Şunun için etiket arşivi: Orkestra

New age ve dünya müziğinin önemli isimlerinden Japonyalı Kitaro, dev orkestrası eşliğinde 4 Mart’ta Haliç Kongre Merkezi’nde konser verecek.

kitaro

Etnik ve elektronik öğeleri bir araya getiren, dünyanın dört bir yanında dinleyenleri felsefi ve derin yolculuklara çıkaran özellikle 1980’li yıllarda “Silk Road” -İpek yolu- belgesel silk_road-kitaromüziği ile bilinen efsanevi müzisyen Kitaro , 4 Mart akşamı Haliç Kongre Merkezi sahnesine konuk olacak.

Pozitif Live tarafından gerçekleşecek gecede, Kitaro’ya 36 kişilik dev bir orkestra eşlik edecek.

Kapıların 17.00’da açılacağı konserin biletleri 3 Şubat Pazartesi günü tüm Biletix gişeleri ve biletix.com’dan satışa sunulacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 42. İstanbul Müzik Festivali’nin biletleri 8 Şubat Cumartesi günü satışa çıkıyor.

42.müzik festivali

Klasik müzik hayatının öncü etkinliklerden İstanbulMüzik Festivali, bu yıl 42. kez müzikseverlere kapılarını açıyor. 31 Mayıs – 27 Haziran tarihlerinde gerçekleşecek festivalde 800’e yakın yerli ve yabancı sanatçı ağırlanacak. 2 dünya ve 2 Türkiye prömiyerinin gerçekleşeceği 42. İstanbul Müzik Festivali’nde bu yıl, baroktan çağdaş müziğe uzanan bir yelpazede senfonik ve oda müziği konserleri, vokal performanslar ve resitaller ile Pazar Klasikleri’ni kapsayan toplam 26 etkinlik yer alacak.
42. İstanbul Müzik Festivali konserlerinin biletleri, 8 Şubat Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren;
Lale Kart sahipleri festival biletlerinde %20–25 oranındaki “Lale üyelerine özel indirim”lerden yararlanabiliyor. Tüm bilet alımlarında kredi kartı geçerli. Öğrenci biletleri ise İKSV gişesinden kimlik kartı gösterilerek satın alınabilecek. Festival biletleri festival süresince Aya İrini Müzesi’nde yer alan gişeden de alınabilir.
42. İstanbul Müzik Festivali program kitapçığı İKSV Ana Gişe’den ve Biletix satış noktalarından temin edilebilir.
Açılış Töreni ve Konserini İzlemek İsteyen Müzikseverler İçin
42. İstanbul Müzik Festivali’nin, 31 Mayıs Cumartesi akşamı Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleştirilecek Açılış Töreni ve Konseri’nin biletleri Biletix ve İKSV Ana Gişe’den satın alınabilir.
Piyanist Gülsin Onay’a 42. İstanbul Müzik Festivali’nin “Onur Ödülü”nün takdim edileceği Açılış Töreni’nde ayrıca festival sponsorlarına ve katkıda bulunan kuruluşlara birer teşekkür plaketi sunulacak. Törenin ardından gerçekleştirilecek konserde, uluslararası yarışmalardan ödüllerle dönen başarılı genç viyolonselcimiz Dorukhan Doruk’a, şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusanİstanbul Filarmoni Orkestrası eşlik edecek. Orkestra onursal şefi Gürer Aykal yönetiminde, ayrıca festivalin teması olan “Doğanın Şarkısı”na gönderme yapan bir program seslendirecek.

Sizler için araştırdık ve bulduk Türklerin Avrupa’da hayranlık uyandırdığı yıllarda, Mehter Marşı’ndaki ritimden esinlenmiş  Mozart, 1783 yılında 11 numaralı la majör piyano sonatı’nın (K. 311) 3’üncü bölümünde “Ronda alla Turca” (Türk Marşı)’nı besteler.

“MOZART NEDEN TÜRK MARŞI BESTELEDİ?” haberimizi okumak için tıklayın… 


mozart

Bu beste halen, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm özel davetlerinin yanı sıra, ülke tanıtımında kullanılmaktadır.

Ludwig Van Beethoven’ın da Türk Marşı olarak eseri vardır. Turkish March Beethoven (part of Op. 113 No. 4): Die Ruinen von Athen (The Ruins of Athens)

Türk rap sanatçısı Ceza, sonatın üçüncü bölümüne 2012 yılında Türkçe söz yazdı ve parçaya bir klip çekildi.

Mozart Kimdir:

Wolfgang Amadeus Mozart Hayatı
Çarpıcı olaylarla dolu, acı ve hüznün her zaman neşeye dönüştürülerek yaşandığı kısa bir hayatın hikayesi ise şöyledir:

27 Ocak 1756′da Avusturya’da Salzburg şehrinde doğdu. 5 Aralık 1791′de Viyana’da öldü. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası’nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kız kardeşi Maria Anna (Nannerl)’ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang’ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı.

Gerçekten de Wolfgang’ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.

Zaman geçtikçe Mozart’ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi.

Yaşamının ilk on iki yılında babası ve kız kardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa’da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang’ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart’ların portre ve resimlerini yaptılar.

O günlerde Wolfgang’ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler.

On Dört yaşında iken, ilk opera eseri “Lucia Silla” Milano’da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya’da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen “Altın Mahmuz” nişanı ve şövalyelik beratı verildi.
Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.
Yirmi beş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.

Mozart’ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında “Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım” diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.

Sanat tarihinin bu eşsiz insanı çocukluk nedir bilmedi, Ölünceye dek kendi çocuk ruhuna bağlanıp kaldı. Bu nedenle Mozart yaşamı boyunca iyi ve saf karakteri yanında çocuksu neşe ve espri (mizah) anlayışını hep muhafaza etti.

Hayatın küçük zevklerinden tat almaya bayılırdı, ümitsizliğe düşmek harcı değildi. İnsanlarla beraber olmaktan ve onlarla neşeli konuşmalar yapmaktan hoşlanırdı. Bilardo oynamak, Türk kahvesi içmek ve dans etmek ona büyük keyifler verirdi.

Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı.

Mozart’ın otuz altı yaşını doldurmadan vakitsiz ölümünde çocukluğunda geçirdiği ağır hastalıkların ve yapılan yıpratıcı yolculukların etkisinin büyük olduğu kabul edilmektedir.

Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart’ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı.

 

Kaynak :[-]

Bitirmek üzere olduğumuz yılın şubat ayında Nusret İspir – Selen Akçora Klarnet İkilisi’yle başlayan Küçük Gece Müzikleri konser dizisi 26 Aralık Perşembe akşamı bir “sekizli” olan “Octagon” Üflemeli Çalgılar Topluluğu’nun konseriyle sona erdi. Pera Müzesi’nce düzenlenen, Mehmet Mestçi’nin sanat yönetmenliğini üstlendiği 2013 konserlerinin bir ayırıcı özelliği her ay “üye sayısı bir artan” bir topluluğu müzikseverlerle buluşturmaksa, ikinci ayırıcı özelliği Pera Müzesi’nin ikinci katındaki Sevgi ve Erdoğan Gönül Salonu’nda “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar”sergisinin ortasında yapılmasıydı. Çalınan yapıtların büyük çoğunluğunun tablolarda yansıtılan dönemlerin ürünü olması da, kuşkusuz, konsere ayrı bir boyut katıyordu.

Nusret_İspir-Selen Akçora

Küçük Gece Müzikleri 2013 konser dizisinin son konseri, İstanbul Devlet Senfoni, Borusan Filarmoni, Cumhurbaşkanlığı Senfoni ve Devlet Opera ve Balesi Orkestralarında çalan değerli sanatçıların kurduğu Octagon Üflemeli Çalgılar Topluluğu’nun ise ilk konseriydi. Sezai Kocabıyık (obua), Barkın Balık (obua), Ferhat Göksel (klarnet), Barış Yalçınkaya (klarnet), Cavit Karakoç (fagot), Sertaç Çevikkol (fagot), Cem Akçora (korno) ve Sadi Baruh’dan oluşan (korno) topluluk klasik Batı müziğinin iki büyük ustasının, Mozart ve Beethoven’ın büyük yapıtlarına oranla az çalınan birer yapıtını seslendirdiler.

Mozart’ın “serenattan çok üflemeliler için yazılmış bir senfoni” olarak tanımlanan KV 388 Do Minör Üflemeli Çalgılar için Serenad’ı da, Beethoven’ın “dönemin divertimentolarını geride bırakan bir divertimento olan ve bestecinin sonradan yaylı çalgılar beşlisine dönüştürdüğü” Op.103 Mi Bemol Majör Üflemeli Çalgılar için Sekizli’si de ustaca çalındı. Oda müziğinin güzelliğini yaşatan, keyifli bir konserdi.

Küçük Gece Müzikleri konserleri önümüzdeki yıl da sürecek. Ocak – Mayıs dönemi izlencesinde beş topluluk yer alıyor. 18 Ocak 2014’deki ilk konserde dinleyeceğimiz topluluk Nihan Atalay – Zeynep Keleşoğlu Flüt İkilisi. Konserler yine müzenin ikinci katındaki Sevgi ve Erdoğan Gönül Salonu’nda saat 19:00’da.

 

Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği, pek çok sanat faaliyetlerine Oda Orkestrası ile bir yenilik daha ekliyor.

nar-sanat-oda-orkestrasıKurulduğundan bu yana pek çok dalda eğitim veren,  söyleşiler, konserler ve sergilere imza atan derneğimiz bu yıl içerisinde “Nar Sanat Tiyatrosu” adı altında sahne sanatlarında da faaliyetlerine devam ederken alınan karar doğrultusunda “Nar Sanat Oda Orkestrası” kurma çalışmalarına başladı. Bu doğrultuda Nar Sanat Oda Orkestrası’nda çalmak üzere, belirli seviyede gönüllü yaylı ve üflemeli enstrümanistler aranmaktadır.

Nar Sanat Yeni Logo4

Detaylı bilgi için 0212 570 80 68.

Müzikal özgeçmişinizi [email protected] adresine gönderebilirsiniz.

 

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), 19. Yüzyılın en büyük bestecilerinden Richard Wagner’i, doğumunun 200. yılında, bestecinin ünlü opera dizisi “Der Ring des Nibelungen”den seçilmiş aryalardan oluşan bir programla anacak.

wagner-klasik-muzikBİFO’dan yapılan yazılı açıklamaya göre; operaları, büyüklükleri dolayısıyla bugüne kadar Türkiye’de hiç sahnelenmeyen sanatçının opera dizisi “Der Ring des Nibelungen”den seçilmiş tenor ve bas aryalarından oluşan program, 7 Kasım saat 20.00’de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek.
BİFO’nun onursal şefi Gürer Aykal’ın yönetiminde yapılacak konserin solistleri tenor Ünüşan Kuloğlu ve bas Tuncay Kurtoğlu olacak. 2011 Donizetti Ödülü sahibi Kuloğlu, “Türkiye’nin yıllardır aradığı Wagner tenoru” olarak gösterilirken, Kurtoğlu dünyanın birçok ülkesinde operalarda yer alan, Türkiye’nin önemli bas solistlerinden biri olarak kabul ediliyor. Programda, Wagner’in en önemli operalarından Das Rheingold, Die Walküre, Siegfried ve Götterdämmerung’dan aryalar seslendirilecek.

Hollandalı kemancı, besteci, orkestra şefi ve Johann Strauss Orkestrası’nın kurucusu Andre Rieu, 29 Kasım’da İstanbul’da konser verecek.

Andre-RieuDünya müzik otoritelerince yüzyılın en önemli müzisyenlerinden biri olarak kabul edilen ve her birine 50-60 bin kişinin katıldığı konserlerinin biletleri aylar önce tükenen Andre Rieu, İstanbul’daki konserinde Sinan Erdem Spor Salonu’nda sevenleriyle buluşacak.

“Statlarda konser veren tek klasik müzik sanatçısı” olma özelliği taşıyan Rieu, bugüne kadar dünya müzik listelerinde 30 kez liste birinciliği, 355 Platin Albüm Ödülü, 35 milyon DVD satışı, 2012 dünyanın en çok satan erkek sanatçısı, 2009-2011 Yılın Tur Sanatçısı Top 10 gibi başarıları elinde tutuyor.

Rieu, Pollstar listelerinde de 2012 yılının en çok kazanan müzisyenler listesinde 12. sırada yer aldı.

Rieu hakkında

Andre Rieu, 1949’da Hollanda’nin Maastricht kentinde doğdu. Babası Limburg Senfoni Orkestrası’nda ve Leipzig Operası’nda şef olan sanatçının kardeşleri de müzisyen.

Babasından aldığı keman eğitiminin ardından, Lüttich, Maastricht ve Brüksel konservatuarlarında eğitimine devam eden sanatçı, on yıl boyunca Limburg Senfonu Orkestrası’nın üyesi oldu.

Franz Lehar’ın “Gold and Silver”ını icra eden bir salon grubuna katılması, Rieu’nun müzikal kariyerini bu yönde çizmesinde etkili oldu. Kendi salon orkestrası Maastricht Salon Orkestrası’nı 1978’de kuran sanatçı, 1987’ye kadar çalıştığı bu orkestrası ile albümler yayınladı.

Sanatçı, 1980’lerin başında kurduğu Maastricht Salon Orkestrası ile adını duyurdu.

Özellikle Strauss’un valslerine getirdiği yorumlarıyla “Waltz King” olarak adlandırılmaya başlanan Andre Rieu, 1987’e yılında Johann Stauss Orkestrası’nı kurdu ve başlarda on kişiden oluşan, bugün elliyi aşkın müzisyenin üyesi olduğu bu orkestra ile Strauss’un valslerini 19. yüzyıl ruhu ve atmosferi içerisinde icra ettiği gösterisini, dünyanın büyük kentlerinde sunmaya devam ediyor.

Bu yıl Macaristan’ın Szeged kentinde düzenlenen Armel Opera Festivali’nin ödül alanlar listesinde ilk kez bir çocuk yer aldı. Babası Türk, annesi Rus olan 11 yaşındaki İlyas Seçkin en iyi sahne performansı sergileyen bireysel başarılı solisti seçildi.

ilyas-seçkin-operaArmel Opera Festivali’ni her yıl sayıları yüzü bulan opera ses sanatçısı başvuruda bulunuyor. Bu yılki organizasyon 10-13 Ekim tarihleri arasında Szeged’de yapıldı. Yarışmaya İstanbul Devlet Opera ve Balesi de Benjamin Britten’in bestelediği “Turn of the Screw” oyunu ile katıldı.

Yarışma sonrasında, 5’i kadın 10 solist finalist olarak seçildi. Yarışmada, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bir erkek oyuncusu da ödül aldı. Turn of the Screw oyunu aynı zamanda Fransız ARTE Televizyonu seyircisi tarafından “Halk Birincisi Opera” seçildi. Yarışmada 10 finalistin yanı sıra bir de en iyi sahne performansı sergileyen oyuncu seçiliyor.,

 

İLK KEZ BİR ÇOCUK ÖDÜL ALDI

Bu yıl seçilen isim 11 yaşındaki İlyas Seçkin oldu. Seçkin, bu zamana kadar yapılan yarışmalarda ödül alan ilk çocuk olarak kayıtlara geçti. İlsay’ın sahneye çıkışı sırasında salonda büyük bir coşku yaşandı. İlyas, bir çok kişinin bağrışları altında sahneyi selamladı. İlyas’ın seçimi aynı zamanda opera ve senfoni camiasında da büyük yankı uyandırdı. Seçkin Ailesi’ne, Devlet Opera ve Balesi yanı sıra yurtdışında da çok sayıda operasever tebrik mesajları iletti.

11 YAŞINDA ÜÇ DİL BİLİYOR

2002 doğumlu olan İlsay, Türk baba ve Rus anneden olma.  Halen özel bir okulda 6. sınıfta okuyor. Müzik hayatına 5 yaşında, müzik öğretmeni Angelika Akbar ile piyano çalarak başladığı ifade edildi. İlyas, 2009 yılında İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Çocuk Korosu çalışmalarına katıldı. İlyas’ın daha önce oynadığı opera oyunları arasında “Yusuf ile Zülayha”, “Öldüren Aşk” ve “Kötülüğün Döngüsü” yer alıyor. İlyas, Türkçe’nin yanı sıra Rusça, İngilizce ve Çince biliyor.

operaMÜZİK BİR DÜNYA DİLİ

Uluslararası yatırım danışmanlığı yapan baba Can Levent Seçkin konu ile ilgili şunları kaydetti: “Çok uzun zamandır uluslararasında iş yapan bir kişi olarak, çok dilli, çok kültürlü Türk vatandaşlarının çok fazla olmadığını görmenin rahatsızlığını duydum hep. Hep istedimki, öyle bir çocuk yetiştireyim ki, çok dil konuşsun, çok kültürlü olsun ama kendi benliğinden hiçbirşey kaybetmesin ve hep ülkesini her yerde savunabilsin. Müzik bir dünya dili aslında. Herkesin konuştuğu ve anlaşabildiği… İlyas konuştuğu yabancı dillerin haricinde müzik dilini de çok iyi konuşuyor. Biz ailesi olarak onu hep desteklerdik, her türlü çalışmadan geri kalmaması için çok çaba sarfettik. Şimdi karşımızda, dünyanın her yerinde bir Türk olarak ülkesini temsil edebilecek; bilgili, kültürlü bir birey görüyorum. Üstelik bu yaşında uluslararası bazda kimsenin kolay kolay alamayacağı bir ödüle de kavuşmuş bir çocuk. İlyas gibi çocukların sayısını arttırmamız lazım.”

 Kaynak :  Dinçer GÖKÇE []

Titanik 1912 yılının Nisan ayında batarken çalmaya devam eden orkestranın şefi Wallace Hartley’e ait keman 100 yıl sonra açık arttırmayla satışa çıkarılıyor.

titanik-kemanı

Kazanın ardından, Wallace Hartley ve orkestrası, fedakârlığın simgesi haline gelmişti.

Keman’ın açık arttırmadaki alt fiyatı 300 bin sterlin, yaklaşık 950 bin Türk lirası olarak belirlendi. Bu, Titanik’ten geriye kalan eşyalar içinde tek bir parçaya biçilen en yüksek değer.

Ancak uzmanlar, taşıdığı duygusal ve sembolik değer nedeniyle asıl satış fiyatının çok daha yüksek bir değere ulaşacağını belirtiyorlar.

Kaynak :[-] []

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, maestro Gürer Aykal yönetiminde, yeni sezonun ilk konserini Aya İrini’de verdi

gürer-aykal

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) yeni sezonun ilk konserinde önceki akşam Aya İrini Müzesi’nde müzikseverlerle buluştu. Maestro Gürer Aykal’ın yönetimindeki İDSO, soprano Evren Işık, alto Nesrin Gönüldağ, tenor Ünüşan Kuloğlu, bariton Erdem Baydar’a eşlik etti. İDSO’nun ilk konserine büyük bir ilgi gösteren sanatseverler orkestrayı uzun süre alkışladı. Konserin son bölümünde ise İDSO, Gökçen Koray yönetimindeki İstanbul Senfoni Korosu ile Beethoven’in 9’uncu senfonisini seslendirdi. İDSO, bu yıl altı farklı mekanda 34 performans sergileyecek.

6 MEKÂNDA 34 KONSER 

Aya İrini Müzesi, Caddebostan Kültür Merkezi, Zorlu Center, Fulya Kültür Merkezi, İkitelli Kültür Merkezi ve Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı konser mekanları 11 Ekim’deki ikinci konserde piyanist Gülsin Onay ve keman virtüözü Agata Szymczewska ile sahne alacak.

Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan Uluslararası Antalya Piyano Festivali Kasım’da başlıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği, sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı festival, Volkswagen ana sponsorluğunda 08 Kasım – 30 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek.

14_uluslararasi_antalya_piyano

Festivale bu yıl Grammy ödüllü sanatçı Michel Camilo, Vladimir Spivakov, Aziza Mustafa Zadeh gibi önemli isimler konuk olurken; piyano festivalinin siparişi üzerine Muhiddin Dürrüoğlu tarafından bestelenen “Anadolu’dan Sahneler”in de dünya prömiyeri yapılacak. Festivalde ayrıca Fazıl Say’ın Water –Su isimli piyano konçertosu ve Michel Camilo’nun “Piyano Konçertosu No: 1” isimli eseri de Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Her gecesiyle izleyiciye ayrı bir tat sunacak olan festivalde, sahnedeki konserlerin yanı sıra halk konserleri ve öğrenciler ile sanatçıları biraraya getiren atölye çalışmaları da yer alıyor. “Şehirde Müzik Var” sloganı ile festival, 14’üncü yaşında da sanatseverlere unutulmaz bir müzik şöleni yaşatacak.

Festival açılışında Fazıl Say’ın yeni eseri “Water” ilk kez seslendirilecek

Festivalin bu yılki açılış konserinde ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın yeni eseri olan ve dünya prömiyeri İsviçre’de yapılan “Water” piyano konçertosu, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Sanatçının piyano ve orkestra için bestelediği eserin prömiyerinde, sanatçıya şef Naci Özgüç yönetimindeki “Antalya Devlet Senfoni Orkestrası” eşlik edecek. Sanatçının suyun sakinliğini ve gücünü müzikle bir araya getirdiği eser; üç farklı bölümden oluşuyor. Eserin ilk bölümü olan “Mavi Su” dans eden, caz yapan, hüzünlenen, derinleşen sonsuz büyük denizi, ikinci bölümü olan “Siyah Su” gece vakti ay ışığı altında baykuş ve kurbağa seslerinin duyulduğu ormanda bir gölü, son bölüm olan “Yeşil Su” ise akarsuları anlatıyor. Konserin ikinci yarısında ise yine Say besteleri yer alıyor. Sanatçının “İlk Şarkılar” adını verdiği on farklı eser izleyici ile buluşurken, Say’ın piyanosuna solist Serenad Bağcan eşlik edecek. Fazıl Say’ın güçlü performansıyla gerçekleşecek açılış konserleri 08 Kasım Cuma ve 09 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

Dünyaca ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say ‘İstanbul Senfonisi’ eseri ile Avrupa’nın en büyük ve prestijli müzik ödülü olan ECHO’yu kazandı.

Seçici Kurul yaptığı açıklamasında ödülün ‘Doğu ve Batı arasında oluşturduğu sanatsal köprüdeki başarısı” gerekçesiyle Say’a verildiğini belirtti. Büyük ödüle layık görülen CD’de ‘İstanbul Senfonisi’ni, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve şef Gürer Aykal eşliğinde Burcu Karadağ (ney), Hakan Güngör (kanun) ve Aykut Köselerli (vurmasazlar) icra etmişti.
nar sanat fazıl say
Fazıl Say daha önce, 2001 yılında Stravinski’nin ‘Bahar Ayini’ kaydı ile en iyi yorumcu ve 2008 yılında kemancı Patricia Kopatchinskaja ile yaptığı CD ile en iyi oda müziği ödülüne layık görülmüştü. Say, 2013 yılında bu kez besteci olarak ‘İstanbul Senfonisi’ ile en iyi beste özel ödülünün sahibi oldu. ‘İstanbul Senfonisi’ eseri 2009 yılında bestelendi. Yedi bölümden oluşan eser 45 dakika. ‘İstanbul Senfonisi’ kısa bir süre içinde 12 ülkede, 50’den fazla konserde seslendirildi.

Kaynak :[]