Dairesi, 22 Mart 2014’te Milli Saraylar Resim Müzesi olarak açılıyor. İçerisinde Türk resim sanatının 18. yüzyıldan günümüze 202 örneğinin bulunduğu müze, yedi yıl süren restorasyonun ardından ziyarete hazır hale getirildi.

Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’nde 3400 metrekare bir alana kurulan müzede 11 ayrı sergi salonu bulunuyor. Bunlar içerisinde Sultan Abdülhamid ve kendisi de ressam olan Sultan Abdülaziz’in portreleri yer alıyor. Müze içerisinde eserleri sergilenen ressamlar arasında Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi Bey ve Halil Paşa gibi Türk resminin önemli sanatçıları var.

veliaht-dairesi

Milli Saraylar Resim müzesi, sadece resim sergilenmesi açısından önem taşımasının yanında, Osmanlı sultanlarından Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murad, Sultan II. Abdülhamid, Sultan V. Mehmed eşad, Yusuf İzzettin Efendi, Sultan VI. Mehmed ve Halife Abdülmecid, veliahtlık dönemlerinde bu daireyi kullanması açısından da tarihi bir değer taşıyor. Ziyaretçiler Türk resminin izlerini ve örneklerini görürken, Dolmabahçe Sarayı’nın ihtişamına da tanıklık edecek.

Sergi salonları

Farklı 11 salonda sergilenecek resimler, “Sultan Abdülmecid/Sultan Abdülaziz Salonu”, “Osmanlı’da Batılaşma”, “Abdülmecid Efendi/İstanbul Görünümleri”, “Goupil Galerisi’nden Saraya Satın Alınan Tablolar”, “İvan Konstantinoviç Ayvazovski Salonu”, “Saray Ressamları”, “Oryantalist Ressamlar: Doğu’nun Cazibesi”, “Yaver Ressamlar”, “Türk Ressamları (1870-1890)”, “Portreler ve Tarihi Konulu Kompozisyonlar/Osmanlı Sarayında Manzara” ve “Türk Ressamları (1890-1930)” temalarına ayrılarak düzenlendi.

6 Mart 2014 Tarihinde açılan Romanya Büyükelçiliğinin düzenlediği geleneksel “2014 Kadın Sanatçılar Günü” sergisi 10 Mart’ta sona erdi.

Derneğimiz yönetim kurulu Başkanı ve Resim Eğitmeni Hale Şakar ÜRKMEZGİL verilen davet ve sergi hakkında bizleri bilgilendirdi.

Sol Baştan: Çiğdem Buçak TELLİ, Romanya Büyük Elçisi; Radu ONOFREİA, Hale Şakar ÜRKMEZGİL, Didem Durukan

Sol Baştan: Çiğdem Buçak TELLİ, Romanya Büyük Elçisi; Radu ONOFREI, Hale Şakar ÜRKMEZGİL, Didem Durukan

Geleneksel olarak kutlanan Martişor gününün üç kadın sanatçısından biri  olmak çok ama çok onur vericiydi. Geçen yıl Romanya ve Türkiye arasındaki kültürel bağın kurulmasına katkılarından dolayı onur ödülü alan Sanatçı Çiğdem Buçak TELLİ  ve genç nesil sanatçılardan Didem DURUKAN ile birlikte olmak ayriyeten güzel bir duyguydu.

Gerek Romanya Büyükelçisi, Sayın Radu ONOFREI  ve gerekse eşinin göstermiş olduğu misafirperverlik ve bizleri gerçekten onurlandırdı.

Romanya’nın sanat verdiği değeri pekçoğumuz biliriz ama özellikle büyükelçiliğin Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve  Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü” sergisinde heykel sanatına yer vermiş olması ve özellikle ülkem ve sanatım adına beni hem onurlandırdı hemde  çok mutlu etti.

Bu arada elbette öğrendiğim kadarıyla “Martişor Kutlamalarının” anlamını da sizlere aktarmak isterim.

Romanya’da Kadınlara ve baharın gelişine adanan, devamlı yenilenmeyi simgeleyen, erkeklerin sevgi ve saygılarını kadınlara anlatabilmek için, genç kızlara ‘Martişor’ adında hediyeler veriyor, sevdiklerinin bileklerine ince bir iple simgelenen bir folklorik festivaldir.  Bu hediyelerin bir yerinde mutlaka kırmızı beyaz birbirine dolanmış ip bulunuyor. Kızlar bu ipliği iki hafta boyunca üzerlerinde taşıyarak, yılın güçlü ve sağlıklı geçeceğine inanıyor.

 

Aşağıda sergiden fotoğrafları görebilirsiniz.

 

33. İstanbul Film Festivali’nin ”Uluslararası Yarışma” bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, sanat ve sanatçı temasını işleyen ya da bir edebiyat eserinden uyarlanan 11 film yarışacak. 

Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nin başkanlığını A Separation / Bir Ayrılık ve The Past / Geçmiş filmleriyle tanınan İranlı Yönetmen Asghar Farhadi üstlenecek.

İşte 5-20 Nisan tarihlerinde arasında gerçekleştirilecek festivalde Altın Lale için yarışacak filmler.

FRANK | Yönetmen: Lenny Abrahamson

frank

Oyuncular: Michael Fassbender, Domhnall Gleeson, Maggie Gyllenhaal, Scoot Mcnairy

Geçen yılın Altın Lale ödüllü filmi Ne Yaptın Richard?’ın yönetmeni Lenny Abrahamson, ilk gösterimi Ocak’ta Sundance’te gerçekleşen yeni filmi Frank ile bir kez daha festivalin Uluslararası Yarışması’nda. Abrahamson, bu sefer bizi eksantrik bir müzik grubunun içine sokuyor. Rehberimizse, grubun yeni üyesi olan, genç ve hevesli müzisyen Jon. Grubun en ilginç özelliğiyse, lideri (ve filme adını da veren) Frank. Michael Fassbender’in canlandırdığı Frank, kafasında devasa bir maske taşıyan ve koyduğu ilginç kurallarla grubu bir arada tutan ilginç bir figür. Bu nevi şahsına münhasır karakterin esin kaynağıysa, İngiliz punk grubu The Freshies’in de liderliğini yapmış İngiliz şarkıcı/komedyen Chris Sievey’nin sahne personası Frank Sidebottom.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

METALCİ | MÁLMHAUS| METALHEAD | Yönetmen: Ragnar Bragason

malmhau

Oyuncular: Thorbjörg Helga Dyrfjörd, Ingvar E. Sigurdsson, Halldora Geirhardsdottir

İzlanda sinemasının en ilgi çekici simalarından Ragnar Bragason, dram ile komedi arasında ustaca bir denge kurmasıyla tanınıyor. Bragason son filmini şöyle özetliyor: “Bu filmde bir kız var, heavy metal var, bir de inekler var. Metalci dramatik bir film. Hem müşfik, hem haşin, arada da isyankârca komik. Filmde, korkunç bir kayıp yaşanıyor. Hayat boyunca çektiğimiz acılara nasıl katlandığımız, aile olgusu, hayaller, kâbuslar mercek altına alınıyor.” Heavy metal’e şapka çıkaran bu hem komik hem de duygusal film, gözlerden uzak bir çiftlikte büyüyen ve rock yıldızı olmayı çok ama çok isteyen bir genç kızın hikâyesini anlatıyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

ÇÖLDEKİ İZLER | TRACKS| TRACKS | Yönetmen: John Curran

tracks-coldeki-izler

Oyuncular: Mia Wasikowska, Adam Driver 

John Curran’ın yeni filmi Tracks, Avustralyalı yazar Robyn Davidson’ın kendi anılarını kaleme aldığı aynı adlı kitabından bir uyarlama. Mia Wasikowska’nın Davidson’ı canlandırdığı film, yazarın köpeği ve dört deveyle 1977 yılında Avustralya çöllerinde yaptığı yolculuğu konu alıyor. Adam Driver ise, Davidson’ın yolculuğunu kaydeden National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan rolünde. Film büyüleyici görüntüler eşliğinde nefes kesici bir yolculuğu anlatırken; genç bir kadının meydan okuyuşuyla feminizmden, hikâyenin geçtiği coğrafya nedeniyle sömürgeciliğe kadar pek çok temaya da değiniyor. Yönetmen John Curran, New York’tan Avustralya’ya yerleştiği dönemde, 80’li yıllarda keşfetmiş Robyn Davidson’ın kitabını. Genç kadının bir anlamda kendisini de keşfetmek için yaptığı bu yolculuğu, kendi yolculuğuna çok yakın bulan Curran, yıllar sonra bu uyarlamayı yapmaktan büyük heyecan duymuş.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

TOM ÇİFTLİKTE | TOM À LA FERME| TOM AT THE FARM | Yönetmen: Xavier Dolan

OM ÇİFTLİKTE TOM À LA FERME TOM AT THE FARM

Oyuncular: Xavier Dolan, Pierre-Yves Cardinal, Lise Roy, Evelyne Brochu

Yazar, yönetmen ve oyuncu Xavier Dolan, yine programda yer alan trans hikâyesi Laurence Anyways ile Cannes’dan ödülle dönmüştü. Hitchcockvari bir psikolojik gerilim olan dördüncü uzun metrajlı filminde Dolan, yine farklı bir film türünü deniyor. Filmde (yönetmenin canlandırdığı) Tom,sevgilisi Guillaume’un cenazesi için Quebec kırsalına gidiyor. Orada, Guillaume’un annesi ve son derece maço abisi Francis ile tanışıyor. Kederli ailenin bu ilişkiden haberinin olmadığı açık olmasına açık da, Francis şaşırtıcı bir oyunun kurallarını birer birer koymaya başlayınca işler iyice karışıyor. Bu oyun Tom’u hem boğuyor hem de heyecanlandırıyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız.

DÜNYADA 20.000 GÜN | 20,000 DAYS ON EARTH | Yönetmen: Iain Forsyth, Jane Pollard

Nick Cave

Oyuncular: Nick Cave

20.000 gün yaşayan biri kaç yaşındadır? Görsel sanatçılar Iain Forsyth ve Jane Pollard, çektikleri bu ilk uzun metrajlı filmde kurmacayla gerçekliği birleştirerek uluslararası kültür ikonu, müzisyen ve senarist, bu dünyaya gelmiş en ilginç sanatçılardan Nick Cave’in 24 saatini anlatıyorlar. Nick Cave’in hem konu hem de başrol olduğu film, sanatsal yaratım sürecine mahrem bir bakış atarken aynı zamanda bu dünyada yaşadığımız süreyi iyi kullanıp kullanmadığımızı sorgulamamızı da istiyor.

“Ortalıkta çok müzik belgeseli var. Bunların bazılarına baktık ve nasıl bir şey yapmamamız gerektiğini anladık. Ian ve Jane işe farklı bir açıdan yaklaştıklarını açıkça belli eden bir kavramsal çerçeveyle geldiler. Her şeyi onların ellerine bırakıp neler olacağını göremeye karar verdim. Storyboard’ları daha en başından bile gayet belirgindi ve bu sayede ben de rahatlamış oldum.” – Nick Cave

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

TAŞ BEBEK | PAPUSZA| PAPUSZA | Yönetmen: Joanna Kos-Krauze, Krzysztof Krauze

papusza

Oyuncular: Jowita Budnik, Antoni Pawlicki, Zbigniew Waleryś, Artur Steranko

Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan Taş Bebek, Papusza lakaplı Bronisława Wajs’ın trajik kaderini anlatıyor. Papusza şiirlerini resmi olarak yayımlayan ve Lehçeye çevrilen ilk Roman şairdir. Tüm bunlar iki adamın çabasıyla gerçekleşir: Polonya’daki Roman cemaatinin yaşayışına odaklanan şair tarihçi Jerzy Ficowski ve Julian Tuwim. Karlovy Vary’de prömiyerini yapan Taş Bebek, Roman cemaatini etkileyen olaylarla bu efsanevi şairin hikâyesini anlatıyor: “Papusza tanınan biri. Hayat hikâyesi bir zamanlar lanetli şairi anlatan bir efsane olarak düşünülürdü. Bu hikâyeyi canlandırabilmek için doğru dili aradık. Siyah-beyaz çekim, hikâyeye duygusal bir kesinlik kattı. 1950-1960’larda çekilen fotoğraflardan esinlendik. Görüntülerin güzel olmasını istedik; çünkü artık bu dünyayı yeniden yaratamayız: 1950’lerin Polonya’sında bir shtetl. Bunun doğru yaklaşım olup olmadığına karar vermek ise izleyici ve eleştirmenlere kalmış.” – Joanna Kos-Krauze

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

BULUŞMA | ÅTERTRÄFFEN| THE REUNION | Yönetmen: Anna Odell

återträffen

Oyuncular: Anna Odell, Anders Berg Berg, Robert Fransson, Sandra Andreis, Rikard Svensson, Niklas Engdahl

Böyle bir mezunlar günü görmediniz! Kimse kendisi değil, her şey allak bullak… Ünlü İsveçli sanatçı Anna Odell bizi bu filmle, sıkıntılı bir mezunlar buluşmasına davet ediyor. Mezunlar gününe çağrılmayınca Odell sahte bir buluşma sahneliyor, çocukluğunu kâbusa çeviren eski sınıf arkadaşları rolünde oyuncuları yerleştirip bütün olayı filme çekiyor. Sonrasında da tepkilerini bilmek istediği için, bu filmi gerçek sınıf arkadaşlarına izletiyor. İşte kıyamet böyle kopuyor. Gerçek ile kurgu arasındaki ince çizgiyi epey esneten Buluşma, bir yandan da izleyiciyi grup içi dinamikler ve kurulu hiyerarşiler üzerine düşünmeye davet ediyor. “Okul deneyimlerimiz bizi ciddi şekilde etkiliyor ve yaşamımız boyunca, birbirimize şekil veriyoruz, birbirimizi etkiliyoruz. Diğer bir ifadeyle, bu ilişkileri yeni bir bağlama taşıyarak, eski tatsız deneyimlerden kurtulabilir, tamamen değişebiliriz. Yıllardır akran zorbalığı konusunu işlemek istiyordum. İlkokulda zorbalığa maruz kaldım ve bu deneyimlerimi kullanarak hiyerarşide bir değişiklik olduğunda grup içinde mevcut ilişkilerin bu değişiklikten nasıl etkileneceğini araştırdım.” –Anna Odell

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

ÜÇLEME | TRIPTYQUE| TRIPTYQUE | Yönetmen: Robert Lepage, Pedro Pires

triptyque

Festival takipçilerinin çok iyi tanıdıkları Kanadalı Robert Lepage’ın (Günah Çıkarma, Yalan Makinası ve Ayın Saklı Yüzü) Pedro Pires ile beraber yönettiği Üçleme, isminin de çağrıştırdığı gibi üç bölümden oluşuyor. Lepage’ın 9 saatlik tiyatro oyunu Lipsynch’in sinema uyarlaması olan filmde birbiriyle bağlantılı üç karakterin yaşamlarına giriyoruz. Gerçek bir edebiyat tutkunu olan ve şizofreni tanısıyla kaldırıldığı akıl hastanesinden yeni çıkan kitapçı Michelle… Beynindeki bir tümör nedeniyle konuşma yeteneğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan, Michelle’in şarkıcı kardeşi Marie… Marie’nin önce doktoru, daha sonraysa sevgilisi olan, elleri sürekli titreyen alkolik beyin cerrahı Thomas… Lepage, bu üç karakterin hayatındaki dönüm noktalarını birbirine bağlarken; yalnızlık, delilik, hafıza gibi konulara değiniyor. Pek çok biçimci numarayla geçmiş ile bugün, hayal ile gerçek iç içe geçiyor ve bu üç karakterin hikâyeleri, yan yana geldiğinde, tek bir resim oluşturuyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız.

VIOLETTE | VIOLETTE | Yönetmen: Martin Provost

violette

Oyuncular: Emmanuelle Devos, Sandrine Kiberlain, Olivier Gourmet, Catherine Hiegel, Jacques Bonaffe, Olivier Py

Martin Provost’un Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan filmi Violette, adını Fransızkamuoyunda kadın cinselliği, kürtaj gibi meseleleri tartışmaya açan ilk yazarlardan Violette Leduc’ten alan bir dönem filmi. Evlilik dışı bir ilişkiden doğan Violette, yıllarca çaba gösterdikten sonra ancak 1964 yılında La Bâtarde / Piç adını verdiği anılarıyla şöhreti yakaladı. Violette’in ünlü kadın yazar Simone de Beauvoir ile ömür boyu süren dostluğu ve Jean Genet ile mesleki yakınlığını merceği altına yatıran film, feminizm, dostluk ve edebiyat kavramlarını da sorguluyor. “Violette hakkında bulduklarım ne kadar artarsa, içinde sakladıkları beni o kadar etkiliyordu; kırılganlığı, kırgınlığı, ki bunlar yanında herkesin bildiği skandallara karışan şatafatlı kişiliği (yani şöhrete kavuştuğu 1960’lardan sonra) beni pek ilgilendirmedi, bir maske sayılırdı bunlar. Hayat ona iyi davranmadı. İnsanlar onun zor olduğunu söylerdi. Ama bu bana yetmedi.” – Martin Provost

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

KÖRLÜK | BLIND| BLIND | Yönetmen: Eskil Vogt

blind (1)

Oyuncular: Ellen Dorrit Petersen, Henrik Rafaelsen, Vera Vitali, Marius Kolbenstvedt 

Joachim Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi, seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün. “Filmde körlük nasıl gösterilir? En bariz yöntem ekranı karartmak, izleyiciyi sesle yönlendirmek olacaktır. (…) Bense çokça, bir ayrıntıyı soyutlama ya da bir görüntüyü daha fazla tutma yoluyla görsel beslemeyi kısıtladım. Filmin biçimi ve biçeminin kilidi bu oldu. Ve körlük, çelişkili de olsa, çok sinemasal aslında; sinemanın en temel yanlarını içeriyor: görmek, görülmek, aydınlık, karanlık…” –Eskil Vogt

BEN, KENDİM VE ANNEM | LES GARÇONS ET GUILLAUME À TABLE!| ME, MYSELF AND MUM | Yönetmen: Guillaume Gallienne

les-garcons-et-guillaume-a-table

Oyuncular: Guillaume Gallienne, Françoise Fabian, Diane Kruger, Nanou Garcia, André Marcon 

Başta anneniz olmak üzere çevrenizdeki herkes sizin eşcinsel olduğunuzu söylüyorsa, eşcinsel olmadan büyümek mümkün müdür? İşte Guillaume’un açmazı burada! Burjuva kökeninden tutun, sahne hayatına kadar, kadınları belki biraz fazlaca seven bir aktörün açılma komedisi bu… Ünlü Fransız sanatçı Guillaume Gallienne’in yıllardır sahneye koyduğu tek kişilik gösterisinin beyazperde uyarlamasında, sanatçının cinsel anlamda biraz karışık geçen gençlik günlerine dönüyoruz. Annesi hep kız çocuğu istemiş ama oğlu olmuş ve zamanla Guillaume’u kendi kendine eşcinsel varsaymış. Guillaume film boyunca eşcinsel film klişelerini ve büyüme öykülerini ti’ye alıyor; filmde hem kendi gençliğini hem de annesini canlandırıyor: “Annemle ilgili ilk anım dört beş yaşımdan. İki erkek kardeşimle beni masaya şöyle çağırıyordu: ‘Oğullarım, Guillaume, yemeğe!’ Yaptığımız en son telefon konuşmasında da annem telefonu şöyle kapattı: ‘Kendine iyi bak, benim kocaman kızım.’ Eh, haliyle bu iki anının arasında, epey bir yanlış anlaşılma da oldu.”

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

MUTLU YILLARIMIZ | ANNI FELICI| THOSE HAPPY DAYS | Yönetmen: Daniele Luchetti

anni-felici1

Oyuncular: Martina Gedeck, Kim Rossi Stuart, Micaela Ramazzotti, Samuel Garofalo, Niccolò Calvagna, Benedetta Buccellato, Pia Engleberth

Abim Evin Tek Çocuğu ve Hayatımız ile tanıdığımız Daniele Luchetti, kısmen otobiyografik yeni filmi Mutlu Yıllarımız’da seyirciyi 70’li yıllara götürüyor. Küçük Dario’nun anlatıcı görevini üstlendiği bu yolculukta sorunlu bir ailenin dünyasına dalıyoruz. Dario’nun babası Guido, bir türlü istediği başarıya ulaşamayan ve giderek içine kapanan bir sanatçı. Annesi Serena ise kocasına deli gibi âşık ve tam da bu yüzden ne bencilliğine ne de kaçamaklarına tahammül edebiliyor. Dönemin özgürlük rüzgârı çok geçmeden bu aileyi de yakalıyor ama böylece anne ve baba birbirinden daha da uzaklaşıyor. Küçük Dario ise sinemaya olan ilgisini keşfediyor ve olan biteni el kamerasıyla kaydetmeye çalışıyor. Yönetmen Luchetti’ye göre, peliküle ve onun kendine has kokusuna bir saygı duruşu olan Mutlu Mutlu Yıllarımız’ın ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde yapılmıştı.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

Kaynak : [- İnan Su Kıyıcı

Çağdaş Sanatta Dünya’da Bir İlk İzmir’de Gerçekleşiyor. Konuklar Normaldışı Hissederek Kadın Temasının Özüyle Karşılaşacak.  “BEING WOMAN – KADIN OLMAK” İnterdisipliner Sanat Sergisi 8 Mart – İKSEV

Ressam ve eğitmen Cengiz Ceylan’ın toplumsal kimlik ve cinsiyet üzerinde duran sergisi “Being woman – Kadın Olmak”, pek çok sanat dalını yöntem olarak kullanarak disiplinlerarası çağdaş sanat olgusuna yeni bir soluk getirmektedir.Dünya’da bir ilki gerçekleştiren sanatçı, revizyonist bir tavırla  “BEING WOMAN – KADIN OLMAK” İnterdisipliner Sanat sergisinin açılış ve performansları  Youtube ve Cengiz Ceylan Resmi Web Sitesi nden tüm Dünya’da canlı yayınlanacaktır.

being woman
Sergide kadının özellikle ulusal konjonktürdeki saptanan konumlarıyla ilgili 10 fotoğraf ve 10 resim çalışmasının yanında, açılış gününde bir teatral gösteri, düşünürlerin kadınla ilgili söylemleri, piyano ve keman ile canlı müzik ve pek çok çağdaş sanat söylemi mizahi ve kinayeli bir dille ifade edilecektir.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü hocalarından Prof. Dr. Hülya Nutku koçluğunda ve fotoğrafçı ve yazar Deniz Denizel’in küratörlüğünde ve Yağmur İfan’ın süpervizörlüğünde gerçekleşecek projede sergilenecek performansın metni yazar Harun Baran’a, performansı oyuncu Yağmur Cesur’a, müzikte, keman Ceren Cengiz’e ve piyano performansı ise Murat Aygün’e aittir.

Projenin görsel kimliği grafik tasarımcı Çağrı Akın’a aittir. Tanıtım video kurgusunu Özcan Batçı üstlenmişken photo-edit çalışmalarıysa grafik tasarımcı ve akademisyen Yaşar Ali İşgören’in süpervizyonu altında gerçekleşmiştir.

Serginin içeriğinde, postmodernite olgusu kapsamında özellikle neo-liberalizm ve geç-kapitalizm altında cisimleşen kadın modeli, Avrupa’lının “hanımefendisi” üzerinden kendini
özerkleştiren ve yayılan karakter biçimlerinin yarattığı melodramatik özerklik, geçmişten günümüze medyada yar alan kadın imgesi ve medya tarafından manipüle edilen kadın imajının yaratmış olduğu “bağımsız kadın” sureti, kadın doğasının getirdiği çoklu kişilik sendromları ve onların yarattığı paradoks; aynı zamanda felsefi anlamda kadının konumu disiplinlerarası pek çok sanat dalının yardımıyla işlenerek sanatseverlerin beğenisine sunulacaktır. Serginin ana fikri, genel bağlamda kadın doğasının yeniden tanımlanması üzerinden ifade edilecektir.

Sergide kadın ile erkeği algısal ve mantıksal boyutta birbirlerinden ayıran temel prensiplere de gönderme yapılacak ve durum yine olgusallaştırılarak toplumsal boyutta eleştirilecektir. Bir erkek gerçekliği bölümlere ayrılmış bir biçimde, her şeyi kendi özerkliğinde algılarken, bir kadın her şeyi iç içe, sanki akan bir nehir gibi algılar. Bununla birlikte
erkek birçok olguya mantığıyla bakarken bir kadın pek çok zaman duygularıyla bakar; aynı zamanda erkeğin mantığı bütünüyle doğrusal işlerken, bir kadının mantığı eklektik olarak birbirinden farklı şeyleri seçip bir bütün oluşturma üzerine işler. Kadın Olmak sergisinde kadın ile erkeğin doğalarındaki bu teorik ve temel farklar da işlenecektir. Aynı zamanda postmodern feminizme ve güncel medyada kendini gösteren bazı kadın karakterler üzerinden de çoklu göndermeler yapılacaktır.

Sergi 8 Mart 2014 Saat : 18:00’da İKSEV (İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı)’nda kapılarını açıyor.  

8 Mart 2014 18:00 İKSEV (İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı)
Mithatpaşa Caddesi No :138 Karataş / İZMİR

 

Kaynak : [-]

Çağın yaşam kültürü ve stili konusunda bir yol haritası sunabilecek beceriye sahip olmak ve farklılıklar yaratacak bir ressam, heykel sanatçısı, grafik tasarımcı ya da çizimle ilgili bir meslek edinmek sizlere, geleceğin özgün mekanlarını, özgür sanatını üretebilecek becerileri taşımak için bir akademi veye okulda okumak istiyorsunuz ve bunun için eğitime ihtiyacınız var. İşte tam da bu noktada tüm diğer sanat eğitimleri gibi resim eğitimi konusunda da  ” Nar Sanat” yanınızda.

akademilere, iç mmarlığa hazırlık kursu 

Artık Lisedesiniz ve sanat eğitimi alarak bunu bir meslek haline getirmek istiyorsunuz. Veya Lise 3 ya da Lise sondasınız ve Güzel Sanatlar akademisinin resim, heykel, iç mimarlık, grafik tasarım bölümlerine girmek istiyorsunuz ama nasıl bir eğitim almak istediğinizi bilemiyor, başlangıcı nerede, nasıl yapmanız gerektiği konusunda kafanız mı karışıyor?

Ya da çocuğunuz ortaokulu bitirdi ve Güzel Sanatlar Lisesinin yetenek sınavlarına hazırlanmasını istiyorsunuz.

Hiç üzülmeyin “Nar Sanat” sizler için ve sizlere en iyi eğitimi vermeye hazır.

Seçtiğiniz bu yolda vaktinizin kısıtlı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sınava hazırlık süreci aynı zamanda kendi yeteneğinizi tanıma ve geliştirme sürecidir. Bu süreçte sadece sınava değil aynı zamanda seçeceğiniz bölümlere de hazırlanabilmelisiniz. Bu  renkli yolculuğa birlikte hazırlanabilmek için hepinizi Nar Sanat’ta bekliyoruz.

Siz en iyisi olmaya layıksınız.

Huzurlu ve sanat dolu bir ortamda bir yandan tiyatro, keman, piyano, gitar çalışan çocuk ve gençler, bir yandan hobisini gerçekleştirmek için farklı faaliyetler yapan öğrencilerimiz diğer taraftan 9-10 kişilik sınıflarda yetenek sınavlarına hazırlanan gençlerimiz.

Sanat ile iç içe olmak için sizlerin ortamı görmesi ve hocalarla tanışması amacıyla bir ders konuk olmanızı bekliyoruz. Biliyoruz ki stres yüklüsünüz. Stresinizden kurtulmak ve konusunda yetkin eğitmenlerle yetenek sınavlarına hazırlanmak için bir telefon kadar yakın ve bir adım kadar uzağız.

Ailemize katılmanız için sizleri bekliyoruz.

Not:  Aşağıda başarılı, hatalı ve hatasız ayrımı yapmadan öğrencilerimizin yaptığı çalışmalardan bazı örnekleri bulabilirsiniz.

 

İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu, ünlü kemancı Cihat Aşkın koordinatörlüğünde, ‘Dünyanın Kemanları Festivali’ düzenliyor. Önemli akademisyen ve sanatçıların bir araya geldiği festival, 19-21 Şubat’ta gerçekleşecek.

keman salyangozu

İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu, geçtiğimiz günlerde düzenlediği ‘Caz Şubat’nın ardından bu kez de özel bir festivalle ilkbahar sezonunda İstanbulluların karşısına çıkıyor. Dünyaca ünlü sanatçı Cihat Aşkın koordinatörlüğünde 19-21 Şubat’ta düzenlenecek olan ‘Dünyanın Kemanları Festivali’nde kemanın neden çok sevildiği tartışılırken, 400 yıllık kemanlar sergilenecek, ünlü kemancılar genç sanatçılara ders verecek.
Resim Kaynağı : http://www.violindream.com/

Resim Kaynağı : http://www.violindream.com/

 

Festival, 19 Şubat Çarşamba günü saat 17:00’de ‘Dünyanın Kemanları’ sergisi ile açılacak. Dünyanın en iyi yaylı çalgı yapımcısı ve ailelerinden Weinsteinlar’dan Avshalom ve Amnon Weinstein’in katılımıyla gerçekleşecek sergide, keman restoratörü, yapımcısı ve koleksiyonerler Amnon Weinstein’a ait 300-400 yıllık kemanlar sergilenecek. Sergi açılışının ardından Cihat Aşkın’ın 2001’de kurduğu ‘Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları’ (CAKA) grubunun minik kemancıları fuayede bir konser verecek. Saat 20:00’de ise CAKA Yıldızları konseri gerçekleştirilecek.

Festivalin ikinci günü önemli keman eğitmenlerinden Rodney Friend’in masterclass (ustalık sınıfı) eğitimi olacak. Ardından, Rodney Friend, Amnon Weinstein, Şenol Aydın, Cihat Aşkın ve Hakan Şensoy, “Keman neden kitleleri sürükleyici bir çangı” sorusunu yuvarlak masa toplantısında tartışacak. Günün konserini ise ‘Kemençe’den Keman’a Gezgin Kemancılar’ verecek.
Festivalin son günü, yine Friend’in ustalık sınıfı eğitimi ile başlayacak. Daha sonra keman üzerine söyleşilerin gerçekleştirilecek, sonrasında Hakan Şensoy’un yönetiminde Cihat Aşkın ve Aşkın Ensemble sahne alacak ve “İstanbul’da Dört Mevsim ve Dünyanın Kemanları Kapanış Konseri” verilecek.
PROGRAM
19 Şubat 2014 Çarşamba
17:00    Amnon Weinstein, Avshalom Weinstein ve Dünyanın Kemanları Sergisi Açılışı – CAKA Minik Kemancılar Mini Konseri
17:30    Cemal Ünlü imza günü ve açılış sohbeti “Rüzgar Suya yazmıştı” imza töreni
18:00    CAKA minik kemancılar fuaye etkinliği
20:00    Piyano’da Can Okan’ın eşlik edeceği Caka Yıldızları Konseri.Solistler; Alkım Berk Önoğlu, Azra Berfin Eren, Elvin Hoca, Emre Engin, İdil Yünkuş, Katre Bozoğlu, Sancar Sapayef, Veriko Çumburidze
20 Şubat 2014 Perşembe
10:00    Rodney Friend Masterclass-1 / CAKA Yıldızları katılımıyla
14:00    RodneyFrieend Masterclass-2 / Türkiye’den başvuruların katılımıyla
17:00    Yuvarlak Masa: Keman neden kitleleri sürükleyici bir çalgı?
Katılımcılar: Rodney Friend,Amnon Weinstein,  Şenol Aydın, Cihat Aşkın, Hakan Şensoy
18:00    Konser öncesi konuşma: Süleyman Şenel “Anadolu’da yaylı geleneği”
20:00    Kemençe’den Kemana Gezgin Kemancılar Konseri. Solistler; Onur Şentürk (Karadeniz Kemençesi), Derya Turkan, (İstanbul Kemençesi),  Anadolu Gezgin Grubu,  Turay Dinleyen(Keman), Yair Dalal (Keman ve Ud)
21 Şubat 2014 Cuma
10:00    Rodney Friend Masterclass-3 / Rodney Friend’in seçtiği öğrenciler
17:00    Konser öncesi konuşma ve dünya kültüründen örnekler
20:00    İstanbul’da Dört Mevsim ve Dünyanın Kemanları Kapanış Konseri. Şey Hakan Şensoy yönetimindeki konserin solistleri; Cihat Aşkın ve Yair Dalal, Danai Loukidi, Erez Mounk, Turay Dinleyen, Mehmet Emin Bitmez, Göksel Baktagir, Caka’dan oluşan “Aşkın Ensemble”

Sanat tarihçisi Thierry Lenain, kitabında sanatta sahtecilik algısının yüzyıllar içindeki değişimini konu alıyor

Aziz Anthony'nin Baştan Çıkarılışı

Michelangeloİtalyan Rönesansı’nın en önemli isimlerinden Michelangelo Buonarroti’nin, çağının tanınmış eserlerinin kopyalarını çıkarıp isle yaşlandırarak orijinalleriyle değiştirdiği ortaya çıktı.

Londra’da bulunan Institut Français’de çalışmalarını sürdüren sanat tarihçisi Thierry Lenain, Michelangelo’nun sahtecilik kariyerini “Art Forgery: The History of the Modern Obsession” adlı kitabında anlattı. Lenain’in kitabına göre ünlü sanatçı, sahiplerinden ödünç aldığı orijinal eserlerin kopyalarını çıkararak kopyaları geri vermek suretiyle orijinal eserlere sahip oluyordu. Bir seferinde gravür sanatçısı Martin Schongauer’e ait bir Aziz Antonio baskısını kopyalayan Michelangelo’nun çıkardığı iş ile orijinalin birbirine son derece yakın olduğu kitapta yer alan ifadeler arasında.

Michelangelo_BuonarrotiSanat tarihi festivali VIEW’da konuşan Lenain, Michelangelo’nun “orijinal eserlere mükemmel oldukları için hayran olduğunu ve onları aşmak istediğini” belirtti.

Rönesans döneminde sanat kopyacılığı anlayışı daha sonraki yüzyıllarda gelişen negatif yaklaşımdan çok farklıydı. Lenain konuşmasında durumu, “Geç-modern dönem sahteciliğinde yaklaşım bir sanat eseri yaratmaktan ziyade bir tuzak kurmak. Rönesans’tan 18. yüzyıla kadar ise bu olaya tam tersi şekilde yaklaşılıyordu. Bunu yapabilen sanatçılar eleştirilmek yerine büyük bir övgüyle karşılanıyordu,” şeklinde açıkladı.

Michelangelo Kimdir?

Michelangelo-Michelangeli di Lodovico Buonarroti Simoni (d. 6 Mart 1475 – ö. 18 Şubat 1564), ünlü İtalyan rönesans dönemi ressam, heykeltıraş, mimar ve şairidir. Tam adı Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni.

Michelangelo, 6 Mart 1475’te Arezzo yakınlarında Caprese’de doğar. Ailesi, o daha bir aylıkken Floransa’ya taşınır. Annesi, kendisi altı yaşındayken ölen Michelangelo, 13 yaşına geldiğinde Floransa’da Domenico Ghirlandaio’nun yanına öğrenci olarak verilir. Bertoldo di Giovanni’nin zamanında, Medici ailesine ait olan San Marko bahçesinde çalışan genç Michelangelo, bu arada Lorenzo de’ Medici ile tanışır.

Michelangelo, heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü eseri olan çocuk kral Davud’un heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Beş buçuk metrelik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için genç dâhi, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız bir şekilde, çoğu zaman geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul edilen David’i yaratır.

1505 yılında Papa II. Julius tarafından kendisine, en önemli başarılarından biri olacak Vatikan’ın yanındaki Sistine Şapeli’nin tavan resimlerinin yapılması işi verilir. 3 yıl sonra başlayacağı bu görevi sanatçı, 520 metrekarelik bir alanda yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bitirir. Ortasının da, her biri Âdem, Havva ve Nuh Tufanıyla ilgili İncil’in Eski Ahit’inden alınma öykülerden esinlenerek yapılan resimlerin bulunduğu dokuz pano bulunan freskin yan unsurları da mitolojik figürlerle bezelidir. Özellikle “Adem’in Yaratılışı” ismindeki sahne batı resim sanatının en canlı tasvirlerinden biri kabul edilir.

Michelangelo-cut_out_black1519 yılında Cosimo de’ Medici’nin soyunun son temsilcisi Lorenzo de’ Medici’nin ölmesiyle Michelangelo, onla birlikte genç yaşta ölen Nemours Dükü Giuliano’nun mezarlarının konulduğu kiliseye iki ünlünün heykelini yapar. 1534’te Papa III. Paulus’un heykeltıraşı ve mimarı yapılan Michelangelo’ya Sistine Kilisesi’nin sunak duvarına bir ‘Kıyamet Günü’ tasviri yapmasını ister. Meryem’in Göğe Yükselişi, İsa’nın Vaftizi ve Musa’nın Hükmü’nün anlatıldığı freskler süsler bu duvarı.

Kıyamet Günü tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa IV. Paulus ise, tablodaki imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü belirterek Michelangelo’dan tabloyu biraz daha ‘düzgün’ hale getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olur: “Papa’ya söyleyin, bu küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir. Önce kendisi yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, sonra da bu tablo da aynı uygunluğa girecektir.” Michelangelo’nun yaşadığı çağ, kendisiyle boy ölçüşebilecek derecede yetkin ressam ve heykeltıraşçılara da tanıktır aynı zamanda.

Bunların başında Rafael ve Leonardo Da Vinci gelir. Bu sanatçılar arasında keskin ancak hoşça bir rekabet vardır. Anlatılan bir öyküye göre, sanatçının rakiplerinden Rafael ve Bramante, işbirliği yaparak Michelangelo’ya Sistine Kilisesinin işini verdirmeye çalışırlar. Böylelikle, kendini ressamdan çok bir heykeltıraş olarak kabul eden Michelangelo, bu işi kabul etmeyerek Papanın gözünden düşecektir. Hayatının son dönemini Roma’daki Aziz Peter Kilisesi’nin mimarı olarak geçiren Michelangelo 18 Şubat 1564’te 89 yaşında ölür.

Rönesans sanatına benzersiz bir etkide bulunan Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra asıl olarak, insan formunu her açıdan tasvir edebilmek için kadavralar üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma sanatından devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışır. Batı resminin babası olarak bilinen Giotto’nun resmindeki doğallık ve gerçekçilik ile 15. yüzyıl başında tam olarak anlaşılabilen derinlikte perspektif olgusunu geliştirip kendi tarzına temel yapan Michelangelo onlarca heykel, freske imza atıp Roma’nın yeniden inşa ve düzenlenmesinde de önemli görevler almıştır.Onu idolü olarak seçen birçok kişi vardır.

Volkanik Patlamayı Gösteren En Eski Duvar Resmi

Bilim insanları Çatalhöyük yakınlarındaki Hasan Dağı’ndaki patlama ile Neolitik çağda yapılmış resim arasında bağlantı kuruyorlar. Kaliforniya Üniversitesi’nden Axel Schmitt ve ekibinin araştırma sonuçlarına göre Çatalhöyük’de yaşanan volkanik patlama ile “lav püskürten volkan resmi”nin zamanları çakışıyor.

çatalhöyük kazıları

Yeni kanıtlar 8600 yıllık resmin dünyanın en eski manzara resmi olduğunu kanıtlayabilir. 1960 yılındaki kazılarda kerpiç bir evin duvarında keşfedilen, bir yerleşim yeri üzerindeki iki tepeli volkanın lav püskürtmesini gösteren, üç metre genişliğindeki MÖ 6600 tarihli resim Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde tutuluyor.

Ancient_eruptionMÖ 8000 ile MÖ 6000 arasında yerleşim yeri olan 13 hektarlık Çatalhöyük, insanlar avcı-toplayıcılıktan tarım topluluğuna geçiş aşamasındayken kuruluyor. Çatalhöyük yerleşim yerinde 8000 civarında insan yaşadığı tahmin ediliyor. Arkeolojik site İstanbul Üniversitesi ile birlikte çalışan İngiliz arkeolog James Mellaart tarafından keşfediliyor.

2013 yılında Schmitt’in ekibi Hasan Dağı’na yolculuk ediyor ve Çatalhöyük’ün 130 km kuzeydoğusunda bulunan iki tepeli volkanın olduğu bölgede yerleşimin olduğu dönemde volkanın patlayıp patlamadığını kanıtlayacak bir kanıt arıyor. Volkanın tepesinden ve eteklerinden topladıkları volkanik taş örneklerini analiz ettiklerinde volkanın MÖ 6960 civarlarında aktif olduğunu keşfediyorlar. Bu tarih Çatalhöyük yerleşim yeri iken yaşayanların bir volkanik patlamaya tanık olduğunu gösteriyor.

eneski volkanik patlama resmi

Ancient eruptionBazı şüpheciler resmin başsız bir leopar derisi olabileceğini belirtse de Schmitt ve ekibinin sonuçları hipoteze bir ağırlık koyuyor.

Schmitt araştırma ile ilgili “Biz, resmin Çatalhöyük’teki volkanik patlamayı gösterdiği hipotezini test ettik. Sonuç olarak jeolojik kayıtlar bu hipotezi destekliyor” açıklamasını yaparken çalışmanın ayrıca Hasan Dağı volkanının faaliyete geçebileceğini gösterdiğini de sözlerine ekliyor.

Zeliha Yıldırım

Kaynak : [-]

 

The North Face’in sunduğu ve bu yıl “Doğaya Dokun!” temasıyla yola çıkan 9. Dağ Filmleri Festivali, 25 Şubat – 2 Mart 2013 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarıyla buluşuyor. Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen festivalde ödül rekortmeni filmlerin yanı sıra macera ile adrenalin dolu toplam 47 film izleyicilerle buluşacak. 

 9_dag_filmleri_festivali_25_subatta_basliyorTürkiye’nin, doğa, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan Dağ Filmleri Festivali, 25 Şubat’ta, The North Face®’in ana sponsorluğundaİstanbul Beyoğlu’nda, izleyicileriyle buluşuyor. 2 Mart’a kadar sürecek festivale, Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ve Pusula Sanat Merkezi ev sahipliği yapacak.
Dünyanın en iyi doğa filmleri festivalde
Festival Dünya festivallerinde gösterilen 600’den fazla film arasından seçilen 2014 seçkisi toplam 47 filmden oluşuyor. Filmler; “Dünyadan”, “Keşif Ruhu”, “Doğa-Çevre-İnsan”, “Su Dünyası”, “Bisiklet” ve “Kayak” olmak üzere, 6 tema başlığı altında toplanıyor. Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleriyle gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alıyor.
1953’te Everest’te neler oldu ?
Bu yılın en dikkat çekici teması olan “Dünyadan” ile 12 film beyaz perdeye yansıyor. Bu tema altında yüksek kalitesi ve güçlü anlatımı ile “Uçurumun Kıyısında” filmi dikkat çekiyor. Tema kapsamında ayrıca dünyanın en tehlikeli dağı olarak bilinen K2 üzerine 3 ayrı film bulunuyor.
“Bisiklet” ve rekabet
Salcano sponsorluğunda hazırlanan bu temanın en etkileyici filmi “Destansı bir hikaye” adını taşıyor. Güney Afrika’nın güzel ve heyecan verici manzarasında geçen belgeselde iki sporcunun “Cape Epic” yarışını kazanmak için yaptıkları hazırlıkları anlatıyor. Temanın diğer dikkat çekici filmi ise “Mutluluk”. Filmde Hindistan’da kötü koşullar altında yaşayan cüzzam hastalarına ve zihinsel engelli kadınlara dikkat çekmek için yapılan çok zorlu bir bisiklet yolculuğu anlatılıyor.
“Keşif Ruhu” ile kuzeye yolculuk
Adrenalin düzeyini yükselten tema “Keşif Ruhu” altında toplam 14 film gösterilecek. Tema kapsamında Norveç’ten gelen 3 film ile izleyiciler kuzey esintisi yaşayacaklar. Temanın en dikkat çekici filmi ise “Hayatımın Zirveleri : Sınırlarda yaşamak” Filmde, istisnai bir dağcı, kayak sporcusu ve dağ maratoncusu olan Kilian Jornet’in hayatı ve başarıları anlatılıyor.
Doğa, çevre ve insan öyküleri
Toplam 6 öyküyü içeren ve festivalin bir diğer güçlü teması olan “Doğa, Çevre ve İnsan” Doğa kağıt/Steppen sponsorluğunda izleyiciyle buluşuyor. Tema kapsamında 3 adet kurmaca film yer alıyor.
İnsan doğa ilişkisi üzerine dokunaklı bir hikaye “Belle ve Sebastien”
Festivalimizde “Gala” yapacak olan bu kaçırılmaması gereken Fransız filmi Alp dağlarında ikinci dünya savaşı yıllarında yaşanan bir dostluk hikayesine odaklanıyor.
Temanın diğer iki kurmaca filmi İsviçre’den geliyor. Altın Ayı ödüllü “Yukarıdaki çocuk” bir kayak merkezinden çaldığı kayakları aşağıda satan Simon’un hayatına ve ablası ie olan ilişkisine odaklanıyor. “Clara ve Ayıların Sırrı” ise doğa ile güçlü ilişkiler kurabilen Clara’nın geçmişte yaşanan bir üzücü olayı aydınlatma peşinde çıktığı yolculuğu anlatıyor.
Çocuklar ve aileler için doğa filmi : Baba oğul birlikte “Şehirden Zirveye” 
Nefis görüntüler eşliğinde izleyeceğiniz bu film Alman Sebastian ve 9 yaşındaki oğlu Luca’nın yaptığın alışılmışın dışında gezi ve tırmanışı anlatıyor. Belgesel çocuklu yaşam ezberlerimizi de bozarken bizleri başka türlü bir çocuklu yaşamın mümkün olduğuna da ikna ediyor.
İnanılmazı başarmak : Çelikten İrade
Festivalin olmazsa olması “Kayak” teması kapsamında toplam 5 film yer alıyor. Katıldığı festivallerde beğeni toplayan ve çok ciddi bir kaza geçirmesine rağmen yaşamdan kopmayan ekstrem sporcu Karina’nın hikayesini anlatan “Çelikten İrade” bu yılın en dikkat çekici filmlerinden biri.
“Zihne Doğru” ve “Valhalla”: Sinematografik mükemmellik
İzleyicilerimizin zihnine kazınan kayak filmleri ile ünlenen Kanada’lı yapımcılardan bu yıl yeni bir şaheser geliyor : “Zihne Doğru”. Sıra dışı kurgusu ve özel anlatım tekniği ile “Valhalla” ise kayak filmlerine bakışınızı değiştirecek.
Shackleton deniz ve maceraseverler için İstanbul’da…
Festivalin çiçeği burnunda teması “Su Dünyası” kapsamında gösterilecek filmler “Açık Deniz Akademi” sponsorluğunda gösterilecek.  Temanın en dikkat çekici filmi olan “Shackleton’un Kaptanı” 1914 yılında güney kutbuna yapılan keşif ekspedisyonunu gemi kaptanının gözünden anlatıyor. Film, deniz ve yelken severlerin çok ilgisini çekecek.
Su dünyası’nın diğer dikkat çekici filmleri ise “keşif” odaklı. “Londra’dan Londra’ya”, Tierra Del Fuego” ve “Ve Sonra Yüzmeye Başladık” belgesellerinde ortak nokta dünya. Bu filmlerin kahramanları dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptıkları gezilerle keşifler çağından 500 yıl sonra dahi insanın içerisindeki keşif ruhunun ölmediğini gösteriyorlar.
Önemli iki fotoğraf sergisi de festival programında
Festival kapsamında iki ayrı Fotoğraf sergisi düzenleniyor. Fransız Kültür Merkezi’nde açılacak “Doğaya Dokun” sergisi doğa ve ona dokunan insanın hikayesine odaklanacak.
“Gala Bataklığı” fotoğraf sergisi ise bir usta fotoğrafçı Ersin Alok’tan. Hazar Denizi kıyısında ortaya çıkarılan prehistorik çağa ait kaya üstü resimlerinin yer alacağı sergi Pusula Sanat Galerisi’nde izleyiciler ile buluşacak.
Festival kapsamında; kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenleniyor. Geniş bir izleyici kitlesine hitap eden Dağ Filmleri Festivali kapsamındaki bu etkinliklerle; dağ ve doğa bilincine dikkat çekiyor, ulusal dağ ve doğa belgeselciliğine katkı sağlayarak doğa kültürü alanındaki önemli bir boşluğu dolduruyor.

“Ünlü ressamların resimlerini nasıl ayırt edeceğiz” diye pek çoğumuz kendi kendimize sormuşuzdur. Eeee nede olsa hava atmak için ressamlardan azda olsa anlamak lazım. . İlgili haberi görünce bizde size aktaralım da biraz şu sorunu aşmanıza yardımcı olalım istedik.

Haydi! Kısa cümlelerle ressamları ve eserlerinin genel  özelliklerini bakalım nasıl anlayacakmışız?

Resimdeki herkesin, kadın erkek farketmeden popoları kocamansa, kendinizden emin bir şekilde Rubens diyin.

 

RUBENS! (işte böyle)

RUBENS! (işte böyle)

RUBENS! (işte böyle)

RUBENS! (işte böyle)

Resimdeki adamlar hafif şaşı, kıvırcık saçlı kadınlara benziyorsa o resim Caravaggio‘ya ait.

Caravaggio

Caravaggio

Eğer herkesin vücudunda bariz bir tuhaflık varsa Picasso‘yu çakın gitsin.

Picasso

Picasso

Eğer resimde kafanızın çok güzel olduğu bir geceye dair hatıralar var ise Dali.

Picasso

Picasso – “Gözler kalbin aynasıdır” P. Picasso

Eğer resimde kafanızın çok güzel olduğu bir geceye dair hatıralar var ise Dali.

Dali

Dali

Kafanızın çok güzel olduğu bir gecenin sabahı da olabilir.

dali2

 

 

 

Arka plan “Yüzüklerin Efendisi”ni anımsatıyorsa, ortalıkta tuhaf mavi bir sis varsa ve saçlar kıvırcık ise Da Vinci.

 

Leonardo Da Vinci

Leonardo Da Vinci

 

Fön görmemiş saçlar…

Leonardo Da Vinci

Leonardo Da Vinci

Rengarenk boyanmış bir excel sayfası görüyorsanız Mondrian

Mondrian

Mondrian

 

“Yeaaa bunu ben de yaparım” diyorsanız Miro.

Miro

Miro

 

...ve bu da Miro

…ve bu da Miro

 

Tek gördüğünüz tek kaşlı bir kadınsa Frida.

Frida Kahlo

Frida Kahlo

 

İnsan figürü yoksa ve benekli benekli bir doğa anlatımıysa Monet.

Monet

Monet

 

Işıklı ve mutlu parti insanlarının olduğu bir ortam ise Renoir.

Renoir

Renoir

Renoir

Renoir

 

Eğer resim keskin, koyu renkli, hafif mavi ve resimdeki insanlar sakallı ve gıdasızlıkla pençeleşiyormuş gibi görünüyorsa El Greco.

El Greco

El Greco

 

 

Balerin varsa Degas.

Degas'ın meşhur bir kompozisyonu

Degas’ın meşhur bir kompozisyonu

 

                                                                                                                Resimde oraya buraya serpiştirilmiş melekler varsa bu Boucher.

 

Boucher

Boucher

 

Resimdeki kişiler sokak lambasının altındaki bir evsizi hatırlatıyorsa Rembrandt.

Rembrandt

Rembrandt

 

Herkes, kadınlar da dahil Putin’e benziyorsa o bir van Eyck.

arnolfinilerin-dugunu- van Eyck.

 

 

Eğer resimde çok çok fazla insan varsa ve normal görünüyorlarsa Bruegel.

Bruegel

Bruegel

            Resimde yine çok ama çok fazla insan varsa, ama bu kişiler çılgınca şeyler yapıyorsa Bosch.

Bosch

Bosch

 

 

 Kaynak:[-]

çatalhöyükDünyanın ilk kendirden dokunmuş keten kumaş parçası Çatalhöyük’te yapılan kazı çalışmalarında bulundu. Konya’nın Çumra ilçesi sınırlarındaki neotilik yerleşimde bulunan kumaş parçasının 9 bin yıllık olduğu sanılıyor.

Geçen yıl 15 Haziran’da başlayıp 25 Ağustos’a kadar süren ve 22 ülkeden 120’yi aşkın kişinin katıldığı Çatalhöyük’teki kazı çalışmalarıyla ilgili raporda yeni buluntulara yer verildi. Her yıl yapılan kazılara ait raporlarının yayınladığı “www.catalhoyuk.com” adlı internet sitesindeki raporda en dikkat çeken ise, neolitik dönemde yanmış olan bir evin tabanında, bebek iskeletine sarılmış kendirden dokunmuş dünyanın ilk kumaş parçasının bulunması oldu.

Dünyanın ilk dokunmuş kumaş parçası

Hazırlanan raporda bulunan kumaş parçasını değerlendiren Kazı Başkanı Stanford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ian Hodder, 2013 yılındaki en önemli buluntuların höyüğün uygun koruma koşulları sayesinde ortaya çıktığını belirttii. Kazı çalışmalarında bulunan kumaş parçasına dikkat çeken Ian Hodder, şunları söyledi:

“Yangın, binanın zeminini ve platformlarını ısıtarak fırınlama etkisi yaratmış. Böylece zeminin altındaki gömüleri ve gömülerle birlikte yerleştirilen bir kumaş parçasını korumuş. Bu kumaş parçası kazı evindeki laboratuvarlarda incelenmiş ve kumaşın kendirden dokunmuş keten olduğu tespit edilmiştir. Bu dünyadaki ilk kumaş parçalarından biri olmakla birlikte aynı zamanda en iyi korunmuş örneklerden de biridir.”

Kumaş parçası ticareti gösteriyor

Kumaş parçasının ticaretle ilgisine de değinen Prof. Dr. Hodder şöyle konuştu:

“Çok ince dokunmuş olan bu keten parçası, büyük ihtimalle Orta Anadolu’ya Doğu Akdeniz’den gelmiştir. Neolitik dönemde Orta Doğu’da gerçekleşen uzun mesafeli ticarette obsidyen ve deniz kabuklarının değiş tokuş yapıldığı çoktan beri bilinmekteydi. Ancak bu kumaş parçası ticaretin bir başka içeriğini ortaya çıkartmış olabilir. Belki de değiş tokuşu Kapadokya obsidyeni karşılığında yapılmıştı.”

Yeni duvar resimleri

Kazı çalışmaları sırasında yeni bir duvar resmine de rastlanıldığını anlatan Prof. Dr. Hodder açıklamasını şöyle sürdürdü:

“2013 kazı sezonunda ayrıca Doğu Höyük’ün güney eteğindeki alanda da Neolitik döneme ait binaların kazısına başlanılmıştır. TPC alanında bulduğumuz binalar gerçekten de erken dönem binalarından farklı özelliklere sahiptiler. Binaların kalın duvarları, duvar örmede kullanılan kerpiçlerin daha büyük olması ve binaların terk edilme sırasında yakılmamış olması bu duruma bir örnektir. Burada açığa çıkartılan bir binanın doğu duvarında bulunan duvar resmi, daha önce benzerine rastlamadığımız bir örnektir. Genellikle Çatalhöyük’teki resimler beyaz zemin üzerine kırmızı ve siyah gibi koyu renk sürülerek yapılmıştır. Ancak bu örnekte koyu renk zemin üzerine beyaz çizgilerden oluşan geometrik şekiller betimlenmiştir. Bu resmin 3 binanın doğu ve kuzey duvarları boyunca devam ettiği düşünülmektedir. Geçmişte canlı bir atmosfere sahip olan bu odayı ortaya çıkarmak bizler için heyecanlı bir deneyim oldu.”