Şunun için etiket arşivi: Nar

Bugün “Fotoğraf Eğitmenimiz”  “ Damla YEDİSAN ” ile fotoğraf ve Fotoğrafçılık Kurslarımıza ait özel bir site ( http://www.fotografcilikkurslarim.com )yapımı ve şekli hakkında telefon görüşmesi yaptık ve ardından siteyi biraz inceledim sonra diğer sanat sitelerine göz atmaya başladım ki fotoğraf sergisi olarak aşağıdaki haberi gördüm… Haberi okuduktan sonra google’da biraz araştırma yapınca sizlerle de paylaşmak istedim.  “Bilgi paylaştıkça büyür.” değil mi?

 

Tina Modotti

İtalya’daki yoksulluktan Hollywood’da başrole… Entelektüellerin gözdesi ‘çılgın’ partilerden Komünist Parti üyeliğine… Vatansızlıktan savaş meydanlarına… Herkesi etkileyen güzellikten ‘hafifmeşreplikle’ damgalanmaya… Tarihin önemli fotoğrafçılarından Tina Modotti’nin fotoğrafları, efsanesine yakıştıramadığımız bir sessizlikle Cihangir Sanat Galerisi’nde bekliyor.

İtalya’da yoksul bir ailede başlayan yaşamı, dünyanın dört bir yanında fena halde fırtınalı biçimde seyrederken, yolu Hollywood’da başrollere de düşmüş Avrupa’da ajanlığa da… Etkisinden kolay kaçınılmayan bir güzelliğe sahipmiş. Yaşamının bir kısmında entelektüel camianın katılmak için can attığı çılgın partilere ev sahipliği yaparken, bir kısmını militan bir komünist olarak geçirmiş, bir kısmında ‘hafifmeşrep’ ve ‘tehlikeli’ bir kadın sıfatıyla damgalanmış…

Dünyanın farklı yerlerinde bulunmasına, vatansız yaşamasına karşın en yaygın iki sıfatıyla belirtirsek; ‘Meksikalı’, ‘devrimci fotoğrafçı’ Tina Modotti’den (1896-1942) söz ediyoruz. Fotoğraf sanatında kalıcı bir iz bırakmış; eserleri önemli müzelerin koleksiyonuna girmiş Modotti’den…

Ölümünden uzunca süre sonra dünyada tekrar hatırlanması 1991’e denk geliyor. O yıl, Modotti’nin 1925’te çektiği ‘Güller’ adlı fotoğrafı açık artırmaya çıktığında, o zamana kadar bir fotoğraf için ödenen rekor fiyata; 165 bin dolara satılmıştı.

SESSİZ SEDASIZ BİR SERGİ  
Modotti’yi bugün hatırlamamızın vesilesiyse İstanbul’da açılan ‘Yeni Bir Bakış’ adlı sergi. ‘Renkli’ hayat hikâyesine sahip önemli bir sanatçının yolu Türkiye’ye düştüğünde çektiği büyük ilgiye; sanatseverliğimizin göstergesi olarak, mesela hikâyesinin sosyal medyada dilden dile dolaşmasına artık alışkınız. Konumuz bu durumu tartışmak değil ama ‘sanatseverlik’ ilgisini fazlasıyla hak eden Modotti’yi İstanbul’a getiren serginin, 19 Temmuz’da Cihangir Sanat Galerisi’nde sessiz sedasız açılması dikkat çekici…

Bu notun ardından iki öneri; sergiye giderken konuya az da olsa çalışmış olmak önemli. Yoksa bir zamanların Meksikasının yoksul yaşamından görüntüler aktaran, küçük siyah beyaz kareler size pek fazla şey ifade etmeyebilir.

Dilerseniz, ‘konuya çalışma’ meselesiyle bağını kurabileceğiniz ikinci önerimizse bir kitap. Margaret Hooks’un Agora Kitaplığı’ndan çıkan, ‘Devrimci Fotoğrafçı Modotti’ adlı kitabı, akıcı bir dille yazılmış, ‘renkli’ bir portreyi aktarıyor. Biz de bu yaşam öyküsünde hızlı bir tur atalım.

İtalya’da altı çocuklu yoksul bir ailenin, küçük yaşta okulu bırakıp fabrikada çalışmak zorunda kalacak ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi Modotti. Babası iş için ABD’ye gittiğinde, 12 yaşındayken bir ipek fabrikasında çalışmaya başlamıştı. 1913’te New York’taki babasının yanına gitmesiyle yeni bir dünya tanıdı; kaldığı ‘Küçük İtalya’ bölgesi aynı zamanda sanatçıların merkeziydi. Modotti böyle bir ortamda vaktinin önemli kısmını tiyatro ve opera izlemeye ayırıyordu. Tanıştığı ABD’li ressam Roubaix de I’Abrie Richey (Robo) sayesinde bir adım daha atıp ‘camiaya’ karışacaktı. 18 yaşına bastığında bazı yerel tiyatrolarda rol alarak yeteneğini gösterme fırsatı bulmuş, küçük çaplı bir üne kavuşmuştu bile.

HOLLYWOOD VE MEKSİKA
Hedefi Robo’yla birlikte Hollywood’a gitmekti. 22 yaşındayken bu hayalini gerçekleştirdi ve bir yıl sonra ‘Kaplanın Postu’ adlı filmde başrolü kaptı. Robo’yla Los Angeles’a gittiğinde evlenmişti. Modotti’nin, entelektüel çevredeki ününün yaygınlaşmasında oyunculuğunun yanı sıra önemli bir neden daha vardı; herkesin hemfikir olduğu güzelliği. Eşiyle birlikte düzenlediği entelektüel tartışma toplantılarında da, eğlenceli partilerde de herkesin odağındaki kişi aynıydı; Modotti.

Âşıklarının sayısı hiç de az değildi. O sıralarda Los Angeles’ın yolunu tutan diğer bir kişi, adı fotoğrafın efsaneleri arasında anılacak Edward Weston’dı.

Modotti, Robo’yla ilişkisindeki duygusal bağ gevşediği sırada Weston’la yakınlaştı. Robo Meksika’ya gitmişti. Modotti de peşinden gitmeyi aklından geçirmeye başlarken, 1922’de onun bir hastalık sonucu hayatını kaybettiğini öğrendi. Ertesi yıl, Hollywood’un kendisine göre olmadığını düşünen Modotti’yle Meksika’ya gitmek Weston’a nasip oldu.

O yıllarda Meksika entelektüeller için cazip bir yerdi. Siyasi devrim yaşanmıştı ve canlanan kültürel ortam dünyanın pek çok yerindeki sanatçıları çekiyordu. Modotti ve Weston, bir tür Rönesans’ın yaşandığı Juarez bölgesine taşındılar. Modotti, Weston’ın önerisiyle fotoğraf çekmeye başlamıştı. Bu alanda da yetenekliydi ve iyi bir fotoğrafçı olarak kabul görmesi için bir yıl yetecekti. Evdeki ‘çılgın partiler’ dönemi tekrar başlamıştı.

Daha çok ‘Frida’ filmiyle birlikte tanıdığımız, büyük ressam Diego Rivera da partilerin konukları arasındaydı. Rivera’yı, büyük aşk yaşadığı diğer ressam Frida Kahlo’yla partilerin ev sahibi Modotti tanıştıracaktı. Filmi izleyenler, bir sahnede Frida’yla etkileyici biçimde tango yapan kadını hatırlayacaktır; işte o ‘bizim’ Modotti’ydi.

Modotti’ye aşina olduğumuz başka bir şeyden söz etmek de mümkün; bizzat Weston’ın çektiği, epey yaygınlaşmış nü fotoğrafları… Öyle ki, “O nü fotoğrafları olmasaydı bugün Modotti’yle ilgilenir miydik?” sorusunu soran sanat tarihçileri vardır. Yanıtı, önceki satırlarda kitabından bahsettiğimiz Hooks veriyor; “Kesinlikle evet. Yoksa 1991’de Sotheby’s’deki açık artırmada, ‘Güller’ fotoğrafı 165 bin dolara satılabilir miydi?”

Tekrar Modotti’nin partilerine ve Weston’a dönelim. Daha doğrusu Modotti’nin bu ikisiyle arasındaki bağın kopmasına, yaşamının bir kez daha radikal biçimde değişmesine… Modotti’nin, evinde partiler düzenlemeyi bırakması, Weston’la arasındaki bağın kopması, politikaya gittikçe daha fazla ilgi duymasıyla aynı günlere denk geliyor. Ve fotoğraf makinesini yoksul Meksikalılara çevirmesiyle…

AJANLIĞA GİDEN YOL
Modotti 1927’de, 31 yaşındayken katıldığı Meksika Komünist Parti’sinde, partinin gazetesi için foto muhabirliği yapmak gibi aktif görevler üstlenmişti. Fakat kötü günler yaklaşıyordu. 1929’da, birlikte yaşadığı sevgilisi, parti üyesi Antonio Mella’nın öldürülmesinden sorumlu tutulduğunda yalnızca tutuklanmadı; komünistleri aşağılayan bir kampanyanın hedefine yerleştirildi ve ‘hafifmeşrep’, ‘tehlikeli’ bir kadın olarak damgalandı. 1930’da, bu kez Meksika başkanına yönelik bir suikasttan sorumlu tutulduğunda ülkeden sürüldü.

Berlin’e gitti. Canlı bir sanat ortamı ve fazlasıyla fotoğrafçı vardı. Avangart sanat ortamında kendisini geliştirecek maddi imkânlara sahip değildi. Bunalıma girdi, fotoğraf çekmeyi bıraktı, komünistler arasında nam sahibi bir arkadaşıyla Moskova’ya geçti. Komünist Parti içinde aktif roller üstlendi ve Sovyetler Birliği’nin, Avrupa’da çalışan gizli görevlileri arasında yer aldı.

Katıldığı İspanya İç Savaşı’nda komünistler yenildiğinde New York’a gitmek istiyordu ama ABD bu isteği kabul etmedi. Kendisini, kimliksiz geldiği, takma isimle yaşayacağı Meksika’da buldu. Sovyetler Birliği ile Nazi Almanyası saldırmazlık anlaşması imzalamıştı ve Modotti, Komünist Parti’ye olan güvenini kaybetmişti. Depresyon dönemi tekrar başlamıştı. 5 Ocak 1942’de, arkadaşlarıyla gittiği akşam yemeğinden dönerken kalp krizi geçirdi. Hemen her efsane kişilik gibi Modotti’nin ardından, ölümünün nedenleri hakkında söylentiler üretildi. Pablo Neruda da şiir yazdı.

SERGİ CİHANGİR OTOPARKINA GİZLENMİŞ GİBİ
Meksika Başkonsolosluğu’nun desteğiyle, Modotti’nin 26 fotoğrafının sergilendiği yer, Beyoğlu Belediyesi’ne ait Cihangir Sanat Galerisi. 15 Ağustos’a kadar ziyaret edebilirsiniz. Galeri, üstü çocuk parkı olarak düzenlenmiş, bir kısmı yeraltında kalan Cihangir’deki katlı otoparkın içindeki salonlardan birinde kurulmuş. Fakat eğer daha önce galeriye gitmediyseniz bulmanız kolay olmayabilir. Zira Modotti sergisiyle ilgili afişler, işaretler bir yana; galeriyi gösteren herhangi bir işaret de yok. Otoparkın giriş kapısından içeri girip galeriye ulaşmaya çalışırsanız işiniz zor; epey bir dolanıp bulamama ihtimaliniz var. Kısa yol, otoparkın üstündeki, ilk bakışta fark edilmeyen merdivenden aşağı inip galeriye girmek.

 Aşağıda galeride sanatçıya ait fotoğraflardan seçme fotoğrafları bulabilirsiniz.

Kaynak : [-]  Eyüp Tatlıpınar


Malatya Valiliği ve Malatya Kayısı Araştırma-Geliştirme ve Tanıtma Vakfı tarafından bu yıl 9-15 Kasım 2012 tarihleri arasında üçüncü kez düzenlenecek olan Malatya Uluslararası Film Festivali’nde kısa film heyecanı başlıyor!

Malatya Uluslararası Film Festivali, kısa film çekimini teşvik etmek; bu türde film çeken genç yetenekleri keşfetmek, nitelikli yapımları ödüllendirmek ve isimlerini ulusal alanda duyurma fırsatı sunmak için Ulusal Kısa Film Yarışması’nı düzenlemeye devam ediyor.

Tüm amatör ve profesyonel kısa filmcilerin katılabileceği Ulusal Kısa Film Yarışması’nın son başvuru tarihi 16 Eylül 2012.

Yarışmaya katılmak isteyen ve festivalin www.malatyafilmfest.org.tr adresli web sitesinden duyurulan Festival Yönetmeliği’nde belirtilen özelliklere uygun olan film sahiplerinin, 16 Eylül 2012 tarihine kadar Festival Merkezi’ne başvurmaları gerekmekte.

Kısa Metraj Film Yarışması’na başvuru için herhangi bir yaş, deneyim, tür ya da tema kısıtlaması bulunmuyor. Toplamda 15 filmin değerlendirileceği yarışmaya, 01 Ocak 2012 tarihinden sonra çekilmiş, süresi 30 dakikayı aşmayan filmler kabul edilecek. Yarışmacılar birden fazla filmle yarışmaya katılabilirler. Daha önce ulusal ya da uluslararası bir yarışmada ödül almış olmak katılmaya engel değildir.

Yarışmanın ön jürisi Festival yönetimi içinden ya da dışından seçilecek sanatçı, akademisyen ya da profesyonellerden oluşacak. 3 kişilik ön jürinin değerlendirmesi sonucunda yarışmaya kabul edilen filmler, Ekim 2012 döneminde festivalin web sitesinden ve medya aracılığıyla duyurulacak.

Ön elemeden geçerek, yarışmalı bölüme kabul edilen 15 film, isimleri ilerleyen günlerden ilan edilecek olan 5 kişilik ana jüri tarafından festival süresince değerlendirilecek. Ödüle değer görülen film sahipleri ödüllerini 15 Kasım 2012 Perşembe gecesi yapılacak Festival Ödül Töreni’nde alacak.

Kristal Kayısı Ödülü için yarışacak filmler arasından birinci gelen filmin sahibi 5.000 TL para ödülünün de sahibi olacak.

Katılımcılar Yarışma Katılım Formlarına, Festival Merkezi’nden ya da Festival’in yukarıda belirtilen web adresinden ulaşabilirler. Ayrıca Festival Merkezi’ni telefonla arayarak Kısa Film Yarışma Koordinatöründen ayrıntılı bilgi alabilirler.

 

Kaynak : [-]

Belediyenin düzenleyeceği heykel çalıştayı festivalinde dünyanın farklı yerlerinden ünlü isimler bir arada…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sonbaharda düzenleyeceği ‘Uluslararası Heykel Çalıştayı, dünyanın farklı coğrafyalarından ünlü heykeltıraşları ağırlayacak. İzmirlilerin de izleyebileceği 20 günlük çalışma sürecinde hazırlanacak heykeller, kentin çeşitli noktalarına yerleştirilecek. Çalıştay’ın teması Akdeniz olacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 13 Ekim-2 Kasım 2012 tarihleri arasında düzenlenecek olan ‘Uluslararası Heykel Çalıştayı’na katılmaya hak kazanan heykeltıraşlar belirlendi. Kültürpark İzmir Sanat Oditoryum’ta toplanan seçici jüri, 50 farklı ülkeden gelen 150 başvuruyu değerlendirdi. Jüri, çalıştaya katılacak eserlere karar vermekte oldukça zorlandı. Yarışın galibi, 7 yabancı ve 3 Türk heykeltıraş oldu. Jürinin belirlediği heykeltıraşlar, söz konusu tarihlerde Kültürpark Tarih ve Sanat Müzesi önündeki havuzun çevresine kurulacak açık hava işliklerinde heykel çalışmaları yapacak. 20 günlük bir çalışmayla hazırlanacak olan heykeller, daha sonra kentin çeşitli noktalarına yerleştirilecek.
‘Uluslararası Heykel Çalıştayı’na şu isimler katılacak:
Aldo Shıroma (Peru), Amancio Gonzales Andres (İspanya), Bettino Francini (İtalya), Chander Parkash (Hindistan), Hıtoshi Tanaka (Japonya), Valentıne Mıtev (Bulgaristan), Volodymyr Khochmar (Ukrayna), Hakan Şengönül, Mert Taşkın Demir ve Levent Ayata (Türkiye).

Jüride kimler var?

Uluslararası İzmir Heykel Çalıştayı seçici jürisi, toplam 150 başvurunun geldiği proje dosyalarını seçerken, tasarımların kent dokusu ile ilişkisi, malzeme ile uyumluluğu gibi kriterleri göz önünde bulundurdu. Jüri değerlendirmede ayrıca, projenin uygulanabilirliği ile soyut ve figüratif işlerin dengelenmesini de dikkate aldı.

Yarışmaya başvuran eserleri büyük bir titizlikle inceleyen seçici jüri, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serpil Baran, heykeltıraş Bihrat Mavitan, heykeltıraş Cem Sağbil, 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölüm Başkanı Gökçen Ergür, heykeltıraş Yücel Tonguç Sercan, mimar Ebru Kandilci ve heykeltıraş Esen Kesecioğlu’ndan oluştu.

İzmir ‘açık hava müzesi’ne dönüşecek‘Uluslararası Heykel Çalıştayı’, kente kalıcı, nitelikli, sanata uluslararası bakışı olan çağdaş yapıtlar kazandırmayı hedefliyor. Sanat ürünlerini dış mekanlara taşıyarak kalıcı eserlerin sürekli olarak sergilenmesini sağlayacak olan çalıştay, kent kültürüne ve estetiğine katkıda bulunmayı ve İzmir’i adeta bir ‘açık hava müzesi’ haline dönüştürmeyi amaçlıyor.

Çalıştayın konsepti, İzmir’in Akdeniz’deki kültür başkentlerinden biri olması hedefinden yola çıkılarak “Akdeniz’ olarak belirlendi. Çalıştay, Akdeniz ülkeleri ve kültürüne dikkat çekerek, İzmir’in önemli Akdeniz kentlerinden biri olarak uluslararası platformdaki etkinliğini arttırmayı, dünya ülkelerini kültür ve sanat alanında Akdeniz başlığı altında buluşturmayı ilke ediniyor.

Herkes izleyebilecek

Çalıştay sürecince, Dokuz Eylül Üniversitesi Heykel Bölümü öğrencileri, sanatçılara asistanlık yapacak. Böylece heykeltıraşlar ve üniversite öğrencileri arasında diyalog oluşacak, öğrenciler sanatçıların deneyim ve bilgilerinden faydalanacak. Çalıştayın Kültürpark içindeki Tarih ve Sanat Müzesi bahçesinde halka açık olarak yapılması ise her yaştan İzmirli’nin yapım ve yaratım süreçlerine dahil olmasını, ulusal ve uluslararası sanatçılar ile ilişki kurmasını sağlayacak. Çalıştaya katılacak olan heşkeltıraşların her biri, ayrıca çocuklarla birer günlük atölyelerde bir araya gelecek.

Kaynak : [-] 

İzmirli müzisyenler Ömer ve Nitsa Çukurel Kapancıoğulları’nın kurduğu Blue Monkey (Mavi Maymun) adlı müzik grubu, bir uluslararası yarışmasında ilk 10’a kaldı. Grubun bu başarısının ardında ilginç bir hikâye var.

Ömer Kapancıoğulları ve Nitsa Çukurel, daha ortaokulda tanıştı. İkilinin çocuk yaşta başlayan arkadaşlığı, 3 yıl önce evlilikle taçlandı. Ve bugün bu iki genç müzisyen 43 ülkeden 500 şarkıcıyı geride bırakarak ilk 10’a girmeyi başardı.

SÖZ VE MÜZİK KENDİLERİNE AİT

Geçen 15 yıl boyunca dönem dönem, genellikle Nitsa’nın Ömer’in gitar çaldığı grupları dinlemeye gitmesi ya da belli projeler üretmek için bir araya gelen ikili, evlendikten sonra da müzik ile ilgilenmeye devam etti.

Finale Kalan şarkı :

Yıllardır sürdürdükleri çalışmalarından bir albüm yapmaya karar verdiler ve 2011 yılında kayıtlara başladılar. Blue Monkey adını verdikleri grup altında kendi Türkçe bestelerini hazırlarken, İngilizce bestelerinden bir tanesi ile de Rode mikrofon firmasının düzenlediği uluslararası müzik yarışmasına katılmaya karar verdiler.

ANNE BABA KAYITTA DENİZ STÜDYODA

yarışma için hazırladıkları söz ve müziği kendilerine ait “60 Seconds” şarkısının kayıtları ve çekimleri sırasında şu an 7 aylık olan minik Deniz de stüdyoda onlara eşlik etti. Hayatının her anında müzikle büyüyen Deniz’e anne ve babasının şarkıları haliyle ninni oldu…

Başvuru yaptıkları sırada bu kadar ileriye gidebileceklerini düşünmediklerini söyleyen genç müzisyenler, şimdi finale kalan tek Türk grup olmanın gururunu ve şaşkınlığını yaşıyor. Deniz’e ninni olan o şarkı uluslararası müzik yarışmasında birincilik için yarışıyor. Yarışmayı kazanacak olan grup, bu aşamadan sonra internet üzerinden oylamayla belirleniyor.

OYLAMA DEVAM EDİYOR

Ömer ve Nitsa oylarınız için sizlerden destek bekliyor. Oy verme işlemi 31 Temmuz’a kadar http://rockro.de/bluemonkey adresinden yapılıyor. Siz de kalp işaretinin yanındaki ‘click to vote’ yazan yerden, Facebook hesabınız ile ya da e-mail adresiniz ile kayıt yapabilir, uluslararası alanda bir Türk grubunu destekleyebilirsiniz. Blue Monkey’in yarıymadıki en büyük rakibi ise Endonezya’dan Navicula.

JÜRİDE MÜTHİŞ İSİMLER

Blue Monkey’i ilk 10’a seçen jüri içerisinde Guns N’ Roses’ın eski davulcusu Matt Sorum, Queens of the Stone Age gitaristlerinden David Catching, Grammy adayı müzik mühendisi John Merchant, tanınmış prodüktör Alain Johannes gibi isimler var.

Kaynak:[-] Murat KIVANÇ

Köşe yazarlarından Yılmaz Özdil’in günlük köşe yazıları, İsim Şehir Hayvan ismimli tiyatro oyunuyla seyirciyle buluşacak. Oyunun afişinde yer alan maymun fotoğrafının isim yerinde ise Yılmaz Özdil yazıyor..

İlk haberi Yılmaz Özdil’in kendi köşesindeki yazısından aldık. Özdil’in günlük köşe yazıları tiyatro sahnesinde seyirciyle buluşacak. Gencay Gürün’ün Tiyatro İstanbul’u tarafından Metin Serezli’nin yönetiminde sahnelenecek oyun, köşe yazlarından sahneye uyarlanması nedeniyle Türkiye’de değil dünyada bir ilk.

Oyunun adı Yılmaz Özdil’in ilk kitabıyla aynı ismi taşıyor: İsim Şehir Hayvan. Oyuncu kadrosu da bir hayli kalabalık. Tam 14 kişinin yer aldığı oyuncu kadrosu geçtiğimiz günlerde afiş için objektiflerin karşısına geçti.

Oyunun ismi İsim Şehir Hayvan’ın harflerinden oluşan birer kartonu ellerinde tutarak fotoğraf çektireceklerdi. Fakat bir sorun vardı. Oyunun adı 15 harften oluşuyor fakat oyuncu kadrosu 14 kişiydi. Bu sorunu da Yılmaz Özdil çözdü. Tiyatro oyununda bulunan maymun sahnesinden esinlenerek afişteki 15’nci harfi bir maymunun tutmasını altına da kendi adının yazılmasını istedi. Yılmaz Özdil ilginç afişle ilgili hurriyet.com.tr’ye şunları söyledi:

“KENDİ PAYIMA ÇOK EĞLENDİM”

“Tiyatro İstanbul’un Genel Müdürü Emin Hamarat oyunun afişini sanatçılardan oluşturmuştu. İsim Şehir Hayvan toplam 15 harf ancak oyunda 14 sanatçı yer alıyor. İsim  oyunda rol alan maymunu da 15 karakter olarak afişte yerleştirmişlerdi. Doğal olarak onun ismi yoktu. Ben kitabımın ismindeki Hayvan’dan ok çıkarak ismimi yazar ve o şekilde imzalarım. Okurlarım bunu  çok iyi bilir. Dolayısıyla afişi görünce bayıldım. Aynı imzayı afişe de atmak istedim. Maymunun altına kendi ismimi yazdım. Kendi payıma çok eğlendim umarım izleyenler de çok eğelenir. “

30 Temmuz pazartesi akşamı İzmir Karşıyaka Bostanlı Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleşecek galayla perdelerini açacak oyunun tüm detaylarını Yılmaz Özdil yazdı;

Kaynak :[-] 

 

 

Yılmaz ÖZDİL’in 15 Temmuz tarihli Hürriyet Gazetesindeki köşesinde yayınladığı yazı…

Yılmaz ÖZDİL

İlk haberi Yılmaz Özdil’in kendi köşesindeki yazısından aldık. Özdil’in günlük köşe yazıları tiyatro sahnesinde seyirciyle buluşacak. Gencay Gürün’ün Tiyatro İstanbul’u tarafından Metin Serezli’nin yönetiminde sahnelenecek oyun, köşe yazlarından sahneye uyarlanması nedeniyle Türkiye’de değil dünyada bir ilk.

Oyunun adı Yılmaz Özdil’in ilk kitabıyla aynı ismi taşıyor: İsim Şehir Hayvan. Oyuncu kadrosu da bir hayli kalabalık. Tam 14 kişinin yer aldığı oyuncu kadrosu geçtiğimiz günlerde afiş için objektiflerin karşısına geçti.

Oyunun ismi İsim Şehir Hayvan’ın harflerinden oluşan birer kartonu ellerinde tutarak fotoğraf çektireceklerdi. Fakat bir sorun vardı. Oyunun adı 15 harften oluşuyor fakat oyuncu kadrosu 14 kişiydi. Bu sorunu da Yılmaz Özdil çözdü. Tiyatro oyununda bulunan maymun sahnesinden esinlenerek afişteki 15’nci harfi bir maymunun tutmasını altına da kendi adının yazılmasını istedi. Yılmaz Özdil ilginç afişle ilgili hurriyet.com.tr’ye şunları söyledi:

“KENDİ PAYIMA ÇOK EĞLENDİM”

“Tiyatro İstanbul’un Genel Müdürü Emin Hamarat oyunun afişini sanatçılardan oluşturmuştu. İsim Şehir Hayvan toplam 15 harf ancak oyunda 14 sanatçı yer alıyor. İsim  oyunda rol alan maymunu da 15 karakter olarak afişte yerleştirmişlerdi. Doğal olarak onun ismi yoktu. Ben kitabımın ismindeki Hayvan’dan ok çıkarak ismimi yazar ve o şekilde imzalarım. Okurlarım bunu  çok iyi bilir. Dolayısıyla afişi görünce bayıldım. Aynı imzayı afişe de atmak istedim. Maymunun altına kendi ismimi yazdım. Kendi payıma çok eğlendim umarım izleyenler de çok eğelenir. “

30 Temmuz pazartesi akşamı İzmir Karşıyaka Bostanlı Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleşecek galayla perdelerini açacak oyunun tüm detaylarını Yılmaz Özdil yazdı;

Kaynak : [-]   

 

 

 

 

 

 

 

 

Batman Belediye Başkanlığı tarafından uzun süredir çalışmaları sürdürülen şehir tiyatrosu kurma çalışmalarında son aşamaya gelindi. Başkanvekili Serhat Temel, el ele vererek tiyatroyu kuracaklarını söyledi.

Batman’da bulunan tiyatro gruplarının temsilcileriyle bir araya gelen Belediye Başkanvekili Serhat Temel, şehrin kültür ve sanat bakımından çok güçlü bir potansiyeli olduğunu belirtti. Temel, şöyle devam etti: Bu kentin artık kendi şehir tiyatrosunun kurmasının zamanı geldi. Bu potansiyeli en iyi şekilde işleyecek, açığa çıkaracak olan, burada bizzat bu işle ilgilenen tiyatro sanatçılarıdır. El ele verip bu tiyatroyu kuracağız. Uzun zamandır Batman’da tiyatro işiyle uğraşan gurupların varlığından haberdarız. Biz yerel yönetim olarak biraz yapısal bir adım atıp bu kentte tiyatro ile ilgilenen gurupları ve kişileri de dahil ederek bir şehir tiyatrosuna gitme kararı aldık.

Bize yol gösterin

Mart ve Nisan ayı meclis kararıyla da bunun alt yapısını oluşturduk. Şehir tiyatrosunu kurmaya yönelik bir çalışmamız var. Bunun fiziki koşullarını oluşturma için de şu anda bir kültür merkezinin yapımına başlanacak. Bu yapılacak olan kültür merkezi şehir tiyatrosunun alt yapısını, fiziki koşullarını karşılayacak şekilde tasarlandı. Açıkçası bizim yaklaşımımız yapısal bir yaklaşım. Batman’da bir şehir tiyatrosu olsun da nasıl olursa olsun değil. Bu işe uzmanları dahil ederek, görüş alıp, en iyi şekilde nasıl yapabileceğimizi tartışıyoruz. Bugün burada bir araya geliş sebebimiz de bu işin asıl sahipleri olarak sizlerin bize yol göstermeniz, bu çalışmaya katkı sunmanızdır.

Kaynak :[-] 

 Moskova’dan da haberdar olalım…

11 Temmuz Çarşamba günü, Moskova Merkezi Ressam Evinde 3. Uluslararası Genç Sanat Bienali açılıyor.

Yeni Berlin Sanat Derneği Video Forum’unun yöneticisi, küratör Katrin Bekker’in oluşturduğu konsepte göre seyircilere genç neslin sanatlarından bir kesit, çağdaş yaşamda sanatçıların duruşunu ve ayrıca nasıl bir ortamda çalıştıklarını resmeden projenin multimedya gösterimi gerçekleştirilecek.

Bekker, “Güneşin altındaki Yaldızlardan” adlı esas projeye 80 ülkeden 32 yazarın 81 çalışmasına yer verdi. Bienal’in özel programı içerisinde, 15 ülkeden 56 katılımcının yer aldığı açık yarışma sonucunda Bekker ve organizatörler tarafından seçilen 17 küratör projesi yer alıyor. “Bitmeyen Tahlil” adlı stratejik proje ise, çeşitli nedenlerle esas projede yer alamayan 72 sanatçının eserlerinden oluşuyor. Projeler, Moskova’nın çeşitli mekânlarında gösterime sunulacak. Forumun bilim- eğitim programı; uzman sınıflar, konferanslar, tartışmalar gibi farklı formatlarda sunulacak. Söz konusu etkinliğin programına, 3. Uluslararası Genç Sanat Bienali Internet sitesinden ulaşılabilir. Sergi Ağustos ayı ortasına kadar devam edecek.

 Kaynak : [-]

Bugün başlayacak Avignon Tiyatro Festivali bu yıl 66.yaşına basarken aynı zamanda kurucusu Jean Vilar’ın da 100. Yaşını kutlayacak.

Avignon: Fransa’nın Provence-Alpes-Côte d’Azur bölgesinde Vaucluse departmaninda, Rhône Nehri’nin kıyısında bulunan şehir

 Dünyanın en saygın ve büyük tiyatro festivallerinden 7-28 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecekAvignon Tiyatro Festivali 66. yaşında şenliğin kurucusu tiyatro yönetmen ve oyuncusu Jean Vilar’ın (1912-1971) Yüzüncü yaşını da anacak. 2004 yılında başlayan ortak yönetici (*) uygulamasının bu seneki kişiliği İngiliz rejisör, tiyatro ve sinema oyuncusu Simon McBurney(1957 – Cambridge). Fransız ve dünya tiyatrosunun önemli kişiliklerinden Vilar’ın (özellikle de direnişçi şair René Char 1907-1988) bir avuç arkadaşıyla 1947 yılında başlattığı sanat ve

sanatçıyla seyirciyi yakınlaştırmak, sanatların anası tiyatroyu yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığın eğlence aracı olmaktan çıkartıp kitlelerle buluşturmak girişimi sağlam adımlarla yürüyüşünü sürüdürüyor. Bu amaç zaman zaman dans, sirk gibi farklı alanlara açılan festivale yelpazesini genişleterek deneysel, öncü ve ilerici nitelikteki eserler ve yorumlar kazandırma olanağını da sağladı. Sergi, konferans, film gibi faaliyetlerle hatırlanan Vilar’a en büyük saygı ve katkı İngiliz yönetmen McBurney’in festivale daha ziyade metinsel yani tiyatro eserler seçmesiyle geldi. AyrıcaKompleXKapharnaüM isimli bir kolektif Jean Vilar’a özel, çok yönlü bir “Kamu Meydanı” başlıklı ‘olay’ bir gösteri sunacak.

“In” Tiyatro zengini
Resmi, “In” programında yer alan 53 eser 330 sefer sahnelenecek. Festival 7 Temmuz akşamı, her zaman olduğu gibi Avignon Papalar Sarayı Şeref Avlusu’nda Simon McBurney’in topluluğu “Complicite”nin yorumladığı

Kerem Gelebek

tanınmış Rus yazar Mihail Bulgakov’un (1891-1940) “Usta ve Margarita” klasiğiyle açılacak. McBurney’in sürprizleri arasında dünyaca ünlü edip, kültür ve eylem adamı John Berger de var. Berger Juliette Binoche ve McBurney eşliğinde “A’dan X’e” ve eşi Katya Berger eşliğinde de “Uyuyor musun?” başlıklı metin ve mektuplarını okuyacak. Arthur Nauzyciel Çehov, Stéphane Braunschweig Pirandello, Katie Mitchel Sebald, Thomas Ostermeier İbsen gibi klasik oyun ve metinlerin özgün yorumlarıyla has tiyatroseverleri sevindirirken Christophe Martaler, Sophie Call, Suzanne Andrade-Paul Barritt, Fanny Bouyagui, Nicolas Stemann, Christophe Honoré, Steven Cohen, Romeo Castelluccitiyatronun sınırlarını zorlayan yaratılarıyla Avignon’un değişik işlev misyonlarını da yerine getirmiş olacaklar. Sidi Larbi Cherkaoui, Olivier Dubois, Josej Nadj, Nacera Belaza gibi koreograf ve dansçılar şenliğin yöneticileri Hortense Archambaultve Vincent Baudriller’in fetiş tercihi dansın da ihmal edilmediğini kanıtlıyacaklar. Festivalde nadir rastlanan bir sürpriz gösteri de koreografisini Christian Rizzo’nun yaptığı orijinal başlığıyla “Sakınan Göze Çöp Batar” şeklinde programa giren Türk dançıKerem Gelebek’in tek başına yorumladığı bir göç ve sürgün şiirsel baleyle yaşanacak.

“In” programını geçen yıl yüzde 94 doluluk oranıyla 130 bin biletli seyirci izlemişti.

OFF yine yüklü
Bir de bu işin “Off”u var. “Off” demek resmi “In” gösterilerinin dışında kalan her türlü programlı gösteriler demek. Piyesler, okumalar, sokak gösterileri; kukla, dans, müzik, sirk… “Off”da öngörülen 1161 gösteri her yaştan, her çağdan, her soydan ve boydan ilgili ilgisiz seyirciye, Avignon ziyaretçilerine hitap ediyor. 114’ü Fransa dışında, 25 ayrı ülkeden toplam 975 topluluk, yaklaşık 6000 oyuncu-sanatçı 104 ayrı mekânda bu benzersiz kenti muhteşem ve dev bir sahneye çeviriyor. “Off”un Off’larını katarsak Avignon neredeyse her biri 24 saat süren 22 gün süresince tiyatroyu taçlandırıyor, dünyayı şenlendiriyor. Geçen yıl 1,3

 

Festivalin daha önceki yıllarda ağırladığı ortak festival yöneticileri şöyle: milyon kişinin izlediği “Off” programı bu yıl 1,4 milyon seyirci bekliyor.
…………………………………………………………………..

Thomas Ostermeier (2004), Jan Fabre (2005), Josef Nadj (2006), Frédéric Fisbach (2007),Valérie Dréville ve Romeo Castellucci (2008), Wajdi Mouawad (2009), Olivier Cadiot veChristoph Marthaler (2010) ve Boris Charmatz (2011)

 

Kaynak : [-]

Ünlü İtalyan ressam Caravaggio’nun 700 Milyon Euro değerinde ki 100 adet eskizi bulundu.

Caravaggio’nun bir eseri

Ünlü İtalyan Rönesans ressamı Barok akımının ilk ustası Michelangelo Merisi da Caravaggio’nun çıraklık döneminde daha sonra resimlerinde kullandığı 100 adet eskizi Milano’da bulundu.

Caravaggio üzerine uzman olan sanat tarihi eleştirmenleri Maurizio Bernardelli Cruz ve Adriana Conconi Fedrigolli, Milano’da aynı dönemlerde yaşayan ressam Simone Peterzano’nun Castello  Sforzesco’da ki atölyesinde 300 kadar eskizin bulunduğunu ve bunun 100 tanesinin Caravaggio’ya ait olduğunun sanıldığını  açıkladılar.

Caravaggio 13 yaşındayken annesi tarafından çırak olarak Simone Peterzano’nun resim atölyesine gönderildiğinin bilindiğini söyleyen iki Caravaggio uzmanı 83 eskizin İtalyan ressamın daha sonra yaptığı eserlerde ki kişilere tamamen benzediğini de sözlerine eklediler.

Müze halinde ki atölyenin müdürü Francesca Rossi “Çatı katında bir sandıkta bulunan eskizler için “Jenerik eskizler. Ama Caravaggio’nun çizdiğine emin olamayız. Daha fazla araştırmamız gerek” açıklaması yaptı. Kullandığı resim tekniğine benzediği belirtilen eskizlerin yakın bir

Caravaggio bir başka eseri

gelecekte “Genç Caravaggio” adıyla resim albümü haline getirileceği ve iki e-kitap oluşturulacağı aynı eleştirmenlerce açıklandı.

Kaynak : Reha ERUS [-] 

Dünyanın en eski klasik müzik topluluğu, 26’ncı İzmir Kültür ve Sanat Festivali kapsamında 10 Temmuz Salı akşamı Efes Antik Kenti’nde müzik tutkunlarıyla buluşacak. Müzisyenlerle bin 600 seyircinin birlikte seyahat ettikleri bu organizasyon Türkiye’de bir ilk olacak.

DÜNYANIN en eski klasik müzik topluluklarından, 160 yıllık Viyana Filarmoni Orkestrası, 10 Temmuz Salı günü, dünyanın dört bir yanından tam bin 600 seyircisiyle birlikte İzmir’e geliyor. Ünlü orkestranın Efes Antik Kenti’nde vereceği konserin biletleri yaklaşık iki ay önce satışa çıktığı gün, birkaç saatte tükendi.
Viyana Filarmoni, klasik müzik tutkunları için düzenlenen deniz ve müzik programı kapsamında lüks yolcu gemisiyle Kuşadası’na gelerek 26’ncı İzmir Kültür ve Sanat Festivali’ne katılacak. Müzisyenlerle seyircilerin birlikte seyahat ettikleri Mein Schiff 1 adlı yüzen sarayın “Akdeniz’de Bir Liman” adlı seyahat programında İstanbul, Malta ve Atina da var. Yolcular, geminin uğradığı her limanda hem konserleri izleyecek hem de o kenti gezme imkanı bulacak. Böylece konserlerin verildiği kentler tanıtım için müthiş bir fırsat yakalayacak.

5-16 bin dolar
Aralarında Grammy ödüllü sanatçıların da bulunduğu orkestra üyeleriyle birlikte aynı gemide seyahat etmenin ve düzenlenen etkinliklere katılabilmenin bedeli hayli yüksek. Müzikseverler bir haftalık programa kalacakları kamaraya göre 5-16 bin bin dolar arasında ücret ödüyor. Toplam 670 kamara, 9 restoran, 11 bar, yüzme havuzları, SPA, fitness gibi lüks servislerin bulunduğu gemide 780 personel görev yapıyor.
Bu yıl üçüncü kez gemiyle konser turuna çıkacak olan Viyana Filarmoni Orkestrası, tur boyunca Schubert, Beethoven, Haydn ve Mozart’ın eserlerini seslendirecek. Efes Agora’da kurulacak sahnede verilecek etkinlikte dünyanın önde gelen şeflerinden Herbert Blomstedt yönetimindeki orkestra, Schubert’in 7 no’lu Senfonisi ve Bitmemiş Senfoni olarak da bilinen 8 no’lu Senfonisi’ni seslendirecek.

İzmirlilere yer kalmadı

Aralarında Grammy ödüllü sanatçıların da bulunduğu orkestranın vereceği konserin biletleri iki ay önce satışa çıktığı gün tükendi. Bakımda olan yaklaşık 24 bin kişilik antik tiyatro bu yıl da konserlere açılamadığıdan organizasyon antik kentin Agora bölümünde kurulacak sahnede gerçekleşecek. Ancak buranın da kapasitesi yaklaşık bin 750 kişiyle sınırlı olduğundan ancak Uluslararası İzmirKültür ve Sanat Festivali Kulübü üyesi ve ödedikleri aidatlar nedeniyle kontenjanları olanlar izleyebilecek.

Her limandabir konser

Geminin programında; İstanbul, Malta ve Atina da var. Yolcular, yüzen sarayın uğradığı her limanda hem konserleri izleyecek hem de o kenti gezme fırsatı bulacak. Bir haftalık turun fiyatları, 5-16 bin dolar arasında değişiyor
Viyana Filarmoni, çıktığı deniz ve müzik turunda Mein Schiff 1 adlı lüks yolcu gemisiyle Kuşadası’na demirleyecek, Uluslararası İzmirFestivali kapsamında konser verecek.

Sırada “Büyülü Bale” var 
Uluslararası İzmir Kültür ve Sanat Festivali çok özel bir topluluğu da 13 Temmuz’da ağırlayacak. Bu yıl 50’nci yılını kutlayan dünyaca ünlü Hollanda Ulusal Balesi, Türkiye’ye ilk kez gelecek. Grup, “Büyülü Bale” olarak da bilinen Giselle’i Fuar Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneleyecek. 170 yıldır sergilendiği halde salonları ağzına kadar dolduran gösteriyi Hollanda Ulusal Bale Topluluğu’nun sergileyecek olmasının özel bir önem taşıdığı bildirildi.

Kaynak :[-]

 

Sekiz yıldır kısa film severler için üretimin, bilginin paylaşıldığı platform olma amacıyla düzenlenen ve bu yıl 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen  Akbank 8. Kısa Film Festivali filmleri, kaçıranlar için Temmuz ayında yeniden gösteriliyor.

“Festival Kısaları” adı ile 11 Temmuz ve 18 Temmuztarihlerinde Akbank Sanat’ta ücretsiz olarak gerçekleştirilecek etkinlikte, aralarında Altın Palmiye ödüllü Rezan Yeşilbaş’ın “Sessiz” filminin de yer aldığı 30 kısa film izleyici ile buluşacak.

ETKİNLİK: Akbank 8. Film Festivali’nden Seçkiler- “Festival Kısaları”

YER: Akbank Sanat 

PROGRAM:

  • 11 Temmuz 2012, Çarşamba

Saat: 15.00

Gerayîş – 16’

Korkuluk – 10’

Gerçek Bir Hikayeden Uyarlanmıştır – 19’

Susmaz Sokak – 24’

Ekmeğin Hakkı – 10’

Saat: 18.00

Asker – 13’

Saman Makinesı – 10’

Tam Ekran – 11’

Yalnızlığın İki Yüzü – 24’

Kadîm – 30’

18 Temmuz 2012, Çarşamba

Saat: 15.00

Mi Hatice – 19’

Başlangıç– 15’

La Quatorziéme – 11’

Bağ – 12’

Pantolon Balığı – 28’

Saat: 18.00

Onaksibir – 20’

Baydara “Edra’nın Kaderi” – 14’

Ali Ata Bak – 12’

Alala – 10’

Sahnenin Haykırışı – 30’

Kaynak : [-]  

Türkiye en çok bilet satan ülkeler arasında…

Film Yapımcıları Meslek Birliği (FİYAB) tarafından düzenlenen, İstanbul Kalkınma Ajansı tarafında finanse edilen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen ”Telif Hakkı Kimde? Görsel-İşitsel Sektörde Telif Haklarının Hayata Geçirilmesi Destek Projesi”nin sonuç çalıştayı, İstanbul Modern’de yapıldı.

Fiyab Logo

Çalıştayın açılışında konuşan Telif Hakları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Bilge Kılıç, sinema sektöründe kişilerin haklarını toplu bir şekilde aramamasının yanlış olduğunu belirterek, ”Bu alanda kurulmuş meslek birliklerimiz iyi niyetlerine rağmen, bu kadar çalışmalarına rağmen sinema sektörünün mensupları bunlara üye olmuyorlar” dedi.

Telif Hakları yasasında yapılacak yeni düzenlemeler arasında yer alacak ”Yeniden iletim hakkı” kapsamında genişletilmiş lisanslarla bazı alanları meslek birliklerine bağlamak niyetinde olduklarını anlatan Kılıç, ”Sinema sadece sanat anlamında değil, kültürel ürün olarak da çok değerli. Ülkemiz dizi ihracatında sayılı ülke haline gelmeye başladı. Bu işin artık bir mali değeri de var” diye konuştu.

AÇIK VE ADELETLİ TELİF DAĞITIMI
FİYAB Yönetim Kurulu Başkanı Galip Gültekin de sinema alanında faaliyet gösteren meslek birlikleri olarak bu alanda teliflerin alınabilmesi için uzun yıllardır mücadele verdiklerini hatırlatarak, bu projeyle yasal süreci etkileyecek bir başarıya ulaştıklarını kaydetti.

Telif Hakkı Kimde?

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle ilgili yasa tasarısının yürürlüğe girmesiyle birlikte Özel Kopyalama Harçları’nın dağıtımı ve Yeniden İletim’den doğan telifin toplanmasının mümkün olacağını belirten Gültekin, ”Meslek birlikleri olarak projemiz kapsamında incelediğimiz örneklerdeki gibi açık ve adaletli sistemlerle telif gelirlerinin dağıtılmasını sağlayacağız” dedi.

Gültekin, oluşturacakları yeni sistemlerle sadece Türkiye içindeki değil, yurt dışındaki teliflerin de hak sahiplerine ulaştırılabileceğini bildirdi.

TÜRKİYE AVRUPA SİNEMA PAZARINDA EN ÇOK BİLET SATILA 6.ÜLKE
Sinema Oyuncuları Meslek Birliği (BİROY) Dış İlişkiler Sorumlusu Derya Durmaz da Avrupa Konseyi Görsel ve İşitsel Yayınlar Gözlemevi’nin Avrupa’daki sinema gişe hasılatları ile ilgili son raporlarına ilişkin bilgi verdi.

Durmaz, bu rapora göre Türkiye’nin Avrupa sinema pazarında en çok bilet satılan 6. ülke olduğunu belirterek, şunları söyledi:”Türkiye’de sinema bileti satışlarından elde edilen gelir, 380 milyon liralara ulaşıyor. Türkiye aynı zamanda, yüzde 52,9’luk bir oranla ‘sinema piyasasında ulusal filmlerin en fazla paya sahip olduğu Avrupa ülkesi’ unvanını da korumaktadır.”

Sinemanın yanı sıra, Türkiye’de üretilen dizilerin uluslararası başarı kazandığına ve yurt dışı satışlarından büyük gelir elde edildiğine işaret eden Durmaz, ”Böylesine büyük atılımlar kaydeden söz konusu sektörün kurumsallaşması, sektörel üretim ve pazarlama alanında sağlam modeller gelişmesi ve dolayısıyla sektörün sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından ‘Fikri mülkiyet hakları’ hayati önem taşıyor” şeklinde konuştu.

Kaynak : [-]