Şunun için etiket arşivi: reklam

6 Ekim'de Bahçede Sanat Heykel Sergisi Başlıyor

 

[supsystic-gallery id=’6′ position=’center’]

Heykel Sanatçısı, Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL’in 6-16 Ekim 2015 tarihleri arasındaki Bahçede Sanat Heykel Sergisi’ne tüm sanatseverler davetlidir.

 


Hale Şakar Ürkmezgil Kimdir?

Şehnaz Hale Şakar Ürkmezgil (d. 1949, Ankara), Türk heykeltıraş. İstanbul’un Bakırköy ilçesinde yaşamaktadır. 1973 yılında eski adı ile DTGSYO (Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu), şimdiki adı ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Serbest – Grafik İllüstrasyon Bölümü’nden mezun oldu.
1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe art direktör ve kreatif direktör olarak çalıştı. 1989 yılından sonra seramik ile başladığı çalışmalarını bronz heykele yönlendiren sanatçı, 1997 yılından bu yana figüratif tarzda, mermer yontu ve bronz döküm ile çalışmalarını sürdürmektedir.

KİŞİSEL SERGİLER

  • 1996 Gülmine Sanat Merkezi (Seramik Heykel)
  • 1998 Kıbrıs / Lefkoşa Saçaklı Ev (Bronz Heykel)
  • 2000 İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru (Bronz Heykel)
  • 2000 Ankara / Karaca Sanat Galerisi (Bronz Heykel)
  • 2001 İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru (Bronz Heykel)
  • 2002 Pera Sanat Galerisi (Bronz Heykel)
  • 2002 Ankara / Şekerbank Ömer Sunar Sanat Galerisi (Bronz Heykel)
  • 2004 Ankara / Galeri Sanat Yapım (Bronz Heykel)
  • 2005 Çağla Cabaoğlu Art Gallery (Bronz Heykel)
  • 2007 Bakraç Sanat Galerisi (Bronz Heykel ve Desen)
  • 2007 Karadeniz Ereğli / 14.Uluslararası Kültür Sanat Festivali (Bronz Heykel ve Desen)
  • 2010 Levent Tenis Klübü “Desenleme” Sergisi
  • 2011 Bakraç Sanat Galerisi
  • 2011 Doku Sanat Galerisi / İstanbul
  • 2011 Doku Sanat Galerisi / Ankara
  • 2012 Artev Sanat Galerisi
  • 2012 Doku Sanat Galerisi

YURT DIŞI SERGİLER VE ETKİNLİKLER

  • 1997 Almanya / Hannover – Türk Evi
  • 1997 Almanya / Köln – Atatürkçü Düşünce Derneği
  • 2002 Umut Vakfı ”Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış” Heykel Yarışması Onun Silahı Sevgi ,heykeli ile Seçici Kurul Teşvik Ödülü
  • 2002 Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi ”Sevgi Emektir” heykeli
  • 2003 Fransa / ”Roumaziéres – Loubert – Sculptures dargile” Performans yarışması

FUAR VE KARMA SERGİLER

  • 1993 Pera Sanat Galerisi
  • 1997 Yunus Emre Kültür Merkezi ( Basad )
  • 1998 Yunus Emre Kültür Merkezi
  • 1999 Ankara / Su Ana Sanatevi
  • 2000 10.Art İst Sanat Fuarı ( Su Ana Sanatevi )
  • 2001 1.Ankara Sanat fuarı – Ankart ( Su Ana Sanatevi )
  • 2001 İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ( Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği )
  • 2001 2001 Sanat Galerisi
  • 2002 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2002 [[2.Ankara Sanat Fuarı – Ankart ( Galeri Oda )
  • 2002 Artİst 12. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2002 İzmir / Resim ve Heykel Müzesi Sanat Galerisi
  • 2002 Çağla Cabaoğlu Art Gallery
  • 2002 Harbiye Askeri Müze ( Basad )
  • 2003 Bakraç Sanat Galerisi
  • 2003 İstanbul Basın Müzesi Sanat Galerisi
  • 2003 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )
  • 2003 Artİst 13. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )
  • 2003 Antalya / Ansan Sanat Galerisi
  • 2004 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2004 Ankara / Galeri Sanat Yapım “Kadın”
  • 2004 Artİst 14. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )
  • 2004 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması – Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )
  • 2005 Artİst 15. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )
  • 2005 Antalya / ahk interiors ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )
  • 2005 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması -Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )
  • 2006 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2006 Artİst 16. İstanbul Sanat Fuarı – [[Tüyap ( 2001 Sanat Galerisi )
  • 2006 Art İstanbul Çağdaş Sanat Günleri – Antrapo ( Bakraç Sanat Galerisi)
  • 2007 Ankara / Karaca Sanat Galerisi “10.Yıl”Kişisel Katılımcılar
  • 2007 Ankara / Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği “37.Yıl”
  • 2008 Beşiktaş Çağdaş 3. Sanat Fuarı MKM (Ortaköy Sanat Galerisi )
  • 2009 86/86 Cumhuriyet Sergisi (Cumhuriyet Sanat Galerisi Taksim Meydanı)
  • 2009 Nişantaşı Sanat Parkı (Sinpa A.Ş / Şişli Belediyesi)
  • 2010 Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği (BRH) Sergi ve Work Shop
  • 2010 Art Show 2010. MKM
  • 2010 Doku Sanat Galerisi (Yaz Karma Sergisi)
  • 2011 Artev Sanat Galerisi (Karma)
  • 2011 Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği Galerisi 8 Mart / 8 Kadın Sanatçı Sergisi
  • 2011 “Ustaya Saygı” Heykel Sergisi MKM
  • 2012 “42. Yılı için 142 sanatçı “BRHD
  • 2013 Next Level, Ankara
  • 2013 İstanbul ARTBOSPHORUS Çağdaş Sanat Fuarı
  • 2013 Işık Üniversitesi Galerisi -Şile  8 Mart Dünya Kadınlar Günü
  • 2014 GÖRSAV “Buluşma”-İstanbul
  • 2014  Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve   Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü”  Romanya Büyükelçiliği – Ankara
  • 2014 Artev Sanat galerisi – İstanbul

tarihte-bugun-ne-oldu425 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 145. (Artık yıllarda 146.) günüdür.

Olaylar

  • 1571 – İspanya Kralı, Venedik ve Papa, Osmanlı Devleti aleyhine ittifak kararı aldı.
  • 1924 – Türkiye Millî Futbol Takımı, Olimpiyat Oyunları kapsamındaki ilk milli maçında, Çekoslovakya’ya 5-2 yenildi.
  • 1944 – Nuri Demirağ’ın fabrikasında yapılan ilk Türk yolcu uçağı İstanbul’dan Ankara’ya uçtu.
  • 1953 – ABD, Nevada’da bulunan deneme bölgesinde, topçu birlikleri tarafından atılan ilk ve tek nükleer bomba denemesini yaptı.
  • 1954 – Türkiye, Osmanlı borçlarının son taksitini ödedi.
  • 1954 – Tokyo’da yapılan Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nda Türkiye birinci oldu.
  • 1961 – ABD Başkanı John F. Kennedy ABD Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada 1960’lı yıllar sona ermeden önce mutlaka Ay’a ayak basacaklarını ilan etti.
  • 1963 – 30 Afrika ülkesi bir araya gelerek Afrika Birliği Örgütü’nü kurdu.
  • 1977 – Yıldız Savaşları filmi gösterime girdi.
  • 1982 – Falkland Savaşı sırasında İngilizlerin HMS Coventry adlı destroyeri Arjantin uçakları tarafından batırıldı.
  • 1983 – Milli Güvenlik Konseyi kürtaj yasa tasarısını kabul etti.
  • 1988 – Irak Basra’yı İran’dan geri aldı.
  • 1989 – Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.
  • 1997 – Afganistan’dan kaçan General Raşid Dostum, Türkiye’ye sığındı.
  • 2001 – 32 yaşındaki Coloradolu Erik Weihenmayer, Everest Dağı’nın zirvesine ulaşan ilk görme özürlü insan unvanını aldı.
  • 2003 – Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Uzak’ adlı filmi 56’ncı Cannes Film Festivali’nde ‘Elephant’ filmiyle birlikte En İyi Film ödülünü paylaştı.
  • 2005 – Azeri petrolünü Türkiye üzerinden dünya pazarına ulaştırması amaçlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattına ilk petrol verildi.
  • 2005 – UEFA Şampiyonlar Ligi 2004-2005 sezonu finali Atatürk Olimpiyat Stadı’nda yapıldı. Normal süresi 3-3 biten maçı Liverpool penaltılarla 6-5 Milan’ı yendi.
  • 2008 – 61. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan aldı. Ceylan ödülünü kucaklarken, “Benim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” dedi. Ceylan, üçüncü kez Cannes’da ödül alarak bir rekora da imza attı..
  • 2010 – Samandıra’da eğitim uçuşu yapan bir askeri uçak, sokağın ortasına düştü. 3 personel hafif yaralandı.

Doğumlar

  • 1803 – Ralph Waldo Emerson, ABD’li yazar ve düşünür (ö. 1882)
  • 1818 – Jacob Burckhardt, İsviçreli tarihçi (ö. 1897)
  • 1865 – Pieter Zeeman, Nobel Fizik Ödüllü Hollandalı bilim adamı (ö. 1943)
  • 1927 – Robert Ludlum, ABD’li yazar (ö. 2001)
  • 1939 – Ian McKellen, İngiliz oyuncu
  • 1945 – Meriç Başaran, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu
  • 1946 – Sümeyra, ses sanatçısı.
  • 1948- Bülent Arınç, Türk siyasetçi
  • 1973 – Tomasz Zdebel, Polonyalı futbolcu
  • 1976 – Ethan Suplee, ABD’li aktör
  • 1976 – Stefan Holm, İsveçli atlet
  • 1979 – Burak Satıbol, Türk tiyatro, reklam oyuncusu.
  • 1985 – Tuğba Daşdemir, Türk alp disiplini kayakçısı.
  • 1985 – Demba Ba, Fransa pasaportlu Senegalli futbolcu.

Ölümler

  • 1848 – Annette von Droste-Hülshoff, Alman yazar (d. 1797)
  • 1895 – Ahmet Cevdet Paşa, “Cevdet Tarihi”nin yazarı Osmanlı devlet adamı (d. 1822)
  • 1934 – Gustav Holst, İngiliz besteci (d. 1874)
  • 1954 – Robert Capa, Macar asıllı ABD’li fotoğrafçı (d. 1913)
  • 1974 – Ulvi Uraz, tiyatro ve sinema sanatçısı (d. 1921)
  • 1983 – İdris I, Libya kralı (d. 1890
  • 1983 – Necip Fazıl Kısakürek, şair, gazeteci ve yazar (d. 1904)
  • 2001 – Alberto Korda, Kübalı fotoğrafçı (d. 1928)
  • 2010 – Paul Gray, metal müzik grubu Slipknot’ın bas gitaristi (d. 1972)
  • 2014 – Wojciech Jaruzelski, eski Polonya cumhurbaşkanı (d. 1923)

Tatiller ve Özel Günler

  • Havlu Günü
Kadına karşı şiddet, maalesef yine içimizi parçalayan bir olayla gündemimize oturdu. Peki kadına dair gelişmiş bu hastalıklı algının küresel bir fotoğrafını çekmek istesek nasıl bir sonuca ulaşırdık?
googleda-kadin-kelimesiyle-yapilan-aramalar-5
Cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi için çalışan Birleşmiş Milletler organizasyonu, UN Women‘ın Memac Ogilvy & Mather Dubai adlı ajanstan çıkan çarpıcı reklam kampanyası işte o küresel durumun bir göstergesi gibi. Reklam, Google‘da “kadın” kelimesiyle yapacağımız bir arama sonucu karşımıza bu kelimelerle yapılmış hangi “popüler aramalar”ın çıkabileceğini gösteriyor. Örneğin “Kadınlar … yapmamalı.” gibi bir arama yapacağınız sırada Google “Bunu mu demek istediniz?”diye sorarak “Kadınlar hak sahibi olmamalı.” veya “Kadınlar çalışmamalı.” gibi sonuçları gösteriyor.Talihsizce içinde yaşamaya çalıştığımız bu dünyada bakın insanlar arama motorunun başına geçip kadınların neleri yapıp neleri yapmayacağına dair nasıl da ahkam kesiyorlar. İşte 9 Mart 2013 tarihli Google aramalarının sonuçları:

googleda-kadin-kelimesiyle-yapilan-aramalar-2

“Women shouldn’t…” yazıp da “Kadınlar şunu şunu yapmamalı” diye arayacak biri daha aramasını bitiremeden karşısına “Kadınlar hak sahibi olmamalı./ Kadınlar oy kullanmamalı./ Kadınlar çalışmamalı.” gibi sonuçlar çıkıyor.

 

 

googleda-kadin-kelimesiyle-yapilan-aramalar-1

Google’a “Women cannot…” yazan, yani kadınların yapamayacağı şeyleri arayan birinin karşısına otomatik olarak “Kadınlar araba kullanamaz./ Kadınlar psikopos olamaz./ Kadınlara güvenilmez./ Kadınlar kilisede konuşmaz.” cevapları çıkıyor

 

googleda-kadin-kelimesiyle-yapilan-aramalar-3

Peki ya kadınlar ne yapmalı. “Women should…” yani “Kadınlar … yapmalı.” aramasını Google “Kadınlar evde oturmalı./ Kadınlar köle olmalı./ Kadınlar mutfakta olmalı.” şeklinde tamamlıyor.

 

 

 

googleda-kadin-kelimesiyle-yapilan-aramalar-4

Kadınların ne yapmalarının lazım olduğu konusunda da fikirler şöyle: “Kadınların layık oldukları yerde tutulmaları lazım../ Kadınların yerlerini bilmeleri lazım./ Kadınların kontrol edilmeleri lazım./ Kadınların disipline edilmeleri lazım.”

Kaynak :nolm.us

 

Yazar : Şengül DURUCU

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen bilgiler…

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen 16 bilgi…

Gerçeğin izinde bir hayat

gercegin-izinde-bir-hayat-listelist (1)

Eserlerinde yapmacıklıktan, güzellikten ve incelikten hoşlanmazdı. Bunlar onu sıkıyordu. Para kazanmak için soyluların ve burjuvaların tablolarını yapsa da, sıradan insanlar hep daha çok ilgisini çekti. Sıradan insanların günlük yaşantısını gerçekçi bir üslupla aktardı. Bu özelliği, çağının en iyi ressamları arasında yer almasını sağladı.

Gravürün babası

gravurun-babasi-listelist

14 yaşında okulu bıraktı, Leyda’lı ressam Jacob Isaacksz Van Swanenburgh’un atölyesinde ilk çizimlerini yapmaya başladı. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625′te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

Fotoğraf tekniğine rehber oldu

fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2

1630’larda oldukça popülerdi; “ışığın ressamı” deniliyordu ona. Soylular ve burjuvalar resmini yapması için adeta sıraya girmişti. Tablolarındaki ışık ve gölge oyunları öyle başarılıdır ki bugün dahi üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde “Rembrandt Aydınlatması” konu olarak işlenmektedir.

Merak edenler için Rembrandt Aydınlatması: Nokta ışık veren ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilen bir aydınlatmadır. Konunun dikkat çekilmek istenen yerleri aydınlatılırken, diğer yerler ya yarı aydınlık ya da tamamen karanlık olarak bırakılır. Işıklı alanlardan gölgeli alanlara geçiş çok yumuşaktır. Böylece görüntü, etkileyici bir derinlik kazanır.

Tarihteki ilk reklam çalışması

tarihteki-ilk-reklam-calismasi-listelist

Ressamın 1631’de yaptığı “Nicolaes Ruts’un Portresi” eseri, dünyadaki belki de ilk reklam çalışmalarından biridir. Rembrandt, dönemin zengin kürk tüccarı Ruts’un portresini, kendi sattığı kürklerden birinin içinde resmederek ürününün reklamını da yapmıştı. Tarihteki ilk reklam çalışması olarak kabul edilen bu portre, Rembrandt’ın sanat yaşamındaki en estetik, en yumuşak resimlerinden biriydi.

İnsanları değil adeta ruhlarını resmediyordu

insanlari-degil-adeta-ruhlarini-resmediyordu-listelist1,

Rembrandt gösteriş meraklısı zengin müşterilerini yalnızca istedikleri gibi resmetmekle kalmıyor, âdeta ruhlarını okuyor ve gördüğü şeyi tüm çıplaklığıyla tuvaline yansıtıyordu. Bir papazı resmettiği “Johannes Wtenbogaert’in Portresi (1633)” adlı eserinde yaşlı adamı; donuk gözleri, melankolik ve biraz şaşkın havasıyla hiç kimse tuvaline ondan daha iyi aktaramazdı.

Sanatçıydı ve gereğini yaptı; insanları rahatsız etti

sanatciydi-ve-geregini-yapti-insanlari-rahatsiz-etti-listelist

Rembrandt’ın gerçekliğe sadakati bazı resimlerinde rahatsız edici boyutlara varıyordu. Acımasız bir psikolog gibiydi. İnsanların tüm korkularını, acılarını ve çaresizliklerini tuvaline fütursuzca yansıtıyordu. Bu, dönemin insanlarının alışageldiğinin dışında bir şeydi. Bir insan resmini güzel görünmek için yaptırırdı; böylesi çıplak gerçeklik çok rahatsız ediciydi. Ressamın istediği de buydu zaten; onları rahatsız etmek. Zaten gerçek sanatçının görevi de bu değil miydi?

Yalnızca bir ressam değil, simyacıydı

yalnizca-bir-ressam-degil-simyaciydi-listelist

O dönemde hazır boya diye bir şey yoktu. Tüm ressamlar boyasını, tıpkı bir simyacı gibi kendisi yapardı. Öd, kan, sidik, safra, çimen, toprak; akla gelebilecek her türlü doğal maddeden kalıcılığı kusursuz boyalar yapılırdı. Ressamlık kolay değildi; bilgi ve sabır gerektiriyordu. Rembrandt’ınboya üretmede özel teknikleri vardı. Boyalarını yapıp kötü kokulu keten yağının içinde bekletirdi. Gerçek bir yağlıboya ustasıydı. Çağdaşları onun boya ve çizim tekniğini asla keşfedemedi. Ondan başka hiç kimse kalın ve durağan çizgilerle, ince ve akıcı çizgileri böylesine başarılı bir şekilde harmanlayamadı.

Karısı onun yaşam kaynağıydı

karisi-onun-yasam-kaynagiydi-listelist

Ressamlığının yanı sıra aynı zamanda iyi bir işadamıydı. Ortağıyla birlikte orijinal resimler alıp satıyor, kopyalar yapıyordu. Valinin kızı olan karısı Saskie Uylenburgh sayesinde sosyeteye girmiş, daha çok sipariş almaya, dolayısıyla daha çok kazanmaya başlamıştı. Karısını çok seviyordu. Çiçeklerle betimlemeyi sevdiği karısı onun adeta yaşam kaynağıydı. Saskie öldükten sonra resimleri çok daha karamsar bir havaya büründü.

Koleksiyoner bir ressam

koleksiyoner-bir-ressam-listelist

İyi bir koleksiyonerdi. Sanat adına yaptığını söylese de, bu işten iyi gelir elde ettiği kesindi. Aldığı şeylerde sınır yoktu. Büyük ustaların tablolarından Japon miğferlerine, Endonezya mızraklarından Roma büstlerine her şeyi satın alıyordu.

Ve sanat tarihine yön veren bir tablo: “Gece Devriyesi”

ve-sanat-tarihine-yon-veren-bir-tablo-gece-devriyesi-listelist

Portreleri sadece yeni zenginlerin değil, köklü ailelerin de duvarlarını süslüyordu. Ancak lüks yaşamını sürdürmek için daha çok paraya ihtiyacı vardı. Sadece portre yapmak geçinmek için yeterli değildi. Kendisinden o dönemde popüler olmaya başlayan şekilde, “hiyerarşik düzen içerisinde” grup resimleri yapması istendi. Elbette Rembrandt bu düzeni önemsemedi ve grup resmini gerçek bir olaya, toplumsal bir drama dönüştürdü. Ve ortaya “Gece Devriyesi” tablosu çıktı. Tablo 1642 yılında yalnızca sanat camiasında değil, ticaret ve para dünyasında da olay yarattı.

İlk üç boyutlu resim de “Gece Devriyesi”

ilk-uc-boyutlu-resim-gece-devriyesi-listelist

Gece Devriyesi’nin özelliği bununla bitmedi… Rembrandt, dönemi için oldukça sıradışı ve yenilikçi bir ressamdı. Eserlerinde hareket vardı. Tablolarındaki insan figürleri, tablonun içinden çıkacak ve karşısındaki ile konuşmaya başlayacak gibi duruyordu. İşte bu derinlik “Gece Devriyesi”nin resim tarihinin ilk üç boyutlu çalışması olarak kabul görmesini sağladı.

Altın Çocuk’un düşüşü

altin-cocukun-dususu-listelist

“Gece Devriyesi” ona âdeta uğursuz geldi. Bu tablodan sonra hayatında ve sanat yaşamında olumsuz yönde önemli değişiklikler oldu. Önce karısını kaybetti. Bu ölüm onun sanat üslubuna yansıdı. Resimlerindeki görkemli çizgiler yerini tatlı bir sevecenliğe bıraktı. Ve “Hollanda’nın altın çocuğu” ilan edilmiş olan Rembrandt ilk kez, müşterisi, yaptığı portreyi beğenmediği içinparasını alamadı. Bu olay kulaktan kulağa yayıldı. Sanat tarihinin bu en kendini beğenmiş, en küstah ressamı bunu kendine yediremedi ve Hakem Heyeti’nin toplanmasını istedi. Heyet de aynı fikirdeydi.

İçe kapanış ve yeniden doğuş

ice-kapanis-ve-yeniden-dogus-listelist

Tüm bu olanlar üzerine Rembrandt daha da içine kapandı. Zengin ve güçlü insanlar yerine sıradan insanların portrelerini yapmaya başladı. Onların saflık, yoksunluk ve sevecenliğini başarılı bir şekilde tablolarına yansıttı. Bu dönem, bir kabuğuna çekilme, kendini arama ve yeniden yaratma dönemiydi.

Yeni dönem, yeni üsluplar

yeni-donem-yeni-usluplar-listelist

Özellikle Seksen Yıl Savaşı’ndan sonra beğeniler ve sanat anlayışı da değişmeye başladı. Doğallık ve sadelik gibi erdemlerin yerini yapaylık ve karmaşıklık; bir zamanların sade giyimli insanlarının yerini, görkemli şapkaları ve giysileriyle âdeta tavus kuşunu andıran bir kuşak almıştı. Kirli kahverengisi ve sarısının yanı sıra Rembrandt’ın mütevazı giysiler içindeki erkekleri ve şişman kadınları da tarihe karışıyordu.

“Kendini aşamamış bir zavallı”

kendini-asamamis-bir-zavalli-listelist

Artık kimse ondan resim istemiyordu. Sanat eleştirmenleri ünlü ressamı çılgın bir yenilikçi değil, “kendini aşamamış bir zavallı” olarak görmeye başladı. 1650’li yıllarda yaptığı resimlerde incelikten eser yoktu. Öyle ki, neredeyse bitmemiş gibiydiler. Aslında çağın akademisyenlerini ölesiye korkutan yeni bir yola girmişti. Özellikle son dönem çalışmalarında, taslakla resim arasındaki farkı yok etmeye başlamıştı.

Gerçeği, yalnızca gerçeği çizen ressam

gercegi-yalnizca-gercegi-cizen-ressam-listelist

1656 yılında iflas etti; evi, tabloları ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ancak elde edilen para yine de borçlarını karşılamaya yetmedi. Bu tarihten sonra bambaşka bir Rembrandt olarak geri döndü. Yenilenen belediye binası için şans eseri, aniden ölen bir ressamın yerine yapmak üzere yeni bir sipariş aldı. Tablo Hollanda’nın kuruluşu ile ilgiliydi. Tabloyu kendisinden istenen şekilde yapabilir, buradan elde edeceği gelirle tüm maddi sorunlarını giderebilirdi. Ancak o yine yapması gerekeni yaptı ve gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Tabii bu durum Hollandalıları pek memnun etmedi; tablo geri çevrildi. Ülkenin “Altın Çocuğu” reddedilmiş, aşağılanmış ve kovulmuştu. Dev boyutlardaki tabloyu, belki yaşadığı küçük eve sığdıramayacağından, belki de sinirinden parçaladı; daha sonra bu tablonun çok az bir kısmı bulunabildi.

Kaynak :[-]

Hitchcock 50 yılı aşkın bir süre içerisinde çektiği 66 filmin 39 tanesinde göründü, tabi eğer Lekeli Adam (The Wrong Man, 1956)’ın en başında anlatıcı olarak karşımıza çıkan silüetini de sayarsak. Cameo rol de denilen bu roller birkaç saniyeyi geçmiyordu ve Hitchcock’la özdeşleşmişti.

hitchcock-1

Hitchcock’un göründüğü tartışmalı ve resmen cameo rol olarak sayılmayan  filmi  Secret Agent (1939)’dı.

Ayrıca dört tane filminde Kiracı: Sisli Bir Londra Hikayesi  (The Lodger: A Story of the London Fog, 1927),

Şüphe(Suspicion, 1941), Ölüm Kararı (Rope, 1948) ,

Kapri Aşıkları (Under Capricorn, 1949) ise iki kere görünmüştü (bu yüzden iki kere göründüğü filmler bir sayıldı).

hitch_cock

İlk defa Kiracı: Sisli Bir Londra Hikayesi  (The Lodger: A Story of the London Fog, 1927)’nde  görünen Hickcock, bu filminden sonra sayısız Amerikan projesinde cameo roldeydi.
Bon Voyage (1944) ve Aventure Malgache (1944) gibi savaş zamanı çekilen kısa filmlerde ise görülmedi. En zekice cameo rollerini  Cankurtaran Sandalı (Lifeboat, 1944), Ölüm Kararı (Rope , 1948) veCinayet Var (Dial M for Murder, 1954) gibi tek mekan kullanılarak çektiği filmlerde gerçekleştirdi. Mesela Lifeboat filmi belli sayıdaki oyuncuyla çekildiği için cameo görüntü gazete küpüründeki reklamda verildi.
Hitchcock bazı cameo rollerini tekrarlamıştır da. Örneğin birkaç filminde müzik aleti taşıyarak ve toplu taşıma araçlarında seyahat ederken görülmüştür. Çoğu cameo rolü, filmlerin özellikle başlangıcında yer aldı ve ince mizah ile  (Lifeboat’daki zayıflama reklamı, Dail M for Murder’daki fotoğraf, Topaz’daki tekerlekli sandalyeden kalkması)  yansıtıldı.

Kaynak : []

Yazan: Melis ALPAS

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 19. İstanbul Tiyatro Festivali, 9 Mayıs Cuma akşamı Grzegorz Jarzyna’nın yönettiği ‘Ne Yaptıysak Nafile’ başlıklı oyun ile başlayacak. 5 Haziran tarihine kadar devam edecek festival programında yurtdışından 7, Türkiye’den 31’i seyirciyle ilk kez buluşacak 33 tiyatro, dans ve performans yer alacak.

19 istanbul-tiyatro-festivali-2014 etkinlikara.com

Festival kapsamında 1 ay boyunca 13 farklı mekânda sahnelenecek 100’e yakın gösterinin yanı sıra ünlü konukların ve uzmanların katılacağı söyleşi, gösteri, film ve belgesel gösterimleri ile atölye çalışmaları da yapılacak.

İstanbul Tiyatro Festivali, 2014 yılının Polonya-Türkiye arası diplomatik ilişkilerin tesisinin 600. yıldönümü ile ilgili kutlamaların kültür programı çerçevesinde, Polonya tiyatrosunun genç yönetmenlerinden Grzegorz Jarzyna’nın iki oyunuyla başlayacak. ‘Ne Yaptıysak Nafile…’ oyununda yazar Grzegorz Jarzyna, popüler kültür ve ulusal stereotiplerden, reklamların, dergi ve günlük gazetelerin yalan dolu dilinden yola çıkarak oluşturduğu metin dünyanın korkunç gerçeğine dönüştürüyor.TR Warszawa topluluğu tarafından sahnelenen oyunda, yönetmen Grzegorz Jarzyna, ustaca bir hokkabazlıkla gerçekdışı olgularla istediği gibi oynuyor. Sosyalizmin adının bile anılmadığı fakat kapitalizmin tüm gerçekliklerinin gözler önüne seriyor.

Bugüne kadar sahnelediği oyunlarla birçok ödüle layık görülen Grzegorz Jarzyna’ya, 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Onur Ödülü, 9 Mayıs Cuma akşamı ‘Ne Yaptıysak Nafile…’ oyununun gösteriminden sonra takdim edilecek. 1998 yılından itibaren TR Warszawa’nın sanat yönetmenliğini üstlenen Grzegorz Jarzyna, aynı zamanda 2006’da başladığı kurumun genel müdürlüğü görevini de sürdürüyor. Klasik tiyatro yapıtlarının oldukça cesur denilebilecek yeni uyarlamalarıyla ünlenen Grzegorz Jarzyna, Avrupa’nın tanınmış romanlarını Varşova’da sahneye uyarlaması ve güncel “kışkırtıcı” metinleri sahnelemesiyle tanınıyor.

Kimi zaman uzun sözcüklerle anlatılması güç şeyleri resimler ile anlatmak gerekir. Kimi zamanda reklamın veya tanıtımın daha vurgulu ve güçlü olması için resimler kullanılır. Nasıl ki düz sözün efendisi şiirse, uzun uzadıya hareketli görüntülerle bir tanıtımı veya konuyu anlatmak yerine bir afiş ile anlatmak daha az maliyetli ve daha vurgulu olabiliyor.

Bu tür afiş ve ilanlar genellikle elbette normal resim olarak değil maniple edilmiş resimlerle yapılıyor.  “Dünya Doğayı Koruma Vakfı” (WWF) nin kullandığı dikkat çekici afişlerde maniple edilmiş resimler gerçekten amacına ulaşıyor diye düşünüyor ve sizleri seçtiğimiz 120 afişle başbaşa bırakıyoruz.