Şunun için etiket arşivi: müzik

istanbulnameye-yogun-ilgi

Yapımcılığı Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, 50 kişilik kadro tarafından sahneye taşınan İstanbulname müzikalinin gala gösterimine, sanatseverler ve tiyatro oyuncuları yoğun ilgi gösterdi.istanbulnameye-yogun-ilgi

TİM Show Center’daki gala öncesi düzenlenen basın toplantısında konuşan başrol oyuncularından Nükhet Duru, heyecanlı olduklarını dile getirerek, “Gerçekten ne maddi, ne manevi, hiç kimsenin tahmin ettiği gibi olmayan bir durumda çalışılıyor tiyatroda ama tiyatro insanlarının kendilerine ait bir nezaketi, sabrı ve adanmışlığı vardır. Ben şarkıcı olmama rağmen, onun içinde olmaya özen gösterdim. Çünkü ben de tiyatro aşığıyım” dedi.

Tiyatronun “aşk” varsa yapılabileceğini söyleyen Duru, “3 aydır burada zor şartlarda, soğukta, karda, kıyamette, asla aksatmadan, 8 saat eve uyumaya gidip tekrar geri dönüş yaparak çalıştık. Bütün istediğimiz, seyircimiz bizi daha çok sevsin, daha çok alkışlasın ve içinde bulunduğu durumları unutacak kadar, 2-2,5 saat daha çok eğlensin. Başka hiçbir amacı yoktur bu işi yapanların” diye konuştu.

“BUNU DA YAŞAMAK MUTLULUĞUNA ERDİM”

Ünlü oyuncu Kayhan Yıldızoğlu da çok güzel bir kadroyla beraber olduklarını kaydederek, “Oyun oynamaya geliyorum sevincinden daha ziyade, bu güzel insanlarla beraber olacağım diye daha büyük bir sevinçle geliyorum. Açıkça söylüyorum, çok güzel bir kulis. Çok sevdiğim insanlar. Hayatımın bu devresinde, bunu da yaşamak mutluluğuna erdim. Hepsine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Başarılı oyuncu Cezmi Baskın ise tiyatronun, oyunculuğun “er meydanı” olduğunun altını çizerek, “Buraya çıkan insan artık, Tanrı, seyirci ve biz, üçümüz beraber kalıyoruz. Onun için bu iş çok meşakkatli, yürek isteyen, kalp durduran, ödünü kopartan bir meslektir. Burada kimse kimseye yardım edemez kolay kolay, sahnenin üstünde. Biz oyunlarımız bittiği zaman, sağlıklı bir şekilde oyunumuz biterse, birbirimize ‘geçmiş olsun’ deriz. Çünkü kalbimiz durabilir, bacağımız kırılabilir. Sesimiz kısılabilir. Onun için oyun bittiği zaman, geçmiş olsun deriz” diye konuştu.

Tiyatronun 4 bin yıldır kesintisiz devam ettiğini söyleyen Baskın, şöyle devam etti:

“İnşallah daha da uzun süreler devam edecek. Seyircilerimizden, tiyatroya daha çok emek, biraz maddi destek, tiyatroculara destek ve özen göstermelerini rica ediyorum. Eğer bu meslek ortadan kalkarsa, diziler gelip geçici. Bu kalıcı bir meslek, bir sanat. Seyircilerimizi buraya daha çok bekliyoruz ve bize destek olmalarını istiyoruz.”

Baskın, ekiple büyük bir uyum içinde olduklarını dile getirerek, “Terimizi, emeğimizi akıtıyoruz, inşallah seyirci de buna takdir gösterir” dedi.

8 KİŞİLİK CANLI ORKESTRA

Ferdi Merter’in yazdığı, Selen Korad Birkiye’nin uyarladığı müzikalin yönetmenliğini Şakir Gürzumar üstlendi.

Başrollerini Nükhet Duru, Kayhan Yıldızoğlu, Caner Cindoruk, Cezmi Baskın, Ozan Çobanoğlu, Melda Gür, Selçuk Borak, Murat İpek, Yiğit Yapıcı, Pelin Akil ve Ezgi Erol’un paylaştığı müzikalde, ayrıca 8 kişilik canlı orkestra yer alıyor.

Bambaşka kültürel kimliklere sahip ve bir arada yaşayan insanların hayat hikayelerinin aktarıldığı müzikal, dekor, kostüm ve müzikleriyle eski İstanbul’u izleyiciye yansıtıyor.

Müzikali izlemeye gelenler arasında Halit Kıvanç, Nevra Serezli, Erol Evgin, Atilla Dorsay gibi isimler de yer aldı.

sihirli-flut-madridlileri-buyuledi

Ünlü Türk flüt virtüözü Şefika Kutluer, İspanya’nın başkenti Madrid’in seçkin kulüplerinden Casino de Madrid’de özel bir konser verdi. Kulübün 21. Müzikal Etkinlikleri kapsamında 2016’nın ilk konserini veren Şefika Kutluer beğeni topladı.

sihirli-flut-madridlileri-buyulediKraliyet Salonu’nda iki bölümden oluşan konserde Kutluer, Sebastian Bach, Christoph Willibald Glück, Maurice Ravel ve Georges Bizet’in yanısıra Türk besteci Ekrem Zeki Ün’ün “Yunus’un mezarında” adlı eserini de sahneledi.

Kutluer’e konser boyunca Azeri piyano sanatçısı Naile Ahmedova eşlik etti. Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ömer Önhon’un da aralarında olduğu bazı büyükelçilerin ve kulüp üyelerinin izlediği konser sonrasında Kutluer, salondan büyük alkış aldı.

İKİNCİ KONSER ENDÜLÜS’TE

54 yaşındaki sanatçı İspanya’daki ikinci konserini Endülüs bölgesinin Granada kentindeki Federico Garcia Lorca Tiyatrosu’nda yarın verecek.

Ankara Devlet Konservatuarı mezunu olan Şefika Kutluer, daha sonra kariyerine Viyana ve Roma’da devam etti. New York Times gazetesinde yayımlanan bir yazıda kendisi için yapılan “Sihirli flüt” yakıştırması Kutluer’in lakabı oldu. Kutluer, Türkiye ve dünyada birçok ödüle layık görülürken 2012 yılında UNICEF’in “İyi Niyet Elçisi” oldu.

Oda Müziği -Murat Hasgün

Oda Müziği -Murat HasgünMüzik eğitiminin amaçlarından biri de, kendi müzik kültürümüzün yanında evrensel müzik kültürlerinin tanıtılması ve öğretilmesidir. Evrensel müzik kültürünün bir boyutu olan çok seslilik ise, geleneksel Türk müziğinin yapı ve ifade özelliklerine aykırı düşmemek koşuluyla önem arz etmektedir. Öyle ki Türk müziğinin çok seslendirilmesi ilgili yapılan bazı çalışmalar, müziğin geleneksel üslubunu yok etmiş ve bu durum, “Türk Müziğinde çok sesli çalışmalar yapılmalı mı, yapılmamalı mı” tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalar çok yaygın olmamakla birlikte hala süredursun, ben, ana hatlarına zarar vermemek şartıyla Türk Müziğinin çok seslendirilmesi konusunda herhangi bir sakınca görmüyorum. Hatta düşüncem o ki; aşırı koruyucu disiplinler, zaman zaman bu koruyuculuğu abartıp, Türk Müziği üzerinde baskıcı bir anlayış oluşturmuşlar ve bu durum, müziğimizin kendi kimliğini ‘paylaşmasına’, dolayısıyla gelişmesine engel olmuştur. Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, sanırım çok sesliliğe duyulan ön yargının yansıması.

Bu noktada, Çok Seslilik ve Oda Müziği konularını, tanımlardan yola çıkarak açıklamak yerinde olur.

Çok seslilik

Çok seslilik ile ilgili birden fazla tanım yapmak mümkün. Bir tanıma göre; “Aynı anda tınlayan seslerin, belli bir amaca yönelik olarak ve zamanla değişen görüşlere göre bir düzen içinde kaynaşmasıdır.”(Cangal, 1988:147). Başka ve daha geniş bir tanıma göre ise; “Birden fazla ses partisinin yer aldığı müzik. Gelişim süreci, Avrupa’da orta çağdan günümüze uzanır. 11.yüzyıldan başlayarak gelişen çok seslilik, yöntem bakımından iki genel yönelim izlemiştir: Birincisi Polyphoni (polifoni) olarak nitelenen kontrpuan tekniğine dayalı yatay çokseslilik; ikincisi, Homophonie (homofoni) denen armoni bilimi ve sanatına dayalı dikey çokseslilik. Çağdaş müzikte ilke olarak bu iki çok seslilik yöntemine bağlı kalınmamış yeni çok seslilik stil ve teknikleri geliştirilmiştir” (Say, 2002:135).

Çok seslendirme yönteminin ilk örnekleri barok çağın başlangıcı sayılan 1600 yıllarına rastlamaktadır. Rönesans (1450-1600) ve barok (1600-1750) çağın en önemli çok seslendirme yöntemi olan “kontrapunt”taki “yatay çokseslilik” örgüsüne karşıt olarak aynı anda tınlayan seslerin “dikey” ilişkisine dayanan armonik çok seslendirme, bütün barok çağ boyunca kontrapuntla yan yana (kimi zaman iç içe) kullanılmış olmasına karşın, kullanılan yöntemin teknik yanı ile ilgili yazılı açıklamalar ilk kez 1722 yılında Rameau tarafından yapılmış, konunun teknik yanını ifade eden “armoni bilgisi” terimi de ilk kez G.A.Sorge’nin “Armonik Özet ya da Armoni Bilgisi” (Conpendium harmonicum oder… Lehre von de Harmonie, 1760) başlıklı kitabında kullanılmıştır (bkz.,Cangal, 1999)

Türk Müziğinde çok seslilik

Türk müziğini ilk kez çok sesli yazan kişinin Sultan V. Murad olduğu bilinir. Sultan V. Murad Osmanlı padişahları arasında en çok batı tarzı eser vermiş olanıdır. Armonilenen ilk Türk parçası, Weber’in “Oberon” operasındaki bir Rumeli oyun havasıdır. Ülkemizde çok sesli müziğin gelişimi Cumhuriyet sonrası açılan müzik okulları, bandoların kurulması ve bestecilerimizin yurt dışına gönderilmeleri ile başlar. İlk olarak 19. yüzyılın ortalarında etkilerini gösteren batılaşmanın da etkisi ile tek sesli olan Osmanlı müziği, değişerek çok sesli hale geldi. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte Avrupa da müzik öğrenimi alan Cemal Reşit Rey, Türkiye’ye geri dönerek İstanbul kurslarında öğretmenlik yapmaya başladı. Öğretmenlik döneminde yetenekli gençlere müzik eğitimi vererek, onların Avrupa’ya gidip eğitim alması sağladı. Türk müziğine katkılarından dolayı, çok sesli Türk müziğine adları Türk beşleri olarak geçmiştir. Türk beşleri olarak bilinen isimler Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses’dir.

Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami Koral, Kemal İlerici, Ekrem Zeki Ün, Bülent Tarcan, Sabahattin Kalender, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, İlhan Usmanbaş, Bülent Arel, İlhan Mimaroğlu, Muammer Sun, Cenan Akın, Cengiz Tanç , Kemal Sünder, İlhan Baran, Yalçın Tura, Ali Doğan Sinangil gibi isimler ürünler vermişler ve vermeye devam etmektedirler. Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir. Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60′a yaklaşmıştır. Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk de çok sesli müziğe önem vermiştir. Atatürk çok sesli müziğin ülke çapında yaygınlaştırılması amacıyla en ünlüsü 1927 Sarayburnu söylevi olmak üzere bir çok konuşmasında konuyu gündeme getirmiştir.

Oda Müziği

Oda müziği, konser salonunun aksine bir odada veya küçük bir salonda çalınmak amacıyla yapılan ve genellikle çalgı toplulukları için yazılan, yaylı çalgılar dörtlüsünde olduğu gibi her partinin bir çalgıyla çalındığı klasik müzik formudur (Hutkinson Müzik Sözlüğü, 2004, sf.120). Oda müziği, bir zamanlar vokal müzik ve çalgısal müziği kapsardı. Ama bugün terim her bir partiden yalnız bir kişinin sorumlu olduğu (her partiyi tek bir çalgının çalması bakımından diğer orkestral müzikten ayrılır), sınırlı sayıda müzisyen için yazılmış çalgısal çalışmalar için kullanılmaktadır (Collins Müzik Ansiklopedisi, 1991, sf.113). Köken olarak “oda müziği” terimi bir misafir odasında veya küçük bir salonda sınırlı sayıda bir dinleyicinin önünde veya dinleyici olmadan ev ortamında gösteri için yazılan ve solo çalgılardan oluşan müziği ifade eder (Çelenk, 2001, sf.20).

Oda müziği terimi, sonat biçimindeki çalgı parçalarını belirtir. Başka bir deyişle bir grup çalgı için yazılmış sonat veya senfonidir. Wagner dışında 19. ve 20. Yüzyıl bestecilerinin çoğunluğu bu alana ilgi duymuşlardır. Günümüzde oda müziğinin alanı daha da genişlemiştir. Terim bir veya daha fazla çalgı için yazılmış sonatları, ikilileri, üçlüleri, dörtlüleri, beşlileri, altılıları kapsar. Solo veya eşlikli ses parçaları da bu kapsamdadır. (Say 1992, sf.966)

H.Ulrich’e (1966, sf. 2) göre oda müziği, alanı tanıyanlara keyif veren zengin bir kaynaktır. Bir kere literatürlerin en eğlenceli ve en kıymetli olanıdır. Müzik alanındaki amatörler bunu genelde hobi olarak yapar ve müzik alanındaki varlığını ona borçludur. Profesyonel müzisyen ise bu müziği gevşemek amacıyla ve başka hiçbir alanda bulamadığı bir hazzı yaşamak için kullanır. Hem müziksel hem de sosyal açıdan özel yetenek isteyen oda müziği, amatör ya da profesyonel olsun daha çok zevk için yapılır.

Türk Müziği bağlamında oda müziği

Türk müziğinin geleneksel icra yapısı ve ifadesine aykırı olmayacak şekilde, orkestra müziğinden farklı olarak, az sayıda müzisyenden oluşan küçük topluluklarca, konser salonundan daha küçük bir salonda çalınır. Oda müziği toplulukların­da orkestra şefi yoktur. Toplulukta uyum sağlama ve yönetme işini genellikle çalgıcılar­dan biri yürütür. Örneğin, bir yaylı çalgılar dörtlüsünde bu işi birinci keman üstlenir. Geleneksel oda müziği topluluğu “yaylı çalgılar dörtlüsü” biçimindedir.

Geleneksel çalgılarımızın oda müziği kimliğinde çok sesli bir pota içinde değerlendirilmeleri fikri, dönemin azınlıkları dikkate alınarak, 19. yüzyıldaki ilk nota yayınlarında piyano eşliği şeklinde başlamıştır 1930 sonrasında H. Saadettin Arel, arkadaşı Dr. Zühtü Rıza Tinel ile birlikte oluşturdukları “Kemençe Beşlemesi” hem bir ilk, hem bir mihenk taşı olmuştur. Fakat tüm bu ve benzeri atılımların, Arel’in vefatından sonra sessizliğe büründüğünü söylemek mümkün. Öyle ki günümüzde, Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, konuya spesifik bir örnek.

Sonuç

Örnek olarak Türk Halk Müziğini ele alırsak, bu müzik için ‘tek sesli’ demek, çokta doğru olmaz. Öyle ki halk müziğinin yapı taşı Bağlama, geleneksel olarak tek tel ile değil, tüm teller kullanılarak (yöre tavırlarına göre farklılık gösterebilir) çalınır. Nitekim alt tel, ana melodiyi çalarken, aynı anda orta ve üst tel, melodiye eşlik eder ve doğal bir çok seslilik oluşur. Bu mantıktan hareketle, kendi müziğimizi, tekrar söylüyorum, ana hatlarını bozmadan ve erozyona uğratmadan, geliştirmek ve ileri kuşaklara taşımak istiyorsak; geleneksel anlayışı bozmamak koşuluyla bu tür yeniliklere, başka bir tabirle bu tür buluşturmalara açık olmalıyız. Bağlama, senfoni orkestrasıyla, repertuarından ödün vermeden çalabilmeli veya bir tambur, oda müziği topluluklarına girebilmeli.

Demem o ki gelişime açık olmak, doğal olanı bozmayacaksa, ona zarar vermez.

*

Murat Hasgün ‘ün makalesini buradan indirebilirsiniz.


 

GİRİŞ

Tarih boyunca alt kültür müziklerinin pek çoğu sosyo – ekonomik sınıflaşma sonucu baskıya maruz kalan ve ezilen gruplardan çıkmıştır. Araştırmanın konusu olan Caz müziği de bunlardan biridir. 1880’lerde New Orleans’ta gelişmeye başlayan Caz müziği Blues ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan siyahi yerel müziklerin atası olarak kabul edilmektedir. Kaynağında Afrika – Avrupa kökenli ritm ve melodilerin, tarlalarda söylenilen iş şarkılarının, dinsel müziğin, Fransızların sokak şarkılarının, halk dansları müziklerinin var olduğu Caz, siyah Amerikalıların etkilendiği çok değişik müzik türlerinin sentezidir. İmprovizasyon (doğaçlama) ve swing (salınım) etkenleri Caz stillerinin temelini oluşturmuştur. Doğaçtan anlatılan hikayelere, “çağrı ve yanıt” ilişkisine dayanan Caz, doğal ruhsal tepkilerin ses ve ritmle anlatılmasına olanak verir.

  1. KÖKEN

Amerika’lı caz eleştirmeni Marshall W. Stearns şu tanımı yapar: “Caz, Afrika – Avrupa kaynaklı melodi ve ritmin, Avrupa armonisi ve çalgılarıyla birleştirilmesi sonucunda doğaçtan çalınan Amerikan müziğidir.”                                                                                                               Bu yalın tanımın içinde yer alan “Amerikan” sözcüğü tepkiyle karşılanmıştır. Uzmanlar, bu müziğin “Amerika’dan dolayı” değil, “Amerika’ ya rağmen” gerçekleştiğini söylerken haklıdırlar. Buna göre tanımdaki “Amerikan müziği” yerine “uluslararası müzik” sözcüklerini koymak doğru olacaktır.                                                                                              Cazın doğum yeri ve beşiği Amerika’dır; cazı yaratan insanlar ise zencilerdir. Eğer Afrika’lı zenciler 16. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın son çeyreğine kadar köle tüccarları eliyle Amerika’lı toprak sahiplerine getirilip satılmasaydı, caz müziği doğmayacaktı.

Öte yandan caz, çeşitli müziklerin karışımıdır: Afrika’nın halk müziği, zenci kölelerin tarlada çalışırken söyledikleri iş şarkıları, İngiliz’lerin dinsel müziği, Fransız’ların sokak şarkıları ve halk dansları müziği ile Fransız bando müziği, İspanyol sömürge müziği ve bir ölçüde kızılderili müziği… “Bütün bunlar zencinin potasında eridi ve en bol, en etkileyici gereç, blues, ortaya çıkan müziğe ayrıca çeşnisini verdi.”

 

 

2.CAZIN DOĞUŞU VE KÖKENLERİ

Caz müziği 1880′ lerde New Orleans’ta gelişmeye başladı ve 1920’lerin başında New York, Los Angles ve Chicago’da yapılan kayıtlarla son şeklini aldı. O zamanlar birçok değişik akım cazın ortaya çıkışında yol gösterici olmuştur. Bunlardan biri melodilerin ve akorların eşliğinde simgesel olarak özgürlüğe kavuşma çabalarıydı. Bu akım bugün doğaçlama olarak tanımladığımız olaya liderlik etmiştir. Bir diğeri ise, siyahi Amerikalıların yarattığı blues ve ragtime gibi müzik türleriydi.

Caz müziğinin neden ve nasıl Amerika’da ortaya çıktığını ve bu kadar farklı türde müziğin nasıl biraraya geldiğini anlayabilmek için, Afrikalıların kölelik Amerika’sındaki yaşamlarına göz atmamız gerekir. Afrikalı köleler Amerika’ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti. Ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı. Afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, Avrupa müziğinin neden Afrika kökenli Amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin bazı köleler Avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. Onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. Böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti.

 2.1.Caz neden New Orleans’da ortaya çıktı?

Fransızlar 1718 yılında New Orleans’ a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında yüz kırk yedi siyah köle buraya getirildi. 1722 yılının başında New Orleans’ta kölelik tamamen yayılmamıştı, hala özgür siyahlar vardı. 1763 yılında Fransızlar Louisiana topraklarını İspanyollara hediye ettiler. Ancak 1769 yılına kadar İspanyolların kuralları bu topraklar üzerinde tam olarak geçerli olmadı. Daha sonrasında gelen İspanyol kurallarına rağmen, Fransızların dilleri ve gelenekleri hep ön plandaydı. 1801’de İspanyollar Louisiana’yı Fransızlara geri verdiler. Ancak İspanyolların koymuş olduğu kurallar, 1803′ te Louisiana Amerika Birleşik Devletleri tarafından Fransızların elinden alınana kadar, geçerliliğini sürdürdü.

İspanyolların bu topraklar üzerindeki etkisi bazı sosyolojik örneklerde göze çarpıyor. Örneğin o yıllarda farklı etnik gruplardan insanların birbirleriyle evlenmeleri Louisiana’da çok sık gerçekleşen bir olaydır. Ayrıca İspanyol kuralları çok sayıda kölenin özgür kalmasını sağlamış, bu da özgür siyahların sayılarının artmasına neden olmuştur. 1800′ lerin ortalarında siyah ve beyaz ırkın biraraya gelmesi, Avrupa ve Afrika geleneklerinin etkileşimlerine yol açmıştır. İki ırkın birleşmesinden oluşan bu yeni ırk Creole toplum olarak bilinir ve Creole’ler biraz Afrikalı biraz da Fransızdır.

New Orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. Mississippi Nehri’nin ağzının yakınında olan New Orleans Amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. Ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın heryerinden insanlar geliyordu ve New Orleans günden güne kozmopolitik bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. Bu kadar renkli bir yerin eğlence hayatı da çok renkliydi. New Orleans’ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. New Orleans’ taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok iş imkanı doğuyordu.Bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu.

Bu istek ve ihtiyaaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. Müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. Bu gelişmeler cazın ortaya çıkışında büyük rol oynadı.[3]

        2.2.Caz’ın kökenindeki yapı

İlk ortaya çıkışından şimdiye dek, caz 19 ve 20. yüzyıl Amerikan popüler müziğinden etkilenmiştir. Caz terimi ilk batı kıyısında ortaya çıkmış ve Chigago’da 1915’lerde yapılan müziği tanımlamak için kullanılmıştır. Bu zamandan öncede caz New Orleans’ta yapılsa da caz ismi ile adlandırılmamaktaydı.

Caz’ı ta. dayanır. Belki de onu bir sanat müziği formu olarak tanımlayabiliriz Amerika kökenli ama siyahların Avrupa müziği ile karşı duruşlarıyla şekillenen bir form olarak.

 1843’e dek New Orleans’da Afrika dans ve davullarının olduğu festivaller düzenlenir tıpkı benzerlerinin New York ya da New England’ta yapıldığı gibi. Afrika geleneksel müziği Avrupa tarzı armoni içermez , tek seslidir.

19 uncu yüzyılın başlarında Avrupa sazlarını çalmayı öğrenen siyah müzisyenlerin sayısı artmaktadır. Sonuçta Güney Amerika, Karayip ve diğer köle melodileri salon müziği olarak piyano ile icraya başlanır. Siyah köleler “harmonik” tarzları da öğrenerek kendi müzikleri ile harmanlarlar.

    2.3.Başlangıç dönemi

Zencilerin en yoğun olduğu New Orleans’ ta doğan caz, Mississipi nehrindeki gemilerde çalan müzisyenler tarafından Amerika’ nın içlerine yayılmıştır. Bilinen ilk caz parçalarını Buddy Bolden (trompet) ve Jerry Roll Morton (piyano) yapmıştır (1895-1905)

 

“New Orleans Stili” nin ritmik yapısı “Avrupa Müziği” nin “Marş” ritmine çok yakındır. Caz ritmine özgü o bilinen “dalgalanma” henüz bu stilde yoktur. Genel anlamda dalgalanmayı, 1. ve 3. zamanlardaki güçlü vuruşlar yerlerinde kalırken, 2. ve 4. zamanların da vurgulanması yaratır. Oysa “New Orleans Stili” nde bu ritmik olguya pek rastlanmaz. Vurgular 1. ve 3. Zamanlardadır.

“Hot” (ateşli) çalış, ilk kez “New Orleans Stili” nde görülür. Bu çalış tekniği, anlatımın son derece sıcak oluşuyla karakterize edilir. “Sound”, (müzikal tını, ses) “cümleleme”, “vibrato” teknikleriyle özgünleşir. Müzisyenler, enstrümanlarını “çalmaktan” çok, onlarla “konuşarak” duygularını yansıtırlar.

Kornetçi Buddy Bolden, sonradan “jazz” olarak adlandırılacak tarzın öncülerinden biri olarak zikredilen bir müzik topluluğunun başıydı. 1895 – 1906 yılları arasında New Orleans’da çaldı. Bolden’dan bugüne gelen herhangi bir plak kaydı yok ama Bolden topluluğunun repertuvarında bulunan “Buddy Bolden Blues” gibi çeşitli ezgiler birçok diğer müzisyen tarafından kaydedildi.

 

 KAYNAKLAR

Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları 8. Basım)  Erişim tarihi: 26.10.15 / 18:10

http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=yç Erişim tarihi: 25.10.15 / 19:26

http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26      Erişim tarihi: 28.10.15 / 17.30

http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126 Erişim tarihi: 26.10.15 / 19:30

http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf     Erişim tarihi:  28.10.15 / 18.04

http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html  Erişim tarihi: 27.10.15 / 21:20

 [1]http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=y

[2] Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları / 8. Basım)

[3]: http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126

[4] http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html

[5] http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26

[6] http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf

 

Bu makale Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Burcu Işıl Oğuz tarafından hazırlanmıştır. Buradan indirebilirsiniz.

Pantene Altın Kelebek Ödülleri, Zorlu Center’da düzenlenen görkemli bir törenle sahiplerini buldu.Televizyon ve müzik dünyasının en iyilerinin ödüllendirildiği gece bu yıl “Pantene Altın Kelebek Ödülleri” adıyla yapıldı.Zorlu Center’da yapılan muhteşem törende Halit Ergenç sunuculuğu üstlendi.’Poyraz Karayel’ dizisinin çocuk yıldızı Ata Berk Mutlu, en iyi çocuk oyuncu seçildi. Gözyaşlarına boğulan Mutlu ödülünü alırken tüm salonu ağlattı.

Altın Kelebek'i alan Ataberk Mutlu hem ağladı hem ağlattı

 

Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Cem Cücenoğlu ‘nun da rol aldığı Poyraz Karayel dizisi En iyi dizi yönetmeni ödülü ve en iyi dizi senaryo yazarı ödülüne layık görüldü.
Altın Kelebek Ödülleri’nin sahipleri:

En iyi kadın oyuncu: SERENAY SARIKAYA (MEDCEZİR)

En iyi erkek oyuncu:  ÇAĞATAY ULUSOY (MEDCEZİR)

En iyi kadın sunucu: ÖYKÜ SERTER (İŞTE BENİM STİLİM)

En iyi erkek sunucu: İLKER AYRIK (BEN BİLMEM EŞİM BİLİR)

En iyi dizi: GÜNEŞİN KIZLARI

En yakışan çift: ELÇİN SANGU VE BARIŞ ARDUÇ

En iyi çocuk oyuncu: ATABERK MUTLU

En iyi komedi dizisi: GÜLDÜR GÜLDÜR

En iyi kadın komedi oyuncusu: ÖZGE ÖZPİRİNÇCİ (AŞK YENİDEN)

En iyi erkek komedi oyuncusu : AHMET KURAL – MURAT CEMCİR (KARDEŞ PAYI)

En iyi dizi yönetmeni ödülü : ALİ BİLGİN (MEDCEZİR) + ÇAĞRI VİLA LOSTUVALI (POYRAZ KARAYEL)

Jüri özel onur ödülü 1 : BEYAZIT ÖZTÜRK (BEYAZ SHOW)

Jüri özel onur ödülü 2 : KURTLAR VADİSİ PUSU

Panten yıldızları parlayanlar ödülü: BENSU SORAL – NİLAY DENİZ – HANDE ERÇEL 

En iyi proje ödülü : KAYAHAN EN İYİLER (İPEK AÇAR SAMSUN DEMİR-MURAT YILDIRIM)

En iyi magazin programı ödülü : PAZAR SÜRPRİZİ

En iyi türk pop müzik kadın solist ödülü : SILA 

En iyi türk pop müzik erkek solist ödülü : MUSTAFA CECELİ 

En iyi fantezi müzik kadın solist ödülü :  EBRU GÜNDEŞ 

En iyi fantezi müzik erkek solist ödülü : HAKAN ALTUN 

En iyi dizi senaryo yazarı ödülü :  ERSOY GÜLER (AŞK YENİDEN) + ETHEM GÜLER (POYRAZ KARAYEL) 

En iyi kadın haber sunucusu : NAZLI ÇELİK

En iyi erkek haber sunucusu : FATİH PORTAKAL 

En iyi dizi müziği : TOYGAR IŞIKLI (MEDCEZİR) 

En iyi klip ödülü: METİN AROLAT – GÜLŞEN (BANGIR BANGIR) 

En iyi halk müziği kadın solist : ŞEVVAL SAM 

En iyi halk müziği erkek solist : VOLKAN KONAK 

Yılın şarkısı ödülü : BANGIR BANGIR (GÜLŞEN – OZAN ÇOLAKOĞLU)

En iyi çıkış yapan solist : EDİS – İDO – İLYAS YALÇINTAŞ – SİMGE SAĞIN

En iyi müzik grubu ödülü : MODEL

En iyi yarışma ödülü : SURVİVOR ALL STAR (ACUN ILICALI)

En iyi spor programı ödülü: YÜZDE YÜZ FUTBOL

 

MEB, liselere geçişte son bir yıldır yeni bir model üzerinde çalışıyor. Sanat ve sporla uğraşan, kurslara giden öğrenciye liseye geçişte ek puan verilmesi planlanıyor. Bu ek puan, yerleştirme puanını yüzde 30’a kadar etkileyecek…

müzik eğitimi

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), TEOG’da kültür, sanat ve spor dallarıyla ilgilenen, “sosyal” yönü öne çıkan öğrencilere ek puan vermeye hazırlanıyor. Bu faaliyetlerin liseye yerleştirme puanına yüzde 20 ya da yüzde 30 oranında etki etmesi planlanıyor.

3 BAKANLIK ÇALIŞIYOR

MEB, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında işbirliği görüşmeleri başladı. Bütün il ve ilçelerde öğrencilerin gidebileceği gençlik ve kültür merkezleri ile özel sanatsal ve sportif kurslar tek tek belirlenecek. Öğrencinin okuduğu bölgede gidebileceği herhangi bir kamu ya da özel kurs bulunmaması durumunda okuldaki branş öğretmenlerine kurs açmaları için destek verilecek.

Bakanlık, “Öğrenci kurs alabilir” diye merkez ve özel kursları akredite edecek. Öğrencilerin 1. sınıftan 8. sınıfa kadar katıldığı kursların listesini tutacak bakanlık; kültür, sanat ve spor kurslarını puan değerlendirmesine tabi tutacak.

Bir öğrenci 1. sınıftan itibaren yüzme kursuna gidiyorsa TEOG sınavına girdiğinde yüzde 20 ile yüzde 30’a kadar ek puan alacak. Aynı durum müzik enstrümanı çalan ya da kültürel, sanatsal etkinliklere katılan öğrenciler için de geçerli olacak.

ÜNİVERSİTE İÇİN PLAN

muzik ve egitim

MEB yetkilileri, 64. hükümetin acil eylem planında 1 yıl içinde gerçekleşecek reformlar arasında yer alan “Öğrencilerin okul başarıları ile sosyal, sanatsal ve sportif etkinliklerinin göz önünde bulundurulduğu bir geçiş sisteminin altyapısı oluşturulacak” vaadinin üniversiteye geçişte de uygulanmasını hedeflediklerini söyledi.

Üniversiteye giriş sınavına etkisi de bekleniyor

Bunun yanı sıra benzer bir sitemin uzun vadede teke indirilecek üniversites sınavında okulların kendi yapacakları sınavlardada benzer şekilde ek puan hakkı olması düşünülmektedir.

24 Kasım Öğretmenler Günü anısına; Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ve Bağlı kuruşu  Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 24 Kasım saat 20.00’da müzik dinletisi şeklinde etkinliğimiz yapılacaktır. Etkinliğimize herkes davetlidir. (Not: Lütfen 0212 570 80 68  Nolu Telefondan Yer ayırtınız...) (Sınırlı Sayıda izleyici konuğumuz olabilecektir)

 

Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenler ile ilgili sözleri;

  • Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır.
  • Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
  • Öğretmenler!… Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.
  • Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır…
  • Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir.
  • Memleket evlâdı, her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır.
  • Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.
  • Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
  • Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.
  • En mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır.
  • Herkesin kendine göre bir zevki vardır. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.
  • En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretler olur.
  • Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri ulusumuzun geleceğini yoğuran irfan (bilim, kültür) ordusudur.
  • Öğrenci ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın.
  • Unutmayınız ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir.
  • Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.
  • Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.
  • Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.
  • Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınız için yol açtı. Gerçek zaferi siz, öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur. Sarsılmaz bir inançla ben ve arkadaşlarım sizi gözeteceğiz. Sizin karşılaştığınız tüm engelleri kıracağız.

yılıniyilerindenimagori
Gotan Project’ten bildiğimiz Christoph H. Müeller, enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş eski toprak Hans-Joachim Roedelius’u da yanına alarak oldukça yoğun, atmosferik bir elektronik müzik füzyonu ortaya çıkarmış. Bu yılın ‘kıyıda köşede kalacak’ ama iyi albümlerinden biri ‘Imagori’.
Kıyıda köşede kalacak ama yılın iyilerinden: 'Imagori'

70’lerin krautrock sınırları ve deneysel elektronik müzik geleneğinin önemli gruplarından Harmoni ve Kluster’ın kurucusu, 1934 doğumlu Hans-Joachim Roedelius, kendinen yaşça hayli küçük, müzikal perspektif bakımından da farklı Christoph H. Müeller ile birlikte bir albüm yaparsa nasıl olur?

İsviçreliler ve Almanlar bir araya gelince genelde güzel şeyler olur. Müzik alanında da bu değişmiyor. Gotan Project’ten bildiğimiz Müeller, enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş eski toprak Roedelius’u da yanına alarak, ortaya oldukça yoğun, atmosferik bir elektronik müzik füzyonu çıkarmış.

2012 yılında Paris yakınlarında Enghien-les-Bains’deki sanat merkezinde bir seri doğaçlama performans sonrasında doğan birliktelik, ‘Imagori’ albümünde tam manasıyla son halini almış. 70’ler film müziklerinden bir piyano pasajını krautrock yağında kavurun, üzerine acid-jazz sosu dökün, işte size ‘Imogari’.
8+2+3 parçalık uzunçalarda genellikle melodik piyano tınılarına Roedelius, elektronik seslere ise Müeller hayatveriyor. Yaptıkları müzikle 80’lerindeki Roedelius ve ondan neredeyse iki kuşak sonradan gelen Müller, oldukça iyi bir iş çıkarmışlar.

Plak versiyonuna dahil edilmemiş iki parça ‘808 Fantasy’ ve ‘The Question’ fena değiller. Vasat oldukları için olsa gerek, plağa layık görülmemişler. Sonraki 3 parça ise sadece dijital olarak satışta ama maalesef ülkemizde değil. Orada Peter Kruder, Takamovksy ve Ken Hayakawa remix’leri var.
Asıl albümdeki sekiz parçaya dönecek olursak; ‘Himmel Über Lima’daki Viyana kokulu dub etkisi yeterince sıcak. ‘Valse Mecanique’i dinlerken, Basel’de akşam yemeğini yiyen İsviçrelinin saatinin içinde geziniyor gibi hissediyorsunuz. Açılış parçası ‘Time Has Come’ da hiç beklenmedik şekilde clicks & cuts var. ‘QM’ de ise Cluster ruhu! ‘About Tape’te Brain Eno sesiyle eşlik ediyor. B yüzünün açılış parçası ‘A Song or Not’ ise benim için albümdeki en iyi ve öne çıkan parça. Müeller’in hünerleri biraz olsun daha ön planda gibi. Piyano akorlarını serpiştiriş biçimi Gotan Project’i hatırlattığı için belki de.

Roedelius’un müzik aşkına bir egzersiz diye nitelediği ‘Imagori’de doğaçlamanın gücü de unutulmamış tabii ki.
Albümün karanlık, puslu atmosferinde nedense hiç karamsar duygulara kapılmıyorsunuz. Sadece derin düşüncelere dalıyorsunuz; ya da dikkatinizi vermediyseniz eğer, size bir çeşit asansör müziği gibi gelecektir ‘Imagori’. Zaten kotarılış biçimi de, Bauhaus döneminde tasarlanmış sandalyeleri ya da Dieter Rams’ın Braun ürünleri gibi. Çok güzel görünürler, ama kimse onları görmez. Son derece mükemmel tasarlanmalarına rağmen ‘less is more’ düsturuna uygun olarak az ve öz oldukları için, görünmezdirler.
Usta iki müzisyenin hayat verdiği ‘Imagori’nin içindeki ses parçacıklarının her biri de, öncesinde saatlerce süren doğaçlama seanlarından sonra, özenle oraya yerleştirilmiş. Pikabın iğnesi dokunduğunda ses veriyor ve sadece görevlerini yerine getiriyorlar, fazlasını değil. Ama bunu duyan kulaklarımız için hikaye daha yeni başlamış oluyor. Bu yılın ‘kıyıda köşede kalacak’ ama iyi albümlerinden biri ‘Imagori’.

William Shakespeare’in ünlü aşk öyküsü “Romeo ve Juliet”, 3-8 Kasım arasında sanatseverlerle buluşacak.

romeo ve juliet

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, İtalyan yapımcı David Zard‘ın modern yorumu, Giuliano Peparini’nin özgün rejisi, Gerard Presgurvic’in besteleri ve Vincenzo Incenzo’nun sözleriyle yorumlanan müzikal, Zorlu Center PSM‘de sahnelenecek.

Bugüne kadar bir çok kez bale, film, müzikal ve opera olarak sahnelenen “Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo” müzikali, 8 gösteri yapmak üzere Türkiye’ye gelecek.

IEG Live ve Luce StageArt ortak organizasyonuyla sahnelenecek gösteride 45 sanatçı rol alırken, 40 teknisyen, 6 kişilik iletişim ekibi ve 15 kişilik yapım ekibi görev yapacak.

Dekor, kostüm ve teknik malzemenin yer aldığı 13 Tırın İstanbul‘a geleceği gösteride ayrıca 270’ten fazla kostüm kullanılacak.

BBC Proms’dan Salzburg’a dünyanın en prestijli festivallerinde sahneye çıkan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın hayli iddialı yeni sezon programının biletleri satışa çıktı. Sarah Chang, Katia & Marielle Labèque, Evelyn Glennie, Freddy Kempf, Kit Armstrong gibi yıldız solistleri ağırlayacak BİFO, günümüzün en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki yönetiminde bestecinin yapıtlarını seslendireceği bir konsere de imza atacak. Aralıkta ise ‘Batı Yakasının Hikayesi’ başlıklı Amerikan müzikleri festivali var. İşte BİFO’nun iddialı yeni sezonu…

borusan flarmoni

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) yeni sezona hazır… BBC Proms’dan Salzburg’a dünyanın en prestijli klasik müzik festivallerinde sahneye çıkan BİFO, sezona 22 Ekim’de New York Times’ın “Yetenekleri o seviyede ki insan doğanın gizemlerine hayret ediyor” dediği günümüzün en büyük kemancılarından Sarah Chang’in solist olarak katılacağı konserle başlayacak. Bu sezon Katia & Marielle Labèque (Philip Glass’ın, ortak siparişçisi olduğu iki piyano için konçertosunda), Evelyn Glennie, Freddy Kempf, Kit Armstrong gibi yıldız solistleri ağırlayacak BİFO, günümüzün en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki yönetiminde bestecinin yapıtlarını seslendireceği bir konser verecek. 12-23 Aralık tarihlerinde ‘Batı Yakasının Hikayesi’ başlıklı bir Amerikan festivaline ev sahipliği yapacak BİFO, şubat ayında ise Viyana’dan Almanya’ya uzanan bir Avrupa turneye çıkacak. BİFO’nun yeni sezon biletleri, bugün saat 10.00’dan itibaren Biletix üzerinden satışa sunuluyor. Biletler önce Biletix Çağrı Merkezi ve Biletix satış noktalarından edinilebilecek. Online satışlar ise daha sonra başlayacak. İşte BİFO’nun 2014-2015 sezonu programı…

AÇILIŞ KONSERİ: BİFO & SARAH CHANG
22 Ekim Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Sarah Chang (keman)
BİFO’nun yeni sezonu, müzikaltesi kadar imajıyla da sıradışı bir çizgi izleyen, dâhi çocuktan muhteşem bir solistle dönüşen Sarah Chang ile başlıyor. Keman repertuvarının hemen hemen tüm yapıtlarında olağanüstü virtüözitesini performansları ve kayıtlarında tüm dünyaya gösteren Chang, Sibelius’un zorlu olduğu kadar derinlikli Keman Konçertosu’yla sezona unutulmaz bir başlangıç vaat ediyor. New York Times’ın “Yetenekleri o seviyede ki insan doğanın gizemlerine hayret ediyor” dediği Sarah Chang, günümüzün en büyük kemancılarından biri kabul edilmekte… Chang, henüz 8 yaşındayken New York Filarmoni eşliğindeki ilk konserini vermişti.

BİFO ve LABÈQUE’LERLE BİR PRÖMİYER/ PHILIP GLASS
19 Kasım Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Gürer Aykal (şef), Katia & Marielle Labèque (iki piyano)
Türkiye prömiyeri. Los Angeles Filarmoni Orkestrası, Orchestre de Paris, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Göteborg Senfoni Orkestrası, İspanya Ulusal Orkestrası ortak siparişi.
Labèque kardeşler için İstanbullu klasikseverlere diyecek çok bir şey yok! Onları sahnedeki uyumları, enerjileri ve renkli kişilikleri ile defalarca dinledik ve alkışladık. Şimdi bu ikili yaşayan en özgün ve ilham verici bestecilerden Philip Glass’ın iki piyano için yazdığı ve BİFO’nun da siparişçileri arasında olduğu yeni konçertosunu seslendirmek üzere İstanbul’da.

MINIMALIST DREAM HOUSE
20 Kasım Cuma, Borusan Müzik Evi, 20.00
Katia & Marielle Labèque (iki piyano ve topluluk), David Chalmin (elektrogitar ve vokal), Alexandre Maillard (elektrobas), Raphael Seguinier (davul)
Labèque’ler, Philip Glass prömiyerinden sonra yeni bir sürprizle geliyor. 60’lı yıllarda başlayıp bugün hayatımızın her yanına sinen ‘minimalizm’in klasik müziğe yansımalarını “Minimalist Dream House” projesiyle Borusan Müzik Evi’nin bu iş için biçilmiş kaftan olan atmosferinde sunmaya hazırlanıyorlar. Konserde Laurie Anderson, John Cage, David Chalmin, Brian Eno, Henry Flynt, Philip Glass, Moondog, Arvo Pärt, Terry Riley, Radiohead, Erik Satie, Raphael Seguinier, Howard Skempton ve James Tenney’nin yapıtları seslendirilecek.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
LEONARD BERNSTEIN: ANNIVERSARIES
12 Aralık Cumartesi, Borusan Müzik Evi, 20.00
Jamie Bernstein (anlatıcı), Sebastian Knauer (piyano)
‘Batı Yakasının Hikâyesi’ bitmeyen bir Amerikan efsanesi oldu. İşte bu efsanenin yaratıcısı ve 20. yüzyılın en büyük şeflerinden Leonard Bernstein’ın kızı ve aynı zamanda gözde bir anlatıcı ve saygın bir yayımcı olan Jamie Bernstein, kayıtlarıyla parlak yorumunu piyano tarihine bırakan Alman piyanist Sebastian Knauer ile bu ‘efsane’ üzerine samimi bir dinletide buluşuyor.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & KIT ARMSTRONG
14 Aralık Pazartesi, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Kit Armstrong (piyano)
Daha ilkokulu bitirme yaşına gelmeden bestelerinin sayısı yaşını aşan, büyük piyanist Alfred Brendel’in tereddütsüz öğrenci olarak kabul ettiği bir deha olan Kit Armstrong’un Gershwin’in piyano konçertosuna yeniden hayat vereceği bu konser, Bernstein’ın Candide uvertürü ve büyük senfonilerin bestecisi Dvorak’ın muhteşem 9. Senfoni’si ile Batı Yakasının Hikâyesi festivalinin unutulmazlarından olacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
PEKİNELLER İLE BATI YAKASININ HİKÂYESİ
15 Aralık Salı, Lütfi Kırdar, 20.00
Güher & Süher Pekinel (iki piyano), Raphael Haeger (vurmalı çalgılar), Simon Rössler (vurmalı çalgılar)
Pekineller bir piyano ikilisi olarak parıltılı kariyerlerini 20. yüzyıldan 21. yüzyıla taşıdılar ve performanslarıyla klasik müziğin tarihine geçtiler kuşkusuz. BİFO’nun yer almayacağı bu konserde Berlin Filarmoni’nin perküsyoncularının enerjisini de yanlarına alan ikili, bu özel akşamda en az kendileri kadar muhteşem bir programla bize o bildiğimiz sahne enerjilerini ve mükemmel uyumlarını bir kez daha gösterecek. Konser programındaki eserlerin bazıları şöyle: ‘Ciaconna’ (Pekineller için Penderecki tarafından uyarlandı)/ ‘Batı Yakasının Hikâyesi’nden Senfonik Danslar, iki piyano ve iki perküsyon için (L. Bernstein tarafından Pekineller için yazıldı)/ Lutoslawski’nin ‘Paganini Çeşitlemeleri’ iki piyano ve iki perküsyon için (Türkiye prömiyeri).

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
KERESTENİN SESİ
16 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
sa.ne.na
Perküsyon topluluğu sa.ne.na, İstanbul’un çağdaş müzik atmosferinin vazgeçilmezlerinden biri. Onların enerjisi, kategorilere meydan okuyan ve punk, caz ve klasiğin nüvelerini müziğinde dâhice harmanlayan Michael Gordon’un Timber’ına ses verince, bu Türkiye prömiyeri meraklıları için kaçınılmaz ve kaçırılmaz bir müzik deneyimine dönüşüyor.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & EVELYN GLENNIE
17 Aralık Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Evelyn Glennie (vurmalı çalgılar)
BİFO izleyicisi perküsyonun büyüsünü Martin Grubinger ile bir kez tatmıştı. Şimdi sıra perküsyon sihirbazı Evelyn Glennie’de. Londra Olimpiyatları’nın açılış töreninden Björk’ün Telegram albümüne enstrümanlarıyla yaşamını adeta birleştiren ve büyük ölçüde duyma engelli olan sanatçı, hayatta hiçbir engelin insanın tutkularının önüne geçemeyeceğinin mükemmel bir örneği.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
SPIRITUALS
18 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
Indra Thomas (soprano)
Amerika deyince caz, caz deyince spritüallere dokunmamak olmaz. Bu konserin sesi Indra Thomas 2009’da BİFO’nun Yeni Yıl Konseri’nde izleyenlerin belleğine kazınmıştı. Aida’dan Il trovatore’ye, Turandot’dan Porgy and Bess’e ayakta alkışlanan opera performansları sergileyen soprano şimdi spiritüallere “ruh” katacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & NICOLAS ALTSTAEDT
19 Aralık Cumartesi, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Nicolas Altstaedt (viyolonsel)
Çellist Nicolas Altstaedt dönem müziğinden klasik repertuvara uzanmakla kalmayıp çağdaş müzik yapıtlarına olan tutkusunu sipariş ettiği parçaları seslendirerek gösteren muhteşem bir sanatçı. Ödülleri, birlikte çaldığı büyük şefler ve orkestralar ve özellikle Haydn konçertolarının kayıtlarıyla günümüzün en parlak solistlerinden biri oldu. Bloch’un insanı başka diyarlara götüren Schelomo’sunu ondan dinlemek başka olacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BANG ON A CAN ALL-STARS
21 Aralık Pazartesi, Borusan Müzik Evi, 20.00
Bang On A Can All-Stars
‘Bang On A Can All-Stars’, yirmi beşinci yıla doğru giden doludizgin müzik yaşamlarında, performans teknikleri, sunuşları ve izleyiciyle iletişimlerinde hep yeninin peşinde oldu. O yüzden onları İstanbul’da daha önce izleyenler yeniden, izlemeyenler mutlaka ilk kez dinlemeli. Çünkü bu yalnızca bir konser değil, aynı zamanda filmlerle renklenen, belleklere kazınacak bir kutlaması olacak topluluğun.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
AMERİKAN POSTMİNİMALİSTLERİ
23 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
Hezarfen Ensemble
Hezarfen Ensemble’ın merkezi İstanbul, müzisyenleri Türkiye ve Avrupa’dan. Tutkuları çağdaş müzik, programları rengârenk. Batı Yakasının Hikâyesi festivali için çok farklı enstrüman kombinasyonları için yazılmış yapıtları bir araya getirdikleri programları günümüzün önde gelen bestecilerine “Amerikan Postminimalistleri” başlığıyla bir bakış atıyor.

YENİ YIL KONSERİ
7 Ocak Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00,  Sascha Goetzel (şef), Luca Pisaroni (bas), Chenn Reiss (soprano)

Sascha Goetzel

İşte BİFO’nun her yıl ilgiyle beklenen yeni yılı karşılama konseri. Müzikaller, operetler, aryalar, valsler ve polkalarla yeni bir sayfa açmanın heyecanı ve umut dolu beklentisi her yıl müzikseverleri dudaklarında bir tebessümle gönderiyor evlerine. Solistler “zorlukların operacısı” bas Luca Pisaroni ve operalar kadar şarkı repertuvarında başarısı ile de ünlenen soprano Chen Reiss olunca, söylecek çok söz kalmıyor…

BİFO İLE MAHLER 2
14 Ocak Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Wiener Singakademie, Viyana Konzerthaus Korosu, Heinz Ferlesch (sanat yöntmeni ve koro şefi), Çiğdem Soyarslan (soprano), Elena Zhidkova (mezzosoprano)
Sascha Goetzel yönetimindeki BİFO’nun her yıl repertuvarına kattığı başyapıtlar bu yıl Mahler’in en beğenilen senfonilerinden ‘Diriliş’le devam ediyor. Müzikal yapısı ve düşünsel derinliğiyle de büyük bir öneme sahip olan yapıtın solistleri ülkemizi dünya sahnelerinde başarıyla temsil eden soprano Çiğdem Soyarslan ve zorlu rollerin altından başarıyla kalkan Rus mezzosoprano Elena Zhidkova. Viyana’nın ünlü Konzerthaus Korosu da kadroya eklenince bu Mahler yorumu muhteşem olacağa benziyor.

BİFO & FREDDY KEMPF
17 Mart Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Gürer Aykal (şef), Freddy Kempf (piyano)

gurer-aykal

Müzik kariyeri henüz sekiz yaşındayken Kraliyet Filarmoni Orkestrası ile başlayan ve olgunluk döneminde piyano repertuvarının büyük yapıtlarını diskografisine katan İngiliz virtüöz Freddy Kempf, teknik yetkinliğinin yanı sıra sahnedeki cana yakınlığıyla da gönülleri fetheden bir sanatçı. Gershwin’in caz dokularını klasik müziğe işlediği iki parçayı seslendirecek olan Kempf’in parmaklarında bu müzikler daha da güzel olacak.

BİFO VE UFUK & BAHAR DÖRDÜNCÜ
31 Mart Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Ufuk & Bahar Dördüncü (iki piyano)
Ufuk ve Bahar Dördüncü’nün geçen sezon heyecanla beklenen ve hava muhalefeti yüzünden bu yıla ertelenen konseri nihayet huzurlarınızda. Britten’ın İskoç Baladı, 20. yüzyılın öncü bestecilerinden Toru Takemistsu’nun Quotation of Dream’i ve Korsakov’un Şehrazad’ı ile bu konser piyano ikilisinin kusursuz tekniği ve BİFO’nun hünerini ortaya koyacak.

BUCHBINDER İLE TÜM BEETHOVEN KONÇERTOLARI – I ve II
6 Nisan Çarşamba, Lütfi Kırdar, 20.00 ve 7 Nisan Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Rudolf Buchbinder (şef ve piyano)
Rudolf Buchbinder, Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını Süreyya Operası’nda seslendirerek gönülleri fethetmişti. Ama büyük Beethoven yorumcusuna bu yetmemiş olacak ki, Viyana Filarmoni ile şef ve piyanist olarak kaydettiği Beethoven konçertolarını piyanoda ve orkestra başında İstanbullulara dinletmek üzere yine geliyor.

PENDERECKI YAPITLARINI YÖNETİYOR
21 Nisan Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Krzysztof Penderecki (şef), László Fenyoe (viyolonsel)
BİFO’nun dinamik, vizyoner ve sevilen şevi Sascha Goetzel bu konserde batonu çağımızın en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki’ye bırakıyor. Yarım yüzyılı aşan kariyerinin zirvesindeki sanatçının başarıları saymakla bitecek gibi değil. Yaşayan bir efsane kendi yapıtlarını yönettiğinde, bu tarihi fırsatı kaçırmamak gerekir deriz.

Leyla Gencer Anısına: NORMA
12 Mayıs Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Macaristan Ulusal Filarmoni Korosu, Mátyás Antal (koro şefi)
Norma: Maria Pia Piscitelli (soprano), Adalgisa: Ekaterina Gubanova (mezzosoprano), Pollione: Massimo Giordano (tenor), Oroveso Dan: Paul Dumitrescu (bas), Clotilde: Ana Puche (soprano), Flavio: Paul O’Neill (tenor)
BİFO’nun her yıl Leyla Gencer anısına düzenlediği konserlerin bu yılki ayağı “La diva Turca”ya gerçek bir saygı duruşu. Bellini’nin bel canto’nun zirvesi olarak kabul edilebilecek olan Norma operasını 20. yüzyıl klasik müzik tarihinin sayfalarına kazıyanlardan biri de Leyla Gencer’di. Yıldız solistlerini ve kırk yıl sonra İstanbul’da ilk kez seslendirilecek olduğunu da düşünürsek, bu gece Türkiye’nin klasik müzik tarihinin önemli anlarından biri olacak.
Ayrıntılı bilgi için: http://www.borusansanat.com/tr/

 

34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu ROMANYA “Sözcüklerle” Geliyor

Bu yıl 7-15 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu Romanya.

34.kitap fuarı

Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle gerçekleştirilen 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, Romanya’yı konuk etmeye hazırlanıyor. Uluslararası Salon kapsamında fuarın ilk 4 günü (7-10 Kasım) açık olacak Romanya ülke standında Romanya edebiyatı ve kültürü tüm renkleriyle yer bulacak. Fuarda, Onur Konuğu etkinlikleri kapsamında söyleşi, panel, şiir dinletileri, müzik dinletisi, yayıncılarla profesyonel buluşmalar ve çocuk etkinlikleri düzenlenecek.

Dört gün süresince Romanya’nın önde gelen yazarları İstanbul Kitap Fuarı’nda okurlarıyla bir araya gelecek. Onur konuğu, aralarında Nobel edebiyat ödülü adayı Mircea Carterescu veMatei Visniec gibi çok değerli yazarların olduğu bir programla fuar ziyaretçileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Ayrıntılı program ve davetli yazar listesi Eylül ayı başında düzenlenecek basın toplantısında açıklanacaktır.

İstanbul Kitap Fuarı aynı zamanda 100. Yaşını kutladığımız Aziz Nesin’i anmak üzere Nesin Vakfı ve Nesin Yayınları işbirliği ile bir program hazırlıyor. Program kapsamında Aziz Nesin’in edebi kişiliği, yaşamı ve eserleri üzerine söyleşi, panel ve bir de sergi gerçekleştirilecek.

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur çizeri Tan Oral, teması ise “Mizah: Hayata Gülümseyerek Bakmak”.

34. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI
ONUR YAZARI VE TEMASI BELLİ OLDU

Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenen Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl otuz dördüncü kez 7-15 Kasım 2015 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de kapılarını açacak.

Onur Yazarı ve Tema Belli Oldu

Kitap Fuarları Danışma Kurulu tarafından alınan kararla karikatürist Sayın Tan Oral 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı “Onur Çizeri” olarak belirlenmiştir. Fuar süresince Tan Oral’ın da katılımıyla paneller ve etkinlikler düzenlenecektir. TÜYAP tarafından Onur Çizeri Tan Oral‘ın yaşamı, çalışmaları ve eserlerinden seçmelerin olduğu bir kitap ve bir sergi hazırlanmaktadır.

Bu yıl Fuar’ın teması ise “Mizah: Hayata Gülümseyerek Bakmak” olarak belirlenmiştir.  Tema kapsamında İstanbul Kitap Fuarı yurt dışından çok değerli yazarları konuk etmeye de hazırlanıyor.

TÜYAP tarafından düzenlenen 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, 25. İstanbul Sanat Fuarı-ARTİST 2015 ile eş zamanlı gerçekleştirilecektir.

tarihte-bugun-ne-oldu424 Temmuz, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 205. (artık yıllarda 206.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 160 gün vardır.

Olaylar

  • 1823 – Şili’de kölelik yasaklandı.
  • 1847 – Salt Lake City, İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi peygamberlerinden Brigham Young öncülüğünde kurulmaya başlandı.
  • 1866 – Tennessee, Amerikan İç Savaşı sonrasında birliğe tekrar kabul edilen ilk eyalet oldu.
  • 1901 – Yazar O. Henry, zimmet suçundan Austin, Texas’ta üç yıl kaldığı hapishaneden iyi hal nedeniyle salıverildi.
  • 1908 – II. Meşrutiyet’in ilanı. 29 yıldır askıda olan Osmanlı Anayasası yeniden yürürlüğe girdi.
  • 1911 – III. Hiram Bingham, Machu Picchu’yu (İnka’ların kayıp şehri) yeniden keşfetti.
  • 1915 – Şikago’da yolcu gemisi battı: 845 kişi öldü.
  • 1923 – Günümüz Türkiye’sinin sınırlarının çizildiği Lozan Antlaşması imzalandı.
  • 1931 – Pittsburgh’da (Pensilvanya) yaşlılar evinde çıkan yangında 48 kişi öldü.
  • 1936 – İspanya hükümeti iç savaş nedeniyle dünyadan yardım istedi.
  • 1943 – II. Dünya Savaşı: İngiliz ve Kanada uçakları geceleri, ABD uçakları gündüzleri Hamburg’u bombaladı. Kasım’da operasyon bittiğinde 9.000 ton patlayıcı kullanılmış, 30.000 den fazla insan ölmüş ve 280.000 bina yıkılmış olacaktı.
  • 1950 – Gazeteciler Cemiyeti sansürün kaldırılışını Basın Bayramı ilan etti.
  • 1952 – Merzifon ve Akşehir’de sel: 77 ev yıkıldı, 500 büyükbaş hayvan öldü, tarım alanları sular altında kaldı.
  • 1955 – Ekrem Koçak 800 metrede Akdeniz Oyunları rekoru kırarak birinci oldu.
  • 1958 – Türkiye’nin Kıbrıs’a asker gönderme önerisini Birleşik Krallık reddetti.
  • 1959 – Irak’ta 1000 kadar Kerkük Türkmeni’nin katledildiği açıklandı.
  • 1960 – Basın Ahlak Yasası imzalandı.
  • 1963 – Sendikalar Kanunu ile Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu çıktı.
  • 1967 – Dokunulmazlığı kaldırılan Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Çetin Altan iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
  • 1967 – 11 Mayıs’ta greve giden ve haklarını almak için Ankara’ya yürüyüşe geçen Manisalı 90 temizlik işçisi 930 kilometre kat ederek Ankara’ya vardı.
  • 1968 – Polisin İstanbul Teknik Üniversitesi Yurdu’nu bastığı sırada dövdüğü gençlerden Hukuk Fakültesi öğrencisi Vedat Demircioğlu sekiz gün komada kaldıktan sonra öldü.
  • 1974 – Yunanistan’da yedi yıldır süren cunta yönetimi sona erdi; sürgündeki Konstantin Karamanlis hükümeti kurmak üzere geri döndü.
  • 1977 – Dört gün süren Libya-Mısır savaşı sona erdi.
  • 1985 – Yeşilköy Havaalanı’na, Atatürk Havalimanı adı verildi.
  • 1986 – Kartal, İstanbul’da tren kazası: 9 ölü, 18 yaralı.

Doğumlar

  • 1783 – Simón Bolívar, Güney Amerikalı devrimci lider (ö. 1830)
  • 1802 – Alexandre Dumas, père, Fransız yazar (ö. 1870)
  • 1803 – Adolphe Adam, Fransız besteci (ö. 1856)
  • 1844 – İlya Repin, Rus ressam (ö. 1930)
  • 1857 – Henrik Pontoppidan, Danimarkalı yazar (ö. 1943)
  • 1864 – Juan Vicente Gómez, 1908-1935 arasında Venezuela diktatörü (ö. 1935)
  • 1897 – Amelia Earhart, ABD’li havacı ve yazar (ö. 1938)
  • 1922 – Namık Kemal Şentürk, İzmir valisi
  • 1931 – Ermanno Olmi, İtalyan yönetmen
  • 1936 – Dan Inosanto, Bruce Lee’nin öğrencisi
  • 1938 – José Altafini, İtalyan futbolcu
  • 1939 – Walt Bellamy, ABD’li basketbolcu (ö. 2013)
  • 1952 – Gus Van Sant, ABD’li yönetmen ve müzisyen
  • 1954 – Erdoğan Arıca, Türk futbolcu, teknik direktör (ö. 2012)
  • 1963 – Karl Malone, ABD’li eski basketbolcu
  • 1965 – Süleyman Nevzat Korkmaz, Türk siyasetçi
  • 1969 – Jennifer Lopez, ABD’li aktris, latin pop müzik şarkıcısı, moda tasarımcısı ve dansçısı
  • 1969 – Uzay Heparı, Türk besteci ve yapımcı (ö. 1994)
  • 1972 – Burak Şendağ, Türk Tango bestecisi, bandoneonist ve piyanist
  • 1973 – Evren Duyal, Türk tiyatrocu, sinema oyuncusu
  • 1975 – Torrie Wilson, ABD’li model ve güreşçi
  • 1975 – Eric Szmanda, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1976 – Tiago Monteiro, Portekizli Formula 1 sürücüsü
  • 1977 – Mehdi Mahdavikia, İranlı futbolcu
  • 1979 – Rose Byrne, Avustralyalı oyuncu
  • 1979 – Cristian Rodrigo Zurita, Arjantinli futbolcu
  • 1981 – Summer Glau, ABD’li dansçı, sinema ve dizi oyuncusu
  • 1981 – Onur Şan, Türk şarkıcı
  • 1982 – Anna Paquin, Akademi ödülü sahibi Kanadalı oyuncu
  • 1982 – Vyacheslav Krendelev, Türkmenistanlı futbolcu
  • 1983 – Daniele De Rossi, İtalyan futbolcu
  • 1984 – Debby Stam, Hollandalı voleybolcu
  • 1987 – Merve Sevi, Türk oyuncu
  • 1989 – Eko Yuli Irawan, Endonezyalı halterci

Ölümler

  • 1862 – Martin Van Buren, ABD’nin 8. başkanı (d. 1782)
  • 1927 – Ryunosuke Akutagawa, Japon yazarı (d. 1892)
  • 1957 – Sacha Guitry, Fransız aktör, yönetmen, senarist (d. 1885)
  • 1980 – Peter Sellers, İngiliz aktör (d. 1925)
  • 1941 – Afife Jale, ilk Türk kadın tiyatro oyuncusu (d. 1902)
  • 1974 – James Chadwick, Nobel ödüllü İngiliz fizikçi (d. 1891)
  • 1986 – Fritz Albert Lipmann, Nobel ödülü kazanmış Alman asıllı ABD’li biyokimyacı (d. 1899)
  • 1991 – Isaac Bashevis Singer, Nobel ödülü kazanmış Polonya asıllı ABD’li yazar (d. 1902)
  • 1995 – Sadık Ahmet, mensubu olduğu Batı Trakya Türkleri’nin hakları için verdiği mücadele ile tanınmış bir tıp doktoru ve siyasetçi (d. 1947)
  • 2002 – Adnan Yücel, Türk Şair (d. 1953)
  • 2004 – Bob Azzam, Fransa’da ün kazanmış Mısırlı şarkıcı (d. 1925)
  • 2011 – Didem Madak, Türk şair (d. 1970)