Şunun için etiket arşivi: narsanat

garanti-cocuk-filmleri-festivaliGaranti Bankası ve TÜRSAK Vakfı’nın işbirliğiyle çocuklar için düzenlenen Garanti Çocuk Filmleri Festivali 12. yılında, 13-15 Nisan tarihlerinde Manisa, 21-22 Nisan tarihlerinde ise Uşak’ta minik sinemaseverlerle buluşacak. Festivaldeki film gösterimlerine, çocuklar aileleriyle birlikte ücretsiz olarak katılabilecek.

Festival, dünyanın en prestijli film festivallerinden Berlin Film Festivali’nde yarışan ve yönetmenliğini An Vrombaut’un yaptığı “Sevimli Zürafa” filmiyle açılış yapacak. Daha sonra, yönetmenliğini Katerina Maters ve Graeme Base’in yaptığı bol ödüllü “Cesur Kaptan”, farklı animasyonlarıyla dünya çocuklarının beğenisini kazanan “Büyülü Evler” başta olmak üzere dünyanın 20’den fazla ülkesinden gelen filmlerle devam edecek. Gösterilecek filmler, önceki yıllarda olduğu gibi masalcı abla ve ağabeyler tarafından seslendirilecek.

Festival kapsamında gerçekleştirilecek yarışmayla, festivalin “En İyi Film”ini, her yıl olduğu gibi, yaşları 6-9 arasında değişen “Çocuk Jürisi” seçecek. Jüri üyesi çocuklar, Manisa’da katılacakları jüri atölyesinin ardından, festivalin yarışma bölümünde seyirci karşısına çıkacak beş filmi izleyerek birinciyi belirleyecek. Festival kapsamında her iki şehirde de çocukların katılabileceği workshoplar düzenlenecek.

Akbank Kısa Film Festivali, bu yıl 16-26 Mart tarihleri arasında 11. kez düzenlenecek.

akbank-kisa-film-festivali

10 gün boyunca yurtiçi ve yurtdışından geniş katılımlı atölye çalışmaları ve söyleşilerin yapılacağı festivalde bu yıl ilk kez “Dünyadan Kısalar” bölümüyle uluslararası yarışma gerçekleştirilecek. Festivalde, Festival Kısaları, Dünyadan Kısalar, Kısadan Uzuna, Deneyimler, Belgesel Sinema, Yarışma Dışı Seçki ve Özel Gösterim bölümlerinde bu yıl 23 ülkeden toplam 86 Kısa Film ve 2 uzun metraj film seyirciyle buluşacak. Festivalin söyleşi ve atölye çalışmalarında Berlin Film Festivali Kısa Film Bölümü Küratörü Maike Mia Höhne, yönetmen Jessica Woodworth, Yeşim Ustaoğlu, Tülin Özen, Sermet Yeşil ve Ahmet Rıfat Şungar, görüntü yönetmeni Florent Herry gibi isimler deneyimlerini sinemaseverlere aktaracak. Festivalin ulusal ve uluslararası yarışmalarında En İyi Film’e 5 bin dolar para ödülü verilecek.

 

Olimpiyat madalyası ve Nobel ödülü kazanan veya en çok sanatçı yetiştiren ülkelere bakınca, Amerika ve Avrupa başı çekiyor. Acaba onlar neyi farklı yapıyor? Biz nerede hata yapıyoruz?

yetenek

Yıl 1980. “Bloom’s Taxanomy” fikriyle tanıdığımız Chicago Üniversitesi’nden Prof. Benjamin Bloom, aslında bir başka alanda da inanılmaz araştırmalar yapıyor. O da yetenek gelişimi.

120 tane elit sporcuyu, bilim insanını, heykeltıraşı ve müzisyeni tam 4 yıl boyunca inceliyor ve çok ilginç bir şey buluyor.

Hepsi de aşağı yukarı aynı gelişim evrelerinden geçmiş. Acaba bunlar ne ve Türkiye’deki çocuklar aynı evrelerden geçebiliyor mu?

BİRİNCİ EVRE: İLGİ VE OYUN

Hepsi, çocuk yaşta kendi alanlarına ilgi duymaya başlamış ve genelde ilgileri bir rol model aracılığıyla oluşmuş. Aileden ya da yakın çevrede bir kişiden etkilenmiş. Aile de o alana ilgi duyduğu için, çocuğun etkinlikleri aile bireylerini birbirine bağlamış. Her zaman o konuda heyecanlı sohbetler yaşanmış.

En kritik nokta ise, ilk çalışmalar sadece oyun ve eğlence için yapılmış. Etkinlikler sırasında profesyonellik ve başarı beklenmeden, sadece çocuğun keyif alması sağlanmış.

İKİNCİ EVRE: UZMANLAŞMA

Çocuğun ilgisi devam edince, ailenin desteğiyle çocuk profesyonel olmaya karar vermiş. Kaliteli bir öğretmen veya koç tutulmuş. Ailedeki tüm etkinlikler çocuk etrafında dönmeye başlamış. Onun  alandaki gelişimini destekler nitelikte planlanma yapılmış.

Amaç artık keyif değil, uzmanlık kazanma olmuş. Sistemli ve disiplinli çalışma dönemi başlamış. Aile yüksek beklenti içinde olmuş, ama bu asla kazanma ya da derece gibi dış referans olmamış. Aile sadece çocuklarının ellerinden gelenin en iyisini yapmasını istemiş. Ancak bu dönemin ikinci yarısında çocuklar yarışmalara katılmaya başlamış.

Peki, çocuklar nispeten sıkıcı olan bu uzmanlık kazanma dönemini nasıl aşmışlar?

Bu dönemdeki en kritik nokta öğrenme süreci robotik değil; keşfetme, anlam bulma, problem çözme şeklinde kurgulanmış. Çocuklar alanı keşfettikçe ve geliştikçe keyif almaya başlamış.

yetenek-2

ÜÇÜNCÜ EVRE: KİŞİSELLEŞTİRME

İkinci evrede teknik olarak beceri kazananlar, bu evrede özgünleşmeye başlamış. Eserlerini ve çalışmalarını kişiselleştirmişler. Kendi tarzlarını ve imzalarını geliştirmişler. Spor/sanat/bilim bir varoluş ve özgürleşme yöntemi olmuş.

Bu kişiler yaklaşık 10.000 saat pratik yapmış.

Yetenek geliştirme süreci aşağı yukarı bu şekilde işliyor: keyif alma, uzmanlaşma ve özgünleşme.

Peki, Türkiye’de çocuklar aynı süreçten geçebiliyor mu?

Biz daha ilk evrede tökezliyoruz. Neden?

En büyük hatamız çocuk alanda pratiğe başlar başlamaz, ondan başarı beklemek. Küçücük çocukları rekabete sokuyoruz. Kazanmalarını ve derece yapmalarını bekliyoruz. Onlara baskı yapıyoruz.

İkinci evrede gelmesi gereken yarışmalar, birinci evrede geliyor. Biz küçük yaşlarda uluslararası yarışmalarda öndeyiz ama sonra kayboluyoruz. Neden?

İlk evre oturmadığı için. Eğlence ve keyif kısmını es geçtiğimiz için, çocuk başarılı olsa bile çabuk sıkılıp alanını erken yaşta bırakıyor. Yani, temeli sağlam atamıyoruz.

İkinci sorun çocukların rol modeli olmaması. Çoğu aile “Çocuğumu hangi alana yönlendirsem acaba?” diye soruyor. Bu ne demek? Kendisinin heyecan duyduğu bir alan yok. Rol model olamıyor.

Aile kendisinde olmayan bir değeri veya ilgiyi çocuğuna kazandıramaz. Çocuk, ailenin ilgisinden ve değerlerinden uzak bir alana yönlenince, aile o alanla ilgi çocukla sohbet edemiyor. Onun heyecanını ayakta tutamıyor. Çocuğun alanı aileyi bütünleştiren bir etkinlik olmuyor.

Kısacası, biz daha ilk evrede sorun yaşıyoruz. Çocuklar farklı alanları denemeli ve ilk amaç her zaman keyif alma ve oyun olmalı. Aile kendisi de model olmalı. Çocuğun etkinliği aileyi bütünleştirmeli.

O zaman sağlam bir temel atmış ve yi bir başlangıç yapmış oluruz.

Özgür Bolat

Kaynak: http://sosyal.hurriyet.com.tr/

 

Cevabı anlamak için mi buradasınız? Bir dakika bu konuya geçmeden durumu anlatayım size.Kitap incelemelerini okurken farklı bir isimle farklı bir konuyu işleyen bir kitaba rast geldim. Elbette henüz kitabı okumadım ama farklı sitelerden açıklamaları okuyunca ilginç budum ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. İyi okumalar …

bulaşcı salaklık

 

İnsanın tarihi ilk insandan beri vardır. Tarihin ortaya çıkması insanlığın ortaya çıkmasıyla aynıdır. Neden bir tarih cümlesi kurarak yazıya başlama gerekliliği hissettim bunu daha sonra açıklayacağım. İnsanlığın tarihi, toplumların tarihi, susmanın tarihi, sözün tarihi… Bu gün her şeyin tarihinden biraz bahsedebilirsiniz. Çünkü ilk insandan bu güne çok insan gelip geçti ve herkes dünyada bir iz bırakarak kültür denilen olguya katkıda bulunarak uygarlıklar inşasına koyuldu. Bu gün hem kültürden hem de uygarlıktan bahsediyorsak; bireyselden toplumsala doğru bir inşa süreci geçirdiğimizin epifanik ifadesidir bu. Birey kendini kurdu ardından topluma girdi, toplumun yemeğini yedi, suyunu içti. Kendinden sonra toplumların kurulmasına yardımcı oldu. Uygarlıklar da bu toplumlar sonucunda büyüdü gelişti, serpildi. Kendini tarih sahnesine yerleştirmeyi başardı. Buna eklemlenme süreci dersek bu eklemlenme sürecini sade ya da normal seyrinde gerçekleştirmedi. Kendisiyle birlikte farklı durum ve olguları da getirdi. Her insanın bireysel özellikleri farklı olduğu için topluma entegre olması da farklılık gösterir. Toplum sonuçta bireylerin bir ara gelerek oluşturduğu bir yapıdır. Bu yüzden de bireylerden kısmi de olsa bir iz taşır.

Kuruluş olarak iki yere bakmamız lazım: birincisi toplumun bireyi kurması, ikincisi bireyin toplumu kurması. Birey toplumu kurarken kendinde olan özellikleri de topluma yaslar, toplum bireyi kurarken onda genelin istedi izlerin olmasını ister.

Salaklık Bulaşıcıdır

Bulaşıcı Salaklık Epidemiyolojisine Giriş isimli kitap “salaklık” kavramı üzerinden insanı sorgular ve getirdiği tanımlar dolayısıyla olaya bilimsel bir yaklaşım sergiler. Bulaşıcı Salaklık “zihinsel işlevlerde bozulmaya yol açan, hastanın ve hasta gurubunun doğal ve kültürel çevre içinde yaşamını sürdürme ve geliştirme yeteneğinin azalması ve/veya yitimiyle de sonuçlanabilen, kültürel temas yoluyla bulaşan, memetik kaynaklı bir zihin hastalığıdır.”(s.13) İnsanın kültür üretip toplumlaşma sürecinde uygarlığa eklemlendiğini ifade etmiştik. Bu eklemle bu yüzden masum bir eklemlenme değildir. Çünkü etki eden bir tepkimeye maruz kalır. “Benekler” denilen izler hem topluma hem de kendine nüfuz eder. Salaklık da bir çeşit benek olarak isimlendirilebilir. Bu daha çok “zihinsel işlevlerde bozulma” anlamında kullanılan bir benektir.

Salaklığın tanımı ve adı konusunda genel bir konsensüs yoktur. Akademik çevrelerce idiocity, sillinesgibi terimlerle karşılanırken Türkçe’de bu bir aşağılama sıfatı olarak kullanılmaktadır. Fevzi Demir, Tahsin Yücel’den yaptığı tanıma göre tipik bir salağın “önüne akan nehri akıp geçmesini beklemek” gibi bir tavrı vardır. Ona göre yine salaklık ” yanlış yapmak değil, yanlışa direnmek olduğundan kafatasının dar, kalın veya man olduğu ileri sürülmüştür.

Salaklık Kimlerde Görülür

Fevzi Demir bunu çok bilinen fakat çok fazla sorgulanmayan kavramlar üzerinden hareketle açıklar.
– “Salak doğdun, salak öleceksin“ci yaklaşım : buna göre insan dış ilişkilerle biçilendirilmeyendir
– “Bırakınız yapsınlar“cu yaklaşım : buna göre salaklık piyasada olan bir şeydir ve her malın bir alıcısı olur.
– “kızı keyfine bırakırsan ya davulcuya ya da zurnacıya” tavrıdır. Bu düşünceye göre de salaklık öğrenilen bir şeydir ve davranışlarımızı oluşturan her şey zamanla öğrenilen şeylerdir.
Kitap için önemli bir kaynak Carlo M. Cipolla’nın Aptallığın Temel Yasaları’dır. Cipolla’ya göre dünyaya zekilerden çok salaklar yön vermiştir. Cipolla salaklığın kültürel dünyadaki durumuna ilişkin öngörüleri dikkat çekicidir. Salaklığın kimde görüldüğü konusu da çok geniş bir araştırma konusudur. Yaş, cinsiyet, meslek, ırk, renk ayrışmasında Cipolla’ya göre “aynı oranda” salak bulunmaktadır. Fevzi Demir ise bunu belli başlı başlıklar altında toplayarak kimlerde nasıl ve ne şekilde göründüğünü açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Yaş başlığı altında salaklığın yaşa bağlı bir olgu olduğunu belirtmiş ve “Son araştırmalar salaklığın doğuştan değil, sonradan kültür içinde edinilen bir özellik olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu hastalık yetişkinlerce ve yetişkinlerin bulundukları ortamlarda çocuklara ve gençlere bulaşmakta ve bilinçsizce de olsa bulaştırılmaktadır.” s.32
Cinsiyet başlığında salaklığın cinsiyete göre de farklılık gösterebildiğini belirtmiş “son dönemdeki bilimsel araştırmalar ve özellikle feminist ve hatta bazı pos-feminist yaklaşımlar ise bu hastalığın eril uygarlığın bir ürünü olduğunu ısrarla ileri sürerek, fazlasıyla testesteron yüklü atmosfere dikkat çekmektedirler.” s.34

Medeni durumun bu hastalıktaki bağımlı-bağımsız değişkeni ise yazara göre “bekar, evli veya boşanmış olanların dışındaki bir kesimden bir değerlendirme alabilme olanağı teorik olarak mümkün olmadığından ve karşılıklı suçlama ve değerlendirmelerde her üç kesimde de yeterince salak bulunduğu anlaşıldığından medeni durumumuzun salaklık üzerinde doğrudan bir etki yaratmadığı söylenilebilir.”s.36

Milletlerdeki salaklık durumu ise “bu hastalıkla mücadele etme kapasitesine bağlı olarak değerlendirilir.”s.37 Ayrıca; din, şeytan, sınıf ve statü, rejim gibi alt başlıklarda salaklığın nerelerde ve kimlerde görüldüğü ayrıntılı bir biçimde sunulmuştur.

Bulaşıcı Salaklık bir eleştiriyi de içinde barındırır. Düzenlerin, sistemlerin, özellikle modern zamanların getirisi olan sözde “disipline edici” kurum ve kuruluşlarına eleştirel bir gözle bakarak bunların salaklığın üretim mekanizması olduğunu belirtmektedir. Çünkü modern devlet özgürleştirirken diğer yandan da disipline eder.

 

Devamı için kitabı alıp okumak lazım değil mi?

Bulaşıcı Salaklık
Epidemiyolojisine Giriş
Phoenix Yayınları
168 sayfa

inonu-kisa-film-festivaliİnönü Üniversitesi Sinema Topluluğu tarafından düzenlenen İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali sekizinci yılında da yoğun ilgi görüyor. Bu yıl 4-6 Mayıs 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek ve üç kategoride toplam 15 bin TL ödül verecek festivalin son başvuru tarihi 3 Nİsan 2015 tarihine uzatıldı.

Şu ana kadar iki yüze yakın filmin başvurduğu festival son başvuru tarihine iki hafta kala tüm kısa filmcilerin katılım ve desteklerini bekliyor.

Geçmiş yıllarda 3 biner TL ödül veren festival bu yıl; En İyi Kurmaca Film’e 5 bin TL, En İyi Belgesel Film’e 5 bin TL ve En İyi Deneysel Film’e 5 bin TL olmak üzere üç kategoride toplam 15 bin TL ödül veriyor.

Festivalin yarışma bölümüne son bir yıl içinde yapılmış, süresi en fazla 15 dakika olan kurmaca ve deneysel filmler, süresi en fazla 30 dakika olan belgeseller başvurabilecek.

Başvuru ve ayrıntılı bilgi için:

http://festival.inonu.edu.tr/

genclik-filmleri-festivaliBu yıl “öteki” temasıyla yola çıkan festivalin açılışı, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde yapılacak. Açılışta “Soma: Bir Avuç Kömür İçin Bir Ömür Verenlere” belgeseli, Soma’dan işçilerinin de katılımıyla izleyiciyle buluşacak. Özgecan Aslan ve Yaşar Kemal’in de hatırlanacağı gecede Cahit Berkay, şarkılarını Soma için söyleyecek. Açılışta “Öteki” temalı bir fotoğraf sergisi de yer alacak.

Festival kapsamında 18-20 Mart’ta İstanbul’un birçok üniversitesinde film gösterimleri yapılacak. İstanbul Üniversitesi, “Küçük Kara Balıklar” belgesel gösteriminin ardından Ezel Akay ve Cenk Terbiyeli’nin katılacağı söyleşiye ev sahipliği yapacak.

FESTİVALDE FİLMLER İZLEYİCİYLE BULUŞTURULACAK

Reha Erdem retrospektifinden “Jin” , “A Ay” ve “Şarkı Söyleyen Kadınlar”ın yanı sıra Nazan Kesal’ın “Salıncak”, Aykan Safoğlu’nun “Kırık Beyaz Laleler”, Emel Çelebi’nin “Külkedisi Değiliz”, Cenk Örtülü’nün “O İklimde Kalırdı Acılar”, Veysi Altay’ın “33 Yıllık Direniş: Berfo Ana” ve Suat Eroğlu’nun “Fıtrat” filmleri de festival izleyicisiyle buluşacak.

5. Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali kapsamında Eskişehir, İstanbul, İzmir, Ankara, Zonguldak, Kocaeli, Trabzon, Edirne, Karabük, Hopa, Adana, Samsun, Mersin, Kayseri, Kırşehir ve daha birçok il ve ilçede film gösterimleri olacak.
Genç yönetmenlerin ürettikleri filmleri gösterebilmesi ve üniversitelerde gençliğin kendi perdesini açabilmesine olanak sağlamak amacıyla düzenlenen festival, 4 yılda, 17 il ve 30 gösterim yerine ulaştı.

Disney`in yıllık hissedarlar toplantısında konuşan yapımcı Bob Iger, uzun süredir Yıldız Savaşları (Star Wars) meraklıları tarafından beklenen tarihi açıkladı. Buna göre, sekizinci film 26 Mayıs 2017 tarihinde izleyiciyle buluşacak.

yıldız savaşları

Filmin senaryosunu yazıp yönetecek olan kişinin de Rian Johnson olduğu doğrulandı.

Kısa bir süre önce uçak kazası geçirip tedavi altına alınan ve serinin önceki filmlerinde Han Solo karakterini canlandıran Harrison Ford`un da başrollerde olması bekleniyor.

Filmin senaryosunu yazıp yönetecek olan kişinin de Rian Johnson olduğu doğrulandı.

Kısa bir süre önce uçak kazası geçirip tedavi altına alınan ve serinin önceki filmlerinde Han Solo karakterini canlandıran Harrison Ford`un da başrollerde olması bekleniyor.

“Yıldız Savaşları 7 – Güç Uyanıyor” ise bu yıl aralık ayında vizyona girecek.

Çanakkale Zaferi‘nin 100. Yılında Belgesel Gösterimi Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği konferans salonunda gerçekleşecek.

Çanakkale Zaferi’mizin 100. yılında gerçekleştireceğimiz belgesel film gösterimine katılım ücretsizdir.

Tarih: 18 Mart 2015, Çarşamba

Saat: 18:00

*Gösterim tam saatinde başlayacağından katılımcıların öncesinde hazır bulunmaları gerekmektedir.canakkale-zaferi-100-yil

47siyad-odulleriBerkin Elvan’ın anılmasıyla başlayan SİYAD Ödülleri sahiplerini buldu. En iyi film Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği Kış Uykusu 6 dalda ödül alarak geceye damga vurdu.

47. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülleri, dün gece Cemal Reşit Rey’de gerçekleşen törenle sahiplerini buldu. Özge Özberk’in sunduğu törende bu yılın ödüllerine Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiyeli filmi ‘Kış Uykusu’ damga vurdu. ‘Kış Uykusu’ geceden En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Melisa Sözen) ve En İyi Erkek Oyuncu’nun (Haluk Bilginer) da aralarında olduğu altı ödül kazandı. Nuri Bilge Ceylan, ödülünü alırken “Sinema üzerine çok fazla yazı yazılan bir sanat dalı. Fotoğrafçılık yaptığım günlerden hatırlıyorum çok büyük bir sessizlik vardı. Özellikle yazılar için sinema yazarlarına teşekkür etmek isterim. İster olumlu ister olumsuz olsun hepsinden çok şey öğreniyorum,” diye konuştu.

Açılış konuşmasını yapan SİYAD Yönetim Kurulu Başkanı Melis Behlil, birinci ölüm yıldönümünde Berkin Elvan’ı andığı konuşmasında sansür ve ifade özgürlüğünden bahsederek derneğin sansürün her türüne karşı olduğunun altını çizdi.

100 YILIN EN İYİ 10 FİLMİ SEÇİLDİ

Sinema Yazarları Derneği, Türkiye Sineması’nın 100. Yılı kutlamaları vesilesiyle bu yıl özel bir seçim daha gerçekleştirdi. SİYAD üyelerinin oylarıyla belirlenen ‘Yüzyılın 100 Filmi’ listesinin zirvesinde bulunun on film de törende ilan edildi. Sinema Yazarlarının seçimiyle Yılmaz Güney‘in filmi ‘Umut’ birinci sıraya yerleşti. ‘Umut’u sırasıyla şu filmler takip etti: Yol, Sevmek Zamanı, Anayurt Oteli, Vesikalı Yârim, Muhsin Bey, Sürü, Selvi Boylum Al Yazmalım, Masumiyet, Bir Zamanlar Anadolu ’da.

47. SİYAD ÖDÜLLERİ ŞÖYLE

En iyi film
Kış Uykusu – Zeyno Film, Memento Films, Bredok Films

En iyi yönetim
Nuri Bilge Ceylan – Kış Uykusu

Mahmut Tali Öngören En iyi senaryo
Deniz Akçay – Köksüz

Cahide Sonku En iyi kadın oyuncu performansı
Melisa Sözen – Kış Uykusu

En iyi erkek oyuncu performansı
Haluk Bilginer – Kış Uykusu

En iyi yardımcı kadın oyuncu performansı
Lale Başar – Köksüz

En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı
Ayberk Pekcan – Kış Uykusu

En iyi müzik

Kenan Doğulu – Unutursam Fısılda
En iyi görüntü yönetimi
Gökhan Tiryaki – Kış Uykusu

En iyi kurgu
Yorgos Mavropsaridis – Sivas

En iyi sanat yönetimi
Soydan Kuş – Unutursam Fısılda

En iyi belgesel film adayları
Tepecik Hayal Okulu, Güliz Sağlam

En iyi kısa film adayları
Müjdeler Var Yurdumun Toprağına Taşına, Erdi Sinemam 100 Şeref Yaşına!, Melik Saraçoğlu & Hakkı Kurtuluş

Nerede yanlış yaptık da özgüvenli yetiştirmeye çalıştığımız bu çocuklar ‘depresif’ veya ‘narsistik’ gençler oldular? Anlaşılan özgüveni yanlış yorumladık ve çocuklarımıza yanlış bir şekilde aşıladık.

gençlik

Çocuklarımızı özenle yetiştirdik. Hem de yeni bir eğitim anlayışı ile… Onları eleştirmemeye özen gösterdik. Başaramadıkları şeyleri hiç vurgulamadık.

‘Kendine inan! Sen özelsin! Her şeyi başarabilirsin; Yeter ki iste! ‘ sloganları ile büyüttük. ‘Düşlerini takip et!’, ‘Kurallara uyma, neyle mutlu oluyorsan onu yap!’, ‘Kendine inan ve kendin ol!’ gibi mesajları sadece eğitim sistemimizde değil, aynı zamanda filmlerde, kitaplarda ve müziklerde de konu ettik.

Toplumsal kurallar yıkıldı ve adeta birey doğdu. Kendi yapabilecekleri konusunda fazlasıyla iyimser olarak yetişen bu çocuklar genç oldular.

Bu gençler başaracaklarından çok eminler. Ne isterlerse elde edebilecek güçleri olduğuna fazlasıyla inanıyorlar. Kendilerine fazlaca odaklanıp, diğer insanların bakış açılarını düşünmekte zorlanıyorlar. İyi şeyleri hak ettiklerine ve üstün olduklarına inanıyorlar.

Eşsiz insanlar olduklarını düşünüyorlar. Hepsi lider özelliklerine sahip, popüler olmayı çok önemsiyorlar.

İçedönükleri ‘ezik’ olarak isimlendiriyorlar ve ezik görünmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kendilerinden beklentileri o kadar artmış durumda ki; pek çok alandaki istekleri sektörel ihtiyacı aştı. Çok ünlü olmak, çok para kazanmak, standartları yüksek bir hayat sürmek hepsinin ortak hedefi oldu. Neredeyse hepsi lisansüstü, doktora istiyorlar ama hepsi yapamıyorlar. Çok yüksek maaşlarla çalışmayı hedefliyorlar ama pek çoğu uzun ve zorlu eğitimlerinin sonunda beklentilerine ulaşamıyorlar. Öylesine rekabet dolu bir ortamda büyüdüler ki, ortalamanın biraz üstü bir standarta sahip olabilmek için iki üniversite bitirmeleri, birkaç yabancı dil bilmeleri gerekiyor.

10348292_959632967398265_1853046937567714509_n

Beklentiler yaşam gerçekleriyle uyuşamıyor. Bir şekilde hedeflerine ulaşmış gibi gözüken azınlık ise, işyerlerinde eski nesil tarafından yadırganıyor. İş görüşmelerinde ilk soru olarak ne maaş alacaklarını soruyorlar. Hiyerarşiden hoşlanmıyorlar. Otoriteyi sorguluyorlar. Üstleri ile arkadaşları gibi konuşuyorlar. Eleştiri kabul etmiyorlar. Rahat giyimleri ve tavırları ile yadırganıyorlar. Belirlenmiş çalışma saatlerinden hoşlanmıyorlar. Sonuçta işyerlerinde yadırganıyor, eleştiriliyor ve mutsuz oluyorlar.

Bu durumda diğerlerini kendi ihtiyaçlarını karşılayan bireyler olarak gören bu gençler, işler istedikleri gibi gitmeyince de kolaylıkla saldırganlaşabiliyorlar. Sonuçta şişirilmiş egolar çoğu kez bir balon gibi sönüyor. 

Yeni nesil savaş, kıtlık gibi ciddi travmalara maruz kalmadı. Aksine bilgisayar, cep telefonu, hazır gıda sektörü, elektronik ev aletleri, hızlı ulaşım araçları gibi gündelik yaşamı çok kolaylaştıran icatlarla yaşamları daha kolaylaşarak büyüdür. Daha huzurlu olmaları beklenirken, tam tersine kendilerinden başka şeylere çok az zaman ayıran bu özgür gençlerin yaşam karşısındaki hayal kırıklıkları ise  çok derin. Başarısız olan her deneyimi egolarına aldıkları derin yaralar olarak algılayan bu gençler depresyonla başetmek zorunda artık.

Peki nerede yanlış yaptık da özgüvenli yetiştirmeye çalıştığımız bu çocuklar ‘depresif’ veya ‘narsistik’ gençler oldular? Anlaşılan özgüveni yanlış yorumladık ve çocuklarımıza yanlış bir şekilde aşıladık. 

Gerçekten özgüvenli olan kişilerin ilişkileri çok iyidir. Çünkü sadece kendilerine odaklanmazlar. Karşılarındaki bireylerin duygularının farkına varırlar, ihtiyaçlarını önceden kestirirler. Sevilirler ve severler. Başkalarının ihtiyaçları için gerekli durumlarda taviz verirler. Kendilerini çok iyi tanırlar. Güçlü yönlerini bildikleri gibi, zayıf yönlerinin de farkındadırlar.

Bizlerse, özgüveni geliştirelim derken narsizmi körükledik. Özgüven hem kendine hem diğerlerine saygı duymayı gerektirirken, söylemlerimiz ve eğitim felsefemizle sadece kendine odaklı bireyler yetiştirdik. İlişkilerinde bile kendi amaç ve hedeflerine aracı olacak kişilerle ilişki kurdular. İlişkileri istedikleri amaca hizmet etmediğinde ise saldırganlaştılar. Suçladılar. Gerçekten sevemediler.

Özgüven olumlu ve olumsuz her türlü özelliğimizi tanımak ve buna göre ilerlemekten beslendiği halde, sadece olumlu özelliklerine odaklanan ve kendilerini gereğinden fazla önemseyen bireyler yetiştirdik. Bundan sonraki eğitim felsefemizi, gerek okullarda gerekse aile içinde oluştururken özgüven konusunu doğru yorumlamaya dikkat etmeliyiz. Hedefimiz hem olumlu hem olumsuz özelliklerini çok iyi tanıyan, beceriksiz oldukları konuları da kabullenerek yeri geldiğinde dile getirebilen, empati kurabilen, sevebilen, toplumun ortak yaşam gereği kabul ettiği kurallardan ürkmeyen, saygılı olmayı demode bulmayan bireyler yetiştirebilmek olmalıdır.

Gerçek yaşamın sınırlı fırsatları, eleştiren yapısı, çoğu kez mütevazi koşulları ‘çok önemli bireyler’ olduklarını düşünen bu gençlere aslında koca bir gruptaki ‘herhangi biri’ oldukları gerçeği ile yüzleştirmek gerekmektedir.

.
Dr. Olcay Güner

Kaynak : dunyayilar.org

TCDD ile İBB arasında yapılacak protokolün ardından, tarihi gar müze olarak kullanılacak.

istanbul-gari-istanbul-kent-muzesi

Halkalı seferlerinin Marmaray nedeniyle sonlandırılması sonrası kapalı kalan, Marmaray açıldıktan sonra tekrar faaliyete geçen Sirkeci Garı’na bağlı binalar İstanbul Kent Müzesi, İstanbul Demiryolu Müzesi olarak dizayn edilecek. Protokole göre, Sirkeci Garı içinde bulunan binaların müze olarak kullanabilmesi amacıyla yapılacak proje çalışmaları, plan tadilatı, binalara ilişkin onarım, yenileme, restorasyon İBB tarafından yapılacak. İstanbul Demiryolu Müzesi olarak kullanılacak kısım ise TCDD’ye teslim edilecek. Hazırlanan projeler TCDD’nin onayına sunulacak, TCDD’nin onaylamadığı hususlar projelerde revize edilecek.

haftanin-sanat-etkinlikleriTİYATRO

İSTANBUL

– Devlet Tiyatroları Bahçelievler Belediyesi Nurettin Topçu Kültür Merkezi’nde “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa” cuma 20.00, “Barış Gezegeni” pazar 13.00. Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Güneş Batarken Bile Büyük” cuma ve cumartesi 20.00, pazar 15.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz” cumartesi 14.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Muhteşem Gatsby” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Geçtim Ama Tiyatrodan” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz” çarşamba, pazar 14.00. Küçük Sahne’de “Yaşamak Denilen Bu Zahmetli İş” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “57. Alay” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Bülbül Susturulduğunda” salı, perşembe 20.00, cumartesi 15.00; “Çiçeğim Solmasın” çarşamba 14.00, cumartesi, pazar 12.00 . Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Sessizlik” çarşamba, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00 )

– İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “On İki Öfkeli Adam” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Piti” pazar 12.00 ve 15.00. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Ölü Adamın Cep Telefonu” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Bisküvi Adam” pazar 12.00 ve 15.00. GOP Ferit Egemen Sahnesi’nde “Kedi ile Palyaço” perşembe 14.00. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Kabare” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe ve cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Bir Gün Ayakkabımın Teki” pazar 12.00. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “Kerbela” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Alaaddin’in Sihirli Lambası” pazar 12.00 ve 15.00. Kâğıthane Küçük Kemal Sahnesi’nde “Bir Gün Ayakkabımın Teki” perşembe 12.00. Haldun Taner Sahnesi’nde “Lysistrata ‘Kadınlar da Savaşırsa” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Harikalar Mutfağı” pazar 12.00 ve 15.00. Ümraniye Sahnesi’nde “Sırça Hayvan Koleksiyonu” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Islık Sever Max” pazar 12.00 ve 15.00. Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Komşum Hitler” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Üzgün Ağaçlar Ülkesi” pazar 12.00 ve 15.00.(0 212 455 39 20)

– Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Romeo ve Juliet” cuma, cumartesi 20.30, “Güneşin Çocukları” pazar 11.00, “Hayvan Çiftliği” pazar 15.30. “Tiyatro Keyfi”nin “Romeo&Juliet” çocuk oyunu cumartesi 11.00. (0 212 414 96 47)

– Ortaoyuncular’da “Peradaki Hayalet” cumartesi 20.00, pazar 18.00. (0 212 251 18 65)

– Dostlar Tiyatrosu’nun “Bir Delinin Hatıra Defteri” oyunu cuma, cumartesi 20.30’da Kenter Tiyatrosu’nda, pazar 19.00’da Kozzy Kültür Merkezi’nde. (0 212 246 35 89)

– Oyun Atölyesi “Testosteron” bugün ve yarın 20.30, “Kim Korkar Hain Kurttan” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

SERGİ

İSTANBUL

– Alp Bartu ve Mustafa Ayaz’ın sergileri Doku Sanat Galerileri İstanbul’da yarından itibaren 9 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 246 2496

– Orhan Taylan’ın resim sergisi 10 Mart’a kadar Kızıltoprak Sanat Galeri’nde 10 Mart’a kadar görülebilir. (0216) 418 3806

– Zeynep Deniz Özmen’in “Özgürce” adlı resim sergisi Venüs Sanat Galerisi’nde 11 Mart’a kadar görülebilir.

– “Küçük Yüzler, Büyük Bedenler” adlı karma sergi 13 Mart’a kadar Elgiz Müzesi’nde izlenebilir. (0212) 290 2525

– “Mimarlık tarihçisi, restoratör, koleksiyoner Ekrem Hakkı Ayverdi” sergisi İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde 14 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 334 0900

– “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Sergisi” Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde 14 Mart’a kadar görülebilir. (216) 280 5739

– İtalyan sanatçı Tommaso Pierozzi’nin “Mutlu Olacağız” adlı resim ve gravür sergisi 16 Mart’a kadar Galeri Bohem’de görülebilir. (212) 999 44 60

– 40 fotoğrafçının 1600 portre fotoğrafından oluşan “Yüz Kumbarası” adlı fotoğraf sergisi 19 Mart’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde görülebilir. (0212) 393 8111

– “Sevgili Kedilerimiz” adlı karma sergi Ürün Sanat Galerisi’nde 19 Mart’a kadar izlenebilir. (0216) 363 1280

– Gürcü heykeltıraş Amiran Tevzadze’nin heykel sergisi Galeri Selvin 2’de 20 Mart’a kadar görülebilir. (212) 263 74 82

– Mustafa Pancar’ın “Yol Kenarı” adlı sergisi yarından itibaren Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde 21 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 230 1976

– Maide Bulak’ın “Kent ve Sessizlik” adlı sergisi Galeri ARK’ta 22 Mart’a kadar görülebilir. (216) 3694900

– Sadi Diren’in retrospektif sergisi D’Art Sanat Galerisi’nde 22 Mart’a kadar görülebilir.

– Ulus Özel Musevi Okulları öğrencilerinin “Yüzyıllık Düşler” adlı sergisi Beyoğlu’ndaki Hamursuz Fırını’nda 23 Mart’a kadar görülebilir.

– “Mavi Sular Karma Resim Sergisi” 14- 25 Mart tarihleri arasında Venüs Sanat Galerisi’nde izlenebilir. (216) 565 3572

– “Nevruz” adlı karma sergi Galeri Apel’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2927236

– Nermin Er sergisi Galeri Nev’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2521525

– Mehwish Iqbal’ın “Subliminal Manzaralar” adlı sergisi 28 Mart’a kadar Kare Art Galeri’de görülebilir. (0212) 2197719

– Sema Talay’ın “Patlamalar” adlı kişisel resim sergisi Gergedan Sanat’ta 28 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 292 0650

– Zeki Kıral’ın resim sergisi Galeri İdil’de 28 Mart’a kadar izlenebilir. (212) 283 23 83

– Bedri Baykam, Erden Cantürk, Philippe Deutsch, Koray Erkaya, Damien Guillaume, Tetsuro Higashi, Uwe Ommer, Arto Pazat ve Hugh Holland’ın eserlerinin yer aldığı “Çırılçıplak” adlı grup sergisi 29 Mart’a kadar Piramid Sanat’ta görülebilir. (212) 2973121

– İsa Çelik Resim Sergisi 29 Mart’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde görülebilir. (212) 249 01 50

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Kostantinos Kerestetzis’in resim sergisi 29 Mart’a kadar Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun İstiklal Caddesi’nde yer alan Sismanoglio Megaro binasında izlenebilir. (212) 244 9335

– Nilüfer Moayeri’nin “Doğu-Batı Koridorunda Kadın” adlı sergisi Pera Sanat Galerisi’nde 30 Mart’a kadar görülebilir. (212) 245 3008

– Ali Kazma’nın “Zamancı” adlı sergisi Galeri ARTER’de 5 Nisan’a kadar görülebilir. (0212) 2433767

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Atilla Galip Pınar’ın “Öz // Essence” adlı 4. kişisel sergisi Galeri İlayda’da 12 Nisan’a kadar görülebilir. (212) 227 92 92

– “Taştaki Gizemli Yaşam” sergisi 10 Mart – 25 Nisan tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 240 80 23

– “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadınlar” adlı sergi 22 Mayıs’a kadar Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde görülebilir.(212) 219 16 97

– Burhan Doğançay’ın “Picture The World” sergisi 7 Haziran’a kadar Doğançay Müzesi’nde görülebilir. (0212) 244 7770

– “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz” adlı retrospektif sergi İstanbul Modern’de 28 Haziran’a kadar Süreli Sergiler Salonu’nda görülebilir. (0212) 334 7300

ANKARA

– Ayşe Mutlu – resim – 10 Mart’a dek – Galeri N’de. (0 312 436 36 64)

– Geçişler – resim – 13 Mart’a dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

– Anahita Şems – resim – 14 Mart’a dek – GaleriM Sanat Galerisi’nde. (0 312 235 50 06)

– Antonio Cosentino – resim – 14 Mart’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

– Özcan Kandemir – resim – 15 Mart’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

– Aslı Kutluay – resim – 19 Mart’a dek – Taurus Sanat Merkezi’nde. (0 533 443 54 54)

– Marek Brzozwski – resim – 20 Mart’a dek – Galeri Sanatyapım’da. (0 312 222

– Suna Özkalan – yağlıboya resim – 20 Mart’a dek – Medya Sanat Galerisi’nde. (0 312 428 39 55)

– Peker Sanat Ödülleri Sergisi – resim – 21 Mart’a dek – Peker Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 30 03)

– Farago – resim – 26 Mart’a dek – Ankara HiltonSA’da. (0312 236 21 22)

– Senem Aker Ensari – seramik – 27 Mart’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

ADANA

– Adana Ressamlar Derneği’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlidiği, ‘Mart’ın Sekizi’ adlı resim sergisi Seyhan Belediyesi Sergi Salonu’nda sürüyor. Sergi 15 Mart tarihine dek izlerime açık tutulacak. (0322 4534445)

MERSİN

– MTSO Sanat Galerisi, ‘ve Kadın III – Karma Resim Heykel Sergisi’ne bu hafta da ev sahipliği yapıyor. Buğra Yararman, Hakan Kandır, Mehmet Mangtay, Meral Belici, Özcan Aydemir, Seda Şahbaz, Tuğba Küçükbahar ve Vehbi Mangtay’ın eserlerinin yer aldığı sergiyi sanatseverler 19 Mart tarihine kadar pazar günü hariç hafta içi 08.30-18.00, cumartesi ise 10.00-17.00 saatleri arasında gezebilecek. (0324 238 95 00 – 261)

– Günay Yavuzel, Ferahnaz Çalışkan, Leyla Çakmak’ın, Dünya Kadınlar Günü’nde, Özgecan Aslan anısına düzenledikleri sergi, Tarsus Mehmet Bal Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi 13 Mart tarihine dek izlenebilecek. (0324 6162515)

GAZİANTEP

– Ressam Şefkat İşleğen’in, ‘Değiş/ imler’ temalı resim sergisi Sanko Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sanatçının linol baskı ve akrilik tekniği kullanarak ortaya çıkardığı ve mono print tarzında soyut çalışmalara da yer verdiği eserlerinin yer aldığı sergiyi sanatseverler 27 Mart tarihine dek her gün 10.00-22.00 saatleri arasında izleyebilecek. (0342 3666066)

MÜZİK

İSTANBUL

– Salon IKSV’de perşembe saat 21.30’da Tuluğ Tırpan Quartet feat Frederik Köster; cuma saat 22.00’de Kalben&No Land; cumartesi saat 22.30’da Yasemin Mori konserleri var. (212 334 08 41)

– Nardis Jazz Club’te bugün saat 21.30’da Salliel Bros, yarın saat 21.30’da Olgun Acar Band; çarşamba saat 21.30’da Yavuz Akyazıcı Trio; perşembe saat 21.30’da Flapper Swing; cuma saat 22.30’da Luis Gomez DesCarga; cumartesi saat 22.30’da Selenr Seytekin Project konserleri var. (0212 232 98 30)

– Akbank Sanat’ta perşembe saat 20.00’de Denis Kozhukhin (piyano) ile Vladislav Kozhukhin’den (piyano) oluşan Kozhukhin Kardeşler konseri var. (0212 252 35 00-01)

– Süreyya Operası’nda bugün Hande Özyürek (violin) ile Fedele Antonicelli (piyano) kanseri var. (0216 346 15 31)

– Ülker Sports Arena’da cumartesi saat 21.00’de Julio Iglesias konseri var. (0216 687 2100)

– Bostancı Gösteri Merkezi’nde cuma saat 21.00’de Ajda Pekkan; cumartesi saat 21.00’de Selçuk Balcı konseri var. (0216 362 1161)

– Volkswagen Arena’da cumartesi saat 21.00’de DJ Laidback Luke; pazar saat 18.30’da Unite The Mic Turnesi 2015 kapsamında Ailee, Jay Park ve San E konseri. (0212 377 67 00)

– TİM Show Center’da perşembe saat 21.00’de Fazıl Say konseri var. (0212 286 66 86)

– garajistanbul’da cuma saat 23.00’de Leman Sam; cumartesi saat 22.00’de Kord Vokal; pazar saat 21.00’de The Haunted konserleri var. (0212 244 4499)

– SSM the Seed’te perşembe saat 20.00’de Alman piyanist Joseph Moog’un resitali var. (0212 323 60 50)

– Caddebostan Kültür Merkezi’nde pazartesi saat 21.00’de Sunay Akın – Moğollar; çarşamba saat 20.30’da Fatih Erkoç – Kerem Görsev; perşembe saat 20.30’da “Ah Smyrna’m, Güzel İzmir’im” konserleri var. (0216 296 3055)

– Jolly Joker İstanbul’da bugün 21.00’de Zuhal Olcay albüm tanıtım konseri; yarın saat 21.00’de Ahmet Toprak Eğrikaya; çarşamba saat 21.00’de Haluk Levent – Kurtalan Ekspres; perşembe saat 21.00’de Yüzyüzeyken Konuşuruz; cuma saat 22.00’de Levent Yüksel; cumartesi saat 22.00’de Mehmet Erdem konseri var. (0212 249 0749)

– Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde yarın saat 22.30’da Suzan Kardeş; çarşamba saat 22.30’da TNK; ardından saat 23.59’da Özge Fışkın; perşembe saat 22.30’da Niyazi Koyuncu ardından Pinhani – Yalnız Türküler; cuma saat 22.00’de Can Gox ardından Koray Candemir; cumartesi saat 22.00’de caz vokalisti Fredrika Stahl, ardından Soul Stuff konseri var. (0212 245 1048)

– Babylon’da bugün saat 19.00’de Social Inclusion Band; çarşamba saat 20.30’da Peyk; cuma saat 22.00’de Shantel; cumartesi saat 22.00’de Yelle; pazar saat 19.00’da Patricia Barber konserleri var. (0212 292 73 68)