Şunun için etiket arşivi: New York

Bu yıl tarih dalında Pulitzer ödülünü,Fredrik Logevall’in”Embers of War: The Fall of an Empire and the Making of America’s Vietnam”ı, drama dalında ise Ayad Akhtar’ın”Disgrace” isimli oyunu aldı.

2013-pulitzer-khalil-hamra-Biyografi dalında Pulitzer ödülüne Tom Reiss‘in “The Black Count: Glory, Revolution, Betrayal and the Real Count of Monte Cristo”su layık görülürken, şiir ödülünü Sharon Olds‘un “Stag’s Leap”i kazandı.

Kurgusal olmayan düz yazı türünde Pulitzer ödülü Gilbert King‘in“Devil in the Grove: Thurgood Marshall, the Groveland Boys, and the Dawn of a New America”sına, müzik ödülü, Caroline Shaw‘ın “Partita for 8 Voices”sına verildi. Geçen yıl verilmeyen roman dalında Pulitzer ödülüne bu yıl Adam Johnson‘ın “The Orphan Master’s Son”u layık görüldü.

Fotoğraf dalında Pulitzer ödülü ise AFP’den Javier Manzano ve AP’den de Rodrigo Abd, Manu Brabo, Narciso Contreras, Khalil Hamra ve Muhammed Muheisen‘e verildi. Gazetecilik kategorisinde 5 ayrı dalda Pulitzer ödülü kazananlar ise şöyle:

Kamu hizmeti: Sun Sentinel, Fort Lauderdale (FL)

Sıcak gelişme haberciliği: The Denver Post çalışanları

Araştırmacı gazetecilik: The New York Times’dan David Barstow ve Alejandra Xanic von Bertrab

Aydınlatıcı gazetecilik: The New York Times çalışanları

Yerel gazetecilik: Minneapolis Star Tribune’den Brad Schrade, Jeremy Olson ve Glenn Howatt

22 kategoride verilen Pulitzer ödülü, 1917 yılında Joseph Pulitzer adlı Macar asıllı ABD’li bir gazeteci tarafından kuruldu.

 

Pulitzer Kimdir :

Joseph Pulitzer ya da József Pulitzer (10 Nisan 1847, Makó, Macaristan – 29 Ekim 1911, Charleston, Güney Karolina, ABD), Macar asıllı ABD’li gazeteci.

Amerikan İç Savaşı sırasında asker olmak için gittiği Amerika’da savaştan sonra Almanca çıkan gazetelerde çalışmaya başlamıştır. Önemli çalışmalarıyla kısa sürede başarıyı yakalamış ve 1882 de New York World gazetesini satın almıştır. İnsanların ilgisini çekecek öyküler, sansasyonlar ve skandal haberlerine verdiği önemle gazeteciliğin yönünü değiştirmiş modern gazeteciliğin öncüsü olarak kabul edilmiştir. Gazetesinin günlük tirajını 15.000’den 300.000’e çıkarmıştır. Bir süre ABD Temsilciler Meclisinde de görev yapmıştır.

Columbia Üniversitesi‘ne bıraktığı parayla her yıl onun adına Pulitzer ödülü verilmektedir.

Kaynak :[-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, 16 yıldan bu yana aralıksız destek veren Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Caz Festivali bu sene 20. yılını kutluyor.

2–19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek 20. İstanbul Caz Festivali,  caz dünyasının ünlü sanatçılarının yanı sıra yine pop, rock, folk ve dünya müziğinin başarılı isimlerini de müzikseverlerle özel bir programda buluşturacak.

İstanbul Caz Festivali 20. Yıl Etkinlikleri Nisan’da  Branford Marsalis & Joey Calderazzo Konserleriyle Başlıyor 

İstanbul Caz Festivali’nin 20. yıl sürprizleri erken başlıyor. Branford Marsalis ve Joey Calderazzo ikilisi, festivalin 20. yılı kapsamında 15 Nisan Pazartesi ve 16 Nisan Salı akşamları saat 21.30’da

iki gece üst üste Salon’da olacak. Caz dünyasının önemli saksafoncuları arasında gösterilen Branford Marsalis ve 90’ların başında tanışarak uzun yıllardır birlikte müzik yaptığı piyanist Joey Calderazzo, İstanbul Caz Festivali için ilk kez İstanbul’da müzikseverlerle buluşacak.

Grammy ödüllü saksafoncu Branford Marsalis aralarında Miles Davis, Dizzy Gillespie, Tina Turner, Sting, Kevin Eubanks, Bruce Hornsby gibi birçok önemli ismin kayıtlarında yer aldı. Klasik müziğe duyduğu ilgi Creation isimli albümünde güçlü bir şekilde hissedilen Marsalis, 2010 yılındaNew York Filarmoni Orkestrası ile solist olarak konserler verdi. Prodüktörlük geçmişi de bulunan ve 2002 yılında Marsalis Music adlı bir plak şirketi kuran Marsalis, halen North Carolina Central University’de ders de veriyor.

Caz dünyasına Michael Brecker Quintet’in turne kadrosuna katılarak giriş yapan piyanist Joey Calderazzo, ilk albümü In The Door vesilesiyle Branford Marsalis ile bir araya geldi ve ikilinin uzun yıllara yayılacak müzikal birliktelikleri de böylece başladı. Calderazzo Trio ismini verdiği ekibiyle başarılı albümlere imza atan ve Jerry Bergonzi, Dave Holland, Jack DeJohnette gibi birçok önemli isimle projeler gerçekleştiren Calderazzo, 1998’de Kenny Kirkland’ın vefatından bu yana, Branford Marsalis Quartet’in piyanisti olarak ekipte yer alıyor. Branford Marsalis ve Joey Calderazzo, uzun yıllara dayanan müzikal işbirliklerini ve dostluklarını, 2011 yılında çıkardıkları Songs of Mirth and Melancholy isimli albümle pekiştirdi.

20. İstanbul Caz Festivali’nin özel konseri Branford Marsalis ve Joey Calderazzo’nun 15 ve 16 Nisan’da Salon’daki konserlerinin 9 Mart Cumartesi günü Biletix satış sistemi ve İKSV Salon gişesinden satışa çıkıyor. Usta ikiliyi aynı sahnede görme fırsatını kaçırmak istemeyen cazseverlere duyurulur.

“Editör: Demek ki neymiş yağız hırsız ev sahbini bastırıyormuş. Bize ait olanı al/çal, sergile geri isteyince de neredeyse değil, aleni olarak “Şantajcı” muamelesi yap. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.”

İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye’nin yurt dışındaki müzelerde bulunan arkeolojik eserleri geri almak için yabancı ülkelerin müze ve arkeologlarına şantaj yaptığını öne sürdü.

Gazete ayrıca Kültür Bakanlığı’nı “kültürel şovenizm” uygulamakla suçladı.

The Guardian, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan yabancı ülkelerdeki kültürel varlıklarını Türkiye’ye getirmek için son birkaç yılda adeta seferberlik başlatan Eruğrul Günay liderliğindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca talep edilen kültür varlıklarını iade etmek istemeyen Berlin, Paris ve New York’un müze ve arkeoloji adamlarını, Türkiye’de arkeolojik kazı yapma izinlerini yenilememekle tehdit etti. Bakanlık ayrıca bu kentlerdeki müzelere hiçbir sanat ve kültür eserini ödünç vermeme tehdidinde bulunduğini öne sürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri için ’Türkiye kültür savaşı açtı’ ifadesini kullanan gazete, 1829’dan bu yana Türkiye’nin en önemli arkeoloji alanlarında kazılar yapan Alman Arkeoloji Enstitüsü, Berlin Müzesi’nde bulunan 3 bin 300 yıllık dev Hitit sfenksin verilmemesi halinde Türkiye’nin kendilerini yeni kazı izni vermemek veya izinlerini uzatmamakla tehdit ettiğini öne sürdü. Enstitü, sfenksin Türkiye’ye iade edilmesinden sonra bazı kazı izinlerinin yenilendiğini iddia etti.

Berlin’de bulunan ve ünlü Bergama Tapınağı’nın sergilendiği Bergama Müzesi’nin bağlı olduğu Prusya Kültürel Miras Vakfı Başkanı Hermann Parzinger de, Ankara’yı ’Kirli siyasi oyunlarla bilimsel çalışmaların geleceğini tehlikeye atmakla’ suçladı. Parzinger, “Türkiye bize arkeologlarımızı ülkeden dışarı atma şantajı uyguluyor. Son olarak arkeolojik kazı alanlarına alt yapı hizmeti vermemekle tehdit ettiler” dedi.

The Guardian, Türkiye’nin arasının bazı arkeolojik eserleri geri vermeyi reddeden Paris’teki Louvre Müzesi ve Ankara’nın yasa dışı yollara yurtdışına çıkarıldığını söylediği 18 parçalık Norbert Shimmel koleksiyonunu iade etmeyen New York Metropolitan Muzesi ile de kötü olduğunu belirterek, “Ankara bir süre önce Paris’e Fransız arkeologların kazı izinlerini iptal ederek misilleme yaptı” diye yazdı.

Kaynak :[-]

Günlük koşuşturmacadan birkaç saatliğine kaçmak için film izleriz. Peki, ya film 24 saat sürüyorsa?

New York’taki Modern Sanat Müzesi, İsviçre yapımı 24 saatlik bir filmi sanatseverlerle buluşturdu.

Tam bir gün süren, İsviçreli sanatçı Christian Marclay’in ‘Saat’ isimli filmi, 10 binden fazla klip bir araya getirilerek oluşturulmuş. Bu kısacık kliplerin amacı, dünyada zamanın dakika dakika akışını göstermek.

Toplamda 24 saat olan filmin her sahnesinde, o anki zamanı gösteren bir saat ekrana geliyor. Bu sahnelerin bazılarında, “Geleceğe Dönüş’ ve Alfred Hitchcock’un ’39 Basamak’ filmi gibi ünlü filmlere göndermeler yapılıyor.

Gösterinin küratörü Sabine Breitwiser, insanların filme “bir saat seyreder çıkarım” düşüncesiyle geldiğini ama en az 3-4 saat kaldığını söylüyor. Seyirci, saatlerin tik taklarıyla adeta hipnotize oluyor ve kendini teslim ediyor.

21 Ocak’a kadar gösterimde kalacak olan ‘Saat’ 2010’da seyirciyle buluşturulmuştu, ancak ilk kez New York Modern Sanat Müzesi’nde bütün olarak gösteriliyor.

Editör : Kim bilir belkide İsveçliler bizim yerli dizi film yapımcılarına özenmişlerdir!

Kaynak : [-]

Tarihi belgeler, kıyamet senaryolarının neredeyse insanlık tarihi kadar eski olduğunu, insanoğlunun Dünya’nın yok olmasından her zaman büyük bir dehşet duyduğunu gösteriyor.
Bilinen ilk kıyamet senaryosu, M.Ö. 2800 yılına ait bir Asur tabletinde yer alıyor. Kil tablet, gerçekleşmemiş kıyamet senaryosunu şöyle anlatıyor:“Dünyamız, son günlerde yozlaştı. Dünyanın hızla sonuna yaklaştığını gösteren işaretler var. Rüşvet ve yolsuzluk, aldı yürüdü. Çocuklar, artık ana babalarına itaat etmiyor. Tüm bunlar, Dünya’nın sonunun geldiğini gösteriyor.”

Ancak tablette yazanların aksine sonu gelen Dünya değil, Asur İmparatorluğu oldu. Yakın Doğu’da büyük bir imparatorluk kuran Asurlular, M.S. 612’de Babil ordusu tarafından tarihin karanlık sayfalarına gömüldü.
M.S. 1000

Dünya tarihinin en büyük çaplı kıyamet histerilerinden biri M.S. 1000 yılında yaşandı. Papa II. Sylvester, İsa Peygamber’in doğumunun 1000. yıl dönümünde dünyanın yok olacağını söyledi. Cennete gitmek isteyen Hristiyanlar, mallarını yoksullara dağıttı, günahlarının bağışlanması için kiliselere koştu. 1 Ocak 1000’de beklenen kıyamet kopmayınca Hristiyanlar, bu kez de İsa’nın öldüğü günün yıl dönümünü beklemeye başladı. Ama beklenen olmadı, kıyamet 1033’te de kopmadı.

Kıyameti kendi çıkarları için kullananlar da oldu. Papa III. Innocent, 1213’te Kudüs ve kutsal topraklara 5. Haçlı seferlerini düzenleyebilmek için kıyamet korkusundan yararlandı. Kıyametin İslam’ın yükselişinden 666 yıl sonrasına denk düşen 1284 yılında kopacağı kehanetinde bulunan Papa’ya inanan Hristiyanlar, kutsal toprakları alıp dünyayı kurtarmaya çalışken kendi canlarından oldu. 1284’te kıyamet kopmadı, ama 7 yıl sonra son Haçlı krallığı düştü ve Memluk Sultanı Halil Akka kentini aldı. Dünya ise dönmeye devam etti.
Kıyamet fikri sanatçıları da etkiledi. Sanatın altın çağı olarak bilinen Rönesans, kıyamet kehanetlerinin yeniden tırmanışa geçmesine de sahne oldu. Bu kehanetler, Bizans İmparatorluğu’nun kalbi İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesi gibi bazı “felaketlerin” takvimleri değiştirdiği fikrine dayanıyordu.

Dominikli keşiş Girolamo Savonarola’nın “Tanrı’nın kılıcının, kısa bir süre sonra savaş, veba ve açlık olarak Dünya’nın üstüne geleceği” kehanetinden etkilenen Rönesans’ın önde gelen ustalarından Sandro Botticelli, “Mistik Doğum” adlı tablosunda kayaların altına saklanıp bekleyen küçük iblisler resmetmiş ve resmin altına da kıyametin yakın olduğuna dair not düşmüştü.

Almanya’da inşa edilen tekneler

Bilim adamları da kıyamet fikrinden etkilendi. Alman matematikçi ve astronom Johannes Stöffler, 1499 yılında gezegenlerin hizalanmasını temel alarak yaptığı kehanette 20 Şubat 1524’te meydana gelecek tufanın dünyayı yok edeceğini söylüyordu. Stöffler’in kıyamet kehaneti, basılan 100 kitapçıkla tüm Avrupa’ya yayıldı. Yüzlerce tekne inşa edildi, Alman asilzadesi Kont von Iggleheim, Rhein Nehri’nde üç katlı bir gemi yaptırdı. Gel gör ki kıyamet, 20 Şubat’ta da kopmadı. Aksine 1524 yılı, oldukça kurak geçti. Iggleheim’ın gemisinde yer kapmaya çalışanlar arasında arbede çıktı, yüzlerce kişi öldü. Kalanlar, kıyametin kopmadığını görünce kontu taşlayarak öldürdü.
Stöffler, son bir çaba olarak 1528’i yeni kıyamet tarihi olarak belirledi. O gün de bir şey olmayınca, kendini evine kapattı.

Giza Piramidi’nde saklı kıyamet tarihi

Hem 1641’te İngiliz kahin “Shipton Ana”nın kehanetlerinden, hem de Mısır’daki Giza Piramidi’nin gizemlerinden etkilenen astronom Charles Piazzi Smyth, farklı bir kıyamet tarihi ortaya attı. Piramidin sadece Mısırlılar tarafından değil, aynı zamanda Nuh Peygamber tarafından inşa edildiğini ileri süren ve piramidin dört bir yanında dünyanın sonunu gösteren izler bulduğunu belirten Smyth’e binlerce insan inandı. 5 Ocak 1881’de New York Times, hem Smyth hem de ona inananlarla dalga geçen bir makale yayımladı: “Piramidin ortasındaki galeride tam 1881 çentik var. Bu da son senemize girdiğimizi gösteriyor.”

Halley, dünyaya çarpacak

Tufanlar ve piramitler dünyanın sonunu getirmeyince insanoğlu, umudunu uzaya bağladı.
1910’da Dünya’nın yakınından geçen Halley kuyrukluyıldızı, kıyameti bekleyenlerin ekmeğine yağ sürdü. İngiliz yazarlar, Halley’in Almanya’nın işgalinin habercisi olduğunu ileri sürerken Fransızlar, kuyrukluyıldızın dehşetli bir sele neden olacağını yazdı. ABD’nin Chicago’da kentinde bulunan Yerkez Rasathanesi’nin Şubat 1910’da Halley’in kuyruğunda siyanür olarak bilinen zehirli bir gaz bulunduğunu açıklaması, tuz biber oldu. Sonunda Mayıs ayında Halley, Dünya’nın yakından geçip gitti ve New York Times, “Hala buradayız” diye başlık attı.

Jüpiter Etkisi

1974’te John Gribbin ile Stephen Plagemann, “Jüpiter Etkisi” adlı çok satan kitaplarında gezegenlerin Mart 1982’de Güneş’in aynı tarafında hizalanacağını, bu gök olayının kozmik olaylara neden olacağını ileri sürdü. Böylece yeni bir kıyamet tarihi belirlendi. Gezegenlerin toplam çekim gücünün, Yeryüzü’nün dönüşünü değiştireceği ve yıkıcı depremler olacağı ileri sürülen kitabın, Cambridge mezunu astrofizikçiler tarafından yazılmış olması, güvenirliğini artırıyordu.

Korkulan tarih yaklaşırken, binlerce insan dehşete kapılarak olası çıkış yollarının peşine düştü.

Kıyamet, 1982’de de kopmadı. Gribbin ve Plagemann, 1983’te“Jüpiter’in Yeniden Gözden Geçirilmiş Etkisi” adlı kitaplarını yayımladılar ve yeniden çok satanlar listesine girdiler.
1999, ünlü kahin Nostradamus’un kitabında dünyanın sonu olarak betimleniyordu. Nostradamus, 1999’un yedinci ayında gökten Dehşet Kralının geleceğini ve dünyanın sonuna neden olacağını yazmıştı.

1 Ocak 2000: Elektronik Kıyamet

1 Ocak 2000’de yeni milenyumun başlangıcı da kıyamet iddialarının kurbanı oldu. Bilgisayarların “00” ile biten yılı anlayamayacağını ileri süren felaket tellalları, Dünya’da yaşamın duracağı, hatta nükleer savaşın başlayacağı kehanetinde bulundu. Independent gazetesi, Uluslararası Para Fonu’nun gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kaos yaşanacağını öngördüğünü yazdı. İnsanlar, 1 Ocak yaklaşırken alışveriş merkezlerine akın ederek yiyecek, su ve diğer malzemeleri depoladı. 1 Ocak 2000’de Dünya, tüm kehanetlerin tersine yeni bir yüzyıla girdi.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı

İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ndeki (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı da kıyamet senaryolarından nasibini aldı.

İsviçre-Fransa sınırında yerin 100 metre altında kurulan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın protonları ışık hızına çok yakın bir hıza ulaştırarak çarpıştıracağını öğrenen bazı kesimler, bu tür çarpışmaların mikro kara delikler oluşturarak dünyanın sonunu getireceğini ileri sürdü. Kuantum fizikçilerinin “asla asla deme” eğilimleri, kıyamet söylentilerinin daha da hız kazanmasına neden oldu. Her şeye karşın Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, 10 Eylül’de 2008’de çalıştırıldı. Kıyamet kopmadı, ancak çarpıştırıcı 9 gün sonra teknik bir arıza nedeniyle kapatıldı. İnsanlar, 20 Kasım 2009 ve 30 Mart 2010’daki deneylerden sonra çarpıştırıcının dünyanın sonunu getirmeyeceğine ikna oldu.

Maya takviminin sonu

2012’inin sonuna yaklaşırken yeni bir kıyamet senaryosu ortaya atıldı. Mayaların M.Ö. 3114’te başlayan ve “Baktun” olarak adlandırılan 394 yıllık dönemlere ayrılan takvimine göre 13. baktun, 21 Aralık’ta sona eriyor. 13. baktunun sona erişi, bazı kesimler tarafından Dünya’nın da sonu olarak yorumlanıyor.

Gelecek kıyametler

Eğer Dünya, 21 Aralık’ta da yok olmazsa yedekte tutulan tarihler de bulunuyor.
Örneğin Amerikalı astrolog Jeane Dixon, İsa’nın 2020’de geri gelerek kötülüğe karşı savaş açacağını ve bu savaşın 2037’de sona ereceğini, daha sonra da dünyanın yok olacağını ileri sürdü. Dixon, daha önce kıyametin 4 Şubat 1962’de kopacağını iddia etmişti.

31 Ocak 1990’da Mısır’da doğan, 1974’te KuranıKerim’de 19 Mucizesi olarak bilinen ve İslam dünyasında tartışmalara yola açan “matematiksel sistemi”ni ortaya koyan Mısırlı biyokimyacı Reşad Halife, Dünya’nın sonunun 2280 yılında geleceğini hesapladı.
Yahudilerin kutsal kabul ettiği Talmud kitabına göre ise Mesih, Adem’in yaradılışından 6 bin yıl sonra gelecek ve sonraki bin yıl içinde dünya yok olacak. Talmud’a göre Dünya’nın mahvı, 2240’ta başlayacak ve 3240’ta bitecek.

Bazı bilim adamları göre ise Büyük Patlama’dan 5 milyar yıl sonra Güneş kırmızı bir deve dönüşerek Dünya’yı yok edecek.

2003 yılında “Büyük Son” teorisini ileri süren bilim adamları ise sürekli genişleyen evrenin yaklaşık 22 milyar yıl sonra tamamen yok olacağını ileri sürüyor.

Şanlıurfa’dan 1950’lerde kaçırılan Orpheus Mozaiği ABD’de sergilendiği Dallas Müzesi tarafından Türk yetkililere teslim edildi. Bakan Günay’ın ‘Yılbaşı Sürprizi’ diye açıkladığı mozaiğin bugün Türkiye’ye ulaşması bekleniyor.

 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yılbaşı sürprizi olarak nitelendirdiği ‘Orpheus Mozaiği’ anavatanı Türkiye’ye iade edilyor.

Şanlıurfa’dan 1950’li yıllarda kaçırılan eser, tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği (M.S. 194) olarak biliniyor.  Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü’nün önderliğinde bir bakanlık heyeti mozaiği teslim almak üzere Chicago’ya gitmişti. Yoğun temasların, ve eserin Türkiye’ye ait olduğunu kanıtlayan belgelerin sunulmasının ardından Dallas Sanat Müzesi yöneticileri eseri Türkiye’ye iade etme kararı aldı. Mozaiğin 5 Aralık’ta (bugün) New York’tan, Türk Hava Yolları aracılığında diplomatik kargoyla Türkiye’ye getirilmesi planlanıyor.

Bugünkü Şanlıurfa’nın Hellenistik Dönem’de Seleukos yönetimi sırasında aldığı ve uzun süre kullandığı isim olan Edessa, Geç Roma döneminde bağımsız olarak bir krallığa dönüşmüştü. Edessa’da Krallık Dönemi hanedanlığı, şehrin kendi özgünlüğü içinde bir yaşayış tarzının önünü açtı. Bu yöresellik sanatta da kendini gösterdi. Özellikle mozaik sanatı da bu çerçevede Edessa’da farklı bir şekilde, özgün bir anlayışla ortaya kondu. Edessa mozaikleri dönemin teknik özellikleri çerçevesinde şehrin mozaik ustaları tarafından yerel bir dille yorumlandı. Edessa şehrine özgü mozaiklerin, yerel kültür öğelerinin ve aile ilişkilerinin anlatıldığı eserler olarak bir başka benzeri yok. 1950’li yıllarda keşfedilmesinin ardından hızla yurt dışına kaçırılan mozaiklerin bir bölümü ele geçirilerek Aya İrini Müzesi’nde koruma altına alındı.

Kaçırılan mozaikler her yerde

Yurtdışındaki örnekler içerisinde en dikkat çekeni ise Dallas müzesinde sergilenen ve Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiğiydi. Şanlıurfa’nın Kalkan Mahallesinde tespit edilen bu mozaik çok kısa bir süre içinde hızla sökülerek yurtdışına çıkarıldı. Yurtdışındaki kolleksiyonerlerin elinde bulunan örnekler de hesaba katıldığında “Edessa Mozaik Müzesi” olarak düşünülebilecek bir alanı dolduracak kadar Edessa Mozaiği etrafa dağılmış durumda.

MOZAİKLERİN HİKAYESİ

1950’li yıllarda J. B. Segal’in Edessa mozaiklerini keşfetmeye başlaması ve bulduğu örneklerin özellikle yazıtlarını çözerek yayınlamasından sonra, Şanlıurfa’nın mezarları adeta talan edilmeye başlandı. Hızla yağmalanan mezarların en nadide eserleri olan mozaikler hırsızlar tarafından göz göre göre sökülerek kısım kısım yurtdışına, kolleksiyonerlere satılmak üzere yollara çıkarıldı. Bu yağmalanma realitesi sonucunda yurtdışındaki müzelerde ve yabancı kolleksiyonerlerin elinde birçok Edessa mozaiği bulunuyor.  Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa gibi ülkelerin kimi seçkin müzelerinde Edessa mozaiklerine ait örnekler görmek mümkün. (Kaynak: Arkeoloji ve Sanat Dergisi)

Dallas Sanat Müzesi’nden Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiği üzerindeki sanatçı imzasıyla ayrıca önem taşıyan bir sanat eseri. Üzerindeki yazıtlarda yer alan tarihine göre de tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği. (MS 194).

Hollanda doğumlu Türk kızı Karsu Dönmez’in aile restoranından New York’un dünyaca ünlü Carnegie Hall isimli gösteri merkezine uzanan müzik yolculuğu, Hollandalı yönetmen Mercedes Stalenhoef tarafından belgesele taşındı.

Stalenhoef, 2007-2012 yılları arasında takip ettiği 22 yaşındaki müzisyenin başarı hikayesini görsele aktardı. Hatay’ın Karsu köyünden 1970’de Hollanda’ya göç eden bir ailenin kızı olan Dönmez, müzik kariyerine Amsterdam’daki aile restoranında piyano çalarak başladı. Restorana gelen müzik otoriteleri tarafından keşfedilen Dönmez henüz 16 yaşında New York’un dünyaca ünlü gösteri merkezinde sahneye çıktı. Geçen hafta üçüncü kez aynı sahnede yer alan Dönmez genç yaşta tarihi bir başarıya da imza attı. İlk Türkiye konseri, Hollanda Büyükelçisi’nin daveti üzerine Avrupa Kültür Başkenti İstanbul projesi çerçevesinde gerçekleşen Dönmez, Hollanda-Türkiye ilişkilerinin 400. yılı kapsamında da konserler verdi.

Kaynak :[-]

Soyut ekspresyonizm akımının önemli temsilcilerinden Rus asıllı Amerikalı ressam Mark Rothko’nun “No 1 (Royal Red and Blue)” adlı eseri, New York’ta yapılan açık artırmada 75 milyon dolara satıldı.

Sotheby’s Müzayede Evi’nde yapılan açık artırmada, Rothko’nun başyapıtlarından biri kabul edilen eser, adının açıklanmasını istemeyen bir koleksiyoncu tarafından satın alındı. Eserin, 35-50 milyon dolara alıcı bulması bekleniyordu.

Eser, Rothko’nun 1954 yılında Chicago’daki Sanat Enstitüsü’nde düzenlediği solo gösterisinde sergilenmesi için seçtiği 8 çalışmasından biriydi.

Rothko’nun “Orange, Red, Yellow” adlı eseri, Mayıs 2011’de Christie’s müzayede evinde 86,9 milyon dolara satılarak şimdiye kadarki en pahalı çağdaş sanat eseri olmuştu.

Sotheby’s Müzayede Evi’ndeki açık artırmada Amerikalı ressam Jackson Pollock’un “Number 4” adlı tablosu 40,4 milyon dolara, İngiliz sanatçı Francis Bacon’ın “Screaming Pope” tablosu 30 milyon dolara ve Willem de Kooning’e ait bir çalışma da 20 milyon dolara alıcı buldu.

Andy Warhol’un “Suicide” adlı eseri 16,3 milyon dolara, “Green Disaster” tablosu 15,2 milyon dolara ve “The Kiss” eseri de 9,3 milyon dolara satıldı.

Açık artırmada toplam satış, 375 milyona ulaştı.

Kaynak : [-]

 

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Çalgı Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Tolgahan Çoğulu, tüm perdeleri yer değiştirebilen ”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitarın” patentini aldı.Tolgahan Çoğulu, dünya müzik çevrelerinde beğeniyle karşılanan gitarın, 21. yüzyılın klasik gitarı olacağına inandığını söyledi.

Tolgahan Çoğulu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitar’ı bulma serüvenini anlattı. Türkiye’deki makamsal müziklerde bulunan seslerin gitarda tam karşılığını bulmak için arayışa giriştiğini, Erkan Ogur gibi pek çok müzisyenle fikir alışverişinde bulunduğunu kaydeden Çoğulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gitarla türküleri, makamsal müzikleri çalarken hep bir eksiklik hissedilir. Çünkü standart gitarda, koma (yarım sesten küçük aralıklar-mikroton) duymanız mümkün değildir. Ud gibi tüm komaların duyulabildiği perdesiz gitar, 70’li yıllardan itibaren Erkan Ogur tarafından çalınıyordu. Ancak perdesiz gitar, gitardan farklı tınılayan yeni bir enstrüman. ‘Klasik gitarın tonlarından çok uzaklaşmadan makamsal müzikler nasıl çalınabilir?’ şeklinde bir arayışa giriştim. Daha önce yapılan örnekleri inceledim. Gitarist Walter Vogtun, 1985 yılında icat ettiği hareketli perdeli Vogt gitarından esinlenerek, tüm perdeleri ayarlanmasına imkan veren ‘Ayarlanabilir Mikrotonal Gitarı’ tasarladım. Bu proje, İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi bünyesinde Prof. Şehvar Beşiroğlu yürütücülüğünde bir bilimsel araştırma projesi olarak kabul edildi. Gitarın 11 bin lirayı bulan masrafı, okul tarafından karşılandı. Gitar yapım ustası Ekrem Özkarpat’a yaptırttım. ”

“DÜNYADA GENİŞ YANKI BULDU”

Video paylaşım sitesi youtube’ta yayımladığı videoların büyük ilgi gördüğünü dile getiren Tolgahan Çoğulu, ”Türkiye’de değil ama dünyada çok büyük ilgi var. Hemen hemen her ay bir iki ülkeye konser için gidiyorum. İstanbul’a gelen dünyaca ünlü gitaristler Paco de Lucia, Al di Meola, Pat Metheny da gitarı incelediler. Çok beğendiklerini söylediler. Satriani’ye de menajeri vasıtasıyla gitarı dinlettim” diye konuştu.

”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitar” ismiyle, icat ettiği gitarın patentini aldığını belirten Çoğulu, ”Gitar ailesine yeni bir üye kazandırmış olduk. Bu gitarda yalnızca Türkiye’deki makamsal müzikleri değil komaları, mikrotonları içeren Hint müziği, Uzakdoğu ve Afrika müziklerinin tınılarını duymak mümkün. Türkiye patentini aldım. Dünya patenti için de girişimlere başladık. 21. yüzyılın gitarını icat ettiğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

TOLGAHAN ÇOĞULU KİMDİR?

Ankara’da 1978 yılında doğan Tolgahan Çoğulu, klasik gitar eğitimine 12 yaşında başladı.

2001 yılında İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi Klasik Gitar Yüksek Lisans programına kabul edilen Çoğulu, burada Soner Egesel ve Bekir Küçükay ile çalışmalarını sürdürdü ve 2010 yılında doktorasını bitirdi.

Tolgahan Çoğulu’nun ‘Atlas’ ve ‘İki Elin Sesi’ adlı iki CD’si ve ‘Temel Müzik Eğitimi’ ve ‘Bağlama Tekniklerinin Klasik Gitara Uyarlanması’ adlı iki kitabı bulunmaktadır. 2010 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda klasik gitar bölümünü kurdu. Halen burada klasik gitar öğretmenliği yapan gitarist, 11. New York Gitar Festivali, 19. Iserlohn Gitar Festivali, 9. Zihuatanejo Gitar Festivali, 21. Brno Gitar Festivali, 2. Sarajevo Gitar Festivali, Mozarteum Üniversitesi, Codarts Üniversitesi, York Üniversitesi, Memphis Üniversitesi, Viyana Üniversitesi, Aveiro Üniversitesi, Singapur Üniversitesi, Estonya Müzik Akademisi, Bükreş Kültür Merkezi gibi yerlerde konserler verdi.

AA

 

 

Çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Seçkin Pirim’in  “Disiplin Fabrikası”, Matraş ve TLS’nin destekleri ve MERKUR organizasyonuyla 29 Ekim-4 Kasım tarihleri arasında Londra  Saatchi Gallery’de dünya sanatının vitrinine çıkacak.

Seçkin Pirim, Damien Hirst gibi modern sanatın yıldızlarını dünyaya kazandırmasıyla ünlü, dünyada sanata yön veren en önemli merkezlerden kabul edilen Saatchi Gallery’de kişisel sergi açan ilk Türk sanatçı olacak.

Modern sanatın genç, yeni ve inovatif temsilcilerinin eserlerini sergileyebilmesi ve dünya çapında sanatseverlerle buluşabilmesi amacıyla 27 yıl önce kurulan, o günden bu güne modern sanatın çekim merkezi haline gelen Saatchi Gallery, kuruluşundan bu yana ilk kez bir Türk sanatçısını kişisel sergisiyle ağırlıyor.

Seçkin Pirim’in son dönem heykel ve kağıt çalışmalarını kapsayan “Disiplin Fabrikası” başlıklı kişisel sergisi, 29 Ekim’de Saatchi Gallery’de açılacak ve 4 Kasım’a kadar izlenebilecek.

Seçkin Pirim’in, Saatchi Gallery’de kişisel sergi açacak olması, sanatçının dünya sanat çevrelerince daha yakından ve dikkatle izlenmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Zira her yıl 1,2 milyondan fazla ziyaretçisi olan ve 2009, 2010, 2011 yıllarında Londra’nın en fazla gezilen 10 sergisinden 7’sine ev sahipliği yapan Saatchi Gallery, son derece özenli seçim kriterlerine bağlı olarak her yıl dünyanın dört bir yanından sınırlı sayıda sanatçıyı kişisel sergi açmak üzere kabul ediyor.

“Disiplin Fabrikası” heykelleri Pirim’in, içinde olduğumuz sosyolojik, toplumsal ve de kişisel yapıların, kontrol altına alınma çabasına karşı gösterilmiş tepkinin kendi sanatsal anlayışının çerçevesinde boyut bulmuş halleri olarak karşımıza çıkıyor. Pirim’in heykellerindeki formlar, dış sınırları belirlenmiş bir dünyanın içinde, sınırları görmezden gelerek hareket etmeye çalışan bireyin verdiği savaşı simgeliyor. Heykeller, hayatın biri daha kaygan ve özgür, diğeri daha düzenli ve sistematik iki tarafını temsil eden katmanlardan oluşuyor. Pirim’in eserleri doğaya referansta bulunmak yerine, insan hayatının makineler, bilgisayarlar ve robotlar üzerine kurulu olduğu endüstri sonrası dünya ile bağlar kuruyor.

Saatchi Gallery’deki sergide bu konsepte ek olarak, zaman, değişim ve bütünleşme kelimelerinin sonucu olan eserler de yer alacak. 12’li bir seriden oluşan ve zamanın insana yaptıklarının sonucunu gösteren bir kağıt iş, sistemdeki yumuşatılma ya da tam tersi sert bir ruha dönüştürülme halini yansıtan triptik bir duvar heykeli, insanın yasam boyunca içinde savaş verdiği diğer yarısı ile olan sorgulamalarının karşılığını bulduğu 3 boyutlu akrilik 2’li bir heykel bunlardan bir kaçı.

Seçkin Pirim Hakkında:

1977 Ankara doğumlu sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu. İstanbul, Frankfurt, New York, Şangay başta olmak üzere farklı şehirlerde 20’nin üzerine kişisel ve karma sergiyle sanatseverlerle buluşan, müze koleksiyonlarında yer alan Pirim, çağdaş tasarımları ve heykelleriyle günümüzün en önemli heykel sanatçılarından kabul ediliyor. Pirim, çalışmalarını Beyoğlu’ndaki atölyesinde sürdürüyor.

MERKUR hakkında:

Galeri Merkur, İstanbul Nişantaşı semtinde Sabiha Kurtulmuş tarafından 2010 yılında kurulmuştur. Merkur özellikle resim, fotoğraf, heykel, video başta olmak üzere uluslararası güncel ve çağdaş sanatı desteklemektedir. Merkur, Türkiye’nin en önemli sanatçılarıyla çalışmaktadır. Aynı zamanda genç sanatçıların eserlerini sergileyerek Türk ve dünya çağdaş sanat ortamına yeni soluklar kazandırmayı hedefle hedefliyor.

 

Kaynak : [-]

“Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması” sonuçlandı!

22. Akbank Caz Festivali kapsamında bu yıl ikincisi düzenlenen “JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması”nı kazanan isimler, 15 Ekim 2012, Pazartesi günü usta cazcılarla birlikte Babylon’da sahne a

“Nefesli, “Vurmalı”, “Telli”, “Tuşlu” ve “Vokal” olmak üzere beş ayrı kategoride 30 yaşını aşmamış amatör genç yeteneklerin başvurularının alındığı yarışma, Türkiye’nin dört bir yanından büyük ilgi gördü. Organizasyonu Pozitif Live tarafından gerçekleştirilen 22. Akbank Caz Festivali’nde gençlere Festival’in bir parçası olma ve profesyonel sanatçılarla birlikte sahnede Jam Session yapma imkanı sunan yarışmaya 54 aday başvurdu.

Finale kalan 12 aday, 14 Ekim 2012, Pazar günü cazın Türkiye’deki öncü isimlerinden İmer Demirer, caz vokalisti ve Ayten Alpman’ın kızı Ayşe Gencer, Duman grubu bateristi Cengiz Baysal, ünlü kontrbas sanatçısı Volkan Hürsever, ünlü piyanistAydın Esen ve radyo programcısı Hakan Tüfekçi’den oluşan yarışma jürisi karşısında sahne aldı. Performansları ile jüri üyelerini büyük beğenisini toplayan adaylar arasında yapılan değerlendirme sonucu; Olgun Acar (davul)-EN İYİPERFORMANS, Gürtuğ Gök (alto saksafon)-EN İYİ DOĞAÇLAMA ve Melisa Kıral (vokal)-EN İYİ YORUM kategorilerinde birinci oldu. Üç farklı dalda kazanılan birinciliklerin yanı sıra jüri gösterdikleri başarı sonucunda; Paşa Çelik (elektro gitar), Sanat Deliorman (vokal) ve Fulya Akça (vokal) de mansiyon ödülüne değer buldu.

JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması birincileri, 15 Ekim 2012, Pazartesi günü Aydın Esen, Cengiz Baysal, İmer Demirer, Ayşe Gencer ve Volkan Hürsever’den oluşan yıldız bir kadro eşliğinde Babylon sahnesinde düzenlenen özel Jam Session’da sahne aldılar.

Yarışmada dereceye giren genç yetenekler ayrıca Venedik Caz Festivali kapsamında gerçekleşecek olan atölye çalışmalarına katılarak, sekiz gün boyunca New York’taki New School for Jazz ve Contemporary Music Akademisi eğitmenlerinden teorik bilgiler, kulak eğitimi ve ritm gibi birçok alanda dersler alacaklar.

 

Doğan Arslan, “Sanat dijital platformlarda üretilmeye başlandı. Facebook ulusal bir haber kanalı. Ok yaydan çıktı. Sanat da daha rahat ulaşılan bir şey haline geldi” diyor.

Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nda birinciliği paylaşan Doğan Arslan, görsel sanatlarla ifade gücünün arttığını söylüyor. “ Türkiye ekonomik durumu düzelir düzelmez, tasarımı keşfetti” diyen Arslan’a göre, ‘‘Gelecek dünyanın tasarım hayatı da dijital ortamda şekillenecek.’’

ABD ’ye giderek orada tasarımcı olarak hayatınızı sürdürdünüz, dışardan Türkiye nasıl görünüyor?

Türkiye’de son dönemde gözle görünür bir iyileşme var. Çeşitli festivallere merkez, bienaller burada. Bu da bir enerji oluşturuyor. Türkiye’deki gelişim yurtdışındaki eğitimli insanları da çekmeye başladı. Kendimizi daha rahat hissettiğimiz bir yer Türkiye.

Siz nasıl gittiniz?

1995’te Marmara Güzel Sanatlar Grafik Bölümü’nde master yapıyordum. Milli Eğitim Bakanlığı ’nın yurtdışı sınavına girdim. New York ’a gittim, orada mastırımı yaptım. Doktora için de Londra ’da bulundum. Tasarım, sanat, fotoğraf gibi farklı alanlarda çalıştım. Doktoram bitince New York’a geri döndüm, art direktör olarak çalıştım. Türkiye’den teklif gelince, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde İnteraktif Tasarım Bölümü’nü kurmak için geri döndüm.

Tasarım Türkiye’de yeni bir kavram. İnsanlar tasarımın neleri değiştirdiğini yeni yeni fark ediyor…

Tasarım bence estetik ifadedir. Tasarımda her eğitim ufak objelerle başlar. Tasarım sizi yeni bir sandalye almaya sevkeder. Kendini iyi ifade eden bir bardak, fincan, elbise tasarımın bir parçasıdır. Moda da bir tasarımdır. Tasarımı bu şekilde düşünürsek, bu bir endüstridir. Farklı tasarımcılar her alanda yeni bir şeyler yaratmaya çalışıyor. Türkiye’de bu çok yeni. Türkiye ekonomi alanında kendisini düzelttikçe, estetikle, sanatla uğraşmaya başladı. Ben Türkiye’den ayrıldığımda Türkiye’de birtakım semboller vardı. Nazar boncuğu gibi. Son zamanlarda daha farklı işler yapılmaya başlandığını görüyorum.

 

“Aydın Doğan ödülleri globalleşti”

Aydın Doğan Karikatür Ödülleri’nde birincilik aldınız…

Aydın Doğan Karikatür Ödülleri artık globalleşti. Karikatür sanat mıdır değil midir tartışmaları sürerken bu tür yarışmalar karikatürü merkeze getiriyor. Karikatür söze gerek kalmadan, mizah, sanat, felsefenin girdiği bir alan. Sembolleri bilmeniz gerekiyor, düşünmeye sevk ediyor sizi. Bu yarışma dolaylı yönden felsefe ve eleştiriye, demokrasiye kapı açıyor.

Karikatür Türkiye’de sansür dönemlerinin en etkin muhalefet aracı…

Daha çarpıcı şekilde ifade eder. Karikatür aynı zamanda bir konuyu görsel olarak sunar. Karikatür zor bir sanattır, sorumluluğu vardır. Son zamanlarda karikatürün Hz. Muhammed’e hakaretle gündeme gelmesi de bunun devamı. Espri kalbe dokunur. Provokasyon oluşturan karikatürler o yüzden insanları üzebilir, riski vardır. Edebiyatla da, şiirle de provoke edebilirsiniz. İnsanın damarına dokunduğunuz gibi kalbine de dokunursunuz.

‘O an’ artık çok önemli “Kâğıt bitmez ama formlar değişiyor. ABD’de, İngiltere ’de gazetelerin satışı düştü. Dergiler dijital platformalara geçmeye başladı. İster istemez sanat da dijital platformlarda üretilmeye başlandı. (Üniversitede) İnteraktif tasarım bölümünü kurma sürecinde de biz oraya yöneleceğiz. Bu yeni trend. ‘O an’ çok önemli artık. Haberin de sanatın da hızlı olması da önem taşıyor artık. Facebook global bir haber kanalı. Ok yaydan çıktı. Sanat da bu platformlar üzerinden daha rahat ulaşılan bir şey hale geldi. Ben de çalışmamda yeni teknolojiyi gösterdim.”

 Kaynak : [-]