Şunun için etiket arşivi: New York

Norveçli ressam Edvard Munch’ın mayıs ayında rekor fiyata alıcı bularak şimdiye kadar bir açık artırmada satılan en pahalı sanat eseri olan ‘Çığlık’  Orijinal ismiyle Skrik- ( Sanat Tarihi’nde orijinal adı Boğuntu ) adlı tablosu, New York’ta sergilenecek.

Norveçli ressam Edvard Munch’ın mayıs ayında rekor fiyata alıcı bularak şimdiye kadar bir açık artırmada satılan en pahalı sanat eseri olan ”Çığlık” adlı tablosu, New York’ta sergilenecek.

Ünlü ressamın 1895’te yaptığı kan kırmızı gök altında başını tutarak çığlık atan bir adamı tasvir eden tablosu, 24 Ekim’den itibaren 6 ay boyunca Modern Sanat Müzesi’nde (MoMA) izlenime sunulacak.

Müze Müdürü Glenn D. Lowry, sergiyi, ”hem müze hem de New Yorklu sanatseverler için çok büyük bir fırsat” olarak niteledi.

Munch’un başyapıtı ”Çığlık”ın dört versiyonundan biri olan tablo, mayıs ayında Sotheby’s Müzayede Evi’nde yapılan açık artırmada 120 milyon dolara satılmıştı. Dört ”Çığlık” tablosundan biri Norveç’teki Ulusal Müze’de, diğer ikisi ise yine Oslo’da yer alan Munch Müzesi’nde bulunuyor.

Tabloya servet ödeyen kişinin kimliği açıklanmamıştı. Gizemli alıcının, ünlü yatırımcı Leon Black olduğu sanılıyor. Sahip olduğu sanat eserleri koleksiyonuyla tanınan Black, aynı zamanda MoMA’nın yönetim kurulu üyeleri arasında yer alıyor.

29 Nisan 2013’e kadar müzenin 5. katında sergilenecek tablo için yoğun güvenlik önlemleri alınacak.

”Çığlık”ın iki versiyonu, 1994 ve 2004 yıllarında çalınmıştı. Tablolar, daha sonra bulunmuştu.

22-25 Kasım 2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.

Türkiye’nin en kapsamlı uluslararası çağdaşsanat fuarı Contemporary Istanbul, 22-25 Kasım2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.

Ana sponsorluğunu  Akbank Private Banking, ortak sponsorluğunu Zorlu Center ve Yıldız Holding’in üstlendiği Contemporary

Istanbul’a 55’i yurtdışı, 45’i yurt içi olmak üzere 100 çağdaş sanat galerisi ve 600 sanatçı katılacak. Dünyanın en önemli galerileri arasında sayılan Marlborough Gallery, Haunch of Venison, MaM-Mario Mauroner Contemporary Art gibi uluslararası çağdaş sanat galerileri ve Türkiye’den en önemli galeriler İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşacak. 7. yılında yine uluslararası koleksiyonerleri, sanat profesyonellerini ve sanatseverleri konuk edecek olan Contemporary Istanbul’da birçok önemli çağdaş sanat eseri ilk defa görülebilecek. Contemporary Istanbul fuar boyunca çağdaş sanatının bugünü ve

yarınının tartışılacağı CI Dialogues Konferans Serisi ile beraber özel davetler, açılışlar, açılış ve kapanış partileri gibi yan etkinlikleri de sanatseverlere sunmaya devam edecek.

Contemporary Istanbul 7. yılında daha da zengin  2012 senesinde başlatılan ve 5 seneyi kapsayacak alt yapı – içerik yatırımları Contemporary Istanbul’un enönemli yenilikleri arasında. Alt yapı yatırımları kapsamında; genel ve sanat eserleri aydınlatma sistemi ve sergileme ünitelerideğiştirildi. İçerik yatırımları kapsamında ise; önde gelen uluslararası  galerilerin ve yükselmekte olan genç galerilerin teşvik edilmesi amacıyla bu galerilere özel alan tahsis edildi. Galerilerin yanı sıra Türkiye’den ve dünyadan 8 sanat inisiyatifi, Türkiye’nin önde gelen 10 sanat kurumu, Türkiye’den ve dünyadan önemli 15 sanat yayını da kendilerine ayrılan özel alanda sanatseverlerle buluşacak.

“New Horizon: Yeni Ufuklar”ın Konuğu Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri

Türk çağdaş sanatının yanında çevre ülkelere de ev sahipliği yaparak İstanbul’u merkez haline getirmeyi amaçlayan Contemporary Istanbul, bu sene “New Horizons – Yeni Ufuklar” bölümünde Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden galerilere, sanatçılara, küratörlere, sanat eleştirmenlerine ve koleksiyonerlere yer veriyor. CI Dialogues Konferans Serisi’nde aynı zamanda Orta ve Doğu Avrupa’dan sanat profesyonelleri de konuşmacı olarak konuk edilecek.

Hollanda Çağdaş Sanatı Contemporary Istanbul’da 

Hollanda – Türkiye diplomatik ilişkilerinin 400. Yılı kutlamaları kapsamında, Mondriaan Fund ve Hollanda Konsolosluğu’nun desteğiyle Hollandalı galeriler fuar sırasında Hollanda’dan çağdaş sanatı temsil edecekler. Hollanda’dan yeni medya ve video sanatının son dönem örnekleri özel bir seçkiyle izleyicilerle buluşacak. CI Dialogues konferans programı kapsamında bir gün “Art as a Collaborative Space”  teması altında Hollanda’dan ve Türkiye’den konuşmacılara ayrılacak. Konuşmalar, 400. Yıl kutlamaları kapsamında 2012 yılında yapılan etkinliklere, iki ülkearasındaki karşılıklı sanat pratiklerine odaklanacak.

 

İstanbul’un Yeni Çağdaş Sanat Haftası: Art Istanbul

 

2012 yılında ilk defa hayata geçecek Art Istanbul projesi ile 19- 25 Kasım 2012 tarihlerinde İstanbul’da yerleşik sanat kurumlarının, galerilerin, müzelerin ve kültür kurumlarının düzenlediği etkinlikleri ortak bir yapı içinde Türkiye ve uluslararası çapta duyurulacak. Art Istanbul haftası birçok kültürel aktivite, sanat etkinliği, çağdaş sanat sergileri, yeni kültürel sunular, tartışmalar ve eğitim programlarına erişim sağlayacak. Art Istanbul sanat haftası son yıllarda dünya çağdaş sanat çevrelerince çekim merkezi olan Istanbul’a gelen sanatsever sayısını arttırmayı ve Türkiye’den doğan çağdaş sanatı daha geniş coğrafyada duyurmayı amaçlıyor.

Encounters / Karşılaşmalar Sergisi

Türkiye’den çağdaş sanatın uluslararası platforma taşınması için çalışmalarını sürdüren Contemporary Istanbul önemli bir uluslararası sergiye imza attı. 6-26 Eylül 2012 tarihleri arasında düzenlenen ve küratörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın yaptığı “Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea (Karşılaşmalar: Türk Çağdaş Sanatı Kore’de)” adlı sergide başarılı genç sanatçıların ve dünya çapında saygınlığa sahip Türk sanatçıların eserleri ilk defa geniş kapsamlı bir seçki ile Güney Kore’nin başkenti Seul’de yer aldı. Sergi Seoul’u takip eden günlerde Londra, Moskova, New York, Dubai, Sao Paola kentlerinde sanatseverlerle buluşacak.

Çağdaş Sanat Buluşmaları

Türkiye çapında sanatsever ve koleksiyoner kitlesiyaratmak için 2010 yılından beri düzenlenen Çağdaş Sanat Buluşmaları bu sene daha da genişleyen kapsamıyla Türkiyegenelinde 6 şehirde düzenleniyor, ilki Antalya’da gerçekleşenÇağdaş Sanat Buluşmaları İstanbul, Bursa, Adana,Ankara ve İzmir şehirleriile devam edecek.

ICE Magazine

Contemporary Istanbul’un çağdaşsanat dergisi ICE (Istanbul – Contemporary – Etc.) çağdaş Türk sanatını ülke içi ve dışında tanıtma amacına uygun olarak Türkçe ve İngilizce olmak üzere ikidilde yayımlanmaya devam ediyor. ICE baskılı sayısı ile üç ayda bir, mobil sayısı ile aylık iPad veiPhone dergisi olarak sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.

 

Bugün “Fotoğraf Eğitmenimiz”  “ Damla YEDİSAN ” ile fotoğraf ve Fotoğrafçılık Kurslarımıza ait özel bir site ( http://www.fotografcilikkurslarim.com )yapımı ve şekli hakkında telefon görüşmesi yaptık ve ardından siteyi biraz inceledim sonra diğer sanat sitelerine göz atmaya başladım ki fotoğraf sergisi olarak aşağıdaki haberi gördüm… Haberi okuduktan sonra google’da biraz araştırma yapınca sizlerle de paylaşmak istedim.  “Bilgi paylaştıkça büyür.” değil mi?

 

Tina Modotti

İtalya’daki yoksulluktan Hollywood’da başrole… Entelektüellerin gözdesi ‘çılgın’ partilerden Komünist Parti üyeliğine… Vatansızlıktan savaş meydanlarına… Herkesi etkileyen güzellikten ‘hafifmeşreplikle’ damgalanmaya… Tarihin önemli fotoğrafçılarından Tina Modotti’nin fotoğrafları, efsanesine yakıştıramadığımız bir sessizlikle Cihangir Sanat Galerisi’nde bekliyor.

İtalya’da yoksul bir ailede başlayan yaşamı, dünyanın dört bir yanında fena halde fırtınalı biçimde seyrederken, yolu Hollywood’da başrollere de düşmüş Avrupa’da ajanlığa da… Etkisinden kolay kaçınılmayan bir güzelliğe sahipmiş. Yaşamının bir kısmında entelektüel camianın katılmak için can attığı çılgın partilere ev sahipliği yaparken, bir kısmını militan bir komünist olarak geçirmiş, bir kısmında ‘hafifmeşrep’ ve ‘tehlikeli’ bir kadın sıfatıyla damgalanmış…

Dünyanın farklı yerlerinde bulunmasına, vatansız yaşamasına karşın en yaygın iki sıfatıyla belirtirsek; ‘Meksikalı’, ‘devrimci fotoğrafçı’ Tina Modotti’den (1896-1942) söz ediyoruz. Fotoğraf sanatında kalıcı bir iz bırakmış; eserleri önemli müzelerin koleksiyonuna girmiş Modotti’den…

Ölümünden uzunca süre sonra dünyada tekrar hatırlanması 1991’e denk geliyor. O yıl, Modotti’nin 1925’te çektiği ‘Güller’ adlı fotoğrafı açık artırmaya çıktığında, o zamana kadar bir fotoğraf için ödenen rekor fiyata; 165 bin dolara satılmıştı.

SESSİZ SEDASIZ BİR SERGİ  
Modotti’yi bugün hatırlamamızın vesilesiyse İstanbul’da açılan ‘Yeni Bir Bakış’ adlı sergi. ‘Renkli’ hayat hikâyesine sahip önemli bir sanatçının yolu Türkiye’ye düştüğünde çektiği büyük ilgiye; sanatseverliğimizin göstergesi olarak, mesela hikâyesinin sosyal medyada dilden dile dolaşmasına artık alışkınız. Konumuz bu durumu tartışmak değil ama ‘sanatseverlik’ ilgisini fazlasıyla hak eden Modotti’yi İstanbul’a getiren serginin, 19 Temmuz’da Cihangir Sanat Galerisi’nde sessiz sedasız açılması dikkat çekici…

Bu notun ardından iki öneri; sergiye giderken konuya az da olsa çalışmış olmak önemli. Yoksa bir zamanların Meksikasının yoksul yaşamından görüntüler aktaran, küçük siyah beyaz kareler size pek fazla şey ifade etmeyebilir.

Dilerseniz, ‘konuya çalışma’ meselesiyle bağını kurabileceğiniz ikinci önerimizse bir kitap. Margaret Hooks’un Agora Kitaplığı’ndan çıkan, ‘Devrimci Fotoğrafçı Modotti’ adlı kitabı, akıcı bir dille yazılmış, ‘renkli’ bir portreyi aktarıyor. Biz de bu yaşam öyküsünde hızlı bir tur atalım.

İtalya’da altı çocuklu yoksul bir ailenin, küçük yaşta okulu bırakıp fabrikada çalışmak zorunda kalacak ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi Modotti. Babası iş için ABD’ye gittiğinde, 12 yaşındayken bir ipek fabrikasında çalışmaya başlamıştı. 1913’te New York’taki babasının yanına gitmesiyle yeni bir dünya tanıdı; kaldığı ‘Küçük İtalya’ bölgesi aynı zamanda sanatçıların merkeziydi. Modotti böyle bir ortamda vaktinin önemli kısmını tiyatro ve opera izlemeye ayırıyordu. Tanıştığı ABD’li ressam Roubaix de I’Abrie Richey (Robo) sayesinde bir adım daha atıp ‘camiaya’ karışacaktı. 18 yaşına bastığında bazı yerel tiyatrolarda rol alarak yeteneğini gösterme fırsatı bulmuş, küçük çaplı bir üne kavuşmuştu bile.

HOLLYWOOD VE MEKSİKA
Hedefi Robo’yla birlikte Hollywood’a gitmekti. 22 yaşındayken bu hayalini gerçekleştirdi ve bir yıl sonra ‘Kaplanın Postu’ adlı filmde başrolü kaptı. Robo’yla Los Angeles’a gittiğinde evlenmişti. Modotti’nin, entelektüel çevredeki ününün yaygınlaşmasında oyunculuğunun yanı sıra önemli bir neden daha vardı; herkesin hemfikir olduğu güzelliği. Eşiyle birlikte düzenlediği entelektüel tartışma toplantılarında da, eğlenceli partilerde de herkesin odağındaki kişi aynıydı; Modotti.

Âşıklarının sayısı hiç de az değildi. O sıralarda Los Angeles’ın yolunu tutan diğer bir kişi, adı fotoğrafın efsaneleri arasında anılacak Edward Weston’dı.

Modotti, Robo’yla ilişkisindeki duygusal bağ gevşediği sırada Weston’la yakınlaştı. Robo Meksika’ya gitmişti. Modotti de peşinden gitmeyi aklından geçirmeye başlarken, 1922’de onun bir hastalık sonucu hayatını kaybettiğini öğrendi. Ertesi yıl, Hollywood’un kendisine göre olmadığını düşünen Modotti’yle Meksika’ya gitmek Weston’a nasip oldu.

O yıllarda Meksika entelektüeller için cazip bir yerdi. Siyasi devrim yaşanmıştı ve canlanan kültürel ortam dünyanın pek çok yerindeki sanatçıları çekiyordu. Modotti ve Weston, bir tür Rönesans’ın yaşandığı Juarez bölgesine taşındılar. Modotti, Weston’ın önerisiyle fotoğraf çekmeye başlamıştı. Bu alanda da yetenekliydi ve iyi bir fotoğrafçı olarak kabul görmesi için bir yıl yetecekti. Evdeki ‘çılgın partiler’ dönemi tekrar başlamıştı.

Daha çok ‘Frida’ filmiyle birlikte tanıdığımız, büyük ressam Diego Rivera da partilerin konukları arasındaydı. Rivera’yı, büyük aşk yaşadığı diğer ressam Frida Kahlo’yla partilerin ev sahibi Modotti tanıştıracaktı. Filmi izleyenler, bir sahnede Frida’yla etkileyici biçimde tango yapan kadını hatırlayacaktır; işte o ‘bizim’ Modotti’ydi.

Modotti’ye aşina olduğumuz başka bir şeyden söz etmek de mümkün; bizzat Weston’ın çektiği, epey yaygınlaşmış nü fotoğrafları… Öyle ki, “O nü fotoğrafları olmasaydı bugün Modotti’yle ilgilenir miydik?” sorusunu soran sanat tarihçileri vardır. Yanıtı, önceki satırlarda kitabından bahsettiğimiz Hooks veriyor; “Kesinlikle evet. Yoksa 1991’de Sotheby’s’deki açık artırmada, ‘Güller’ fotoğrafı 165 bin dolara satılabilir miydi?”

Tekrar Modotti’nin partilerine ve Weston’a dönelim. Daha doğrusu Modotti’nin bu ikisiyle arasındaki bağın kopmasına, yaşamının bir kez daha radikal biçimde değişmesine… Modotti’nin, evinde partiler düzenlemeyi bırakması, Weston’la arasındaki bağın kopması, politikaya gittikçe daha fazla ilgi duymasıyla aynı günlere denk geliyor. Ve fotoğraf makinesini yoksul Meksikalılara çevirmesiyle…

AJANLIĞA GİDEN YOL
Modotti 1927’de, 31 yaşındayken katıldığı Meksika Komünist Parti’sinde, partinin gazetesi için foto muhabirliği yapmak gibi aktif görevler üstlenmişti. Fakat kötü günler yaklaşıyordu. 1929’da, birlikte yaşadığı sevgilisi, parti üyesi Antonio Mella’nın öldürülmesinden sorumlu tutulduğunda yalnızca tutuklanmadı; komünistleri aşağılayan bir kampanyanın hedefine yerleştirildi ve ‘hafifmeşrep’, ‘tehlikeli’ bir kadın olarak damgalandı. 1930’da, bu kez Meksika başkanına yönelik bir suikasttan sorumlu tutulduğunda ülkeden sürüldü.

Berlin’e gitti. Canlı bir sanat ortamı ve fazlasıyla fotoğrafçı vardı. Avangart sanat ortamında kendisini geliştirecek maddi imkânlara sahip değildi. Bunalıma girdi, fotoğraf çekmeyi bıraktı, komünistler arasında nam sahibi bir arkadaşıyla Moskova’ya geçti. Komünist Parti içinde aktif roller üstlendi ve Sovyetler Birliği’nin, Avrupa’da çalışan gizli görevlileri arasında yer aldı.

Katıldığı İspanya İç Savaşı’nda komünistler yenildiğinde New York’a gitmek istiyordu ama ABD bu isteği kabul etmedi. Kendisini, kimliksiz geldiği, takma isimle yaşayacağı Meksika’da buldu. Sovyetler Birliği ile Nazi Almanyası saldırmazlık anlaşması imzalamıştı ve Modotti, Komünist Parti’ye olan güvenini kaybetmişti. Depresyon dönemi tekrar başlamıştı. 5 Ocak 1942’de, arkadaşlarıyla gittiği akşam yemeğinden dönerken kalp krizi geçirdi. Hemen her efsane kişilik gibi Modotti’nin ardından, ölümünün nedenleri hakkında söylentiler üretildi. Pablo Neruda da şiir yazdı.

SERGİ CİHANGİR OTOPARKINA GİZLENMİŞ GİBİ
Meksika Başkonsolosluğu’nun desteğiyle, Modotti’nin 26 fotoğrafının sergilendiği yer, Beyoğlu Belediyesi’ne ait Cihangir Sanat Galerisi. 15 Ağustos’a kadar ziyaret edebilirsiniz. Galeri, üstü çocuk parkı olarak düzenlenmiş, bir kısmı yeraltında kalan Cihangir’deki katlı otoparkın içindeki salonlardan birinde kurulmuş. Fakat eğer daha önce galeriye gitmediyseniz bulmanız kolay olmayabilir. Zira Modotti sergisiyle ilgili afişler, işaretler bir yana; galeriyi gösteren herhangi bir işaret de yok. Otoparkın giriş kapısından içeri girip galeriye ulaşmaya çalışırsanız işiniz zor; epey bir dolanıp bulamama ihtimaliniz var. Kısa yol, otoparkın üstündeki, ilk bakışta fark edilmeyen merdivenden aşağı inip galeriye girmek.

 Aşağıda galeride sanatçıya ait fotoğraflardan seçme fotoğrafları bulabilirsiniz.

Kaynak : [-]  Eyüp Tatlıpınar


19. İstanbul Caz Festivali yarın akşam Haliç Kongre Merkezi’nde, yaşayan en önemli caz piyanisti Keith Jarrett’ı ağırlayacak

müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock

19. İstanbul Caz Festivali cazın üç efsane ismini ağırlıyor! Doğaçlamaları ile caz standartları ve klasik müzik eserlerine getirdiği benzersiz yorumuyla tanınan Amerikalı besteci ve müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock, 18 Temmuz Çarşamba akşamı saat 20.00’de, Haliç Kongre Merkezi’nin sahnesinde bir araya geliyor!

Yaşayan en büyük caz piyanistleri arasında gösterilen KeithJarret, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu Jack DeJohnette ve kontrbas ustası Gary Peacock, 1996 yılında 3. İstanbul Caz Festivali’nde verdikleri ilk İstanbul konserlerinden tam 16 yıl sonra yeniden festival izleyicisinin karşısında…

İlk kez, 1977 yılında Gary Peacock’un Tales of Another albümü için bir araya gelmelerinin ardından üçlü, 1983’te “Standards Trio” ismiyle başladıkları müzik yolculuklarına sayısız albüm ve konser performansı sığdırdı. Standards Volume 1, Standards Volume 2 veChanges gibi başarılı stüdyo albümleri yanı sıra 15 konser albümü yayınladılar. Bugüne kadar birlikte beş kez Grammy adayı olan üçlü, aralarında Downbeat ve Jazz Times dergilerinin “En İyi Akustik Caz Grubu” ödülü de bulunmak üzere dünyanın dört bir yanında birçok ödülün de sahibi oldu.

Üçlü, 1991’de ölümünden iki hafta sonra, gençlik yıllarında hepsinin de birlikte müzik yaptığı Miles Davisanısına, New York’taki Power Station stüdyosunda ByeByeBlackbird isimli şarkıyı kaydetti.

Yaşayan en büyük ve üretken caz piyanistlerinden Keith Jarrett’ın, ilk konser bileti 8 yaşındayken satıldıve aynı yaşta ilk iki bestesini yaptı. KeithJarrett’in caz ile tanışması ise lise yıllarında oldu ve müzik kariyerinin başlarında caz müziği ustaları Art Blakey, Charles Lloyd ve Miles Davis ile birlikte çalışma fırsatı yakaladı. Müziğinde sadece klasik caz ile sınırlı kalmayarak, Batı Klasik Müziği, Gospel, Blues ve etnik halk ezgilerinden de yararlanan Jarrett, 1968’den 70’li yılların sonuna dek, kendi triosuyla solo albümler yayımladı ve konserler verdi.

5 solo albümü bulunan Jarret’ın, 1999 yılı sonunda yayınlanan solo albümü The Melody At Night, With You albümü en çok satan caz albümlerinden biri oldu ve bu albümdeki performansıyla Amerika, Fransa ve Japonya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki birçok prestijli caz ödülüne layık görüldü. Aralarında Polar Müzik Ödülü, LeonaSumming Müzik Ödülü gibi ödüllerin de bulunduğu, dünya çapında sayısız ödülün sahibi olan Jarret, 8 kez de Grammy’ye aday gösterildi.

Standards Trio’nun davulcusu Jack Dejohnette, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu kabul ediliyor. Miles Davis, Charles Lloyd ve Bill Evans gibi caz müziğin önemli isimleri ile genç yaşlarda çalışmaya başlayan DeJohnette hakkında Miles Davis “Çaldıklarının üzerine müzik üretmeden duramadığınız bir ritim yaratıcısı” diyor. Dejohnette’in çalıştığı diğer isimler arasında Joe Henderson, FreddieHubbard, John Schofield ve SonnyRollins gibi isimler bulunuyor. 2009 yılında Peace Time isimli albümü ile en iyi New Age albüm Grammy’sini alan DeJohnette 30 yılı aşkın süredir KeithJarrett ile birlikte çalışıyor.

Müziğe, piyano ve davul çalarak başlayan Gary Peacock, grubundaki kontrbasçı ayrıldığında kontrbasa geçti ve kontrbası ana enstruman olarak benimsedi. Çalıştığı isimler arasında Bill Evans, Miles Davis, Albert Ayler olan Peacock, Standards Trio dışında Ron Carter, Jan Garbarek, RalfTowner ve Bill Frisser gibi isimlerle de ortak çalışmalara imza attı. Standarts Trio’nun biraraya gelmesine vesile olan solo albümüTales of Another’ı 1977’de yayınladı.

Keith Jarrett, Jack Dejohnette ve Gary Peacock konserinin biletleri oturmalı 350, 250, 200, 150, 120, 100 TL ve 60 TL (öğrenci) üzerinden, BİLETİX satış kanalları, İKSV ve konser günü mekân girişinden temin edilebilir.

 

Kaynak:[-]       

SALT Beyoğlu Açık Sinema’da “Yaz Geçer” programıyla birbirinden değerli filmlerin ücretsiz gösterimleri yapılacak

Salt Afiş

SALT Beyoğlu Açık Sinema Temmuz ayı boyunca sinemaseverleri farklı filmlerle buluşturacak.

PROGRAM

10 Temmuz Salı
14.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
15.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
16.00 The Man in the Background
18.00 Berlinmuren
18.30 Berlinmuren

11 Temmuz Çarşamba
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background
(20.00’ye kadar tekrarlı gösterim)

12 Temmuz Perşembe
14.00 The Man in the Background
16.00 Berlinmuren
18.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache

13 Temmuz Cuma
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background

14 Temmuz Cumartesi
12.00 Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

15 Temmuz Pazar
12.00 The Man in the Background
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache

19 Temmuz Perşembe
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

21 Temmuz Cumartesi
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

22 Temmuz Pazar
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

25 Temmuz Çarşamba
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

26 Temmuz Perşembe
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

27 Temmuz Cuma
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

31 Temmuz Salı
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

Restricted Sensation
Deimantas Narkevičius
2011, 45’26”
Litvanyaca, Rusça ve Lehçe; İngilizce altyazılı

Orta Avrupa’da cinsel ve etnik azınlıklar hâlen yaygın şekilde halkın tepkisiyle karşı karşıya. Süregelen siyasi reformlar, kuşaktan kuşağa aktarılan homofobi ve genel anlamda ötekiliğe yönelik hoşgörüsüzlük sorununa çözüm getirmiyor. Sovyet dönemini yaşamış eşcinsellerin tanıklığına dayalı kurgusal bir hikâye olan film, çıkış noktasını bu gerçeklikten alıyor.

Eşcinselliğin suç sayıldığı 1970’lerin Sovyet Litvanya’sı… Filmin ana karakteri Laimonas, eşcinsel olduğundan kuşkulanıldığı için sahne direktörlüğü yaptığı tiyatrodan kovulur. Sovyet Ceza Kanunu’nun 122. Maddesi’ne göre, “iki erkek arasındaki cinsel ilişki” üç yıl hapisle cezalandırılmaktadır. Laimonas tutuklanır ve karakola götürülür. KGB memuru bir müfettiş, sorgulamasını yaparak dava dosyasını hazırlayacağı gözaltındaki bu gence aşık olur.

The Man in the Background
Lene Berg
2006, 20’
Norveççe, İngilizce; İngilizce altyazılı

“Kültürel Özgürlük Kongresi (Congress for Cultural Freedom/CCF), CIA’in Soğuk Savaş dönemindeki gizli operasyonlarının en cesur ve etkili olanlarından biri sayılmaktadır. CCF, Encounter gibi edebi ve politik dergiler yayımlamış, dönemin önde gelen kimi Batılı düşünürlerini bir araya getiren onlarca konferans düzenlemiştir… Egoist, özgür düşünceli ve hatta Amerikan karşıtı görüşlere sahip akademisyen ve sanatçılardan oluşan bu organizasyon bir şekilde, Komünizm’in -tüm iltifatlarına rağmen- sanat ve düşüncenin ölümcül bir düşmanı olduğunu duyurmak üzere Paris’teki merkezinden kitlelere ulaşmayı başarmıştır.”
-CIA’in web sitesi, “On Intelligence”tan alıntı

The Man in the Background, CCF Direktörü Michael Josselson ve eşi Diana’nın 1958’de 8 mm filmle çektiği bir dizi görüntü üzerine kuruludur. Çift, Batı Avrupa seyahatindedir; son durakları, dünyanın her yerinden arkadaşları ve meslektaşlarıyla bir seminere katıldıkları Rodos’tur. Görüntüler her ne kadar birer tatil anısı gibi dursa da, ifşa etmedikleri unsurlar onları sıradan olmaktan çıkarır: Josselson, kültür ve sanat alanında çalışan bir CIA ajanıdır ve çiftin katıldığı seminer CIA tarafından finanse edilmektedir; tıpkı CCF’in 1950 ve 1960’lardaki pek çok etkinliği gibi.

Peki, izleyici bir aşk hikâyesine mi tanıklık etmektedir; yoksa bir gerilim, tarihi bir dram, absürt bir komedi ya da felsefi ve/veya politik bir ikileme mi? Josselson bir kahraman olarak mı addedilir; ya da bir hain, bir kurban, bir dolandırıcı veya gözüpek bir maceraperest mi?

Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
Lene Berg
2008, 31’
İngilizce; altyazısız

Pablo Picasso, arkadaşı Louis Aragon’un isteği üzerine Mart 1953’te Josef Stalin’in bir portresini çizer. Çizim, Les lettres françaises adlı haftalık Fransız komünist dergisinde, aynı tarihe yaşamını yitiren Sovyet liderini öven çeşitli metinler eşliğinde yayımlanır. Bu video, çok sade yöntemler ile çoğunlukla kolaj ve seslendirmeler aracılığıyla az çok hatırlanan bu çizimi ve sebep olduklarını anlatır.

Bir açıdan bakıldığında bu film, 20. yüzyılın görünürde iki karşıt ikonunun, Pablo Picasso ve Josef Stalin’in ortak olan ya da olmayan yönleri çerçevesinde gelişen bir hikâyedir. Başka bir açıdansa, sanat ve sanatsal özgürlük ya da özgür olmayış ile imgelerin, özellikle de tarihi isimlerin görüntülerinin okunma ve kullanılma yöntemlerini ele almaktadır. Soğuk Savaş’ın ilk yıllarından kalma bu anekdotun belki de en ilginç yanı, böyle basit bir karakalem çizimin nasıl bu kadar çok duygu, tartışma ve gizeme yol açmış olduğudur.

Berlinmuren
Lars Laumann
2008, 23’56”
İngilizce; altyazısız

Bu video, oldukça olağandışı bir ilişkinin, İsveçli Eija-Riita Berliner-Mauer’in Berlin Duvarı’na duyduğu aşkın hikâyesidir. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışını hayatının en acı günü sayan kadın, İsveç’in kuzeyindeki Liden’de yaşamakta; giyotin ve Berlin Duvarı modelleri sergileyen bir müzenin yöneticiliğini yapmakta; Berlin Duvarı ile insanların nesnelere duydukları aşkı konu alan çeşitli internet sitelerinin moderatörlüğünü yürütmektedir.

Magical World
Johanna Billing
2005, DVD, 06.12’ (Tekrarlı gösterim)
Diyalogsuz

Bu video, 2005 yılında bir Yaz günü, Zagreb’in banliyölerinden Dubrava’da, ücretsiz bir okul sonrası eğitim merkezinde çekilmiştir. Rotary Connection’ın “Magical World” (1968) adlı, sözleri Sidney Barnes tarafından yazılmış şarkısının provasını yapan çocukların tekrarlı, adeta sonu gelmez görüntüleri belirsiz bir gelecek için bir tür marş, dönüşüm sürecindeki bir ülkeden bir kesit niteliğindedir.

Tamamı 1990’ların başındaki Yugoslav savaşlarından sonra doğmuş olan çocuklar, sadelik ve gururla etkileyici ve umut dolu bir performans sergiler. Hırvat çocuklardan biri, yeni öğrendiği ve zar zor konuştuğu İngilizcesiyle gizemli ve meydan okuyan ilk dizeleri söyler: “Beni böyle güzel bir rüyadan neden uyandırmak istiyorsunuz? Uyuduğumu görmüyor musunuz? Büyülü bir dünyada yaşıyoruz…” Kamera, müzik odasının dışına çıkar; eski Yugoslavya’nın yıkılmasından bu yana hâlen toparlanmaya çalışan toplumu yansıtır şekilde görüntülerde, inşasına 1980’lerde başlanan ama tamamlanmadan bırakılan kültür merkezinin yıkık dökük çevresi vardır.

Dammi i colori
Anri Sala
2003, 15’25”
Arnavutça; İngilizce altyazılı
(Edi Rama ile)

“Kent görüntülerini Poughkeepsie’de ilk kez gösterdiğimde, Liam Gillick, ‘Anri, bana gerçeği söyle. Bana bu şehrin var olmadığını söyle. Lütfen bana sanatçı-belediye başkanı bir arkadaşının olmadığını söyle’ demişti.

Kent ölüydü. Sadece bir şeyleri bekleyen birilerinin görülebileceği bir geçiş istasyonuna benziyordu. Sessizce yaşlanan bir bedeni anımsatıyordu; sanki tüm ayaklanmalar, yaşanan her şey yabancı bir ortamda meydana gelmişti. Etrafındakilerden etkilenmeden her şeyi yutan bir yere benziyordu.

Bu çalışma, böyle bir kentin nasıl yaşanabilir bir yer olabileceği ve yaşamaya mahkum olduğun bir yerden yaşamayı seçtiğin bir yere nasıl dönüşebileceğine ilişkin bir sorudur.”
-Anri Sala

Marian Goodman Gallery (New York), Galerie Chantal Crousel (Paris), Hauser & Wirth (Zürih, Londra), Johnen/Schöttle (Berlin, Köln, Münih) izniyle

Salt sitesi için TIKLAYINIZ 

 

Kaynak : [-]  


40. İstanbul Müzik Festivali, “Umut ve Kahramanlar” teması çerçevesinde, 16 Haziran Cumartesi akşamı 20.00’de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda, Mercedes-Benz Türk AŞ’nin sponsorluğunda, Deutsches Symphonie Orchester Berlin’i ağırlıyor.

Orkestra, şef Sir Roger Norrington yönetiminde, festivalin bu yılki Onur Ödülü ‘nün sahibi, uluslararası platformda adından sıkça söz ettiren ünlü piyanist Hüseyin Sermet ‘e eşlik edecek.

Festivalin temasından yola çıkarak belirlenen konser programında, Ravel ‘in, I. Dünya Savaşı ‘nda sağ kolunu kaybeden, her ne koşulda olursa olsun “umudunu asla yitirmeyen” piyanist Wittgenstein için yazdığı “Sol El İçin Piyano Konçertosu” ve Beethoven ‘ın, kahramanlığı hem zaferi hem de trajedisiyle dile getiren 3. Senfoni ‘si “Eroica” yer alacak.

40. İstanbul Müzik Festivali ‘nin açılış töreninde festivalin “Onur Ödülü”nü alan Hüseyin Sermet, 1955 yılında İstanbul ‘da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı ‘nda başladığı eğitimini Paris Konservatuarı ile Alfred Cortot Paris Müzik Eğitim Fakültesi ‘nde Thierry de Brunhoff, Nadia Boulanger ve Maria Curcio ile sürdürdü. Olivier Messiaen ile de kompozisyon çalıştı. Aralarında Diapason d ‘Or ve MIDEM Classical Award ‘ın da bulunduğu pek çok ödüle değer görüldü. Yorumculuğunun yanı sıra besteci kimliğiyle de tanınan Hüseyin Sermet, Lorin Maazel, Mstislav Rostropoviç, Vladimir Jurowski, Semyon Bychkov, David Robertson, Lawrence Foster ve Maria João Pires gibi dünyanın en iyi müzisyenleri ile; Londra Filarmoni, Londra Kraliyet Filarmoni, Paris Orkestrası, Bavyera Radyo Senfoni, NHK, Şanghay, Tokyo ve Detroit Senfoni Orkestraları eşliğinde birçok konser verdi.

Camerata Salzburg, Stuttgart Radyo Senfoni ‘nin ardından Zürih Oda Orkestrası ‘nın birinci şefi olarak görev yapan Sir Roger Norrington, özellikle barok, klasik ve romantik dönem eserlerinin orijinaline tamamen sadık icralarıyla tanınıyor. Sir Roger Norrington, kemancı, tenor ve şef olarak birkaç yıl deneyim edindikten sonra Kraliyet Müzik Koleji ‘nde Adrian Boult ile çalışmalarına geri döndü. 1962 yılında Schütz Korosu ‘nu kurdu ve böylece otantik icrayı keşfetmekle geçen 30 yıllık macera başlamış oldu. Koroyla genellikle 17. ve 19. yüzyıl repertuarını kapsayan pek çok konser verdi ve kayıt yaptı. 1997 yılında “Sir” unvanı verilen Roger Norrington, Berlin, Viyana, Salzburg, Amsterdam, Paris, New York, San Francisco, Los Angeles, Chicago ve Londra ‘daki orkestraları sıklıkla yönetmektedir.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin, 65 yıldır Almanya ‘nın en iyi orkestraları arasında sayılıyor. Almanya ‘nın demokratik ve kültürel değişiminin müjdecisi kabul edilen, gerçekleştirdiği çalışmalarla pek çok ilke imza atan topluluk, 1946 yılında Berlin ‘in Amerikan bölgesinde yayın yapan istasyon tarafından RIAS Senfoni Orkestrası adı altında kuruldu. Topluluk, 2011 yılında En İyi Opera Kaydı dalında Grammy ödülü kazandı.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin Konseri biletleri 250, 200, 150, 100, 60 ve 30TL (öğrenci) üzerinden Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com, İKSV (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Cad. No:5 Şişhane, Pazar hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında) ve festival süresince Aya İrini Müzesi’nde bulunan gişeden alınabilir.

Kaynak :[-]

Umberto Eco’yu okumak, şifalı bir nehrin şelalesinde yıkanmak gibidir. Can yayınları’nca yayımlanan son kitabı günlük yaşamdan sanata adlı denemeleri de, Eco’nun günümüzün karmaşık sanat ve üretim-tüketim ilişkilerini çözümlediği 16 yazısından oluşuyor.

ERDİNÇ AKKOYUNLU

Edebiyat bilen büyük usta İtalyan bilim adamı Umberto Eco, ülkesinin Bolongna kenti üniversitesinin profesör kadrosunda yer alıyor ve Ortaçağ konusunda dünyanın sayılı en iyileri listesinde ilk sırada bulunuyor. Dünyaca ünlü olmasını sağlayan 1986 yılındaki Gülün Adlı adlı Ortaçağ manastırında geçen polisiye romanından sonra Türk okurunun da radarına yakalanan Eco, edebiyatı damarlarına kadar bilen ve bunu en mütevazı şekilde sunan isimlerinden sayılıyor. Bu özelliğindendir ki, ele aldığı edebi metin ister roman olsun ister deneme, konu-üslup mimarlığını Mimar Sinan dehası ve estetiğinde oluşturuyor. Böylece bilim dünyasının en zor anlaşılır konularından göstergebilim ile ilgili yazılarını da okutmakla kalmayıp, Süleymaniye güzelliğinde kültürel miras olan Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti gibi anıt niteliğinde denemelere imza atıyor.

Eco’nun Günlük Yaşamdan Sanata adlı denemelerini aslında yine Can Yayınları’nca 1996’da okurla buluşturulan Ortaçağı Düşlemek ile beraber okumanacak/değerlendirecek bir eser. Çünkü Eco’nun o önemli denemelerinde ele alınan ana tema yeni kitabında da işleniyor. Fakat Günlük Yaşamdan Sanata aldı yapıtın ilk 30 sayfası Ortaçağı Düşlemek’in temel niteliklerini barındıran bir özet anlamı da taşıyor.

KARANLIĞA BİZİ NE GÖTÜRÜR

Ortaçağı Düşlemek’te öz olarak, günümüz dünyasının Ortaçağ dünyası ile tıpkı özellikler gösterdiğini anlatıyor Umberto Eco. Dünyanın en zengin iş adamlarının mimari harikası gökdelenlerinin, Ortaçağ soylularının şato-kalelerinin mantık itibariyle yeni inşa malzemeleriyle yapılmış ve teknolojiyle donatılmış hali olduğunu düşünen Eco, Ortaçağ’ın en değerli ulaşım aracı atların yerini bugün önünde at simgesi bulunan spor arabaların aldığını, Ortaçağ’da yaşanan kişinin can güvenliğinden yoksun oluşu halinin bugün de daha gelişmiş saldırı silahları nedeniyle artarak sürdüğünü ifade ediyor. Bu düşüncelerini; sanatın günümüzdeki yorumlanışı ve üretim-tüketim ilişkisi içinde Günlük Yaşamdan Sanata adlı denemelerinde derinleştiren Eco, günümüz dünyasını teknolojik aletlerle donatılmış, kapitalizmin dünyaya egemen olduğu bir Ortaçağ olarak değerlendiriyor. Günümüz dünyasının teknolojiden örülü yaşam ağında teknolojinin çöküşünün insanlığı Ortaçağ’a götürecek unsur olduğunu dile getiren tezden söz eden Eco, New York’ta birbirini tetikleyen hava, deniz ve kara ulaşım sorunları ve bir de buna eklenen genel grev anında yaşanan büyük bir kar fırtınası, ardından elektriğin blackout adı verilen şekilde tüm şehirde tamamen kesilmesiyle birlikte başlayacak tüm mal ve hizmetlerin alımındaki sıkıntılar ile yaşanacak kargaşa ortamının birkaç hafta içinde şehri Ortaçağ’ın elektriksiz, salgın hastalıklı ve güvenliksiz dünyasına çevirebileceğini anlatıyor.
Örnekler hayattan ve sanattan

Ve ekliyor, aslında günümüz dünyasını Ortaçağ’a döndürebilecek bir dizi bu gibi felaket değil, kültürün ve sanatın yorumlanışı ile pek tabii ki yaşam tarzımızın tümü bizi Ortaçağ’a götürebilecek nitelik taşıyor. Eco, tezini açıklarken de, doğal olanın yerine yapayın konuluşunu ve bunun doğaldan daha fazla değer buluşuna dikkat çekiyor. Örnek olarak da Amerika’daki yapay Afrika olan San Diego Hayvanat Bahçesi’nin dünyadaki ününü ve doğal olanın yerine geçişini veriyor.

Dünyanın Ortaçağ’ı yeniden açacağını ya da yaşanan dönemin Ortaçağ olduğunu örneklerken, beşyıl içinde yaşanan teknolojik gelişmelerin o beş yılı yaşamamış insan tarafından bile nasıl şokla karşılanacağına atıfta bulunarak, bu teknolojik gelişmenin insanoğlundaki zihinsel karşılığının bulunmadığını; dolayısıyla da tüm teknolojik üretim- tüketim ilişkilerinin yarar ve faydadan çok, tüketiciyi şaşırtma üzerine kurulu bir sistem olduğunu anlatıyor. Ortaçağ örneklerini yinelerken, bugün pek çok kişinin koşulsuz katılacağı bir düşünceyi de dile getiriyor Eco. Ortaçağ’da nereden geleceği belli olmayan bir ok yahut kılıç ile ölme korkusu yaşayan insan tedirginliğinin günümüzde New York’un ve Paris’in metro istasyonlarında ya da şehir merkezindeki bazı semtlerinde her gün artarak yaşandığına dikkat çekiyor usta yazar.

TÜKETİCİ OLMAK YETMEZ…

Hayatın üzerine kurulduğu teknolojinin doğanın öfkesi ya da insanların küçük hataları ile çökmesi durumunda yaşanacak karanlığın bizi Ortaçağ’a götürebileceği düşüncesinin entelektüel genel çevrece kabul gördüğüne vurgu yapan Eco, sanatı himaye ediş biçimi ve üretim – tüketim ilişkilerine bile bakıldığında teknolojinin çökmesine dahi gerek olmadan aslında ve belki de teknoloji gözleri kör ettiğinden bu tür bir Ortaçağ’a gidişin görülemediğini anlatıyor. Sanat tüketicisi olmanın, kendine sunulan her şeyi satın alabilmek ve söz gelimi Picasso tablosuna milyon dolarlar vermekle mümkün olmadığını, sorgulamanın; dayatılan üretim-tüketim sistemini irdelemenin önemli olduğuna işaret eden Eco, yaklaşık 40 yıl öncesi denemeleriyle günümüz dünyasını nasıl o günden hatasız görebildiğini göstererek, entelektüel birikimin önemine de kalın çizgilerle vurgu yapıyor.

Kaynak : [-]

 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) ilk festivali İstanbul Müzik Festivali, 40. yılını kutluyor!

  Bugüne kadar 3 bine yakın gösteriyle, Türkiye’den ve yurtdışından 40 bini aşkın sanatçıyı ağırlayan festivalde bu yıl 25 gösteri yer alacak. 31 Mayıs–29 Haziran tarihleri arasında 750’nin üzerinde yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’da ağırlayarak klasik müzikseverlere yine dopdolu bir haziran ayı yaşatacak.

2006 yılından bu yana sponsorluğunu Borusan Holding’in üstendiği İstanbul Müzik Festivali’nin kırkıncısı, 31 Mayıs Perşembe akşamı Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen açılış töreni ve konseriyle başladı. İstanbul Müzik Festivali 40. Yıl Açılış Töreni ve Konseri’ne festivalde yer alan isimlerin yanı sıra sanat dünyasından ünlüler de katıldı.

Sunuculuğunu Ceylan Saner’in üstlendiği İstanbul Müzik Festivali 40. Yıl Açılış Töreni, İKSVYönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı’nın açış konuşmasıyla başladı. Bülent Eczacıbaşı konuşmasında, “İstanbul Müzik Festivali, tam 40 yıldır klasik müziğin dünyadaki en seçkin örneklerini ve önde gelen yıldızlarını İstanbul’da müzikseverlerle buluşturuyor. İlk İstanbul Festivali, sanatseverler için dünyaya açılan bir pencere, bir kültür ve sanat vahası görevini üstleniyordu. Bugün, yalnızca nitelikli konserler düzenlemekle kalmayıp aynı zamanda uluslararası arenada ortak yapımlara imza atan, Türkiye ve yurtdışından bestecilere verdiği eser siparişleriyle sanat üretimini destekleyen, genç sanatçıların kendilerini geliştirmelerine yönelik imkânlar yaratan bir festivalimiz var. (…) 40. festivalin teması “umut ve kahramanlar”. 1973’tenbu yana kesintisiz olarak düzenlediğimiz bu festivalin, İstanbullu sanatseverlere her yıl yenilenen bir umut verdiğine, insanlığı yücelten değerlerin güçleneceği bir ortamın yaratılmasına katkıda bulunduğuna inanıyoruz. Bu yıl da müzikseverleri yeni umutlar ve yeni kahramanlarla tanıştıran bir festival sunabildiğimizi ümit ediyor, tüm konuklarımıza zevkli bir festival diliyorum.” dedi.

Törende daha sonra Bülent Eczacıbaşı, İstanbul Müzik Festivali’nin yedi yıldır sponsorluğunu üstlenen Borusan Holding’e teşekkür plaketini takdim etti. Plaketi Borusan Holding adına teslim alan Borusan Kültür Sanat Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Hamedi yaptığı konuşmasında “Kuruluşundan bu yana destek verdiğimiz ve kendimizi bir parçası olarak gördüğümüz İKSV’nin 40. yılının heyecanını Borusan Grubu olarak biz de paylaşıyoruz. 2006’dan bu yana sponsorluğunu sürdürdüğümüz ve İKSV’nin en köklü etkinliği olan İstanbul Müzik Festivali’nin 40. yaşını kutlamasıyla heyecanımız daha da artıyor. (…) Borusan Kültür Sanat’ın faaliyetlerinin yanı sıra İKSV’ye verdiğimiz destekle sanatın toplumumuzda yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktan mutluluk duyuyor, 40. yılında tüm sanatseverlere keyifli bir festival diliyoruz.” dedi.

Törende ayrıca İstanbul Müzik Festivali’ne en yüksek katkıda bulunan gösteri sponsorlarındanTürkiye İş Bankası adına Kurumsal İletişim Müdürü Suat Sözen, Boeing Ticari Uçaklar adına Türkiye İletişim Danışmanı Ufuk Şenol, Mercedes-Benz Türk AŞ adına Direktörler Kurulu Başkanı Wolf-Dieter Kurz ve Zorlu Gayrimenkul AŞ adına Pazarlama ve İletişim Müdürü Didem Yanaray’a da birer teşekkür plaketi sunuldu. Plaketleri İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı takdim etti.

İstanbul Müzik Festivali’nin her yıl Türkiye’de klasik müzik üretimine büyük katkıda bulunan sanatçılara verdiği “Onur Ödülü” bu yıl, aralarında Diapason d’Or ve  MIDEM Classical Award’ın da bulunduğu pek çok ödüle değer görülen, ilk kez 1976 yılında 4. İstanbul Festivali’nde henüz 21 yaşındayken yer alan, dünyanın önemli orkestraları ve şefleriyle verdiği konserlerle uluslararası platformda adından sıkça söz ettiren ünlü piyanist Hüseyin Sermet’e takdim edildi. Hüseyin Sermet’e de ödülü İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı tarafından verildi.

40. İstanbul Müzik Festivali’nin “Yaşam Boyu Başarı Ödülü”ne bu yıl, kökeninde Gürcü folkloru yatan müziği ve içselleştirilmiş romantizmiyle klasik müzik dünyasına damgasını vuran, eserleriNew York Filarmoni, Kurt Masur, Gidon Kremer, Mstislav Rostropoviç gibi günümüzün en büyük orkestra ve yorumcuları tarafından seslendirilen, orkestra, oda müziği, koral ve opera eserleriyle yaşayan en önemli müzik adamlarından Giya Kancheli’ye sunulacak. Giya Kancheli’ye ödülü, İstanbul Müzik Festivali’nin siparişi üzerine bestelediği “Lingering” başlıklı senfonik yapıtının, 11 Haziran Pazartesi günü saat 20.00’de Aya İrini Müzesi’nde gerçekleştirilecek dünya prömiyerinin öncesinde takdim edilecek. 2011 yılının son aylarında kaybettiğimiz yetenekli çellist Benyamin Sönmez’in solist olarak yer almasının planlandığı bu konser, genç sanatçının anısına gerçekleştirilecek. Konserde Kancheli’nin eserlerini, şef Andres Mustonen yönetimindekiBorusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Varşova Filarmoni Korosu seslendirecek. Konserin solistleri ise Gürcü kontrtenor Mamuka Gaganidze, çellist Giedre Dirvanauskaite ile geçtiğimiz yıl festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan efsane kemancı Gidon Kremer.

40. İstanbul Müzik Festivali Açılış Konseri

40. İstanbul Müzik Festivali Açılış Konseri’nde insanlığın “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” gibi yüce ideallerini anlatan, müzik tarihi için anıtsal bir değeri olan Beethoven’ın görkemli 9. Senfoni’sini seslendirildi. Konserde Türkiye’nin dünya sahnelerinde fırtına gibi esen genç kuşak şancıları, soprano Simge Büyükedes, alto Ezgi Kutlu, bas Burak Bilgili ve tenor Murat Karahan’a, İKSV’nin Sascha Goetzel yönetimindeki sürekli orkestrası Borusan İstanbul Filarmoni ve Cem’i Can Deliorman yönetimindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu eşlik etti.

40. İstanbul Müzik Festivali Açılış Töreni ve Konseri, A Haber tarafından HD olarak canlı yayımlandı. Tören ayrıca, festival sponsoru Borusan Holding tarafından Kadıköy Caddebostan,Galata Meydanı ile Bebek Parkı’na kurulan dev ekranlardan ve www.borusan.com web sitesiüzerinden de canlı olarak izlenebildi.

Festivalde neler var?   

“Umut ve Kahramanlar” temasıyla 31 Mayıs–29 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek 40. İstanbul Müzik Festivali, iki dünya prömiyerine ve üç Türkiye prömiyerine ev sahipliği yapacak. Festivalde senfoni ve oda orkestraları, vokal konserler, oda müziği, resitaller olmak üzere toplam 25 gösteri yer alacak. Gösteriler, festivale 40 yıldır ev sahipliği yapan Aya İrini Müzesi’nin yanı sıra

Haliç Kongre Merkezi, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, HollandaBaşkonsolosluğu Bahçesi, Süreyya Operası, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası ve İstanbul Arkeoloji Müzesi olmak üzere sekiz farklı mekânda gerçekleştirilecek.

Festivalde gösterilerin yanı sıra “İstanbul Müzik Festivali Genç Solistini Arıyor”, “Genç Ustalar ve Kahramanları” ve Galata Rum İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirilecek “Açık Konservatuar” gibi genç müzisyen ve dinleyicilere yönelik özel projeler de gerçekleştirilecek. Festivalin artık klasikleşen “Konsere Doğru” söyleşilerine ek olarak festivalin bu yılki “Onur Ödülü”nün sahibi Hüseyin Sermet’le de bir ustalık sınıfı düzenlenecek.

Festivalde ilk hafta sonu

Festival ilk hafta sonuna çok hızlı giriyor! Festivalin ilk cumasında, dünyanın en iyi orkestraları arasında sayılan Viyana ile Berlin Filarmoni orkestralarının üyelerinden oluşan, Viyana-Berlin Oda Orkestrası, ELİG Ortak Avukat Bürosu ve Enerjisa eş sponsorluğunda festivalin konuğu oluyor. 1 Haziran Cuma akşamı Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda saat 20.00’de başlayacak konserde, orkestra, günümüzün en prestijli keman virtüözlerinden Anne-Sophie Mutter’e eşlik edecek. Anne-Sophie Mutter konserde, dünya prömiyerini Kasım 2010’da New York’ta gerçekleştirdiği, müzik eleştirmenleri kadar dinleyicilerin de beğenisini kazanan Wolfgang Rihm’in Lichtes Spiel adlı yapıtının Türkiye prömiyerini gerçekleştirecek.

Günümüzün en parlak Chopin yorumcularından Yundi ise 2 Haziran Cumartesi akşamı saat 20.00’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda ilk kez  İstanbullu müzikseverlerin karşısına çıkacak. 2000’deki Uluslararası Chopin Piyano Yarışması’nda aldığı birincilik ödülüyle yıldızı parlayan piyanist Yundi, 2012 Çin Kültür Yılı kapsamında, Chopin’in eserlerinden oluşan bir program sunacak.

40. İstanbul Müzik Festivali’nin biletleri Biletix satış kanalları, İKSV (Nejat Eczacıbaşı Binası No: 5 Şişhane adresindeki ana gişe, 10.00-19.00 saatleri arasında, pazar günleri hariç açık) ve Aya İrini Müzesi’nden (salı hariç her gün 11.00-17.00 saatleri arasında, konser günleri de konserin başlama saatine kadar açık) temin edilebilir.

 Kaynak :[-]

 Festival izleyicisi tarafından yakından takip edilen dünyaca ünlü müzisyen Marcus Miller, İKSV’nin kuruluşunun 40. yılı için “The Istanbul Project” isimli özel bir proje hazırlıyor. Miller’ın İstanbul Caz Festivali’nin siparişi üzerine oluşturduğu “The Istanbul Project”in dünya prömiyeri, Türkiye’den değerli müzisyenlerin katılımıyla, 5 Temmuz Perşembe günü Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde saat 21.00’de gerçekleştirilecek.

Marcus Miller

Marcus Miller’ın müzik direktörlüğünü üstlendiği “The Istanbul Project” başlıklı projenin tanıtımı için

28 Mayıs Pazartesi akşamı The Marmara Taksim’de bir basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına, projede yer alacak müzisyenlerle tanışmak ve fikir alışverişinde bulunmak için İstanbul’a gelen Marcus Miller’ın yanı sıra, projedeki Türkiyeli müzisyenlerden Okay Temiz, İmer Demirer ve Bilal Karaman da katıldı. İKSV Resmi İletişim Sponsoru Vodafone Türkiye’ninFacebook sayfasından da canlı olarak yayımlanan basın toplantısının moderatörlüğünü İstanbul Caz Festivali Direktörü Pelin Opcin üstlendi.

19. İstanbul Caz Festivali kapsamında, 5 Temmuz Perşembe akşamı Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde gerçekleştirilecek “The Istanbul Project” başlıklı konserde, Marcus Miller’a Türkiye’nin önde gelen klarnet virtüözlerinden Hüsnü Şenlendirici, vurmalı çalgılar ustası Burhan Öcal, en basit ritimleri çarpıcı bir anlatıma dönüştüren usta sanatçı Okay Temiz (vurmalı çalgılar), ülkenin yetiştirdiği en iyi caz trompet sanatçılarından İmer Demirer (trompet) ve kendine has tekniği ve ileri seviyedeki müzikal bilgisiyle gitar virtüözü Bilal Karaman (gitar) eşlik edecek. Ekibin diğer üyeleri ise üstün yetenekleri sebebiyle Marcus Miller tarafından desteklenen genç müzisyenler Louis Cato (davul), ve Alex Han’ın (saksafon), yanı sıra Miller’ın üyesi olduğu bir başka topluluk SMV ile birlikte birçok konser veren önemli müzisyen Federico Gonzalez Peña (tuşlu çalgılar).

“The Istanbul Project” konserinin biletleri Biletix satış kanalları ve İKSV’den satılıyor. Lale Kart sahipleri, biletlerini %25’e varan özel indirimlerle temin edebiliyor.

19. İstanbul Caz Festivali, İKSV tarafından Garanti Bankası sponsorluğunda  3-19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. İstanbul Caz Festivali’nin proje siparişi vererek, dünya yıldızları ile Türkiye’den sanatçıların buluşturacağı prömiyerler serisi önümüzdeki yıllarda da devam edecek.

Mar cus Miller

Projenin müzik direktörlüğünü üstlenen Marcus Miller,  yıllardır yayınladığı başarılı albümleri ve etkileyici tekniğiyle Türk seyircilerin yakından tanıdığı bir isim. Daha önce birçok kez İstanbul Caz Festivali’nin konuğu olarak konser veren Marcus Miller, çocukluk idolü Miles Davis’in yanı sıra Aretha Franklin, Roberta Flack ve David Sanborn gibi pek çok ünlü sanatçıyla çalışmalarda bulundu; Joe Sample, McCoy Tyner, Bill Withers, Elton John, Bryan Ferry, Jay Z and LL Cool J’in de dâhil olduğu 400’ün üstünde albümde gitar çaldı.

David Sanborn’la beraber Voyeur ve Upfront adlı albümlerle iki defa Grammy ödülünü kazanan Miller, uzun yıllar yapımcı ve session gruplarında müzisyen olarak çalışmasının ardından 1993 yılında kendi kariyerine ağırlık vererek The Sun Don’t Lie adlı ilk solo albümünü çıkardı. Daha sonraki yıllarda, House Party (Martin Lawrence), Boomerang (Eddie Murphy), Siesta (Ellen Barkin), Ladies Man (Tim Meadows), and The Brothers (Morris Chestnut and D.L. Hughley) gibi pek çok filmin müziklerini besteledi.

Hüsnü Şenlendirici

 

Hüsnü Şenlendirici

Klarnet virtüözü Hüsnü Şenlendirici 15 Mart 1976 tarihinde Bergama, İzmir’da doğdu.

5 yaşında klarnet çalmaya başladı. 1990 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitim Bölümü’ne girdi, iki yıl sonra okuldan ayrıldı. Vurmalı çalgılar ustası Okay Temiz’in o yıllardaki “Magnetic Band” grubu ile çalmaya başlayan Hüsnü, grupla birlikte yüzlerce festivalde Türkiye’yi temsil etti. Aynı zamanda, babası Ergun Şenlendirici’nin altı kişilik grubu Laço ile yurtdışında birçok önemli festivale de katıldı. Hüsnü Şenlendirici “Dünya altın klarnet” ödülünün de sahibidir. 1996 yılında, askerdeyken Pozitif’ten gelen teklif sonrası New York’lu acid jazz, funk topluluğu Brooklyn Funk Essentials ile ortak bir albüm ve konser yapmak amacıyla Türk Müziğine özgü enstrümanlardan oluşan 13 kişilik Laço Tayfa’sını kurdu.

Burhan Öçal 

Burhan Öçal

İstanbul ve Zürih’te yaşayan Burhan Öçal, genç yaşta Avrupa’ya gidişiyle, kendini müzik dünyasının bağrında buldu. Bugün hala çalışmaya devam ettiği, dünya çapında ünlü isimlerle de yine o günlerde tanıştı. İsviçre’deki ilk yıllarında Pierre Favre, George Gruntz, Maria Joao Pires ve Peter Waters gibi sanatçılarla çalıştı. Öcal, birçok solo albüme imza atarken, Montreal (where he before an audience of 150 thousand) Montreux, Chicago, Paris, Rome, İstanbul, Vienna,Berlin gibi birçok caz festivalinde sahne aldı. Öçal ayrıca birçok senfoni orkestrası ile çalışamalara imza attı. Burhan Öçal ayrıca çeşitli sinema filmlerinde de rol aldı.

 Okay Temiz

 1939 yılında İstanbul’da doğan sanatçı Türk müziği ile ilgili ilk tınıları musiki eğitimi almış annesi Naciye Temiz’den aldı. Yine annesinin desteği ile Ankara Klasik Müzik Devlet Konservatuarında vurmalı çalgılar ve timpani eğitimi aldı. 1955’te profesyonel müzik yaşantısına adım attı. 1957-1959 yıllarında tophane sanat enstitüsünde eğitim çalışmalarını sürdürmüş ve buradaki eğitimi sayesinde kendine has karakterleri ve tınıları olan davulunu kendisi yapmıştır. 1967 yılında Ulvi Temel orkestrasına katılıp Avrupa’da büyük dans lokallerinde çalıştı. Danimarka ve İsveç’te beraber çalıştığı Dexter Gorden, George Russel, Clark Teery gibi önemli isimlerle çalıştı. Dyani ve Güney Afrikalı trampetçi Mongezi Feza ile birlikte Xaba grubunu oluşturdular. 1974 yılında kurduğu İsveç Türk caz grubu Oriental Wind ile önemli konserlere imza attı. 1991’de Fis Fis Tziganes adlı albümü fransa’da 3000 albüm içinde ilk 3 sıraya girdi. 1992’de Türkiye’de gerçekleştirdiği Green Wave albümü World Music  DJ’lerinin her sene gerçekleştirdikleri ilk on içerisinde yer aldı. Magnetic Band isimli albümü Finlandiya’da kaydetti. İsveç’te birçok albüme ve konserlere imza attı. 1998’de Türkiye’ye yerleşti. Okay Temiz Avrupa, Amerika ve Hindistan’da yaklaşık 3300 konser verdi ve 350 festivale katıldı.

İmer Demirer

 İmer  Demirer, 12 yaşında trompetle tanıştı ve 10 yıl süren klasik eğitimin ardından İstanbul Konservatuarı’ndan mezun oldu. Uluslararası festivallerde sıkılıkla yer alan sanatçı; Aaron Goldberg, Essiet Essiet, Ari Honig ve Emin Fındıkoğlu gibi isimlerle çalıştı. Herbie Hancock ,Wynton Marsalis, Kenny Baron Kenny Garret gibi isimlerlede  ” jam-session ” larda çaldı. Demirer, Türk Caz müziğinin şimdiden en saygın ve önemli trompet sanatçılarından biri olarak tanımlanıyor. 2009 Ekim ayında ilk albümü olan “You, Me & Char” Pozitif Müzik etiketiyle yayınlandı. 2010 yılında Ayşe Gencer’in albümünde de yer alan İmer Demirer, farklı tarzlarda ki müzisyenlerle yeni projeler üzerinde çalışıyor.

Bilal Karaman

Bilal Karaman

Gitarist Bilal Karaman’ın gitarla ilk tanışması 11 yaşında oldu ve çalmayı kendi kendine öğrendi. Doğan Canku’yla Flamenko teknikleri çalıştı, Önder Focan’ın Caz Grup atölyelerine katıldı.Donovan Mixon ve Wolfgang Muthspiel ile caz gitar, Erkan Oğur ile Türk müziği ve perdesiz gitar, Aydın Esen ile yüksek armoni ve doğaçlama çalıştı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik bölümünde tam burslu okuyarak bir çok yerli ve yabancı müzisyenle çalışma olanağı kazandı 2004 yılında başarıyla mezun oldu. Yurtiçi ve yurtdışında birçok organizasyonda önemli isimlerle sahne alan Karaman 2009 yılında Kavela ve Cogito gruplarını kurdu.  Yine 2009’da Nardis Caz Gitar yarışmasında Birinci oldu.İleri seviyedeki müzikal bilgisi ve tekniğinin yanı sıra kendine has bir tarzı olan gitarist geleneksel Türk müziklerine çağdaş yaklaşımlarda bulunarak Türk müziklerini daha ileriye taşımayı hedefliyor, kendi bestelerinde de modal ve melodik motifler, modern armoniler ve doğaçlamaları sıkça kullanıyor.

 Kaynak : [-]

 

Robert Moog 23 Mayıs 1934 yılında Queens, New York’ta doğdu ve bugün Robert Moog’ın 78 doğum günü.

Google'ın Doodle'ı

 Bir elektrik mühendisi olan babası George Moog ile bodrumlarında bulunan atölyede küçük radyolar, Termin cihazları ve  benzeri projelerde çalıştı. Bob, Queens Kolejinde ve adından New York Columbia Üniversitesi’nde okudu.

Robert Moog

1961 yılında “Electronics Word” adlı dergide makalesi yayınlandı. Taşınabilir gitar anfisi fikirlerinden yola çıkarak elektronik müziğin vazgeçilmezi olan synthesiserı 1964 yılında tasarladı. Bu çalışmalarında Herbert A. Deutsch ve Walter Carlos’tan da destek almıştır.

Walter Carlos’un başarılı albümünden sonra elektronik müzik avantgarde durumundan kurtulmuş ve ticari popüler müzik içerisindeki yerini almıştır. The Beatles ve Mick Jagger bu pahalı ürünü alanlar arasındadır.

bu elbetteki elektronik müzikte bir devrimdi. Fakat Analog synthesiserların gelecek standartlarını belirleyen bu cihaza rağmen şirket 10. yılını dolduramadan iflas etmiştir.

Goggle’ın Doddle’ı  “Moog synthesizer” dan esinlenerek hazırlanmış ve  Doodle’da “Moog synthesizer”la müzik çalıp, kayıt yapabiliyorsunuz ve sonradan dinleyebiliyorsunuz…


2 Uluslararası Çizgi Film Festivali

Istanbulles Didier PasamonikBerrak Hadımlı ve Jean-Marie Derscheid tarafından 2010 yılında kurulanİstanbul’un ilk uluslararası çizgi roman festivali.

Bu seneki festivalin merkezinde Lucky Luke (Red Kit İstanbul’da sergisi) yer almakla birlikte farklı ülkelerden gelen sanatçıların çalışmalarından oluşan altı sergi daha beğenilerinize sunulacaktır: Türkiye, Belçika (Frankofon ve Flaman), Fransa, Makedonya, Bosna-Hersek, İtalya, Sırbistan, İspanya, ABD… Festival profesyonel veya amatör buluşmalara ev sahipliği yapacak, Avrupa veya Avrupalı olmayan ülkelerin çizgi roman dünyasına bir bakış açısı sunmak için yazar, yayıncı, kültürel etkinlik ve festival organizatörlerini konuk edecek, Belçika, Fransa ve Cezayir’den gelen davetlilerimizi ağırlayacaktır.

Sainte Pulchérie Lisesi’nde Jean-David Moran, Herr Seele ve Çiztanbul ekibi gibi çizgi romanın çok tanınmış isimleri ile buluşmaya hazırlanıyoruz. Bu yazar ve çizerler bizlere çizgi romana tezatlarla dolu bir bakış önermekteler. Fransız Jean-David Moran’ın küreselleşmiş bilim kurgusuna karşılık dünyadaki büyük çizgi roman akımları: manga, Comics ve Fransız-Belçika çizgi romanları.

İspanyol Alberto Jiménez Alburquerque, Makedon Aleksandar Sotirovski, Sırp Aleksandar Zograf, Bosnalılar Amra Hejub, Enis Cisic et Esmir Prlja, Amerikalı Charles Vess, Belçikalı Dany, İtalyan Roberto Diso ve Murat Mıhçıoğlu tarafından yönetilen Stüdya Rodeo’nun Türk çizerlerinden oluşan bir grup sanatçı İstanbul’a dair düşüncelerini anlatıyorlar.

Bu sergiler 23.05.2012 – 08.06. 2012 tarihleri arasında Sainte Pulchérie Lisesi’nde gezilebilir. Sergi salonları çarşamba ve pazar günleri hariç, diğer günler saat 9.00-18.00 arasında açıktır.

23 Mayıs 2012 Açılış Gecesi Programı/ Herkese açık

– 19.00 : Herr Seele piyano performansı, gösteri salonu
– 19.30 : Herr Seele sergisi açılış kokteyli, “Atölyeler” sanat galerisinde
– 19.30 : Jean-David Morvan ve Çiztanbul sergisi açılış kokteyli, “Od’A- Ouvroir d’Art “sanat galerisinde

Konuk Sanatçı: Ergün Gündüz

Çiztanbul sergisinin açılışında, yurt dışından gelen sanatçıların yanırısa, Studio Rodeo’nun bir önceki yıllığı Totem’de çalışmaları bulunan ünlü Türk çizgi romancı Ergün Gündüz de bulunacak ve hayranları için Totem’deki işlerini imzalayacak.

Bu sergiler 23.05.2012 – 08.06. 2012 tarihleri arasında Sainte Pulchérie Lisesi’nde gezilebilir. Sergi salonları çarşamba ve pazar günleri hariç, diğer günler saat 9.00-18.00 arasında açıktır.

Sainte Pulchérie Fransız Lisesi/ Çukurluçeşme sok. no 7 Küçükparmakkapı
BEYOĞLU -34433 ISTANBUL

Sainte Pulchérie Lisesi, WBI, Fransa ve Belçika Genel Konsoloslukları, Flaman Edebiyat Fon, Studio Rodeo’nun katkılarıyla.

Biyografiler

Jean-David Morvan

1969’da Reims’te dünyaya gelen Jean-David Morvan günümüz Fransız senaryo yazarlarının en önde gelenlerinden biridir.

Mesleğine, Glénat’da Akira mangasının etkisinin açıkça hissedildiği çizgi roman senaryoları yazmakla başladı: Kévin Hérault’nun çizdiği HK ve Sylvain Savoia ve Philippe Buchet tarafından çizilen Nomad. Delcourt’da Joann Sfar ile senaryosunu ortaklaşa yazdıkları ve Olivier Boiscommun’un çizdiği Troll serisi ve özellikle de büyük bir başarıyı yakalayan Sillage, Philippe Buchet’nin çizdiği bir Uzay Operası, kariyerini oluşturdular.

Bu başarı birçok yayıncının onunla yakından ilgilenmesini sağladı: Navis ve Spirou ve José-Luis Munuera’nın Fantasio’su bunlardan en önemlileridir. 2009’da, Çinli çizer Huang Jia Wei ile birlikte Uluslar arası Manga Ödülleri kapsamında bir gümüş madalya kazandı, Zaya serisi için Japon hükümeti tarafından verilen bir ödül. Marvel için de kendisine bir Wolverine verilmeli.

Yayıncı, Delcourt ve Ankama yayın direktörü, Jean-David Morvan son yıllarda Reims, Fransa ve Tokyo arasında mekik dokuyor. Avrupa, Çin, Japonya ve ABD’de yayınlanan yüzden fazla çizgi romanın da senaryo yazarı.

Herr Seele

Herr Seele

1959 doğumlu Herr Seele doğu Flaman bölgesinde, Ostende’de yaşamaktadır. Sanatçı bir aileden gelen (annesi ve büyükbabası tanınmış ressamlardır) Seele eğitimini iki alana paylaştırır; Galler’in güneyinden Floransa’ya kadar uzanan bir müzik eğitimi ve Gand Akademisi’nde güzel sanatlar . Akademide büyük mizah ustası Kamagurka ile tanışır. Bu ünlü isim, Fransa’da çizgileri Charlie Hebdo ve Hara Kiri’de yayınlanan, ülkesinde ise Herr Seele ile birlikte yaptıkları televizyon şovları ile olduğu kadar TV dergisi Humo’daki yayınları, yüzbinler satan albümleri ile bu alanda bir otorite sayılmaktadır.

Herr Seele “Popüler Sürrealizm”adını verdiği bir eleştirel düşünce yapısını temel almaktadır. Sürrealizm başlangıçta, birkaç yüz kişiyi ilgilendiren bir burjuva hareketiydi. Kitlelere yönelik gerçeküstücülük ise çizgi roman, tiyatro veya televizyon gibi popüler medyalarla desteklenen bir akımdır. Özellikle de televizyon. 30 yılda, Kamagurka ile ortak oluşturdukları gag bombardımanını ve absürd mizahı keyifle izletmiştir. Basit çizgileri ise büyük bir incelik taşır, Hergé’nin etkileri ile Amerikan Underground’unu birleştirir. Albümleri yakında Frémok yayınevi tarafından basılacaktır.

Sainte Pulchérie Lisesi’ndeki sergisinde, Herr Seele diğerlerinin yanı sıra, pop ikonunu konu alan yirmi kadar orijinal yapıtını da beğenilerize sunacaktır: bu, sıra dışı ve kontrolsüz güdülerle hareket eden sözde kovboy, 1981’den beri klişeleri yıkmakta ve ahlak normlarını altüst etmektedir.

ÇİZTANBUL

Dany Henrotin

CIZTANBUL Dany Henrotin

1943’te Belçika’nın Marche-en-Famenne kentinde doğan Dany Henrotin, çizgi roman dünyasında kısaca Dany olarak tanınıyor.

Dany, kariyerine 1966’da, Tintin dergisi sanatçılarından Mittei’nin asistanı olarak başladı. Kısa zamanda büyük beğeni kazanan çizgileri sayesinde, derginin yöneticisi Greg’in atölyesine dahil oldu ve kendi öykülerini yaratmaya başladı. Greg’in bir fikrinden hareketle ortaya çıkan Olivier Rameau, Dany’nin ününü perçinlemekle kalmadı, en uzun soluklu serisi de oldu. Şiirsel bir masal alemini konu alan bu serinin ardından, Dany, Jean Van Hamme’ın yazdığı Kahramansız Öyküler’i çok daha gerçekçi bir üslupla resimledi.

Ülkemizde Demir Yumruklu Adam olarak tanınan Bernard Prince’in çeşitli maceraları dahil olmak üzere, Dany’nin Frankofon çizgi romana katkıları saymakla bitmez.

Bu büyük usta, Çiztanbul projesi kapsamında İstanbul’u ziyaret edene dek Türkiye’yi hiç görmemişti. Çok etkilendiği kozmopolit şehrimizi, Ayça ismindeki Türk kızına aşık olan bir Belçikalının hikayesine konu etti.

Sergimizde, Dany’nin Çiztanbul için gerçekleştirdiği “İstanbul Rüyası” isimli eserden dört sayfanın yanı sıra, kapak resminin de röprodüksiyonu yer alıyor.

Roberto Diso

Roberto Diso - Totem

1932 Roma doğumlu Diso, İtalyan çizgi romanının efsane ismi.

Diso, kariyerinin büyük bölümünü Avrupa’nın önemli yayıncılarından Bonelli’de geçirdi. Daha ziyade Mister No ve Tex gibi popüler dizilerle tanınıyor. Bizzat yazıp çizdiği Şövalye Rodo isimli post-apokaliptik bilimkurgu çizgi roman ise, kısa süre önce ülkemizde de yayınlandı. Diso’nun çok eskiden İngiliz yayın evleri için de çalışmışlığı var; ancak geçtiğimiz yıl Studio Rodeo projelerinde görev almaya başlayana dek neredeyse yarım asırdır İtalya dışından bir kurumla çalışmamıştı.

“Totem” isimli 2011 Çizgi Roman Yıllığı’nda Murat Mıhçıoğlu’nun yazdığı bir öyküyü çizip, kapaklardan da birini yapmasını takiben, Çiztanbul’da “Yıllar Sonra” isimli çalışmasıyla ve Yerebatan Sarnıcı’nı çizdiği kapakla yer alıyor.

Bu sergideki röprodüksiyonlar arasında, Roberdo Diso’nun Çiztanbul’daki öyküsünden iki sayfanın yanı sıra, kapak resmi de mevcut.

Aleksandar Sotirovski

Çeşitli ülkelerden yayıncılarla çalışan Makedon sanatçı, 1971 Manastır (Bitola) doğumlu.

Üsküp’te yaşayan Sotirovski, Oxford University Press, Cambridge University Press, Person Longman ve Macmillan başta olmak üzere İngiltere merkezli çok sayıda yayıncı için illüstrasyonlar yaptı; Image Comics ve Asylum Press dahil ABD merkezliler içinse daha ziyade çizgi roman çalışmaları gerçekleştirdi. Alman ve Amerikan oyun firmalarına görsel konseptler geliştirdiği gibi, üç sinema filminin storyboard çalışmalarına ve yüzlerce reklam görseline imza attı.

Sotirovski,  2011’deki Studio Rodeo yıllığı Totem için bir kapak çalışması gerçekleştirmişti. Çiztanbul’a ise, sadece kapakla değil, memleketi Manastır’ı İstanbul’a mistik şekilde bağlayan uzun bir fantastik öyküyle de katıldı.

Sergimizde, Sotirovski’nin İstanbul konulu çalışmasından sayfa röprodüksiyonlarının yanı sıra, kapak resmi de yer alıyor.

Aleksandar Zograf

Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ın yakınlarındaki Pançevo’da yaşayan 1963 doğumlu Aleksandar Zograf’ın gerçek ismi, Saşa Rakeziç. Asıl mesleği gazetecilik olan bu sıradışı sanatçı, gözlem ve içsel sohbetlere dayalı metinlerini naif ve duyarlı bir çizgiyle birleştiriyor.

Özellikle 1990’larda, son Balkan savaşları sırasındaki hislerini ve tespitlerini de kattığı çalışmalarla bağımsız çizgi roman dünyasında tanınır hale gelen Zograf, Weirdo ve Zero Zero gibi yayınlarda Amerikalı okura tanıtılmıştı. Seattle merkezli Fantagraphics tarafından kitapları yayınlanmaya başladığında, dünya çapındaki bilinirliği arttı.

Yaptırımlar Altında Hayat, Psychonaut, Rüya Gözlemcisi ve Sırbistan Bülteni, Zograf’ın belli başlı eserleri arasında sayılabilir. Fransa’da L’Association, İtalya’da PuntoZero, Almanya’da Jochen Enterprises, İspanya’da ise Under Comics, Zograf’ın çalışmalarını bu ülkelerin dillerine kazandırmış yayıncılar.

İstanbul’a ilk kez Çiztanbul projesi kapsamında ayak basan Zograf, “Kediler Arasında” isimli çalışmasından iki örnek sayfa ile sergimizde yer alıyor.

Charles Vess

1951’de Lynchburg, Virginia’da doğan Vess, Amerikan çizgi edebiyatının en saygın isimlerinden biri.

Virginia Commonwealth University mezunu olan sanatçı, bir süre bu eyaletteki çeşitli kuruluşlarda ilüstrasyon ve animasyon çalışmaları yaptıktan sonra 1976’da New York City’e taşındı ve Heavy Metal, Klutz Press, Epic Comics ve National Lampoon gibi periyodik yayınlara katkıda bulunmaya başladı.

Takip eden süreçte, Vess, Marvel (Spider-Man, Raven Banner) ve DC (Books of Magic, Swamp Thing, Sandman) için yaptığı çalışmalarla ödüller aldı. Özellikle Sandman‘de Neil Gaiman’la yakaladığı uyum, çizgi romanın da sınırlarını aşarak, ikiliyi, aralarında Stardust’ın da bulunduğu çeşitli alternatif projelere ve çocuk kitaplarına yöneltti.

Vess’in 175 tablo ile görsel boyut kazandırdığı Stardust, Paramount Pictures tarafından 2007’de Michelle Pfeiffer, Robert DeNiro ve Claire Danes’li oyuncu kadrosu  ile sinemaya uyarlandı.

Çiztanbul projesi kapsamında İstanbul’u ilk kez ziyaret eden Vess, bir tesadüf sonucu kültürümüzdeki yerini öğrendiği Nasreddin Hoca’nın fıkralarından ve genel mizacından çok etkilendi. Vess, bu masal karakterinden de yararlanarak mistik bir üslupla resimlediği “İşte Bu İstanbul” adlı çalışmasından örnek sayfaların yanı sıra, kapak resmiyle de sergimizde yer alıyor.

Alberto Jiménez Alburquerque

1982 Madrid doğumlu İspanyol sanatçı, küçük yaştan beri çizgi romanlara ilgi duydu.

Onsekiz yaşındayken, Madrid’deki  bazı özel sanat okullarında kurslara giderek, yeteneğini bu alanda nasıl geliştirebileceğini keşfetmeye başladı. Bir yandan da İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında üniversite eğitimini sürdüren Alburquerque, kendi ülkesinde çizgi roman üretiminin fazla canlı olmamasından hareketle, daha ziyade Frankofon yayıncılar için çalışmaya başladı. 2007’de Fransa’nın bu alandaki önemli markalarından Soleil için çizmeye başladığından bu yana, eserler vermeye devam ediyor.

Alburquerque’ün bugüne dek imza attığı çalışmalar arasında, H. Rider Haggard’ın klasik macera romanından hareketle gerçekleştirilen She (Elle) adlı albümler serisi, Le Dieu des Cendres, Les Contes de Korrigan, Larmes de Fées ve Les Fugitifs de l’Ombre gibi fantastik çizgi romanlar mevcut.

Alburquerque, İstanbul’u bu projedeki ziyareti sırasında ilk kez gören sanatçılardandı. Sergimizde, Kız Kulesi efsanesinden hareketle yazıp çizen genç İspanyol’un eserinden örnek bir sayfa var.

Enis Cisic

1980 Saraybosna doğumlu Enis Cisic, çocukluğunu savaşın zor yıllarında geçirdiği bu şehirdeki Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun.

Ülkesinin tanınmış medya ajanslarından “Fabrika”da animasyon ve grafik alanında çalışan Cisic, Strip Pressing ve Think Tank gibi yayınlar için çeşitli çizgi romanlar yaptı. Ana dili dışında bugüne dek sadece Türkçe olarak Çiztanbul’daki çalışmasıya yeni okur kitlelerine ulaşan sanatçı, bilimkurgu ve macera türlerinde çeşitli konseptler geliştirmekte.

Video art ve animasyon ağırlıklı kariyerinde çizgi romanları ön plana çıkartmak isteyen Cisic, sergide örnek sayfalarına yer verdiğimiz “Kaç Kurtul İstanbul’dan!” isimli çalışmasında şehrimize distopik bir çerçeveden baktı.

Ermir Prlja & Amra Hejub

1978’de Banja Luka’da doğan Esmir Prlja, halen yaşamakta olduğu Saraybosna’daki  Güzel Sanatlar Akademisi’nden 2009’da mezun oldu.

2004 yılında Publika adlı yayınevinin düzenlediği “en iyi çizgi roman senaryosu yarışması”nda ödül alan Prlja, o tarihten bu yana ülkesindeki çeşitli dergi ve gazetelerde yazıp çizmektedir.

Prlja’nın eşi olan Amra Hejub ise, 1983 Saraybosna doğumlu. Diş hekimi olarak diploma almak üzere olsa da, Hejub, edebiyat alanındaki çalışmalarına hiç ara vermemiş bir isim. Hejub, Prlja’nın çizgi roman kariyerine özellikle dramatik kurgu noktasında katkıda bulunuyor.

Prlja-Hejub çifti, Çiztanbul’da yazıp çizmek üzere İstanbul’a geldiklerinde en çok şehrin karmaşasından ve taksilerin çokluğundan etkilenmişler. Yakın geleceğin İstanbul’unda geçen bir “uçan taksi” öyküsüyle karşımıza çıkan ikilinin eserinden örnek sayfalar sergimizde yer alıyor.

 

Kaynak : [-]


“Can”, “İkizler Firarda”, “Can Dostum”, “Koruyucu”, “Aşk ve Para” ve “Efsanelerin Dansı: Anadolu Ateşi” bu hafta vizyona girecek filmler…

İkizler FirardaBu hafta üçü yerli olmak üzere toplam 6 yeni film vizyona girecek.

Can

Raşit Çelikezer’in yazıp yönettiği “Can” filmi, anne-baba olmayı, sabretmeyi, sevgiyi, gururu ve pişman olmayı anlatıyor.

Selen Uçer, Serdar Orçin, Yusuf Berkan Demirbağ, Erkan Avcı, Zeynep Yalçın, Cengiz Bozkurt ve İdil Yener’in oyuncuları arasında yer aldığı filmin konusu şöyle:

“Mutlu bir evlilik yapan Ayşe ve Cemal, normal yollardan çocuk sahibi olamayınca Cemal’in zoruyla illegal yollara başvururlar. Başından beri bu duruma karşı tavır alan Ayşe, çocuğu bir türlü bağrına basamaz ve çocuk 1 yaşına gelirken Cemal evi terk eder. Çocukla bir başına kalan Ayşe, ondan kurtulmak için her yolu dener, ancak başarılı olamaz. Cemal’in ise artık bambaşka bir hayatı vardır.”

 

İkizler Firarda

Yönetmenliğini Yusuf Füven’in yaptığı bir aile komedisi olan “İkizler Firarda” filmi, iki kızın annelerini arama maceralarını beyaz perdeye taşıyor.

Bir sohbet sırasında babalarının konuşmalarını yanlış anlayan ikiz kardeşler, yıllar önce ölen annelerinin yaşadığını zannederek, Bursa’ya onu aramaya gider. Muhtardan aldıkları adresleri gezerken başlarından pek çok olay geçer.

Çekimleri Bursa’da gerçekleştirilen filmde, Necmi Yıldırım, İkranur Demirtaş, Ferganur Demirtaş, Nagehan Başer, Sümer Tilmaç, Cengiz Küçükayvaz, Oya Aydoğan ve Seda Sayan rol alıyor.

Can Dostum

Bugüne kadar gösterildiği ülkelerde elde ettiği yüksek gişe hasılatı ile dikkati çeken Fransız yapımı “Can Dostum” (Intouchables), hikayesini gerçek bir olaydan alıyor.

Geçirdiği bir kazadan sonra boynundan aşağısı felç olan zengin aristokrat Philippe, cezaevinden henüz salınmış genç göçmen Driss’i bakıcısı olarak işe alır. Herkes Driss’in bu iş için uygun olmayacağını düşünürken, Philippe ona inanır ve bir şans vermek ister.

Dünya dursa yan yana gelmeyecek olan bu iki karşıt dünya görüşünün çarpışmasının ve zamanla çılgın bir dostluğa dönüşmesinin komik, duygusal ve insanı derinden etkileyen hikayesini anlatan film, hayatın daha önce görmezden gelinmiş olan güzelliklerinin fark edilmesini sağlıyor.

Yönetmenliğini Olivier Nakache ve Eric Toledano’nun üstlendiği filmde François Cluzet, Omar Sy, Anne Le Ny ve Audrey Fleurot rol alıyor.

Koruyucu

Haftanın tek aksiyon filmi, Boaz Yakin’in yönetmenliğini gerçekleştirdiği “Koruyucu” (Safe).
Jason Statham, Chris Sarandon, James Hong, Anson Mount, Robert John Burke, Reggie Lee ve Catherine Chan’in rol aldığı filmin konusu şöyle:
“Çinli yeraltı suç örgütü Triadlar, 10 yaşındaki Çinli matematik dahisi Mei’yi memleketi Nanjing’den kaçırarak, örgütün rüşvet ve haraç çarkının kasası olarak kullanılmak üzere Amerika’ya gönderir. Böylece örgüt tek bir bilgisayar ya da yazılı belge kullanmayacak, bütün sayılar küçük kızın aklında olacaktır.

Rus mafyasıyla başı derde giren ikinci sınıf bir kafes dövüşçüsü olan Luke Wright, evsiz, beş parasız ve toplumdan soyutlanmış halde New York sokaklarında yaşamaktadır. Olaylar sonucu Rus mafyası, polis ve Triadlar arasında kalan Mei’yi, Luke Wright kurtarır ve kendi yok edilen hayatını da geri almak için şehrin altını üstüne getirir.”

Aşk ve Para

“Aşk ve Para” filminin (One for the Money) başrolünde oynayan Katherine Heigl, Janet Evanovich’in on sekiz ciltlik polisiye romanının sevilen kadın kahramanı Stephanie Plum’ı canlandırıyor.

Yönetmenliğini Julie Anne Robinson’ın yaptığı filmin konusu şöyle:
“New Jersey’de doğup büyüyen, gururlu bir kadın olan Stephanie, acilen nakit paraya ihtiyaç duymaktadır. Son çare olarak kefalet senedi veren şirketinde tahsilat ajanı olarak çalışmak için kuzenini ikna eder.

İlk olarak Vinny’nin en büyük borçlusu olan eski polis memuru, cinayet zanlısı ve geçmişte sonu kötü biten bir aşk macerası yaşadığı Joe Morelli hedefindedir. Ancak işin içine girdikçe Morelli’ye yöneltilen suçlamaların sağlam temelli olmadığını anlayan Stephanie, işine burnunu sokan ailesi, cinayete meyilli bir boksör, arka arkaya ölen tanıklar ve Morelli’yi bulduğunda ondan etkilenmesi gibi sorunların da devreye girmesiyle, yeni işinin düşündüğü kadar kolay olmadığını görür.”

Efsanelerin Dansı: Anadolu Ateşi

Mustafa Erdoğan’ın genel sanat yönetmenliğini yaptığı ve 85’den fazla ülkede 30 milyon kişi tarafından izlenen “Anadolu Ateşi” gösterisi, “Efsanelerin Dansı: Anadolu Ateşi” adıyla üç boyutlu olarak beyaz perdeye aktarıldı.

Çekimleri geçen yıl ağustos ayında Aspendos’ta yapılan dans gösterisinin 3D sinema filmi, detaylı ve titiz çalışmalar sonucunda 100 kişilik bir animasyon ve profesyonel 3D çekim ekibi tarafından 6 ayda gerçekleştirildi.