Şunun için etiket arşivi: Paris

Londra’da düzenlenen müzayedede, Pablo Picasso’nun ”Pencerenin Yanında Oturan Kadın” adlı ünlü tablosu 44,9 milyon dolara alıcı buldu.

Dünyaca ünlü müzayede evi Sotheby’s’in, Londra’da düzenlediği Empresyonist ve Modern Sanat Müzayedesi’nde, Picasso’nun 1932 tarihli ”Pencerenin Yanında Oturan Kadın” olarak da bilinen, sevgilisi Marie-Therese Walter’dan esinlenerek yaptığı tablo, 44,9 milyon dolara satıldı.

Sotheby’s’in, Avrupa’daki Empresyonist ve Modern Sanat departmanı yöneticisi Helena Newman, Picasso’nun söz konusu tablosunu, ”çarpıcı ve muazzam bir resim” olarak niteledi.

Newman ayrıca, koleksiyoncuların son yıllarda Picasso’nun Walter’dan esinlenerek yaptığı resimlere ilgisinin arttığını, ünlü ressamın yine Walter’ı resmettiği ”La Lecture” adlı eserinin de 2011’de 40 milyon dolara alıcı bulduğunu belirtti.

Pablo Picasso, yaşamını dönüştüren gizli sevgilisi 17 yaşındaki Marie Therese Walter’la 1927 yılında Paris’te tanışmıştı.

Guardian gazetesi, 2013 yılında Avrupa’nın “en iyi sanat etkinlikleri”nin gerçekleşeceği kentler arasında yer verdiği İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne vurgu yaptı.

 Bu yıl Avrupa’da en iyi sanat etkinliklerini gerçekleştirecek kentler arasında İstanbul da sayıldı. İngiliz Guardian gazetesi “Avrupa’nın 2013 yılında en iyi sanat etkinlikleri rehberi” başlığıyla verdiği geniş haberinde İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne yer verdi.

Guardian gazetesi “Avrupa’da bu yılın en iyi sanat etkinlikleri rehberimiz ile şaşırtıcı bir kültürel kentsel tatilini planlayın, operadan elektronik müziğe, artı şiir, tiyatro ve sinemaya” diye yazdı.
Haberde yılın “en iyi sanat etkinliklerine” evsahipliği yapacak Avrupa kentleri arasında İstanbul dışında şu kentler sıralandı:
“Paris (Fransa), Barcelona (İspanya), Kosice (Slovakya), Berlin (Almanya), Venedik (İtalya), St. Petersburg (Rusya), Atina (Yunanistan), Gothenburg (İsveç), Krakov (Polonya), Lizbon (Portekiz), Basel (İsviçre), Prag (Çek Cumhuriyeti), Kopenhag (Danimarka), Budapeşte (Macaristan), Oslo (Norveç) ve Brüksel (Belçika).

-İSTANBUL’DA ETKİNLİKLER-

Guardian gazetesi, 30 Mart ile 14 Nisan tarihlerinde düzenlenecek olan İstanbul Uluslararası Film Festivali için “Son yıllarda en ilginç Avrupalı filmlerinden bazıları Türk yönetmenlerden geldi” dedi. Bu çerçevede Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu ve Fatih Akın’ın “Yaşamın Kıyısında” yapıtlarına dikkat çeken gazete 1982 yılından beri devam eden festivalin, hem büyük isimlerin piyasaya çıkan yeni yapıtlarını hem de yükselen yeni yönetmenlerin eserlerini görmek için “büyük şans” sağladığını vurguladı.
Guardian, İstanbul’un 14 Eylül ile 10 Kasım tarihleri arasında evsahipliği yapacağı İstanbul Bienali’ni okuyucularına anlatırken “Bu etkinlik, Venedik, Sao Paulo ve Sydney’de yapılanlarla birlikte dünyanın en prestijli çağdaş sanat vitrinlerinden biri” sözlerini kullandı. Haberde Bienalin Küratörü Fulya Erdemci’nin 2013 yılı temasının, “siyasi bir forum olarak kamusal alan” fikri olacağını açıkladığına vurgu yapıldı.

Kaynak : [-]http://www.haberx.com

“Editör: Demek ki neymiş yağız hırsız ev sahbini bastırıyormuş. Bize ait olanı al/çal, sergile geri isteyince de neredeyse değil, aleni olarak “Şantajcı” muamelesi yap. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.”

İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye’nin yurt dışındaki müzelerde bulunan arkeolojik eserleri geri almak için yabancı ülkelerin müze ve arkeologlarına şantaj yaptığını öne sürdü.

Gazete ayrıca Kültür Bakanlığı’nı “kültürel şovenizm” uygulamakla suçladı.

The Guardian, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan yabancı ülkelerdeki kültürel varlıklarını Türkiye’ye getirmek için son birkaç yılda adeta seferberlik başlatan Eruğrul Günay liderliğindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca talep edilen kültür varlıklarını iade etmek istemeyen Berlin, Paris ve New York’un müze ve arkeoloji adamlarını, Türkiye’de arkeolojik kazı yapma izinlerini yenilememekle tehdit etti. Bakanlık ayrıca bu kentlerdeki müzelere hiçbir sanat ve kültür eserini ödünç vermeme tehdidinde bulunduğini öne sürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri için ’Türkiye kültür savaşı açtı’ ifadesini kullanan gazete, 1829’dan bu yana Türkiye’nin en önemli arkeoloji alanlarında kazılar yapan Alman Arkeoloji Enstitüsü, Berlin Müzesi’nde bulunan 3 bin 300 yıllık dev Hitit sfenksin verilmemesi halinde Türkiye’nin kendilerini yeni kazı izni vermemek veya izinlerini uzatmamakla tehdit ettiğini öne sürdü. Enstitü, sfenksin Türkiye’ye iade edilmesinden sonra bazı kazı izinlerinin yenilendiğini iddia etti.

Berlin’de bulunan ve ünlü Bergama Tapınağı’nın sergilendiği Bergama Müzesi’nin bağlı olduğu Prusya Kültürel Miras Vakfı Başkanı Hermann Parzinger de, Ankara’yı ’Kirli siyasi oyunlarla bilimsel çalışmaların geleceğini tehlikeye atmakla’ suçladı. Parzinger, “Türkiye bize arkeologlarımızı ülkeden dışarı atma şantajı uyguluyor. Son olarak arkeolojik kazı alanlarına alt yapı hizmeti vermemekle tehdit ettiler” dedi.

The Guardian, Türkiye’nin arasının bazı arkeolojik eserleri geri vermeyi reddeden Paris’teki Louvre Müzesi ve Ankara’nın yasa dışı yollara yurtdışına çıkarıldığını söylediği 18 parçalık Norbert Shimmel koleksiyonunu iade etmeyen New York Metropolitan Muzesi ile de kötü olduğunu belirterek, “Ankara bir süre önce Paris’e Fransız arkeologların kazı izinlerini iptal ederek misilleme yaptı” diye yazdı.

Kaynak :[-]

Pierre Hantaï’inin konseriyle başlayan NDS BarokMüzik Günleri bu akşam klavsen sanatçısı Orhan Memed’in 19.30’da vereceği konserle devam ediyor.

Pierre Hantaï resitaliyle başlayan, Barokist Müzik Topluluğu, Orhan Memed, Pierre Hantaï-Skip Sempé ikilisi ile devam eden NDS Barok Müzik Günleri, 12Aralık Çarşamba akşamısaat 19.30’da « Duo Traverso – Klavsen »konseriyle noktalanacak. Nihan Atalay( traverso) ve Eriko Wakita (Klavsen)’den oluşan ikili J.M. Leclair, G.F. Haendel, P. Locatelli, A. Forqueray, M. Blavet, G.P Telemann’ın eserlerini seslendirecekler.

Barokist Müzik Topluluğu

Barokist Müzik Topluluğu, barok müziğin geniş repertuvarını seyircilerle paylaşmak üzere bir araya gelen sanatçılardan oluşmaktadır.

Başak Ersöz; Cemal Reşit Rey Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlervermektedir. Sanatçı, ayrıca İstanbul Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve flüt sınıfı öğretmeniği de yapmaktadır.

Damla Tuncer; İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın devamlı üyesi olup Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlere katılmakta ve solo oda müziği konserleri vermektedir.

Andres Rodrigo Lopez; şeflik çalışmaları, solo-oda müziği konserlerininyanı sıra, Marmara Üniversitesi ve Miam’da öğretmenlik görevine devam etmektedir.

Yağmur Dai, Tevitöl Müzik Bölümünde öğretmenlik yaparken, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve oda müziği konserleri vermektedir.

Orhan Memed-Klavsen

Klavsen, piyano ve müzikoloji eğitimi alan Makedonya kökenli Orhan Memed, 1992’den bu yana Paris’te yaşamaktadır. Southern CaliforniaÜniversitesinde piyano ve keman eğitimini, Oxford Üniversitesinde demüzikoloji doktorasını tamamladıktan sonra, Huguette Dreyfus ile klavsen dersleri aldığı Paris’te, jürinin takdirini kazanarak altın madalyaya ve mükemmellik ödülüne layık görülür.

Konser kariyerine başlamasıyla, Éditions de l’Oiseau-Lyre yayınevine önce editör, sonra da müdür olarak atanması aynı zamana denk gelir. Araştırmalarıyla yayınları 17. yüzyıl İngiliz müziğini, 18. yüzyıl Fransız müziğini ve geleneksel Makedonya müziğini kapsar. 1998’den itibaren, Paris’te Vassar College-Wesleyan University Programında müzik tarihive opera tarihi dersleri vermektedir.

1999’da, Fransa’nın güneyinde bulunan Villecroze Müzik Akademisine sanat müdürü olarak atanır ve burada 10 yıl boyunca ustalık sınıfları, beste atölyeleri, müzikoloji kolokyumları düzenler ve yönetir.

Orhan Memed ; Christa Ludwig, Hugues Cuenod, Betsy Jolas, Keiko Abe ve Jessye Norman gibi sanatçılar üzerine belgesel filmler çevirir. ’Quand l’Europe parlait français’ (Avrupa Fransızca Konuşurken) adlı belgeselde Rameau, François Couperin ve Bach’ın müziklerini yorumlar. 2010 yılından bu yana düzenli olarak soprano Erika Escribá-Astaburuaga ile sahneye çıkmaktadır. ’Variations Goldberg de JS Bach’ başlıklı plak kaydı 2011’de piyasaya çıkmıştır. Bach’ın klavye için Partitas’ları ise, 2012’de çift CD olarak Omnia Artists Productions ‘dan çıkacaktır.

Skip Sempé – Klavsen

Nouvelle-Orléans kökenli olan Skip Sempé, ABD’deki Oberlin Konservatuvarında Müzik, Müzikoloji ve Organoloji (müzik aleti bilimi) ve Sanat Tarihi okuduktan sonra eğitimini Amsterdam’da Gustav Leonhardt’ın sınıfında tamamladı. Ardından,1500 – 1750 yıllarının bilinen veya daha az bilinen repertuvarları konusundaki araştırmalarını derinleştirmek üzere Avrupa’da oturmaya karar verdi. Tarih ve organoloji bilgisi Skip Sempé’yi, Rönesans müziğinde özel önem taşıyan doğaçlama uygulamalarını yaptığı araştırmalarıyla yeniden başlatmaya ve bunlarla beslediği kendi canlı ve özel stilini savunmaya yöneltti. Sempé kısa sürede bu nitelikleriyle tanındı.

Klavsenci ve orkestra şefi olarak, çok sayıda müzisyeni kendi etrafında topladı ve 1986’da Capriccio Stravagante‘ı kurdu. Bu topluluk, bugün “Capriccio Stravagante”, “Capriccio Stravagante Renaissance Orchestra” ve “Capriccio Stravagante Les 24 Violons” olarak üç grup olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Skip Sempé’nin solist olarak tanınması, özellikle, Elizabet Çağı eserlerine, Fransız klavsen edebiyatına (Chambonnières, d’Anglebert, Forqueray, Louis ve François Couperin, Rameau), Bach’a ve Scarlatti’ye yakınlığı, ayrıca doğaçlama ve aktarıcı yetenekleri sayesinde olmuştur.

Skip Sempé ‘misafir şef’ olarak sürekli davet almaktadır, ayrıca müzisyen olarak Julien Martin, Josh Cheatham, Sophie Gent, Olivier Fortin, Pierre Hantaï, Doron Sherwin ile ve topluluk olarak B’Rock, Collegium Vocale de Gand, Chœur Pygmalion, Chanticleer, Les Voix Humaines, Studio de Musique Ancienne de Montreal, Helsinki Baroque Orchestra ve Akademie für Alte Musik Berlin ile sahneye çıkmıştır.

Klavsenci, orkestra şefi, profesör ve konferansçı etkinliklerine sanat yönetmenliğini de ekleyen Skip Sempé, 2006’da kendi markası Paradizo’yu kurmuştur; sanatçı, solist olarak veya topluluklarıyla birlikte bu marka altında kayıt yapmaktadır. Burada ayrıca bazı yayın projelerinin eşgüdümünü de sağlamaktadır. Bunlar arasında, kendisini çok esinleyen bir müzisyen olan Wanda Landowska’ya saygı albümü, ayrıca müzik ve yorum üzerine kendi denemelerini bir araya getiren bir derleme vardır.

Pierre Hantaï – Klavsen

1964 ‘te doğan Pierre Hantaï, on yaşına doğru Bach’ın müziğine büyük ilgi duydu. Gustav Leonhardt’ın etkisiyle, önce tek başına, sonra da Arthur Haas yönetiminde klavsen öğrenmeye başladı. İlk konserlerini yalnız ya da kardeşleri Marc ve Jérôme eşliğinde verdi.

İki yıl Amsterdam’da, Gustav Leonhardt’ın yanında öğrenim gördü, ardından onun yönetimi altında çalmaya davet edildi. Takip eden yıllarda Philippe Herreweghe, Kuijken Kardeşler, François Fernandez, Marc Minkowski, Philippe Pierlot gibi çok sayıda müzisyen ve topluluk şefiyle işbirliği yaptı.

Sanatçı artık tüm dünyada, daha çok solist olarak çalmaktadır. Jordi Savall tarafından sıklıkla davet edilmekle birlikte, kardeşleriyle ve dostları Amandine Beyer, Hugo Reyne, Sébastien Marq, Skip Sempé, Olivier Fortin ve Jean-Guihen Queyras ile oda müziği çalmaktan da hoşlanmaktadır. Son zamanlarda, 1980’lerde kurduğu topluluk olan‘’Concert Français’’ yi Bach’ın süit, konçerto ve kantatlarını yorumlamak üzere yeniden oluşturmuştur.

Çıkarttığı çok sayıdaki plak arasında Mirare’ye yaptığı son kayıtlar dikkat çekmektedir : Goldberg Varyasyonları, Jean Sébastien Bach’ın Yumuşak Klavyesinin İlk Kitabı, Scarlatti’den Üç Cilt Sonat, bir François Couperin Resitali ve bir Süit Programı.

Duo Traverso – Klavsen

Nihan Atalay, Traverso
Nihan Atalay, müzik eğitimine 1992’de, Mimar Sinan Üniversitesinde Mükerrem Berk’in sınıfında yan flüt dersleriyle başladı.

Lise diplomasını aldıktan sonra Fransız hükûmetinden sanat bursu kazanarak Lyon Devlet Konservatuvarına kaydoldu ve 2003’te José-Daniel Castellon’un sınıfından Müzik Eğitimi Diplomasını aldı.

İsviçre’den de burs kazanan sanatçı, Lausanne Yüksek Müzik Konservatuvarına kabul edildi. 2005 yılında konser solisti ve pedagog diplomalarını birlikte aldı.

Yan flüt yüksek lisansını, Cenevre Yüksek Müzik Konservatuvarının Barok Müzik bölümünde tamamlarken, aynı zamanda Serge Saïtta’nın sınıfından çok iyi derece ile Post-Grade sertifikasını elde etti.

Nihan Atalay, Fondation Jean Tanner, Fondation Nicati de Luze, Cenevre Üniversite Mezunu Kadınlar Derneği ve kendisine aynı zamanda bir klasik flüt de hediye eden Cenevre Konservatuvarı Dostları ve Mezunları Derneğinden birçok ödül almıştır.

Bir yandan Cenevre Oda Orkestrası, diğer yandan Cenevre bölgesinin çeşitli barok müzik topluluklarıyla sahneye çıkmıştır.

Avrupa’da çok sayıda genç orkestralarına davet edilen sanatçı, 2005’te Luzern Festivalinde Pierre Boulez yönetiminde çalmıştır.

Türkiye’de eski müzik aletlerini çalan ilk flütçü olan Nihan Atalay, burada verdiği konserlerin yanı sıra, master sınıfları da yönetmektedir.

Sanatçı, Eylül 2011’den bu yana, Basel’daki Schola Cantorum’da ünlü flütçü Marc Hantaï ile birlikte yan flüt çalışma şansını yakalamıştır.

Eriko Wakita, klavsen

Basel’da yaşayan Eriko Wakita, hem Schola Cantorum Basiliensis’de hem de Bern ve Basel Müzik Konservatuvarlarında provacı (repetitör) olarak çalışmaktadır. Avrupa’da ve Tokyo Üniversitesinden mezun olana kadar tüm müzik eğitimini aldığı Japonya’da düzenli olarak konserler vermektedir. 2010’da Bach’ın Goldberg Varyasyonları’na ayırdığı ilk solo cd’sini kaydetmiştir.

2004’te İsviçre’ye gelerek Basel’daki Schola’da eğitim görmüş ve 2008’de buradan mezun olmuştur. Bad-Krozingen, ATAKA, Acanthus Musik Preis ve genç sanatçılar ödülü gibi çeşitli ödüllere layık görülmüştür.

2009 ve 2010 yıllarında İsviçre’nin Porrentruy kentinde düzenlenen Académies Bach/Radulescu ‘da klavseniyle, barok müzikte doğaçlama yoluyla armoni tamamlama anlamına gelen “continuo”yu sağlamıştır.

 Kaynak :[-]

40. İstanbul Müzik Festivali, “Umut ve Kahramanlar” teması çerçevesinde, 16 Haziran Cumartesi akşamı 20.00’de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda, Mercedes-Benz Türk AŞ’nin sponsorluğunda, Deutsches Symphonie Orchester Berlin’i ağırlıyor.

Orkestra, şef Sir Roger Norrington yönetiminde, festivalin bu yılki Onur Ödülü ‘nün sahibi, uluslararası platformda adından sıkça söz ettiren ünlü piyanist Hüseyin Sermet ‘e eşlik edecek.

Festivalin temasından yola çıkarak belirlenen konser programında, Ravel ‘in, I. Dünya Savaşı ‘nda sağ kolunu kaybeden, her ne koşulda olursa olsun “umudunu asla yitirmeyen” piyanist Wittgenstein için yazdığı “Sol El İçin Piyano Konçertosu” ve Beethoven ‘ın, kahramanlığı hem zaferi hem de trajedisiyle dile getiren 3. Senfoni ‘si “Eroica” yer alacak.

40. İstanbul Müzik Festivali ‘nin açılış töreninde festivalin “Onur Ödülü”nü alan Hüseyin Sermet, 1955 yılında İstanbul ‘da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı ‘nda başladığı eğitimini Paris Konservatuarı ile Alfred Cortot Paris Müzik Eğitim Fakültesi ‘nde Thierry de Brunhoff, Nadia Boulanger ve Maria Curcio ile sürdürdü. Olivier Messiaen ile de kompozisyon çalıştı. Aralarında Diapason d ‘Or ve MIDEM Classical Award ‘ın da bulunduğu pek çok ödüle değer görüldü. Yorumculuğunun yanı sıra besteci kimliğiyle de tanınan Hüseyin Sermet, Lorin Maazel, Mstislav Rostropoviç, Vladimir Jurowski, Semyon Bychkov, David Robertson, Lawrence Foster ve Maria João Pires gibi dünyanın en iyi müzisyenleri ile; Londra Filarmoni, Londra Kraliyet Filarmoni, Paris Orkestrası, Bavyera Radyo Senfoni, NHK, Şanghay, Tokyo ve Detroit Senfoni Orkestraları eşliğinde birçok konser verdi.

Camerata Salzburg, Stuttgart Radyo Senfoni ‘nin ardından Zürih Oda Orkestrası ‘nın birinci şefi olarak görev yapan Sir Roger Norrington, özellikle barok, klasik ve romantik dönem eserlerinin orijinaline tamamen sadık icralarıyla tanınıyor. Sir Roger Norrington, kemancı, tenor ve şef olarak birkaç yıl deneyim edindikten sonra Kraliyet Müzik Koleji ‘nde Adrian Boult ile çalışmalarına geri döndü. 1962 yılında Schütz Korosu ‘nu kurdu ve böylece otantik icrayı keşfetmekle geçen 30 yıllık macera başlamış oldu. Koroyla genellikle 17. ve 19. yüzyıl repertuarını kapsayan pek çok konser verdi ve kayıt yaptı. 1997 yılında “Sir” unvanı verilen Roger Norrington, Berlin, Viyana, Salzburg, Amsterdam, Paris, New York, San Francisco, Los Angeles, Chicago ve Londra ‘daki orkestraları sıklıkla yönetmektedir.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin, 65 yıldır Almanya ‘nın en iyi orkestraları arasında sayılıyor. Almanya ‘nın demokratik ve kültürel değişiminin müjdecisi kabul edilen, gerçekleştirdiği çalışmalarla pek çok ilke imza atan topluluk, 1946 yılında Berlin ‘in Amerikan bölgesinde yayın yapan istasyon tarafından RIAS Senfoni Orkestrası adı altında kuruldu. Topluluk, 2011 yılında En İyi Opera Kaydı dalında Grammy ödülü kazandı.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin Konseri biletleri 250, 200, 150, 100, 60 ve 30TL (öğrenci) üzerinden Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com, İKSV (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Cad. No:5 Şişhane, Pazar hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında) ve festival süresince Aya İrini Müzesi’nde bulunan gişeden alınabilir.

Kaynak :[-]

Umberto Eco’yu okumak, şifalı bir nehrin şelalesinde yıkanmak gibidir. Can yayınları’nca yayımlanan son kitabı günlük yaşamdan sanata adlı denemeleri de, Eco’nun günümüzün karmaşık sanat ve üretim-tüketim ilişkilerini çözümlediği 16 yazısından oluşuyor.

ERDİNÇ AKKOYUNLU

Edebiyat bilen büyük usta İtalyan bilim adamı Umberto Eco, ülkesinin Bolongna kenti üniversitesinin profesör kadrosunda yer alıyor ve Ortaçağ konusunda dünyanın sayılı en iyileri listesinde ilk sırada bulunuyor. Dünyaca ünlü olmasını sağlayan 1986 yılındaki Gülün Adlı adlı Ortaçağ manastırında geçen polisiye romanından sonra Türk okurunun da radarına yakalanan Eco, edebiyatı damarlarına kadar bilen ve bunu en mütevazı şekilde sunan isimlerinden sayılıyor. Bu özelliğindendir ki, ele aldığı edebi metin ister roman olsun ister deneme, konu-üslup mimarlığını Mimar Sinan dehası ve estetiğinde oluşturuyor. Böylece bilim dünyasının en zor anlaşılır konularından göstergebilim ile ilgili yazılarını da okutmakla kalmayıp, Süleymaniye güzelliğinde kültürel miras olan Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti gibi anıt niteliğinde denemelere imza atıyor.

Eco’nun Günlük Yaşamdan Sanata adlı denemelerini aslında yine Can Yayınları’nca 1996’da okurla buluşturulan Ortaçağı Düşlemek ile beraber okumanacak/değerlendirecek bir eser. Çünkü Eco’nun o önemli denemelerinde ele alınan ana tema yeni kitabında da işleniyor. Fakat Günlük Yaşamdan Sanata aldı yapıtın ilk 30 sayfası Ortaçağı Düşlemek’in temel niteliklerini barındıran bir özet anlamı da taşıyor.

KARANLIĞA BİZİ NE GÖTÜRÜR

Ortaçağı Düşlemek’te öz olarak, günümüz dünyasının Ortaçağ dünyası ile tıpkı özellikler gösterdiğini anlatıyor Umberto Eco. Dünyanın en zengin iş adamlarının mimari harikası gökdelenlerinin, Ortaçağ soylularının şato-kalelerinin mantık itibariyle yeni inşa malzemeleriyle yapılmış ve teknolojiyle donatılmış hali olduğunu düşünen Eco, Ortaçağ’ın en değerli ulaşım aracı atların yerini bugün önünde at simgesi bulunan spor arabaların aldığını, Ortaçağ’da yaşanan kişinin can güvenliğinden yoksun oluşu halinin bugün de daha gelişmiş saldırı silahları nedeniyle artarak sürdüğünü ifade ediyor. Bu düşüncelerini; sanatın günümüzdeki yorumlanışı ve üretim-tüketim ilişkisi içinde Günlük Yaşamdan Sanata adlı denemelerinde derinleştiren Eco, günümüz dünyasını teknolojik aletlerle donatılmış, kapitalizmin dünyaya egemen olduğu bir Ortaçağ olarak değerlendiriyor. Günümüz dünyasının teknolojiden örülü yaşam ağında teknolojinin çöküşünün insanlığı Ortaçağ’a götürecek unsur olduğunu dile getiren tezden söz eden Eco, New York’ta birbirini tetikleyen hava, deniz ve kara ulaşım sorunları ve bir de buna eklenen genel grev anında yaşanan büyük bir kar fırtınası, ardından elektriğin blackout adı verilen şekilde tüm şehirde tamamen kesilmesiyle birlikte başlayacak tüm mal ve hizmetlerin alımındaki sıkıntılar ile yaşanacak kargaşa ortamının birkaç hafta içinde şehri Ortaçağ’ın elektriksiz, salgın hastalıklı ve güvenliksiz dünyasına çevirebileceğini anlatıyor.
Örnekler hayattan ve sanattan

Ve ekliyor, aslında günümüz dünyasını Ortaçağ’a döndürebilecek bir dizi bu gibi felaket değil, kültürün ve sanatın yorumlanışı ile pek tabii ki yaşam tarzımızın tümü bizi Ortaçağ’a götürebilecek nitelik taşıyor. Eco, tezini açıklarken de, doğal olanın yerine yapayın konuluşunu ve bunun doğaldan daha fazla değer buluşuna dikkat çekiyor. Örnek olarak da Amerika’daki yapay Afrika olan San Diego Hayvanat Bahçesi’nin dünyadaki ününü ve doğal olanın yerine geçişini veriyor.

Dünyanın Ortaçağ’ı yeniden açacağını ya da yaşanan dönemin Ortaçağ olduğunu örneklerken, beşyıl içinde yaşanan teknolojik gelişmelerin o beş yılı yaşamamış insan tarafından bile nasıl şokla karşılanacağına atıfta bulunarak, bu teknolojik gelişmenin insanoğlundaki zihinsel karşılığının bulunmadığını; dolayısıyla da tüm teknolojik üretim- tüketim ilişkilerinin yarar ve faydadan çok, tüketiciyi şaşırtma üzerine kurulu bir sistem olduğunu anlatıyor. Ortaçağ örneklerini yinelerken, bugün pek çok kişinin koşulsuz katılacağı bir düşünceyi de dile getiriyor Eco. Ortaçağ’da nereden geleceği belli olmayan bir ok yahut kılıç ile ölme korkusu yaşayan insan tedirginliğinin günümüzde New York’un ve Paris’in metro istasyonlarında ya da şehir merkezindeki bazı semtlerinde her gün artarak yaşandığına dikkat çekiyor usta yazar.

TÜKETİCİ OLMAK YETMEZ…

Hayatın üzerine kurulduğu teknolojinin doğanın öfkesi ya da insanların küçük hataları ile çökmesi durumunda yaşanacak karanlığın bizi Ortaçağ’a götürebileceği düşüncesinin entelektüel genel çevrece kabul gördüğüne vurgu yapan Eco, sanatı himaye ediş biçimi ve üretim – tüketim ilişkilerine bile bakıldığında teknolojinin çökmesine dahi gerek olmadan aslında ve belki de teknoloji gözleri kör ettiğinden bu tür bir Ortaçağ’a gidişin görülemediğini anlatıyor. Sanat tüketicisi olmanın, kendine sunulan her şeyi satın alabilmek ve söz gelimi Picasso tablosuna milyon dolarlar vermekle mümkün olmadığını, sorgulamanın; dayatılan üretim-tüketim sistemini irdelemenin önemli olduğuna işaret eden Eco, yaklaşık 40 yıl öncesi denemeleriyle günümüz dünyasını nasıl o günden hatasız görebildiğini göstererek, entelektüel birikimin önemine de kalın çizgilerle vurgu yapıyor.

Kaynak : [-]

 

Çağdaş ve modern sanat alanında dünyanın en önemli fuarı olarak kabul edilen ‘Art Basel’a Türkiye, Rusya ve Çin’den yoğun katılım dikkat çekiyor

Her yıl İsviçre’nin Basel kentinde yapılan Art Basel fuarı bu yıl 43’üncü kez kapılarını sanatsever ve koleksiyonculara açtı. Resmî olarak 12 Haziran Salı günü başlayan fuara ilk iki gün sadece özel davetliler, sanatçılar ve koleksiyoncular kabul edildi. Böylelikle VIP sayılan kişilere sanat eserlerini daha rahat inceleme ve satın alma olanağı yaratılmış oldu.

Toplam 36 ülkeden 2 bin 500’ün üzerinde sanatçı ve 300’ün üzerinde galerinin buluştuğu Art Basel’da bu yıl Türkiye’den katılan galeri yok. Fuarda yer alan sanatçıların yüzde 23 gibi önemli bir kısmı Amerika Birleşik Devletleri’nden. ABD’yi Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinden sanatçılar izliyor.

Fuarın yeni alıcı profili

Türkiye galeri olarak temsil edilmemesine karşın, özellikle İstanbul’dan gelen ziyaretçi ve koleksiyoncuları ile fuarda adından en çok söz ettiren ülkelerden biri oldu.

New York’un önde gelen sanat galerilerinden Cheim&Read’in ortaklarından Adam Sheffer, Türklerin sanattan çok iyi anladığını belirterek, “Özellikle son yıllarda Türk koleksiyoncular pazara alıcı olarak yoğun olarak girdiler. İstanbul’da dünya çapında eser toplayan koleksiyoncular var. Dikkat çekecek ölçüde iyi alım yapıyorlar. Ayrıca Çinliler ve Ruslar da sanat piyasasının yeni alıcıları. Özellikle Art Basel’a bu ülkelerden her yıl daha çok sanat koleksiyoncusu ve koleksiyoncu olmaya aday sanat severler geliyor” dedi.

 ‘Türkler Batı tarzına yakın’

Türkiye ve Türk koleksiyoncuları ile ilgili olarak, Türkiye’nin Batılı tarz sanat geçmişine vurgu yapan Sheffer, “Türk sanat koleksiyoncuları yılların birikimi olan bilgi ve kültür derinliği ile bu konudaki herhangi bir Batılıdan hiç de farklı değiller. Türkler kültür olarak Çinlilerden çok farklı. Batı sanatına yatkınlar. Türklerin Paris ekolünden gelen Komet gibi, Fahrünnisa Zeyd gibi dünya piyasalarında rekor fiyatlara eserleri satılan çok önemli sanatçıları var. Türkiye’deki müzelerde önemli eserleri bulunuyor. Yılların birikimi ile bu konuda çok eğitimliler sanat konusunda özel bir zevke sahipler” şeklinde konuştu.

Fuarın özel ziyaretçilere açık olan ilk iki günündeki ziyaretçi profili Adam Sheffer’in sanatın yeni alıcı kitlesiyle ilgili olarak söylediklerini kanıtlar nitelikteydi. Ziyaretçilerin çoğunun Türkiye, Rusya, Çin, Güney Amerika, Ortadoğu ve Orta Asya gibi Batılı ülkeler dışından gelenlerden oluştuğu görüldü.

 Basel halkından sanata destek örgüsü

Basel halkı sanata olan saygı ve desteğini Ren nehri üzerindeki Wettstein köprüsünün korkuluklarına el örgüsü rengarenk kılıflar geçirerek gösterdi. El örgüsü ile süslenen köprüye geliş ve gidiş istikametinde yaklaşık bir kilometrelik örgü malzeme kullanılmış oldu. (Deutsche Welle Türkçe)

 

Kaynak: [-] 

‘Yarım porsiyon’ kültür

İKSV’nin düzenlediği “Sanata Destek Mekanizmaları, Örnek Sunumlar ve Model Arayışı” başlıklı panelde uzmanlar kültür politikalarının başka ülkelerdeki durumuna ışık tuttu.

tiyatro

Devlet ve şehir tiyatrolarının özelleştirilmesi, kapatılması Türkiye gündemini meşgul etmeye devam ederken önceki gün İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), dünyanın dört bir yanından konuk ettiği uzmanlarla kültür politikalarının başka ülkelerdeki durumuna ışık tutan bir panel düzenledi. “Sanata Destek Mekanizmaları, Örnek Sunumlar ve Model Arayışı” başlıklı panel Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Dç. Dr. Gökçe Dervişoğlu’nun yönetiminde ABD Başkonsolosluğu Kültür İşleri Sorumlusu Sevil Sezen, İsveç Ulusal Turne Tiyatrosu’ndan yapımcı Figen Solmaz, İstanbul Goethe Enstitüsü Müdürü Claudia Hahn Raabe ve Fransız Kültür Merkezi Müdürü Berenice Gulmann’ın katılımıyla düzenlendi.

Katılımcılar, iktidardaki hükümetlerin kültür politikalarına müdahale etmediğini vurgular ve kültür yönetimi hakkında bilgiler verirken, panelin “Model Arayışı” bölümünde ise verim alınamadı. Panelin en dikkat çeken bölümü ülkelerin kültürel faaliyetlerine ayırdığı bütçeleriydi. Fransa’da devlet bütçesinin yüzde 1.5’ine denk gelen 4 milyar Avro’ya (9 milyar 320 milyon TL) karşılık, bu rakam Almanya’da ise 9.6 milyar Avro (20 milyar TL). Türkiye’de ise devlet bütçesinin yüzde 0.5’ine denk gelen 1 milyar 705 milyon TL’lik bir bütçe söz konusu.

FRANSA

– Kültürel faaliyetlere ayrılan bütçe 4 milyar Avro devlet bütçesinin yüzde 1.5’ine tekabül ediyor. Yerel yönetimlerde ciddi miktarda para aktarıyor, özel sektörden de katkı oluyor.

– Kültür politikalarının en önemli iki unsuru sanatçılar için sosyal koruma ve herkesin kültüre erişimi.

– Tek başına Paris Tiyatrosu yılda yaklaşık 430 temsil veriyor. Bütçesi ise 14 milyon Avro.

– Sanat seyircisi futbol maçına giden seyirci sayısıyla neredeyse eşit.

İSVEÇ

– 9.5 milyonluk ülkede 1.5 milyon göçmene kendi dillerinde ve kültüründe sanat hizmeti veriliyor.

– Sanat kurumlarının gelirlerinin yüzde 80’i devlet tarafından karşılanıyor.

– İsveç’in 1000’li yıllardan bu yana kültür politikası var. 7 maddeden oluşan bugünkü İsveç kültür politikasında; ifade özgürlüğünü yaymak, katılımcı, çok yönlü, dinamik ve kışkırtıcı bir güç olarak kültürün toplumda yer almasını sağlamak da bulunuyor.

– Devlet, profesyonel sanata altyapı oluşturmak için amatör sanata da destek veriyor.

ALMANYA

– Özgür sanatın garantisi Alman anayasının 5. maddesi. Anayasadaki maddeler devlete sanatın ve kültürün ne olduğu konusunda bir yargıda bulunma hakkı vermiyor.

– 2010’da sanata ayrılan bütçe 9.6 milyar Avro.

– Bağımsız tiyatro toplulukları da proje sözleşmeleri yaparak çalıştırılıyor.

– Her tiyatro bileti, devlet tarafından 95 Avro’yla destekleniyor.

– Kamu tiyatroları şehir meclislerinin seçtiği sanat yönetmeni tarafından yönetiliyor.

ABD

– Kültür Bakanlığı olmayan ABD’nin sanata destek kurumu Milli Sanat Vakfı. Vakfa devlet tarafından verilen hibe 74 milyon dolar (154 milyon TL).

– ABD’nin önemli ve büyük müzeleri özel kurumlar. Bu kurumların gelirleri özel fonlar ve kurumların kendi geliştirdikleri döner sermaye aracılığıyla elde ediliyor.

– Sanatta koleksiyonerlere ve sanat destekçilerine vergi muafiyeti ya da indirimi uygulanıyor.

 

Kaynak : [-]

Devletin üst kademesinin DT oyuncuları ve Şehir Tiyatroları oyuncularına bakışı açısı anlamında “arpalık” olarak gördüğü sanat mecrasındaki tartışmaya sessiz sedasız Kapitalizm el attı!

Tartışmanın bir yerinde olmak kararlılığı mı gösterirsiniz, ya da gazetelerin kenar köşesin de okuyup alkışlar mısınız bilemiyoruz?

Ama bazen küçük haberler büyük olaylara işaret edebiliyor. Bu büyüklük kavramı sizin nereden ve nasıl baktığınıza göre değişiyor elbette.

Yorumu sizlere bırakıyor ve belki gözünüzden kaçmıştır diye CNN’de yayınlanan haberi olduğu gibi aktarıyoruz. Canınız nereden bakmak istiyorsa oradan bakın. Nede olsa aydın ve sanatçı (!) dediğimiz bir takım zevat çıkarlarına ve kabına göre kıvrılmayı, eğilip bükülmeyi, şekil almayı iyi bilir!  Editör

 

“Nederlander Broadway’i İstanbul’a taşıyacak

Nederlander Broadway

(Alıntı Tarih ve Saati : 14.05.2012 12:22:48 – Güncelleme 51 dk. önce)

 

İstanbul’un en önemli arazisinde yükselen Zorlu Center, Türkiye’nin önemli bir sanat merkezi olmaya da aday. Zorlu Center’ın yöneticileri geçen hafta New York’ta imzaladıkları bir anlaşma ile Broadway’de çok sayıda tiyatroyu işleten Nederlander Grubu’nu Türkiye’ye getirmeyi başardı.

Hürriyet gazetesinden Vahap Munyar’ın bugünkü yazısı şöyle:

“Broadway şovlarının ve canlı eğlence sektörünün öncüsü 100 yıllık Nederlander Worldwide Entertaintment’in (NWE) Times Square’deki (New York) merkezindeyiz.

Masada NWE’nin ikinci kuşak patronu 80 yaşındaki Robert Nederlander, grubu yöneten oğlu Robert Nederlander (Jr), Zorlu Gayrimenkul Yönetim Kurulu Üyesi Emre Zorlu ve Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Even var.

Emre Zorlu, 2.5 milyar dolara tamamlanacak İstanbul’daki Zorlu Center’ın 300 milyon dolarlık Performans Sanatları Merkezi’nin efsane işletmecisini anons ederken heyecanlı:

– Neder-lander Ailesi’yle 25 yıllık anlaşma yaptık. Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’ni Nederlander Worldwide Entertaintment (NWE) işletecek. Bu, ünlü Broadway şovlarının dünyadaki önemli noktalarından birinin de İstanbul olacağı anlamına geliyor. Böyle bir işe imza attığımız için çok mutluyuz, gururluyuz.

Emre Zorlu, Performans Sanatları Merkezi’ne işletmeci belirlerken işe önce içerden başladıklarını belirtti:

Jimmy Nederlander Jr

– Türkiye’de 50 bin metrekarelik Performans Sanatları Merkezi’ni bir bütün olarak işletebilecek kimse çıkmadı. Bu konuda bir danışman firmayla anlaştık. Danışmanımız bize Broadway’i adres gösterdi. Böylece Nederlander Ailesi’yle görüşmelere başladık. 10 Mayıs 2012 itibariyle de anlaşmayı imzalamış olduk.

– İstanbul’da ilk büyük gösteri ne zaman gerçekleşecek?

– Projenin Mart 2013’te tamamlanması bekleniyor. Aynı dönemde Performans Sanatları Merkezi’mizin sürprizi de belli olur.

Mehmet Even araya girdi:

– Bugün New York’u, Londra’yı veya Paris’i ziyaret eden bir turist programına müzikal veya tiyatroyu da ekliyorsa İstanbul’a gelenler de dünyanın en iyi gösterilerini Zorlu Center’da izleyebilecek.

– NWE’yi Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ni işletmeye nasıl ikna ettiniz?

– 3 bin 70 kişilik merkezimiz sadece İstanbul’da değil, Avrupa’da da iddialı olacak. Bizim bu işe verdiğimiz önem Nederlander’la anlaşmamızda en önemli rolü oynadı.

– Tüm işletme Nederlander’a mı ait olacak? Orada etkinlik yapmak isteyen karşısında Nederlander’ı mı bulacak?

Emre Zorlu yanıtladı:

– Evet… 25 yıl boyunca işletmecimiz Nederlander olacak. Bu sürenin uzaması konusunda opsiyon da var.

– Broadway’deki en güçlü işletmeci ve yapımcı Nederlander’i ikna edebilmek için üstüne para ödemeniz söz konusu mu?

Mehmet Even anlaşmadan detay verdi:

– Nederlander’in genel giderlerini karşılayacağız o kadar. Onun dışında işletmeden sağlanacak geliri paylaşacağız. Bu işi önemli bir uluslararası zincirin gelip otelimizi işletmesi gibi düşünün.

– Kendilerine “doluluk” garantisi verdiniz mi? Yani hedeflenen izleyici sayısına ulaşılamazsa siz Nederlander’a bir ödeme yapacak mısınız?

– Hayır, doluluk garantisi vermedik. Aksine onlar getirecekleri veya yapımını üstlenecekleri gösterilerle izleyici çekip, sağlanan gelirden bize de pay verecekler. Gösterilerin hedeflenen ilgiyi göreceğini düşünüyoruz.

–  İstanbul’a ilk getirecekleri gösteri ne olacak?

– Anlaşmayı yeni yaptık. Önümüzde bir yıla yakın süre var. Üzerinde çalışacaklar, konuşup karar vereceğiz. Şimdiden gelecek şovun adını vermek mümkün değil.

Bu önemli işbirliğini öğrendiğimiz toplantının ardından Walt Disney yapımı Lion King’i Nederlander’a ait salonlardan birinde izledik… 15’inci yılını doldurmak üzere olan şov için salon tümüyle doluydu…

Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin dünya çapında işbirliği adımı, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sanatçılara sinirlenip, “Şehir Tiyatroları’nı özelleştireceğim” kararını aldığı döneme denk geldi…

Türk tiyatro tarihinde büyük yeri bulunan Şehir Tiyatroları’nın özelleştirilmesiyle ortaya çıkacak boşluk, Zorlu’nun Broadway’in güçlü işletme ve yapımcısı Nederlander’ı getirmesiyle dolabilir mi?

Broadway şovları New York’a milyonlarca turist çekiyor

Nederlander Worldwide Entertaintment (NWE) Başkan ve CEO’su Robert Nederlander Jr., Broadway’deki şov ve oyunların New York’a katkısına vurgu yaptı:

– New York’ta Broadway şovlarını izleyenlerin üçte ikisini turistler oluşturuyor. Yani, Broadway şovları New York’a milyonlarca turist çekmekte rol oynuyor. Bu şovlar New York’ta 10 milyar dolarlık bir ekonomi yaratıyor. 44 bin kişilik doğrudan istihdam alanı oluşuyor. Buradan en çok kazanan New York ve devlet oluyor.

Farklı ülkelerde iştirakleri olduğunu, bunlara son örneği Çin’in oluşturduğunu belirtip, ekledi:

– İstanbul, bu konuda dünyanın sayılı örnekleri arasına girecek. Broadway şovları İstanbul’a da ekonomik anlamda olumlu katkı yapacak. Tiyatro mıknatıs etkisi yapar, turist çeker. İstanbul’da da bunu göreceğiz.

Emre Zorlu

– Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ni 25 yıllığına işletmeye sizi ikna eden ne oldu?

– Bir kere Türkiye’nin tarihsel derinliği var. Ayrıca Zorlu Ailesi’nin vizyonu, cesareti ve kararlılığı bizi etkiledi. Çünkü bu iş süreklilik ister.

Türkiye’nin ve İstanbul’un ekonomik gelişimine dikkat çekti:

– Performans Sanatları Merkezi gibi bir iş, iyi bir alım gücüyle süreklilik kazanır. Türkiye’nin büyümesini, İstanbul’un ekonomik gücünü biliyoruz.

Zorlu Performans Sanatları Merkezi projesinin iddiasının altını çizdi:

– Zorlu’da ortaya çıkacak kapasite Çin’de bile yok…

Nederlander Ailesi, Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ni işletmek üzere heyecanla kollarını sıvıyor… Bakalım aynı heyecan, İstanbul’daki izleyici kitlesini sarıp, oraya çekecek mi?

Broadway şovları İstanbul’da başarıya ulaşır

Nederlander Worldwide Entertaintment’in (NWE) ikinci kuşak patronu Robert Nederlander, söze 300 milyon dolarlık Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ni överek girdi:

– Dünyanın en harika kentlerinden İstanbul’da harika bir proje ortaya çıkıyor. Böyle bir projenin parçası olmak bize gurur veriyor. Şirketimizin 100 yıllık geçmişinde böyle gurur verici işbirlikleri çok sık yaşanmış değildir.

Tiyatronun yaşadığı güçlüklere dikkat çekti:

– Tiyatro, meşakkatli iştir. Zorlu Ailesi’yle çıktığımız bu meşakkatli yolculukta büyük işler başaracağız.

Türkiye’nin tarihine vurgu yaptı:

– Türkiye, binlerce yıllık tarih, zengin kültür ve geleneklerin egemen olduğu bir ülke. Broadway’in en iyi şovlarının gerçekleşeceği Zorlu Performans Sanatları Merkezi, bu konuda uluslararası güce ulaşacak.

Baba Robert Nederlander, mükemmeliyet sözü verdi:

– Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin bu alanda mükemmeliyetin yeni merkezi haline gelmesine katkıda bulunmaya çalışacağız. İstanbul, sofistike bir izleyici kitlesine sahip. Broadway şovları hem artistik, hem de ticari yönden İstanbul’da başarıya ulaşacak.

Türkiye’de yerli yapım için de planlarımız var

Nederlander Worldwide Entertaintment (NWE) Başkan ve CEO’su Robert Nederlander Jr., İstanbul’u Broadway şovlarının turne listesine koymakla yetinmeyeceklerini vurguladı:

– Biz sadece işletmeci değil, aynı zamanda yapımcıyız. Gittiğimiz ülkelerde yerli yapımlara da imza atıyoruz. Bunun son örneğini Çin’de ortaya koyduk.

– Türkiye’de de bunu yapacak mısınız?

– Elbette… Önümüzdeki dönemde bunu göreceksiniz.

– Bu iş için Türkiye’de ne kadar harcama yapmayı göze alırsınız?

– Projeye göre değişir.

– Bir oyun veya şovun sahnelenmeye hazır hale gelmesi ne kadarlık yatırım gerektirir?

– 15-20 milyon dolar olabiliyor…

Walt Disney, Umutsuz Ev Kadınları dizisinin yerli versiyonunun Körfez ülkelerine ihracatbaşarısını görünce, “Türk filmi de yapabiliriz” noktasına geldi…

Nederlander Ailesi, Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hedefine ulaştığını görürse, yerli yapımı daha hızlı şekilde gündemine alır…

Bu da Türk sanatçılar için yeni bir fırsat kapısı açar…

Yabancı gösterilerde tercüme de yapılacak

Zorlu Gayrimenkul Yönetim Kurulu Üyesi Emre Zorlu, Performans Sanatları Merkezi’nin en son teknolojik altyapıya sahip olacağını vurguladı:

– Örneğin Broadway şovları geldiğinde İngilizce bilmeyen izleyiciler için elektronik tercüme mümkün olacak.

Zorlu Gayrimenkul Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Even araya girdi:

– Simultene tercüme de yapılacak. Yani, izleyici kulaklığı takıp, sahnedeki oyunu, şovu Türkçe izleyebilecek.

– Nederlander’la anlaşma olasılığı belirdikten itibaren projenizde onların istediği yönde değişiklikler oldu mu, olacak mı? Bu, maliyeti artırır mı?

– Elbette bazı yönlendirmeleri olacak. Ancak, 300 milyon dolarlık bir projede 1-2 milyon dolarlık maliyet artışı çok da maliyet büyütücü sayılmaz.

– Performans Sanatları Merkezi yıllık ne kadar bütçeyle faaliyet gösterecek?

– İki haneli milyon dolardan aşağı olmaz…

– Nederlander, işletme için Türkiye’de bir şirket mi kuracak?

– Şimdilik işletmeyi bizim şirket üzerinden yapacaklar. Sonra belki birlikte yeni şirket kurulabilir…”

Kaynak :[-] 

Kars Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenecek kültür ve sanat festivalinin son hazırlıkları tamamlandı.

Gottlieb Wallisch

Kars Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenecek kültür ve sanat festivalinin son hazırlıkları tamamlandı.

Kars Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş’un, ‘Türkülerin Kardeşliğe Çağrısı’ şeklinde nitelendirdiği festivalin bu yıl ikincisi düzenlenecek. Başkan Bozkuş, “Bu yıl daha düzeyli, daha eğitici, daha paylaşımcı, izleri daha kalıcı ve geleceğin daha bir şekilleneceği biçimde organizasyon hazırlandı. Bu etkinliğimiz, değerli konuklar ve Karslı hemşehrilerimiz ile ortak bayramımız olan Nevruz ertesinde bu kez türküler söyleyerek, halaylar çekerek, güzel, mutlu, aydınlık ve umutlu günlerimizi en iyi şekilde ve yürekten paylaşarak ele ele gönül gönüle birlikte olacağız.” dedi.

Müzikten resime, şiirden edebiyata, danstan futbola geniş bir yelpaze vaat eden festival, 22 Mart’ta başlıyor. Kars Belediyesi’nin düzenlediği, Hilal Doğanay’ın sanat yönetmenliğini yaptığı 2. Kars Kültür ve Sanat Festivali, ismini Cemal Süreyya’nın Kars’ı görmeden Paris’te yazdığı şiiri ‘Beyaz uykusuz uzakta’dan alıyor.

Pek çok yazar, şair, edebiyatçı ve ressam ağırlayacak festival paneller, konserler, atölye çalışmaları, kitap okumaları ve konferanslarla 25 Mart’a dek sürecek. Festivalde Kubat, Kardeş Türküler ve Dans Grubu, Seksendört, Cihat Aşkın, Mehru Ensari ile Minyatürler ve Mesut Özgen’le Aksak Duo sahneye çıkacak. Avustralyalı piyanist Gottlieb Wallisch de festivalin uluslararası yüzü olarak hazır bulunacak.

‘Gelenekten Çağdaşa Kültür ve Sanat’taki süreçleri yazar Fatih Türkmeoğlu moderatörlüğünde Balkan Naci İslimyeli, Mehmet Günyeli, Cihat Aşkın ve Mesut Özgen tartışırken, oyuncu Buket Dereoğlu kitap okumalarıyla Karslıların karşısında olacak. Mehmet Günyeli’nin katılacağı ve Bejan Matur’un, dia gösterimi ile fotoğraflar üzerine şiir okumaları gerçekleştireceği festivalde ortaöğretim ve lise öğrencileri kitaplarını okudukları yazarlarla ilk kez bir araya gelecek. Faruk Duman, Cemil Kavukçu, Sevim Ak ve Esra Yalazan, öğrencilerle hem deneyimlerini paylaşacak hem kitap okuma üzerine söyleşiler yapacak.

Festivalin bir başka önemli konusu ise futbol. ‘Futbol Her şeydir’ adıyla Özgür Özgülgün moderatörlüğünde İlhan Mansız, Ümit Sezgin, Yılmaz Vural ve İlknur Ertugay, bir araya gelerek futbolu Kars’a taşıyacak.

Başkan Bozkuş, “Böylesine renkli ve geniş katılımlı bir festivalde hemşehrilerim ve ben konuklarımız ile bir arada olmaktan mutlu olacağız. Hemen herkese, her yaşa ve kültüre hitap edecek ‘Beyaz Uykusuz Uzakta’ başlıklı festivalimizde buluşmayı dilerken, konuklarımız ve emeği geçen herkese şahsım ve Kars halkı adına teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

84. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. “The Artist” beş dalda Oscar kazanarak yılın filmi oldu. “Hugo” teknik dallarda beş Oscar aldı. En İyi Kadın Oyuncu ise Meryl Streep seçildi.

Sinema dünyasının akademi ödülleri Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Los Angeles kentinde, Kodak Tiyatrosu’nda yapılan bir törenle açıklandı.

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nce verilen ödüllerin sunuculuğunu Billy Crystal yaptı. Gecede yılın filmi The Artist oldu.

Siyah-beyaz ve sessiz film olan The Artist hem En İyi Film ödülünü kazandı, hem de yönetmeni Michel Hazanavicius ve başrol oyuncusu Jean Dujardin’e Oscar getirdi. 10 dalda aday gösterilen The Artist, beş dalda akademi ödüllerinin sahibi oldu. En İyi Film ödülü 1929’da sessiz film olan Wings’den sonra ilk defa sesiz bir esere verilmiş oldu.

Meryl StreepMargaret Thatcher‘ı canlandırdığı Iron Lady ile en iyi kadın oyuncu seçilerek üçüncü kez Oscar aldı. Streep, bugüne kadar 17 kez Oscar’a aday gösterildi.

Ödüllerin diğer çok beğenilen filmi 11 dalda aday olan Martin Scorsese imzalı Hugo, sadece teknik dallarda beş Oscar kazandı. Hugo, Görüntü Yönetimi, Sanat Yönetimi, Görsel Efekt, Ses Kurgusu ve Ses Miksajı dallarında ödüle layık görüldü.

Yardımcı Oyuncu dalında Oscar ödülleri The Help ileOctavia Spencer‘a ve Beginners ile Christopher Plummer‘a verildi. 82 yaşındaki Christopher Plummer, altın heykeli kazanan en yaşlı oyuncu oldu. Plummer, ödülünü alırken altın heykelciğe, “Biliyor musun, benden sadece 2 yaş büyüksün” dedi.

En İyi Orijinal Senaryo Oscar’ını Midnight in Paris ile Woody Allen, Uyarlama Senaryo Oscar’ını ise The Descendants ile Alexander Payne kazandı.

Yabancı Film dalında Oscar İran’a gitti. Ashgar Farhadi‘nin yönettiği A seperation en iyi yabancı film Oscarı’ını aldı.

3 saat 10 dakika süren 84. Oscar töreni, 225 ülkede canlı yayınladı. (IC)

İŞTE ÖDÜLLER:

En iyi film Ödülü: 
The Artist

En İyi Kadın Oyuncu:
Meryl Streep/The Iron Lady

En İyi Erkek Oyuncu:
Jean Dujardin/The Artist

En İyi Yönetmen:
Michel Hazanavicius/The Artist

En İyi Kısa Animasyon:
The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore/William Joyce, Brandon Oldenburg

En İyi Kısa Metraj Belgesel:
Saving Face/Daniel Junge, Sharmeen Obaid-Chinoy

En İyi Kısa Film:
The Shore/Terry George, Oorlagh George

En İyi Orijinal Senaryo:
Woody Allen/Midnight in Paris

En İyi Uyarlama Senaryo: 
Alexander Payne ve Nat Faxon & Jim Rash/The Descendants

En İyi Şarkı: 
Man or Muppet/The Muppets

En İyi Müzik: 
The Artist/Ludovic Bource

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: 
Christopher Plummer/Beginners

En İyi Görsel Efekt: 
Hugo/Robert Legato, Joss Williams, Ben Grossmann, Alex Henning

En İyi Animasyon: 
Rango/Gore Verbinski

En İyi Uzun Metraj Belgesel:
Undefeated/Daniel Lindsay, T.J. Martin, Rich Middlemas

En İyi Ses Kurgusu: 
Hugo/Philip Stockton, Eugene Gearty

En İyi Ses Miksajı:
Hugo/Tom Fleischman, John Midgley

En İyi Kurgu: 
The Girl With The Dragon Tattoo/Angus Wall, Kirk Baxter

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Octavia Spencer/The Help

En İyi Yabancı Film:
Jodaeiye Nader az Simin (A Separation)/Asghar Farhadi (Iran)

En İyi Makyaj:
The Iron Lady/ Mark Coulier, J. Roy Helland

En İyi Kostüm Tasarımı:
The Artist/Mark Bridges

En İyi Görüntü Yönetmeni:
Hugo/Robert Richardson

En İyi Sanat Yönetmeni:
Hugo/Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo

 

TBMM Genel Kurulunda, Fikir ve sanat eserlerinin devlet nüshası olarak derlenmesi ve saklanmasını öngören Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu Tasarısı, kabul edilerek yasalaştı.

 Kanun, fikir ve sanat eserleri ile anlaşmalar uyarınca yurt dışında çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasını sağlayacak esasları düzenliyor.

Kanuna göre, ülke sınırları içinde basılan ve çoğaltılan; kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler, gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli eserler, afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler, slayt, film parçası makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyaller, her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler, pul ve kağıt para gibi eserler, coğrafik, jeolojik, topografik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler, yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler, elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınlar derlenecek.

Yurt dışında Türkçe olarak basılan ve yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler de derleme kapsamına alınacak.

Ülke sınırları dışında derlenecek eserler ise kanunlar ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca, yabancı uyruklu gerçek ya da tüzel kişilerin Türkiye’deki kütüphane, müze, arşiv ve belgeliklerden yararlanarak hazırladıkları eserler ile Türkiye’de yaptıkları arkeolojik kazı ya da araştırmaların yöntem ya da sonuçlarına ilişkin olarak yurt dışında yayımlamış veya çoğaltmış eserlerden oluşacak.

-Derlenecek eserlerin gönderileceği yerler-

Derleme işleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülecek ve koordine edilecek.

Derleme işlemlerinin ve derlemeyle amaçlanan hizmetlerin etkin bir biçimde yürütülebilmesine ilişkin usul ve esaslar, Kültür ve Turizm Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.

Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler, gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli eserler, yerel gazeteler hariç, 6 nüsha derlenerek Milli Kütüphaneye, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığına, İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesine ve Ankara’da bakanlıkça belirlenecek kütüphaneye gönderilecek.

Diğer eserler ise ikişer nüsha Milli Kütüphane ve İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesine gönderilecek. Tasarının görüşmelerinde grupların ortak önergeyle, derlemelerin gönderileceği kütüphaneler arasına İzmir Milli Kütüphane ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi de yer aldı.

Kabul edilen başka bir önergeyle, elektronik ortama aktarılan eserlerin bir nüshası, görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Milli Kütüphaneye gönderilecek.

Yerel ve bölgesel gazeteler de Milli Kütüphane ve İl Halk Kütüphanesine gönderilecek.

-Sorumluluk ve yaptırımlar-

Eserlerin derleme nüshaları, çoğaltılmış diğer kopyalarla aynı olması zorunlu olacak. Derleme nüshaları çoğaltma işlemini izleyen 15 gün içerisinde eksiksiz ve hatasız olarak derleme müdürlüğü veya derleme birimine teslim edilecek.

Derleme kütüphanelerinin belirlediği yanlış, eksik ya da ciltsiz nüshaların değiştirilmesi, en geç 15 gün içinde derleme mükelleflerince yerine getirilecek. Kanunda yer alan sorumluluklarını yerine getirmeyen derleme mükelleflerine, derlemenin yapıldığı yerdeki en büyük mülki amir tarafından yaptırımlar uygulanacak.

Derleme nüshalarını zamanında derleme müdürlüğü veya birimine göndermeyenler, her derleme nüshası için bin TL’den 5 bin TL’ye kadar idari para cezasına çarptırılacak.

Derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedeli, kazancın saptanmasında gider olarak dikkate alınacak. Bu şekilde gider fazlalığından doğan zarar, bir sonraki yıla devredilemeyecek.

-”Uyanlarla yolumuza devam edeceğiz”-

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İzmir Milli Kütüphanesinin, bir müze olabileceğini söyledi. Günay, Ankara’ya da yeni bir milli kütüphane gerektiğini dile getirerek, ”Türkiye’de çok sayıda öğrenci var, nüfusu çok genç. Her ne kadar elektronik ortamları kullansak da kütüphane, hayatımızdan çıkmaması gereken önemli bir kültür varlığı” dedi.

Tarihi eser kaçakçılığıyla mücadele ettiklerini ifade eden Günay, Şanlıurfa Göbeklitepe’de bir heykel kutusunun, kazı heyeti tarafından yeterince korunmadığı için kayıplara karıştığını söyledi. Günay, bunu bir ölçüde kazı heyetine tanzim ettirdiklerini, başka yaptırımlar da düşündüklerini belirterek, şöyle konuştu:

”Maddi karşılıkla bu eserler ölçülemez. Yaptırımlar düşünmemiz nedeniyle kazı heyeti, karşı bilgilendirme kampanyası açtı. Türkiye’de bir kazıyı ister yabancılar, ister bizim hocalarımız, üniversitelerimiz yapsın, herkesin çalıştığı toprağı sevmesi, yeterince zaman ayırması, buluntularla ilgili eserler yazması gibi yeni getirdiğimiz kurallar var. Bu kurallara uyanlar devam edecekler, uymayanların emeklerine teşekkür edeceğiz, uyanlarla yolumuza devam edeceğiz.”

Günay, herhangi bir ayırım yapmaksızın, bütün zenginlikleri yeni kuşaklara taşımaya çalıştıklarını belirterek, bu konuda yaptıkları çalışmalardan bahsetti. Günay, Şeyh Bedreddin üzerine bir çalışma yaptıklarını, ilk kez bir Süryani kitabını Türkçe’ye basmaya çalıştıklarını anlattı. Günay, ”Bu topraklarda hangi renk, çiçekler varsa hiçbiri solmasın, bu toprakların bereketi çoğalsın diye uğraşıyoruz” dedi.

Tasarının yasalaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Meral Akşener, birleşimi yarın saat 13.00’de toplanmak üzere kapattı.

Kanun Tasarısı Şu şekilde:

ÇOĞALTILMIŞ FİKİR VE SANAT ESERLERİNİ

DERLEME KANUNU TASARISI

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

            Amaç

            MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, ülkemizin kültürel varlığı ile bilgi birikimini oluşturan fikir ve sanat eserlerinin basılmış veya çoğaltılmış nüshaları ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca yurt dışında basılan veya çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması, düzenlenmesi ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasına ilişkin esasları belirlemektir.

Kapsam

            MADDE 2- (1) Bu Kanun; her çeşit basma, ozalit, teksir, ofset, optik, manyetik, elektronik ve diğer çoğaltma yöntemleri ile satılmak, ya da parasız dağıtılmak üzere üretilen çoğaltılmış fikir ve sanat eserinin derlenmesini, derleme işlemlerini yürütecek birimleri ve derlemeye ilişkin usul ve esasları kapsar.

             Tanımlar

            MADDE 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını,

b) Derleme kütüphanesi: Bu Kanun uyarınca, derlenen çoğaltılmış fikir ve sanat eserlerinin gönderildiği kütüphaneleri,

c) Derleme müdürlüğü: İstanbul’da derleme işlemlerini yapacak olan birimi,

ç) Derleme bürosu: Derleme mükelleflerince illerde ve ilçelerde derleme nüshalarının teslim edildiği birimi,

d) Derleme mükellefi: Derleme nüshalarını derleme müdürlüğüne veya derleme bürolarına vermekle yükümlü gerçek ya da tüzel kişiyi,

e) Derleme nüshası: Bu Kanun kapsamında derlenen fikir ve sanat eserlerini,

ifade eder.

                                                                                                                                                                          İKİNCİ BÖLÜM

Derlenecek Eserler

             Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde derlenecek eserler

            MADDE 4- (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde basılan veya çoğaltılan, aşağıda belirtilen her türlü eser, bu Kanun kapsamında derlenir:

a) Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler.

b) Gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar.

c) Afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler.

ç) Veri içeren her türlü slayt, şerit, film parçası, makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyal.

d) Her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler.

e) Prospektüsleriyle birlikte blok veya tek olarak pul ve kağıt paralar.

f) Coğrafik, jeolojik, topografik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler.

g) Türkçe olarak yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında derlenecek eserler

            MADDE 5- (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında derlenecek eserler şunlardır:

a) Yürürlükteki kanunlar ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca, yabancı uyruklu gerçek ya da tüzel kişilerin Türkiye’deki kütüphane, müze, arşiv ve belgeliklerden yararlanarak hazırlamış oldukları  eserler ile ülkemizde yaptıkları arkeolojik  kazı ya da araştırmaların yöntem ya da sonuçlarına ilişkin olarak yurt dışında yayımlamış veya çoğaltmış oldukları eserler.

b) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde faaliyet gösteren derleme mükelleflerinin yurt dışında  basımını, çoğaltılmasını ve yayımlanmasını sağladıkları eserler.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Derleme Esasları ve Uygulanması

             Derleme mükellefleri

            MADDE 6- (1) Derleme mükellefleri şunlardır:

a) 4 üncü maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilmiş eserler için; gerçek ya da tüzel kişi yayıncı, yayıncının olmadığı durumda basımevi ya da matbaa.

b) 4 üncü maddenin (ç) ve (d) bentlerinde belirtilmiş eserler için; yapımcı ya da üretici gerçek ya da tüzel kişi.

c) 4 üncü maddenin (e) ve (f) bentlerinde belirtilmiş eserler için; kullanmak ya da dağıtmak üzere çoğaltma işlemlerini yapan gerçek ya da tüzel kişi.

ç) 5 inci maddenin (a) bendinde belirtilmiş eserler için; hazırlayan gerçek ya da tüzel kişi.

d) 5 inci maddenin (b) bendinde belirtilmiş eserler için; basım, çoğaltma veya yayımlama işini yaptıran gerçek ya da tüzel kişi.

e) 4 üncü maddenin (g) bendinde belirtilen eserler için, bu eserlerin yurt içinde satışını ve dağıtımını yapan gerçek ya da tüzel kişi.

             Derleme işlerini yürütecek birimler ve görevleri

            MADDE 7- (1) Derleme işleri, Bakanlık tarafından yürütülür ve koordine edilir.

(2) Derleme işlemlerinin ve derleme ile amaçlanan hizmetlerin etkin bir biçimde yürütülebilmesine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Derleme nüshalarının sayısı ve gönderileceği kütüphaneler

            MADDE 8- (1) Derleme nüshalarının sayısı ve gönderileceği kütüphaneler şunlardır:

a) 4 üncü maddenin (a), (b), (g) ve 5 inci maddenin (b) bendinde belirtilmiş eserler, yerel gazeteler hariç, dört nüsha derlenerek bir adedi Milli Kütüphaneye, bir adedi 2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğüne, bir adedi İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesine, bir adedi de Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesine gönderilir.

b) 4 üncü maddenin (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentleri ile 5 inci maddenin (a) bendinde belirtilmiş eserler ve yerel gazeteler birer nüsha derlenerek sadece Milli Kütüphaneye gönderilir.

                                                                                                                                                                 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Sorumluluk ve Yaptırımlar

             Derleme mükelleflerinin sorumlulukları

            MADDE 9- (1) Derleme nüshalarının, çoğaltılmış diğer kopyalarla aynı olması zorunludur. Ciltlemenin basımevinden ayrı bir yerde yapılması, yayınevinin ya da basımevinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

(2) Derleme nüshaları çoğaltma işlemini izleyen onbeş gün içerisinde eksiksiz ve hatasız olarak derleme müdürlüğü veya derleme bürosuna teslim edilir. 4 üncü maddenin (g) bendi ile  5 inci maddede belirtilen eserler için teslim etme süresi altmış gündür.

(3) Derleme kütüphanelerinin belirlediği yanlış, eksik ya da ciltsiz nüshalar, derleme mükelleflerince en geç onbeş gün içerisinde değiştirilir.

(4) 6 ncı maddenin (ç) bendinde belirtilen derleme mükellefleri gerekli izin için başvurduklarında,  kendilerinden bu Kanun hükümlerine uyacaklarına ilişkin imzalı belge alınır.

İdari para cezası

            Madde 10- (1) Bu Kanunda yer alan sorumluluklarını yerine getirmeyen derleme mükelleflerine, derlemenin yapıldığı yerdeki en büyük mülki amir tarafından uygulanacak yaptırımlar şunlardır:

a) 9 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen derleme mükellefleri, her derleme nüshası için bin Yeni Türk Lirasından beş bin Yeni Türk Lirasına kadar idari para cezası ile cezalandırılır. İdari para cezası,  tutanağın tebliğinden itibaren otuz gün içinde ödenir.

b) 6 ncı maddenin (ç) bendinde belirtilmiş derleme mükelleflerinden, 9 uncu maddede belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyenler, bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sürece bir daha izin belgesi alamazlar.

              Cezaya itiraz ve cezaların tahsili

              MADDE 11- (1) Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları hakkında, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uygulanır. Para cezasını ödemiş olmak, derlemeye ilişkin yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

 

              Diğer kanunlara göre derlenen eserler

              MADDE 12- (1) Bu Kanun uyarınca derlenen eserler kütüphane ve arşiv hizmetlerine yöneliktir. 5187 sayılı Basın Kanununun 10 uncu maddesi ile 5681 sayılı Matbaalar Kanununun 4 üncü maddesi gereğince verilen nüshalar, bu Kanun kapsamı dışındadır.

Derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedelinin gider yazılması

              MADDE 13- (1) Derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedeli, kazancın saptanmasında gider olarak dikkate alınır. Bu şekilde gider fazlalığından doğan zarar bir sonraki yıla devredilemez.

Yürürlükten kaldırılan hükümler

              MADDE 14- (1) 21/6/1934 tarihli ve 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu ile 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ek 5 inci maddesi ve ek 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) Diğer mevzuatta, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununa yapılan atıflar, bu Kanuna yapılmış sayılır.    

              Yönetmelik

              GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanunda belirtilen yönetmelik, Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Bakanlık tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulur. Bu süre içerisinde yapılacak derleme iş ve işlemleri, mevcut mevzuat hükümlerine göre yürütülür.

              Yürürlük

              MADDE 15- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

              Yürütme

              MADDE 16- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

GENEL GEREKÇE

Bir ülkenin kültürel varlığını oluşturan fikir ve sanat eserlerinin toplumun bilgi ve yararına sunulması, arşivlenip korunması ve gelecek nesillere aktarılması o ülkede çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin derlenmesi ile mümkündür.

Milli ve kültürel varlıkları oluşturan fikir ve sanat eserlerinin toplanması, saklanması, duyurulması, istifadeye sunulması ve gelecek kuşaklara aktarılması Devletin en önemli görevlerinden biridir. Bu sebeple, hemen hemen her ülkede derleme kanunları bulunmaktadır. Derleme kanunları devletlerin bu görevlerini etkili ve sağlıklı bir biçimde yerine getirme isteğinin bir sonucudur.

Nitekim, üyesi bulunduğumuz Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)’nın, Eylül 1977’de Paris’te gerçekleştirdiği Milli Bibliyografyalar konulu milletlerarası kongrede, derleme kanunlarının önemi üzerinde durulmuş ve UNESCO’ya üye olan ülkelerin “derleme” konusunda yürürlükteki yasaları yeniden gözden geçirmeleri ve bunları günün ve geleceğin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemeleri kararlaştırılmıştır. Bu önemli ihtiyacı aynı surette hisseden ülkelerin çoğu, “Depot Legal” kanunları ile kendi ülkelerinde yayımlanan bütün fikir eserlerinin belirli bir miktarını, yayımını müteakip, basımevlerinden ve yayımcılardan almakta, milli kütüphanelerinde ve diğer bazı kütüphanelerinde toplamaktadır. Kütüphaneler, bilgisayar otomasyon tekniklerinden faydalanarak yayımladıkları milli bibliyografyalar ile ülkelerinin basılı ve çoğaltılmış fikir eserlerini dünyaya tanıtarak kültürel varlıklarını korumaktadır.

Ülkemizde yayımlanan fikir ve sanat eserlerinin toplanması, saklanması ve kullanıma sunulmasının önemi ve gerekliliği yıllar önce anlaşılmış ve 21/6/1934 tarihinde 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu çıkarılarak Türkiyede her türlü baskı yöntemi ile basılıp yayımlanan eserlerin beş nüshası Devlet nüshası olarak derlenerek belirli kütüphanelerde hizmete sunulmuştur. 1934 yılında Atatürk’ün de ilgilenmesi ile kanunlaşan Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununun hazırlanması sırasında eski Fransız “Depot Legal” kanunundan yararlanılmıştır.

Günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler sonucunda, yayımcılıkta ve yayım türlerinde çok önemli gelişmeler olmuş; baskı yöntemleri dışında gelişen yeni çoğaltma usulleri ile çok miktarda bilim, fikir ve sanat eseri üretilmiş bulunmaktadır. Mevcut Kanunla bunların Devlet nüshası olarak derlenmesi mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, bu tür yeni çoğaltma yöntemleriyle üretilen eserlerin de kapsama alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda benimsenen derleme politikasına göre derleme kütüphanesinin, derleme nüshasının, derleme mükellefinin ve cezai hükümlerinin belirlenmesi,      2527 sayılı Kanunun adının da günümüz koşullarına göre değiştirilmesi gerekli hale gelmiştir.

Yüzyılımızın bilgi çağı olması nedeniyle Dünyada hızlı bir bilgi üretimi ve kullanımı söz konusudur. Bilginin hızlı artışı ülkemizde basılan, yayımlanan ve dağıtılan materyallerin takip edilmesini ve kullanıma hazır hale getirilmesini hem gerekli kılmakta hem de zorlaştırmaktadır. Bu doğrultuda milli koleksiyonların çoğaltılması, kültürel mirasın muhafazası, insan hafızasından silinebilecek bilgileri içeren materyallerin toplanarak ulusal belleğin oluşturulması ve kaynak olarak kullanılması amacıyla Kanun güncelleştirilmekte ve yeni çoğaltma yöntemleri ile üretilen eserler de bu kapsama alınmaktadır.

Bu nedenle, günün ihtiyaçlarına cevap veremeyen yürürlükteki 2527 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılarak teknolojik ve sosyal şartlara uygun yeni bir düzenleme yapılmaktadır. Bu yeni düzenleme ile, 2527 sayılı Kanunda yer alan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ile İzmir Milli Kütüphanesine derleme nüshaları verme yükümlülüğü, bu kütüphanelerin bütçe, bina ve personel sorunları nedeniyle, amacına uygun hizmet sunamadıkları için kaldırılmaktadır.

Diğer yandan, günümüzde bilgi, fikir ve sanat eserlerinin maliyetlerinin yüksekliği ve derleme nüshası sayısının artırılması, derlemeyi veren basımevlerini ve yayımcıları mali külfete sokmaktadır. Bedelsiz verilen bu nüshaların getireceği mali yükü hafifletmek için verilen eserlerin bedeli, kazancın saptanmasında gider olarak dikkate alınmaktadır.

Temelde bilgi, fikir ve sanat eserlerinin devlet nüshası olarak derlenerek gelecek nesillere aktarılması için korunmasını ve hizmete sunulmasını amaç edinen Tasarı, yukarıda belirtilen hususların ışığı altında günün şartlarına ve yeni ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hazırlanmıştır.

MADDE GEREKÇELERİ

         MADDE 1– Madde ile; kültürel varlığı oluşturan basılmış veya çoğaltılmış fikir ve sanat eserlerinin, ülkemizin kültür birikiminin gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla derlenmesi düzenlenmektedir.

              MADDE 2– Madde ile, çeşitli yöntemlerle basılmış veya çoğaltılmış fikir ve sanat eserlerinin devletçe derlenmesi ile derleme usul ve esaslarının bu Kanunda düzenlendiği belirtilmektedir.

MADDE 3– Madde ile, Kanunda geçen Bakanlık, derleme kütüphanesi, derleme müdürlüğü, derleme bürosu, derleme mükellefi ve derleme nüshası ifadelerinin tanımları yapılmaktadır.

MADDE 4– Maddede, yurt içinde derlenecek basılmış veya çoğaltılmış fikir ve sanat eserleri belirtilmektedir.

MADDE 5– Madde ile; Türkiye’de araştırma yapanlardan, yurt dışında bu araştırmaya dayalı eser yayımlayanların eserleri ile Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteren derleme mükelleflerinin yurt dışında basımını, çoğaltılmasını ve yayımlanmasını sağladıkları eserlerin derleneceği belirtilmektedir.

MADDE 6– Madde ile, derleme mükellefleri belirtilmektedir.

MADDE 7– Maddede, derleme işlerinin Bakanlık tarafından yürütülmesi ve koordine edilmesi ile derleme iş ve işlemlerinin çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.

MADDE 8– Maddede, derleme nüshalarının sayısı ve gönderileceği kütüphaneler belirtilmektedir.  Bu yeni düzenleme ile eski Kanunda yer alan; İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ile İzmir Milli Kütüphanesine derleme nüshaları verme yükümlülüğü, bu kütüphanelerin bütçe, bina ve personel sorunları nedeniyle, amacına uygun hizmet sunamadıkları için kaldırılmaktadır.

MADDE 9– Maddede, derleme mükelleflerinin sorumlulukları düzenlenmektedir.

MADDE 10– Maddede, derleme yükümlülüklerini yerine getirmeyen derleme mükelleflerine uygulanacak yaptırımlar belirtilmektedir.

MADDE 11– Maddede, derleme mükellefiyetinin yerine getirilmemesinden dolayı verilen cezaya itiraz ve derleme mükelleflerinin yerine getirmedikleri yükümlülükleri nedeniyle verilen cezaların nasıl tahsil edileceği belirtilmektedir.

MADDE 12– Maddede, bu Kanunda öngörülen derlemenin diğer kanunlarla derlenen eserlerle bir ilişkisi olmadığı belirtilmektedir.

MADDE 13– Maddede, derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedellerinin, kazancın tespitinde gider olarak gösterilebileceği, gider fazlalığından doğan zararın bir sonraki yıla devredilemeyeceği belirtilmektedir.

MADDE 14– Maddede, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan mevzuat belirlenmekte, ayrıca mevzuatta 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununa yapılan atıfların bu Kanuna yapılmış sayılacağı hükme bağlanmaktadır.

              GEÇİCİ MADDE 1- Maddede, bu Kanun uyarınca çıkarılacak yönetmeliğin hazırlanma süresi belirtilmektedir.

MADDE 15– Yürürlük maddesidir.

MADDE 16– Yürütme maddesidir.

Kanun Taslağı Kaynak :  www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/fikirvesanat.doc
Haber Kynk:  http://www.samanyoluhaber.com